All language subtitles for The Voice of My Heart bolum 22

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English Download
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

("Zeynep Bastık - Her Yerde Sen" çalıyor)

"Yalnızlıksa konuyu bilen benim"

"Sorgusuzca yine seven benim"

"Zamansızca karşımda hayalin"

"Rica etsem lütfen gider misin?"

"Durmak yoktu aşksa"

"İnanmışım yalancıya"

"Kalbim seninle durdu"

"Hepsi boşlukmuş oysa"

"İşimde, gücümde, sağımda, solumda"

"Ah, her yerde sen"

"Evimde, odamda ne işin var?"

"Ama bıktım artık senden"

"Bir de artık keşke durup durup aklıma gelmesen"

"Anlatsam anlamazsın, mevzu büyük kalbinden"

"İşimde, gücümde, sağımda, solumda"

"Ah, her yerde sen"

"Evimde, odamda ne işin var?"

"Ama bıktım artık senden"

"Bir de artık keşke durup durup aklıma gelmesen"

"Anlatsam anlamazsın, mevzu büyük kalbinden"

"Anlatsam anlamazsın, mevzu büyük kalbinden"

(Kapı vuruluyor)

Eylül, kapı çalıyor.

(Müzik)

Eylül!

(Kapı vuruluyor)

(Müzik...)

(...)

(...)

(Müzik)

Selinciğim, hoş geldin. Girsene.

Biz de daha yeni buluşmuştuk zaten.

(Eylül) İşlerin durumu kötü biliyorsun.

Onu konuşuyorduk.

-Bu arada Burak'ı dışarıda gördün mü? -Görmedim.

Ben ona çık bir hava al demiştim ama ortalıkta yok.

(Eylül) Ne yaptı, gitti mi bilmiyorum.

(Eylül) Neyse, ararız.

Sen kapıda kaldın. Gel lütfen.

Ben sizi rahatsız etmeyeyim. İyi geceler.

Ama bir kahve içseydin.

Birazdan geliyorum.

(Demir) Selin.

Selin, ne yapıyorsun sen?

Asıl sen ne yapıyorsun?

-Selin, ne işin var burada senin? -Bir de soruyor musun?

Sen benimle dalga mı geçiyorsun? Senin burada ne işin var?

Geç oldu, Vedat bekliyor, gideceğim dedin.

Çıkıp eski nişanlının evine gelmişsin. Beni o hâlde bırakıp nasıl gelirsin?

Hayır, öyle olmadı. Evden çıktıktan sonra Eylül aradı.

O kadar acil bir durum vardı demek.

Tek bir telefonla gecenin bir saati fırlayıp buraya gelmişsin.

Evet, vardı.

Ben önemli olduğunu düşündüğüm için geldim.

-Sen de beni takip etmişsin. -Seni takip falan etmedim.

Nereden biliyordun o zaman burada olacağımı?

Selin, ne göreceğini düşünerek geldin buraya?

Bana bu kadar mı güveniyorsun?

Senin güvenini kıracak ne yaptım, söyler misin?

Buradasın! Ya, buradasın!

Biz seninle neredeyse...

Ama gittin, gittin ve buradasın.

Burak'la ilgili bir konuydu. Bu sabahla ilgili.

-Bizimle ilgisi yok. -İyi, tamam, her neyse.

Şu an çok sinirliyim ve seninle konuşmak istemiyorum.

-Taksi! -Ya Selin, çağırma!

-Gel ben bırakayım seni. -Gerek yok.

Selin, bek... Selin!

Hadi aç şunu, aç!

Uff! Burak, neredesin ya?

(Mesaj geldi)

Sırtındaki şu yüklerden kurtul önce, sonra benimle konuşursun Eylül.

(Kapı vuruluyor)

Ne oldu? Gitti mi Selin?

-Nerede Burak? -Bilmiyorum.

-Gitmiş galiba. -Eylül!

-Burak nerede? -Demir, bilmiyorum.

Arıyorum, açmıyor. Mesajlarıma da cevap vermiyor.

Sen bana Burak burada, sarhoş, kontrolden çıkmış, gel konuşalım dedin.

Geldim, Burak yok. Ne düşünmemi bekliyorsun şimdi?

Demir, yemin ederim buradaydı. İyi değildi.

Sana kızgındı. Ben bir şeyleri çözün diye.

Sen mi çağırdın Selin'i?

Tabii ki ben çağırmadım. Neden böyle bir şey yapayım ki?

Beni arayıp buraya çağırman, arkamdan da Selin'in gelmesi tesadüf mü?

Burak var dedin, o da yok ortada!

Belki Burak çağırmıştır, bilmiyorum.

Ama yemin ederim ben çağırmadım.

Siz, Burak'la ikiniz başından beri birlikte hareket ediyorsunuz, değil mi?

Bir şeyler karıştırıyorsunuz.

Bak, çok ters bir durum oldu, anlıyorum.

-Ama benim niyetim-- -Eylül, umurumda değil!

Burak'la ikiniz bir şeyler karıştırıyorsunuz.

O herif seni de kendine benzetti, değil mi?

Oyunlar, yalanlar, planlar, arkadan iş çevirmeler.

Konuşmama izin verecek misin?

İkiniz Burak'la ne tür bir oyun oynuyorsunuz, bilmiyorum.

Ama sen bu oyuna hemen bir son vereceksin.

Bunlara tenezzül etmeyecek kadar gururlu olduğunu düşünmüştüm.

(Demir) Yazık.

Benim tanıdığım Eylül'den geriye hiçbir şey kalmamış.

(Müzik)

(Kapı kapandı)

(Müzik)

Bu nasıl olabilir ya?

Bir saat önce şurada ne hâldeydik...

...şimdi ne hâldeyiz.

Düşünme Selin, düşünmeyeceğim ben.

Düşünme Selin, evet.

Düşünme, git, yat, uyu Selin, düşünme Selin.

Evet, ben en iyisi uyuyayım.

(Müzik)

Ay, yok.

Yok, boğazımdaki yumru böyle gitmiyor.

Tabii, yenilir yutulur şey değil.

Böyle Çiçi gibi suda yaşamam lazım.

Oh be Çiçi.

(Selin) Bu dünyada sen olmak varmış.

Ben gittim deli gibi âşık oldum.

Dert sahibi oldum, dert. Senin tabii böyle sorunların yok.

(Selin) Oh!

Hayat sana güzel be.

İyi mi böyle, nasıl?

Bana bak Çiçi, sakın bundan sonra Demir'e yüz vermiyorsun, tamam mı?

Bak, yüz verdiğini görürsem kalbini kırarım, anladın mı?

(Kapı zili çalıyor)

(Kapı zili çalıyor)

Bu sinirle açmaz tabii.

Kilitlemiş.

Çok güzel.

Hah.

Sırf anahtarın var diye her istediğinde o kapıyı açamazsın.

Ben sana kalbimin anahtarını verdim be, kalbimin anahtarını.

İşte ama sen bu kapıdan çıktın, başka kapıya gittin.

Bak! Aa!

Bir de beni mi takip ettin diye bana atar yapıyor. Bak bak!

Atarı bana yapıyor.

Neyse. En azından evdesin.

(Müzik)

(Müzik)

İyi, ışıkların yanıyor.

Daha uyumamışsın.

Serseri.

Kapıyı da kilitlemiş.

(Müzik)

(Meşgul tonu)

(Meşgul tonu)

İnatçı keçi.

Kapıyı açmayacağım Demir.

(Selin ses) Konuşmak istemediğimi söylemiştim.

Dur bir sakin ol Selin, kapıyı aç demedim ki. İyi misin diye merak ettim.

Değilim. Oldu mu?

Hadi kapatıyorum.

(Demir ses) Bir dakika, bir dakika! Bir şeyler yedin mi sen?

Bu seni hiç ilgilendirmez.

Hayır, akşam da bir şey yemedin.

Açken mantıklı düşünemiyorsun.

Demir, uykumu bölüyorsun.

(Demir ses) Yalnız ışıklar açıkken uyuyamazsın Selin.

Yani ben sana sor...

Bir dakika ya, sen...

Sen beni görüyor musun?

Yok artık ya.

Ne işin var senin orada?

-Gitsene nereye gideceksen! -(Demir) Güzel burası.

Kahve yapıp gelsene yanıma.

Konuşmak istemiyorum dedim.

(Selin ses) Niye anlamıyorsun?

İyi geceler.

(Müzik)

(Mesaj geldi)

(Müzik)

(Mesaj geldi)

(Mesaj geldi)

Ha!

Sen ne diyorsun?

Bunları karıştırmak çok ayıp.

(Selin) Çok ayıp. Sen gittin be.

İsabet olmuş, çok iyi olmuş. İyi ki kalmadın. Hata olacaktı çünkü.

Bak, çok iyi oldu şimdi. Ben daha çok üzülecektim öyle olsaydı ama bak.

Duymuyorum Selin, duymuyorum.

Ara ya da mesaj at.

-Söyle sevgilim. -Aa!

Ben senin sevgilin falan değilim.

Öylesin. Daha bu gece öptüm.

O da sondu işte. Bitti gitti.

(Selin ses) Ya sen gitsene.

Gitsene, senin bekleyenin vardır, ona git.

Kim ne isterse yapabilir. Umurumda bile değil.

Ben seni bekliyorum.

Bekleme. Bundan sonra beni hiç bekleme.

Ayrıca uyuyup kalma orada, üstüne çiğ yağar, donarsın.

(Demir ses) Aşk olsun Selin.

Hasta olsam bakmayacak mısın bana?

Allah Allah! Ne bakacağım ya? Bakmayacağım.

(Selin ses) Ben bittim ya. Benim sabrım bitti.

Ne yapıyorsan yap bundan sonra, beni sayma.

(Selin ses) Ne hâlin varsa gör.

(Müzik)

Tamam sevgilim.

Anlaşıldı.

Biz bu konuşmaya yarın devam edeceğiz seninle.

(Müzik)

Sersem.

O kız aptal.

Sevmek istemiyorum artık seni.

(Müzik...)

(...)

Günaydın.

Dün gece beni bilerek mi Eylül’ün evine çağırdın?

Demir’in orada olacağını biliyordun, değil mi?

Evet, biliyordum.

(Burak) Görmen için çağırdım.

Kendi gözlerinle görmeni istedim.

Demir gecenin bir yarısı tek telefonla çıkıp geldi.

Sen de oradaymışsın.

Şirketle ilgili meseleleri konuşmak için toplanmışsınız.

Öyle söylüyorlar, değil mi?

O zaman ben sana başka bir şey söyleyeyim.

Biz Eylül’le yakınlaşıyorduk.

(Burak) Aramızda çok gerçek bir şey vardı.

Yeni filizlenen, tuhaf, kırılgan...

...ama çok güzel bir şey.

Ben bunları dinlemek istemiyorum Burak.

(Selin) Sen bana yalan söyledin.

Telefonda konuşamam, acil gel dedin.

Bu konuşmanın mafyayla ilgili olduğunu düşünmemi istedin.

Seninle ilgili olduğunu ima ettin.

Hepimizin hayatını etkileyecek biriyle alakalı dedim.

O da Demir. Sadece senin değil.

Benim, Eylül’ün, Artemim’deki herkesin hayatını mahvediyor.

-Bir şeyler yapman gerekiyor. -Neden ben?

Çünkü yapabilecek tek kişi sensin.

Burak, ben bunları seninle konuşmak istemiyorum, tamam mı?

Ben hiçbir şey yapmak da istemiyorum.

Dün gece beni o eve çağırman hiç yakışık almadı.

(Selin) Çok kötü bir durumda kaldım.

Canım yandı.

Kusura bakma. Sana yardım edemem.

Canı yanan bir tek sen değilsin.

Ama oturup dinlersen, en azından arkadaşlarımızın başına kötü bir şey...

...gelmeden kurtarabiliriz.

(Müzik)

Hiç çıkmayacaktım ben o evden, hiç.

Yok kafası karışık, yok daha fazla karışmasın.

Bırak karışsın işte.

Niye çıkıp gidersin ki?

Oğlum, ben sana bana geldiğin ilk gün söyledim zaten bunları.

Kızı evde bırakıp çıkman çok anlamsızdı dedim, dinlemiyorsun ki.

(Vedat) Kendince çok haklı sebeplerin vardı.

Ee, ne oldu şimdi, ha?

Selin seni gece Eylül’ün evinde görünce mi aklın başına geldi?

İlla azarı Selin'den yemen gerekiyordu.

Ancak o zaman ikna oluyorsun taşınmanın hata olduğuna.

Ben taşınmaktan bahsetmiyorum ki Vedat.

Dün geceden bahsediyorum. Getir.

Eğer ben o evden çıkmasaydım, her şey daha farklı olacaktı bu sabah.

Sen Eylül' e uğramadan doğru bana gelseydin de durum farklı olurdu.

Ama konu bu değil, değil mi?

Ha?

(Vedat) Demir'im.

Sen dün gece Selin'le evde mi kalacaktın?

Ha, kalacaktın da mı kalmadın?

Kalacaktım da Selin’in aklı daha fazla karışacaktı o zaman.

Oğlum, zaten kızın aklı pamuk helvaya döndü sayende.

Daha ne kadar karışabilir acaba?

Daha ne kadar moral verebilirsin bana acaba Vedat?

Siz Demir’le birlikte iki gün izin alıp gitmiştiniz ya.

Evet.

Biz Eylül'le o iki günde çok yakınlaştık.

(Burak) Sonra birden siz döndünüz.

Her şey eskisi gibi oldu.

Eylül de benden uzaklaşmaya başladı.

Yani?

Ne ima etmek istiyorsun?

İma etmiyorum.

