Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
ÖLESİYE
İki ayağınızı bir pabuca sokmak gibi olmasın efendim
ama Başbakan sizi hemen görmek istedi.
Çok vakti yokmuş.
Sorun değil. Gideriz.
- Stephen. - Görüşürüz.
Dr. Fleming geldi efendim.
Stephen.
- Hoş geldin. - İyi akşamlar efendim.
Söylediklerine göre sana bir minnet borcum varmış.
Teşekkür ederim.
O hazine yasasından doğan hormurtulara son verdin.
İsyancılar ateş püskürerek geri çekildi.
Sonra kuzu gibi meleyerek dışarı çıktılar.
Tam doğru diyemem.
Bunu nasıl yaptın?
- Yarın aynı saatte Raymond. - Peki efendim.
- İyi geceler. - İyi geceler.
Eminim hoş biridir. Öncekiler gibi.
- Ha-ha. Çok komik. - Merhaba.
- Onu seveceksin. - Yemek yiyecek misin?
Baban geldi. Kapatıyorum.
- İçki? - Merak etme.
- İyi akşamlar Beth. - İyi akşamlar efendim.
- Sally'yi gördün mü? - Yukarıda.
- Güzel. - Yemek yapıyorum.
İster inan ister inanma. Akşam çalışmıyorum.
- Keyfini çıkar. - Öyle yapacağım.
Güle güle Martyn. Yine konuşuruz.
Yeni havadis var mı?
Yeni bir kız arkadaşı varmış.
- Gerçekten mi? - Bu ne demek şimdi?
Kadınlar niyetini nasıl anlayamıyor? Tek istediği gönül eğlendirmek.
- Stephen. - Ne?
Bu arada Edward aradı.
Biliyor musun, babana inanmıyorum.
Başbakanın seni makamına çağırdığını söyledi.
Ee?
Ee'si, sohbet etmek istemiş.
Gücün benim için bir anlam ifade edip etmediğini sordu.
- Sen ne dedin? - Her zamanki şeyi.
Ailemin çok daha önemli olduğunu söyledim.
Evet.
Beth, gelip bana yardım eder misin?
Oldukça zor geçiyor. Hiç İngilizce konuşan birini buldun mu?
Bir ya da iki.
Neden Fransızlar bu konularda bu kadar iyi?
Yavaştan gitsek mi sence?
Gitmeden bir tane daha içelim. Durumumu biliyorsun.
Eve gitmek için acele etmiyorum.
Bir tane daha.
- Sonra gitmem gerekiyor Donald. - Tamam.
- Viski? - Olur.
Pardon.
Siz Martyn'in babasısınız. Ben Anna Barton.
Gelip kendimi tanıtayım dedim.
Nasılsınız?
- Onu ne zamandır tanıyorsunuz? - Çok olmadı.
Anladım.
Ben...
Birkaç aydır yakınız sadece.
Evet, ben...
Sizi duydum.
Tubby Haycroft'la karşılaştım. Harcama teftişinde epey hırpalanmış.
Bir dakika.
Belli ki hazinenin dengesi şaşmış. İyice kontrolden çıktılar, diyor.
Senin de kulağına geldi mi? Zavallı Tubby. Çıldırıyor.
Biriminden feci sıkıldığını söylüyor.
Bilmiyorum. Bence sorun bakanına katlanamaması.
Merhaba yabancı.
Biliyorum, biliyorum. Bana hemen sitem etme.
- Gazetede işler yoğundu. - Seni görmek çok güzel.
- Siz Anna olmalısınız. - Merhaba.
- Anna Barton, annem. - Nasılsınız?
Hadi gel. İçeri geçelim.
Martyn! Martyn!
Merhaba Sally. Ne haber?
Burada ne işin var?
Anna, bu benim korkunç küçük kız kardeşim.
- Öğle yemeği hazır. - Hayır, bir şeyler içip kaçacağız.
Yemek yemeyelim.
Peki. Babana merhaba de bari.
- Merhaba Martyn. - Merhaba baba. Bu Anna. Babam.
Bir içki içelim, size etrafı gezdireyim.
- Memnun oldum. - Merhaba.
İyi misin?
Evet, çoğunlukla.
Çocuk yuvasıyla haşır neşirim. Tam zamanlı bir işe dönüştü.
İnsanlar benden bir şeyler bekliyor. Hayır demekte zorlanıyorum.
Martyn, o iyi mi? Tek kelime etmedi.
Bütün gün bahçede mi dolaşacağız?
Hayır, gitmemiz lazım.
- İçki için teşekkür ederim. - Afiyet olsun.
Martyn'in arkadaşlarıyla tanışmak her zaman güzel.
- Seni gördüğüme sevindim. - Ben de seni anne.
Hoşça kalın!
Gerçekten komikti.
Olay şu ki adam bunu müzayedede fark etmedi.
- Sahiden mi? - Evet. Elindeydi oysa.
Tam karşısındaydı. Delft'ti yahu, Delft.
1640'lar. Ona kalsa çöpe atardı.
Teşekkürler Dominic. Ne haber? Yemeğe çıkıyorum.
- Görüşürüz. - Hoşça kal.
- Merhaba Anna. - Merhaba.
- Buyurun, ben Snow. - Adım Anna Barton.
Bakan'ın arkadaşıyım.
