All language subtitles for The State of Being Without You bolum 18

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English Download
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

Bu dizinin ayrıntılı altyazısı FOX TV tarafından...

...Sesli Betimleme Derneğine yaptırılmıştır.

www.sebeder.org

("Zeynep Bastık - Her Yerde Sen" çalıyor)

"Yalnızlıksa konuyu bilen benim"

"Sorgusuzca yine seven benim"

"Zamansızca karşımda hayalin"

"Rica etsem lütfen gider misin?"

"Durmak yoktu aşksa"

"İnanmışım yalancıya"

"Kalbim seninle durdu"

"Hepsi boşlukmuş oysa"

"İşimde, gücümde, sağımda, solumda"

"Ah, her yerde sen"

"Evimde, odamda ne işin var?"

"Ama bıktım artık senden"

"Bir de artık keşke durup durup aklıma gelmesen"

"Anlatsam anlamazsın, mevzu büyük kalbinden"

"İşimde, gücümde, sağımda, solumda"

"Ah, her yerde sen"

"Evimde, odamda ne işin var?"

"Ama bıktım artık senden"

"Bir de artık keşke durup durup aklıma gelmesen"

"Anlatsam anlamazsın, mevzu büyük kalbinden"

"Anlatsam anlamazsın, mevzu büyük kalbinden"

(Telefon çalıyor)

Selam Demir, toplantıdan çıktınız mı?

Evet, çıktık. Burak'la birlikteyiz şimdi.

(Burak) Hoparlöre alır mısın?

Bir saniye.

Yıldırım Bey'in bu yaptığı ne iş etiğine ne genel ahlaka sığıyor.

Biliyorum. Sakin olmanızı söylemiştim.

O gecikmeyi Yıldırım Bey onaylamıştı.

Kızının işlerine öncelik vermemizi kendisi söylemişti.

Şimdi kendisi onay verdiği bir şey için bize nasıl tazminat ödetiyor bu adam?

Sözlü onay almışsın çünkü.

Yazılı, imzalı, resmî bir onay almayı nasıl atladın, inanamıyorum.

(Demir ses) Bu tazminat iki şirketi de batırmaya yeter.

Ortada Artemim diye bir şirket kalmaz.

Karara itiraz etmekten başka yapabileceğimiz bir şey olmalı.

Tamam. Biz şimdi Selin'le birlikte bir müşteri adayının evindeyiz.

(Eylül ses) İki tarafı da ilgilendiren çok büyük bir iş.

(Eylül ses) Eğer alırsak tazminatı öderiz.

Bize pek bir şey kalmaz ama en azından şirketin batma riskini...

...minimuma düşürmüş oluruz.

(Eylül ses) Demir?

Demir, orada mısın?

Evet, buradayım.

Siz tam olarak neredesiniz şu an?

(Eylül ses) Büyükada'dayız biz. Türkan Hanım ilk toplantıyı evinde yapmak istedi.

Selin, yarına alsaydınız toplantıyı.

Ama Burak, acil istemişler. Biz de mecbur kaldık.

(Gök gürlüyor)

Oo, çok kötü parladı gökyüzü.

(Selin) Evet ya, ben de gördüm. Çok kötü fırtına geliyor galiba.

(Demir ses) Ne oluyor orada?

Burası patladı. Orada yağış yok mu?

Var da burada daha hızlanmadı.

(Eylül ses) Vapur seferlerine mi bakıyorsun Selin?

(Selin ses) Evet. Bir şey görünmüyor.

Eğer toplantı biterse bir saate bir sonraki vapura yetişebiliriz.

Toplantının bitmesini beklemeyin. Toplantıyı bitirip çıkın.

Evet Selinciğim, yoksa mahsur kalacaksınız orada.

Tamam beyler, sakin. Dağ başında değiliz, Büyükada'dayız altı üstü.

Siz benim dediğimi duymuyor musunuz? Tanışma toplantısıymış.

Tanıştınız, bitti. Detayları daha sonra ofislerinde hep birlikte konuşuruz.

(Demir ses) Daha fazla geç kalmadan çıkın artık oradan.

Affedersiniz. Türkan Hanım tüm vapur seferlerinin iptal edildiğini...

...haber vermemi istedi size.

(Kadın ses) Ayrıca bu akşam sizi misafir etmekten onur duyacağını da belirtti.

Tekneler de mi çıkmıyormuş?

(Kadın ses) Ne yazık ki. Fırtına uyarısı veriliyor.

-Tamam, teşekkür ederiz. -Rica ederim.

(Gök gürlüyor)

İnanamıyorum, resmen dönemeyeceğiz eve.

Bu gece kız kızayız Selinciğim.

Ne yapalım, laflarız biraz.

Beyler, bizi merak etmeyin.

(Gök gürlüyor)

(Gerilim müziği...)

(...)

(...)

Siz tam olarak neredeydiniz? Bana bir konum atabilir misiniz?

Demir, konum atsak ne olacak? Bütün seferler iptal olmuş.

Selin, iki dakika seninle konuşabilir miyiz?

Tabii.

Sevgilim.

Selin, bak, bu gece orada olmanı hiç istemiyorum. Ben gelip seni alacağım.

Aa, saçmalama, nasıl geleceksin? Dışarıda fırtına var, çalışmıyor hiçbir şey.

Bak, ben bir yolunu bulurum. Sen bana konum at, yeter.

Ne yapacaksın Demir? Yüzerek mi geleceksin?

Adaya helikopter mi indireceksin?

Yok artık ya!

Ciddi ciddi düşünmüyorsun değil mi bunları?

Ben halledeceğim bir şekilde, sen düşünme bunları.

Yani illaki adaya giden bir şey bulurum.

Demir, boşu boşuna gelmeye çalışıp, tekne falan arama, lütfen.

(Selin ses) Bak, aklım sende kalmasın.

Ayrıca alt tarafı bir gece kalacağım. Bir de Türkan Hanım çok tatlı bir kadın.

Bak, böyle olmamalıydı. Bu gece evde olmalıydık.

Selin, bak, ben sana bunu daha önce söylemiş--

Evet, söylemiştin. Biliyorum ama kaygılanma.

Bak, merak etme, sadece bir gece birbirimizden ayrı kalacağız.

Sonra tekrar döneceğim evimize.

Off! Keşke hiç oraya gitmeseydiniz.

Demir, boşuna panik yapma. İyiyiz biz burada.

Ayrıca dışarıda fırtına var diye batacak hâlimiz yok.

Selin, orada yalnız olman hiç hoşuma gitmiyor.

Aa, yalnız değilim ki. Eylül Hanım var.

Demir, biliyorum, bugün birlikte olmak istiyordun. Konuşmak istiyordun ama...

...yarını bekleyeceğiz artık.

Bak, lütfen orada gereksiz samimiyete girmeyin, tamam mı?

Bu arada eğer hava düzelirse, ben geç de olsa gelip alırım seni.

Peki, tamam. Ama hava düzelirse.

Bak Demir, beni endişelendirecek hareketler yapma, lütfen.

Konuşmam seninle.

Tamam, ben gece tekrar ararım seni. Görüşürüz.

Görüşürüz.

Telefonunu da esir aldım, kusura bakma.

Yoo, hiç önemli değil. Endişelendi doğal olarak.

Evet ama biraz fazla endişelendi. Alt tarafı adadayız.

Seviyor seni demek ki.

Niye kafalarına göre iş yapıyorlar ki, anlamıyorum. Büyük müşteriymiş.

Erteleselerdi yarın gider biz tanışırdık.

Sanki bütün projeyi bir gecede çizip bitireceğiz.

Hayır, neyin ısrarı bu, anlamıyorum ki. Nasıl bir müşteriymiş bu?

Off!

Azmiyeciğim, Selin'le Eylül toplantıya nereye gittiler?

Tamamdır. Şirket bilgilerini atar mısın bir de bana? Görüşürüz.

-Bilgiler geldi. Gönderiyorum. -Tamam, gönder.

(Gök gürlüyor)

Ayy!

Ah ah! Sen yağmura mı kaldın?

Tam toplantıdan çıktım, hava patladı. Şu hâlime bakın.

-Ver şunu, ver. -Sağ olun.

Ah be kızım!

-Bir de ben hiçbir şey yemedim, çok açım. -Gel otur şöyle, gel.

Ben hemen havlu getiriyorum.

(Ayda) Tamam.

Sırılsıklam olmuşsun kızım.

Fırından börek daha yeni çıktı, yanına da bir çay, içini ısıtır.

Börek olur da çay almayayım.

Toplantıda zaten saatlerce kuru kuru çay verdiler, midem kaynadı.

-Ama ayran içerim. -Tamam, ayran o zaman.

Ay!

(İbrahim) Merhaba.

Sağ olun Leyla Hanım.

Toplantıdan beş dakika önce çıksaydım, yakalanmayacaktım yağmura.

Tam çıktım, bu sefer taksi yok ortalıkta.

Olana da el yapıyoruz, durmuyorlar.

Bir de sabah havaya kanıp incecik çıkmışım.

Bütün işlerim ters gidiyor benim.

İbo'yla da aramız bozuk zaten.

İbo'ya o kadar sinirliyim ki.

Sabah onun yüzünden kötü uyandım zaten.

Bütün dengemi bozdu bu çocuk benim.

Müge'ymiş, yakın arkadaşıymış.

Aklıma geldikçe hâlâ elim ayağım titriyor.

Bak.

Sevgilim, bana çok kızgınsın, biliyorum ama lütfen iki dakika dinler misin beni?

İbo, tamam lütfen. Gerçekten şu an hiç kaldıramam. Canım burnumda zaten...

...bir de senin açıklamanı duymak istemiyorum.

Bir tanem ama bak, ben senin böyle üzüleceğini düşünmedim.

Tamam İbo, dokunma.

Ne oldu sana?

-İbo, sen kaza mı geçirdin? -Yok, kaza falan değil.

Ne oldu peki? Ne bu yüzünün, gözünün hâli?

Düştün mü? Başka bir yerinde bir şey var mı peki?

Yok, iyiyim. Önemli bir şey değil.

İyisin değil mi?

İyi ol sen.

Müşterinin butik otelleri var.

Plaj işletmesi ve restoranlar da dâhil. Sanırım yenilenme istiyor.

Sezon kapandı. Yenisinin açılmasına da daha çok var.

Öyle acil bir müşteri gibi görünmüyor. Yarın tanışılsa da olurmuş.

Bu müşteriyi alabilirlerse Yıldırım'ın tazminatı için çok iyi olur.

O para bir şekilde cebimizden çıkacak.

Eylül'ün geri döndürdüğü galeri müşterisi de yetmeyecek gibi duruyor.

Yine de bu işin bütçesini bilmiyoruz Burak. Belki de yapmaya değmez.

(Kapı vuruluyor)

Gel.

Burak Bey, söylediğiniz gibi herkesi evine gönderdim. Ayda'ya da mesaj attım.

Teşekkürler Azmiyeciğim. Hava daha fazla kötüleşmeden sen de çıkabilirsin.

Demir Bey, sizin bana ihtiyacınız var mı?

Hayır. Sağ olun Nazmiye Hanım.

Teşekkürler.

Müşteriyi almışlar. Hadi yırttın.

Bunu söylemek için erken.

Doğru.

Bunlar geceyi birlikte geçirecek, değil mi?

Şimdi uzun uzun da konuşurlar.

(Gerilim müziği)

Ne olmuş bu çocuğa acaba?

Ne olduysa iyi olmuş. Araları düzelmiş.

Aa, bozuk muydu ki?

Leyla, sen de gözünün önünü görmüyorsun.

Anlaşamıyor bunlar. Böyle yakışıyor gibi duruyorlar ama uyumsuz bir çift.