Söylüyorum, uyarıyorum, gösteriyorum.

Belki anlarsın diye umut ediyorum.

İkisinin arasındaki gerginlik her şeyi mahvediyor.

(Burak) İlişkilerimizin hâli ortada.

Artemim batmak üzere.

Bu sorun çözülmeden hiçbir şey çözülmeyecek.

İkisinin arasındaki sorunu ben çözemem Burak.

Bir şey yap. Ben elimden geleni yapıyorum ama bir yere kadar.

Henüz Eylül’le o kadar hukukumuz yok.

Ama sen Demir'le ilişki yaşıyorsun.

Yani yaşıyordun. Neyse.

Bak.

Ben bu şirketi kurtarmak için çok çalıştım.

Her şeyi, hayatımı bile riske attım.

Ya bu sorunlar çözülecek ya da ben bildiğim yoldan çözeceğim.

O ne demek ya?

Allah'ım delireceğim artık.

Selin dün gece hiç üstelemedi gelin diye.

Demir Bey evde mi kaldı acaba?

Ben zaten bu işin fazla uzamayacağını tahmin ediyordum.

Sonuçta ikisi de birbirinden uzak kalamıyor.

Ya bir de Leyla teyzenin düğün hazırlıkları falan derken...

...bizim kız yumuşadı tabii.

Aslında iki hafta sonraya değil de şöyle yaza alsalardı nikâhı...

...belki çifte düğün yapardık.

Yani olur belki yine yaza çifte düğün.

Merve, yoksa siz...

Saçmalama Ayda ya! Bora'yla benden bahsetmiyorum.

-İbo'yla senden bahsediyorum. -Hıh!

Merveciğim ya, canım arkadaşım.

Sen sabahları hakikaten böyle bir tuhaf uyanıyorsun.

Rüyanda mı görüyorsun, ne yapıyorsan artık?

Kızım, biz İbo'yla çıkmaya başlayalı daha ne kadar oldu?

Oho oh.

Yani ilişkileri sizden sonra başlayan Demir Bey ve Selin için erken değil...

...ama sizin için erken.

Allah Allah.

Da yani şimdi onlar--

Ne, onlar ne? Âşık. Siz değil misiniz?

Merveciğim, hadi ya, geç kalıyoruz. Hadi yürü.

Hadi boncuğum.

Hadi boncuğum, hadi. Çok güzelsin.

(Müzik)

Leyla.

Leyla, asma suratını artık.

Bak, bunlar her ilişkide olur.

Yani daha siz yeni yeni tanışıyorsunuz.

Daha yeni yeni böyle konuşacaksınız, anlaşacaksınız.

Bunlar bütün ilişkilerde olur kardeşim.

Allah aşkına, ne ilişkisi Firuze?

Ortada ilişki falan yok.

Yani iki kere çay içmeye gittik.

-Bir kere de yemeğe çıktık. -Ee?

Arkasından küt diye evlilik teklifi, kız istemeler...

...nikâh günü almalar. Çok acele oldu her şey.

Ben biliyordum onun için de böyle olacağını.

Kardeşim, sen bir bana baksana.

Yahu bu dünyaya geldik, gidiyoruz.

Bak, senin hayatında bir adam var.

O adamın da sana karşı hisleri var. Senin de ona.

Her ilişkide kavgalar, gürültüler olur.

O gürültüler de sonra barışmalarla son bulur.

Bunların hayatın tadı, tuzu, biberi.

Ya bunları yaşamadan göçüp gitseydin, daha mı iyi olacaktı?

İnsan kırılıyor ama Firuze.

Canım insan alınır da kırılır da. Kırarsın da kırılırsın da.

Sonunda ona göre bir şekil alırsın. Sonra bir anlaşmaya varırsın.

Ben bu yaştan sonra değişemem.

Yani dilim kopsaydı da şu nerede oturacaksınız konusunu açmasaydım.

İki hafta sonrasına gün aldık. İllaki açılacaktı konusu.

Yok, yalı da yalı, yalı da yalı diye tutturduk, bunalttık adamı.

Adı batsın, üstümüzde bir dam işte.

Yani başka bir şey ima ediyoruz gibi oldu.

Yok. Ben hiçbir şey ima falan etmedim.

O kendi alındı.

Yok, ben gideceksiniz diye korktum.

Gitmeyin istedim tabii.

Ama bak, o yüzden ayrılırsanız, vallahi ben vebal altında kalırım.

Ne olacaksa olacak yani Firuze, bilmiyorum.

Aa! Öyle deme.

Yani adam da bir müsaade edelim de bir böyle ölçsün, tartsın.

Kimsenin gururunu incitmemek lazım.

Bak, biz ona göre bir şeyler düşünür taşınırız, tamam mı kardeşim, ha?

-Günaydın kızlar. -(Hep bir ağızdan) Günaydın.

Günaydın Selinciğim. Ee, Demir Bey nerede?

Bilmiyorum Azmiyeciğim.

Kızım, ne oldu, siz beraber gelmediniz mi?

-Hayır, ben yalnız geldim. -Aa! Neden?

Ne demek neden? Ben yalnız gelemez miyim?

Biz Demir Erendil'le göbekten bağlı mıyız?

O olmadan gelemiyor muyum ben işe?

-Yok, gelirsin de-- -Bu ne sinir güzelim.

(Azmiye) Canını sıkan bir şey mi var?

Moralin bayağı bozuk gibi.

Yok. Hiçbir sıkıntı yok. Her şey olması gerektiği gibi.

Hah, geldi işte.

Yani akşam gelmişti Demir Bey. Ne oldu, sen niye yalnız geldin?

-Kalmadı mı gece? -Yok, kalmadı. Başka planları varmış.

Nasıl yani, ne gibi başka planları?

Aa!

-(Ayda) Günaydın Demir Bey. -Günaydın.

Selin Hanım, odama gelebilir misiniz?

(Müzik)

Bir tansiyon var.

Hipertansiyon, net.

Buyurun Demir Bey.

Konuşmamız lazım.

Ama iş yerindeyiz.

Ayrıca benim yetiştirmem gereken tonla iş var.

İş yerinde olduğumuzun farkındayım. Benim de işlerim var.

O yüzden öğlen yemeği için kimseye söz verme lütfen.

Tüh! Bugün öğlen yemeğine çıkacak kadar vaktim olduğunu sanmıyorum.

Çıkmam herhâlde.

Selin, hâlâ aynı tavrı sürdürecek misin?

-Geceden beri geçmedi mi sinirin? -Ne tavrı ya?

Ben koordineli çalıştığımız şirketin patronuyla yanlış mı konuşuyorum yoksa?

Kusura bakmayın, ben hiç saygısızlık etmek istemem.

Nasıl konuşmalıyım, nasıl davranmalıyım?

Selin, yapma.

Selin Hanım.

Bakın Selin Hanım, bu iş fazla uzadı.

-Ve benim sabrım tükeniyor artık. -Aa! Demir Bey, o zaman...

Hah.

Bakın, alın hazır kalemlik de var burada.

Bunu atın, parçalayın, dağıtın böyle yerlerde, bir şeyler yapın.

Rahatlarsınız, iyi gelir size.

-İşlerini ayarla, o yemeğe gideceğiz. -Aa!

Ama böyle emrivakiler hiç hoş olmuyor Demir Bey.

Siz isterseniz Eylül Hanım'la yemeğe çıkın.

(Selin) Evet. Şirket meselelerini de konuşursunuz hem.

Ayrıca hakkınızda şikâyet var.

Özel hayatınız yüzünden işleri boşluyormuşsunuz.

Kimmiş o şikâyet eden?

Hım...

Kuşlar.

Kuşlar.

Yalnız o kuşların av mevsimi açıldı.

Az kaldı, vuruvereceğim o boyunlarını.

Ay! Canavar!

Av falan...

Ne günahı var o hayvanların ya? Ben de seni hayvan sever sanırdım.

Hayvanları seviyorum. Onlarla ilgili hiçbir derdim yok.

Ben Burak'ı sevmiyorum.

Ama siz ona o kadar hayransınız ki ne yaparsa yapsın hemen affediyorsunuz.

Yok öyle bir şey.

Ama ne yaparsa yapsın, hep Burak'ın anlattıkları dinleniyor.

Hep ona söz hakkı tanınıyor, bana tanınmıyor.

Sahi Burak'a gösterdiğiniz bu aşırı toleransın kaynağı nedir acaba?

Saçmalama! Ne biçim konuşuyorsun sen?

Sadece senin kadar mantıksız davranınca konu nereye gidiyor, ona bakıyorum.

-Ben mi mantıksız davranıyorum? -Yani biraz.

Peki, size şöyle izah edeyim Demir Bey.

Sen git dünyanın sırrını sakla, köşeye sıkışana kadar bekle...

...sonra bunların hepsini kovadan üstüme döker gibi boşalt...

...sonra da evi terk et. Bir de terk ettiğin ev çocukluk evinmiş...

...o zaten ayrı bir vaka.

Sonra bir bakıyorum, eski nişanlının evinden çıkıyorsun, değil mi?

(Selin) Ama bunların hepsi benim mantıksızlığım.

Senin iki lafın birbirini yalanlasın, söylediğinle yaptığın birbirini tutmasın.

Ama Selin sana hep inansın, hep güvensin, öyle mi?

-Bunların hepsini yemekte konuşsak? -Hayır.

-Olmaz, benim işim var. -Selin, bitir o zaman işini.

İşim biterse ben Arda'yla yemeğe çıkacağım.

Hayda! O hâlâ burada mı?

Evet, burada. Şimdi çıkıp onunla program yapacağım.

Aa, Demir Bey, sinirlenmeyin.

Kendinizi kötü hissederseniz, bakın kalemlik burada.

Bunu atın, parçalayın, kendinize gelirsiniz, olur mu?

(Selin) Size kolay gelsin Demir Beyciğim.

Allah'ım sen bana sabır ver!

Gerçekten o keçiyi gördüğüm anda anlamam lazımdı.

Bunlar ruh ikizi.

Of!

Bravo, ayılabilmişsin.

Ben seni öğleden önce beklemiyordum.

Bekliyor muydun ki? Gerçekten?

-Yoksa lafın gelişi mi söylüyorsun? -Hiç hoş değil bu yaptıkların.

Beni dün ne kadar zor duruma düşürdüğünün farkında mısın?

Ne kadar zor durumdu Eylül?

-Burak, lütfen. -Lütfen ne Eylül?

Ben seninle konuşmaya geldim.

Konuşmamız biraz gergin bir hâl aldı diye Demir'i aramak nedir?

Eski sevgilinden yardım istemek nedir?

Sen...

...sen Demir'i aradığımı duydun...

...ve o yüzden Selin'i çağırdın, öyle mi?

Gör istedim. Görmüyorsun ya. Görsen bile anlamıyorsun ya.

O adam Selin'e takılmış. Araları bozulunca sana koşarak geri dönmeyecek.

Burak, sana defalarca söyledim öyle bir isteğimin de beklentimin de olmadığını.

İstemiyorum diyorsun, sevgilisiyle mutlu olsun diyorsun...

...peki ne yapıyorsun? Kafası bir karışık hâller, bir uzaklık.

Burak, sen neyle uğraştığımızın farkında mısın?

Şirketin durumunu hatırlıyor musun?

Sen Demir'le benden daha fazla ilgileniyorsun.

Senin derdin bu şirket mi yoksa Demir mi?

Benim derdim babamlaydı. Benim derdim bu şirketti.

Üzerine Demir geldi, şimdi de...

...şimdi de sen varsın.

Ve anlamazdan geliyorsun, görmezden geliyorsun.

(Burak) Bir şeyler oldu...

...ama olmamış gibi davranalım istiyorsun.

Gerçekten bu tartışmayı burada yaptığımıza inanamıyorum.

(Müzik)

Şimdi inanabiliyor musun?

(Müzik...)

(...)

Bundan iki adet kopya olacak.

Diğerlerinden birer tane çekilse de yeter.

Anladım, peki ya şu... Aa.

Dirim Hanım, koltuk takımlarının, avizelerine uymadığını düşünüyormuş.

Ne kadar şaşırdım, vallahi şok.

Selin, bir ara evine uğrayıp ne demek istiyor anlamaya çalışırsın.

Anlayamayız. Zaten anlaşılmak da istemiyor, o kapris yapmak istiyor.

Kocasına yapamadığı huysuzluğu bize yapıyor.

Yani gidecek misin?

Gitmekle çözemeyiz, onu anlatmaya çalışıyorum.

Tasarımın oluru bu, kabul ediyorsanız edin...

...etmiyorsanız da lütfen başkalarıyla çalışın artık dememiz lazım.

Peki, sen kime yapamadığın kaprisi şu an bana yapıyorsun Selinciğim?

Merve, arayıp randevu al. Bir ekip gelip, bakıp notlar alacak dersin.

Tamam.

(Burak) Ferruh!

(Burak) Sen Eylül Hanım'la konuştun mu?

Demir'in aldığı galeri işinin iç mekân tasarımları için bütçe çalıştın mı?

Yok, ben daha bakmadım o işe. Yani yeni alındı ya o iş.

Ne bekliyoruz Ferruh? Elimizde üç tane iş var.

Tamam. İlgileniyorum şimdi.

Burak, sadece sen sinirli değilsin. Benim de asabım bozuk.

Ama kendimi kontrol ediyorum bir şekilde.

Etme. Ne mecburiyetin var?

(Gerilim müziği)

(Kapı vuruldu) Gel!

Demir, bir dakikan var mı?

Demir, biliyorum, bana hâlâ kızgınsın.