Konuşabilir miyim diye soracaktım.
Bekleyin, Bakan Bey burada mı bakayım.
- Evet? - Sizi Bayan Barton diye biri arıyor.
Bağla.
- Evet? - Benim, Anna.
Bana adresini ver.
Bir saat sonra orada olacağım.
Raymond.
Bu arada histeri tedavi edilebilir bir şey.
Bu konuda çok iddialısın.
Tasarıyı geçireceğiz, ona şüphe yok.
Bazıları pek endişeli.
Affedersiniz, Dr. Fleming?
BAKAN İLE BAŞ BAŞA GÖRÜŞME TALEBİ
ZİYARETÇİ ADI: MARTYN
- Martyn, bak sen... - Merhaba baba.
Bu ne güzel sürpriz.
Şey... Biraz konuşabilir miyiz diye soracaktım.
Evet. Şey...
Burası iyi.
Yeni bir işim var.
Siyasi haberlerde müdür yardımcısı oldum.
Martyn, bu harika.
- Daha şimdiden mi? - Evet.
Bu olağanüstü. Daha çok gençsin!
Biliyorum.
Senin hakkında yazmam gerekecek.
- Nazik olmaya çalış. - Nesnel olmaya çalışacağım.
Gelip sana söylemem için annem ısrar etti.
Mutlu olacağını söyledi.
Haklı. Oldum.
Bunu başka kim biliyor?
- Sadece Anna. - Anladım.
Bu harika bir haber.
Annem gidip kutlayalım diyor.
Doğru demiş. Bunu ıslatalım.
Çok abartmadan.
- Ve... - Bu güzeldir bence...
İşte geliyorlar, hoş geldin kahraman!
- Merhaba büyükbaba. - Tebrikler.
Tebrikler.
Edward'ı tanımıyorsun. Anna, büyükbabam.
- Aman ya Rabbi, bu yeni arkadaşın mı? - Şeref duydum.
- Hakkınızdaki her şeyi okudum. - Lütfen. Kariyerimi hep abartmışlardır.
- Merhaba Martyn. - Merhaba baba.
Şimdi kabul edelim... Bayrağı Stephen devraldı.
Korkarım onu siyasete ben ittim. Ben ve Ingrid en azından.
Ona kalsa böyle bir hayatı seçmezdi.
- Ne içeceksiniz? - Şampanya.
Tabii ya şampanya.
Aferin sana Martyn. Her açıdan aferin.
Yurt dışında büyüdüm. Babam diplomattı.
Burada neredeyse hiç yaşamadık.
Annem aslında epey Fransız sayılır.
Şimdi dördüncü kocasıyla Palm Springs'te yaşıyor.
Palm Springs'te mi? Vay canına.
Oldukça tuhaf bir çocukluk yani.
Çok taşındık, evet. Arjantin, Afrika.
Uzun bir süre Roma'daydık.
Sonra, neden bilmem Paris'e taşındım.
Özgür olmak istedim.
Garsonluk yaptığım bir dönem bile var.
Eh, insan gençken...
Biten bir ilişkimin ardından da üç yıl önce İngiltere'ye taşındım.
- Tek başınıza mı yaşıyorsunuz? - Evet.
- Annenizi görüyor musunuz? - Anne, sıkıştırmayalım istersen.
Hayır, hiç olur mu!
- Anna buraya iyi vakit geçirmeye geldi. - Geçiriyorum.
Tek çocuk muydunuz?
Bir erkek kardeşim vardı.
Anna'nın kardeşi öldü.
Ben 15 yaşımdayken kendini öldürdü.
Başınız sağ olsun.
Kaç yaşındaydı?
- 16. - Cesedini gördün mü?
- Sally. - Evet.
Nasıldı?
Kötü.
Kendini neden öldürdü?
Aşktan.
Ofise geri dönmem gerekiyor. Bitirmem gereken bazı işler var.
Hesap lütfen!
- Bu güzel akşam için teşekkür ederim. - Evet, teşekkürler anne.
İyi geceler. Herkese iyi geceler.
- İyi geceler Martyn. - İyi geceler.
İyi geceler Martyn.
Bu kıza güvenmiyorum.
Merak etme, ciddi bir şey olduğunu sanmıyorum.
Baksana, arabayı alacağım. Sen Raymond'la eve git.
Meclise gidip oy vermem gerekiyor.
- İyi geceler. - Görüşürüz.
Teşekkürler. İyi geceler Sal. İyi geceler Edward.
İyi geceler Stephen.
- Karnın nasıl? - Dolu. - Çok yedin.
- Emin misin? - Merak etme.
İyi uykular.
- Yarın görüşürüz o zaman. - İyi geceler.
İyi geceler.
Buna bir çözüm bulmalıyız.
Akşam yemeği boyunca, ben sadece...
Sana dokunmak istedim. Seni sarmak istedim.
Hiç merak etme. Hep yanında olacağım.
Kimsin sen?
Kimsin sen?
Bana Aston'dan bahsetsene.
Erkek kardeşimle benden mi?
Her zaman birlikteydik.
Birkaç yılda bir ülke değiştirirdik...
Hep öğrenilecek yeni bir dil vardı.
Zamanla Aston ve ben yakınlaştık.
Birbirimizden başka hiçbir şeyimiz yoktu.
Onu severdim.
