Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
Bu dizinin ayrıntılı altyazısı FOX TV tarafından...
...Sesli Betimleme Derneğine yaptırılmıştır.
www.sebeder.org
("Zeynep Bastık - Her Yerde Sen" çalıyor)
"Yalnızlıksa konuyu bilen benim"
"Sorgusuzca yine seven benim"
"Zamansızca karşımda hayalin"
"Rica etsem lütfen gider misin?"
"Durmak yoktu aşksa"
"İnanmışım yalancıya"
"Kalbim seninle durdu"
"Hepsi boşlukmuş oysa"
"İşimde, gücümde, sağımda, solumda"
"Ah, her yerde sen"
"Evimde, odamda ne işin var?"
"Ama bıktım artık senden"
"Bir de artık keşke durup durup aklıma gelmesen"
"Anlatsam anlamazsın, mevzu büyük kalbinden"
"İşimde, gücümde, sağımda, solumda"
"Ah, her yerde sen"
"Evimde, odamda ne işin var?"
"Ama bıktım artık senden"
"Bir de artık keşke durup durup aklıma gelmesen"
"Anlatsam anlamazsın, mevzu büyük kalbinden"
"Anlatsam anlamazsın, mevzu büyük kalbinden"
Selin, lütfen beni bir dinler misin?
Sen...
...sen onu daha önceden tanıyordun.
Eylül'ü.
(Duygusal müzik)
Lütfen Selin.
Bana bakar mısın Selin?
(Duygusal müzik)
Lütfen.
İçeri girebilir miyiz?
Selin, hadi.
Dokunma bana. Oradan söyle.
Ne söyleyeceksen dokunmadan söyle.
Evet.
Eylül'ü önceden tanıyordum.
Anlatacağım. Hepsini anlatacağım.
Şimdi benimle içeri gelir misin?
Selin, lütfen.
(Duygusal müzik)
(Duygusal müzik)
(Geçiş sesi)
Uçuyor, oley!
Oley! Uçuyor!
(Çocuklar üst üste konuşuyor)
Demir?
(Çocuklar gülüyor)
(Geçiş sesi)
Demir.
-Affedersin. -Beni buraya getirdin...
...kafamda sorularla öylece bırakma.
Dalıp gitme, lütfen.
Bu benim, yani...
...bizim. Vedat'la birlikte yapmıştık.
(Demir) Çocukken.
(Duygusal müzik)
-Ben küçükken burası bizimdi. -Burada mı büyüdün sen?
(Duygusal müzik)
Sana anlatmam gereken o kadar çok şey var ki.
Hepsini dinlerim.
Ama önce Eylül'den başla.
Lütfen.
Tamam.
Otursana biraz.
(Duygusal müzik)
(...)
(Selin boğazını temizledi)
Benimle konuşmak istemiştin.
Defalarca.
Aslında benim anlamam lazımdı.
Geçmişinle ilgili bir şeyler sorunca sanki...
...ateşe dokunmuş gibi geri çekiliyordun.
Baban gelmek istediğinde mesela.
Sana büyüdüğün evi sorduğumda.
Sonra...
...birdenbire...
...bir şey oldu. Anlatmak istedin.
Konuşmak istedin, defalarca.
Ben seni durdurdum.
Yani hiç düşünmedim...
...ne tetikledi, niye bu kadar hevesli benimle konuşmak için diye.
Eylül.
Evet, o geldi, sonra, değil mi?
(Selin) Aynen.
Of, ben nasıl aptalım.
Allah'ım ben ne kadar aptalım, gözümün önündeydi her şey.
Siz, ikiniz Eylül'le birbirinizin karbon kopyası gibisiniz.
O kahve aletleri...
...işle özel hayatı birbirinden ayırma meselesi.
İnsanlarla aranıza koyduğunuz mesafeye rağmen...
...içinizde çok kırgın çocuklar olmanız.
Demir, bu bir aile meselesi, değil mi?
Selin--
Siz Eylül'le beraber büyüdünüz, değil mi?
Öyle bir şey herhâlde, ne, Eylül senin kardeşin. Kardeşin mi?
Hayır, olamaz. Çünkü Fikret Bey'in kızı.
Eylül senin üvey kardeşin olabilir mi? Öyle mi Demir, ha?
Niye aldın Artemim'in bütün hisselerini başta?
Hayır, bak öyle değil.
Selin, hiç alakası yok. Yani ailevi değil.
Aslında bir nevi sayılır ama o manada değil. Yani...
...biz...
Tamam.
Bunu söylemenin kolay bir yolu yok, anlaşıldı.
Bak...
...biz, yani Eylül'le ben... -Evet?
Bir süre önce, çok uzun zaman önce...
...biz...
...birlikteydik.
(Selin gülüyor)
(Selin gülüyor)
Sen, yani ha... (Selin gülüyor)
Ne yani, siz...
...siz şimdi birlikteydiniz, ikiniz?
Eylül'le sen sevgiliydiniz yani, öyle mi?
(Selin gülüyor)
Aslında biraz daha fazlası.
O benim...
...eski nişanlım. Yani nişanlım derken...
...çok kısa bir zaman. Çok kısa.
Nişanlın ha? Çok iyi. Abi, çok iyi, nişanlısınız demek. Nişanlın yani.
(Selin gülüyor) Yok Demir, daha fazla anlatma.
Benim gerçekten sırtım tutulacak. Gerçekten kasıldım biraz ama...
...ben bu hikâyeyi biliyorum, biliyor musun?
Bu hikâye şey değil mi, siz sadece bir gece nişanlı kaldınız, değil mi?
Sen, sen o adamdın yani, değil mi?
Demir, çok âlemsin valla. Sana da yazık be, ha?
(Selin ağlıyor) Selin...
Otursana. Gel biraz sakinleş.
Ha?
Eski nişanlın, ha? Al!
Demir Erendil!
Doğruluk timsali Demir Erendil.
-Sen, sen... -(Demir) Selin, dur!
Haftalardır gözümün içine baka baka...
...eski sevgilinle... Bana anlattı seni be!
-Sen, sen var ya sen... -Selin! Selin, dur!
Sen var ya, bittin oğlum sen! Gebertirim oğlum seni, anladın mı?
(Selin) Seni mahvedeceğim, anladın mı?
İki masum yalan yüzünden beni hastanelik eden adam...
...bana sinir krizi geçirten adam.
Gözümün içine baka baka.
Seni mahvedeceğim.
-Seni... -Selin, dur!
-Mahvedeceğim! -Selin, Selin dur, saçmalama.
Bak, şu an çok sinirlisin, anlıyorum seni ama--
Neyi anlıyorsun be? Bırak!
-Selin, dur dedim. -Sen beni bırak, ben sana anlatacağım!
(Selin) Ben var ya, sana tek tek anlatacağım bunları!
Sevgilim bak, saçmalama, sen böyle biri değilsin.
Bir sakin ol. Şöyle nefes al.
(Demir bağırıyor)
Sana bunların hepsini ödeteceğim. Ödeteceğim bunların hepsini!
-Selin! -Bırak!
Bırak! Demir, bırak! Demir!
(Selin) Demir, bırak!
(Selin) Demir bak, vuracağım sana, canını acıtacağım. Demir, bırak beni!
Demir, bırak! Demir!
Demir!
Bak, aç kapıyı, çıkar beni buradan, seni çok kötü yaparım!
Seni çok seviyorum Selin. Lütfen biraz sakinleş.
Bir sakinleş, ondan sonra istersen döv, istersen söv...
...istersen kır, ne yaparsan yap, hepsine razıyım.
(Selin kapıya vurdu) Demir!
Aç şu kapıyı! Bak, seni bitiririm oğlum.
Seni var ya, bitiririm, aç! Beni burada tutamazsın bak.
Sen biliyorsun beni, ben var ya, bu kapıyı kırarım...
...çıkarım dışarı, anladın mı Demir?
Ah!
(Selin) Of Demir, aç!
Selinciğim, lütfen biraz sakin ol. Bak, bir yerini inciteceksin.
Lütfen vurma şu kapıya. Lütfen bir sakinleş...
...bir sakinleş, sonra konuşalım. Hadi bak, derin derin nefes al.
(Derin derin nefes alıyor)
(Telefon çalıyor)
Vedat.
Demir'im, ne yaptınız? Vardınız mı diye soracaktım.
-Nasıl durumlar? -Vardık Vedat, vardık da...
-(Selin) Demir! -Ben şu an canımı kurtarmaya uğraşıyorum.
Oğlum, ben evi soruyorum sen ne anlatıyorsun, ne oldu?
Şu an kıyamet kopuyor burada kardeşim, tamam?
(Selin kapıya vuruyor) Demir, çıkar beni buradan!
(Selin kapıya vuruyor) Demir!
(Selin ses) Demir, çıkar beni buradan, duydun mu? Sana diyorum!
Duyuyorum sevgilim ama maalesef sen sakinleşmeden çıkaramam seni oradan.
Lütfen biraz sakinleşmeye çalış, hadi.
Oğlum, ne yaptınız, gider gitmez konuştunuz mu? Onun kavgası mı bu?
Vedat, şu an hiç konuşacak durumda değilim, tamam? Ben seni sonra ararım.
Hadi kardeşim.
Hayda. Ben ne yapacağım şimdi, gitsem mi?
(Eylül) Vedat.
Günaydın. Sen ne yapıyorsun burada?
(Eylül) Demir'le ilgili yardım istemek için geldim.
Eylül, lütfen daha mantıklı isteklerle gel.
Demir'le Selin bir iki günlüğüne bir yerlere gittiler.
Ama sen bunu zaten biliyorsundur.
Onları rahat bırakacaksın sanıyordum, öyle söylemişsin Demir'e.
Vedat, lütfen önyargılarını bırakıp bir iki saniye dinler misin?
Bir şey anlatmaya çalışıyorum.
Evet, buyur.
Selin'e söylememesini istemiştim.
Ama Demir'i eğer biraz tanıyorsam, bu programı her şeyi anlatmak için yaptı.
Ona mâni olmanı istiyorum.
Sen niye istiyorsun ki bunu?
Çünkü her şeyi kendisi için karıştıracak.
Buna gerek yok, ben zaten gideceğimi söyledim.
Sana güvenmiyor demek ki.
Bak, Selin çok tatlı kız ama kırılgan.
Biz o gün adada konuştuk ve adada konuştuğumuz her şeyin...
...Demir'le ilgili olduğunu öğrenirse canı çok yanacak.
-İkisi de üzülecek. -Vay arkadaş.
Sen terk ederken hiç üzülme, dönerken hiç düşünme...
...şimdi vay efendim Demir'in mutluluğu bozulmasın, Selin kırılmasın.
-Şimdi mi geldi aklına bunlar? -Vedat, bana istediğin kadar kız.
Ben sadece onların iyiliğini istiyorum.
-Sen niye samimi oluyorsun ki Selin'le? -Bilmiyorum.
Birdenbire oluverdi işte. Belki merak ettiğim için...
...belki anlatmaya ihtiyacım olduğu için ve o da sorduğu için.
Her neyse. Demir benim telefonlarımı açmaz.
Ama sen onlara mâni olabilirsin. Selin eğer öğrenirse çok kırılır.
Ve ben bunu gerçekten hiç istemiyorum.
Maalesef artık çok geç.
Bunları en başından düşünecektin.
(Müzik)
(Telefon çalıyor)
-(Burak) Efendim Eylül? -(Eylül ses) Alo, Burak.
-Neredesin? Çıktın mı? -(Burak ses) Arabaya binmek üzereydim.
İstersen seni de alabilirim, şirkete beraber geçeriz.
Ben zaten ofise doğru geliyorum, senden bir şey isteyecektim.
