All language subtitles for The Code of Cain 2016

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic Download
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
en English Download
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil) Download
pt Portuguese (Portugal) Download
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian Download
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese Download
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

Downloaded from YTS.MX

Official YIFY movies site: YTS.MX

Ve tanrı ona dedi ki;

"Eğer Kabil'i öldüren olursa yedi kez cezalandırılacak."

Tanrı Kabil'in üstüne işaretini koydu.

Böylece işareti görenler onu öldürmeyecekti.

SAN MIGUEL MEKSİKA

Sara, tamam, görev tamamlandı. Eve dönüyoruz.

Tamam bu tarihi anı kaydedelim.

Bizi biz yapan anılardır, değil mi?

Hadi, gülümse.

Güzel. Bir tane daha.

Güzel.

Biraz da buraya bakalım.

Aman Tanrım!

Bu o.

Hayır.

Hey, bırakın beni! Lütfen, yardım edin!

Bırakın beni!

Hayır!

Habil'le Kabil'in hikâyesi bir efsane sanıyordum, bir masal.

ve sen şimdi bana değil diyorsun.

Bir şekilde dünyayı kurtarmanın anahtarı olacak.

Bizim gibi başkaları da var.

Ve sana yardım edecekler. Sana yön verecekler.

Ve bir gün dünyayı benim gözümle göreceksin.

Kime yardım edeceğini bileceksin

-ve kimden korkacağını. -Bir ismimiz var mı?

Kendimize Habilciler diyoruz.

Peki ya bu işareti taşıyanlar?

Kabil'in işareti.

-Onlar düşmanımız mı? -Hayır.

Onlar yardımına ihtiyaç duyanlar.

Neden? Eğer kötülüğü kucaklamayı seçtilerse

onları durdurmalıyız, yardım etmemeliyiz.

O kadar değil hayatım.

İnsanlar kalplerine kötülük ve nefret yerleştirdiğinde

Kabil onları işaretiyle damgalar.

Bunu hissetmezler. Orada olduğunu bile bilmezler.

Ama bu işaret kalıcı olmak zorunda değildir.

Orada ben devreye girerim ve artık sen gireceksin.

Neden biz? Neden ben? Ben bir gazeteciyim.

Yardım edecek daha iyileri yok mu?

İnsanların çoğu için

komşularından nefret etmek daha kolaydır.

Kabil'in...

...işareti böyle yayılır.

Ama bizler, seçilmiş birkaç kişi,

biz farklı bir yol seçeriz. Daha zor bir yol.

Biz sevmeyi seçeriz.

Bütün dünya bu haberler karşısında sarsıldı.

Yetkililer olayın araştırılmaya devam edildiğini söylüyor.

Evet, hadi. Devam et. Başarabilirsin.

Hadi Pavel!

Ben yakışıklı olanım, o zeki olanımız. Sorun değil.

Sıra kimde, sıra kimde, kim denemek ister?

Ne kadar hoşmuş.

Çok güzel.

-Demek senin ha? -Hadi dostum.

Yani, sana el salladı.

Evet, öyle gibi duruyor.

Tanrım.

İşte bu kardeşim. İşte kardeşim.

Beyler Alice'le tanışın.

Alice, bunlar iş arkadaşlarım. Bu Andre.

Dima, Gosha,

-Gregor, Sanya. -Selam.

Ve kardeşim Egor.

-Sonunda tanıştığımıza sevindim Egor. -Bana inan, ben de öyle.

Hayır, hayır.

Bu eller öpülmek için yaratılmış. Sıkılmak için değil.

Bunu sır olarak saklıyormuş. İnanabiliyor musunuz?

Bu güzel kız hakkında tek kelime bile duymadım.

Birkaç ay önce tanıştık.

Ne?

Birkaç ay mı? Birkaç ay.

Kardeşim iki aydır bir ilişki yaşıyor ve benim ilk kez haberim oluyor.

-Kadeh kaldırmalıyız. -Bir.

Alice, şampanyaya itiraz etmezsin ya?

Bilardo oynamaya ne dersin?

-İntikam mı istiyorsun? -Neden olmasın?

Hadi.

Ve birayı fazla kaçırmayın çocuklar, yarın atlayışımız var.

-Tamamdır. Alice, hadi şerefine içelim. -Bunu kutlamalıyız.

Bu kadar kardeşim. Kazandım. Belki gelecek sefere.

-Ne oldu kardeşim, neler oluyor? -Defol git.

Bu da neydi?

İşte taksimiz. Çabuk gelmiş.

Hadi çocuklar. Acele edin. Kendinizi toplayın!

Hey kardeşim, dünü atlatabildin mi? Ne?

Ne oldu?

Pasha, dün bütün gece homurdandın ve bu sabah hâlâ kızgınsın.

Komutanım, adamlar hazır.

Tamam, sonra konuşuruz. Git.

Gözler sağa hazır ol! Sağa dön, hadi!

Koşar adım, marş!

Kancalarınızı bağlayın!

Çocuklar, dün neler oldu inanmazsınız.

-Güzel bir şeyler geliyor. -Güzel bir kızı aldım.

Onu eve bırakacaktım, hepsi o. "Seni nereye bırakayım güzelim?" dedim.