Ama sabah Burak'la konuştum, eğer sinirlenmeyeceğine söz verirsen--

Sana hiçbir şey için söz vermem. Ne söyleyeceksen söyle.

Demir, Selin'i Burak aramış.

Dün gece içeriden seni aradığımı, eve çağırdığımı duymuş.

Ve yanlış anlamış. Zaten kafası yerinde değildi.

Ona kızma lütfen. Şirket batıyor ve elimizden hiçbir şey gelmiyor.

Herkes gergin, burada hepimiz bir şekilde saçmalıyoruz.

-Bir oturup konuşabilsek. -Siz saçmalıyorsunuz Eylül.

Bunlara bir son verip işinize odaklansanız, sorun çözülecek.

Evet, var mı başka bir şey?

Aa! Pardon, affedersiniz, toplantınız olduğunu bilmiyordum.

-Ben sonra geleyim. -Bitmişti toplantımız.

(Müzik)

-Ne oldu, beni mi özledin? -Sulandıracaksan çıkayım.

Peki, dinliyorum. Herhâlde işle ilgili.

Evet. İşle ilgili çünkü iş yerindeyiz.

Ben sana zaten işle ilgili bir şey soracaktım...

...çünkü zaten normalde seninle konuşacak bir şeyim yok.

Öyle mi? Yok mu?

Yok.

-Hiç mi yok? -Yok.

Sen buraya bir şey sormak için gelmiştin.

-İşlerle ilgili. -İşle ilgili?

Evet, şey galeri ile...

Şimdi işte ben, biz bu işi a-aldık ya, yani müşteriler...

...zamanlamasını bilmediğim için, hani biz müşteriyi yeni aldık ya...

...hangi fikri beğendiklerini bilmiyorum ki.

-Bu mu sorun? -Evet, yani sorum bu.

Ve işle ilgili. Bence çok mantıklı bir soru.

Yani sen beni kıskandığın için odaya dalmadın, öyle mi?

Yani Allah'ım ne kadar komik bir şey.

Bir dakika, hiç komik bir şey değil, bu çok yersiz bir şey.

Evet, bu çok yersiz bir şey.

Çok ayıp. Ayrıca seni ne kıskanacağım?

Burası senin odan, istediğini yap. Maşallah zaten odalara sığmıyorsun.

Oradan oraya, evlerden evlere.

Demir Erendil uçuşta, tutabilene aşk olsun.

Çekilirsen çıkacağım ben.

Sorunun cevabını almadan mı?

Şey, sorumun cevabı, evet?

Sorunun cevabı...

(Müzik)

Odalara sığamıyorum. Sığamıyorum tabii, sayende.

(Ayda) Aa!

Ne oluyor kız?

(Müzik...)

(...)

-Bir şey mi oldu Demir Bey? -Evet, oldu.

Ama onu sonra konuşacağız.

(Demir) Selin Hanım, galeri müşterisi sizinle tanışmak istiyor.

İç mekân tasarımlarını onayladılar.

Hazırlanın, toplantı için bizi bekliyorlar.

(Burak) Yalnız bugün benim başka toplantım var.

Müşteriyi arayıp başka güne almak lazım toplantı işini.

Bekletemem müşteriyi.

Senin de çok iyi bildiğin gibi bu işte hızlı ilerlememiz gerekiyor.

Arabadayım.

(Eylül) Demir.

Bugün üçümüz birlikte yönetim kuruluna gideceğiz...

...hisselerin satışına ikna etmek için.

(Eylül) Eğer antrepoya gidersen yetişemezsin.

Toplantı antrepoda değil, genel merkezlerinde. Zamanında yetişirim.

(Müzik)

Bir şey var, anlarım ben. Resmen bir durumlar var ayol.

-Tansiyon. -Evet, tansiyon.

Ama ne tansiyonu, nereden çıktı ki bu şimdi?

-Daha önceden yoktu bu tansiyonun cinsi. -Azmiyeciğim.

-Bana bir kahve getirir misin? -Tabii, hemen Burak Bey.

(Burak) İşinizin başına.

Hadi.

(Müzik)

-Selin, hadi. -Sen git al kahveni.

Ben içmeyeceğim, bekliyorum seni burada.

-Selin, iner misin lütfen? -Demir, müşteri bekliyor.

Vakit kaybetmeden bir an önce gidip tanışalım.

Vakit kaybetmeyeceğiz, kahve içeceğiz.

Toplantı falan yoktu, değil mi?

Onca işimin gücümün arasında beni kaldırıp ta buraya kadar getirdin.

Sırf seninle öğlen yemeğine çıkmayacağım dedim diye, değil mi?

Toplantın var Selin, benimle. Hadi gel.

Bak, şansımıza hava da çok güzel.

(Müzik)

(Demir) Teşekkürler.

Al bakalım.

Ben bir karar verdim Selin.

Tahmin etmiştim.

Bütün gece uyuyamadım. Bu böyle olmuyor.

Bir yere gitmiyor bu durum.

Çok iyi düşünmüşsün, evet. Çok haklısın, bir yere gitmiyor.

Sen evden gittin, ben evden gittim. Olmuyor.

Bu şekilde iyileşemiyoruz.

Haklısın, iyileşemiyoruz.

Her şeyi denedik.

Bitirelim diyorsun yani.

Evet, bitsin. Saçma olmaya başladı artık.

Ne zaman saçma olmaya başladı peki?

(Selin) Dün sen eve geldikten sonra mı...

...yoksa evden çıkıp başka bir eve gittikten sonra mı?

Hayır, çok daha önce. Haftalar öncesinden başlayarak.

Senin Ayda'da kalmaların, benim evden gitmem.

Bütün bunlar hiç olmamalıydı.

İyi, tamam.

Çok iyi düşünmüşsün, iyi karar vermişsin, haklısın.

Bitirelim o zaman.

Güzel. İkimiz de aynı şeyi düşündüğümüze göre...

...ben eve dönüyorum.

-Anlamadım? -Ben eve dönüyorum.

Sen de hiçbir yere gitmiyorsun. Sabahları birlikte işe gidiyoruz...

...akşamları birlikte eve dönüyoruz. Öyle başka yerlerde kalmak falan yok.

Sen aklını kaçırıyorsun, bana da aklımı kaçırtıyorsun.

İkimiz de deliliğin eşiğinde gezinip duruyoruz.

O yüzden her şey yoluna girene kadar evden işe, işten eve.

Tertemiz.

-Sen eve dönüyorsun yani? -Evet.

Demir, sen benimle dalga mı geçiyorsun?

Sen dün gece kalmadığın eve şimdi yerleşmeye mi karar verdin?

Sen bana bir baksana. Dün gece beni öyle bırakıp nereye gittiysen...

...orada kalmaya devam et, umurumda bile değil.

İyi, madem umurunda değil, evimizde kalacağım.

Yalnız senin nerede kaldığın benim umurumda hanımefendi.

O yüzden evde olacaksın.

Adam yemin ediyorum hasta! Deli!

Hop! Ben yönetim kurulu toplantısına gidiyorum, sen de ofise dönüyorsun.

Duydun mu? Akşam eve birlikte gideceğiz.

-Demir, şu an çok sinirliyim. -Sinirli olduğunun farkındayım.

Bu yüzden hiç üstelemiyorum. Bence sen bu güzel, tertemiz havanın tadını çıkar.

Biraz yürüyüş yap, kendine gel. Sonra ofise geç.

Akşam birlikte eve döneceğiz.

'Muf'!

Hah, işte böyle. Kudur bakalım sinirinden.

(Selin) Delireceğim artık. Bu ne ya?

Neymiş, sabah birlikte işe gidecekmişiz, evden beraber çıkacakmışız.

Yok ya! Gören de aşkından öldü sanır!

Selin, kendine gel be! Sen çok sinirlisin şu an.

Dün gece eski sevgilisinin evindeydi.

Yazık. Niye tartışmışlar ki öyle durduk yere?

Leyla teyze sakin kadındır aslında.

Ustam biraz sinirlidir ama idare ederdi böyle bir durumu.

Çok değer veriyor Leyla teyzeye.

Leyla büyüttü de büyüttü.

Gönderdim eve, biraz aklını başına toplasın.

-Ee, ne olacak peki şimdi? -Valla biraz üzülsünler.

Akılları da başlarına gelsin. Üç günlük dünyada değer mi?

Yani.

(Müzik)

-Hoş geldin. -(İbrahim) Hoş buldum.

Akşam ne yapıyorsun?

-Bilmem, ne yapıyorum? -Benimle klinikte kalıyorsun.

(İbrahim) Gece nöbetim var, çıkamıyorum.

Ama seni çok özledim.

-Klinikte? Sabaha kadar? -Evet, ne var ki? Kalmadığın yer değil.

Diyorsun.

Tamam, doğru söylüyorsun. Anlaştık.

İyi, güzel.

Ben sana bir tatlı getireyim.

Tamam. Elmalı turta o zaman. Üzerine çikolata sosu, yanında da dondurma.

-Şaka yapıyorsun, değil mi? -Yoo, değil, bir de çay.

Yönetim kurulu fikirlerimizi dinledi.

En azından bir görüş ayrılığımız olmadığını gördüler.

Gördüler görmesine de...

...üçümüzün de tek çıkış yolu olarak gördüğü hisse satışına onay vermediler.

Bence bunu bir ret olarak düşünmeyin. Bekleyin dediler çünkü.

Demek ki Yıldırım'ın yaydığı dedikodulara takılmıyorlar.

Eğer iyi bir projeyle adımızı yeniden duyurabilirsek...

...dedikoduların hiçbir önemi kalmaz.

Tabii projeyi veren şirket Türkan Hanım gibi işleri geri çekmezse.

Müşteriyle daha yeni görüştüm. Tasarımlar kabul edildi.

Hızlıca çözmek istiyorlar. Negatif bir durum yok.

Görüştüm derken? Görüştük diyecektin herhâlde.

-Çalışanımın işi varken alıp gittin ya. -Tek başıma gittim.

Selin'in işi çıktı.

Yolda kavga ettik demiyor da.

Sahiden, senin bu özel hayatla...

...iş hayatını karıştırmama kuralına ne oldu?

Doğru. İşle ilgili sıkıntılara yoğunlaşamadım bu ara.

(Demir) Mesela...

...siz ikiniz Yıldırım Bey'le ne konuştunuz da bu adam deliye döndü?

Bana bir anlatsanıza.

Anlatacak bir şey yok. Adamın kızına--

Bana sinirlendi ve karşılığında şirkete haksız bir tazminat ödetecek.

Olayın bununla kapanması gerekiyordu.

Ama bir şey olmuş.

Ve karşılığında müşterilerimizi kaçırıyor.

Ne oldu?

Ne konuştunuz Yıldırım Bey'le?

Yapmayın, batarız, çalışanların bir suçu yok dedik, dinletemedik.

Bu.

Olayın bu kadarla kalmadığına eminim.

Ne yaptıysanız belli ki benim değiştiremeyeceğim bir durum.

Adam benimle konuşmuyor bile. Son çıkış, bu galeri işi.

Doğru düzgün yaptık, yaptık. Yoksa batıyoruz.

Benden habersiz bir iş daha yapmayın.

Bu size son uyarım.

Bu son uyarısıymış. Mesela ben şu an çok korktum.

Sen de korktuysan dağılabiliriz.

(Gerilim müziği)

(Ayda) Şu kısım çok iyi olmuş Selin. Kızım, nereden aklına geldi o paravan?

Valla bayıldım.

Durun, kimse bayılmasın. Asıl adamı bayıltacak haberler bende.

Buyurun. Dirim'e yolladığımız asistanların raporunu sunmak isterim.

(Ayda) Oo!

Ay, ay, ay...

Valla sulandırmak için yapmıyorum Burak.

(Merve) Kadın zevksizliğiyle insan öldürebilir.

O da doğru.

(Merve) Bu Dirim cadısı, bizim asistanları acayip darlamış.

(Merve) Bu koltuklarla avizeler uymuyor derken...

...koltuklarda kristal taşlı zımba düğmeler istiyormuş.

(Merve) Hani avizeleri kristal ya, uyum derken kastettiği buymuş kadının.

(Ayda) Ay! Kadın zevksizlikte çıtayı iyice göklere çıkardı.

(Geçiş sesi)

(Müzik)

Güzel. İkimiz de aynı şeyi düşündüğümüze göre...

...ben eve dönüyorum.

(Geçiş sesi)

(Müzik)

(Merve) Selin. Daldın gittin, hayırdır?

Aa! Evet, benim... Bunlar bende var, ben zaten artık...

...bu dosyayla bir şeyler bakarım. Teşekkür ederim.

Rica ederim, kolay gelsin.

(Müzik)

Hayret bir şey.

(Mesaj geldi)

(Mesaj geldi)

(Müzik)

(Mesaj geldi)

(Mesaj geldi)

(Müzik)

Burak, ben bu çizimleri evde yapsam, sonra yarın yollasam, olur mu?

Olur, çıkıyor musun?

Peki. Yarın görüşürüz.

(Selin) Aa, kızlar, siz de çıkıyorsanız beraber çıkalım işiniz bittiyse.

Çıkabiliriz, sen eve gidiyorsun, değil mi?

-Hayır canım, sana geliyorum. -Aa!

Hadi, yine ne oldu?

Tamam, renk vermeyin. Eve gidince konuşuruz.

-(Ayda) Hayırdır yine? -(Selin) Eve gidince.

Galeri işinin finansmanı hakkında konuştunuz mu?

Konuştuk.

Evet, finans planını çıkardık.

Ama net bütçe için çizimlerin bitmesi gerek.

Selin Hanım iş tasarımında tek tek neler kullanılacak, bize göndermeliydi de...

...aklı beş karış havada olunca tabii, olmadı.