Ama o... Büyüdüğüm gerçeğiyle yüzleşemedi.
Beni bir türlü bırakamadı.
Beni kimseyle paylaşamazdı.
Bu yüzden her türlü sahiplenme duygusu beni dehşete düşürür.
Aslında...
Düşünecek olursan,
hayatın boyunca başına gelebilecek en kötü şey.
Bana oldu işte.
Kardeşim benim yüzümden kendini öldürdü.
Karar vermem gerekiyordu.
Kararımı verdim.
Çünkü dibe batabilirdim.
Ama batmayacaktım.
Unutma...
Zarar görmüş insanlar tehlikelidir.
Su üstünde kalabileceklerini bilirler.
Dinle...
Bu hafta sonu bir konferans için Brüksel'e gidiyorum.
Benimle gel.
Hafta sonunu Martyn'le geçireceğim.
Biliyorsun...
Her şeyi yaparım. Sana gösterdim.
Lütfen kendi haline bırak.
Değiştirme.
- Günaydın Beth. - Günaydın Dr. Fleming.
Nasılsın canım?
İyi misin?
- Çok iyiyim. - Günaydın Sally.
Günaydın.
- Toplandın mı? - Evet.
Raymond dışarıda.
Birlikte güzel vakit geçirin.
Ben de öyle umuyorum.
Martyn'i her zaman arayabilirsin, buraya gelsin.
Ah, sana söylemedim mi? Paris'e gidiyorlar.
Paris'e mi?
Sana durum ciddi demiştim. Otel Lutetia'ya.
Tecrübelerime göre insanlar Paris'e tek bir şey için gidiyorlar.
Evet, teşekkür ederim Sally.
- Sana ne olduğunu anlatırım. - Bilmesek de olur.
Hemen gidiyor musun?
- Evet. - Beni öpmeden mi?
Pazartesi görüşürüz.
Kahvaltıyı uçakta yaparım.
Beyler, saat sabahın beşi.
Başka bir anlaşmaya varamayacağımız açık.
Bu nedenle kısa bir aradan sonra yeniden başlamayı öneriyorum...
Paydos zili.
Güzelce uyuyup durumumuzu yeniden değerlendiririz.
Oturum şimdilik sona erdi.
Şükürler olsun. 12 saatlik ara.
- Ben yürüyeceğim sanırım. - Emin misin?
Evet. Brüksel'i şafak vakti göreyim.
- Hadi. - Ciddiyim. Egzersiz olur hem.
- Nasıl istersen. - Görüşürüz.
İstasyona lütfen. Paris için.
OTEL LUTETIA
Otel Lutetia, merhaba.
Matmazel Barton lütfen.
Matmazel Barton?
Bay Fleming adında biriyle birlikte.
Efendim, alo?
Telefon Matmazel Barton'a.
Anna.
Alo?
Otelden çıkınca sola dön.
Soldaki ilk sokağa girip sonuna dek ilerle.
Kilisenin yanında olacağım.
Tamam. Teşekkürler.
Seni istiyorum.
Biliyorum.
Senden başkasını gözüm görmüyor.
Hiçbir zaman pek bir şey görmedin belki de.
Geri dönmeliyim.
Hâlâ uyuyor.
Bizi takip etme lütfen.
Otel Lutetia, hoş geldiniz.
Buyurun efendim.
Bu günlük bir oda istiyorum.
Tek kişilik mi?
Evet.
Kahvaltı da olsun.
Yumurta, jambon, kahve, ekmek, kruvasan.
Teşekkür ederim.
Bir de bir şişe kırmızı şarap lütfen.
- Günaydın efendim. - Günaydın.
Teşekkürler.
Teşekkür ederim efendim.
- Stephen? - Merhaba!
Bakın kim gelmiş! Nasılsın?
Brüksel iyi geçti mi?
Raymond'u kahvaltıya getirdim. Beni çok erken karşılaması gerekti.
- Etmesem de olur. - Raymond için her şeyi yaparım.
Aa, bu kim?
Adı Henry. Hafta sonu burada kaldı.
Sally âşık.
Âşık mı?
Bir daha gelmemek üzere gidiyorum artık.
- İşte bu. - İyiymiş.
- Damgasına bak. - Evet, öyle.
- Tamam, giriş yapabilirsin. - Evet.
- Bir saniye. - Bu mu?
- Anna. - Evet? - 3'te sana bir telefon var.
- 731. - O, evet.
Alo?
Evet?
- Seni görmem gerek. - Elbette.
Öğle yemeğinde.
Halka açık bir yerde.
Eyvah. Yine mi?
Düşündüğün gibi değil.
Bu... Farklı bir konu.
Telefonda açıklaması zor.
Şey yapalım, size görüşünce açıklayayım.
Sizi daha sonra tekrar arayacağım.
- Peki. - Hoşça kalın.
Bunları imzalar mısınız efendim?
Tabii ki Bayan Snow.
Bize sandviç getirdim.
Hava güzel olur sanmıştım.
- Ne yapmamız gerektiğini düşündüm de... - Ne gibi?
Ingrid'den ayrılmalıyım, başka yolu yok.
Herkes için en doğrusu bu.
Bu şekilde devam edemem.
Yani, Paris'te olanlar...
Yaptıklarım...
Hiç böyle duygular yaşamamıştım.