O da bana dedi ki, "Senin evine ne dersin yakışıklı?"

-İnanabiliyor musunuz? -Sonra ne oldu?

-Ne? -Peki sonra ne oldu?

Dima, bu gibi durumlarda neler olduğunu sana cidden açıklamam gerekiyor mu?

Tamam, anladım.

Bir anlaşma yapalım. Sana sonra anlatırım.

Tamam. Şimdi atlamaya hazırlanın!

Pisliğin tekisin!

Kanca, kanca, paraşütü açılmayacak!

Pavel, paraşütünü aç!

Pavel!

Tebrik ederim. İyi iş çıkardın.

Belarus Cumhuriyetine hizmet ediyorum.

Pavel.

Pavel.

Bunun nesi var?

-Tebrik ederim. -Teşekkürler baba.

Seçim haberleriyle karşınızdayım.

Ana seçim merkezi arkamdaki bu binada bulunuyor.

Ve sonuçlar yakında açıklanacak.

Belarus Dünya Haberlerinden ben muhabiriniz Alice Vasilkova.

-Çektin mi? -Çektim.

Hadi, ısınmak için birer çay içelim.

Tamam peki, neden Vasilkova?

-Neden olmasın? -Korkunç. Çiçek mi?

Ne?

Peki, neden örnek olarak, Alice Papatya değil?

Ya da Alice Lale? Ya da hayır, hayır.

Alice Meşe.

Alice Orman.

-Bence... -Ormanların Alice'i.

Ben çiçekleri severim.

Gazetecilerin sahne adı olmasında sakınca yok.

Sara Ogden dahil her gazetecinin bir sahne ismi vardır.

Bu arada gerçek soyadı Connor.

Yayına Sara Connor ismiyle çıktığını bir düşünsene.

Dur, dur, dur. Haberini bitirir. Sara Connor, geri döneceğim.

Ne sahne ama.

O benim idolüm, hakkında her şeyi biliyorum.

Bak. Şunu incele.

MUHABİR SARAH OGDEN

LOS ANGELES, ABD

Kimsiniz?

Bir şey söyle lütfen.

Alo?

Nefes aldığını duyabiliyorum seni ucube!

Ne?

Hadi ama!

-Sara? -Dave.

Birisi yine arayıp suratıma kapattı.

Korkuyorum.

Tanrım Sara, saat sabahın dördü. Uyu artık.

Harika.

MINSK, BEYAZ RUSYA

-Saat 12 yönünde tehdit! -Tamam!

Hadi, hadi, hadi!

Arkada! Kafanızı eğin hadi! Bu taraftan.

Arkayı kontrol edin.

Durun.

Görüntüyü ekrana verin.

Tamam beyler.

Tebrikler.

Çevreyi taramayı ihmal ederek, demin silahsız bir adamı vurdunuz.

Gosha.

Tereddüt ettin.

Silahını teröristlerden sonra ateşledin.

Dima.

Sen iyiydin.

İlk hedefteki tepkin yerindeydi.

Ama yine de çocuklar...

Silahsız bir adama iki mermi yerleştirmeyi başardınız.

Sadece ellerini cebine soktu diye, tamam mı?

Dikkat edin lütfen, dikkat edin.

Bu kahramanının ne özelliği var?

Sara'nın?

Ne, iki Pulitzer ve dünya çapında ün sana yetmiyor mu?

Ve Hollywood'da havuzlu bir ev.

Başlangıç için nasıl?

Fena değil.

Neler oluyor?

Şunu gördün mü? Ne aptal insanlar.

-Neler oluyor? -Protesto ediyorlar.

Onu görüyorum ama neden bu kadar kalabalıklar?

-Belki birbirlerini klonluyorlardır. -Bu bir haber. Kameran nerede?

-Arka koltukta. -Gel hadi.

Delirdin mi sen?

-Bu bir fırsat, hadi gidelim. -O kargaşanın içine mi?

-Evet. -Alice, dalga mı geçiyorsun?

-Hayır. Hadi gidelim. -Basın izinlerimiz bile yok.

-Kamerayı bana ver. -Delirmişsin sen.

Yürüyün. Özgürlük!

Hadi, devam edin!

Vay.

Gidelim hadi. Gel.

Ne, oraya mı?

-Evet, oraya. Hadi. -Eğlenceli olabilir. Hadi.

İnsan bir kez yaşar.

Hey, suratın neden asık? Hadi, gel biraz eğlenelim.

Hadi Pavel, bunu ne kadar sık görebilirsin ki? Hadi.

Gidelim.

Dikkat, bu duyuru iç işleri bakanlığı tarafından yapılmaktadır.

Minsk şehir yetkilileri bir karar verdi.

Bu bölgede gösteriler yasaklanmıştır.

Binaya yaklaşan büyük bir sivil kalabalık var.

En azından birkaç bin kişi.

Geri çekiliyorum ve binaya sığınıyorum.

Polisin emirlerine uyun ve dağılın.

Şahin bir emir bekliyor, tamam.

15 dakika içinde destek olarak müdahaleye hazır olun.

Meclis binasının önünde konuşlanın.

Tamam. Anlaşıldı Merkez.

Bu, içişleri bakanlığının bir duyurusudur.