Kızın işi var Ferruh. Dirim yine fikir değiştirdi.

Galeri işi için de zaten daha önce önerdiği fikirlerden biri onaylanmış.

Yalnız Ferruh Bey haklı.

Bu işleri bir an önce hızlandırmamız gerekiyor.

Tamam. Ben Selin'in çizimlerine bakar, bir liste çıkartırım.

-Yarın da birlikte bütçe geçeriz. -Tamam.

Siz Ferruh Bey'le halledersiniz.

Ben bir hava alayım bari.

(Müzik)

-Daha ne kadar kızgın kalacaksın bana? -Bilmiyorum.

Sen de durumu kolaylaştırmıyorsun.

Peki, ben seni bugün rahat bırakayım. Dün gece zaten yeterince gerildin.

Ama lütfen yarın yeni bir başlangıç yapalım.

(Müzik)

(Kapı vuruldu) Gel!

Demir Bey, herkes çıktı. Benimle bir işiniz yoksa--

-Selin çıktı mı? -Kızlarla çıktı az önce.

Aydalara gidiyorlar herhâlde.

Anladım. Sağ olun.

Seninle işim yok, çıkabilirsin.

Demir Bey, kızmazsanız bir şey sorabilir miyim?

Kızılacak bir şey değilse sorun.

(Azmiye) Selin'in nesi var?

Ne gibi?

Sık sık Aydalarda kalıyor. Sabah kızlarla geliyor.

Böyle sanki canı sıkkın gibi.

Acaba bir derdi mi var diyorum...

...evde?

-Azmiye Hanım-- -Hayır, onu evden uzaklaştıran...

...bir derdi varsa bilelim, yardımcı olalım.

Çözeriz yani. Ben anlarım o tür dertlerden.

Nasıl dertlermiş onlar?

Şey...

...tahtakurusu.

-Tahtakurusu mu? -Valla öyle demeyin Demir Bey.

Bir tanecik bir şey görürsünüz, küçücük bir dert.

Önemsiz, aman, bu da bir şey mi dersiniz...

...sonra bir dert, olur size bin dert. Evi bile bırakıp kaçasınız gelir.

Öyle bir şey varsa benim hemen müdahale etmem lazım Demir Bey.

Size yardımcı olmak için yani.

Sağ olun, ben ilgileniyorum.

Oldu, teşekkürler.

(Azmiye) Kolay gelsin o zaman.

Yine de aklınızda bulunsun.

-İyi akşamlar. -İyi akşamlar.

Muharrem Usta.

Muharrem Usta, gel. Ben de seni bekliyordum.

Halledebildin mi?

Dediğiniz gibi, kilidi değiştirdim. Diğer istediklerinizi de yaptım.

-Pek aklım almadı ama. -Olsun. Çok teşekkürler.

Zahmet oldu size de.

Yok, zahmet olmadı da...

...asıl ben geçen gece başınızı çok şişirdim. Kusuruma bakmayın.

Hiç düşünmeyin onu. Konuşabildiniz mi Leyla Hanım'la?

Daha değil.

Düşünüp kafamda netleştireyim, öyle.

Muharrem Usta, biraz otursana.

Aslında prensiplerim gereği kimsenin özel işlerine karışmak istemem.

Yanlış bulurum. Zaten siz de benden akıl almayacak kadar...

...güngörmüş bir insansınız. -Estağfurullah Demir Bey.

Bakın, Leyla Hanım'ı ben sizden istedim.

O yüzden söylenecek bir sözünüz varsa söylemek hakkınız, buyurun söyleyin.

Yok, öyle hak falan değil de...

Ben de benzer sıkıntılar yaşadığım için.

Leyla Hanım'la konuşma işini çok geciktirmeyin diyecektim.

Sonra olayla büyüyor, iki taraf da kırılıyor.

-Altından kalkması daha zor oluyor. -Haklısınız da...

...onunla aramızdaki farkları daha kolay aşarız sanmıştım.

Hem konuşsam ne söyleyeceğim ki?

Daha nerede oturacağımızla ilgili bir çözüme de varamadım.

Yalnızken çözemiyorsak belki de beraber durmak gerektiği içindir.

Yan yanayken çözmek daha kolay olabilir.

Ben bugün iyice düşünüp kafamı toplayayım.

Yarın falan konuşurum Leyla Hanım'la.

-Sağ olun Demir Bey. -Rica ederim.

İyi ki gelmişsiniz bu şirkete.

Dilerim hiç gitmezsiniz.

(Duygusal müzik)

(Kapı açıldı)

(Kapı kapandı)

(Hareketli müzik)

Selinciğim, dün gece Demir Bey'le evde birlikteymişsiniz.

Biz de barıştınız diye sevindik.

Ne oldu? Yine kavga ettiniz de Demir Bey ondan mı gitti evden?

Hayır. Tam tersi.

Tam tersi mi? Nasıl yani tam tersi? Ne demek tam tersi?

Biz dün gece Demir'le...

Evet. Evet.

(Selin) Yani...

İşte durum başta öyle değildi.

Yani ama öyle oldu. Yani öyle...

...durum...

...o yöne doğru gitti.

Hangi yöne?

Kızım, öldürecek misin meraktan? Hangi yöne gitti?

Biz dün gece Demir'le...

...yakınlaştık.

(Müzik...)

(...)

(...)

(Müzik...)

(...)

(...)

(Müzik...)

(...)

Serseri!

Gelmiyorsun ha?

Peki.

Sen gelmiyorsan ben gelirim.

Allah Allah!

Sen benim evden çık, koşa koşa Eylül'e git.

Ben de Vedat'a gitti sanıyorum.

Onu orada görünce böyle başımdan aşağı kaynar sular döküldü.

Bir de Eylül çıkıp gelmesin mi?

Yok, biz kahve içecektik. Yok, biz toplantı yapacaktık.

Gece gece!

(Selin) Sonra ben tabii ki kalmadım orada. Çıktım gittim.

Bu da peşimden koşuyor. Ben de sanıyorum ki...

...meseleyi anlatacak, özür dileyecek.

Ama yok. Beni orada görünce bir afralar, bir tafralar.

Yok, ben onu mu takip etmişim? Yok, benim orada ne işim varmış?

Allah Allah! İnsanda bir utanma olur be!

İnsan biraz sıkılır bu duruma.

Tabii.

Evet, ben de görünce bu kadar şok olmuştum.

Aynı böyle hissetmiştim ama geçiyor kızlar, merak etmeyin.

Ay...

Selin, siz şimdi Demir Bey'le yakınlaştınız yani ha?

Yani tam olarak nasıl bir yakınlaşma bu?

Yok, yani şöyle, o kadar canlı canlı anlatma...

...ama üstünkörü anlat geç.

Ah be kızlar! Ben size bir saattir ne anlatıyorum?

Hiç mi dinlemiyorsunuz? Daha ilk cümlenin başında mısınız siz?

Evet.

Vallahi ne yalan söyleyeyim Selin, ben de orada kaldım.

(Merve) Kızım, çok büyük olay bu.

Yani bırak şimdi Burak'ı, Eylül'ü falan. Boş ver onları.

Neler olmuş ya asıl?

Şey...

Kızlar, şimdi şey... Ay, çok fenaydı.

Yani fena, fena demek değil. Yani fena değildi.

Ay! Ya fena değil...

Fena değil demek istemiyorum ama...

Aman, ben de anlamadım. Bilmiyorum.

İşte biz öpüştük.

Tamam işte arkadaşım, ne güzel.

Öpüşüp, koklaşıp barışmışsınız.

(Ayda) Adam da eve dönüyorum demiş.

Sen gitsene artık evine. Bekler seni.

Hayır! Hayır, gidemem! Öyle değil yani.

Barışmadık. Ben öyle hemen barışmam.

Ben burada kalacağım. Gitmeyeceğim.

İnat!

Farkında mısın Selin, hiç Eylül'ü suçlamıyorsun, hiç ona kızmıyorsun.

Hep Demir Bey'e kızıyorsun.

Çünkü eğer barışırsanız ve sen o eve geri dönersen...

...o öpücüğün devamı gelir diye korkuyorsun.

Ay, ne alakası var? Yok öyle bir şey. O, bir anlık bir şeydi, geçti gitti.

Böyle barıştık diye on kademe birden atlayacak hâlimiz yok.

Tabii ki. Tabii canım.

(Kapı zili çaldı)

(Hareketli müzik)

-Selin, Demir Bey gelmiş. -Ne?

Ayda, sakın kapıyı açma, onu içeri alma sakın!

Ne demek açma? Adam benim patronum, farkında mısın?

Aç, aç, bekliyor dışarıda adam!

Hayır, hayır, hayır! Ayda, içeri alma!

Selin burada yok de.

Ya da var de, burada de, gelmiyor de. Çıkmıyor, gidin de.

Demir Bey, hoş geldiniz.

Selam Ayda. Selin'e bakmıştım.

Azmiye burada olduğunu söyledi.

Tabii tabii, burada.

Biz de tam çay koyacaktık. Gelsenize, birlikte içelim.

Sağ ol. Belki başka zaman.

Selin'i almaya geldim. Haber verir misin?

Tabii.

Selinciğim!

Bir saniye.

Selin!

-Selin, hadi! -Aptallık etme Selin. Yürü git hadi.

Gelmiş adam bu saatte. Yürü!

Hadisene!

(Müzik)

Evet, ne oldu? Niye geldin?

Eve birlikte döneceğimizi söylemiştim.

-Eşyalarını al da gidelim. -Ben gelmiyorum.

Senin kendi kendine aldığın kararlara uymak zorunda değilim.

Selin, ben o kararı ikimiz için verdim.

İkimiz de uyacağız o yüzden. Hadi.

Kuralcı Demir Erendil geri döndü demek.

Ama senin kuralların bana sökmez Demir Efendi!

Madem eve döndün, kendi kendine yaşa.

(Selin) Rahat rahat takıl.

Ben kesinlikle, hiçbir şartta senin olduğun eve dönmüyorum.

Ve hiçbir güç beni buna zorlayamaz.

-Öyle mi? -Öyle. Ne yapacaksın?

Affedersin.

Merve, selam.

Selin'in çantası oralarda mı?

(Selin) Demir, saçmalama. Seninle gelmeyeceğim dedim. Nesini anlamıyorsun?

Senin keçi inadına!

-Sağ ol. -Bırak! Saçmalama be!

Kızlar, siz benim tarafımda mısınız? Siz benim arkadaşlarımsınız, hatırlatırım.

Hanımlar, iyi akşamlar. Yarın ofiste görüşürüz.

-(Ayda) İyi akşamlar. -(Merve) İyi akşamlar.

(Müzik)

Zorba mısın sen be? Ne yapıyorsun?

Çok mu komik? Bir de gülüyorsun! Delirdin mi sen?

Bütün gece kavga etmek istiyorsan ederiz, film izlemek istiyorsan izleriz.

Başka bir şey yapmak istiyorsan söyle.

Allah Allah! Sen benim ne istediğimle çok mu ilgilisin sanki?

O yüzden mi gittin dün gece?

Ha, ben senin ne istediğini anladım.

Gitmek istiyorsun. Hadi çık git arkadaşım.

Ne değişti dün geceden beri?

-Ben dün gece de gitmek istemiyordum. -Öyle mi? Ay, kıyamam. Gerçekten mi?

Şu kapıdan çıkarken içim acıdı desene.

Selin, aklın karışıktı.

Aklının karışıklığından, kırgınlığından faydalanmış gibi olacaktım.

-Öyle düşünecektin. -Ay, çok iyi oldu gitmen.

Bak, şimdi kendimi çok iyi hissediyorum.

Ben seni çözdüm artık, biliyor musun?

Senin nöronların yanlış bağlanmış.

O yüzden ben ne yapsam, ne desem sen zaten başka bir anlam çıkaracaksın.

Madem öyle, oturursun dizimin dibinde, aklın falan da karışmaz.

Ben kimsenin dizinin dibinde oturmam, anladın mı?

Sorun değil Selinciğim.

Ben senin dizinin dibinde oturuyormuşum gibi düşün o zaman.

O ne demek?

Her gün ofiste ne yaptığımı bileceksin. Zaten evde de beraberiz.

Aklını karıştıracak, seni meşgul edecek bir şeyler olmayacak.

Ha, aklın karıştı mı, ben hemen müdahale edeceğim.

Çünkü yalnız başına kaldığın zaman kafanda kuruyorsun.

İkimiz de altından kalkamıyoruz sonra.

Allah Allah! Buyur müdahale et.

Nasıl yapacaksın? Benim aklımda çok deli fikirler var...

...kiminle birlikte olmak istediğinle ilgili ve o kişi ben değilim.

Hadi müdahale et. Ne yapacaksın? Nasıl yapacaksın?

(Duygusal müzik)

Böyle.

-Ve bu yaptığın gerçekten-- -Kimi istediğimi anlatıyor.

Çekil, ben odama gideceğim!

İyi geceler sevgilim!

(Hareketli müzik)

Ben adama diyorum ki; ben bıraktığın yerde duracak kadın değilim.

Ben senin koyduğun yerde durmam.

Beni tutacak kapı, kilit...

...pencere, kural daha icat edilmedi diyorum ama bu...

...ne yapıyor? Bildiğini okuyor.

İyi, peki, tamam.

Sen madem bildiğini okuyorsun, ben de bildiğimi okuyacağım.

Sen madem Ayda'nın evini biliyorsun...

...ben de senin bilmediğin bir yere giderim o zaman.

(Müzik)

Ah be Çiçi, öyle bakma bana.

Yani tamam, ben de bayılmıyorum yani seni...