Vah, vah, vah!

Şimdi beni dinlemeye hazır mısın?

İbo, ben çok zor durumda bırakıyorsun.

Sana bir ağız tadıyla kızamıyorum bile.

Ne bu yüzünün, gözünün hâli? Kim yaptı sana bunu?

Adamı bulup eline sağlık mı diyeceksin?

Çok kırgınım sana.

Tanışmaya gitmeden önce eski sevgilinle tanışacağımızı söyleyebilirdin.

Ben bir de aptal gibi geçtim kızın karşısına oturdum...

...ve nasıl çıkmaya başladığınızı dinledim.

Özür dilerim. Gerçekten özür diliyorum.

Müge dobra bir kızdır, iyi niyetlidir ama aklına geleni söyler.

Peki, hadi o tamam. Sen?

İnsan arkadaşlarıyla tanıştırmaya eski sevgilisinden başlar mı İbo?

Evet, haklısın da...

Ben onu öyle görmüyorum ki. Evet, Müge en yakın arkadaşım.

Üniversitede bir yıl kadar çıktık. Ama üstünden sekiz sene geçmiş.

Yani ben onu o şekilde görmüyorum ki. O gözle bakmıyorum ben ona.

Allah aşkına İbo, kim inanır bu söylediğine?

Neden olmasın, çok mu garip? İnsanlar ayrıldığı zaman arkadaş kalamaz mı?

Onca zaman geçiriyorsun, aynı konulara kafa yoruyorsunuz.

Yani ilgileriniz bile benziyor.

Sırf romantik duygular bittiği için bir insanı kesip atman mı lazım?

Hiç bana öyle sen haklıymışsın gibi bakma İbo.

Ben seni alıp eski erkek arkadaşımın karşısına oturtsaydım...

...işte o zaman ne hissettiğimi, ne demeye çalıştığımı anlardın.

Ben seni Yiğit'le tanıştırıyor muyum?

Tamam, yapalım o zaman. Tanıştır beni eski sevgilinle.

Ne?

Benim ne hissettiğimi o zaman anlarsın dedin ya.

Tanışalım bakalım şu Yiğit Bey'le, ne hissediliyormuş.

Saçmalama İbo. Allah aşkına, yıllardır görmemişim etmemişim çocuğu.

Sen programı yaparsın. Benim kliniğe dönmem lazım.

Görüşürüz.

-(İbrahim) Kolay gelsin. -Güle güle yavrum.

(Arama tonu)

Alo? Aydoş'um, ne yaptın? Bitti mi toplantın, neredesin sen?

Boncuğum, vallahi ben yağmurdan Happy Pie'a sığındım.

Azmiye de bana mesaj attı işe dönme diye.

Evet, biz de erken çıktık. Ben de eve geldim şimdi.

(Merve ses) Ne zaman gelirsin?

Vallahi şu an burası çok kalabalık. Ben daha anca bir şeyler yiyebildim.

Biraz kalıp yardım ederim. Anlayacağın geç gelirim biraz. Sen artık keyfine bak.

Tamam. Kolay gelsin. Öptüm o zaman.

(Hareketli müzik...)

(...)

(Sessizlik)

Bora, selam.

Aramadın beni hiç.

Neredesin sen şu an?

Ne demek avukatla görüşüyorum?

Ne avukatı bu?

Bu mu yani?

Bu kadar, öyle mi?

Ya ailemle yaşarsın ya da boşanırız mı diyorsun?

Onca şeyden sonra bana bunu söylüyorsun.

Bildiğin gibi yap Bora.

Bu senin hayatın.

Belli ki ben hiç parçası olmamışım bu hayatın.

(Duygusal müzik)

(Gök gürlüyor)

(Eylül) Butik otel fikri şahane.

Köşklerin yapı tarafı ve restoranla Demir Bey ilgilenecek.

Selin Hanım'la Burak Bey de iç tasarımlarıyla ilgilenecek.

İnşaat yasağı bitmek üzere.

Adanın kışı da malum, böyle.

Yani dar zamanımız var. Ne zaman başlayabilirsiniz?

Yani iç mekân tasarımı için vakit var.

Yapı tasarımıyla ilgili biraz daha acele etmemiz gerekiyor.

Demir Bey daha iyi bilir ama çizimlere başlayabiliriz.

İzinler alındıktan sonra, kış bastırmadan uygulamaya geçebiliriz.

Demir Bey iyi bir planlamayla çözecektir, merak etmeyin.

Güzel güzel. Demir Bey'in methini çok duyuyoruz.

Onunla tanışmayı da çalışmayı da dört gözle bekliyorum.

(Müzik)

(Müzik)

(Müzik)

Çıkmamışsın.

Elimizdeki işlerin teslim tarihlerine bakıyorum.

Alacaklarımızın hepsini bu ay alsak bile sadece giderleri karşılıyor.

Kızlar bu işi almasa var ya, bitmiştik.

O tazminat kararına itiraz edersek...

...sadece zaman kazanırız.

Sonunda anladın.

Bu sürede de ne yapabileceğimize bakacağız.

Eğer bunun gibi birkaç tane daha büyük müşteri bulabilirsek...

...durumu kurtarabiliriz.

Kolay gelsin.

Demir!

Selin yok diye mi eve gitmiyorsun?

Aslında evet. Havanın düzelmesini bekliyorum.

İş stresinin üzerine bir de bunun denk gelmesi kötü oldu.

Senin sinirini bir şeyden çıkarman lazım.

Hayırdır Burak, talip misin?

Vallahi şu an ne iyi geliyor, biliyor musun?

Hadi gidelim, sinirimizi birbirimizden çıkaralım biraz.

Raketler arabada.

İyi. Dışarıda buluşuruz.

-Bekliyorum. -Geleceğim.

(Gök gürlüyor)

Merakımı hoş görün, iki güzel kadın var karşımda.

İkisinin de parmağında alyans görmüyorum. Bekâr mısınız?

Evet.

Evet.

Nişan falan?

Ee, hayır.

Bu kadar hoş iki kadının bekâr olması...

...bizim zamanımızda pek görülmüş bir şey değildir.

Ben sizin yaşınızdayken iki çocuğum vardı mesela.

Zor olmadı mı peki...

...çocuk ve evlilikle birlikte kariyerinizi taşıyabilmek?

Hayır, asla. Sizi anlayabilecek biri olursa yanınızda, her şey kolaylaşıyor.

(Hareketli müzik...)

(...)

(Burak) Güzel vuruş.

Her topa koşturmayacaksın.

Sen öyle yapıyorsun galiba.

Enerjimi ekonomik kullanıyorum.

(Burak) Hadi!

(Hareketli müzik...)

(...)

(Burak) Ah!

(Bağırıyorlar)

Gözün topta olsun Demir.

Servisi görelim.

(Hareketli müzik)

Hırsını çıkardıysan...

(Burak soluk soluğa kaldı)

(Burak) Ben...

...yoruldum.

Ohh!

Çabuk pes ettin.

İki ay önce olsaydı seni perişan ederdim de...

...şu an senin kadar endişeli değilim.

Senin kaybedecek daha fazla şeyin var.

Bunu ikinci kez söyledin bugün.

Üçüncü kez söylersem...

...çözecek gibisin. Tekrar söyleyeyim mi?

Senin daha fazla kaybedecek şeyin var Demir.

Herkesin kaybedecek bir şeyleri var.

Evet.

Ama bugün senin için...

...çok daha zor geçecek.

Biliyordun.

Biliyorum.

-Ne zaman öğrendin? -En baştan beri biliyordum.

Nasıl oldu o? Eylül gelir gelmez bunu mu söyledi sana?

Bir şey söylemedi.

Ben daha o gelmeden keşfettim.

Böyle bel altı bir şeyi de ancak sen yapabilirdin Burak.

(Gök gürlüyor)

(Müzik)

(Kapı vuruluyor)

Gel.

-Çok şık, değil mi? -Evet.

Aa, kitap mı buldun?

Ben biraz zor uyurum, çok da erken kalkarım.

Ben de işte zor uyurum, zor uyanırım.

İki uykusuz, bir köşk, gece, fırtına.

Tam bir korku filmi gibi.

-Sever misin? -Pek sayılmaz.

Türkan Hanım çok tatlı, değil mi?

Nazik, evet.

Bizim yaşımızdayken iki çocuğu varmış.

Kendimi iki çocuklu düşünemiyorum. Yani şu an düşünemiyorum.

Sen?

Ben ee...

...geleceğe dair pek hayal kurmam.

Yani biriyle birlikte kurmam.

Kurmuyorum.

Yani artık.

Neden?

Çünkü her şey değişir.

Sana bir şey sorabilir miyim?

Yani biraz özel bir soru soracağım.

Ama istersen cevaplama. Ben fark ettim ki...

...Türkan Hanım bize nişanlı mısınız diye sorduğunda sen--

Tereddüt ettiğimi fark ettin.

Evet.

Eylül'ün gelişi bu kadar seni etkiliyorsa...

...Selin'le birlikte olmamalısın.

Neyin ne olduğu hakkında hiçbir fikrin yok.

Bizimle ilgili hiçbir şey bilmiyorsun.

Hangi siz? Yani Selin'le siz mi, Eylül'le siz mi?

Eylül'le biz diye bir şey yok.

Bana zarar vermeye çalışırken Selin'i inciteceğini göremiyor musun?

Umurunda değil, değil mi?

Ben onu aradığım için değil, sen onu çağırdığın için geldi.

Ben sadece mesajı ilettim.

Derdin ne senin, hı?

Neyin hırsı bu?

Şirket mi? Al senin olsun.

(Demir) Sözleşmem bitene kadar burada kalmak zorundayım ama...

...hisselerimi hemen yarın satabilirim sana.

İki yılımı bitirir, Selin'i alıp giderim buradan.

Başka da hiçbir şey umurumda değil.

Gitmeni istemiyorum ki.

Ne istiyorsun o zaman Burak?

Şirkete geldiğin ilk günü hatırlıyorum da...

...daha tanımadan...

...hepimizde bir yanlışlık varmış gibi bakıyordun yüzümüze.

Çok da yanılmamışım.

Yalanlar, oyunlar. Yapmadığınız kalmadı Burak.

Yalandan nefret eden Demir Erendil.

En büyük yalanı kendisi söylemiş.

Kendi canı yandığı için herkesin canını yakmak istemiş.

Bir şeyi merak ediyorum.

Madem biliyordun, neden Selin'e söylemedin?

Eline böyle bir koz geçmiş, hemen gidip anlatmamana şaşırdım.

Ben sana daha çok şaşırdım Demir. Çok doğrucusun ya.

Eylül gelir gelmez, Selin'e gidip her şeyi anlatırsın sandım.

Doğru anı bekliyorsun, değil mi?

Benim en çok canımı acıtabileceğin anı.

Hayır. Hiç karışmayacağım.

Kendi kendine düşüşünü keyifle izliyor olacağım.

Benim yüzümden Selin'in canını yakacaksın.

Ben değil...

...sen yakacaksın.

(Yağmur yağıyor)

Ay, öyle pat diye sordum ben. Kusura bakma.

Ama...

...o kadar güzelsin ki seni bırakacak birini düşünemiyorum.

Senin kararın mıydı?

Ya, tamam, boş ver.

Çok özele girdim, affedersin.

Bazen aklınla kalbin farklı dillerden konuşurlar.

Sen sürekli kalbini dinlersin...

...sonra bir bakmışsın hiç bilmediğin bir hayata doğru sürükleniyorsun.

(Yağmur yağıyor)

-İstemediğin bir hayata mı? -Bilmediğin bir hayat.