Lütfen dağılın.

Bu gösteri kanuna aykırıdır.

Lütfen hemen dağılın.

Kanunu çiğnemeyin.

Polisin emirlerine uyun.

Zor bir gece olacak.

İşler kötü giderse buna hazır mısınız?

Bağımsızlık Meydanı'nda beş ambulans bekliyor.

-Peki ya özel birlikler? -Onlar da yolda General.

Albay, güvenlik ekibi emrinizdedir.

Binbaşı Egor Anisimov.

Tam zamanında. Durum giderek kötüleşiyor.

Arkadaşlar, sakin olun.

Kimsenin sizi kışkırtmasına izin vermeyin. Sakin olun.

Bu sakin bir protesto olarak kalsın.

Polise saldırmaları için bir neden vermeyin.

Sakin ve barışçıl kalın.

Şu tarafa!

Bütün seçim komisyonu bu binada.

Peki efendim.

Sakin olun! Saldırgan tavırlara gerek yok!

Merkez. Protestocular hatlarımızı yardı.

Kalabalık binaya girdi.

Anladım. Sağ ol albay, anladım.

Başkanı aramamız lazım.

Bay Başkan.

Anladım.

Engel planını uygula, dedi.

Tamam, engel planını uygulayın.

Engele geçin Albay. Engel.

Devam et.

Çekimi sakın durdurma.

Söndürün beni, söndürün beni!

Söndürün.

Merkez, durumun kontrolünü kaybetmeye başladık.

Şu tarafa bak.

-Ne var? -Pavel.

Kendi halkınızı dövüyorsunuz.

Hadi gelsenize.

-Şu alçağı yere indirin. -Albay, lütfen.

O benim kardeşim.

Kardeşin mi?

Peki kardeşinin isyanın ortasında ne işi var Binbaşı?

Anlaşıldı Bay Başkan.

General.

Santrifüj planı.

Devam edin.

Ama kayıp görmek istemiyorum.

Yavaş olun, ben basın mensubuyum.

Hadi!

Anlamıyorum, insanlar neden bu kadar saldırganlaştı?

Biz barışçıl insanlarız. Kardeş kardeşi kırıyor.

Kardeş kardeşi mi?

Ya kardeşin bir hainse?

O zaman ne yaparsın?

Gidip saçını mı okşarsın?

Hey, sakin ol dostum.

Çekin ellerinizi üstümden, biz gazeteciyiz.

Bana görüntü alma izninizi gösterin.

Kaybettim.

Adamlarınız beni döverken.

Senin adamın mı?

Bana adını söyler misin?

Vasili Demenkoviç, kameraman.

Bir daha isyan gibi bir şeyi filme alırken...

...bir kimlik taşırsanız fena olmaz.

Üstünde basın yazan yelekler giyin.

Bugün yaşamış olabileceğiniz

uygunsuz şeylerden dolayı özür dilerim.

Sesçim de yanımdaydı.

Göz altına alınırken.

-Adı? -Anisimov. Pavel Anisimov.

Sence bunlara gerek var mıydı?

İnsanlar beni seninle ilgili uyardı Vasilkova.

Şöyle dediler; "Onu takip edersen başını belaya sokar."

Ve aynen de öyle oldu.

-Bak ne diyeceğim. -Ne?

Pavel.

Bir de teşekkür mü istiyorsun?

Benden ne istiyorsun?

Sadece konuşmak istiyorum.

Bunca zamandır her yerde seni aradım

ve seni o gösterinin ortasında görünce

senin peşinden geldim.

Orası gerçekten çok korkunçtu.

Sana baktım ve düşündüm ki...

Seni seviyorum.

Kes şunu.

-Harikasın Alice. -Cehenneme git.

Dinle seni alçak. Her kimsen beni korkutmuyorsun.

Anladın mı? Beni aramayı kes!

Merhaba Sara, benim Dave.

Buluşmamız gerek. Ofise gelir misin?

Evet, evet.

Tamam, orada görüşürüz.

Sonuçta o kadar kötü değil.

Kimseyi değil sadece kendini öldürdü. Ve bu olay olmasaydı...

Olay mı? Adamlar beni kaçırdı.

Dave, bunun şakası yok.

Ben bunun bir tesadüf olduğuna inanıyorum.

Sara.

Bana Latin isyancıların ülkeye gelip

seni kaçırmaya çalıştıklarını söylüyorsun. Ne için?

Sara, hadi ama, boş ver gitsin.

-Bir görevimiz daha var. -Nerede?

Belarus.

Belarus bizim etki alanımızın dışında

ve durum kolayca kontrolden çıkabilir.

Ne demeye çalışıyorsun?

Oradaki başkan, Slav toplulukları arasındaki çatışmayla ilgili

sert bir açıklama yaptı.

Kabil'in etkisi ortada.

İngiltere, Almanya ya da Amerika istedikleri kadar konuşsunlar

ama uzaktalar.

Anladın mı?

Dave, bu politika. Bizi ilgilendirmez.

Bununla uğraşacak kadar kaynağımız yok.

Ayrıca şu anda fazla Habilci de kalmadı.

Sanırım her yerde durum böyle.

Şiddet, devrim, kan dökülmesi.