-Türkan Hanım'ın işleriyle mi ilgili? -(Eylül ses) Dünkü konu hakkında.
Fotoğrafların hâlâ sende olduğunu söylemiştin.
Yıldırım'ın mı?
-Gelirken onları getirir misin? -Eylül, olmaz.
Burak, lütfen gelirken fotoğrafları getirir misin?
Gerisini ofiste konuşuruz, tamam?
-Selin, iyi misin? -Anlıyorum diyor.
Anlıyorum diyor, delirtecek beni, Allah Allah!
Ben bu kapıyı kıramaz mıyım?
(Selin kapıya vurdu)
İstediğin kadar kilitle. Çıkıp canına okuyacağım senin!
Selinciğim bak, ne olur sakinleş.
Bak, lütfen, canını yakacaksın.
Bak, sen sakinleşmeden açmayacağım bu kapıyı.
Şimdi içeri gidiyorum, sakinleşmeni bekleyeceğim, tamam?
-Hadi ne olur. -Defol!
Olur.
(Müzik...)
(...)
Ben senin... Ha, nerede bunun bağlantı noktası?
(Müzik...)
(...)
Eninde sonunda açılacak bu kapı.
-Günaydın. -Günaydın.
Ben yine böyle rahatsız ediyorum ama son zamanlarda kafanı çok şişirdim ya...
...işte özür olarak da kek yaptım gece.
Aman canım, niye zahmet ettin?
Yani gerçi iyi de etmişsin, ben çok severim kek.
Tamam o zaman. Ben bunu buraya böyle bırakayım...
...çayınla yersin. Hadi afiyet olsun. -Tamam canım, gel beraber olsun.
Ben sana da çay koyuyorum, bakalım kekin tadına.
-Yok, benim işe dönmem lazım. -Hayır canım, tamam, dönersin.
Otur sen.
(Müzik)
Yalnız bu kek çok güzel olmuş.
Gerçekten, güzel kabarmış.
Böyle sünger gibi. Kesinlikle tıkız değil.
Şekeri de kararında.
Gerçekten ellerine sağlık, çok güzel.
Afiyet olsun. Sen anlıyorsun galiba bu işlerden.
Eh işte, biraz.
Gerçi benim de özel bir tarifim var. Bazen yapıyorum onu.
(Merve) Hadi ya. Nasıl bir şey peki?
Ben şöyle yapıyorum, şimdi önce iki üç paket çikolatayı alıp eritiyorum...
...benmari usulü. Sonra haşlanmış pancarları eziyorum...
...üstüne biraz kakule, biraz kahve, çok az kırmızı biber.
Ne oldu, niye öyle bakıyorsun?
Yani o malzemeler pek yan yana olmaz.
Ama tabii senin mutfaktan anlamaman normal biraz.
Şimdi bir dakika, ben özel tarifimdi derken...
...annemin özel tarifiydi, çok da güzel yapardı rahmetli.
Hay benim çenemin bağı yansın, ben neden böyle bir insanım ki?
Hayır canım, tamam, o kadar önemli değil.
Hayır, önemli. Yani kim bilir anneciğinin...
...ne kadar güzel yaptığı kekle ilgili ben çok densiz bir yorum yaptım.
Çok özür dilerim. Artık bir yerlerden izliyorsa...
...niyetimin kötü olmadığını biliyordur herhâlde.
Bir yerlerden izliyorsa kesin çok eğleniyordur.
Yaşasaydı severdi seni.
Ee, ne var, niye şaşırıyorsun?
Merve, sen çok samimi, çok sevimli bir kızsın.
Mis gibi de kek yapmışsın.
Bora'nın annesi...
...nefret etti benden.
İlk görüşte hem de.
Hayda. Onun derdi başka.
O zaten sen değil, kim olsa sinir olacaktı.
Ayrıca bir dakika, biz şimdi burada ne güzel kek yiyorduk.
Sakın. Hayır, hayır.
Lütfen ama hayır, ağlamak yok.
Ben seramda ağlamayı yasaklıyorum.
Kusura bakma ne olur, ben işte böyle...
...bir iyi oluyorum, bir kötü oluyorum. Zaten...
...benim işe dönmem lazım. Çay için teşekkür ederim.
Asıl ben teşekkür ederim kek için.
Afiyet olsun.
Ulan Vedat, ulan Vedat.
Ne karıştırıyorsun annenin kekini, ağlattık kızı.
(Müzik)
Selin! Selin?
Bu üç oldu Demir Erendil.
Önce kapıyı kilitledin, beni dışarıda bıraktın...
...ama ben yine de o eve girdim.
Sonra beni yukarıdaki odaya kilitledin ama ben yine de o odadan çıktım.
Bu da üçüncüsüydü.
Beni tutacak kilit daha icat edilmedi.
Ben bıraktığın yerde duracak kadın değilim, anladın mı?
Anladım. Tabii ki öyle bir kadın değilsin.
Bu benim eşekliğim, değil.
Öküzlü--
O da değil, öküzlük, ikisi de çok tatlı hayvanlar.
(Demir) Bu benim...
...densizliğim. Evet.
Densizlik benim bu yaptığım.
Bak şöyle yapalım, ben tost yaptım sana.
Sen, sen seversin.
Senin sevdiğin gibi yaptım.
Önce biraz bir şeyler yiyelim, sabahtan beri hiçbir şey yemedin.
Ondan sonra kaldığın yerden nasıl istiyorsan öyle devam et, tamam mı?
Ama önce bir şeyler yiyelim. İstediğini sor.
Ama bana bir müsaade et, sonra ben bir anlatayım.
Olur mu?
-Hadi gel. -Hop.
Sen bana dokunmuyorsun, uzaklaş.
Çekil, biraz uzakta dur.
Tamam, şöyle geçiyorum.
Lütfen biraz ye. Hiç olmazsa bir lokma.
(Duygusal müzik)
O yüzüğü...
...Fas'ta falcı bir kadın vermiş.
Yanımda sevgilim vardı, demişti.
Yani...
...o zaman...
...sendin, değil mi?
Bana anlattığında, köşkte mahsur kaldığımız gece...
...ben çok üzüldüm.
(Selin) Gerçekten.
Çünkü çok sevmiş. Anlatışından belliydi.
Çok sevmiş o adamı, yani...
...yani...
...seni.
Sen de onu çok sevmişsin belli ki.
(Selin) Çünkü sevmeyen insan...
...niye evlenmek istesin ki?
Selin...
(Duygusal müzik)
(Demir) Bundan çok uzun zaman önce oldu.
Bitip gitmiş bir şey.
Hisleri, yaraları, anıları...
...her şeyiyle silinip gitmiş bir ilişkiydi sadece.
-Selin, ben seni tanıdıktan sonra-- -Demir, hiç, sakın...
...girme oraya. Ne benimle tanışmadan önce...
...ne de benimle tanıştıktan sonra hiçbir yaran kapanmamıştı.
(Selin) Hepsi açıktı.
Ve hâlâ da öyle.
Ben böyle olsun istemedim.
(Demir) Seninle de ilgisi yok.
Ben iyileşebilmek için çok uzun zaman önce kapattım bu konuyu.
(Demir) İyiydim de.
Bambaşka bir hayat buldum ben burada.
-O dönene kadar. -Selin, lütfen.
Demir, dün olsa...
...tüm gücümle sarardım yaralarını. Ama...
...şimdi ben de yaralandım.
Nasıl olacak?
(Selin) Hı?
Nasıl iyi geleceğiz birbirimize?
(Duygusal müzik...)
(...)
(Kapı kapandı)
(Duygusal müzik)
Demir Bey, Selin'i nereye götürdü acaba?
Bence kesin çok romantik bir yerdir.
Acaba deniz kıyısı mı yoksa göl kenarı mı?
Yedigöller olmasın? Bu mevsimde çok romantik olur orası.
Yok, bence daha sıcak bir yerdir.
Şöyle sıcak denizlere uzanıp, oh, aşk tazelerler.
Aman canım, zaten onların aşkı taze ki.
Bence daha farklı, başka bir şey bu.
Baş başa kalmak isteseler zaten aynı evdeler.
Önemli bir şey bu.
-Kızlar. -Hı?
Bizim elimizde şu an iki tane çok büyük iş var.
Demir Bey bütün bu işleri bırakıp...
...iki günlük kaçamak yapacak karakterde bir adam değil.
Doğru aslında, değil.
Ama aşk böyle şaşırtır işte insanı kendisine.
Ayda, ne oluyor kızım sana?
Yoksa ters giden bir şeyler mi var?
Yok. Yok, bu ilişki bir kriz daha kaldıramaz.
Geçen sefer neler yaşandı, hepimiz gördük.
Demir Bey ayrı üzüldü, Selin desen yıkıldı.
Kızcağız üzüntüden hastanelere düştü.
Yok, sorun falan çıkmasın lütfen artık.
Azmiye! Sorun var demedim ki ben.
Acaba diyorum...
...ilişkinin bir sonraki fazına mı geçiyorlar?
Faz ne demek kız? Söylesene, o ne demek?
Selin bana geçenlerde utana sıkıla bir şeylerden bahsetti.
Neden bahsetti? Ne anlattı? Bana bir şey anlatmadı.
Sana neden bahsetti?
Hem de utana sıkıla.
Ayol bunda utanacak ne var?
Demir Bey, Selin'le konuşmak istemiş.
Selin de birazcık tedirgindi.
Öyle başlarda baş başa yemeğe çıkmalar...
-Selamlar. -(Merve) Selam.
Film izlemek gibi ilişkinin ilk fazlarına dair şeyler yaşamadılar ya...
Neyse kızlar ya.
Bakın, bu tamamen aramızda, tamam mı? Lütfen.
Ben çok heyecanlandım yalnız şu anda.
Ay, beni de bir ateş bastı. Devam, devam, devam.
Devam, devam. İşte Selin parmağında yüzükle gelirse şaşırmayın.
(Hep bir ağızdan) Yüzük mü?
(Ayda) Yüzük tabii.
Kızım, ne konuşuyoruz iki saattir ya? Siz ne anla--
Saçmalamayın! Ne kadar ayıp!
(Ayda) Ay, bir de patronun.
Gidin hadi masanıza be!
Sanki size anlatacağım böyle bir şey.
Ne var? Çok doğal. Hemen o geldi aklıma.
Ne doğal? Allah aşkına gidin masanıza.
Sinirimi bozdunuz. Ben ne anlatıyorum, siz...
Gülme Azmiye!
Çok ayıp. Anlatılır mı?
Bir daha size bir şey söylersem ha!
Ay, kahve de pek güzel koktu.
İsteseydin sana da getirirdim.
Aslında kokana kadar istemiyordum.
Bir de patrona kahve taşıtmak olmaz, değil mi?
En iyisi ben gidip kahvemi kendim alayım.
(Gerilim müziği)
Alo, Burak, neredesin? Yaklaştın mı?
Lütfen fotoğrafları aldım de. Lütfen.
(Duygusal müzik...)
(...)
(Kapı vuruluyor)
(Demir) Selin.
Selin, açar mısın kapıyı?
Sevgilim, lütfen.
(Duygusal müzik)
Bak, bunu yapmak zorunda değilsin.
Yıldırım'a bu zarfı vermek zorunda değilsin Eylül.
(Burak) Bunun sonuçları olacak, biliyorsun.
Lütfen şu işten vazgeç.
Sen bir şey yapmayacaksın ki.
Seninle hiçbir alakası yok. Ben yapacağım.
Ya niye bile bile yanlış yola giriyorsun?
Çünkü Burak, bu tazminatı ödersek şirket ciddi anlamda zedelenir.
Ve toparlamak için benim burada çok uzun süre kalmam gerekir.
Ve sen burada kalmak istemiyorsun. Biliyorum.