Hedefinden uzak düştüğün, kuşatılmışsın gibi.

Sanki hep...

...birine hesap vermen gerekiyormuş gibi...

...sürekli kendini açıklaman gerekiyormuş gibi.

Yani ne bileyim işte, böyle anlatınca çok saçma oluyor.

Belki de...

...o adam senin için doğru kişi değildir.

Ben şimdi anlıyorum.

İnsan doğru kişiyi bulunca...

...aklı da kalbi de aynı şarkıyı söylüyormuş.

Demir.

(Gök gürlüyor)

(Duygusal müzik)

(Gerilim müziği)

Sen nasıl böyle bir adam oldun Burak?

Nasıl bir adam Demir?

Bazılarımıza hayat iyi davranmıyor.

(Burak) Çok iyi imkânlara sahip oluyorsun da...

...o imkânların bedelini hayatı bırakmadan...

...kendi annenle baban ödetiyor.

Çocukluk yaralarına girersen...

...inan bana beni geçemezsin.

Hadi ya!

Demir Erendil'i pamuklara sarmadılar mı?

Maalesef.

İyi işte. Beni daha iyi anlarsın o zaman.

Bazılarımız yaralanınca sizi yeneceğim diyor.

Bazılarımız da size rağmen en iyi olacağım.

Sürekli hata yaparak ne birilerini yenebilirsin...

...ne de kızdıklarından iyi olabilirsin.

Sadece karakterin zayıflar.

Nasıl bir şey, biliyor musun?

(Burak) Bir noktada hata yaptığını bile bile risk alıyorsun.

O hata ayağına dolanınca...

...bir yenisini daha yapıyorsun.

Ağa yakalanmış sinek gibi.

Dolandıkça dolanıyorsun. Seni yemeye gelen de sadece...

...zehirli olduğunu anlarsa dokunmuyor sana.

Hayatta kaldın, tamam.

-Peki, o ağdan nasıl kurtulacaksın? -Birinin yardımıyla.

O biri Selin olsun istemişsin.

(Demir) Olmadı.

-Şimdi kimden bekliyorsun bunu? -Benim gibi hatalar yapmış birinden.

O ağda yalnız olmadığını bilmek iyi geliyor.

Hatalar yapan biri değilim.

Tek bir hata yapmış biri.

-Bunu kullanmaya çalışma Burak. -Kullanmak biraz ağır oldu Demir.

İlk başta niyetim onun planlarıma ortak olmasıydı.

Evet. Ama artık değil.

Bazı şeyler hiç değişmiyor gerçekten. Önce Selin, şimdi de...

Hep aynı argümanlar.

Aynı ben değiştim hikâyeleri.

Söylediklerine kendin de inanıyor musun?

İyi akşamlar Demir.

(Gök gürüldüyor)

-(Eylül) Eve dönmek istiyorsun, değil mi? -Yok.

Aslında hoşuma gitti. Seni biraz daha tanımış oldum.

Ama hep ben sordum, sana hiç fırsat bırakmadım.

-Sıktım seni galiba. -Yoo, sıkılmadım.

Sadece...

Hım, sen de Demir gibi çalışanlarınla arana mesafe koymak istiyorsun.

Tabii ya.

Sen yapı tarafının finansına bakıyorsun.

Demir seni kesin tembihledi, değil mi? Şirket politikamız falan.

Onun gibi bir şey.

Ama işte değiliz şu an. Bana istediğini sorabilirsin.

Kimseye anlatmayacağım, merak etme.

Aslında bunu sormamam gerekiyor ama...

...Demir'le nasıl başladı?

Yani şirkete gelir gelmez aşk yasağı koymuş.

Bu çok komik bir hikâye, biliyor musun?

Aslında biz Demir'le başta birbirimizden hiç hoşlanmıyorduk.

Yanlışlıkla aynı evi satın almışız. O geldiğin ev.

Birbirimizi evden atmaya çalışıyorduk. Sen gideceksin, ben kalacağım.

Ama işte, sonra başımıza o kadar çok şey geldi ki...

...onlarla uğraşırken bir bakmışız...

-Âşıksınız. -Evet.

Eviniz çok güzel gerçekten.

Yani ne bileyim, bir yere ait olmak...

Eskiden pek umursamazdım böyle şeyleri. Ama galiba...

...insan yaş aldıkça biraz özeniyor.

Peki, hiç kalmak istemedin mi?

Belli bir yere yerleşmek, sabit bir hayat kurmak?

İstemiştim ama yapamadım.

O duygu bende durmuyormuş.

Allah Allah! Kim demiş bunu ya?

Boş ver sen onları. İnsan her zaman değişebilir.

İstekleri, fikirleri bir ömür aynı kalmak için çok uzun.

(Gök gürüldüyor)

Asma oğlum suratını. Eylül bir şey söylemeyeceğim demiş işte.

Burak mı, ne karın ağrısıysa artık, o da bir şey söyleyemeyecek belli ki.

Evet. Burak cesaret edemez bu kadarına.

Eylül de söylemeyeceğim dedi. Hatta sen de söyleme dedi ama...

Oğlum bak, o kız seni üzdüğü için gerçekten pişman görünüyor.

Ben sanmıyorum, aynı yanlışı tekrar yapmaz.

Benim korktuğum zaten Selin'e bir şey söylemesi değil.

Ne o zaman?

Tamam, bu gece konuşamadın. Yarın gelince alır karşına anlatırsın.

Aynı şey mi Vedat?

Bak, Selin’le Eylül bu gece arkadaş olacaklar, görürsün.

Benim yüzümden. Önceden anlatsam tavır alırdı.

Hayatına sokmazdı.

Nereden biliyorsun oğlum? Öyle bir gecede arkadaş mı olunuyormuş?

-Eylül mesafeli bir tip zaten. -Selin değil işte.

Mesafe falan sökmüyor. Bilmiyormuşsun gibi.

Ben tutabildim mi uzakta? Hayır. Sen tutabildin mi?

Uf!

Dakikasında samimi oluyor herkesle.

Kaç kere söyledim şunu yapma diye.

Eylül'ü uyarsaydın o zaman. Uzak dur Selin'den deseydin.

Uyardığım hâli bu.

Gittiler bir de mahsur kaldılar bütün gece orada.

Hayır, yanlarına da gidemiyorum. Elim kolum bağlı kaldım burada.

Şu saatten sonra Selin'e, benim Eylül'le geçmişim var desem ne olacak?

Ya tamam Demir, kafanda kurup durma.

Tamam, Selin ilk öğrendiği anda biraz kızar falan ama...

Kız çıkıp gelmiş sonuçta, açıklarsın.

Selin kendisi de görecek aranızda bir şey kalmadığını.

Bilmiyorum Vedat.

İyice çıkmaza girdim artık.

(Gök gürüldüyor)

(Telefon çalıyor)

-Selin. -Aç oğlum, aç.

Ne olmuşsa olmuş artık. Bekletme sen kızı.

Kartal yuvası, kartal yuvası! Orada mısın? Ben denizler hâkimi.

Serseri ya.

Buradayım denizler hâkimi. Hatta Vedat da burada.

Ya!

Ayıp ama ya, bensiz parti.

Vallahi evi bir dakika boş bırakmaya gelmiyor.

Vallahi Selinciğim, bana da sürpriz oldu. Hamsili pilav var diye geldik...

...al, kahve içiyoruz.

Ay, Demir, o zaman Vedat'a doğru düzgün bir şeyler hazırla.

Bak, dolapta barbunya var. Buzlukta da köfte olacaktı.

Şaka yapıyor Selin, şaka yapıyor.

Olsun, sen yine de sor. Bak, Happy Pie’dan börek getirmiştim.

Ben yemeğimi yedim de geldim Selinciğim. Çok sağ ol, teşekkür ederim.

-Sen iyi misin orada? -İyiyim iyiyim.

Çok güzel burası.

Selin, yukarı çıkıyorum, bir dakika bekler misin?

-Görüşürüz Vedat. -Görüşürüz.

Nasılsın, her şey yolunda mı?

Yolunda, merak etme. Telefonum şarjdaydı.

-Aradığını şimdi gördüm, özür dilerim. -Olsun, aradın ya.

Bekliyordum telefonunu.

İyi olmuş Vedat'ı çağırdığın. Bütün gece beni düşünüp endişelenmezsin.

Ben hep seni düşünüyorum Selin.

Yanımda Vedat olmuş, başkası olmuş. Evde, arabada, toplantıda, işte.

Her yerde sen.

-Ya? -Öyle.

Demir, sana çok komik bir şey göstereyim mi?

-Göstereyim mi? -Göster.

Ya baksana ne giyiyorum.

Çok güzel olmuşsun.

Ya, aman be, atma.

Eylül Hanım'la ikimize böyle saten pijama verdiler.

(Selin ses) Ay, gül gül öldük.

-Ben aradığımda onunlaydın herhâlde. -Ha, evet.

İyi geceler demek için gitmiştim. Sonra laf lafı açtı, işte.

-Fırtına durdu mu orada? -Yok, hâlâ devam ediyor.

O yüzen sakın gelmeye kalkma. Vedat'la oturun, korku filmi izleyin.

-Şimdi tam havası. -(Demir ses) Korku filmi diyorsun?

Peki, ben şöyle anlatayım o zaman.

Bir adada mahsur kalmışsın. Dışarıda fırtına.

Tekneler işlemiyor. Gök delinmiş. Şimşekler.

(Demir ses) Bugün tanıştığın birinin köşküne sığınmışsın ve...

...bir yabancının pijamalarını giyiyorsun Selin.

Bence sen bayağı bir korku filminin içindesin şu an.

O yüzden bence sen anlat, ben dinleyeyim, zaten aynı etkiyi yaratır.

Demir, ayıp ama ya, niye korkutuyorsun? Uyuyamayacağım senin yüzünden.

-Ben o toplantıyı bitir, gel dedim sana. -Demir, aşk olsun ama ya.

Ben sana burada müşteri alıyorum, böyle mi teşekkür ediyorsun?

Ya şimdi...

...o köşk bir de eskidir.

Böyle rüzgâr estikçe sallanır, gıcırdar. Elektrikler kesilir. Hatta...

...böyle tavan arasından gelen ürpertici sesler.

(Gök gürlüyor)

Demir, yapmasana ya. Senin yüzünden kâbus göreceğim.

Koridordan gelen ayak sesleri odanın önünde durur.

Sonra anahtar yavaşça yerinden oynar.

Demir, çok kötüsün.

Ama ben sana göstereceğim, bir eve geleyim.

Sen kork benden Demir Erendil. En beklemediğin anda kâbusun olacağım.

Sen bir gel de ne olursan ol.

Sen yokken evdeki bütün sesler susuyor.

Öyle yapayalnız, kimsesiz bir ev oluyor burası.

(Gök gürlüyor)

Aa, Demir, Sakız ve Mösyö Tosbağa? Onlar nerede?

Merak etme sevgilim, merak etme. Onları güvenli bir yere aldım.

(Demir ses) Zaten sonuçta ev denince...

...onların adı benimkinden önce yazılıyor ya.

Gereken ilgiyi ve alakayı göstermem lazımdı.

Yağmurun altında öyle bırakacak hâlim yoktu, değil mi?

Ya aşk olsun.

Bunu sürekli başıma kakıp duracak mısın sen?

-Yeri geldikçe. -Ya, of!

İyi, tamam hadi. Vedat yalnız kaldı içeride.

Beni de düşünme. Ay, yok yok, düşün.

Beni düşün, evet. Ama endişelenme, olur mu?

Peki, tamam.

Karşılığında?

Ben de seni düşüneceğim.

-Nasıl düşüneceksin mesela? -Of, tamam Demir, hadi git.