Neyse ki Belarus'ta kan dökülmesinin önüne geçildi. Şimdilik.

-Ama sanırım görevimiz açığa çıktı. -Görev mi?

Evet, öyle. Görev. Senin görevin.

Detaylar burada.

Ekmek olmadan hiçbir masa tam sayılmaz.

İşte getirdim. Şimdi içelim.

Evet, oturalım.

Öncelikle sana içelim baba.

Biliyorsun baba. Seni seviyorum.

Senin şerefine.

Sağ ol evlat.

Söyle bakalım. Yeni işin nasıl?

İyi gidiyor mu?

Şimdilik harika.

İyi arkadaşlar var. İş de ilginç.

Yeni Belaz'ı görmek için kamyona bir yabancı delegasyon geliyor.

Evet, her zaman derim.

Belaz çok iyi kamyon yapar. Şakası yoktur.

Ama birinci ve ikinci arasında fren olmaz. Bir daha.

-Şuna bakar mısın? -Evet, tabii baba.

Birisi geldiği zaman mutlu oluyorum.

Egor.

-Egor, seni görmek ne güzel. -Selam baba.

Egor, içeri gel, burası senin de evin.

Birlikte olmamız ne güzel, değil mi?

Pavel!

Pavel! Pavel!

Egor, neler oluyor böyle?

Siz kardeşsiniz.

Gerçekten bilmiyorum.

Belki bir tahminde bulunabilirim.

O...

...bir anda deliriverdi çünkü kıskandı.

Hepsi bu.

Bir kızı kıskandı.

Hepsi bir hataydı.

Ve şimdi bana ona kardeşi değil de düşmanmışım gibi davranıyor.

-Sizin neyiniz var böyle? -Bilmiyorum.

Çocuk gibisiniz, bunu çözseniz olmuyor mu?

Bu işi halletmen gerek.

-Hey baba. -Hallet dedim.

Bak ne diyeceğim baba.

Ona söyle.

Bu kavgayı ben çıkarmadım.

Onunla konuşmaya çalış.

Tamam, hadi gidelim.

Ayağa kalk. Benimle gel. Sana bir şey göstereceğim.

Evet. Buraya gelmeyeli ne kadar oldu?

Buraya en son onuncu doğum gününde geldik.

Gel hadi. Biraz yürüyelim.

Çok daha büyük sanıyordum ama şimdi çok küçük göründü.

Çünkü sen bu kadarcıktın. Şimdi ne kadar uzadın baksana.

Gelsene, hadi çevreye bakalım.

Güzel.

Sana daha önce bu hikâyeyi hiç anlatmamıştım.

Şimdi mecburum, farkındayım.

Hikâye mi, ne hikâyesi?

Büyükbabanla ilgili.

Danila.

Yani babam.

Savaşta ölen mi?

Hayır. Savaşta değil.

Onlar...

İki kardeşti.

Danila ve Vasili.

Danila benim babamdı.

Ve Vasili de,

benim amcam, senin büyük amcan.

Annem Maria ve Danila âşık olmuşlar.

Hem de çok fena.

Ama Vasili, Maria'yı gördüğünde

dünyası bir anda bahara dönmüş. Onu elde etmesi lazımmış.

Kaç Danila. O şeytan Vasili peşine KGB'yi takmış.

Kaçman gerek.

Kaç.

Vasili.

Bazıları için Vasili ama senin için yoldaş müdür.

-Demek artık böyle oldu. -Sana Maria'dan uzak dur demiştim.

O benim.

Vasili, kendi kardeşine mi ihanet ettin?

Kardeş ha?

Senden kibarca istemedim mi? İstedim.

Sana istediğin her şeyi teklif etmedim mi? Ettim.

Ama onun yerine beni bunu zor yoldan yapmam için zorladın.

Nerede o?

Burada değil.

Tarlalara bakmak için şafaktan önce gitti.

Seni hiç sevmedi.

Ve hiç sevmeyecek.

Göreceğiz, göreceğiz.

Şimdi... Neden insanları ilaçlarınla zehirliyorsun?

Sahte ilaçlarınla? Söyle bakalım!

-Seni yalancı. -Sen doktor numarası yapan bir hainsin.

Bunun için ceza alacaksın ve ben de orada olacağım.

Yoldaş Stalin de beni halk düşmanlarından birini daha

yakaladığım için ödüllendirecek.

Seni Yahuda. Kabil'in oğlu.

Kardeşini mezara gönderip karısını mı alacaksın?

Yakında görüşürüz kardeşim. Cehennemde.

Demek gitti?

Gitti, sahi mi?

-İçeri bakın çocuklar. -Size burada yok diyorum.

Anne? Anne!

Anne! Anne! Lütfen uyan.

İşte hikâye bu.

Egor.

0nlar da kardeşlerdi.

Sana yalvarıyorum.

Onunla aranı düzelt.

Kardeşinle aranı düzelt.

-Merhaba. -Nasılsınız?

Memnun oldum.

Vay, hava ne güzel.

Teşekkürler.

Belarus'a hoş geldiniz.

Başkan toplamda üç yeri ziyaret edecek.

İki haftadan kısa süre içinde.

-İki hafta mı? -Evet Oleg.

Zamanımız kısa.