Onları bir tür...
...düzene sokmalıyım.
Bunun Martyn için zor olacağını biliyorum, senden hoşlanıyor.
Beni seviyor.
Evet, biliyorum.
- Ama genç, bunu aşar. - O senin oğlun.
Senden nefret eder.
- Bir süre nefret eder, sonra... - Onu kaybedersin.
Öz oğlunu mu kaybedeceksin?
Ingrid'le kurduğunuz hayatı da mahvedersin.
İyi bir hayat o.
Mantıklı şeyler söylemiyorsun.
Nasıl bu kadar eminsin?
Çünkü içinden bunu istemiyorsun bile.
Kahvaltıyı birlikte mi yapacağız?
- Evet. - Demek öyle?
Aynı evde yaşasak, birlikte gazete okusak hoşuna gider yani?
Ingrid'i terk etsen ne kazanacaksın?
Seni, seni kazanırım.
Zaten sahip olduğun bir şeyi yani.
Beni ne zaman görebilirsin?
Perşembe.
Perşembe, saat beşte.
Son günlerdeki gelişmeler konusunda epey iyimserim.
Endüstriyel atık bölgesinde yeni hedefler belirledik.
Lafta kalmayacak. Bunlar mantıklı ve gerçekçi hedefler.
Brüksel görüşmelerinden
ciddi taahhütler ortaya çıktı o halde, öyle mi?
Brüksel iyi geçti. Önümüze Avrupa'nın gündemini serdi.
Zehirli atıklar ülke sınırı diye bir şey tanımaz,
bu gerçekle yüzleşmeliyiz.
Asit yağmuru, okyanus kirliliği, incelen ozon tabakası gibi sorunlarla
bir ülkenin tek başına mücadele etmesi mümkün değil.
Topluluğun üye devletleri arasında işbirliği olmalı.
Britanya ilk defa ağırdan almıyor yani, öyle mi?
Hiç almadık bence.
Bize yapıştırılan bir yafta bu, ama bir yafta ne zaman gerçek olur?
Çok iyiydin.
- İzlediğini söyleme. - İzledim.
Hiçbir söyleşini kaçırmam.
Olağanüstüsün.
Sen de öylesin.
Bazı konularda iyi olmak gerçek bir armağan.
Sende ilk ne gördüğümü hatırladım.
Sen doktorken.
Basit şeyleri iyi yapmak.
Bunu çok seviyorum.
Bunu hâlâ seviyorum.
Merhaba Stephen. Ben de seni bekliyordum. İçeri gel lütfen.
Peter Wetzlar'ı tanıyor musun?
Hayır, tanımıyorum.
Bu, Martyn'in babası.
Peter uğradı da...
Evet.
Paris'te yaşıyor.
Sizi Londra'ya hangi rüzgâr attı?
Müze.
Hayır, teşekkürler.
Hangi alanda?
Çin eserleri. Han hanedanı.
Hiç değişmemiş. Peter uğrayacağını önceden asla söylemez.
Son anda belli oldu. Her zamanki gibi şansımı denedim.
- Gidip kitabını getireyim. - Nasıl?
Stephen baskısı tükenen bir kitap için geldi.
Şey... Birazdan dönerim. Bir kenara ayırmıştım.
Anna'yı iyi tanır mısınız?
Evet. Yani...
Birlikte çok şey yaşadık.
O hâlâ benim en iyi arkadaşım.
Oğlunuzu sevdim.
- Onunla tanıştınız mı? - Evet, Paris'te.
Sanırım Anna için önemliydi.
- O ne demek? - Nasıl olduğunu bilirsiniz.
Parçaları bir araya getirmeniz gerektiğini hissedersiniz.
Ne demek istediğinizi anladığımı sanmıyorum.
Martyn'le ilişkisini ciddi görüyor. Onu seviyor.
Bu iyi bir şey olmalı; Martyn onunla başa çıkmayı biliyor.
Ona ihtiyaç duyduğu özgürlüğü veriyor.
Ben asla yapamadım.
Anladım.
Belki de bu yüzden mutlu olacak.
- Bunu da hak ediyor zaten. - Evet, öyle.
- Hangi kitap? - Kitap?
- Kitap almaya gelmemiş miydiniz? - Ha, şeyi diyorsunuz...
- İşte. - Lazım oldu da.
Teşekkür ederim.
Ah, evet, bu.
- Bulamamıştım. - İstediğin kadar kalabilir.
Teşekkür ederim.
Neyse, daha fazla rahatsız etmeyeyim. Pat diye geldim, kusura bakmayın.
Hiç olur mu, hayır.
- Tanıştığımıza memnun oldum. - Ben de.
Anna, umarım seni bir ara görürüz.
Kitap için teşekkür ederim.
O neydi öyle?
O adam kim?
Aston'ın öldüğü gece Peter'ın yanındaydım.
Peter sonsuza kadar hayatımda olacak.
Anne babamız arkadaştı. Aynı hayatı yaşıyorduk.
Bir akşam beni dansa çıkardı.
15 yaşındaydım.
Peter beni arabasıyla eve getirdi
ve beni öpmeye başladı.
Aston'ın izlediğini bilmiyordum.
Meğerse üst kattaki pencereden izliyormuş.
İçeri girdiğimde çılgına döndü.