(Demir gülüyor)

Tamam tamam.

-İyi geceler sevgilim. -İyi geceler Demir'im.

Bak, sen de az değilsin ama.

(Duygusal müzik)

(Gök gürlüyor)

-Ee, nedir durum? -Tabii ki korktuğum gibi.

-Gitmiş arkadaş olmuş kızla. -Olmuşsa olmuş canım, ne yapalım yani?

Ya vardır bir hayır. Takma oğlum kafana bunları.

Selin seni seviyor sonuçta. Çözersiniz bir şekilde.

-Umarım. -Takma, takma.

Hadi ben kaçıyorum.

-İyi, görüşürüz. -Görüşürüz.

(Gök gürlüyor)

(Gök gürlüyor)

(Gök gürlüyor)

(Duygusal müzik)

(Telefon çalıyor)

-Alo Burak? Bir şey mi oldu? -Her şey yolunda mı?

Burak...

...ya bu kız çok tatlı.

Öyledir, evet.

Yani sanki böyle insana iyi gelen...

...rahatlatan bir enerjisi var.

Ben anlıyorum Demir'i galiba.

-Ben de anlıyorum Demir'i. -(Eylül ses) Evet, biliyorum.

Selin'in herkesi etkilediğini.

Ben Selin'den bahsetmiyorum.

Kendine eziyet etme, olur mu?

Denerim.

Hiçbir şey düşünmemeye çalış bu gece. Yat dinlen.

-(Burak ses) İyi geceler. -Sana da.

(Duygusal müzik...)

(...)

(Yağmur yağıyor)

-Kulaklık Bora'nın mı? -Evet.

Sıkıntı büyük galiba.

(Neşeli müzik)

(Ayda) Boncuğum, iyi misin sen?

Biraz canın sıkın gibi görünüyor.

Ayda, bir tane de sen vursana ya. Çok iyi geliyor.

Ee...

-Bora'yla mı konuştun sen? -Evet.

-Ne dedi de bu hâle geldin peki? -Ne var benim hâlimde?

Ben gayet iyiyim. Kötü olmayı reddediyorum Ayda ben.

Tamam mı?

Kötü de olmayacağım, üzülmeyeceğim de ağlamayacağım da.

Ben artık moralimin bozuk olmasını da istemiyorum.

Tamam, tamam canım benim.

Hadi gel biz seninle biraz konuşalım ha? Bugün neler oldu, bana bir anlat.

Aynen, ben gideyim, siz rahat rahat konuşun.

Yok İbo ya, gitme bir yere. Vallahi.

Zaten ben de yatacağım, konuşasım da yok.

Siz oturun, keyfinize bakın.

Bu güzel günlerinizin tadını çıkarın. Tamam mı?

-İyi geceler. -İyi geceler.

(İbrahim) İyi geceler.

Canım benim ya.

Bora ile aralarındaki gerilim iyice sinirlerini altüst etti.

Evet.

Araya mesafe koymak iyi bir fikir değil.

Şu yakınlığın kıymetini bilmek lazım, değil mi?

-Ben sana hâlâ kızgınım İbo. -Tamam, kızabilirsin.

Ama uzaklaşma.

O zaman kızgın olduğumu nasıl anlayacaksın?

Söylüyorsun ya.

Aman İbo ya!

Ne oldu?

Acıdı mı İbo? Özür dilerim ya. Çok özür dilerim.

Tamam, iyiyim, sorun yok.

Motordan da düşmedim diyorsun. Ne oldu, söylemeyecek misin?

-Kavgaya karıştım. -Ne?

Şaka değil mi?

Bayağı böyle bildiğimiz yumruklu kavga mı?

Ama öyle aksiyonlu bir şey değildi. Çabuk bitti.

İnanmıyorum İbo ya.

(Duygusal müzik)

-Buran da acıyor mu? -Hayır.

Hım.

-Tamam, iyi o zaman. -Aslında acıyor, çok acıyor.

Bayağı acıyor.

(Gök gürlüyor)

(Selin) Demir!

(Selin) Demir!

Selin?

(Yağmur yağıyor)

Selin!

Selin!

Sel...

(Selin) Benimle gelmek istemediğine emin misin?

Ama daha önce geleceğim demiştin.

(Selin) Bir şey mi oldu?

Selin!

(Selin) Bana söyleyemediğin bir şey var.

Söylemeyecek misin Demir?

(Duygusal müzik...)

(...)

Seni seviyorum Demir.

Hoşça kal.

(Duygusal müzik)

Selin.

(Duygusal müzik)

Selin!

Geri dönecek, değil mi?

(Duygusal müzik)

(Gök gürlüyor)

(Hızlı hızlı soluyor)

(Gök gürlüyor)

Demir!

(Duygusal müzik)

(Gök gürlüyor)

(Duygusal müzik)

(Telefon çalıyor)

-Selin? -İyi misin?

-Rüyamda seni gördüm. -Ben de seni.

Ne gördün?

Sen ne gördün?

Rüyamda odanda uyuyordun.

Böyle sayıklıyordun, ter içindeydin. Kâbus görüyordun herhâlde.

Demir, ben seni uyandırmaya çalıştım ama uyanmadın.

Seni uyandıramayınca çok korktum.

Uyandırdın.

İyi ki varsın Selin.

-Sen ne gördün? -Boş ver.

Saçma sapan bir şey.

Olmasına asla izin vermeyeceğim bir şey.

-Demir? -İyiyim.

-İyiyim, merak etme. -İyi ol.

Kötü şeyler düşünme.

Hadi uyuyalım. Bir an önce sabah olsun.

-İyi geceler sevgilim. -İyi geceler sevgilim.

Uf!

(Gök gürlüyor)

Uf!

(Gök gürlüyor)

(Vapur düdüğü çalıyor)

(Telefon çalıyor)

Buyurun, birine mi bakmıştınız?

-Günaydın. -Günaydın.

-Türkan Hanım'ın köşkü değil mi? -Evet.

Dün akşam bir arkadaşım dönemeyince burada misafir oldu.

Kendisini aradım ama açmadı. Henüz uyanmadı sanırım.

Arkadaşınızın çok özel olduğu belli sizin için.

Gün doğumuyla soluğu burada aldığınıza göre.

Evet, önemli.

Ama bu kadar erken gelmem olmadı.

Ben biraz dolaşıp tekrar dönerim buraya.

Türkan Hanım, kahvaltıyı hazırlayayım mı efendim?

-Hazırlayın. -(Kadın) Peki efendim.

-Ben Türkan. -Çok memnun oldum. Ben Demir Erendil.

Aa, Demir Bey.

Sizinle tanışmak için sabırsızlanıyordum.

Buyurun, bahçeye geçelim.

-(Vedat) Merve? -Ay!

Korkma.

Korkma, tamam, benim.

-İyi misin? -İyiyim.

İyiyim de şey oldu, dalmışım. İrkildim ondan.

Sen ne yapıyorsun burada?

Dün Ayda gelince bu çiçekler yarım kalmıştı.

Ee?

Tamamlayayım dedim ama yağmurdan toprak, çamur olmuş biraz.

Sonra bu fideleri gördüm.

Bunları dikeyim dedim.

Ee, ama olmuş mu ki?

Yani biraz beceriksizce oldu sanki.

Eğer olmamışsa sökeyim, baştan dikeyim ben bunları.

Merveciğim, onlar olmuş, tamam.

Sen gelsene bir şöyle. Bırak orayı şimdi.

Sen kaçtan beri buradasın?

İşte gün doğuyordu geldiğimde.

Gün doğuyordu geldiğinde?

Peki, kahvaltı yaptın mı?

Yok. Ben zaten gideyim.

Evet, evet, ben gideyim. Böyle rahatsız ediyorum sizi, değil mi?

Ee, ben her yerden gideyim zaten.

Herkes de benden gitsin.

Anladım ben ya, tamam.

-Gideyim ben. -Tamam.

Yani madem gitmek istiyorsun, o zaman şöyle yapalım.

Şimdi seradan çık, sonra sağa dön...

...sokağın ucuna doğru yürü.

Ben kendim giderim canım.

Yani taksiye falan atlarım buradan.

Yok, öyle taksiyle falan olmaz.

Sen sağa dön, sokağın ucuna doğru yürü...

...tamam mı? Yürüdün mü?

-Evet. -Ee, fazla uzak değil zaten.

Sokağı bitirince tam karşıda bizim Mehmet var.

Mehmet.

On numara simit getiriyor.

Sen oradan simit kap gel, ben de çayı demleyeyim.

-Simit? -Simit tabii.

Hiç gerek yok onlara. Alma yanına bir şey.

Sen o Mehmet'e beni Vedat abi yolladı de.

Sana şöyle güzelinden üç tane çıtır simit versin.

Hadi! Kapışıyorlar vallahi o simitleri. Kalmayacak sonra.

-Hadi, hadi! -Tamam.

(Müzik)

Demir Bey, hangisi?

Hangisi derken?

Arkadaşınız.

Güçlü görünüp kırılgan olan mı, kırılgan görünüp güçlü olan mı?

Umarım gerçekten göründüğü kadar kırılgan değildir.

Selin Hanım.

Güçlü olduğunu biliyorum.

Ama yine de insanların sınırlarını fazla zorlamamak gerekiyor. Öyle değil mi?

Kadınlar sandığınızdan daha güçlüdür bazı durumlarda.

Hele ki âşık olduğumuzda.

Dünyayı bile yörüngesinden oynatabiliriz.

Benim yörüngemi yerinden oynattığı kesin.

(Müzik)

Günaydın.

Günaydın Selin Hanım.

Ha, buyurun, buyurun siz. Ben bir mutfağa bakıp geleyim.

(Müzik)

Sadece bir gece ayrı kaldın benden...

...ve bütün evin duvarları çatırdayıp üstüme yıkılacak gibi oldu.

O kadar özledin mi beni?

Demir, biz ne yapacağız?

Bir gün bile ayrı kalamıyoruz.

Basit.

Bir gün bile ayrı kalmayacağız.

Kalmayacağız.

Asla.

(Müzik)

(Firuze) Bu ıspanağı aldığımız iyi oldu. Bana bak, 'tazecicik'.

Sen bir börek yaparsın artık.

Yaparım. Onun birazını da krepe saklayayım diyorum, ha?

Ha! Arka kapı pek kapanmıyordu.

Bak şimdi, bir bakayım ona ben.

Ayol bakarsın. Şu elindeki torbaları bırak.

Ay, ay, ay!

Ay! Dur bakalım.

Aa! Ay, ay, ay!

Ne oldu kardeşim, ne oldu?

Firuze, görüyor musun, her yeri su basmış ayol.

Aa! Tavandan akmış. Bak, tavandan akıyor hâlâ.

-Ay! -Allah!

Aa! Ne yapacağız şimdi?

Birkaç saate müşteriler de gelir.

En iyisi ben Ayda arayayım, Ayda'yı.

Ay, bırak şimdi sen Ayda'yı aramayı.

Muharrem Usta'yı ara. Ver.

Aa! Doğru diyorsun.

-Muharrem Usta. -(Firuze) Ara, ara.

Hay Allah!

Arayalım bakalım.

Vah, vah, vah!

Kahvaltı hazır.

Ee...

...çok teşekkür ederiz ama artık izninizi istesek?

(Demir) Çünkü şirkete dönmemiz gerekiyor.

Malum, işler.

Tabii izin sizin. Nasıl isterseniz.

Türkan Hanım, biraz vaktiniz varsa biz sizinle detayları konuşalım mı?

Hayhay.

Siz geçin ofise, ben öğlen gelirim.

-Görüşmek üzere. -Görüşmek üzere.

Buyurun lütfen.

Buyurun oturun.