Anisimov, sen Belaz'ı alacaksın.

Bugün oraya git ve çevreye bakın.

Yarın sabaha alman gereken güvenlik önlemleriyle ilgili rapor bekliyorum.

Peki efendim.

General, bugün Belaz'ı kalabalık bir yabancı delegasyonu ziyaret edecek.

Çok kalabalık olabilir.

Bugün halledilsin istiyorum.

Peki General.

-Memnun oldum. Merhaba. -Bayan Ogden.

Sizi dolaştırayım.

Teşekkürler.

Gecikme için özür dilerim Egor.

Konuklarımız var da.

Önemli bir yabancı komisyon geldi.

İş fırsatlarını değerlendirecekler.

İş fırsatlarını mı?

Evet. Önce programlama merkezine gidecekler,

sonra da fabrika katına geçeceğiz.

Oradayken onlara uzaktan kumandalı kamyonu göstereceğiz.

-Oradan başlayalım. -Tamam, olur.

Merhaba nasılsınız?

Bu işteki en iyi programcılar bizde.

Harika.

En iyi uzmanlarımız.

Burada madencilik kamyonlarımız için

deneysel uzaktan kumanda sistemimizi geliştiriyoruz.

Saha deneyi testlerimizi bitirmek üzereyiz.

Oradaki bir platform mu?

Şu rampanın tepesi?

-Evet, o yol bina boyunca devam ediyor. -Öyle mi?

O platforma normalde kimin erişimi var?

-Herkesin var. -Herkesin mi?

Sorun çıktığı zaman çalışanların oraya çıkıp onarması gerekiyor.

Beni izle, sana ne kastettiğimi göstereyim.

Şimdi de üretim ve onarım kısmına geçiyoruz.

Dos Veedania.

Tamam.

Başkanın ziyareti sırasında her katta güvenlik için on muhafız gerekecek.

Tabii, halledilir.

Burası üretim bölümü.

Ayrıca makinelerimiz burada ufak onarımlar da geçirir.

Şimdi size kamyonlarımızın uzaktan kumanda sistemlerini göstereceğiz.

Bence bu görüntü hoşunuza gidecek, özellikle de yukardan bakınca.

Hadi, çekinmeyin.

-Merhaba, nasılsınız? -Merhaba.

Vay! Ne manzara.

Vay!

Neler oluyor?

Durdurun! Kamyonu durdurun!

Hayır!

-Tanrım, hayır! -Yardım edin!

Birisi bana yardım etsin!

Kamyonu durdurun. Acil bir durum var.

-Kamyonu durdurun. -Yardım edin!

Dayan biraz. Geliyorum.

Dayan biraz. Neredeyse geldim.

Tuttum seni, diğer elini de ver!

Hadi, hadi!

Tamam, seni tuttum, seni tuttum.

Uzaktan kumandayı iptal et.

-Gidiyor musun? -Alice'in yanındayım.

-Alice. -Ne oldu?

Belaz'daki kazayı duydun mu?

O yüzden Sara Ogden'la röportaj yapacağım.

-Ciddi misin? -Neden olmasın?

İyi şanslar. Röportaj yapmaya çalıştık

ama başkanın gizli servisi tarafından korunuyor.

-Sana söylüyorum, Niko bile başaramaz. -Niko'nun bununla ne ilgisi var?

Patron Ogden'ı ona verdi.

Ama bunu yapamaz, bu benim haberim.

İyi de şuraya baksana.

Çok üzgünüm Alice.

Ve onlara dendi ki...

Kabil'i kim öldürürse yedi kez intikamı alınacaktır.

Ve tanrı Kabil'in üstüne bir işaret koydu.

Böylece ona bulanlar onu öldürmeyecekti.

Aslında bunların hepsi bana bir çeşit dua gibi geldi.

Yani bu Kabil ve Habil hikâyesi.

-Kardeşlerin aşkı. -Teşekkürler.

Kurtarılma, gerçekten bana göre bir şey değil.

Bana kalırsa umursamamız gereken çok başka şeyler var.

Ne gibi?

Hayatta bir amaç bulmak gibi.

Hedeflere ulaşmak, onun gibi şeyler.

Pavel, korkarım bunu yapamayacaksın.

Neden öyle söyledin?

Bak, çok büyük bir gücün etkisindesin.

Kendini yıkıma götürüyorsun.

Biz buna Kabil'in kanunu diyoruz.

Neden bahsediyorsun?

Beyler, lütfen, Sara Ogden'la röportaj yapmam gerek.

Ben muhabirim, beni tanıyorsunuz. Neden giremiyorum?

Yemin ederim yarım saatten fazla kalmam.

Kadın beni bekliyor.

Egor.

Alice, merhaba.

Dinle, beni Sara Ogden'a götürebilir misin?

Eğer onunla bu röportajı yapamazsam mahvoldum demektir.

Gidelim.

Gen saldırganlığının incelenen bir olay olduğunu biliyor muydun?

Yani köpekler gibi mi?

O pitbulların arada sırada delirmeleri gibi mi?

Evet, onun gibi bir şey.

Bir insan grubu var.

Onlara Kabilciler diyoruz.

Bu insanlar kötülüğü dünyaya taşıyabilirler.