Bu şartlar altında hayır.
Ya tek seçenek bu değil.
(Burak) Daha yeni iki tane kocaman iş aldık.
Çalışırız. Gerekirse daha çok çalışırız.
Hem yönetim kurulu da bir üst mahkemeye taşıyacakmış.
Belki bu parayı hiç ödemeyeceğiz.
Çok uzun zaman alır. Çok fazla belki var.
O tazminattan kurtulmak istiyorsan...
...benim bu fotoğrafları Yıldırım Bey'in kucağına koymam gerekiyor.
(Eylül) En kısa ve garanti yol bu.
Hem sen de bu yüzden çektirtmedin mi bu fotoğrafları?
Ben hata yapan bir adamım.
Amacıma ulaşmak için hatayı da bedelini de göze alabilirim.
Sen benim gibi değilsin. Bu sana ağır gelecek.
Bazı hataları önlemek için bu hatayı yapmak zorundayım.
Benim de bedeller ödemem gerekiyor.
-Burak, hoş geldin. -Ferruh, bize biraz izin verir misin?
Tabii.
Eğer bir bedel ödenecekse...
...bu sadece senin diyetin değil.
Sen sadece Demir'le olan ilişkinde hata yaptın.
Eğer fikrini değiştirmek hata sayılıyorsa.
Ama ben bu şirketi kurtarmak için bir sürü hata yaptım.
Madem bir bedel ödenecek...
...tek başına ödemene izin vermem.
Ya Burak, lütfen işine gücüne bak.
Bu fotoğrafları da bana verdiğini unut.
Eylül, ya birlikte yapacağız ya da bu plan iptal olacak.
Hadi sen çık Leyla.
Ben buradayım. İhsan da burada. Kızlar da gelecek öğleye zaten. Hadi.
Niye hemen çıkıyormuşum, onu anlamadım Firuze.
Hayatım, akşama hazırlanman lazım.
Manikür, pedikür. Saçlarını da taratacaksın.
Uzun sürer bunlar. Eve gidip daha üstünü değiştireceksin.
(Firuze) Adama da gel, beni al buradan dedin.
Evden de buraya geleceksin. Of yani!
Niye böyle büyük bir olay hâline getiriyorsun, hiç anlamıyorum yani Firuze.
-Daha çok stres olayım diye mi? -Ben mi büyütüyorum?
Bütün gece uyumadın. Evde deli danalar gibi dolaşıp durdun.
O şeyden canım, benim reflüm azmıştı.
Tabii ondan. Çok mayalı yedik ya, ondan.
Yoksa alt tarafı bir yemek yiyeceğiz, değil mi yani?
Ayol alt tarafı bir yemek olsa burada da yerdiniz. Bak, burası bir kafe.
Bak, adam özenmiş ayol.
(Firuze) Kim bilir seni nerelere götürecek.
Vallahi sonra çok utanırsın. Hadi!
-Hadi Leyla. -Tamam, tamam, gidiyorum.
Gidiyorum ama vallahi sırf senin çenenden kurtulmak için gidiyorum, bilesin.
Tabii tabii. Aynen öyle. Hadi.
Hadi o zaman, hadi.
(Müzik...)
(...)
(...)
(Müzik...)
(...)
Demir, çekil. Lütfen!
Bırak beni. Çekil!
Bırakamam.
Demir bak, artık burada durmak istemiyorum, tamam mı?
Bu evde durmak istemiyorum. Gitmek istiyorum. Bırak beni.
Demir, bırak beni!
-Gideceğim ya, gideceğim! -Selin, bırakamam!
-Bırakamam. -Nefret ediyorum senden.
(Selin) Nefret ediyorum.
Seviyorsun.
(Demir) Çok seviyorsun hem de.
O yüzden canın yanıyor bu kadar.
(Duygusal müzik...)
(...)
Bağır, çağır, vur, canımı yak, yine de bırakamam seni.
Dinlemek istemiyorum. Çünkü sen beni anlamıyorsun.
Tamam, anlat. Anlat o zaman. Dinliyorum.
Ben yeterince dinledim zaten.
İnsanın kalbiyle aklı her zaman aynı şeyi söylemiyormuş.
(Selin) O anlattı bana.
Ben seni terk edip giden kadınla yemek yedim.
(Selin) Gecenin bir körüne kadar muhabbet ettim.
Ve biliyor musun, üstelik sevdim.
Çünkü anladım onu.
(Selin) İçinde sen olduğunu bilmediğim bir aşk hikâyesi dinledim.
Şimdi ne istiyorsun benden.
Bir daha mı anlatacaksın bana? Bir daha mı dinleteceksin aynı şeyi?
(Selin) Vedat değilim ben.
İkinizin de derdini dinleyip akıl verecek birisi olamam.
Neden benim duygularımla oynuyorsunuz?
Bak, duydukların, dinlediklerin...
...onların içindeki adam ben değildim.
Bambaşka bir Demir'di o. Bambaşka bir zamandı.
Bak, evimizin kapısından girdiğim andan itibaren o adam değildim ben.
Üstünden çok zaman geçti Selin.
Bitip gitmiş, zamanın silip yok ettiği bir şey.
Şimdi burada ama.
Geçmişin silip yok ettiği o hikâye kanlı canlı karşında duruyor.
Hiçbir şey hissetmedim.
Ne gördüğümde ne konuştuğumda hiçbir şey his--
Demir, sakın! Sakın yapma bunu, tamam mı?
Ben şimdi anlıyorum.
Onunla yan yana olduğun her an gözümün önünde.
Ona bakışın, onu görünce kalakalışın.
Ona karşı hiçbir şey hissetmiyorum deme sakın!
Ne hissettim, biliyor musun?
Eylül'ün geldiği ilk andan itibaren hissettiğim şey neydi, biliyor musun?
Korku.
Bir gün seninle bu anı yaşama ihtimalimiz.
Bak, bu anın sadece ihtimali bile kalbimi durduracak kadar korkuttu beni.
Senin kalbini kırmadan içinden çıkamayacağım bir kâbusa döndü her şey.
Bu kâbustan canımız yanmadan çıkamayız Selin.
Canın yanıyor, biliyorum.
Ben ölüyorum karşında.
(Demir) Ama kanamadan iyileşmez.
O yüzden bırakamam seni.
Kırılsan da ağlasan da...
...kanasan da bırakamam.
Canım çok yanıyor.
Biliyorum. Benim de.
Yapma.
(Duygusal müzik)
Demir'le Selin'i görmek o kadar zor mu senin için?
Dayanamadığın için mi bir an önce gitmek istiyorsun?
Demir'e daha fazla zarar vermek istemiyorum.
Bu konuda senin hayallerini boşa çıkarmış olsam bile.
Onu hâlâ seviyorsun, değil mi?
Sevdiğimiz insanları bir anda sevmekten vazgeçemeyiz.
İnsan bir günde duygularından vazgeçemiyor.
İyi ama iki yıl olmuş.
Zaman yaraları sarmıyor Burak. Sadece üstünü örtüyor.
Demir tekrar âşık olabildiği için, mutlu olabildiği için ben de seviniyorum.
Ama sürekli ne kaybettiğimin yüzüme vurulması hoşuma gitmiyor.
İnsan bu suçluluk duygusuyla yaşayamaz.
Senin yerinde başkası olsaydı...
...sırf o duygudan kurtulmak için bile Demir'i geri kazanmaya çalışırdı.
Ben Demir'i kırdım.
Ona rağmen yeniden sevmeyi başarabilmiş.
Geri kazanılacak bir şey yok.
Hem burada kalmak bana da zarar veriyor.
Selin o kadar düzgün bir kız ki...
...karşısında sürekli doğru durmaya çalışmak, hata yapmamaya çalışmak...
...bana çok zor geliyor.
Sen de Demir'le Selin için doğruyu yaparken...
...etik olarak en yanlış şeyi yapıyorsun.
Ne gerekirse.
Demir bunu öğrenirse çok kızacak, biliyorsun değil mi?
Demir zaten bana çok öfkeli.
Kaybedecek hiçbir şeyim yok.
(Duygusal müzik)
Beni odadan çıkardı ya.
Beni ya beni, Ferruh'unu.
Hâlbuki ben onun için neler yapmıştım.
Ferruh Bey, beni korkutuyorsunuz ama.
Allah Allah!
Ee, ne zaman arayacaksın Yiğit'i?
Ne diyeceğimi bilsem arayacağım da...
...toplayamıyorum ki bir türlü.
Abartma Ayda. İşte arayıp gel bir kahve içelim diyeceksin.
Of İbo ya!
Ne hâllere düşürdün beni! Kendimi sana ispat edeceğim diye...
Hayır, hayatımdan çıkmış biri. Ya görüşmek istemezse benimle?
Sağ ol Azmiyeciğim.
Aa!
Biz gelince mi sustunuz?
Yok Azmiyeciğim, siz lafın sonuna denk geldiniz.
Kesin öyledir.
Ben odaya girince de Burak'la Eylül Hanım'ın lafı hep bitiyor.
Oradan biliyorum ben. Kesin öyledir.
(Firuze) Merhaba.
Leyla Hanım mutfakta mı hâlâ? Yemek mi pişiriyor?
Yok, ben onu eve yolladım.
Akşama yemeğe hazırlansın diye.
Ay, o bu akşam mıydı?
Ne yemeği ya?
Leyla Hanım'la Muharrem Usta yemeğe çıkıyorlar baş başa.
Hadi ya.
O kadar hazırlanmasına gerek yok Allah'tan.
Yani Muharrem Usta en janti işçi tulumunu çeker...
...ver elini ocakbaşı.
Sonra hop, kendin pişir kendin yeci.
(Ferruh) Sinirim bozuldu, kusura bakmayın.
Sonra yarınlar yokmuşçasına kanatçı.
Tamamen sinirim bozuldu.
Tamam be!
Burak, şu katlı otoparkın manzarasına bak.
İstanbul sürprizlerle dolu gerçekten.
(Eylül) Hiç beklemediği bir anda insanın karşısına güzellikler çıkarıyor.
(Burak) Eylül, ne yapıyorsun?
Çok yaklaştın. Gelsene buraya.
Sen gelsene buraya. Buradan her şey harika gözüküyor.
Eylül, buraya gelir misin?
Bak, buradan da çok güzel görünüyor manzara.
Şaka.
Yükseklikten korkmuyorsun değil mi sen?
Korkmuyorum tabii ki.
(Burak) Şimdi başın döner, dengen falan kaybolur.
(Burak) Gereksiz bir risk.
Tamam, o zaman gel. Şu manzarayı görmeni istiyorum.
Hadi.
(Müzik)
Oldu mu? Tamam.
Sen uçağa nasıl biniyorsun?
Eylül, gidebilir miyiz artık?
Manzaraya baktın. Eğlendin de.
Hadi lütfen.
(Eylül) Tamam. Kimsenin fobisiyle eğlenecek değilim.
Fobim falan yok.
Sadece...
Neyse, boş ver.
Birazdan iş dünyasının en güçlü adamlarından birine...
...bizi mahkûm ettiği tazminattan vazgeçmesi için şantaj yapacağız...
...ve senin korktuğun şey bu mu gerçekten?
Yükseklik.
Düşmeni istemiyorum.
Düşecek olursan gelip tutamam.
Tutmana gerek yok. Başımın çaresine bakabilirim.
Benden sorumlu değilsin.
(Burak) Doğru, değilim.
Yıldırım'a tek başıma şantaj yapmak istemiyorum. Oldu mu?
Mantıklı.
Başımıza bir şey gelmeden gidebilir miyiz artık?
(Müzik)
Eylül'ü anlatacaktım sana.
Denedim ama...
...o kadar mutluyduk ki.