(Müzik)

Yani tamam, bir serpme kahvaltı değil, kabul.

Ama kuru kuru simit yemene de gerek yok.

Ha?

Simide diyorum katık yap şuradan bir şeyle.

Ha, beğenmediysen o başka tabii.

Yok, yok. Ondan değil.

Yani ben ne yaptığımı, ne yediğimi hiç bilmiyorum ki.

-Kusura bakma. -Yok, rica ederim de...

...sofrada sorun yok yani?

Yok, çok güzel. Eline sağlık.

Afiyet olsun.

Hani bir yerinde bir sorun varsa eğer...

...bir sorun varsa yani ortada...

...mesela hani olur ya...

...şimdi orada bal var.

(Vedat) Bir tane sinek geldi, o bala düştü.

Öyle bir durumda acaba balı komple mi atmak lazım...

...yoksa sineği mi çıkarıp atmak lazım?

Bence bunu iyice bir düşünmek lazım.

Ya ona öyle sinek demesek. Mesela arı olsa o.

Çünkü ben sinek deyince böyle içim bir kötü oldu.

Tamam, arı olsun.

Hatta seni mi kıracağız? Kelebek olsun.

Ama kelebek düşerse yazık olur kelebeğe.

O yüzden ben kelebeğin düşeceğini anladığım zaman...

...balın ağzını kapatırım.

Çok güzel yaparsın.

Demir Bey anlattı galiba her şeyi.

Yani şirkette sinirlendiğimi falan.

Evliliğimde sorunlar olduğunu biliyor gibisin.

Yok, aslında pek bir şey bilmiyorum da...

...bu havada sabahın köründe çıkıp seraya geldiğine göre...

...gece canını sıkan bir şey olmuş demektir.

Oldu. Evet.

Gerçekten kusura bakma. Yani böyle...

...habersiz seraya geldim.

Ne bileyim, izinsiz fideleri diktim falan.

Yani Demir Bey'e bir iyilik yaptın...

...resmen ben senin başına kaldım ya.

Zaten ben bu aralar herkesin başına kalıyorum.

Yani selam veren borçlu çıkıyor bana.

Sana bir şey söyleyeyim mi? Sen az bile fide dikmişsin.

Sen gerçekten kafana estiği zaman çık gel.

Sende voltajı yüksek görüyorum. Onların toprağa akması lazım.

Sağ ol Vedat...

...Bey!

Bey mi?

Bey nereden çıktı şimdi?

Vedat yeter.

Tamam.

Bir çay daha?

Yok ya, ben şirkete gideyim artık.

Teşekkür ederim kahvaltı için.

Ayrıca bana katlandığın için de sağ ol.

Oho!

Sen dertlerde daha başlangıç aşamasındasın.

Ben burada her gün 'advenced' seviyede bir Demir Erendil'le uğraşıyorum.

Hah, şöyle. Ne güzel.

Hadi yürü, sana bir taksi bulalım.

(Selin) Dün gece...

...rüyanda ne gördün, söylemedin.

Gittiğini gördüm.

Nereye?

Bilmiyorum. Valizini alıp çıktın.

Çok korkunç bir his, değil mi?

(Selin) Sen rüyanda gördün. Düşün.

Ben seni o evden elinde çantanla çıkarken izledim.

Sen uyumuyor muydun?

Pencereden bakıyordum sen giderken.

Çok korkunç bir hismiş.

-Özür dilerim. -İyi de niye gördün ki böyle bir kâbus?

Niye bu kadar kaygılısın?

(Demir) Ben İstanbul'a döndüğümde böyle bir tepede durdum.

Derin bir nefes aldım ve...

...hoş buldum İstanbul, dedim.

Daha bana yapacağı hoş geldin sürprizini bilmeden.

Sonra da eve gelip kafana T cetvelini yedin.

Aynen öyle oldu.

Daha birbirimizi evden göndermek istediğimiz zamanlar...

...sen bir gece çok...

Bunları bilerek yaptın diyeceksen...

(Demir) Hayır, bilmiyordum.

(Demir) Bütün gece sarılıp uyumuştuk.

Sabah fark edince de çok kızmıştık birbirimize.

Bunlar çok komik anılar.

Sen öyle anlatınca hep hüzünlü şeylere dönüşüyor.

Hüzünlü değil.

Hepsi çok tuhaf, çok güzel...

...çok gerçek dışı.

Aynı zamanda çok gerçek.

(Selin) Demir, senin neyin var?

Çok uzun zamandır benim başıma gelen en güzel şey sensin.

Hatta bütün hayatım boyunca başıma gelen en güzel şeysin.

Ve ben...

...buna pek alışkın değilim.

Yani benim hayatımda...

...bir şeyler hep ters gider.

O yüzden alışmamaya çalışırım.

Alışınca da...

Beni neden seviyorsun?

Bu nasıl bir soru Demir?

(Selin) Sen kendin nasıl bir adam olduğunun farkında değil misin?

Nasıl bir adamım ben?

Demir, biliyorum, yani şu an yaşadığın şey... Yani bu...

...hissettiğin duygu, sen o evde bensiz sadece bir gece geçirdin.

Bense iki gün geçirdim.

Koskoca iki gün.

(Selin) Aklımı yitirecektim neredeyse.

Biz ne yapalım, biliyor musun?

Evimizi satalım, emniyet binasını alalım.

Girelim nezarete, kilitleyelim kapıyı üstümüze, oh!

Yok, onu biz yapmayalım da...

Biraz sıcaktı orası hatırlarsan.

Ay, hakikaten.

Çok pis sıcaktı o gece.

Bana bir söz verir misin?

Bir gün bana çok kızarsan...

...kırarsam seni...

...bir şeyi asla aklından çıkarma, olur mu?

Ben hayatımda hiç kimseyi seni sevdiğim gibi sevmedim.

Seni çok seviyorum Demir Erendil.

Bir de seni bırakıp hiçbir yere gitmeyeceğim.

Söz.

(Duygusal müzik...)

(...)

(Alarm çalıyor)

Of!

Günaydın.

Günaydın.

-Yağmur durmuş. -Evet.

İbo, iyi ki gitmedin gece. Vallahi aklım sende kalacaktı.

Öyle ıslak yolda motor üstünde.

Canım, ona göre lastik kullanıyorum ama ben.

Yine de haklısın. İyi ki kaldım.

İyi. O zaman ben Merve'yi uyandırayım. Birlikte kahvaltı yapalım, ha?

Benim acil çıkmam lazım. Kliniğe gideceğim.

-Ayrıca Merve de çıktı. -Aa!

Kapının sesini duymuştum.

Ne zaman?

Güneş doğuyordu.

Of...

Akşam da konuşmak istemedi.

İyice içine kapandı bu kız.

Ben üstüne gitmeyeyim, kendi açılsın istiyorum ama...

Bence doğru olanı yapıyorsun.

Bırak kendileri çözsün.

Sen Merve'nin yanında ol yeter.

Tamam.

Bu arada bugün gelir mi Yiğit? Tanışalım bir an önce.

İbo, sen hâlâ orada mısın?

Ben orada değilim bir tanem. Sen oradasın.

Yani kusura bakma, ben Müge'yle görüşebiliyorum.

(İbo) Sen görüşemiyorsun.

Ben sevgilimin mezunlar yemeğinde...

...ya da pilav gününde Yiğit'le karşılaştığında...

...eli ayağı dolaşır mı, kafası karışır mı...

...bunları düşünüp dolaşamam.

Bu fikri sen soktun kafama, sen çıkaracaksın.

-Ama-- -Aması falan yok.

Ben bu Yiğit defterinin açık kalmadığını göreceğim.

(Mesaj geldi)

İbo...

...sen bana güvenmiyor musun?

Ben seni seviyorum.

(Müzik)

Görüşürüz.

(Müzik)

Seviyorum dedi.

Ay, gerçekten söyledi.

(Müzik)

Çok güzel, değil mi?

(Müzik)

Sizin tarafın iş yoğunluğu nasıl bu aralar?

Yoğun. Ama halledilemeyecek gibi değil.

Ne oldu?

Biz seninle biraz uzaklaşsak buralardan.

Seni iki günlüğüne bir yere kaçırsam.

Ya!

-Nereye? -Hım.

Fark ediyor mu Selin Hanım?

Hiç öyle seninle her yere gelirim falan yok yani?

Yok, ben kalpten gitmeyeyim diye zaman kazanmak için öyle dedim.

Aynı evde yaşıyoruz zaten Selin.

Neden böyle bir heyecana kapıldın ki aniden?

Aman ne bileyim, yaptım işte. Öf!

Şöyle biraz baş başa kalsak...

...konuşsak.

Senin bana söylemek istediklerin...

...benim sana söylemek istediklerim.

-Ne dersin? -Benim sana söylemek istediğim...

...o kadar çok şey var ki. -Tamam.

Ama bak, küçükken yere düşüp dizimi çatlattığımdan tut da...

...komşunun oğlu Alperen'le çatıya çıkıp...

...ben Wendy'im, ben buradan atlarsam Peter beni tutar falan...

...dememe kadar her şey.

Ben biliyorum bu Alperen'i.

Nereden biliyorsun?

Anlatmıştın.

Şu beraber uçamadığınız Peter Pan değil mi işte?

Gerçi sen anlattığında kas gevşeticilerin etkisindeydin tabii.

Hatırlamaman çok normal.

O Peter Pan değil bir kere.

(Selin) Korkağın teki.

Bir tane Peter Pan var.

Hım. Öyle mi? İyi bakalım.

Bir de...

...çok utanıyorum ama şey bir kere de bitlenmiştim.

İnanırım Selin.

Sürekli elinle yemek yiyorsun.

Saçına falan sürmüşsündür. Normal yani, olur.

Aman be, dalga geçeceksen gitmeyelim hiçbir yere, konuşmayalım.

Yok, yok, gidelim.

Gidelim. Konuşalım.

Sevimli şeyleri de sevimli olmayan şeyleri de.

Her şeyi konuşalım.

Olur.

Günaydın boncuğum.

Günaydın Azmiyeciğim.

Ee, sana gün aymamış ki daha, ne bu surat?

Uyuyamadım, ondandır.

Ah o Bora yok mu, o Bora!

Hep onun yüzünden.

(Azmiye) Soldurdu benim boncuğumun yüzünü.

Ama sen hiç merak etme.

Ben onu bir bulursam çekeceğim kulaklarını.

Çekemezsin maalesef. Geri dönmeyecekmiş.

İstanbul defterini tamamen kapatmış.

Aa!

O ne demekmiş o?

Sen ne yapacaksın?

Ah benim kuzuma! Sen hiç üzülme.

Hadi sen şimdi geç şöyle.

Ben ikimize güzel bir kahve yapayım.

Sonra oturur uzun uzun dertleşiriz ha?

Onu bugün yapmasak Azmiye.

Bak, zaten düşünmek istemiyorum hiçbir şeyi.

Sabahı zor ettim.

Ben oturayım çalışayım, kimse de bana bir şey sormasın.

Sen hiç merak etme. Kimse sana bir şey soramaz.

(Azmiye) Ben burada kimseye göz açtırmam.

Ama sen konuşmak istersen ben seni dinlerim.

Sağ ol Azmiyeciğim.

Hadi şimdi masana geç...

...şöyle sana hemen güzel bir kahveni getireyim.

Sonra bakarız, ha?

Aa, Muharrem Beyciğim, ne oldu? Çatıdan mıymış akıntı?

Evet efendim, çatının giderleri tıkanmış.

Yağmur da çok yağınca yanından, yöresinden sızmış.

Ay! Ay, böyle olmaz ki ama.

Mutfak da aynı durumda.