O yüzden karmaşık bir program geliştirdik.

Kabil kanunun devreye girme ihtimalini hesaplıyor.

Bu devreye giriş...

-Merhaba. -Merhaba.

-İçeri girmemiz lazım. -Bu devreye girme,

insanda kritik şartlar altında oluşuyor.

İzninle.

Kurtarıcım. Lütfen içeri gel.

Bayan Ogden, sizinle röportaj yapmam gerek. Lütfen.

Pasha, sen de mi buradasın?

Çok iyi oldu. En sonunda.

-Dinle Alice. -Hayır, sen dinle.

Ayıp size. Kardeşsiniz.

Çocuklar, lütfen. Bu kadar yeter.

Egor.

Neden orada durup bir şey söylemiyorsun?

Söyle ona.

Pavel. Pavel, bekle lütfen.

Dur.

Bu sefer gidemeyeceksin.

Sözlerimi bitirene dek dinleyeceksin.

Beni yalnız bıraktın ve Egor beni eve götürmeyi teklif etti.

Eve giderken bir kızla tanıştık ve Egor onu eve bıraktı.

Hey, hey, kenara çek. Araba lazım gibi, ne dersin?

Nasıl isterseniz.

-Çok teşekkürler. -Sorun değil. Rica ederiz.

Vay ne kadar hoşsun.

Ne yazık ki benim değil.

-Belki ödünç alabilirim? -Ödünç almana gerek yok.

Kimseye ait değilim.

Alice'i eve bırakalım, ondan sonra hizmetindeyim.

Çok iyi olur.

Onlar ayrıldı...

...ve ben eve yalnız gittim.

Sana inanıyorum.

Bırakır mısın?

Tabii, neden olmasın?

İyi misin?

Evet. Evet, iyiyim.

Pavel, senden bir iyilik isteyeceğim.

Var mısın?

Evet, tabii.

Çok güzel. Hadi gidelim.

Bayan Ogden, ülkemizde kaldığınız sürece ne yapacağınıza dair

-bir program istiyorum. -Ben bunu veremem.

Üzgünüm ama bu güvenliğinizi sağlayabilmemiz için gerekli.

-Demek dilimizi biliyorsun. -Evet.

Ve beni her yerde takip etmeye niyetlisin.

-Evet, öyle. -Beni korumana izin verebilirim.

-Ama bir şartım var. -Evet.

İşin, benimkine engel olmayacak.

Tabii ki.

Dima.

Arkamdaki binanın çatısında.

-Bir parıltı var. -Anladım.

Bana hemen bir arama ekibi daha lazım.

Evet.

Gidelim.

-Merhaba. -Merhaba, nasılsınız?

Binbaşı Anisimov, başkanlık gizli servisi.

-Stat güvenliği. Feydor Skovichevski. -Memnun oldum.

-Sekreterim Irina. -Memnun oldum.

Ben de öyle.

Hedefimiz Minsk stadındaki iş merkezi. Arka taraftan yaklaş.

-Goodevich, giriş kapısını güvene al. -Peki efendim.

Timofeev, Nekrasov biz çatıya gidiyoruz.

Hedefimiz çatıyı olası bir keskin nişancıya karşı taramak.

Peki efendim.

Burası VIP girişi.

Demek heyet buraya gelecek.

Orada iki adam istiyorum.

-Ve iki adam da şuraya. -Tamam.

Gidelim.

Çatı temiz. Tamam.

Kimliğini göster.

Egor. Onu gördüm.

Peşindeyim.

Anlaşıldı. Çocuklar dağılın. Dima, benimle gel.

Hey!

Bu o.

Kahretsin.

Lanet olası!

Egor Anisimov, başkanlık güvenliği.

-Bana bu kameranın kayıtları lazım. -Peki efendim.

-Güzel. Dima. -Evet.

Tamam.

O motosikleti bul. Plaka, sahibi, her şeyi. Hadi.

-Binbaşı. -Ne buldun?

-Motosiklet konusu biraz garip. -Neden?

Motosiklet üç gün önce havaalanında Chris Wayne adında birine kiralanmış.

Önemli olan şu, bil bakalım kaçta?

Dima, telepatiye ayıracak vaktim yok, söyle hadi.

-14.55'te. -Yani?

Amerikalı gazeteci Sara Ogden'la aynı uçakla gelmiş.

İki kez kontrol ettim.

Tamam, Interpol ile temas kur.

Adam hakkında her şeyi bilmek istiyorum. Tamam mı?

Tamam komutanım.

Wayne.

Chris Wayne, fotoğrafını tüm ajanlara dağıtın.

Eğer yerini bulursanız bana haber verin.

Müdahale etmeyin. Kahramanlığa soyunmayın.

-Anlaşıldı mı? -Evet komutanım.

Ve unutmayın.

Wayne tehlikeli biri.

Belarus, Belarus, Belarus...

Merhaba Bayan Ogden.

Peki Oksana nerede? Genelde sizi gölge gibi takip eder.

Sen çevredeyken başkasına ihtiyacım yok.

Ayrıca dilimizi mükemmel konuşuyorsun.

Teşekkürler.

Kimsin, ne istiyorsun?

Tamam, hadi.

Şuraya da bak. Ne buldun?