"Seni becermesine izin vereceksin."
"Hepsi seni becerecek" dedi. "Bizi bekleyen son."
Odama geldi. Yatağımda uyumak istiyordu.
Tek bildiğim onu çıkarmam gerektiğiydi.
Kapıyı kilitledim.
Dışarıdan sesi geliyordu.
Bana yalvarmaya başladı.
"Özür dilerim, beni affet" dedi.
Ben sadece dinledim.
Saatlerce dinledim.
Sonra ses kesildi.
Ben de uyudum.
Ertesi sabah uyanınca ağladığını duydum.
Koridora gittim.
Bana içeri girmememi söylediler ama girdim.
Ve Aston'ı gördüm.
Bileklerini kesmişti.
Kafasını kollarımın arasına aldım.
Yüzü suyun altındaydı.
Su kırmızıydı.
Gitmeniz gerek, dediler.
Beni ve annemi Peter'ın ailesinin yanına götürdüler.
Evden çıkmamızı istediler.
Peter bekliyordu.
Beni üst kata çıkardı.
Geceliğim hâlâ kan içindeydi.
O zaman...
Yapmam gerektiğini biliyordum.
Ondan beni becermesini istedim.
"Sik beni" dedim.
Tamam...
Onun orada olması sahiden umurumda değil.
Sadece Keşke Martyn bize sorsaydı.
Aniden hayatımızın bir parçası oluverdi, buna da tamam.
Bu hafta sonu olması... Bir de Hartley.
Martyn, buranın en sevdiğim yer olduğunu biliyor ve bugün benim doğum günüm.
Kötü olan ben oluyorum, ki bundan da nefret ediyorum.
Bilmiyorum, bu kız içimdeki kötüyü ortaya çıkarıyor.
Merak etme, iyi geçecek.
Bu Ingrid'in büyük-büyük-büyükannesinin portresi.
Ingrid burada mı büyüdü?
Elbette. Lloydlar 200 yılı aşkın bir süredir burada.
Ingrid benim tek çocuğum, bu yüzden iş artık Martyn'e düşüyor.
Burası Martyn ve ailesine miras kalacak.
Burada tek başımayım. Bu yüzden hafta sonlarını seviyorum.
Büyükbaba!
Buraya her geldiğinizde başımızın üstünde yeriniz olacak.
- Değil mi Ingrid? - Evet.
Teşekkürler hayatım.
Burası olağanüstü bir yer.
Ne? Sen öyle düşünmüyor musun?
Tatillerde buraya hep zorla gelirdim.
Martyn, haksızlık ediyorsun.
Birlikte olmak iyiydi tabii...
- Umarım öyleydi. - Çocukluğum baştan sonra harika değildi.
Gerçekten mi?
Hayır.
Hayır, harika değildi.
Hatta... Bilmiyorum.
Belki de fazla mükemmeldi.
Görünüşte her şey yolundaydı.
Her şey iyiydi hoştu, soru yoktu.
Sağlıklı değil.
Bir şey demedim, bakmayın öyle.
Ama köklerinin olması iyi.
Evet ama tek başına o da yetmiyor, başka şeyler lazım.
- Ne gibi? - Ne bileyim...
Sıcaklık sanırım.
Tutku.
- Muhtemelen suçlu benim. - Hayır.
Özel olarak belirtmem gerekirse daha çok babam...
Harika bir çift oldular, değil mi?
Büyükbaba.
İyi geceler yaşlı şeytan. İyi geceler Martyn.
Bu odada mışıl mışıl uyursun. En sevdiklerimden biri.
- İyi geceler Edward. - İyi geceler.
- İyi geceler Edward. - İyi geceler Stephen.
Bitir işini.
Ah, evet.
Dikkatini topla.
Bacağını şöyle... Kolunu böyle koy ve yukarı bak.
Çok az kaldı.
Hadi bakalım. Hadi...
- Güzel bir yürüyüş oldu mu Stephen? - Evet, teşekkürler.
- Kim kazanıyor? - Bence Martyn her şeyi kazanıyor.
Bu ev her hafta sonu dolardı.
İşte... Bob Marley'nin öldüğünü sanıyordum.
- Ölmedi mi zaten? - Öldü.
- Ingrid'in annesi eğlenmeyi severdi. - İyi ki doğdun.
Sanatçılar, yazarlar ve pek tabii politikacılar gelirdi.
Sınırsız misafirperverlik.
Eşim bunu anlamıştı.
Onsuz hayat çok boş.
Bu yüzden çok memnunum. İkiniz adına çok sevindim.
- Büyükbaba. - Çok mu ileri gidiyorum?
Hayır ama az kaldı sanki.
Gerçekten mi? Hadi canım.
Hadi ama Martyn. Sanırım hepimiz tahmin ettik.
Anna'yı bu yüzden yanında getirmedin mi?
Edward, lütfen. Martyn ve Anna'yı utandırdığını görmüyor musun?
Hayır, anne, utandırmıyor.
Hayır.
Madem büyükbabam söyledi...
Az önce Anna'ya evlenme teklif ettim ve...
"Evet" dediği için çok mutluyum.
Martyn.
Aman Tanrım!
Pekâlâ, Stephen.
Muhteşem bu. Gerçekten muhteşem.
- Bizce de harika bir şey bu. - Tebrikler canım.