İkimiz de.
(Demir) Sen haklı olarak...
...o mutluluğu bozacak bir şey konuşmak istemedin.
(Demir) Ben de...
...biraz zaman geçsin istedim.
Sadece ikimize ait birkaç gün daha.
Sürekli erteledin.
Seni ne kadar sevdiğime inanmanı...
...bana güvenmeni sağlarsam...
...daha kolay atlatırız sandım.
(Demir) İçime sinmedi.
Bir şeyleri saklamaktan nefret ettiğimi biliyorsun.
Sustukça daha zor olmaya başladı her şey.
Çok geç kaldın.
Eylül'le arkadaş olmaya başladın.
(Demir) Onu uyardım.
Seninle arasına mesafe koymasını istedim ama...
...olmadı işte.
Üstüne bir de adaya gidip mahsur kaldınız.
Ben o gece konuşacaktım seninle.
Bunların hepsi benim suçum yani?
Senin anlatmana izin vermedim.
Hepsi benim suçum.
Ben öyle bir şey demedim.
Lütfen yapma Selin.
Senin bu durumla bir ilgin yok.
Şu hâle gelmemizde, bugünü yaşamamızda en ufak bir rolün yok.
Evet, benimle ilgisi yok.
Bu, Eylül'le senin hikâyen...
...ve bu hikâyede benim yerim yok.
Bu, ikinizin arasında.
Eylül'le benim bir hikâyem yok. Bitti.
Aramızda üzerine konuşulması gereken hiçbir şey kalmadı.
Niye geldi o zaman?
(Duygusal müzik)
Bilmiyorum.
(Demir) Belki suçluluk duygusu.
Hiçbir şey anlatmadı. Hiçbir şey açıklamadan gitmişti.
Yıllar sonra bir açıklama yapması gerektiğine mi karar vermiş?
Öyle durup dururken?
Geldi, konuştuk ve anladı.
Seni ne kadar çok sevdiğimi gördü.
Mutluluklar diledi.
Ve kısa bir zaman sonra da gidecek.
Kısa bir zaman sonra gidecek?
Babasının hisselerini yeni almış olmasına rağmen gidecek, öyle mi?
Babası, Fikret Gündüzeli.
Artemim yönetim kurulu üyesi.
Demir...
...sen Artemim'in batmakta olduğunu biliyordun.
Babasının yönetim kurulunda olduğunu biliyordun.
Sen Artemim'in hisselerini satın alıp başına geçtiğinde...
...onun haberinin olacağını biliyordun, değil mi?
(Selin) Ne yaptınız yani?
Çok güzel. Konuşup anlaştınız mı?
(Selin) Önce ben gideyim, sonra sen gelirsin.
Ama yanlışlıkla ikimiz aynı evi satın alınca bütün planlar bozuldu, değil mi?
Hayır, hayır, hayır. Hayır, öyle bir şey olmadı.
Bak Selin...
...ben onu iki yıldır görmemiştim.
Bu şirketin hisselerini aldığımda--
Aldığında ne olacaktı?
Tamam, haberi olacağını biliyordum.
Gelsin istedim. Evet, istedim...
...ama onu görmek istediğim için değil.
(Demir) Ona bir şey hissettiğim için değil.
Sadece o defteri tamamen kapatmak için.
Hepsi bu.
Selin, o kadar kaçak oynadı ki.
Ardından bir not bırakıp gitti.
Yüzüme bile bakamadı.
(Demir) Konuşmak istedim.
Söylemek istediklerim, duymak istediklerim...
...hepsi öylece karanlığın içinde kaldı.
Konuşulsun istedim Selin.
Konuşulsun ve kapansın istedim.
Kapanmamış ama.
Demir, sen bana az önce ne dedin?
Evimizin kapısından girdikten sonra ben bambaşka bir adam oldum dedin.
Benimleyken, o zaman içerisinde hep Eylül'ün yolunu gözlemişsin.
Umurumda bile değildi.
Duyurmaya çalışmadım.
İletişim kurmak için uğraşmadım.
Zaten bir zaman sonra bütün hayatım sen oldun Selin.
Her şeyim...
...günüm, gecem...
...hayallerim, kızgınlıklarım, heyecanım...
...her şeyim sen oldun Selin.
(Demir) Sakın.
İstediğini düşün.
İstediğin kadar kız bana...
...ama sakın...
...sana olan duygularımdan tek bir an bile şüphe etme.
(Demir) Tek bir an.
Ben hayatımda hiç kimseyi seni sevdiğim gibi sevmedim.
Demir, kapıyı açar mısın?
Gideyim. Bırak beni.
Bak, konuşalım dedin, konuştuk.
(Selin) Artık gideyim, ne olur.
Nefes alamıyorum ben.
(Duygusal müzik)
Ne olur bırak.
(Duygusal müzik)
Bırakamam.
(Duygusal müzik...)
(...)
(...)
(Duygusal müzik...)
(...)
(Gerilim müziği)
Kalamam Demir.
(Gerilim müziği...)
(...)
(Müzik)
Eylül!
Eylül!
Eylül, bir dur.
Ne yapıyorsun?
Yıldırım'ın odasından fırlayıp gittin.
İyi misin sen?
Ben daha önce hiç böyle bir şey yapmamıştım.
Emin misin?
Çok soğukkanlıydın çünkü.
Evet, biliyorum ama...
...Yıldırım'ın karşısında dimdik durdun.
O kadar kontrollüydün ki...
...adamın öfkesini un ufak ettik Eylül.
(Burak) Küçücük kaldı senin karşında.
Benim bile dizlerim titredi ama sen...
...sen müthişsin Eylül.
Bir de bana sor.
Biz şimdi kötü insanlar mı olduk?
Suçlu olduğumuz kesin.
Şu anda kalbim yerinden çıkacak gibi.
Bütün kaslarım gerildi.
Adrenalinden.
Evet. Benim bundan bir an önce kurtulmam lazım.
Yoksa kendime gelemeyeceğim.
Nasıl?
-Otoparka kadar yarışalım. -Nasıl?
İlk varan kazanır.
Eylül, saç...
Selin?
Selin, iyi misin?
Bak, giriyorum içeri.
(Müzik)
Off, Selin!
(Eylül) Ben kazandım!
(Müzik)
İstanbul! Biz kötü insanlarız!
Eylül, ne yapıyorsun? İn oradan!
Aa!
(İngilizce şarkı...)
(...)
Ee...
Adrenalinden.
Ben bugün ofise dönmem.
Gidip yaptığımız şeyi sindirmem lazım.
Yani...
...Yıldırım Bey, şantaj, fotoğraflar...
Tüm bunlar galiba bana biraz fazla geldi.
Oldu artık.
Geri alamayız.
Eve gitmen ya da ofise dönmen...
...kolaylaştırmayacak.
(Müzik...)
(...)
(...)
Selin!
Selin!
(Selin dış ses) Demir, biz otelden bayağı uzaklaştık galiba.
Baksana, burası avlak alanı gibi bir yer.
-Nereden anladın? -Av kuşları var.
Duymuyor musun?
(Kuşlar ötüyor)
Selin?
Böyle daha iyi duyarsın.
(Kuşlar ötüyor)
Haklıymışsın.
(Geçiş sesi)
(Müzik)
Off Selin, of!
Selin!
(Müzik)
Bu yol nerede ya?
(Demir) Selin!
(Demir) Selin!
(Demir) Selin!
(Müzik)
Neredesin be Selin?
Selin!
Neredesin Selin?
Demir.
(Müzik)
(Demir) Selin!
Burak dönmeyecek galiba. Senin daha işin var mı?
Az kaldı.
Kalmama gerek yok.
Alayım bunları yanıma, eve gidelim ha?
Eve mi gideceğiz?
Tamam, istemiyorsan gitmeyelim.
O zaman bunları bitireyim, sinemaya gidelim.
Onu da hiç kafam götürmez şimdi.
-O zaman sen bir şey söyle. -Hiçbir şey iyi gelmiyor ki.
Yani çiçekler...
...toprakla falan uğraşmak belki ama her gün de seraya gidemem ki.
Sen bir daha mı seraya gittin?
Ne oldu?
Bora canını mı sıktı yine, ne dedi?
Yok, ondan değil. Bu sefer çalışmaya gitmedim zaten.
Vedat'ın kafasını şişirdim ya...
...kek yaptım işte, onu götürdüm. Özür olarak.
Şu Vedat Bey'le de bir ben vakit geçirmedim.
Selin'in arkadaşı, sen de tanıyorsun. İbo zaten sürekli anlatıp duruyor.
O gün seraya geldiğimde de hiç aklım başımda değildi, adama ayıp oldu.
Dur ya.
Ne yapıyorsun?
İbocuğum, nasılsın?
İyi ben de işte.
Ben sana bir şey diyeceğim...
...akşam Happy Pie'da hep birlikte yemek mi yesek diyorum.
İşte sen, ben, Merve, gelirse Azmiye.
Bir de Vedat Bey'i mi çağırsak?
Tamam, o zaman sen sor, akşam haberleşelim.
Tamam canım, öptüm.
Ayda, ben sana burada ne anlatıyorum!
Adama gına geldi beni görmekten diyorum, sen tam da bu akşamı buldun çağıracak!
Ben gelemem vallahi.
Aa! Merve, saçmalama. Tabii ki geleceksin.
Arkadaşım, kusura bakma ama İbo'nun Müge'den başka arkadaşıyla...
...tanışmaya gerçekten çok ihtiyacım var.
İyi, tamam ama o zaman böyle sıkıntılı konulardan konuşmayalım.
Ben çünkü kotayı doldurdum tek başıma.
Tamam canım. Öyle sohbet edeceğiz işte.
Keşke Selinler de olsaydı. Neyse artık, onlarla bir dahakine yaparız.
-Sen de iyi alıştın patronla gezmelere. -Aa! Diyene bak.
Sen hem patronla hem de arkadaşıyla kankasın maşallah.
Demir Bey nasıl değişti, değil mi?
O gün tuttu kolumdan, kaldırdı, çıkardı ya beni.
-Hiç beklemezdim ondan. -Selin'in etkileri işte.
Doğru.
Haa!
İnsafsızlar!
Hayvanlara tuzak kurmuş, vicdansızlar!
Başka var mı acaba?
-Bir tane varsa başka da vardır tabii. -(Demir) Selin!
Demir.
Demir, ne olur önüne bak, ne olur bastığın yere dikkat et.
Demir!
Bütün ormana tuzak kurmuşlar be!
Demir!
Neredesin?
Demir!
Demir!
Demir!
Selin!
Demir, dur!
-Selin! -Demir!
Selin!
(Aksiyon müziği)
-Selin! -Demir, dur!
Dur Demir! Demir, dur!
(Selin) Demir, dur!
(Müzik)
Her yerde...
...her yerde kapan var.
Basacaksın diye çok korktum.
İyi misin?
(Müzik...)
(...)
Beni takip et, bastığım yere bas.
Dikkatli yürü, eve dönüyoruz.
Bir dakika bekle.
Demir, bana değil, önüne bakacaksın.
Tamam, kızma.
(Müzik)
Çok güzel olmuş.
Firuze, sen de gelseydin ya.
Ben ne konuşacağım bu akşam yemekte?
Ayol Muharrem Bey seni yemeğe çağırdı, konuşacak bir şeyleri vardır elbette.
-Merak etme. -Ya sıkılırsam?
O zaman oturur yemeğini yersin.
Vallahi bu saç hiç olmadı bana Firuze, ben bozacağım bunu.
Elleme şunu, çok güzel oldu. Elleme işte.
Bir tutturdun kuaföre git diye. Gittik işte, gördük!
Bir kilo spreyi sıktı kafama, yüz tane de toka.