...sizi, sıcacık evimi bırakıp otele gitmeyi ama ne yapayım?

Adam anlamıyor ya, anlamıyor.

Bir de aynı evdeyken daha fazla nereye kaçabilirim ben?

Bir de zaten geçen gece...

...mutfakta olanlar yani...

Çok kötü oldu, çok.

Çiçi...

...ama çok güzeldi, biliyor musun? Sanki...

Sanki böyle nefesim kesildi gibi oldu.

Yani sanki bir anlığına dünyada her şey mümkünmüş gibi hissettim, biliyor musun?

Ama çok kötü oldu.

(Selin) Hayır, çok kötü oldu. Zaten ortalık karışık. Şimdi sırası mı canım?

(Selin) Hem ben zaten çok sinirliyim.

Çok sinirliyim ve şu an sinirim geçmeden benim bu evi terk etmem lazım.

Hadi bakalım.

İstediğin kadar kudur. Çok güzel.

Yeter ki benim yanımda kudur.

(Müzik)

(Mesaj geldi)

(Müzik)

-Evet, dinliyorum. -Hişt! Merve uyuyor.

Vallahi açıklayabilirim.

Şimdi şöyle oldu, ben normalde gelecektim ama...

...Selin bana dedi ki; sana geleceğim, konuşmamız lazım dedi.

Ben de o gidince gelirim diye düşündüm.

-Ama bu sefer de Merve'nin-- -Hişt hişt...

Tamam, tamam, hiç anlatma.

Zaten bant kaydı gibi hep aynı açıklamalar.

Ne yapayım ama? Öyle oldu.

Sen gece klinikte olmayacak mıydın?

Asistanım bekliyor. Ben de döneceğim.

Ama sırf senin şu kabahatli, mahcup yüzünü görmek için geldim.

Aşk olsun ya.

İşte gelsen olacaktı ama maalesef olamıyor işte.

O zaman şöyle yapalım...

...yarın akşam sen bana gel. Olmaz mı?

Yarın akşam da gelmezsen çekeceğin var ama elimden.

Gelirim.

Gerçi birazcık gecikebilirim çünkü bu ara işler çok yoğun.

-Ama gelirim. -Hadi bakalım.

-Görüşürüz. -Görüşürüz.

-Görüşürüz. -(Ayda) Görüşürüz.

(Müzik)

(Hareketli müzik...)

(...)

(...)

Ya Çiçi, tamam, merak etme...

...otele yerleşince Demir'i arayacağım.

Zaten iş yerimde de göreceğim.

Öyle pranga mahkûmu gibi ikimizi birbirimize bağlayarak...

...hiçbir şeyi çözemeyeceğimizi öğrensin.

Evet.

(Hareketli müzik...)

(...)

(...)

(Hareketli müzik)

(Hareketli müzik)

Ah be Demir!

Yok artık ya! Kilidi mi değiştirdin?

(Hareketli müzik...)

(...)

Nasıl ya?

Niye açılmıyor bu kapı?

İnanamıyorum ya!

Bu kapıya da kilit taktırmış.

Resmen hapis.

Sessizce gidecektim ama bunu sen istedin.

(Hareketli müzik)

Ne yapıyorsun Selin?

Sen beni burada zorla tutamazsın.

Hiçbir yere gidemediğine göre tutuyorum demek ki.

Kapının kilidini değiştirmişsin! Buraya da kilit takmışsın!

Evet. Ne kadar inatçı olduğunu bildiğim için bazı önlemler aldım.

-Demir, şu sandalyeyi bırak! -Sandalyeyi tutuyorum Selin...

...kırılmasın diye.

Yoksa camın kırılacağından değil.

Muharrem Usta bugün gelip bütün camları değiştirdi.

(Selin) Nasıl ya?

-Kırılmaz cam mı taktırdın bütün eve? -Evet.

Ayrıca bütün pencerelerde arkadan takılı emniyet kilitleri var.

Senin bu yaptığına zorla alıkoymak denir!

Suç bu, suç!

Yarın ben seni gidip şikâyet etsem ne diyeceksin hâkime?

Seviyorum hâkim bey.

Demir, yani sen bütün çıkış noktalarını kapatmışsın.

Ya acil bir şey olsa? Ya yangın falan çıksa? O zaman nasıl çıkacağız evden?

Ön kapıdan tabii ki Selin.

Bende anahtar var.

Ha, iyi. Bana da ver o zaman.

Ama senin ihtiyacın yok ki.

Sen benimle eve girip benimle çıkıyorsun zaten.

Off!

(Hareketli müzik)

Güzel.

Anlaştığımıza göre artık huzurlu bir uyku uyuyabilirim.

(Hareketli müzik)

-Günaydın. -Günaydın!

Peki.

Bugün çok işimiz var. Geç kalmayalım. Kahveleri yolda içeriz.

Kapıyı açarsan çıkabiliriz.

Tabii ki. Buyurun.

(Müzik)

Bir yedek anahtarı vardır herhâlde bu yeni kilidin.

Tabii ki var. Güvenli bir yerde.

O yüzden tek anahtarımız buymuş gibi düşün.

Ben, sen olmadan kendi evime girip çıkamayacak mıyım?

Ama Selin, bunu sürekli konuşmayalım istersen.

Benimle beraber girip, benimle beraber çıkacaksın.

Hadi çık da kapıyı kilitleyeyim.

Uf!

(Müzik)

Muharrem Beyciğim, günaydın.

Günaydın efendim. Kusura bakmayın, bu erken saatte rahatsız ediyorum sizi.

Leyla Hanım buralarda mı? Müsait mi?

Burada burada, müsait.

-Şurada kendisi. -O zaman ben müsaadenizle.

Muharrem Beyciğim, bir dakika.

Ben sizinle konuşmak istiyordum.

Aslında şey yani...

...ben sizden özür dilemek istiyorum.

Neden?

Ben haddimi aşarak bu ev meselesine müdahil oldum.

Bu yüzden de kardeşim üstelemiş biraz.

Yersiz olmuş bu tartışma.

Lütfen birbirinizi kırmayın bu mevzular için.

Müsaadenizle.

(Müzik)

Günaydın Leyla Hanımcığım.

Günaydın Muharrem Bey.

Biliyorum, çok meşgulsünüz ama iki dakika oturup konuşalım mı?

Tabii, buyurun.

(Müzik)

Leyla Hanım, bu ev mevzusu çok canımızı sıktı, kalbimiz kırıldı.

Öyle oldu.

Ben dün bütün gün düşündüm.

Nerede oturacağımızla ilgili bir çözüm aradım.

Buldunuz mu peki?

Hanımefendi, ben...

...siz olmadan gönlümün yolunu bile bulamıyorum.

O yüzden yanınıza geldim.

Beraber bulalım diye.

Bulalım Muharrem Beyciğim, bulalım.

(Demir) Evet arkadaşlar...

...şirketin son durumuyla ilgili bir bilgilendirmemiz olacak.

Elimizde bir galeri işi var.

Eski bir antrepoyu dönüştürüyoruz.

İç mimarlık ve yapı bölümlerinin koordineli çalıştığı büyük bir iş.

Bu iyi haberdi.

Böyle büyük bütçeli işlere ihtiyacımız olacak.

(Demir) Kötü haber ise...

...Yıldırım Giritli bize karşı açtığı tazminat davasını kazandı ve Artemim...

...otel işlerini konuşulan sürede tamamlamamış göründüğü için...

...büyük miktarda tazminat ödeyecek.

Davanın sektörde duyulması bize gelecek müşterileri de düşündürüyor.

(Demir) Bu büyük miktardaki tazminatın ödenmesiyle birlikte...

...şirketin finansal durumu çökme noktasına geliyor.

Biz bunu engellemeye çalışıyoruz.

Galeri işini hızla bitirmemiz bunun için çok önemli.

O yüzden...

...bir kez daha sizden rekor sürede bitirilen bir iş istiyorum.

Bunu daha önce yaptık.

Yine yaparız.

(Demir) Benim tüm ekibe inancım tam.

Hepimize kolay gelsin.

İyi çalışmalar.

Alara'nın işlerinden bahsetti, değil mi?

Evet, onu söylüyor.

Ne bu suratlar? Kendinize gelin!

Burası Artemim. Biz ne rüzgârlar gördük.

Gülün bakayım.

Burak, bir dakika konuşabilir miyiz?

(Müzik)

Aşk yaşayacak zaman mı Allah aşkına?

Burak...

...sana hiçbir şey sormayacağım. Tamam mı?

Sadece bir şey rica ediyorum. Her ne yapıyorsan yapma.

Eylül, ne düşünüyorsun, bilmiyorum ama--

Burak, yapma bunu lütfen. Ben aptal değilim, tamam mı?

Neyse, bunu burada konuşmayalım.

Akşam oturup konuşuruz.

(Eylül) Yapmamız gereken şeyler var.

(Müzik)

Biz bozuyoruz, adam ne yapıp edip toparlıyor. Delireceğim!

Bence biz bu fısıltı gazetesiyle daha fazla uğraşmayalım.

Direkt Alara'yı kışkırtalım. Taciz davası açtıralım Demir'e.

Böylelikle yönetim kurulu anında ilişiğini keser Demir Bey'le.

Ferruh...

...adamları ara, haber ver.

Bitiriyoruz.

Başka hiçbir şey yapmasınlar.

(Burak) Başka bir şirketle de görüşmesinler.

Bu karalama kampanyasını bitirdiğimizi söyle.

Güzel. Demek ki benim planıma geçiyoruz.

Hiçbir şey yapmıyoruz.

Biraz düşünmeye ihtiyacım var.

Ha...

O karıştırdı kafanı, değil mi? Eylül.

Sana onu karıştırma dedim.

Karışan tek şey senin kafan Burakcığım.

Bu şirketi sadece sen ve ben yönetseydik...

...şimdiye kadar inanılmaz paralar kazanmış, kral olmuştuk.

Ki bunları bana söyleyen de sensin.

Çünkü biz gerektiğinde elimizi kirletebiliyoruz.

-Ama onlar varken-- -(Burak) Düşüneceğim dedim.

Adamları ara, bitirdiğimizi söyle.

("Zeynep Bastık - Her Yerde Sen" çalıyor)

"İşimde, gücümde, sağımda, solumda"

"Ah, her yerde sen"

"Evimde, odamda ne işin var?"

"Ama bıktım artık senden"

"Bir de artık keşke durup durup aklıma gelmesen"

"Anlatsam anlamazsın, mevzu büyük kalbinden"

"Anlatsam anlamazsın, mevzu büyük kalbinden"

"İşimde, gücümde, sağımda, solumda"

"Ah, her yerde sen"

"Evimde, odamda ne işin var?"

"Ama bıktım artık senden"

"Bir de artık keşke durup durup aklıma gelmesen"

"Anlatsam anlamazsın, mevzu büyük kalbinden"

"Anlatsam anlamazsın, mevzu büyük kalbinden"

Vallahi sırtım ağrıdı çalışmaktan.

Ben de çok yoruldum.

Yani neden bu şirketin işleri düzelmiyor, anlamıyorum ki.

Neredeyse ayda bir çalışma kampına giriyoruz.

İşte Alara gemileri yaktı.

Bizimki de su alıyor. Bekliyorduk bunu.

(Telefon çalıyor)

Alo?

Arda, ne haber? İşlerini halledebildin mi?

Yemek mi? Bu akşam mı?

Tamam, süper olur, gelirim.

Tamam ama ben daha şirketteyim.

(Selin) Hazır olunca seni ararım, olur mu?

İyi, tamam, tamam.

Görüşürüz.

Ne var?

Yani Demir Bey seni kolundan çeke sürükleye eve götürüyor Selin.

Nasıl gideceksin ki bu yemeğe acaba?

Yani bence zor.

Hayatta bırakmaz.

Arkadaşımla yemeğe çıkmak için Demir'den izin alacak hâlim yok.

Bu arada dün gece eve gidince ne oldu?

Ne olacak! Beni eve kilitledi. Kilitleri de değiştirmiş, çıkamadım.

Bu zorbalıklarla beni geri kazanacağım sanıyorsa, yanılıyor.

Siz ne oluyorsunuz ya?

Hayır, ne yaparsa barışacaksın acaba?

Barışmayacağım.

Evet Selinciğim, kesin öyledir.

Yok öyle gece yarısı eski sevgilinin evinden çıkmak!

Öyle suç bastırır gibi Selin'i eve kilitlemek.

Ben ona göstereceğim.

Göstereceğim ona!

Göstereceğim.

(Burak) İç mekâna aslında iki farklı seçenekle çalıştık.

(Burak) Selin'in yaptığı tasarımlara eklemeler yaptık.

Bu enteresan.

Mekânın estetik algısını yükseltiyor.

Daha fazla işçilik gerekeceği için bütçeyi de arttırabiliriz.

Ama teslim süresi uzar. Bize sıcak para lazım.

(Burak) O zaman diğer yola ikna edeceğiz.

Yok, o olmasın. Buradaki eklemelerinizi sevdim.

Eylül'le bir konuş.

Alacağımız ödemelerin vadesini kısaltabiliyor mu bir baksın.

Tamam.

-O zaman ben çıkıyorum. -Burak, ben de çıkabilir miyim?

Bizim taraftan bugünlük bu kadar yeter, herkes çıkabilir.

Kolay gelsin.

Ayda, bizim biraz daha işimiz var.

(Ayda) Biliyorum Demir Bey, ben buradayım.

-İyi akşamlar o zaman. -İyi akşamlar.

Çizimleri ölçülere göre revize ettim.

Bakmanız gerekirse diye buraya bırakıyorum.

Teşekkürler.

Eve mi?

Bilmem.

Selin Hanım.