Ayol Çin işkencesi gibi kafamıza böyle tıp tıp tıp yağmur mu yağacak?

Ay, vallahi böyle çalışılmaz ki yani.

Ben böyle bir şeye izin verir miyim hiç hanımefendiciğim?

Bizzat ben ilgileneceğim.

Siz merak buyurmayınız.

Hay yaşayın! Hay yaşayın!

Ee, Leyla Hanım...

...yarın akşam yemek mi yesek?

Bana eşlik eder misiniz?

Sadece ikimiz mi?

Evet, sadece ikimiz.

Gelir, gelir. Yarın işi yok.

Tamam o zaman.

Yarın akşam görüşürüz.

Size kolay gelsin.

Sağ olun öyleyse.

(Firuze) Çok teşekkür ederiz Muharrem Beyciğim.

(Firuze) Çok teşekkür ederiz.

-Ne? -Aşk olsun yani Firuze!

Sen niye benim yerime randevu kabul ediyorsun bir kere?

Belki ben gitmemek için münasip bir cevap arıyordum.

Sen bu adamdan niye çekiniyorsun?

Herkes iyi insan diyor.

Canım, orası öyle.

Gidin bir yemeğe.

Baktın beğenmedin, o zaman ikimiz münasip bir cevap veririz.

-Öyle mi diyorsun? -Diyorum.

Sevmezsen gel bana konuş.

Rehberin benim.

Durma öyle. Çok işimiz var.

Hadi, hadi!

(Firuze) Hadi!

(Firuze) Hay Allah'ım ya Rabb'im!

(Duygusal müzik...)

(...)

(...)

(Boğazını temizler)

(Erkek ses) Efendim?

Alo, babacığım, nasılsın? İyi misin?

(Fikret ses) İyiyim canım, iyiyim. Sen nasılsın?

Akşam bir yemek yiyelim mi birlikte?

(Fikret ses) Eylülcüğüm, ben Toskana'dayım.

(Fikret ses) Birkaç hafta dinlenmek istediğimi söylemiştim sana.

(Duygusal müzik)

Bu kadar çabuk tatile gideceğini bilmiyordum.

Biraz vakit geçiririz diye düşünmüştüm.

(Fikret ses) Ne oldu? Bir sorun mu var? Sesin garip geliyor.

Yoo ,bir sorun yok.

Sadece...

(Duygusal müzik)

Ev biraz sessiz de.

Ee...

...akşam sende kalırım diye düşünmüştüm.

Ama sen boş ver, bunları düşünme. Tatilinin tadını çıkar.

Bunu hak ettin.

(Fikret ses) Moralin mi bozuk?

Harikayım. Gerçekten.

Ben sadece gelir gelmez işlere dalıp...

...seninle vakit geçirmiyormuş gibi gözükmek istemedim.

Tamam mı?

İyi tatiller sana. Öpüyorum.

(Fikret ses) Tamam. Konuşuruz yine.

-(Fikret ses) Öpüyorum seni. -Ben de. 'Bye bye'.

Saçmalama Eylül.

Yıllardır yalnızsın zaten.

(Kapı zili çalıyor)

Açmayacağım.

(Kapı zili çalıyor)

Ya istemiyorum kimseyi! Açmayacağım!

(Kapı zili çalıyor)

(Kapı zili çalıyor)

(Müzik)

İyi misin?

(Duygusal müzik...)

(...)

(...)

Tamam.

(Duygusal müzik)

Tatlım, bak, çalışmadığını görüyorum.

Bu kumaş örneklerini müşteri istedi diyorum sana.

(Kadın) Tamam, hemen göndereceğim ben bunları müşteriye.

(Azmiye) Teşekkür ederim Aslıcığım. Lütfen, özenle.

(Azmiye) Aa! Pardon.

-(Azmiye) Günaydın Demir Bey. -Günaydın.

Selinciğim, iyi ki geldin.

Merve'nin durumu çok kötü. Terasa çıktı.

Sen git bir bak istersen.

Tamam, bakayım. Peki, bir şey dedi mi Merve?

Yok, hiç konuşmuyor.

İyice içine kapandı zaten.

Gece de Bora'nın kulaklığını parçalıyordu.

Sabah da erkenden çıkmış gitmiş.

O zaman biz çıkıp bir bakalım.

Tamam, siz çıkın.

Gerçekten ne yapacağımı şaşırdım artık ben de.

Halledeceğiz. Merak etme, geçecek.

Boncuğum.

Günaydın.

Günaydın kızlar. Siz de mi kahve keyfine çıktınız?

Kahveleriniz nerede?

-Merveciğim. -Hı?

-Sen iyi misin? -Aa! İyiyim.

Niye iyi olmayayım ki?

İşte Azmiye, Merve'nin canı sıkkın dedi de.

Sen nereye gittin bakayım sabahın köründe?

Ha, şey ya, dün serada yarım kalan işler vardı, onları tamamladım.

Ee, peki Bora'nın kulaklığı?

Evet.

Bora'ya sinir oldum, kulaklıktan çıkardım işte.

Tamam kızlar, bir şey yok.

Tamam, iyiyim ben, merak etmeyin.

Hadi anlatın, gündem nedir? Modumuz değişsin biraz.

Kızlar, hadi anlatın. Gündeminiz ne? Hadi.

İyi. Tamam o zaman, ben başlıyorum.

Kızlar, çok ciddi bir problemimiz var.

Ne oldu?

Selin, çok fena şeyler oldu.

Nasıl fena şeyler?

Yani işle ilgili fena şeyler mi, Happy Pie'la ilgili fena şeyler mi?

Bir dur. Kızım, anlatsana.

İbo, bana seni seviyorum dedi.

Ay! İyi ki evden erken çıkmışım.

Ya! Sonunda söyledi.

De bu bir sorun mu ki?

Sorun bu değil.

Sorun şu ki...

...eski erkek arkadaşımla tanışmak istiyor.

Ne yapacağım ben?

Nasıl ya?

Niye ki?

Ama seni seviyorum da dedi.

Ama ben ilk seni seviyorum deyişini böyle hayal etmemiştim ki.

-Ayda! -Ayda!

(Ayda) Ne yapayım?

Arkadaşlar, bir insan seni seviyorum dedikten hemen sonra...

...eski erkek arkadaşınla tanışmak istiyorum der mi?

Ben buna şaşırayım mı, sevineyim mi, bozulayım mı?

(Ayda) Benim bütün hatlarım karıştı.

Arkadaşlarım, can dostlarım.

Beni bir çözün ne olursunuz. Ne yapacağım ben?

Sen en son kiminle çıkmıştın ki?

(Selin) Kimdi?

Ha, şey... Gözlüklü.

-Yiğit! -Yiğit!

(Ayda) Yiğit.

Vallahi Yiğit de İbo'yla tanıştırılmaz be.

Aa! Niye? Bence tatlı çocuktu.

Hı. Aynen öyle.

IQ'su da 150'nin üstündeydi zaten.

Hayır, ben ne diyeceğim şimdi? Yıllardır görmemişim çocuğu.

Gel seni yeni sevgilimle tanıştırayım mı diyeceğim?

Vallahi çok acayip.

Senin bu İbo da bir cins be canım.

Ayda, sen ne yap, biliyor musun?

Happy Pie'a çağır, İbo'yla tavla atsınlar.

Hayır, İbo'nun eski sevgilisi güzel olmasaydı...

...ben de aldırmazdım kanka olmalarına.

Şimdi İbo'yla Yiğit'i tanıştırınca neyi ispatlamış olacağız ki biz?

Gerçekten niye tanışmak istiyormuş?

Yiğit'i görünce elim ayağım titriyor muymuş...

...ona bakacakmış beyefendi.

Bir de titriyormuş.

Gülün gülün tabii. Gündeme bomba gibi düştüm ya.

(Müzik)

Türkan Hanım'la konuştum.

Selin ve senden çok etkilenmiş.

İkinizi de çok sevdiğini söyledi.

(Burak) Bizimle çalışmak için de sabırsızlanıyormuş.

Demir'le tanıştığı için de memnun olmuş.

Biliyorum. Geldi sabah.

Böyle olacağını tahmin ettim.

Buraya Demir için geldin. Gece sevgilisiyle arkadaş oldun.

Sabah da onları birlikte görünce...

...ağır gelmiştir.

Yok, gerçekten ondan değil.

Demir mutlu.

Ben de onun için mutluyum.

Ben sadece...

Ben sadece biraz...

Yalnız hissettin.

(Duygusal müzik)

Öyle hissetmek zorunda değilsin.

İkimiz de değiliz.

(Duygusal müzik)

Ben şirkete gidiyorum.

Görüşürüz.

(Duygusal müzik)

(Kapı açıldı)

(Kapı kapandı)

Ben size bomba bir şey söyleyeyim, biz dün gece adada mahsur kaldık.

-Aa! -Eylül Hanım'la.

-Aa! -Nasıl?

Biz dün adaya toplantıya gitmiştik.

Sonra hava birden bozdu. Öyle olunca mahsur kaldık, dönemedik.

Sonra da kız kıza pijama partisi bütün gece.

Ay, Eylül Hanım çok tatlı.

Ee, ne anlattı peki?

Var mıymış onda böyle aşklı mevzular?

Var olmaz mı?

Ama anlatamam.

(Selin) Ha ama...

Demir sabahın ilk ışıklarıyla beni almaya geldi.

-Ya? -Ayy!

Çok romantikmiş.

Bizim eski patron nasıl böyle bir âşık oldu, ben anlamadım.

-Efsane yani. -Vallahi ben de anlamadım.

-İki günlüğüne de beni kaçıracakmış. -Nereye?

Tabii ki baş başa aşk tatiline.

Selin, çok güzel.

Kızlar, hepimizin gündemi çok güzel, değil mi?

Ben de Boray'la konuştum, o da avukatla konuşuyormuş boşanmak için.

(Müzik)

Merveciğim, sen bunu ne zaman öğrendin?

Kızlar, tamam, hiç modumuzu bozmayalım, tamam mı?

Ben zaten zor düzelttim vallahi kendimi.

Olmayacak değil mi böyle?

Bu şekilde atlatamayacağım ben bunu.

Böyle gülerek falan atlatılacak bir şey değil çünkü bu.

Yok, ben bunu kolay kolay atlatamayacağım.

(Duygusal müzik)

(Kapı vuruldu)

Gel.

Kahvenizi getirdim Demir Bey.

Teşekkürler Azmiye Hanım.

(Müzik)

Demir Bey.

Buyurun Azmiye Hanım.

Aslında sizinle konuşmak istediğim bir konu var.

(Demir boğazını temizledi) Buyurun.

Şimdi öncelikle yanlış anlaşılmak istemem ama...

...hepimizin bildiği gibi buraya gelişiniz bir hayli sıkıntılıydı.

Ama sonradan çok ısındık size.

Bilhassa ben.

Şahsen sizi gerçekten çok seviyorum Demir Bey.

Gerçekten çok seviyorum.

Yaptığınız her şeyi biliyorum.

Bütün o operasyonlar...

...mafyadan bozma müşteriler.

En son marifetiniz de...

...Selin'e çiçekler, hediyeler yollayıp...

...sahte bir hayran uydurmak.

Evet.

Ben de tam olarak o konuya gelecektim.

Ama özür dilemeden önce sizi ne kadar çok sevdiğimi söylemek istedim.

Neden? Çünkü sonra söyleseydim...

...affedilmek için uydurduğumu düşünebilirdiniz.

Vallahi de billahi de bir daha yapmayacağız Demir Bey.

Bakın, ben Azmiye olarak size bunun garantisini veriyorum.

Ve altını çizmek istiyorum ki...