Vallahi başım tutacak şimdi.
Ben sade bir topuz yapardım kendime. Bozuyorum ben bunu.
Sade olmaz, bu yemek topuzu. Abiye.
Yemek topuzu mu?
Vallahi içime sinmedi, ben bu saçı bozacağım.
-Elleme. Elleme! -Bozmam lazım.
İçime fenalık geldi. Bayılacağım şimdi.
Kızlar, bir şeyler söylesenize şuna.
Leyla Hanım, çok güzel olmuş, bence hiç bozmayın.
Vallahi. Böyle bir değişik olmuşsunuz, havanız değişmiş.
On yaş gençleşmişsin cicim. Böyle devam et.
Tamam işte.
-Doğru mu diyorsunuz? -Evet.
-İçime pek sinmedi gibi falan ama... -Güzel güzel.
Bana bak, çok güzel. Birazcık yüzün soluk görünüyor.
-Allık sürmemiz lazım. -Yok, hiç allık falan gerekmez.
Ayol birazcık şöyle değdirivereceğim, gel.
Bunlar 15 yaşında kız gibi oldular ayol.
Kızlar...
...kadını böyle gaza getirdik ama...
...Muharrem Usta nereye götürecek acaba?
Ayy, Ferruh Bey ocakbaşı falan demişti.
O kadar da özendi kadın.
-Duman altı olmasın şimdi. -Ayy.
Vallahi bir yoklasaydık iyiydi de. Dur bakayım.
Oo, artık çok geç.
Ayda, asıl ne diyeceğim.
Sen Muharrem Usta'yı hiç iş tulumu dışında bir kıyafetle gördün mü?
Ayy, yok!
-Yani o her yere tulumla gider. -Eyvahlarım olsun.
(Müzik...)
(...)
Vaov!
(Müzik)
Ustam, bu sen misin?
Gözlerime inanamıyorum.
-Ustam, çok janti olmuşsun. -Çok teşekkür ediyorum kızlar.
Leyla Hanımefendi burada mı?
Aa! Burada burada.
Burada.
Burada.
(Müzik)
Leyla Hanımcığım, ışıltınız yine çiçeğimi sönük bıraktı.
-Yaa... -Ayy!
(Müzik)
Çok teşekkür ederim.
Hazırsanız gidelim mi?
Tabii, gidelim.
Müsaadenizle efendim.
Kızlar.
Buyurun efendim.
Ayy, gördünüz mü?
-Gördük gördük. -Gördük gördük.
-Oyy... -Ağlama.
Çok duygulandım, şey oldum.
-Gel, gel. -Ben şey oldum çocuklar.
Bayağı bir şey oldum.
Arkasından su dökseniz Firuze Hanımcığım.
(Sokak gürültüsü)
(Burak) Buradan gidin diye hâlâ kimse gelmedi.
(Burak) Çok ilginç değil mi?
(Eylül) Ben sana daha ilginç bir şey söyleyeyim mi?
Sen şu an bayağı yüksekte oturuyorsun. Hem de tam...
Uff! 2,5 saattir.
Korkunu mu yendin yoksa hiç böyle bir korku yok muydu?
(Burak) Düşünmemeye çalışıyorum.
Yoksa şu an ayaklarımı falan hissetmiyorum.
Peki, biz neden gitmiyoruz?
Bilmem.
Ben gitmek hiçbir şey çözmez dedim...
...sonra sen gelip buraya oturdun...
...ben de kendimi senin yanında otururken buldum.
-Acıktın mı? -Buraya sipariş getirirler mi ki?
O kadar yani?
Ben şimdi buradan inmeye çalışırsam kesin düşerim.
O yüzden...
...hiç riske falan atmasak mı acaba?
-Bir denesek mi? -Yok, ben gerçekten hiç hazır değilim.
Hayır, kalkmandan bahsetmiyorum. Sipariş vermekten bahsediyorum.
(Müzik)
Demir...
...kolun.
Bunları ben mi yaptım?
Yok, seninle ilgisi yok.
Düştüğümüzde olmuştur.
Demir, ben çok özür dilerim. Canın yanıyor mu?
Sen söylene kadar fark etmemiştim bile.
Tamam, bir şey sürmemiz lazım yoksa şişer bunlar.
Şişsin, ölmem.
Boş ver Selin.
Vedat uzun zamandır gelmediğini söylemişti.
Ben de her ihtimale karşı yiyecek bir şeyler aldım yanımıza.
Bu evle Vedat mı ilgileniyordu?
Artık Vedat'ın evi. O satın almış.
(Müzik)
Uff!
(Müzik)
Demir...
...yapma lütfen.
Ne yapıyorum?
Demir, bakıp durma.
Neden?
Yani sevgilimi izleyemez miyim?
-Selin, bakacağım sadece. -Yok bir şey.
Selin, lütfen.
Selin.
Çok derin kesmemişsin.
Ama yine de yara bandı falan lazım.
Kanayıp duracak yoksa.
Kanasın.
(Müzik)
Alo, Vedat, arayamadım seni de kusura bakma.
Ne kusuru oğlum. Bütün gün sesiniz çıkmadı, ben de ne yaptınız, merak ettim.
Konuşabildiniz mi her şeyi? Anlatsaydın doğru düzgün.
-Anlatmaya çalıştım işte. -Çok da başarılı olmadı galiba.
Sinirleri altüst oldu kızın.
Elini de kesti bıçakla.
Sen o hâlde bir de kızın eline bıçak mı verdin?
Demir'im, sen hayırdır? Yürek mi yedin, ne yaptın?
Vedat, şu an gerçekten canım burnumda zaten.
(Demir ses) Sen evde bir yara bandı var mı, onu söyle.
Banyoda olması lazım. Bakarsın dolaba.
-Tamam, sağ ol. -Oğlum...
...siz iyi misiniz? Ciddi soruyorum. -(Demir ses) Bilmiyorum Vedat.
İyi olmaya çalışacağız.
Zaten öbür türlüsünü düşünemiyorum bile.
Tamam, sen bandı bulmaya git.
Pansuman için de bir şeyler olması lazım orada.
-Bakarsın, sonra konuşuruz yine. -Tamam, sağ ol.
(Müzik...)
(...)
(...)
Özür dilerim Selin.
Demir...
...yapma. Bu bana iyi gelmiyor.
Şu an bana...
...hiç iyi gelmiyor.
(Müzik)
Yalnız çocuk bu akşam yaşadığını...
...hayatı boyunca anlatır artık.
Çocuk dedi ya...
...çok fena işletildiğimi düşündüm diye.
Otoparkın katlarını çıktıkça hayatım için...
...endişelenmeye başladım falan dedi.
Yalnız biz güldük falan ama ben çocuk için üzüldüm.
Hayret bir şey!
Aşağıdaki güvenlikler de bunları nereye götürüyorsun diye sormuyor hiç.
-Güvenlik burada olduğumuzu biliyor. -Nasıl yani?
Bizi görmezden gelmelerini söyledim.
Ne ara, kiminle konuştun ki? Hep yan yanaydık.
Ben konuşmadım tabii ki.
Birilerine mesaj attım, gereken konuşmayı onlar yaptı.
Ha!
Birilerini tanıyan, birilerini tanıyorum diyorsun.
Etkileyici.
Yüksek yerlerde dostların var demek.
Dalga geçme.
(Sessizlik)
Vedat'la ben.
Çok güzel ve sevimli bir çocukmuşsun.
Sana artık o çocuk olmadığımı da söylemiştim.
Ciddiydim.
O kırdığın çocuk da kırgın adam da...
...hepsi geçmişte kaldı.
Hayat, hiçbir şey bu kadar kolay...
Burası bizim evimize benziyor.
Hatta burası bizim evimiz.
Evet, bizim evimiz.
Ben o evde büyüdüm.
En azından yatılı okula gönderilene kadar.
O yüzden aldım o evi.
O yüzden gitmek istemedim.
Başta içindeki anılarda benim için önemli olan.
Ama...
...sonra...
...sen benim için o evin anlamını değiştirdin.
Ben seni anlayamıyorum Demir.
Çok uğraşıyorum ama seni anlayamıyorum.
Bir şeyleri sakladım diye bu kadar kırılan bir adam...
...nasıl olur da bu kadar çok şeyi saklar?
Neden?
Arkamda bırakmaya çalıştığım şeylerdi.
O yüzden mi Eylül'e babasının şirketi üzerinden ulaşmaya çalıştın?
O yüzden mi büyüdüğün evi satın aldın?
Bu mu senin arkada bırakmaktan anladığın?
Evet, bu.
Yüzleşmediği şeyler bir hayalet gibi insanın peşine takılıyor çünkü.
Yüzleşmek ve kapatmak istedim o sayfaları.
Kapattım da.
Bunu göremiyor musun gerçekten?
Selin.
(Müzik)
Benim hislerimden şüphe ediyor musun gerçekten?
Benim kafam çok karışık.
Benden kaçarak mı kurtulacaksın bunlardan?
Senden kaçmak istemiyorum ama kalamıyorum da.
Ben ne yapacağımı bilmiyorum artık.
Tamam.
Tamam, şu andan itibaren konuşmayacağım.
Bir şey sorarsan cevap veririm tabii.
Ama o kadar, hepsi bu.
Şimdi...
...eğer istersen...
...sessizce...
...yemeğimizi yiyelim mi?
İçim istemiyor.
Uyumak istiyorum.
Peki.
(Müzik...)
(...)
(Vedat) Şu Bünyamin'le bir tek ben tanışmamışım demek ki.
(Vedat) Adam efsaneymiş.
(İbo) Aman abi, o konu bayağı hassas.
Her an bir yerden çıkıp ödev verecekmiş gibi geliyor bana.
Tamam, ilginç adamdı ama Selin'le Demir'e iyi geldi.
Ayol bize bile görüşmeye geldi.
Ben de çok terapist tanımışımdır ama böylesini hiç duymadım.
Zaten yokmuş ki öylesi. Adamın lisansını bile elinden almışlar.
Merve ya!
Ayy, ben yine yaptım, değil mi?
-Benim ağzımda bakla ıslanmıyor da. -Bu konuyu bir tek Demir bilmiyor.
Öyle de kalırsa sevinirim.
Çünkü biliyorsun ki Bünyamin konusunu denkleme ben soktum ya...
...o bakımdan. -Merak etme İbocuğum, sırrın güvende.
Yalnız bu ekip çok iyi.
Maşallah, 'full' eğlence.
Ben serada bayağı yavan bir hayat yaşıyormuşum.
Yok, öyle deme, orası çok güzel.
Sera güzeldir ama çok bakım istiyor.
Gece sulanması gereken bitkiler var, şimdi gidip onlarla ilgileneceğim.
-Kalkıyor musunuz? -Müsaadenizle. İşler bekler.
Vedat, çok memnun olduk geldiğine. Çok teşekkürler.
Ben de memnun oldum geldiğime, davetiniz için teşekkür ederim.
Firuze Hanım...
...çok teşekkürler. Ellerinize sağlık.
Ne demek.
-O zaman ben seni geçireyim abi. -(Vedat) Tabii.
Yalnız bir ara hep birlikte seraya gelin, bunu serada tekrarlayalım.
-Organizasyon sende İbo. -Tamamdır, bende.
-İyi akşamlar. -Görüşürüz.
(Müzik...)
(...)
(...)
(Müzik...)
(...)
Seni çok seviyorum, aptal.
Ben de seni çok seviyorum.
Çok.
(Duygusal müzik...)
(...)
(Demir) Günaydın.
(Selin) Günaydın.
Önce sağlam bir kahvaltı yapalım, arkasından da güzel bir yürüyüş.
Ne dersin?
Demir, ben eve dönmek istiyorum.