Aferin oğlum.

Hadi ara.

-Pavel. -Merhaba.

Benimle tekrar buluşmak istediğin için

-çok memnun oldum. -Benim için zevktir.

Merhaba abi.

Merhaba kardeşim.

Egor...

Bunun için tekrar teşekkür ederim. Çok makbule geçti.

Rica ederim.

Sonra görüşürüz.

Kabil'in kanunu etkisiz kılınabilir

ama kişinin işaretlendiğini fark etmesi lazımdır.

Bunu yaparsa dünyadaki şiddet azalır. Eğer fark etmezse

bu kanun tam ölçekli bir kıyamet ortaya çıkana kadar yayılmaya devam eder.

Ama benim bunlarla ne ilgim var?

Pavel.

Sen bir Kabilcisin.

Devreye girmek üzeresin.

Bu sadece sana değil, birçoklarına zarar verecek.

Bunun daha önce de olduğunu gördüm.

Kuzey Afrika'da, Kuzey Kore'de. Orta Doğu'da.

Yıkıcı bir güç.

Ben Habilci tarikatının bir üyesi olarak işaretlileri takip ederim.

Bu ülkeye geliş sebebim sensin.

Yani demek istediğin,

buraya beni kendimden kurtarmaya geldin.

Sana yardıma geldim.

Şüpheliye benzeyen birini gördüm, tamam.

Tamam, teşekkürler.

-Gördüm, beşinci bölge. Mavi şapkalı. -Tamam.

Dima, Wayne burada. Sara'yı çıkar oradan.

Peki efendim.

Burası güvenli değil. Gitmemiz gerek.

-Neden, neler oluyor? -Sonra anlatırım. Lütfen gidelim.

Affedersin Pavel.

Dur bakalım.

-Oleg, Oleg iyi misin? -Evet, şu tarafa gitti.

Ben yakalarım.

İn o motosikletten!

Ellerini göster!

Bana ellerini göster dedim!

Burada neler oluyor?

Bir cinayet işlendi.

Tercümanınız öldürülmüş.

Evet?

Anladım.

Gitmemiz gerek.

Evet Bayan Ogden.

Sim kartını sistemden tarattık.

Sizi defalarca aramış.

Onu tanıyor musunuz?

Bu Chris.

Chris Wayne.

Sara, Chris Wayne'i tanıyor muydun?

Meslektaşım

ve çok iyi dostumdu.

Sara, Wayne ölmeden önce tek bir şey söyledi.

Pavel, Kabil değil.

-Ne? -İki kez.

-Ne demek bu? -Aman Tanrım.

Wayne benimle birlikte Kabil'in kanunu tarafından

işaretlenenleri kurtarmak için çalışırdı

ve diğerlerine yardım etmemi sağlardı.

Kardeşin gibileri kendini imhadan kurtarırdık.

Ne, ne? Pavel mi?

Evet, Pavel'de işaret var.

Ama aktivasyonu daha başlamadı. Demek ki,

bir Kabil daha olmalı.

Ve Pavel kurban değilse o zaman kim?

Bunu bilgi işleme götür.

Telefonun şifresini kırsınlar. Bunu hemen istiyorum.

Peki komutanım.

Gel hadi.

Otel?

Oraya geri dönemem.

Evini görmek istiyorum.

Eğer gidersen...

...seni koruyamayabilirim.

Benimle birlikte uç.

Haberler iyi mi?

Hemen geliyorum.

Rusça biliyorsun.

Neler olmuş?

Wayne'in telefonu kırılmış.

Seninle geliyorum.

Tabii ki.

Tamam, ne bulduk?

-Şuna bakın. -Teşekkürler.

Bu sensin, neredesin?

Bir Meksika köyünde.

Bu adam bir suçlu.

Beni kaçırmaya çalıştı.

-Kaçırmak mı? -Evet.

Bunu hatırladın mı?

-Bir yüzük, ne olmuş? -Şuna bak.

Dur biraz.

Burası Minsk.

Sara, onu tanıyor musun?

Hayır.

-Aynı yüzük. -Büyüt.

Büyütüyorum.

Çok haklı. Yüzük aynı.

Meksikalınınki gibi.

Dima, bu adam hakkında her şeyi öğren.

Peki komutanım.

Dima, geriye git.

Minsk metrosunun planları.

Tüm kavşak noktaları ve istasyonlar var.

-Bu hangi istasyon? -Ekim istasyonu.

Kavşak noktası.

Metrodaki en yoğun istasyon.

Özellikle de şimdi, iş çıkışında.

Ekibi hemen ekim istasyonuna gönder.

Tamam.

Pavel.

Ben baban. Benimle şimdi buluşabilir misin?

Seni ekim istasyonunda bekliyor olacağım.

Harika bir fikrim var.

Hayır, geldiğinde görürsün.

Ben zaten geldim, seni bekliyorum. Görüşürüz.

Evet Pavel.

Buradayım.

Dışarda otobüs durağındayım, sen neredesin?

Merdivende mi?

Baba!

Onu hemen buradan çıkarın!

Baba, merak etme. Yardım geldi.

Yanındayım. Merak etme, yanındayım.

Ben yanındayım.

Egor.

Her şey için teşekkürler.

Şey...