...yaptığım tüm hatalardan bağımsız olarak çok seviyorum sizi.

Peki.

Sağ olun.

Bakın, ben hep sizin tarafınızdaydım. Neden?

Çünkü aşk kazansın istiyorum. İşte bu yüzden çok seviyorum sizi.

Selinciğimi de çok seviyorum.

Bilhassa ikiniz bir aradayken daha da çok seviyorum.

Ben aşk seviyorum Demir Bey.

Anlıyorum.

Sağ olun. Teşekkür ederim.

Kahvenizin yanına bir şey ister miydiniz?

Su olabilir.

Sizi çok seviyorum ve hemen getiriyorum.

Rahatladım.

(Müzik)

Ohh!

(Kapı kapandı)

Numune ya. Resmen numune.

Kızlar, tamam.

Boşanmak istiyorsa da boşanırız. Ne yapalım canım?

Yani ilk boşanan çift biz olmayacağız herhâlde, değil mi?

Merve, vallahi bizim sana moral vereceğimiz yerde sen bize veriyorsun.

Boncuk, şimdi siz boşanıyor musunuz? Yani kesin mi?

Aslında bir araya gelip konuşabilseniz.

Birbirinizden uzaktasınız diye oluyor bunlar.

Benim fikrim değil ki Selin.

Buraya dönmeyen Bora.

Boşanma lafını açan da Bora.

Vallahi ben öyle evliliğim sürsün diye Antalya'ya falan taşınamam.

Buradaki kendi hayatımla ilgili bütün bağlarım kopar benim.

Sadece Bora'nın karısı olurum. Öyle muamele görürüm.

Tamam, bundan çok mutlu olacak insanlar var. Ama ben olamam.

Merve, çok üzüldüm.

Boncuk, sen sakin ol, tamam mı?

Bir kere boşanma lafı geçti diye boşanmıyor insanlar.

-Öyle gemileri yakma hemen. -Yok, yakmıyorum.

Böyle durumu bekleyeceğim, bakalım.

-Ama bir karar verdim. -Ne kararı?

Kimsenin bana üzülüp, acımasını falan istemiyorum.

(Merve) Başım dik bir şekilde atlatacağım ben bu süreci.

Siz de bana yüz vermeyeceksiniz. Öyle ağlayıp sızlarsam normal davranın.

Gezilecekse gezelim...

...çalışılacaksa çalışalım, gülünecekse de güleriz, tamam mı?

Merve, emin misin? Bu sana iyi gelecek mi?

Vallahi hiç emin değilim Selin. Benim başıma da ilk defa geliyor.

Deneyip göreceğiz neyin iyi gelip, neyin kötü geleceğini.

Canım benim, biz senin hep yanındayız, tamam mı?

Merak etme, beraber atlatacağız, geçecek.

Canım arkadaşlarım benim. Ben sizden ayrılamam ki zaten.

-(Selin) Ayrılma zaten. -(Ayda) Boncuk.

Gitmem.

Neredeydin sen?

Bir şey mi oldu Ferruh?

Yani artık selam vermek için bile bir sebebimiz olması gerekiyor.

Çok güzel, bravo.

Ferruh, sen bana selam vermedin, nerede olduğumu sordun.

Bak Burak, beni öylece kullanıp bir kenara atamazsın.

Bütün pis işlerine bulaştırdın, şimdi yüzüme bile bakmıyorsun.

(Boğazını temizledi)

-Günaydın Burak. -Günaydın.

Selinciğim, tebrik ederim. Dün harikalar yaratmışsın Eylül'le.

Ya işte elimizden geleni yaptık...

...patronların yokluğunda. -Süper.

Yalnız Türkan Hanım'ın işleri bayağı yüklü görünüyor.

O işler başlamadan elimizdekileri bitirelim mi?

Düğün fotoğraflarını fayanslara bastırmak isteyenler...

...ve Dirim Hanım'ın fantastik çatı katı.

Aynen.

-Off! -Oldu o zaman, size kolay gelsin.

Ben kendi şirketime döneyim.

Düğün fotoğraflarını fayanslara bastırmak istiyorlar ha?

Çok mutlularsa demek.

Allah bozmasın.

O zaman ben müşteriyle konuşup teslimat tarihini netleştireyim mi?

Ee... Yok...

...Merveciğim, sen o müşteriyi boş ver.

Sen Dirim Hanım'ı idare etmeye alışıksın, onunla konuş. Diğeriyle ben konuşurum.

Diğeri, evli çift.

Diğer evli çift.

Mutlu olan evli çift.

Evli olan diğer çift.

Ne oldu?

(Müzik)

(Arama tonu)

Hah, Vedat...

...ben yarın Selin'i bir yerlere götürmek istiyorum.

-(Demir ses) Uzak bir yerlere. -Ne oldu? Öğrenmiş mi yoksa?

(Demir ses) Yok ama daha kötüsü.

Tam da tahmin ettiğim gibi.

Bütün gece oturup kız kıza muhabbet etmişler.

Selin'le Eylül arkadaş oldular yani?

Şimdi sen de ikisi daha fazla yakınlaşmadan Selin'i alıp...

...ortamdan biraz uzaklaştırmak istiyorsun.

Fazla uzadı bu durum. Anlatacağım her şeyi.

Biraz uzakta olalım, etrafımızda kimse olmasın istiyorum.

Peki, nereye gideceksiniz?

Sen şu babamın eski dağ evine baktın mı ne vaziyette diye?

Oğlum, baban orayı yıllar önce satıyordu.

Bende işte ne bileyim...

Orayı da sattı yani?

Neyse, tamam. Sağ ol.

Evet, sattı bana.

Sen mi aldın orayı? Niye söylemedin hiç?

Ne bileyim oğlum, yeri gelmemiştir herhâlde.

(Vedat ses) Yalnız Demir, ben ilk aldığım zaman bir elden geçirdim ama...

...uzun zamandır da gitmedim. Hiç bilmiyorum ne durumdadır.

Hiç sorun değil. Benim o konuşmayı orada yapmam lazım.

Buradan uzak, çocukluğuma yakın.

Akşam uğrar alırım anahtarı senden.

Gerek yok, ben uğrarım ofise bugün. Zaten o tarafta bir işim var.

İyi, tamam. Görüşürüz.

(Vedat ses) Görüşürüz.

(Müzik)

(Derin nefes aldı)

Burak, müsaitsen iki dakika konuşabilir miyiz?

Tamam.

(Kapı vuruldu) Gel.

Sizin tarafın işlerinde yoğunluk var, farkındayım.

Yardım mı teklif edeceksin?

Selin'e iki günlüğüne izin verebilir misin Burak?

Anladığım kadarıyla iki gün sen de olmayacaksın.

Bunu şimdi yapmak istediğinden emin misin? Şu an?

Tam da çok önemli bir müşteri almışken.

Üstelik Eylül diğer müşteriyi de sizin tarafa geri döndürmüştü.

Bir de başımızda tazminat belası var.

Ve bu işlere her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var.

Selin'e iki gün izin verebilir misin?

Bunu çözmeden hiçbir şeyi çözemeyeceğiz belli ki.

Tamam, yarın ve öbür gün izinli.

-(Kadın) Dosyanız. -Hah, teşekkürler.

(Kadın) Rica ederim.

(Kapı kapandı)

Dirim Hanım'ın isteklerini mail attım sana.

Hah, tamam boncuk, sağ ol.

(Azmiye alkış yapıyor)

Hadi bakalım çalışkan arılar, öğle molasına!

Hadi o zaman, hep birlikte Happy Pie'a gidelim. Ha Burak?

Ferruh Bey! Hadi hepimiz.

Gidelim vallahi ya! Hadi Selin.

Bir dakika.

(Müzik)

Gel.

(Selin) Acıkmadın mı?

Yarına yetiştirmem gereken işler var.

O zaman ben kızlarla yemeğe çıkıyorum.

-Kızlar? -İşte Merve, Ayda, Azmiye.

Eylül Hanım daha gelmedi. Türkan Hanım'la toplantısı uzun sürdü herhâlde.

Aa! Ben onu arayacaktım, seni görünce unuttum.

-Arasam mı acaba? -Ne gerek var Selin böyle bir şeye?

-İşi bitince gelir zaten. -(Selin) Tamam.

Ben seni rahat bırakayım da çalış.

Nereye gidiyorsun Selin?

Yemeğe gidiyorum dedim ya.

Ama beni öpmeden odamdan çıkamazsın.

(Duygusal müzik)

(Kapı kapandı)

Aa, Eylül Hanım...

...hiç girmeyin içeri, biz de Happy Pie’a gidiyorduk. Siz de gelin.

Çok teşekkür ederim ama ben daha yeni gelebildim işe. Biraz çalışmam lazım.

Eylül Hanım, lütfen siz de gelin.

Hem bizimkilere biraz Türkan Hanım'dan bahsederiz.

Ben toplantıyı hep beraber yaparız diye düşünmüştüm ama Demir Bey yok şimdi.

Ona da sonra anlatırız. Hadi hadi, geliyorsun.

(Ferruh) Ee, biz nasıl gidiyoruz?

Burakcığım, sen kesin Eylül Hanım'la gidersin tabii de. Biz ne yapalım?

Sen de gel diyeceğim de şimdi kızlar varken...

Yok yok, biz taksiyle gideriz zaten, siz gidin.

Aynen. Orada görüşürüz.

-Ben taksiyi çağırdım bile. -Hadi o zaman Ferruh.

(Müzik)

Ben orada bir potansiyel mi gördüm?

Bak, ben de umutluyum ondan.

Hah, taksi de geldi.

Hadi geç öne.

Vedat abi.

-Oo, genç, hoş geldin. -Hoş bulduk.

Ne yaptın? Nasıl yüz, göz?

Gördüğün gibi işte. Ama benim seninle acil konuşmam lazım.

Benimle? Acil?

Oğlum, ben çiçekçi adamım.

Benimle ne gibi acil bir meselen olabilir ki?

-Ne oldu, acil çiçek mi lazım oldu? -Yok abi, öyle bir şey değil.

Aslında Demir'le konuşacaktım ama onun başını ağrıtmak istemedim.

Allah Allah. Sen de benim başımı ağrıtmaya karar verdin.

-Abi, gözünü seveyim, dardayım zaten. -İyi hadi, yürürken anlat.

Dert babası ya Vedat abin, seni de dinler. Buyur.

Abi, şimdi ben bir halt ettim.

Ama iyi mi ettim, kötü mü ettim pek emin değilim.

Ne yaptın acaba?

İşte Ayda'nın benden önceki erkek arkadaşıyla tanışmak istediğimi söyledim.

O kabul etmedi ama ben ısrar ettim.

O da kabul etti.

Ama işte...

Oğlum. bir özgüven patlaması yaşayıp talep etmişsin.

Israr da etmişsin. Sonra niye paçan tutuşuyor?

Zaten o baştaki özgüven nereden kaynaklanıyor acaba?

Abi, bir dur, adam değil mesele.

Ayda'ya o adamı unutup unutmadığından emin olmak istediğimi sordum.

Ee?

Ee'si, ya o defter kapanmadıysa?

Ha.

Şimdi bu durumda hanginizin defterinde kaç yaprak var, ona bakmak lazım.

Ayda birinize daha yakın duracak.

Belli ki o yakın duracağı kişi de sensin.

Ama İbocuğum, sen de biraz...

...kalın kafalısın.

-Vedat abi. -Ne Vedat abi?

Oğlum, durduk yere kızın eski sevgilisini ortaya sokan sensin.

Neyin kafasını yaşıyorsunuz, ben bir anlasam.

Oğlum, bulmuşsun dünya tatlısı, akıllı, güzel kızı. Sev lan, sev işte.