Hemen. Şimdi.
Olur mu?
Tamam.
Ama önce bir şeyler yiyelim.
Sonra söz veriyorum, hemen yola çıkacağız.
Böylesi senin için daha iyi olacaksa.
Başlayalım mı?
(Duygusal müzik)
(Ayda) Günaydın.
Boncuğum, günaydın.
Günaydın.
(Eylül) Günaydın. Kahve getirdim, ister misin?
Yeni bir çekirdek deniyorum, arkadaşım kavurdu.
Vallahi isterim, kokusu buraya kadar geldi, çok güzel.
Tamam, getiriyorum hemen.
Ben de pastaneden bir şeyler getirdim, yanında iyi gider.
Ayy.
Normalde pek hamur işi yemem ama bugün bir istisna yapasım geldi.
Tabii, buyurun. Şunlar vegan olanlar.
Hım, bu çok fena.
Bunlardan yurt dışına gönderebiliyor musun?
Arkadaşlarınız için mi?
Yani vakumlarsak gelir herhâlde.
-Bir iyi haber daha. -Başka iyi haber de mi var?
Evet, var galiba. Yani bugün belli olacak.
Gemileri yaktığıma değsin lütfen.
Kahve nasıl?
(Ayda) Bakmadım valla tadına, hemen bakıyorum.
-Hım, gerçekten çok güzel. -Değil mi?
Vallahi bayıldım.
Merve Hanım daha iyi mi?
Yani, işte zamanla daha iyi olacak diyelim.
Yok, hayır. Zaman hiçbir şeyin ilacı değil.
Zaman, biçerdöver gibi, öğütür atar insanı.
-Evlilikleri, ilişkileri falan. -Ferruh Bey.
Merve'nin yanında negatif cümleler kurmuyorduk, değil mi?
Burak Bey de uyarmıştı sizi bu konuyla ilgili.
Burak Bey zaten bana bu aralar atarlı, farkındayım.
Yalnız negatif yorumları ben yapmıyorum, Merve'nin kenafir kocası Bora yapıyor.
Ferruh Bey, yine neye söyleniyorsunuz Allah aşkına?
Şu çenenizi biraz tutun canım, aa!
Valla ben sussam da konuşsam da Bora tutmuş avukatı.
Boşayacak gencecik kızı. Celbi de bir iki güne gelir.
-Demedi demeyin. -Bu Bora yok mu bu Bora.
Şu güzelim boncuğa yapılır mı bu? Hep o anası yüzünden.
Zaten şirket Brezilya dizisine döndü.
Merve'yle Bora gizlice evlenip boşanıyorlar.
Demir Bey aşk yasağı koyup Selin'le aşk yaşıyor.
(Ferruh) Bak, ortada bile yoklar.
Bu kadar işin gücün arasında ne yaptıkları belli değil.
Burak'ı sorsan zaten yani.
Ah.
Keşke Demir Bey aşk yasağı yerine dedikodu yasağı koysaymış.
Ne yapsam, acaba onu da ben mi koysam?
(Müzik)
Selin.
İbolarla mangaldan sonra...
...bizi götürdüğün tatlıcı.
Burası eski mekânlarımdan biri demiştin.
Eylül'le mi gidiyordunuz oraya?
Masası varmış.
Her geldiğimde bu masaya oturuyorum, demişti.
Seninle her gittiğinde demek istedi herhâlde.
Benimle yaptığın her şeyi...
...onunla da yaptın mı? Mesela bu ev.
(Selin) Buraya getirdin mi onu da?
-Hayır. -Onunla da beraber yaşıyor muydun?
İstanbul'da mı? Yoksa Japonya'da mı?
-Selin. -Ne Selin?
Sormayayım mı?
Bu sorularının cevabı başka bir zamana ait.
Senin var olmadığın bir zamana.
Anlıyorum, demek ki...
...varoluşçu bir pencereden bakacağız duruma.
Peki, tamam Demir.
Sormam.
Ama düşünme diyemezsin.
Artık beynim benden bağımsız çalışıyor.
Kalbim de.
Kendim üzerinde bir kontrolüm kalmadı artık.
Senin olmadığın zamanlardı.
Senin var olduğundan bile haberim yoktu Selin.
Şimdi bana gerçekten o zamanların hesabını mı soracaksın?
Senin gibi bir kızla tanışacağımı bilmezken...
...hiç bilmediğim birini mi beklememi tercih ederdin?
(Selin) Benim derdim senin geçmişin değil ki.
-Geçmişinin bugüne girmesi. -Bugünü sormuyorsun ama.
Onu da öptün tabii.
Konu buysa, başkalarını da öptüm Selin.
Ama seninle tanışmadan önceydi hepsi.
Keşişe benzemiyorum, değil mi?
Tamam Demir, neyse. Konuyu saptırıyorsun.
Ben onu söylemeye çalışmıyorum.
(Müzik)
("Kuytu - Ada" çalıyor...)
(...)
"Gecen uzun"
"Yolların dar"
"Dört yanında ördüğün duvarlar"
"Sana tutunsam kayboluruz"
"Yalnızlığın parçalar bizi"
"Yok oluruz"
"Sen bana yorgun, uzakta bir ada"
"Kapkara denizin, dinmedi fırtınan"
"Sen bana uzakta, ıssız bir ada"
"Ben hâlâ vururum her gece kıyına"
("Kuytu - Ada" çalıyor)
"Benden sonra"
"Sana kadar"
"İçimde öyle bir boşluk var"
"Sana anlatsam kayboluruz"
"Yalnızlığın parçalar bizi"
"Yok oluruz"
"Sen bana yorgun, uzakta bir ada"
"Kapkara denizin, dinmedi fırtınan"
"Sen bana uzakta, ıssız bir ada"
"Ben hâlâ vururum her gece kıyına"
("Kuytu - Ada" çalıyor...)
(...)
"Sen bana yorgun, uzakta bir ada"
"Kapkara denizin, dinmedi fırtınan"
"Sen bana uzakta, ıssız bir ada"
"Ben hâlâ vururum her gece kıyına"
"Sen bana yorgun, uzakta bir ada"
"Kapkara denizin, dinmedi fırtınan"
"Sen bana uzakta, ıssız bir ada"
"Ben hâlâ vururum her gece kıyına"
"Ben hâlâ vururum her gece kıyına"
Ona...
...evlenme teklif ettiğinde...
...nerede oturmayı planlamıştın?
Burada mı oturmak istemiştin onunla? Büyüdüğün evde mi?
-Hayır. -Ama düşünmüşsündür.
Aklından geçmiştir en azından.
(Selin) Peki, odaları ne yapacaktınız?
Mesela benim odamı?
Çocuk odası mı?
Kahve yapıyorum.
(Duygusal müzik)
Sen önümüzdeki on yılın bile kalkınma planını yapacak kadar...
...programlı bir adamsın.
Balayına nereye gitmeyi düşünmüştünüz?
(Selin) Böyle tropik bir yerler mi?
Bali? Maldivler?
(Selin) Yoksa orası senin için biraz sıradan mı?
Neresiydi, bu çok meşhur bir dizinin çekildiği bir yer vardı.
Ha, Dubrovnik.
(Selin) Ne oldu, orası da mı sıradan bir yer senin için?
(Selin) Küba?
Ha, Havana çok romantik bir yermiş, biliyor musun?
(Selin) Bir arkadaşım söylemişti.
Ya da belki de Vietnam, Kamboçya gibi bir yer de olabilir.
Gerçi ben böyle sayıp döküyorum ama sen zaten bunların çoğuna...
...gitmişsindir, değil mi? Hatta belki de beraber gittiniz.
Beraber Fas'a gitmişsiniz zaten.
Sahi, siz...
...siz başka nereleri gezdiniz?
-Ne yapıyorsun Selin? -Ben hiçbir şey yapmıyorum.
Ben sana söyledim, beynimi durduramıyorum diye.
İnsan ister istemez hayal kuruyor.
Senin onunla gittiğin yerleri...
...hayal dünyamdan silmek istiyorum yalnızca.
-Nasıl yerlermiş onlar? -Herhangi bir zamanda...
...herhangi biriyle gittiğin yerler.
El ele dolaştığın sokaklar.
(Selin) Yağmurlu bir akşamüstü...
...bir sundurmanın altında ıslanıp bir kadını öptüğün yerler mesela.
(Duygusal müzik)
Nereye gidiyorsun?
Duş alıp üzerimi değiştireceğim. Ha bu arada...
...kitaplıkta atlas var.
Açıp, dünyanın herhangi bir yeriyle ilgili hayal kurabilirsin.
Çünkü ne bu şehirde ne başka bir ülkede...
...ne bu gezegende ne de başka birinde...
...henüz yağmurlu bir akşamüstü...
...bir sundurmanın altında seni öpmedim.
(Müzik...)
(...)
(Burak) İyi misin?
Bir şey söyleyeyim, saçma bir şekilde çok iyiyim.
-Ama bu hiç hayra alamet değil. -Neden?
Çünkü saat neredeyse öğlen oldu, Yıldırım Bey'den haber yok...
...yönetim kurulu toplanmadı, demek ki...
Bir planı var.
Hiç karşı atak yapabileceği aklımıza gelmedi, değil mi?
Fotoğrafları görür görmez tazminattan vazgeçeceğini sandık.
Sen çok kararlıydın...
...asabın bozuktu, etraflıca düşünemedin.
Hava da çok sıcakmış.
Ben de...
...ben de sana karşı koyamadım.
(Müzik)
Hadi.
Ne yapalım, bedelini ödeyeceğiz.
Alışkınız nasıl olsa.
Bir şey söyleyeyim, çok fena çakılacağız.
Artemim, tazminattan batacak...
...bize dava açacaklar...
...şantajı birlikte yaptığımız için organize suç çetesinden yargılanacağız...
...ve hapse girmesek bile kariyerlerimizde çok büyük bir lekeyle...
...hayatımıza devam edeceğiz.
Ya.
(Kahkaha atıyorlar)
Böyle söyleyince biraz ağır oldu.
Ve bunların hepsi...
...hepsi Demir yüzünden. -Hayır, Demir değil.
-Ben buradan çabuk gidebilmek için. -Hayır, Demir yüzünden.
Önce Yıldırım'ı kızdırdı, ondan sonra da Alara'yı.
Bir şey söyleyeceğim, ben Artemim'i kurtarmaya geldim.
Şu anda kendim batırıyorum.
Üst mahkeme şansımız da kalmadı.
Babam bu işe bayılacak.
Yok, benim babam.
Bak, alev alacak buralar.
Ejder gibi...
...ateş püskürecek Ekrem Bey.
Kızım, o neydi öyle?
Çok acayip bir elektrik vardı.
Şimşek mi düştü, yıldırım mı çaktı, ne olduysa çok acayipti.
(Merve) Çok fena.
Ne kıkırdıyorsunuz be? Bir şey mi kaçırdım?
(Merve) Çok büyük haber Azmiye.
-Yönetici kademesinde aşk kokusu var. -Ne diyorsun?
Kızım, Burak'la Eylül Hanım bayağı flört ediyorlardı.
Aa!
E ben size demiştim.
Hay Allah, kendi dediğimi de unuttum.
Ben nasıl ilgilenemedim onlarla.
Değil mi? Nasıl oldu bu Azmiye?
Sen çaptan falan mı düşüyorsun? Kırdım performans notunu senin.
Ne alakası var canım? Aa, gündemimiz yoğundu, kaçırmışım işte.
Hiç yani, Merveciğim, aşk olsun. Çok haklısın Azmiyeciğim.
Şirketin bütün duygusal yükü senin üstünde.
Üf.
Ayda, sen geç kalmadın mı?
Malum Happy Pie'da işler yoğun.