Teşekkür ederim. Çok ani oldu.
Evet. Şaşırmadık diyemem.
- Sevindin ama, değil mi? - Tabii.
Elbette.
Çok sevindim.
- İkiniz adına elbette. - Tebrikler.
- Özür dilerim. - Seni sakar...
İkinizin de aklından geçiyordu bence,
bu yüzden açıklamayı hızlandırdığıma memnunum.
Evet, öyle oldu.
Kadeh kaldıralım o halde. Hadi çocuklar.
Martyn ve Anna'ya.
Ne zaman sordun peki?
Anna'ya diyorum.
Birkaç gün önce.
Hemen kabul etti mi?
Bak, seni incittiğimi biliyorum.
Dün gece yemekte olanlar... Neydi o, bilmiyorum.
Sorun değil.
Tuhaftır, bugün kendimi sana çok yakın hissediyorum.
- Yazı mı, tura mı? - Tura.
Tura.
Annemi incittiğimin de farkındayım.
Ama kiminle evlensem zor olacaktı.
Anna konusunda endişeleri var.
Sanırım kendine fazla yüklenmenden endişe ediyor.
Evet, ama ona ilgi duymamın sebebi bu.
Sanki... içinde bir hüzün var.
Neden bilmiyorum ama bu çok ilginç.
Ona destek olabildiğimi de keşfettim ve bu harika bir duygu.
Hemşire gibi konuşuyorsun.
Bak Martyn, niyetim seni durdurmak değil.
Anna'dan gerçekten hoşlandım ama emin misin?
Gerçekten istediğin kişi o mu?
Ama baba, sen onu tanımıyorsun.
Senin göremediğin, biz baş başayken ortaya çıkan bir yanı var.
- Bunu görebilseydin farklı düşünürdün. - Evet.
Yalnız olduğumuzda kimseye benzemiyor.
- Belirttiğiniz kişileri bulmaya çalıştım. - Umarım.
- Bana ihtiyacınız var mı? - Herkese var.
- Günaydın. - Günaydın efendim.
Nasıl olmuş, söyleyeyim mi?
Efendim, başlamadan önce özür dilemek isterim...
Bakın, bunun taslağın son hali, bir görüş belgesi olması gerekiyor.
Ne var ki büyük maddi hatalarla dolu.
Evet.
Ama beni asıl sinirlendiren şey
mecliste benim sorumlu tutulacak olmam.
Yanlış bilgilendirildiysem, sen de bunun farkındaysan bile
fırçayı yiyen yine ben olacağım!
Size hava hoş. Herkes köşesine çekilir.
İçeri girip "Kusura bakmayın efendim, ozon rakamlarında hata olmuş" dersiniz.
Ama bu benim işim! Bu gerçek hiç geldi mi aklına?
Bu rezaleti fark etmeseydim işim güme gidecekti!
- Farkında mısın? - Evet, efendim. - Evetmiş.
- Yani yeniden mi yazacaksın? - Başladım bile.
İyi.
Evet, bu kadardı.
- İyi akşamlar efendim. - İyi akşamlar.
Annen nerede?
Çalışıyor herhalde. Onu görmedim.
Bu akşam Henry yok mu?
Sal, biraz konuşmak istiyordum.
Geçen gece seni Hartley'de merdivenlerde gördüğümü hatırlıyor musun?
Şey, Anna'yla konuşmam gerekiyordu.
Bunu yapıyordum.
Annen biraz üzgün. Muhtemelen hissetmişsindir.
Ben de bütün tarafları bir araya getirmeye çalışıyordum.
Evet, baba.
Ben yatmaya gidiyorum.
Ah, hayır canım, hiç değil. Sadece seviyorum.
En azından düğün müziğini seçmek ister misiniz?
- Seçsenize gerçekten. - Ben... Olur sanırım.
Ama bana güvenmez.
- Geç kaldım, özür dilerim. - Olsun. Sensiz başladık.
İyi etmişsiniz. Bayan Prideaux, Londra'ya hoş geldiniz.
Teşekkürler. Nasılsınız?
- Anna. - Nasılsın?
Ben de bu işe ne kadar sevindiğimi anlatıyordum.
Anna açısından elbette.
Sonuçta onu son zamanlarda pek görmemiştim.
Onu görmek beni her zaman çok duygulandırıyor.
Ah, teşekkürler.
Martyn'e bakıyorum da aman Tanrım...
Değil mi!
Mahcup ediyorsunuz.
Her ne kadar Anna'nın alışılagelmiş tipi olmasa da.
Anlayamadım?
Tabiri caizse.
Anna'nın ilk erkek arkadaşı bir tür model oluşturdu.
Eziyetli, zor.
Diğerleri de oradan devam etti.
Peter'dan mı bahsediyorsunuz?
- Evet. - Onunla tanıştım. Tatlı birine benziyor.
Ah evet, öyledir.
Onu özledim.
Anne, her şey yolunda.
Evet...
- Somon nasıl? - İyi.
Peter ve Anna ayrıldıklarında
Peter genç ve parlak bir avukatla evlendi.
Çok cazibeli bir kızdı ama yalnızca sekiz hafta sürdü.
Bu konuda övünemeyeceğim, benim sicilim de çok parlak değil.
Birkaç kez mi evlendiniz?
Yüce Tanrım!