Görevini başaramadın.

Elimden geleni yaptım ama üzgünüm.

Üzülme, asıl benim af dilemem gerek.

Ne için?

Gizlemiştim.

Yani, Rusça bildiğimi.

Bunu neden yaptın?

İnsanların hakkımda ne dediğini öğrenmek istedim.

Diğer insanların.

Evet.

Albay. Günaydın efendim.

Günaydın efendim.

Günaydın efendim.

Yüzüklü adam hakkındaki bilgiler. Acil.

-Nathan Dariev. -Şimdilik tek ipucu var.

Adamlarım Belaz fabrikasında sakladığı belgeleri ve sabit diski buldu.

Oraya kendisi dönmez ama başka biriyle temasa geçmeye çalışabilir.

Tamamdır, gidelim.

Peki efendim.

Dima, Dariev'le kim temas kurarsa peşine düşmemiz gerek.

Peki binbaşı.

Evet kardeşim?

Egor.

Belaz'da birlikte çalıştığım bir adam vardı ya, meslektaşım.

Benimle buluşmak istedi.

Anladım Pavel.

Ne yaparsan yap gidip onunla buluşma.

O çok tehlikeli. Pavel.

Pavel. Kahretsin.

Sesim geliyor mu?

-Evet. İyi. -Dariev'i gördüm. Yaklaşıyor.

Bu saldırılar kısa süre önce gerçekleşti.

Bir şüpheli göz altına alındı.

Yetkililer bu suçların amacı hakkında bir yorumda bulunmadı.

Bu suçlar Belarus'lu birçok insanın hayatına mal oldu.

Neden bana bir fincan sade kahve getirmiyorsun?

-Hepsi bu mu? -Evet, şekersiz.

Teşekkürler efendim.

Bu bir bomba!

Egor!

Pavel? Pavel.

Pavel.

Bana bak pislik.

Tamam. Temiz. Ateş etmeyin.

Götürün şunu.

Manzaran hep hoşuma gitmiştir.

Sara, burada ne yapıyorsun?

İşimi.

-Wayne öldü. -Duydum.

Üzüldüm, iyi bir adamdı.

Yerini doldurmak zor.

Sana içki koyayım da konuşalım.

Aslında seyahat çok aydınlatıcı oldu.

Görevim iki taraftan açığa çıkmıştı.

Sanki Kabilciler geldiğimiz biliyordu.

Ve sonra eve döndüğümde yine takip edildim.

Sanki birisi her adımımı biliyordu.

Herhalde sadece bir tesadüftür.

Tesadüf! Belarus'ta yanlış hedefin peşine düşmek gibi mi?

Üzgünüm canım, o benim suçum. Nasıl atladım bilmiyorum.

Wayne atladı. Sonra da öldü.

Sonra her şey anlam kazandı.

Görev detaylarımı bilen tek bir kişi vardı.

Emir aldığım tek bir kişi.

Belarus'taki saldırının dengeleri bozabileceğini biliyordun.

Tıpkı Meksika'daki boru hattı gibi. Bu şiddetin gerçekleşmesini istedin.

Böylece adamlarım güç kazanacaktı. Petrolü kontrol edecekti.

Petrolü ben alıp dünyaya daha ucuza satacaktım.

Fikir buydu, evet.

Her şeyi dengeliyorum Sara, görmüyor musun?

Kabil'in işareti,

her zaman kötü olmak zorunda değil.

-Kesinlikle hastasın. -Haklıyım.

Kabil, Habil aynı paranın iki yüzü.

Kavga etmeyi bırakmamız gerek.

Bizim dünyamız, bu insanlar...

Onları durdurmazsak birbirlerinin boğazını kesecekler. Bu bir gerçek.

Sen liderlikten bahsetmiyorsun. Kontrolden bahsediyorsun.

Bazen yeniden inşa etmek için bir şeyleri yakman gerekir.

İnsanlıktaki iyiliği gördüm, bu tekrar kurulabilir. Ben yaptım. Sen de öyle.

Tek yaptığımız kaçınılmazı ertelemekti.

Yeni bir dünya geliyor Sara.

Ve dünya zayıflara kalmayacak.

Bana inan.

Canım.

Ve Tanrı onlara dedi ki;

"Kabil'i kim öldürürse yedi kez intikamı alınacak."

Ve Tanrı Kabil'in üstüne bir işaret koydu. Böylece onu bulanlar...

...Kabil'i öldüremeyecekti.

Kabil'i öldürmeyecekti.

Neyin önemli olduğunu anlayamamıştı.

Bir cinayeti uzaktan emretsen bile kan yine de ellerine yapışırdı.

Ve bu kan,

bu vicdan azabı Kabil'le Habil arasındaki sınırı çoktan bozmuştu.

Çünkü Habil soyundan gelmek sizi Tanrı yapmazdı.

Kabil'in işaretini taşımak da sizi kötü yapmaz.

Kimse bir kahraman ya da cani olarak doğmaz.

Kimse bir nefretle doğmaz.

Bir tercih yapabiliriz.

Kalbimize ne sokacağımıza biz karar veririz.

Tek yapmamız gereken bilgece seçmektir.

Tek yapmamız gereken sevmeyi seçmektir.

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.