-Çık sen artık, hadi. -(Ayda) Evet, değil mi?
Ben gideyim o zaman, eşyalarımı alayım.
Hadi.
O zaman ben laptopumu falan da alıyorum.
Yani şirkete dönmem bir daha, evde çalışmaya devam ederim.
Malum, patron da yok.
Ben de seninle gelirdim ama...
...Burak'ı gözetleyecek adam lazım.
Buradaki dedikodular bende, gerisini de akşam evde konuşuruz.
-Hişt, tamam. -Siz şifreli mi konuştunuz?
(Azmiye) Benden bir şey mi saklıyorsunuz?
-Yoo. -Yok canım.
İyi, ben de geleyim Happy Pie'a. Madem o kadar yoğun...
...öğle arasını orada geçirir, sonra dönerim ofise.
Yok Azmiyeciğim, teşekkür ederim ama sen hiç yorulma şimdi.
-Ben gideyim. -Hey!
Sen benim ne zaman yorulduğumu gördün ayol?
Aa, sanki bensiz bir iş becerebilecekmişsiniz gibi.
Hadi yürü, gidiyoruz.
(Müzik)
(Müzik)
Gülüyor musun bir de? Gerçekten mi?
Seçebildin mi bir yerler?
Seçtim.
Tibet'e gideceğim ben. Orada bir tapınağa kapatacağım kendimi.
Oraya kadar gitmene gerek yok.
Yani istersen...
...bu eve kapatabiliriz kendimizi.
İşe gitmeyiz, telefonları açmayız, kapılara bakmayız.
Bizim dışımızda bir dünya olduğunu unutana kadar kalırız burada.
(Müzik)
Demir, yapma.
Her şeyi de sulandırma.
Sen bayağı ciddisin yani? Gerçekten istediğin bu, öyle mi?
Valla biraz önce bana hiç öyle gelmedi.
Ben ne istediğimi bilmiyorum.
Zaten kafam da çok karışık.
Demir, ben gidiyorum.
Sen etrafımdayken kafamı toplayamıyorum çünkü.
(Duygusal müzik)
Of, Selin. Akşam geri dön de...
...nereye istersen git.
Burak, şunlara bir bakabilir misin?
(Eylül) Türkan Hanım'ın işleriyle ilgili, sizin tarafın planları.
Eğer 'okay'lersen ben de finansın stratejisini ona göre yapacağım.
Tamam. (Telefon çalıyor)
Selin, kızım rahatsız etmeyeyim diye aramadım.
Nasıl durumlar? Keyifler bin beş yüz mü?
Nasıl? Hani iki gün kalacaktınız?
Hım. Sahildeki kahveciyi mi diyorsun?
Bilmem ki.
Neyse, ben bir durumlara bakayım, sana haber veririm o zaman.
(Merve) Sen bekle orada, tamam mı kuzum?
Hadi öptüm seni, görüşürüz.
Burak, ben şöyle bir iki saatliğine çıkıp gelsem, olur mu?
İşimiz var daha. Dirim Hanım'ın işlerini yetiştirmemiz lazım acil.
Tamam.
Bunlar benim için tamam.
Ama yarın gönderirsek çok daha iyi olur. Selin'le bir kontrol etmek isterim.
-Ondan sonra veririz müşteriye. -Peki, tamam, öyle yapalım.
(Telefon çalıyor)
Efendim Dirim Hanım?
Biz de tam sizin işlerinizle alakalı konuşuyorduk.
Merveciğim, bir problem mi var?
Yoo. Sahilde bir kahveci var bizim hep gittiğimiz...
...böyle tatlı bir yer, deniz fenerinin dibinde.
Selin oradaymış da onun yanına gideyim diyecektim ama...
...önemli değil, biz akşam konuşuruz onunla zaten.
İbrahim Bey'i mi bekliyorsun?
Yok Azmiyeciğim, bir arkadaşımı.
Aa, nasıl bir arkadaşmış bu?
Ne oluyor kız? Elin ayağın titriyor.
-Azmiye. -Efendim?
Eski erkek arkadaşım gelecek, İbo'yla tanışacak.
Niye?
İşte eski sevgiliyle arkadaş olmanın ne kadar normal olduğunu...
...gösterecek bana beyefendi. Kılıfı da şu...
...bir gün bir yerde karşılaşırsak...
...elim ayağım titriyor muymuş, ona bakacakmış.
Gerginim Azmiye, o yüzden elim ayağım titriyor.
-Ne diyeceğim ben Yiğit'e? -Hayatımda böyle saçma bir şey duymadım.
Bana bak, yakışıklı mı senin şu Yiğit?
Azmiye, ben ne diyorum, sen ne diyorsun!
Niye? Yakışıklı değil miyim?
Aa, Yiğit.
Hoş geldin.
-Hiç değişmemişsin. -Nasıl yalan.
Öğrenciyken böyle miydim?
Şimdi şu ağırlığıma bir bak.
Sen de değişmişsin ama. Daha güzel olmuşsun.
-Teşekkür ederim. -Rica ederim.
(Boğazını temizledi)
Azmiye, Yiğit. Azmiye benim şirketten arkadaşım...
...aynı zamanda arkadaşım. -Tanıştığıma memnun oldum Azmiye.
Öyle mi oldunuz gerçekten?
Tamam.
-Biz şöyle geçelim mi seninle? -Olur, tabii.
-Ben size ne ikram edeyim? -Ayda?
-Çayımız güzel. -Çay.
Tamam o zaman. Hemen iki çay geliyor.
Sağ ol Azmiyeciğim. Gel, şöyle geçelim.
Buyur.
Ee, ne var ne yok?
Yiğit...
...ben seni biriyle tanıştıracağım. Biliyorum, çok garip gelecek ama--
Erkek arkadaşınla mı tanışacağım?
Nereden bildin?
Çünkü Aydacığım, zekâ çok seksi bir şeydir.
Erkek arkadaşının bu mazindeki çekicilikten tedirgin olması normal.
-Affedersin. -Takma kafana, tanışırız.
-Ee, hayat nasıl? Burası senin mi? -(Ayda) Evet.
İşte ben mezun olduktan sonra, bizim bir aile dostumuz var...
...onunla girdik bu işe.
Hayret, tek parça gelmişsin.
Paramparçayım be Vedat.
Gel lan buraya.
Gel.
(Duygusal müzik)
(Demir iç çekti)
(Duygusal müzik)
Yani tamam, kolay olmayacağı belliydi zaten.
Ama sakın şimdi bana...
...ayrıldık falan demeyeceksin, değil mi?
Yok, onu demeyeceğim de...
...çok kırıldı be Vedat.
Kafasındaki düşünceleri dağıtayım diye ne maymunluk yapacağımı şaşırdım.
Bir an sinirleniyor, hatta deliriyor.
İki dakika sonra nasıl canının yandığını görüyorum.
Dik durmaya çalışıyor ama kafasında hep en kötü şeyleri kuruyor.
Onun o hâle gelmesine engel olamadım.
En çok da bu canımı acıtıyor işte.
Çok güçlü bir kız o.
Böyle böyle atlatacak.
Ha, tabii sonuçta--
Sonuçta yarın ofise gittiğimizde Eylül yine orada olacak.
Of, of!
(Müzik...)
(...)
Söylemiş.
Aslında daha önce söyleyecekti ama ben rica ettim söylememesini.
Ne yaşıyorsanız aranızda kalsın mı istedin?
(Selin) Doğru aslında.
Ben de özel hayatım ortaya dökülsün istemezdim.
Özel hayatımız diye bir şey yok ki.
Sadece geçmişimiz var.
O da pek sevimli bir hikâye değil.
En azından benim açımdan.
Ben onu kırdım, kaybettim.
Ve yaptığım hatanın böylece ortaya dökülmesini istemedim.
Ama sonra seni tanıyınca...
...sen ağır bastın ve...
...senin karşında rezil olmak istemedim.
Benim karşımda rezil olmazdın.
Olmadın da.
Sen bir adamı sevdin.
Ama yürümedi.
Bunu anlamayacak insan da...
...ne bileyim, daha önce hiç sevmemiştir herhâlde.
İşte bu yüzden senin karşında durmak çok zor.
(Eylül) Fazla mükemmelsin.
Hayır, mükemmel değilim.
Sadece doğru olanı yapmaya çalışıyorum.
Kimseyi kırıp dökmeden.
Sen bu kadar çabalarken benim yüzümden kırıldın.
Ve bu çok ağırıma gidiyor gerçekten.
Hayır, senin yüzünden kırılmadım.
Sen onunla birlikteyken ben yoktum.
-Ama ben onunla birlikteyken-- -(Eylül) Ben olmamalıydım.
Şu an karşında bu masada oturduğuma bakma.
Ben aslında yokum zaten.
Varlığımın Demir için bir anlamı yok.
Hayır, öyle değil.
Sen de Demir'i en az benim kadar iyi tanıyorsun.
Sadece benim değil...
...senin de kırılmanı istemedi.
O yüzden onu bu kadar çok seviyorum.
Ben bir şeyden emin olmanı istiyorum.
Belki buna hakkım yok ama senden rica ediyorum.
(Eylül) Ben buraya geldiğimde...
...Demir'in hayatında biri olduğunu bilmiyordum.
Öğrendiğimde çoktan hisseleri devralmıştım zaten.
Ben en kısa zamanda gideceğim buradan.
(Eylül) Ona da söyledim.
Elimden gelen en hızlı şekilde çözmeye çalışıyorum finansal meseleleri.
Gitmene gerek yok Eylül.
Hayatını Demir ve bana göre ayarlamana gerek yok.
Belki de korktuğun gibi olmayacak.
Sonuçta Selin de Eylül de çok güçlü kadınlar.
Yüz yüze geldiklerinde kontrollü ve insaflı davranacaklardır.
İyi de Vedat...
...nereden bakarsan bak, içinde bulunduğumuz durum hiç hoş değil.
Makul davransalar da birbirlerini görüp durmaları...
...o ofisin içinde, ben oradayken...
Ne bileyim.
Hiç boşuna uğraşma.
Hiç öyle boş beleş pembe dizi aşk üçgeni çıkmaz sizden.
Ne Eylül entrika çevirir ne de Selin gurur yapıp konuyu uzatır.
Tabii kırılırsınız biraz ama kimse de ölmüyor kırıldı diye.
Eylül buraya geldiğinden beridir kafamda dönen bir şey var aslında.
Hisselerimi devredip, evi de kapatıp...
...Selini alıp gitmek istiyorum buralardan.
Nereye mesela?
Nereye olursa.
Her şeyden uzağa.
Ama Seline Eylülden bahsetmeden bunu yapsaydım kaçıyormuşum gibi olacaktı.
Şimdi de Selin öğrendi.
Eylülden etkilendiğin için kaçtığını düşünecek.
Ona karşı bir şey hissetmediğimi kanıtlamadan...
...gözlerimin içinde bunu görmeden, emin olmadan Selin gitmek istemeyecek.
Haklı da.
Soru işareti kalır insanın kafasında.
Ne yapsam olmuyor be Vedat.
Kalsam bir dert, gidelim desem başka bir dert.
Oğlum, sen hiçbir şey yapmayacaksın zaten.
Eylül gideceğim demiş ya.
Demir, bana bak, sakın bir şey yapma.
Bak, o kadınlar kendi aralarında bir çizgi çekerler, o çizgide yürürler.
Sen araya girersen bütün dengeleri bozarsın.
En kötüsü de ne biliyor musun?
Bütün bu olanlardan kendimi sorumlu tutuyor olmam.
İşte bu çok ağır geliyor.
Of!
(Müzik)
Bunu geri alır mısın lütfen?
(Selin) Bende kalmasını istemiyorum.