Bir tanesiyle neredeyse Reno'da!
Aşk Şapeli'ne kadar gittik, sonra gözüm yemedi.
Çok şükür tabii, yoksa sayı beşe çıkacaktı.
Beş.
Bizim için zor tabii.
Anna size anlatmıştır.
Neyi?
Erkek kardeşini.
- Anne. - Evet.
Etkilenmemek elde değil.
Martyn'e bakınca da etkilendim.
Anna'nın erkek kardeşine o kadar benziyor ki...
Bunu fark ettin mi bilmiyorum.
Yani Aston da bu kadar yakışıklıydı.
Anne, işleri neden hep zorlaştırıyorsun?
Yeterince zor değilmiş gibi?
Sürekli hatırlatmam mı gerekiyor?
Ah, özür dilerim. Ben...
Belki de bu yüzden bir araya gelmemeliyiz.
Sorun değil anne.
Sorun değil.
Kötü bir izlenim bıraktım galiba.
Eşiniz pek hoşnut değil gibiydi.
Sorun gergin olmamdı.
İyiydi. İkimiz de sizinle tanıştığımıza memnun olduk.
Ama gerginliğim geçti artık.
Bunun Anna için bir fırsat olduğunu anlamalısınız.
Nihayet Martyn'le bir şansı var artık. Yeni bir hayat kurabilir.
Önüne bir engel çıkarsa çok yazık olur.
- Ne demek istediğinizi anlayamadım. - Ya? Bence anladınız.
Yemek boyunca sizi izledim.
Ona bakamıyorsunuz bile.
Aradan çekilmelisiniz.
Rica ediyorum.
Lütfen.
Bir daha bu konuyu açmayacağım.
Teşekkür ederim.
Bakanlık mı efendim?
Bir süre etrafta dolaşalım.
Raymond, benim inmem lazım.
Birazdan dönerim.
- Alo? - Benim.
Hiçbir şey söylemeni istemiyorum.
Gitmene izin vermeliyim.
Martyn ve senin için yapmam gereken en doğru şey bu.
Bunu ikimiz de biliyoruz.
Bitmesi gerek.
Üzgünüm.
- Bakanlığa mı efendim? - Hayır, City Road'a.
- Martyn Fleming'i nerede bulabilirim, söyler misiniz? - Tabii.
Gelin.
- Teşekkür ederim. - Geldiğinizi söyleyeyim.
Alabilirsin istersen.
- Öyle mi? - Evet.
- Emin misin? - Evet.
Ee, seni buraya hangi rüzgâr attı?
Hisler, bilirsin...
Gerektiği gibi...
...davranmadığımı söyleyen hisler.
Hartley'de tutku hakkında bir şey demiştin ya hani?
Haklıydın.
Mesafeliydim.
Öyleydim.
Sanırım hayata hükmedebileceğimi sanıyordum.
Ama işler öyle değil.
İnsanın...
...sözünün geçmediği şeyler var.
Bu doğru, evet.
Bir şekilde bunu öğrenmişsin.
İkinize de bol şans dilemeye geldim.
Bunlar bana mı?
Eksik olma gerçekten. Çok naziksin. Teşekkür ederim.
Sıkıntı bu haberin uymaması.
200 kelimeye ihtiyacımız var.
Anladım, tamam.
Bence hepsi harika. Bunların hepsi hoşuma gitti.
Stephen?
- Evet. - Hâlâ orada mısın?
- Stephen? - Efendim?
Herkes burada. Başlamak üzereyiz.
Şey, özür dilerim Ingrid. Ben...
Biz şu taslakla uğraşıyoruz. Herkes burada, Donald, Trevor...
Bu işi bu gece halletmemiz lazım.
- Yemeğini sıcak tutacağım. - Peki.
Olabildiğince çabuk gelirim.
Az önce Edward aradı.
Sana Sağlık Bakanlığı'nı önereceklermiş.
Kabinede olacaksın gibi görünüyor.
Evet.
Bu ne zaman oldu peki?
Birkaç gün önce söylentisi yayıldı.
Ne diyeceksin?
Bilmiyorum.
Hiçbir şey bilmiyorum.
Neden?
Çünkü...
- Çünkü... - Çünkü ne?
Belki her zaman söylediğin şeydir. Zirveye çıkmak istemiyorumdur.
Bu kadar mı?
Hayır, ben...
Açıklayamam.
Ben bakıyorum, tamam.
Alo?
Alo?
Alo...
Kimse değil.
Bu size geldi.
Güvenlikten geçti. Makineden geçirdiler. Güvenli.
İzninizle.
DAİRE M CRANLEY GARDENS 29 NUMARA
Bir süreliğine dışarıda olacağım Bayan Snow.
Olabildiğince çabuk dönerim.
CUMA 2-5
Çok güzel düğün pastaları.
- Düğün pastaları. - Şunlara bak.
Ziyafet broşürleri burada.
- Ben de romlu keke bakacağım. - Şerefe.
- Şerefe. - Şerefe.
Yemek şirketini annen seçseydi aslında.
- Bunu bize bıraktığı için mutlu. - Kiliseyi de töreni de.
- Bıkmıştır. - Hepsini denemiş.
Törenlerin birbirinden pek bir farkı yok.
Varsa da o biliyordur zaten.