Yarın bu iş yoğunluğu devam edecek, biliyorsun.

Eve gidip biraz dinlen.

Buydu yani?

O kadar tantana bunun içindi yani.

Seni evin dışında bırakmaya çalışmıyorum.

Tam aksini yapmaya çalışıyorum.

Oldu o zaman. Kolay gelsin.

(Müzik)

Firuze...

...biz Muharrem Bey'le konuşup anlaştık, çok güzel bir orta yol bulduk.

Çok sevindim. Ne yapıyorsunuz?

Efendim, benim evi bizim kızlara göstereceğim...

...Leyla Hanım'ın zevkine göre dekore edecekler.

Orada oturacaksınız yani?

Yok, haftanın beş günü orada oturacağız, iki günü de yalıda.

Tabii sana da uygunsa.

Uyar tabii, uyar.

Yalıya gelin tabii. Orası sizin de eviniz.

Ee, balayını ne yaptınız? Onu da konuştunuz mu?

-Güneye diyorum-- -Belki güneye--

Ben hiç güneyi görmedim. Hep merak ederim.

Aman Leyla Hanımcığım, oralar çok güzeldir.

Mutlaka görmelisiniz.

Hem bu mevsimde hâlâ sıcaktır oralar.

Evet, yani kuzeye göre sıcaktır da...

...sıcaklık beni ilgilendirmiyor.

Ben yalnızca o üzüm bağlarını, sonra lavanta bahçelerini görsem yeter bana.

Lavanta bahçeleri...

...yani...

Siz tam olarak nereden bahsediyordunuz?

Kaş, Kalkan desem ama orada da bağcılık pek...

Yoo, Provence.

Güney Fransa.

Ha...

Ben sizi şimdi anladım.

Yani ben güney deyince siz...

Evet, ben de siz güney deyince bir an.

Tamam. Sorun yok. Ben...

...araştırayım turları.

(Müzik)

Alo.

Selinciğim, ne yaptın, çıktın mı?

(Ayda) Evden mi alacak seni?

Orada buluşacaksınız. İyi, güzel.

Yok ya, biz daha ofisteyiz, Demir Bey'le çalışıyoruz.

Yok, yok. Merak etme sen. Hadi size iyi eğlenceler.

Hah! Demir Bey, ben de size şunları gösterecektim.

Nasıl olmuş?

Güzel.

(Demir) Güzel.

Ayda...

...Selin bana akşam yemeğe gideceğini söyledi de...

...ben adını unuttum. Neydi-- -Arda. Liseden arkadaşı.

Dayanamayıp söyledi mi size?

Ben çok sevindim Demir Bey.

Çünkü Selin böyle kafası attığında hep dikine dikine gider...

...ama ne var ki bunda söylemeyecek?

Sonuçta liseden arkadaşıyla yemek, değil mi?

Değil mi?

Kolay gelsin.

(Kapı zili çalıyor)

-Burak. -Selam.

Sürekli dışarıdan söylüyoruz.

Bir şeyler aldım.

Bakalım yiyecek bir şeyler çıkartabilecek miyiz?

Deneyelim bakalım.

Demir galeri işinin vadesini kısaltabilir miyiz diye soruyor.

Ne diyorsun?

Konuşurum, elimden geleni yaparım.

-Siz projede anlaşabildiniz mi? -Evet.

Şaşıracaksın ama ilerliyoruz.

Ne oldu?

Herkes sadece kendi işini yapsa hiçbir problemimiz kalmayacak.

Şu mesele.

Bir şey yapmıyorum. Yapacaktım, evet ama yapmıyorum.

Şu işleri bir halledelim, ondan sonra bakarız duruma.

Durum?

Bir tane sos tavası...

...bir tane de makarna tenceresi.

Yani bana söylenen bu.

(Müzik)

O kılkuyrukla yemeğe gidiyorsun, öyle mi Selin Hanım?

Git bakalım.

Beni Eylül'ün evinde gördü ya, aklı sıra bana ceza kesecek.

Ben iş konuşmaya gittim oraya, iş. Sen ne yapmaya gidiyorsun acaba?

Ne yapmaya gidiyorsun acaba? Bakalım ne yapmaya gidiyorsun?

(Müzik)

İyi akşamlar.

Taksi durağı mı?

Ben bu akşam 57 numaradan aldığınız yolcu için aramıştım.

Evet, Selin Hanım.

Ben nişanlısıyım. Kendisine ulaşamadım da nereye bıraktığınızı öğrenebilir miyim?

Bir saniye.

Evet, dinliyorum.

Tamam, teşekkür ederim.

(Müzik)

Ayda...

...bir şey diyeceğim. Sabahtan beri ofisteyiz.

Bilgisayarını al, dışarıda devam edelim. Hem çalışırken yemek de yeriz.

Tamam Demir Bey. Sonra ofise döner miyiz?

Hayır, sen ne gerekiyorsa yanına al. Ben arabayım.

Tamam.

(Mekânda enstrümantal müzik çalıyor...)

(...)

Teşekkürler.

(Selin) Çok iyi geldi.

(Selin) Çok güzelmiş burası.

Evet, gerçekten güzelmiş. Ben de ilk defa geliyorum.

Arkadaşlarım söyledi.

Nasıl sessiz, nasıl kimseler yok.

Ayy, vallahi yok.

Neydi o bütün gün böyle, aman.

Aslında o kadar da boş sayılmaz burası ama.

Tabii. İstanbul'un kalabalığına alışınca.

Tabii. En kötüsü de alışmak biliyor musun?

Alışınca...

...yokluğunda arıyorsun.

Öyle iraden kırılıyor görünce, savaş veriyorsun.

Evet.

İstanbul insanları kendine âşık eder derler.

Eder vallahi. Beni kendine âşık etti, ondan sonra da...

Vicdansız!

Vicdansız.

Yani İstanbul...

...çok vicdansız bir şehir. Yaşamak çok zor.

Ben çok gitmeyi denedim aslında ama...

...yapamıyorsun işte, pek olmadı.

O da senden gidemiyor.

Ama ne oldu?

Bende yelkenleri pat diye suya indirecek göz var mı?

Yok.

İstanbul'dan bahsediyoruz hâlâ, değil mi?

Evet.

Tabii İstanbul'dan bahsediyoruz. Menüye bakalım mı?

(Garson) Hoş geldiniz efendim.

-(Ayda) Hoş bulduk. -(Garson) İki kişi miyiz?

-(Ayda) Evet, iki kişiyiz. -Sizi şöyle alalım lütfen.

Yok, orası olmaz. Biz...

...şöyle geçelim. -Yalnız o masamız rezerve.

-Özellikle o masayı mı istediler? -Evet efendim.

-Ne özelliği var oranın? -Daimî müşterimiz.

Her geldiğinde aynı yere oturur. Ama diğer masalarımız da çok güzel.

Yok, olmaz. Biz şöyle yapalım. Biz o masaya geçelim...

...misafirleriniz geldiğinde bir hata olduğunu söylersiniz ve...

...kendilerine en iyi tatlınızdan ikram edin.

-Benim hesabıma yazarsınız. -Peki.

-Geçelim Ayda. -Ama biz çalışacağız da...

...yakınlarda bir priz var mı? Bilgisayarımın şarjı bitebilir.

Yok efendim, bu taraftaki masalarda var.

Sorun değil, bitmez şarjın. Biterse de bir şekilde çözeriz.

Gel Ayda.

(Müzik)

(Ayda) Teşekkürler.

(Müzik...)

(...)

Tüh ya! Ben nasıl kaçırdım o galayı.

-Tam da mesaiye kalacak günü buldum. -Evet ya.

Benim arkadaşım da bütün oyuncularla tanıştırdı beni.

Filmden sonra da hep birlikte eğlenmeye gittik.

Yaa?

Arda, biliyor musun, ben başroldeki çocuğu çok beğeniyorum.

Ama işte kaçırdım, tanışamadım.

Neyse ki ben oradaydım ve senden de bahsettim ona.

Çok büyük hayranın dedim.

-Beni niye rezil ediyorsun? -Yok canım, rezil falan olmadın.

Birkaç lise anısından bahsettim, o kadar.

Seni çok merak etti. Tiyatro oyununa davet etti.

-Ciddi misin? -Yaa.

Gişeye ismini bırakacakmış senin, istediği zaman gelsin, dedi.

Kulise de gidecekmişsin. Bir kutu çikolata yaptırsın...

...tatlı yeriz, tatlı konuşuruz dedi.

(Müzik)

(Ayda) Binanın içinde endüstriyel çizgileri korumak istediğiniz için...

...dışında da aynı konsepti devam ettirdim.

Boruları da içeriden dışarıya taşıdığımızda...

...duvarlara hareketlilik katmış oluyoruz.

Demir Bey?

Antreponun iç mekânının ne kadarını kullanabiliyoruz?

(Ayda) Bir dakika, hemen bakıyorum.

-Ne var yani bu kadar gülünecek? -Efendim?

Acaba diyorum...

...bu antreponun dış alanını...

Yani insanları gülümsetecek bir yaklaşım mı düşünsek?

Sanat galerisinin dış alanı için mi?

Yok, olmaz tabii.

Saçma.

Durduk yere gülünür mü? Gülünmez.

Sebepsiz yere. Bir sebebi olması lazım.

Neyse o sebep.

Teşekkürler.

Teşekkürler.

(Müzik)

-Ayda ben hemen döneceğim. -Tabii.

(Hareketli müzik)

Süslen, süslen.

Az süslendin tabii, içine sinmedi. Biraz daha süslen.

Zaten güzel değilmişsin gibi iyice milletin aklını başından al.

(Müzik)

Demir?

Selin.

Demir sa-sana inanamıyorum ya! Sen beni takip mi ettin?

Kim? Ben?

Çok rica edeceğim. Ayrıca ben seni niye takip edeyim ki?

Sana hiç yakıştıramıyorum.

Ayrıca bu yaptığın çok uygunsuz, hiç hoş değil.

Ben arkadaşımla bir yemek yiyemeyecek miyim?

-Aa! Selin, sen bayağı paranoyak oldun. -Sen yaptın.

Senin yüzünden delirdim be!

Ben huzurlu yemek yiyemeyecek miyim bir kere?

Öyle mi? Bu senin huzursuz hâlin mi? Vallahi bravo.

İçeride bayağı huzurlu, neşeli görünüyordun az önce.

İstersen yüzüne biraz pudra falan sür.

Bayağı kızardın şu an.

Evet, sinirden.

Sinirden.

Neyse, fazla tutmayayım ben seni, çocuk bekliyor.

Ben de çalışıyorum, işim var.

Ne hâlin varsa gör.

(Mırıldanıyor)

-Aa! -Aa!

-Siz de mi? -Siz de mi buradaydınız?

Ne tesadüf.

Ama arkadaşlarım bana söylemişti.

Burayı tavsiye ederken orası çok bilindik bir yer demişlerdi.

Vallahi biz normalde şirkette yemek yiyecektik ama orada çok bunaldık...

...çıkıp dışarıda yiyip, çalışalım dedik.

Tabii, böyle de birazcık tuhaf oldu da sanki peşinizden gelmişiz gibi.

Ama...

Selin, bak, arkadaşların da buradaymış.

Aydacığım, bu ne tesadüf.

Selinciğim, vallahi bilmiyordum.

-Merhaba Demir. -Selam.

-Madem öyle, birlikte yiyelim, buyurun. -Yok canım!

Onlar çalışıyorlardır, işleri vardır.

-Tabii, biz sizi rahatsız etmeyelim. -Yok, aslında bitmişti işimiz.

Oturabiliriz. Ayda?

Demir Bey, benim size hâlâ göstermem gereken bazı şeyler vardı.

Pardon. Biz bu masaya geçiyoruz, eşyalarımızı bu masaya alabilir miyiz?

-Tabii. -Teşekkürler.

Lütfen.

Buyurun.

(Müzik)

(Sessizlik)

Yani...

...aslında o kadar da kötü olmamış.

Yenir yani.

Bu bayağı olmamış.

Bayağı bayağı olmamış. Hiç olmamış.

Biz ikimiz bir şeyleri olduramıyoruz, farkında mısın?

Denemeye devam.

Elbet bir şeyleri oldurabiliriz.

Tamam.

O, yemek değilmiş, bunu anladık.

İşlerden hiç bahsetmiyorum bile.

Spora olan ilgi alanlarımız da çok farklı.

Aslında ben kaya tırmanışı falan da severim ama...

...senin yükseklik korkun var.

Ben çok iyi bir marangozum.

Tabii senin astımın var, talaş dokunur.

Bir şey bulamayacağız, değil mi?

Çok iyi bulaşık yıkıyoruz.

Zaten bu gidişle kariyerlerimizi bulaşık yıkayarak tamamlayacağız.

Yan yana olacaksak, benim için sorun yok.

Of of!

Bittik biz.

Aman diyeyim. Bu lafları söyleme. Bunlar Ferruh'un lafları.

(Taklit yapıyor) Bittik biz, bittik biz.

O zaman ben biraz salata yiyeyim.

Tabii Arda o zaman sadece sınıfın değil, bütün okulun en popüler çocuğu.

-Hâlâ öyleyim. -Allah Allah!

Efsane devam ediyor yani.

Ayda, Selin üniversiteyken de böyle deli miydi?

Lisedeyken bayağı deliydi çünkü. Bir keresinde okuldan kaçacağız diye...

...yemekhanenin servis penceresinden yukarı tırmanmışlığı var.

Ama yani öyle anlatılınca bayağı serserilik gibi duruyor.

Ben size doğrusunu anlatayım. Ben fizik ödevimi evde unutmuştum.

Tabii unutunca da panik oldum.