Bazen gerçekten düşünemiyor insan.
Hem bu yüzüğü sana verirken...
...Demir'le olan geçmişimi öğrenebileceğin hiç aklıma gelmemişti.
(Eylül) Ben gerçekten...
...Demir'in sana söylemeyeceğine inanmak istedim.
Demirin bunu bunca zaman benden saklaması yeterince tuhaf zaten.
Sana geçmişimden hiç bahsetmemeliydim.
Seninle yakınlaşmadan işleri çözüp gitmeliydim.
Anlatmayacaktın zaten.
(Selin) Ben sorup durdum.
Çünkü seninle arkadaş olmak istedim.
Ne yapayım işte, benim de huyum böyle.
Ben çok mesafeliyimdir aslında.
Kolay kolay yakınlaşamam kimseye ama...
...senin yanında kendimi rahat hissettim.
Arkadaşın olabilmeyi çok isterdim.
Eğer başka şartlarda tanışsaydık.
Şans işte.
Sen anlatma dedin.
(Selin) Demir anlatmak istedi.
Ben dinlemek istemedim.
Üçümüz de hatalar yaptık.
Ama bu birbirimize bedel ödeteceğimiz...
...birbirimizi kırıp dökeceğimiz noktalara gelmesin.
Herkes bedelini kendi ödesin.
Başka türlü yapamam ben.
Ben elimden geleni yapacağım.
Ben de.
Kahve için teşekkür ederim.
(Müzik...)
(...)
(...)
(Müzik...)
(...)
(...)
Affedersin. Canım, gelsene.
Ee, İbo, Yiğit.
-Merhaba. -Merhaba.
Otursana.
Yiğit, genetik mühendisi, şu an bir genom projesinde çalışıyor.
İbo da veteriner hekim, kendisinin veteriner kliniği var aynı zamanda.
Çok güzel. Yalnız Ayda hayvanlara biraz uzaktır, yani uzaktan sever.
-Alıştırmaya çalışıyoruz. -Çok iyi yapıyorsun.
Senin o böcek korkun devam ediyor mu hâlâ?
Maalesef.
Yani daha o konuda bir gelişme yok.
Kusura bakma, ben ısrar ettim Ayda'ya seninle tanışmak için.
-Umarım senin için garip olmamıştır. -Yok yok, hiç garip olmadı.
Hatta daha iyi oldu. Epeyce konuştuk, eskileri andık Ayda'yla.
Hazır kendisi de buradayken söyleyeyim, Ayda'yı çok sevsem de...
...biz arkadaş olamayız.
-(Hep bir ağızdan) Neden? -Karım hoş bakmaz.
Yani seninle bir ilgisi yok Ayda.
Bu eski sevgiliyle görüşme, arkadaş olma fikri onu rahatsız ediyor.
Yani çok saçma değil mi?
Sonuçta medeni insanlarız. Niye arkadaş olamayalım?
Olunamaz demiyorum ama karım böyle hissediyor...
...ve ben ona senin bu duygun çok saçma demeyecek kadar zekiyim.
150'nin üstünde IQsu var.
(Hareketli müzik)
(Müzik...)
(...)
(...)
(Müzik...)
(...)
Tamam.
Çok sinirli.
Ama en azından cevap verdi.
Yani bu da bir şey.
Herhâlde.
Of!
Buyurun, yine bekleriz.
Şu kartınızı da vereyim.
Ben yavaştan kalkayım. Epey oturdum, şimdi hanım bekler.
-Peki. -Tanıştığıma çok memnun oldum.
-Ben de öyle. -Kendine iyi bak.
Sen de.
Ben yavaştan kaçayım artık.
Yiğitciğim, teşekkür ederim geldiğin için.
Rica ederim, olur mu?
-Kendine iyi bak, karına da selamlar. -Sen de.
-Azmiye Hanım. -Yiğit Bey.
Oo!
(Müzik)
Ee?
İkna oldun mu Yiğit'le aramızdaki tüm defterlerin kapandığına?
-Fazlasına ikna oldum. -Ha.
-Neymiş o fazlası? -Sana bir özür borçlu olduğuma.
Bak sen.
Müge konusunda haklıydın. Sana daha önceden anlatmalıydım.
Bu durum bana çok normal geliyor ama sana öyle gelmeyebilir.
Bu da çok normal sanırım.
Beni böyle seviyorsun yani?
Evet, seni böyle seviyorum.
Güzel.
Güzel.
Bu kadar mı?
Senin bana söyleyeceğin bir şey yok mu?
Ee...
Yok.
(Müzik)
Peki.
Yok.
Selin, iyi misin sen?
Hayır, değilim. Kolay kolay da olamam.
Baksana, dünyanın çekirdeğini çitledim ama yok, düzelemiyorum.
Yani evet, yemek yerine anlatsan.
Ee, yüzük nerede?
Ne geldiyse başıma o yüzük yüzünden geldi zaten.
Ben nereden taktım be o yüzüğü?
Taktın mı?
Ya Selin, nasıl söyledi? Böyle özel bir şeyler hazırlamış mı, ortam falan?
Yok canım, bam, bam, bam söyledi.
Nasıl ya? Öyle ince ince planlamamış deme bana ama.
Aa, planlamaz olur mu?
Artemimden hisse almalar, mesaj göndermeler, daha bir sürü şey.
Ee, yani şimdi bir nişanlık durumu söz konusu mu?
-Evet, var maalesef. -Ya!
Kızım, sen niye sevinmiyorsun?
Nişanlanmışsın işte sevdiğin adamla.
Ne? Ben?
Yok, yok, ben değil. Ben değil, Eylül.
Aa!
Aa!
(Ayda) Ay, şaka!
Da ne çabuk be!
Vay anasını ya, Burak'a bak sen.
Ne Burak'ı be?
Demir'le nişanlanmışlar bilmem ne zaman.
(Hep bir ağızdan) Ne?
-Nasıl ya? -Ne zaman?
Uff!
(Sakız meliyor)
(Müzik)
Sakız...
...yememişsin yemeğini.
Sen de böyle bağlıyken bunalıyorsun, değil mi?
Ben de çok bunaldım.
İmkânsız seçimlerden mesela.
Tamam, söyleyemedim.
Ama o kırılmasın diye.
Bir temiz dayağımı da yedim, o ayrı.
(Demir) Sakız...
...Selin sence ne zaman durulur?
Yani takribi olarak ne kadar sürer bu gelgitleri?
(Sakız meliyor)
Uzun zaman alacak, değil mi?
Ee, o rüzgârlar kolay kolay dinmez.
Daha çok çekeceğin var oğlum Demir, belli.
Gel bakalım.
Gel bakalım Sakız Efendi.
Pardon, hanımefendi.
(Müzik)
Of, of Selin!
Bak! Bak, saat kaç oldu.
Hâlâ eve gelmedi.
Delirsin Demir burada, kafayı yesin.
Sakız'la konuşsun.
(Müzik)
Demir Bey niye söylememiş Eylül ilk geldiğinde?
Hadi onu geçtim, Eylül niye söylememiş?
Sinsilik yapmış işte.
Kızlar, bir durun ya.
Eylül Hanım kötü biri değil.
Sadece o da Demir'i çok sevmiş.
Of! Ama neye sinir oluyorum, biliyor musunuz?
Ben onları anlıyorum.
(Selin) Ya.
Ama benim canım yanıyor, canım. Ben onları anlamak istemiyorum.
Ee, ne olacak şimdi peki?
Kızlar, ben bir süre burada kalacağım. Eve falan gitmek istemiyorum.
Nasıl ya, Demir Bey'i terk mi ediyorsun yani şimdi?
Hayır, öyle değil. Ama şu an ona yaklaşamam.
Yanında olunca bütün duygularım karışıyor.
Böyle koşup, boynuna atlayıp, ona kocaman sarılıp...
...öpüp öpüp teselli edesim geliyor.
Ama benim teselli edilmeye ihtiyacım var.
Arkadaşım, sen istediğin kadar burada kal. Biz senin yanındayız.
Ama önce eve uğrayayım. Birkaç parça bir şey almam lazım.
Selin, her şey var burada, ne alacaksın?
Yoktur ya. Şey...
Pijamam, terliğim, diş fırçam.
Ben bir hemen eve gidip geleyim, tamam mı? Hadi öptüm.
Hah! Aşkım, dur, dur, dur! Nereye gidiyorsun?
Aa! Sakız!
Senin burada ne işin var?
Tüh!
Ben seni salık mı bırakmışım? Dur bakayım.
Kaçak seni, gel bakayım.
Gidelim.
Aa!
Sakız ama böyle olmaz ki.
Hemen serbest kalınca gidiyorsun komşunun çiçeklerine dalıyorsun.
Sonra midene zarar veriyor onlar.
Sonra gecenin bir körü İbo abini çağırmak zorunda kalıyoruz.
Dur bakayım.
Hah.
Tamam.
Aa! Bir dakika.
Ben evden çıkarken sen bağlıydın.
Seni Demir mi saldı?
Eh.
Tabii kıyamıyor sana.
Ama bana kıydı.
Uf, Demir.
Keşke beni de salsan.
O zaman biraz kafamı toparlarım belki.
Of!
Ne yapacağım?
Hı?
Ha Sakız, ne yapacağım?
Yemeğini ye. Kaçma, tamam mı?
(Duygusal müzik...)
(...)
Uff!
(Duygusal müzik)
(Selin dış ses) Bak yine geldim.
(Selin dış ses) Gelmemen gerektiğini bildiğim hâlde geldim.
(Selin dış ses) Yine de...
...özür dilerim bu kadar zor olduğu için.
(Selin dış ses) Seni sevmeme rağmen atlatamadığım için.
(Selin dış ses) Ben kalırsam...
...her şey daha kötü olacak.
(Selin dış ses) Sen bu kadar her yerdeyken ben...
...ben doğru düşünemiyorum.
(Selin dış ses) Haklıydın.
(Selin dış ses) Kanamadan iyileşmeyecek.
(Selin dış ses) O yüzden...
...beni anla.
(Duygusal müzik...)
(...)
(...)
(Duygusal müzik)
Selin?
Yapma.
Yapmak zorundayım.
(Duygusal müzik)
Gitme.
(Demir) Yapma.
(Duygusal müzik...)
(...)
Selin!
(Duygusal müzik...)
(...)
Bu dizinin ayrıntılı altyazısı FOX TV tarafından...
...Sesli Betimleme Derneğine yaptırılmıştır.
www.sebeder.org
Ayrıntılı Altyazı Çevirmenleri: Ayhan Özgören - Belgin Yılmaz...
...Bülent Temür - Çağıl Doğan - Çağrı Doğan
Son Kontrol: Beliz Coşar
Teknik Yapım: Yeni Gökdelen Tercüme
("Zeynep Bastık - Her Yerde Sen" çalıyor)
"Yalnızlıksa konuyu bilen benim"
"Sorgusuzca yine seven benim"
"Zamansızca karşımda hayalin"
"Rica etsem lütfen gider misin?"
"Durmak yoktu aşksa"
"İnanmışım yalancıya"
"Kalbim seninle durdu"
"Hepsi boşlukmuş oysa"
"İşimde, gücümde, sağımda, solumda"
"Ah, her yerde sen"
"Evimde, odamda ne işin var?"
"Ama bıktım artık senden"
"Bir de artık keşke durup durup aklıma gelmesen"
"Anlatsam anlamazsın, mevzu büyük kalbinden"
"İşimde, gücümde, sağımda, solumda"
"Ah, her yerde sen"
"Evimde, odamda ne işin var?"
"Ama bıktım artık senden"
"Bir de artık keşke durup durup aklıma gelmesen"
"Anlatsam anlamazsın, mevzu büyük kalbinden"
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.