Stephen ve ben St. Anselm's'i biliyoruz.
- Öyle mi? - Damadın babası. İyi akşamlar.
- Merhaba Anna. - Merhaba.
- Düğünü konuşuyorduk. - Bunlar ne böyle?
Anna'nın yanına taşındığım için geleneksel bir düğün olmayacak.
Bunu ona söylediğimde rahip güldü.
Hadi! Davetli listesine bakacağımızı söylemiştin.
Ayıklamama izin vereceksen bakayım.
Tabii ki.
Aslına bakarsan epey eğlenceli. Çağıracağımız insanlar da...
Seninle birlikte olabilseydim
Martyn ile evlenir miydim sence?
Anna?
Geliyorum.
- Merhaba Jenny. - Merhaba Dr. Fleming.
Elimizden gelen her şeyi yaptık. Evet, mümkün olan en kısa sürede.
Bundan erken olmazdı zaten.
Hayır, her şey yoluna girecek...
- Alo? - Ben Martyn. Anna'yla konuşabilir miyim?
Kendisi çıktı maalesef.
Martyn...
Martyn...
İzninizle lütfen.
Gel.
Bayan Barton oğlunuzla mı evlenecekti?
Evet.
Ama siz onunla aynı dairedeydiniz.
Evet.
Oğlunuz bilmiyordu. Yani ilişkinizden haberi yoktu.
Yoktu.
Emin misiniz?
Dikkatli miydiniz?
Dikkatliydik.
Bayan Barton nereye gitti?
Efendim?
Neden gittiğini biliyor musunuz?
Bir açıklamanız olacak mı?
Bize bir açıklama yapacak mısınız efendim?
Lütfen kapının arkasında durun.
Burada insanlar yaşıyor. Sessiz olun lütfen.
Bu soru için kusura bakmayın ama şimdi nasıl hissediyorsunuz?
Eşiniz içeride mi efendim?
Eşiniz ne düşünüyor efendim?
Ne yaptın?
Acıya dayanamadım.
Kendime vurdum.
Dairenin sahibi Anna'yı
kazanın nasıl çalıştırılacağına dair bilgi vermek için aramış.
Martyn de yanındaymış.
Daireyi hiç duymamış.
Haberi yokmuş.
Adresi almış.
Şansa bak.
Neden kendini öldürmedin?
Başladığında kendini öldürmeliydin.
Bilemedin mi?
Bilemedin mi?
Devam edebileceğini mi sandın?
Evet.
- Evet. - Gelecekte de mi?
Her gün ikimize birden ihanet edecektin yani?
Sen kötü bir adam değilsin.
İlk fark ettiğinde kendini öldürmeliydin,
işte o zaman yas tutabilirdim.
Zor olurdu ama seni gömerdim.
Hatta ağlardım bile.
- Ingrid, Ingrid, bunları al. - Hayır.
- İlaç istemiyorum! - Hadi. Hadi.
Onu geri istiyorum!
Oğlumu geri istiyorum. Martyn'i istiyorum, Martyn'i!
Bana oğlumu ver!
Martyn öldü. Oğlun öldü.
Onun ölümünü bana ver. Onu bana ver. Ver!
Onu bana ver.
Bana onun ölümünü ver.
Onu bana ver.
Martyn!
Martyn!
Martyn!
Bu doğru, değil mi?
Tanıştığımız güne yazıklar olsun.
Peki o zaman.
Biliyor musun, bence herkes için sadece bir kişi var.
Benim için...
...o Martyn'di.
Senin için Anna.
Anna için...
...kim?
Bana hiç âşık oldun mu?
Peki ya bu? Bu?
Yetmedi mi?
Sana yetmedi mi?
Bir an seninle sevişmeyi düşündüm.
Hayatım, ne zaman istersen, gün veya saat fark etmez.
Hadi beyler.
Beyler, ailemi ve meslektaşlarımı korumak maksadıyla
bu sabah istifamı sunuyorum.
Girin.
Sizi uyarmaya çalışmıştım.
Biliyorum.
Nereye gittiğini biliyor musunuz?
- Evet. - Nerede?
Dün gece buraya geldi. Benimle kalmak istedi.
Acaba...
Acaba bir mesaj bıraktı mı?
Nereye gittiğini bilmem gerekiyor.
Biliyorsunuz bence.
Hatırlamalısınız.
Geçen sefer neler olduğunu anlatmıştı size.
Peter'a geri dönecek.
Bunu biliyor olmalısınız.
Gitmeliyim.
- Özür dilerim Stephen. - Güle güle. Bir daha görüşmeyeceğiz.
Teşekkür ederim.
O burada, değil mi?
O burada.
Bir bakmışsın dünyadan elini eteğini çekivermişsin.
Kendime ait bir hayata ulaşana kadar seyahat ettim.
Bizi biz yapan şeyi kavramak mümkün değil.
Bilmek ne mümkün...
Aşka teslim oluşumuz da bize bilinmeyene dair bir fikir vermesinden.
Başka hiçbir şeyin önemi yok.
Son kertede.
Onu yalnızca bir kez daha gördüm.
Tesadüfen, havaalanında bir uçaktan diğerine geçerken.
Beni görmedi.
Peter'la birlikteydi.
Kucağında bir çocuk vardı.
Başkalarından hiçbir farkı yoktu.
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.