Müdüre, hocam ne olur eve gidip alabilir miyim, dedim.

O da kızım bana ne, unutmasaydın dedi. Ee, haklı.

-Ama fizik hocası da bir ters, bir sert. -Evet ya, Hüseyin Hoca.

Bayağı ters adamdı.

Ama asıl sen baban kızacak diye korkundan...

...tırmanmıştın tencereye sanki. -Semih amca?

Yok canım, Semih amca çok tatlı adamdır. Kızmazdı bence.

Kızmazdı muhtemelen ama kızmış gibi yapardı, bir daha unutmasın diye.

Evet.

-Öyle yapardı muhtemelen. -(Arda) Yok canım...

...senin baban bayağı sert adamdı.

Size geldiğimiz o akşam annemle babam bile hazır olda oturmuştu...

...hatırlamıyor musun? -Yok.

-Siz ailecek görüşüyordunuz, değil mi? -Ben evlerine çok gidip geldim.

Aileler ilk defa tanışacaktı. Selin'i görmeniz lazımdı.

(Arda) Acayip gerilmişti, bir ton şey sıraladı.

(Arda) Bayağı bayağı kurallar listesi. Sakın şöyle giyinip gelme...

...aman sakın saçını böyle yapma.

İşte baban şu mevzulara sakın girmesin, annen şunlardan bahsetmesin falan.

Babam kafasını attırmayalım yoksa yanarız diye bir sürü şey sıraladı.

Anladığım kadarıyla sizin için önemli bir geceymiş o gece.

Vallahi kız istemek zor işmiş. Ecel terleri döktük desem yeridir.

Selin, o benim bacağım.

Aa! Çok pardon. Yanlışlıkla ben bacak bacak üstüne atarken oldu.

(Arda) Kızı da alamadık sonuçta. Semih amca...

...üniversite sınavına gireceksiniz...

...sizin aklınızdaki şeylere bak diye nutuk çekip...

...gönderdi bizi. -Tabii, mantıklı adam.

Selin Hanım da pek öyle aklı bir karış havada birine benzemiyor ama...

...demek ki lisede daha rahat bir yapıya sahipmiş.

Aa! Ama öyle demeyelim.

Rahatlık falan öyle söyleyince yanlış anlaşılıyor.

Biz onu çocukça bir niyetle yapmıştık. Aslında biz o akşamı...

...sosyal bir deney için organize etmiştik.

Anlıyorum. Deneysel çalışmalar yapıyordunuz yani o dönem.

Bu pencereden beraber kaçmanıza sebep olan...

...fizik ödevi de deneysel bir çalışma mıydı?

-Fiziksel bir deney. -Evet, fiziksel bir deney...

Ne alakası var ya?

Lisedeydik daha, ne denemek falan.

-Sanki NASA'da çalışıyoruz. -NASA deyince aklıma geldi.

Sen roket falan yapmaya çalışmıyor muydun?

Evet evet. Okulun arka bahçesi yanınca bırakmıştın.

Bayağı renkli, eğlenceli bir dönem.

-Sizin lise ne güzel liseymiş. -Öyleydi.

O günleri özlüyorum.

(Arda) Selin, sen de özlüyor musun?

Yok canım. Çok fazla ödev veriyorlardı. Ben bu saatten sonra ödev falan yapamam.

Ben artık izninizi isteyeyim.

Arkadaşlarımda kalıyorum. Çıkarken de anahtarı almamıştım...

...geç vakit kapılarını çalmayayım.

-Tamam. -Lütfen sen kalkma, arkadaşlarınla kal.

Ee... Aslında beni de eve bıraksan çok iyi olur. Ben de çok yorgunum.

Selin Hanım, kalsanız daha iyi olur aslında.

Biz de Ayda Hanım'la proje konuşuyorduk. Sizin de fikirlerinizi almış oluruz.

Tamam, o zaman size iyi akşamlar.

Gerçekten böyle çok keyifli oldu. Belki ben buradayken tekrarlarız.

Tabii, neden olmasın.

-İyi akşamlar. -Ben seni geçireyim.

Olur.

Demir Bey, ben de artık gideyim.

Zaten projeyi konuştuk, artık kalan çizimleri de ben evde bitiririm.

Tabii Ayda, çok teşekkürler.

Kusura bakma, seni de bu saate kadar tuttum.

Yok canım, yemek için ben teşekkür ederim.

Yarın görüşürüz.

İyi geceler.

Arda, yemek için teşekkürler.

-Demir değişik biri. -Evet, öyledir.

Kendine özgüdür.

Sorar da sorar. Yani çalışanlarını yakından tanımak için.

Selin, yorulma, ben anladım.

-Yakışıyorsunuz. -Yok canım, nereden çıkarıyorsun...

...öyle şeyleri, Allah Allah! -Seni seviyor.

Kıskanıyor da.

Hem de öyle böyle kıskanma değil.

O yüzden benim başıma bir şey gelmeden ben buradan kaçayım.

Seni gördüğüme çok sevindim.

Ben de.

-Anlayışın için teşekkür ederim. -Gel.

Konuşuruz.

(Duygusal müzik)

Aa, Ayda! Nereye gidiyorsun?

Selinciğim, İbo gelmiş, evde beni bekliyor.

O yüzden ben gideyim. Hadi kaçtım, seni öptüm.

Görüşürüz.

Bunun hesabını sana sonra soracağım ama duydun mu?

Git, git, tabii!

Allah'ım sen beni neyse sınıyorsun? Şimdi işin yoksa açıkla dur.

Sorar da sorar. Yersiz yakıştırmalar, imalar, uğraş dur.

Aman be!

Merak etme Selinciğim, bunu evde konuşacağız. Burada sormayacağım.

Bunu seninle konuşacağımı kim söyledi?

Göreceğiz bakalım konuşuyor musun, konuşmuyor musun.

(Müzik...)

(...)

Kahvene süt ister misin?

Hayır, teşekkürler.

(İngilizce şarkı)

Bu şarkıyı çok severim.

(İngilizce şarkı)

Bu olmamalı.

Dans etmemiz mi?

Yakınlaşmamız bütün dengeleri bozuyor.

Ortada denge yok ki. Hiçbir zaman olmadı.

Olmalı ama!

(İngilizce şarkı)

İyi geceler. Ben yatıyorum.

Konuşmaktan kaçıyorsun, değil mi?

Hayır da sabah yine bu evde uyanacaksın.

İşte benimle olacaksın, evde benimle olacaksın.

-Nereye kadar kaçabileceksin acaba? -Ne kaçması?

Niye kaçıyor muşum? Ben kaçılacak bir şey mi yaptım?

Bilmem. Bayağı bir şey var belli ki.

Sen eski sevgilini, liseden bir arkadaş diye bana yutturmaya çalış...

...öyle alelade biriymiş gibi tanıştır...

...sonra beyefendiyle gizli saklı yemeklere çık...

...sonra da yakalanınca odana kaç. Bu mudur?

Ne alakası var? Gizli saklı mı oldu bu şimdi?

Ayrıca ben sana nereye gittiğimi söylemek zorunda mıyım?

-Zorundasın, evet. -Kim dedi onu?

-Ben dedim. -Peki, sen bu dediğini beğendin mi?

-Hayır, hiç hoşuma gitmedi. -Tamam.

Ama sen beni delirttin. Beni bu noktaya sen getirdin.

Ben memnun muyum bu hâlimden? Hayır.

Ama madem ilişkimiz böyle olacak, alsana ilişki modeli.

-Nasıl, beğendin mi? -Ah canım ya, hâlâ ilişki diyor.

Bak Demirciğim, ben sana tane tane anlatayım.

Bir! Ortada ilişki falan yok.

Sen benim bu evde yaşamak zorunda olduğum ev arkadaşımsın.

Anladım. Bütün ev arkadaşlarını öpüyor musun beni öptüğün gibi?

Sulandırma! İki! Eylül meselesini sakın karıştırma hiçbir şeyle.

O senin eski sevgilin. Hatta eski nişanlın ya.

Ama Arda benim sadece...

Evet evet, devam et. Arda senin sadece ne? Söyle.

Arda benim sadece lise flörtüm. Masum, çocukça bir şey.

Ondan seni babandan istemeye geldiler. Tabii ya, doğru.

Ne istemesi ya? İsteme falan yok.

Bak şimdi, benim annemler Arda'nın ailesini tanıyordu.

Ve bizim çıktığımızı öğrenince bu konuşmak istemişler.

Yani bilip de susuyor gibi olmasın diye.

Vallahi Leyla Hanımların evinde hiç böyle anlatılmadı bu durum.

Beni istemeye geldiklerinde kahveler bitmişti diye...

...ballandıra ballandıra anlatıyordun. Ne oldu?

Demir, o olay Ardalar geldiğinde olmadı bir kere.

Hop hop hop! Nereye? Dur, daha hikâye yeni başlıyoruz Selin Hanım.

Buyurun, dökülün. Kaç kişi kapılarda dizildi kim bilir.

Ama sen de bana o gün hastanede duyduklarım hiç umurumda değil demiştin.

Ya, ya! İnsan nasıl umursuyormuş?

Değil mi? Gözünün içine sokulunca umursuyormuş. Evet.

Bak, şimdi aynı noktaya geldik. Nasıl bir duyguymuş? Nasıl bir hismiş?

Şimdi ben de bu kalemlikleri böyle etrafa saçıp...

...benden ne istiyorsun diye bağırayım mı?

O bir kere çok aşırı, çok fazla bir tepkiydi.

Ayrıca ben onun için özür diledim.

Özrün kabul edilmedi arkadaşım. Özür falan dileme.

Ha, beni bir daha sakın öpme. Çünkü beni öpüyorsun...

...sonra özür diliyorsun, sonra da çıkıp gidiyorsun.

Şimdi gitmiyorum ama hiçbir yere.

İkimiz de gitmiyoruz. Kapımız, penceremiz de kilitli.

Geçmiş olsun, geçmiş olsun! Geçti artık, bitti!

Geçmez öyle pat diye.

Ben Arda'yla bir yemek yiyip, gelecektim. Ne kadar büyüttün meseleyi.

Ve ayrıca Arda meselesiyle Eylül meselesini sakın birbirine karıştırma.

Şimdi ben yukarı çıkıyorum. Uyuyacağım.

Aman, iyi, tamam. Çık, uyu. Sanki uyuyabileceksin.

Uyuyacağım tabii, bak gör. Hem de fosur fosur uyuyacağım.

İyi.

Git kâbuslarını gör de aklın başına gelsin.

Şimdi bu Arda gider, yarın öbür isteyen gelir.

Ne olacak böyle?

Yok, ben birinden birini döverim sonunda. Bu net yani.

(Sessizlik)

(Mesaj geldi)

(Sessizlik)

(Müzik...)

(...)

(...)

-Yıldırım Bey. -Ne oldu Burak?

En son beni tehdit edip, ofisimden çıkarken daha rahattın.

Bak, şimdi rengin bembeyaz.

Esen Hanım müşteri adayımızdı.

Birkaç kere toplantı yaptık, o kadar.

Hapse atıldığını da gazetelerden öğrendim.

Bizim ihaleyi almana yardımcı olmuş.

Karşılığında parasını aklamanı istedi, değil mi?

Altından kalkamayınca da çareyi ondan kurtulmakta buldu.

Bak bu iyi fikirmiş. Niye daha önce aklıma gelmedi acaba?

Bak evlat...

...senin yaşından çok daha uzun yıllardır iş dünyasındayım ben.

Hiç boşuna uğraşma. Her zaman bir iz kalır.

Biraz araştırmaya bakar. Ben bulduysam...

...doğru bir yönlendirmeyle...

...Esen de seni işaret eden kanıtlara ulaşır.

-Ne istiyorsun? -(Yıldırım) Kızımın gururuyla oynandı.

(Yıldırım) Benim gururumla oynandı.

(Yıldırım) Tam aramızı düzelttim derken, tekrar kaybettim Alara'yı.

O adam...

...Demir Erendil...

...o, her şeyini kaybedene kadar durmayacağım.

İşini kaybediyor zaten.

Sayende hepimiz işimizi kaybediyoruz.

-Bir şey yapmana gerek kalmadı. -İşini demedim, her şeyini dedim.

Değer verdiği her şeyi. İşini, kariyerini, itibarını...

...sevdiklerini. -Senin meselen Demir'le.

Sevdiklerini karıştırmak niye?

Bana yaptığı tam da buydu çünkü.

Alara dün Amerika'da bir kliniğe yatırıldı.

Benim kızımın psikolojisi bozuldu.

(Yıldırım) Neden biliyor musun?

Çünkü onunla dalga geçtiler. Oyun oynadılar.

-Demir ve sevgilisi. -Sevgilisi mi?

Onun bu konuyla ne alakası var?

Bütün o zaman boyunca Demir, Selin Hanım'la yaşıyormuş.

Kızıma umut verirken, benim işlerimi alabilmek için...

...onun duygularıyla oynarken başka bir kadınla birlikteymiş.

-O ikisi bunu ödeyecek. -Yıldırım Bey...

...sizin kızınız-- -(Yıldırım) Sus Burak, sus!

Seni dinlemek için çağırmadım.

Sen beni dinleyeceksin. Bak...

...sana ne yapacağını söylüyorum.

(Yıldırım) Demir'le ilgili tüm bilgileri getireceksin bana.

Ne yapıyor, kiminle beraber, ailesi nerede...

...her şeyi öğreneceksin.

Senden istediğim her şeyi yapacaksın.

Yapmazsam?

Esen'in adamları mı devreye girer? Öyle mi?

Ne yapmak istiyorsan yap. Daha önce kurtulduğum gibi...

...tekrar bir yolunu bulur, kurtulurum.

Ya Eylül Gündüzeli?

Fikret Bey'in kızı.

(Yıldırım) Güzel bir yakınlaşma olmuş aranızda.

Babalarınız arkadaş.

Eylül düzgün bir kız.

Sen de bir şeyler hissediyorsun belli ki.

Yazık olur ona sonra.

Beni tehdit edebilirsin. Demir'i de.

Ama sevdiklerimizi karıştırman...

Bu kadar adileşme. Onları korumak için...

...aklına bile gelmeyecek şeyler yaparım.

Bakalım yarın da böyle üsten konuşabilecek misin?

(Müzik)

Ben dün niye yaptırmadım yedek anahtarı ya?

Aptal kafam!

Uff!

(Müzik...)

(...)

(...)

(Müzik...)

(...)

Ne yapıyoruz biz ya?

Demir...

...gitmeme izin vermiyorsun.

Zaten gitmeyecektim de.

Gidemiyorum. Sen de gidemiyorsun.

(Selin) Sana sarılmadan...

...senden uzak durmaya çalışarak...

...yanında olmak ne kadar zor, biliyor musun?

Kendimle savaş veriyorum resmen.

Sen de yatmış uyuyorsun burada.

(Selin) Ben buradan gitmeye çalışıyorum. Neden?

Yani nedeni ben de şimdi çok...

...şey yapamadım ama... Ya ben kızmıştım.

Evet. Haklı olarak çok kızmıştım. Ve haklıydım da.

Peki, şimdi...

...şimdi niye umurumda değil?

(Müzik)

-Uff! Sen uyumuyorsun değil mi? -Hayır.

Peki, ben bu...

...kafamdakileri yüksek sesle söyledim, değil mi?

Evet.

Sabah sabah yine çok güzelsin.

-Egonu okşadığım için öyle diyorsun. -Hayır.

Selin olduğun için.

Şimdi sen, bu anahtarı buldun ya...

(Selin) Evet.

Onu hep evimize dönmek için kullan.

Bana dönmek için.

-Gidemiyorum zaten. -Gitme zaten.

Hadi kalk. Kalk, hazırlan. Kurtarmamız gereken bir şirket var.

(Müzik)

Selin, bir dakika, bir dakika, bir dakika!

-(Selin) Ne? -Şimdi...

...bütün bunlar gerçek, değil mi?

Ben banyoya girdikten sonra sen kaçıp gitmeyeceksin?

Hayır, öyle bir şey yapmayacağım. Ama bir dakika...

...ben gece eve geldiğimde yok, Vedat'a gitmem lazım...

...yok, işim var deyip başka bir kadının evinden çıkmayacaksın, değil mi?

Tabii ki hayır.

Güzel.

Çünkü bir daha öyle bir şey yaparsan, bu evden gitmem...

...bu evi tepene indiririm.

İndirirsin.

Hadi, çabuk. Hazırlanman lazım. Hadi, geç kalacağız.

(Müzik)

(Ayda) Selin'le Arda'nın gittiği restorana gittik.

Ben de diyorum ki; ne tesadüf.

Bir de gittik, masalarına oturduk iyi mi?

Ben demiştim ama Demir Bey bırakmaz diye.

Bir de bunlar zamanında Selin'i istemişler.

Sen bunu duyunca Demir Bey bir kıskan...

...ince ince nasıl soruyor. -Hadi!

Allah'ım ben neler dinliyorum ya!

Niye yani, değil mi?

Vallahi İbo, sen de kusura bakma.

Her şeyin böyle ortasında buluyorsun kendini ama...

...bizde dert bitmez. -(İbo) Vallahi aynen öyle.

Bazen ne diyorum, biliyor musun?

Şu kızı alıp, ben kaçırsam mı buradan uzaklara?

-Aa! Ben vermem arkadaşımı. -Sen de gel.

Oldu olacak Selin'i de alalım. Onsuz da olmaz.

Tamam. Demir de peşimizden gelsin.

(İbo) Ama o Vedat'sız yapamaz. Onun Vedat'ı var bir de.

O da gelir. Yok, ben vazgeçtim.

Aa! Ne oldu, kaçırmayacak mısın beni?

Bak bak ya, dünden razıymış bu da!

(Kapı zili çaldı) Ben bakarım.

(Müzik)

(Kapı kapandı)

(Ayda) Aa!

Boncuk, o ne?

-Bora göndermiş. -Ne diyorsun ya?

-Antalya'da değil miydi o? -Ay! Merve...

...gerçekten dönüyor mu yoksa?

-Allah'ım hadi inşallah! -Ne oldu ki?

Bora'nın sonunda aklı başına geliyor.

Ay, ben çok heyecanlandım.

Ta Antalya'dan çiçek göndermiş bana. Deli bu çocuk ya.

-Not falan yok mu? Var işte burada. -(Merve) Var.

(Merve dış ses) "Merve, benim güzel karım.

(Merve dış ses) Seni hiç hak etmiyorum.

(Merve dış ses) Hiçbir şeyi çözemiyorum ve çok yoruluyorum.

(Merve dış ses) Seni de kendimi de özgür bırakmaya karar verdim.

(Merve dış ses) Eline ulaşan bir zarfla öğrenmeni istemedim.

(Merve dış ses) Bu çiçekler sana gönderdiğim son çiçekler.

(Merve dış ses) Birkaç gün içinde eline boşanma evrakları gelecek.

(Merve dış ses) İmzala gitsin.

(Merve dış ses) Seni gerçekten çok, çok, çok sevdim.

(Merve dış ses) Her şeyin en iyisine layıksın.

(Merve dış ses) Ve ben en iyisi değilim. Olamıyorum.

(Merve dış ses) Çok mutlu ol, olur mu? Bora."

Merve!

(Duygusal müzik...)

(...)

Boncuk.

(Duygusal müzik)

-Merve! Merve! -Merve, iyi misin?

-(Ayda) Oturtalım mı? -Gel, gel Merve.

Tamam. İyiyim.

İyiyim.

(Duygusal müzik)

(Müzik...)

(...)

(Kapı zili çaldı)

(Müzik)

(Duygusal müzik...)

(...)

Sabaha karşı bu çiçekleri almak için çıktım demeyeceksin, değil mi?

Sabaha karşı güzel bir fikir olarak görünmüştü.

Sonra ne oldu?

Beklediğimden kısa sürdü çiçekleri almak...

...fırınlar da çok erken açıyormuş. O kadar erken geldim ki...

...zile basıp, seni uyandırmak istemedim.

Öyle mi?

Bu saate kadar bahçede bekledin yani?

Dün geceden sonra...

...yalnız uyanmanı istemezdim.

Tamam.

Önemli değil.

(Müzik)

(Burak) Önemli değil mi?

Gerçekten mi?

Seninle uyanmak...

...benim için çok önemli çünkü.

Kahvaltıyı hazırlayıp, öyle uyandıracaktım seni.

O zaman bir dahaki sefere anahtarı yanına alabilirsin.

Bir dahaki sefere...

...silah zoruyla da olsa çıkmam o yataktan.

(Müzik)

(Vedat) Aa!

Merve!

-İyi misin sen? -İyiyim.

Bunu sana getirdim ben.

Sen şöyle geçip otursana. Ben hemen geliyorum.

(Vedat) İbo?

Oğlum, ne olmuş bu kıza?

Bir şey olmuş, belli. Hayalete dönmüş.

Abi, Bora göndermiş çiçeği.

Boşanma davası için celp gelecekmiş.

Merve'nin eline geçmeden böyle haber vermek istemiş.

(İbo) Sana gelmek istedi. Ben de getirdim.

-Ayda ofise geçti. İşleri çok yoğunmuş. -Tabii.

Hep böyle zamanlara denk gelir kötü haberler.

Ben ne diyeceğimi bilemedim yol boyunca.

Seni de arayamadım onun yanında.

Seninle bir konuşsun. Ben burada beklerim.

-Sonra ofise bırakırım. -Oğlum, saçmalama. Ne gerek var?

Sen git, işine gücüne bak. Ben bırakırım ofise.

Ailesiyle barıştı mı? Haberin var mı?

-Bildiğim kadarıyla hayır abi. -Anladım.

O zaman sana emanet abi. Bir ihtiyaç olursa ararsın.

Eyvallah.

(Müzik)

(Merve) Ben bunu kırmak istedim.

Atıp parçalamak istedim.

Yapamadım bir türlü.

Yazık zavallıya. Onun ne kabahati var?

(Merve) Ama görmeye de dayanamıyorum.

Sen diğerlerinin yanına koyarsan...

...yalnız da hissetmez beni gibi.

Merve...

...şu anda asabın çok bozuk, biliyorum.

İnsan korkuyor da ilk başta...

...şimdi ne olacak, ben ne yapacağım diye.

Ama sonra...

...yavaş yavaş her şey normale dönüyor.

Ben yaşadım bunları.

-Seni çok iyi anlıyorum. -Evet...

...boşanmışsın sen daha önce.

Aslında ondan sana gelmek istedim biraz da.

Yani şimdi benim...

...bir boşanma avukatı tutmam gerekiyor herhâlde.

Değil mi?

Çünkü kâğıtları imzalamak yeterli olmuyor galiba.

Öyle adliyeye falan mı gideceğim kabahatli gibi?

Bir hız trenine binmişsin gibi düşün.

O şimdi tepeye tırmanıyor.

(Vedat) Ama sonra inecek.

(Vedat) Birdenbire inecek. Çok hızla olup bitiverecek her şey.

Kafan allak bullak olacak.

Nerede olduğunu, ne yaptığını hiç anlamayacaksın.

(Vedat) Ama sonra geçecek.

Her şey geçecek.

(Müzik...)

(...)

Eninde sonunda bu işin buraya geleceği belliydi.

En kötüsü de Bora, avukatla konuşuyorum dedikten sonra...

...hiçbir şey yapmayınca... Araya zaman da girdi tabii.

Merve umutlanmaya başlamıştı.

(Ayda) İbo şimdi seraya götürdü Merve'yi.

Bora'nın gönderdiği çiçeği oraya bırakacakmış.

(Ayda) Biraz gecikecek Demir Bey. Ben Burak'a da haber veririm.

Şimdilik bir şey söyleme. Sonra konuşursun Burak'la.

(Demir) Bizden başkası bilmesin.

Herkes kızın gözünün içine acıyarak bakacak.

-Hiç iyi gelmez ona. -Peki.

Kolay gelsin.

(Kapı açıldı)

Off! (Kapı kapandı)

-İyi misin? -Değilim.

Bir şey de iyi gitsin artık. Çok yoruldum.

(Demir) Her şey düzelecek.

Eninde sonunda her şey düzeliyor.

Öyle değil mi?

Öyle. Değil mi?

Evet.

Sana sarılmayı çok özlemişim.

Ya, öyle özlersin işte.

Demir!

Ayy!

-Çok pardon! -Gel Azmiye.

Demir Bey, rahatsız ediyorum ama...

...herkes toplantı odasında sizi bekliyor.

Tamam. Geliyoruz.

(Müzik)

Bir sorun yokmuş.

İyi ki evhamlı oldum.

(Müzik)

Herkese günaydın.

Galeri işiyle ilgili...

...dün güzel çalıştık.

Bugün bütün sunumları toplayıp, yarın müşteriyle paylaşacağız.

Ben dün konuştum. Her şey pürüzsüz ilerliyor.

(Gerilim müziği...)

(...)

Buyurun.

Bugün çizimleri, planlamaları...

...bütçe çalışmalarını finalize edebilirsek...

...yarın nihai onayı alıp, inşaata başlayabiliyoruz.

Sizden biraz sabır istiyorum.

Yoruluyorsunuz, biliyorum. Ama aynı tempoda ve...

...özende çalışmak durumundayız.

Sorusu olan var mı?

-Demir Bey! -Ne oldu Azmiye?

Polisler geldi, Mali Şube'den.

(Müzik...)

(...)

(...)

Ne oluyor Memur Bey?

Kimse dosyalara, bilgisayarlara dokunmasın. Soruşturma geçiriyorsunuz.

Demir!

Sebebini sorabilir miyim?

Demir Erendil, Burak Yangel, Ferruh Özerdim...

...siz bizimle Mali Şube'ye geliyorsunuz.

(Müzik...)

(...)

(...)

Bu dizinin ayrıntılı altyazısı FOX TV tarafından...

...Sesli Betimleme Derneğine yaptırılmıştır.

www.sebeder.org

Ayrıntılı Altyazı Çevirmenleri: Ayhan Özgören - Belgin Yılmaz...

...Bülent Temur - Çağıl Doğan - Çağrı Doğan

Son Kontrol: Beliz Coşar

Teknik Yapım: Yeni Gökdelen Tercüme

("Zeynep Bastık - Her Yerde Sen" çalıyor)

"Yine seven benim zamansızca"

"Karşımda hayalin"

"Rica etsem lütfen gider misin?"

"Durmak yoktu aşksa"

"İnanmışım yalancıya"

"Kalbim seninle durdu"

"Hepsi boşlukmuş oysa"

"İşimde, gücümde, sağımda, solumda"

"Ah, her yerde sen"

"Evimde, odamda ne işin var?"

"Ama bıktım artık senden"

"Bir de artık keşke durup durup aklıma gelmesen"

"Anlatsam anlamazsın, mevzu büyük kalbinden"

"İşimde, gücümde, sağımda, solumda"

"Ah, her yerde sen"

"Evimde, odamda ne işin var?"

"Ama bıktım artık senden"

"Bir de artık keşke durup durup aklıma gelmesen"

"Anlatsam anlamazsın, mevzu büyük kalbinden"

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.