Ne karıştırıyorsun ortalığı. Hayır...

...birisi anasının babasının işlerini bahane eder.

Biri eski sevgiliyi bahane eder.

Öteki zaten eski nişanlıyla imtihanlarda.

Bir dakika, eski sevgili sorunu benim.

Ailevi sorunlar Bora'nın.

Eski nişanlı sorunu kimin?

Elinin körünün.

İbo, üzmeyin oğlum şu kızları.

Bak, bunlar aslanlar gibi kendi ayakları üstünde duran...

...aklı başında dünya tatlısı kızlar.

Ya insan gibi sevin ya da gölge yapmayın.

Sen bu eski sevgiliyle uğraşacağına Ayda senden ne bekliyor, onu düşün.

Ne oldu? Öyle susarsın işte.

Hadi bakalım. Bana bak, sonucu bana da bildir.

Ben sonra çok merak ediyorum oğlum. Hadi.

Afiyet olsun.

(Hep bir ağızdan) Teşekkürler Firuze Hanım.

Bu arada mekân gerçekten çok güzelmiş Ayda.

Teşekkür ederim Eylül Hanım. Teşekkürler Firuze Hanım.

Eylül Hanım, bir sorun mu var? Değiştirebilirim eğer pipet patlaksa?

Yok da bu pipetler doğaya çok ciddi atık bırakıyor.

Ben de hep söylüyorum Ayda'ya ama...

...bazı müşteriler istiyormuş.

Başka bir alternatif bulmuştunuz, ne oldu o?

Evet, aslında organik çubuk bulduk...

...ama ben işin gücün arasında sipariş vermeyi unuttum.

Aydacığım, ben senin için sipariş ettim!

-Ama gelmesi bir haftayı bulur. -Olsun, teşekkür ederim Selinciğim.

Bence hiç uğraşmayın vallahi. Yani sazlıklar...

...organik pipet dolu. Ortası da boş. Kes kes kullan.

İyi fikir.

Bir dakika.

Makarnalarınıza bakabilir miyim?

Tabii.

Al canım.

Alabilirim, değil mi?

Tabii canım, tabii.

-Teşekkürler. -Onların pişmişleri vardı.

Böyle yerseniz midenize dokunur.

İşte karşınızda organik pipet.

(Hep bir ağızdan) Aa!

-Yok artık. -Bunlar çok iyiymiş.

(Azmiye) Makarna bu.

Bu benim nasıl hiç aklıma gelmedi. Mutfak bunlardan kaynıyor.

Yalnız bunun bir performansına bakmak lazım, içemedikten sonra...

...dekorasyondan öteye gitmez.

-Gayet güzel içiliyor, bu olur. -(Burak) Evet.

Bunu şirkette de kullanalım.

Ben bir fırın makarna alıp getiririm.

Demek ki hiç zor değilmiş plastik atıkları azaltmak.

Yazık, hayvanların midesinden plastik atıklar çıkıyor.

Ben de Londra’daki bir mekânda görmüştüm bunu.

Çok zekice, değil mi?

Vallahi ikiniz de harikasınız.

(Ayda) O zaman bundan sonra şöyle yapıyoruz.

İsteyenlere çubuk makarna veriyoruz...

...istemeyenlere de Selin'in sipariş ettiği organik çubuklardan veriyoruz.

İnsanın çevresinde zeki birilerinin olması harikaymış.

İşte sırf bu yüzden ben Artemim dağılmasın diye uğraşıyorum.

Yoksa ben bir daha bu kadar güzel...

...ve bu kadar zeki insanlarla nasıl çalışabilirim ki?

(Azmiye) Burak Beyciğim.

-(Vedat) Demir'im. -Hah, hoş geldin.

(Vedat) Hoş bulduk.

-Kimse yok içeride, herkes yemekte mi? -Evet, çıktılar.

Sen geç otur, ben sana bir kahve yapayım.

Yok yok, otur gözünü seveyim.

Sabahtan beri içim dışım çay, kahve oldu zaten.

İyi.

(Demir boğazını temizledi)

Al bakalım.

Aslında bugün bir uğrayıp bakacaktım ne durumda diye ama...

...İbo uğradı seraya, çıkamadım.

-Hangi İbo? Bizim İbo mu? -Evet.

Oo Vedat Bey...

...bakıyorum da muhabbeti ilerletmişsiniz...

...bensiz buluşmalar falan.

Demir'im, ne oldu, sen kıskandın mı?

Vallahi şu ara sana hiç odaklanamam Vedat.

Şu yarayı iyice bir kanatalım da.

Vedat'ım sarar nasıl olsa diyorsun.

Yok yok, kimse sarmasa daha iyi.

Bu yara iyice kanamadan içindeki irin çıkmayacak, belli.

Öyle. Bu sefer ben de söyleme demeyeceğim zaten. Söyle.

Konuşun, kırın, dökün her şeyi.

Sonra nasıl olsa şimdikinden daha sağlam olacak ilişkiniz. Merak etme.

Demir'im, ben düşündüm...

...Eylül'ün gelmesi aslında iyi bile oldu.

Senin hayatında kapanmamış bir defter vardı...

...bak şimdi ne kadar güzel bir fırsat oldu kapatmak için.

Eylül'den başla bakalım, geçmişin yüklerinden kurtulmaya.

-Sonra da-- -Aman, o beklesin. Beklesin Vedat.

Bu yükün üstüne bir de aile meselelerini koyamam.

Koyma zaten. Beklesin.

Bugüne kadar beklemiş, biraz daha beklesin.

İşin o tarafı bende zaten, sen hiç düşünme.

Sen Selin'le konuş. Açık açık her şeyi konuşun.

Herkesin bir geçmişi var oğlum.

Sen zamanında birini sevdin, terk edildin.

O sonra çok pişman oldu, geri döndü ama çok geç.

Niye? Çünkü sen başkasına âşıksın.

Bu kadar basit bir hikâyeyi anlamayacak bir kız değil Selin.

Zaten sorun hikâyenin bu kısmı değil.

O kızın, dün bütün gece muhabbet ettiği kız olması.

Oğlum, sen zaten önce hikâyenin dününü anlat.

Selin o kısmı bir hazmetsin, sonra bugününe gelirsin.

Öyle yapacağım zaten Vedat.

Pat diye Eylül benim eski nişanlım diyecek hâlim yok.

Aman diyeyim.

(Müzik)

Yüzüğünüz çok güzel, sürekli takıyorsunuz.

Size şans getirdiğini düşündüğünüz bir şey mi?

Evet, şans getireceğini söylemişti veren kadın.

Yalnız ne kadar zevkli bir kadınmış o, değil mi?

Aslında pek de sandığınız gibi bir hikâye değil.

Yıllar önce bir bedevi köyüne gitmiştik Fas’ta.

Orada yaşlı bir kadın falıma bakmıştı.

O vermişti bana bu yüzüğü.

Ee, ne çıktı falınızda?

Yanımdaki çevirmene soruyorum ne diyor diye...

...bir türlü söylemiyor, kızarıp bozarıyor falan.

Ondan sonra "Ya ne diyor, söylesene!" dedim.

Yanımdaki sevgilime bakarak...

..."Çok şanslısınız...

...ama siz ona ait değilsiniz ve kısa zamanda ayrılacaksınız." dedi.

Yani sevgiliniz yanınızdayken söyledi bunu?

-Peki, ne yaptınız? -Birbirimize bakıp güldük.

Kadın da bunu görünce parmağındaki yüzüğü çıkarıp bana verdi.

"Uzun bir yolun olacak...

...ve bu yolu yalnız yürüyeceksin.

Bu yüzük de sana şans getirecek." dedi.

(Hep bir ağızdan) Ya!

Ama bu öyle acıklı bir hikâye değil.

Sonuçta herkes kendi yolunda ve mutlu.

Hem...

...yalnızlık o kadar da kötü bir şey değilmiş.

Vav!

Bizi düşünen birileri oldukça yalnız sayılmayız.

Onları görmesek de.

Belki de bu yüzük bana gerçekten şans getirmiştir.

Belki de.

Şans kısmını bilemem...

...ama kendisinin çok güzel olduğu kesin.

O zaman...

...biraz da sana şans getirsin.

Yok, sizin çok fazla anınız var, ben bunu alamam, gerçekten.

Lütfen al. Zaten bende yeterince fazla kaldı.

Artık yeni anılara ihtiyacı var.

Sen al, hikâyesi değişsin.

Yok, yani...

Hadi.

(Duygusal müzik)

Ay, Selin, çok güzel!

Çok güzel oldu.

Sizinkiler gelmeyecek herhâlde. Ben kalkayım yavaştan.

Hayırdır Vedat, sen buraya beni görmeye gelmedin mi?

Tamam da oğlum, gelmişken senin ekibe de bir selam vermeyeyim mi?

-Benim ekip? -Kızlar işte. Ne soruyorsun?

Ha, hiç...

...ben öyle soruyorum, bakma sen bana.

Benim kafam bu ara biraz dağınık ya, ondan.

Demir'im, hiç sulandırma meseleyi, çok ciddi bir durum var ortada.

Oğlum, sabahın köründe seraya gittim, bir baktım Merve gelmiş.

-Bir şeyler dikiyor orada. -Ne diyorsun?

Öyle. Vallahi kızın hâli hâl değil.

Çok mutsuz. Kocası avukat tutmuş.

Hay ben böyle işin.

Sizinkilere söyle, bir süre yalnız bırakmasınlar o kızı.

Boşanma işleri falan. Ben yaşadım, biliyorum, çok zor süreçler.

Hele bir de tek başına.

Ailesi de konuşmuyormuş bununla. Hiç olacak iş değil.

Öyle de bir zamana denk geldi ki yani.

Selin'in derdi seninle. Ayda, İbo delisiyle uğraşıyor.

Kızın başka kimsesi yok oğlum.

Elimizden geleni yapacağız Vedat.

İşte o da yapabildiğimiz kadar.

Sen hiç kalkma, otur. Ben giderim oğlum.

Sen güzel güzel çalış.

O kızı da yalnız bırakmayın, o kadar söylüyorum.

Sen hiç merak etme Vedat'ım. O iş bende.

Bir şey demedim.

-İyi. Görüşürüz. -Görüşürüz.

Ay Vedat'ım ay!

(Kapı vuruluyor)

Gel. (Kapı açıldı)

Beni çağırmışsınız Demir Bey.

Buyurun Merve Hanım.

Nasılsınız? Daha iyi misiniz?

Sağ olun Demir Bey, bildiğiniz gibi.

Bir şeye ihtiyacınız var mı?

Gerçi patronunuz Burak Bey ama...

...yine de biraz izin kullanmak isterseniz--

Yok, ihtiyacım yok öyle bir şeye. Zaten şimdi ortalık karışık.

Orası önemli değil. Halledilir.

Ama eğer Antalya'da olmanız gerekiyorsa--

Hayır, gitmek istemiyorum ben Antalya'ya falan.

Tamam.

Vedat uğradı bugün.

Demir Bey, kusura bakmayın gerçekten.

Ben sabah öyle evden erken çıkınca yürürken kendimi birden serada buldum.

Böyle çok ayıp oldu, siz de arada kaldınız.

Arkadaşınızın yaptığı iyiliği suistimal ediyormuşum gibi oldu.

-Çok pardon gerçekten. -Ben hiç öyle düşünmedim.

Emin olun Vedat da öyle düşünmemiştir.

İstediğin zaman gidebilirsin tabii ki.

Biz sadece senin için endişelendik.

Anladım.

Şu an öyle bir yerdesin ki...

...herkes seni anladığını söyleyecek ama...

...sen anlamadıklarını bileceksin.

Çaresizlik duygusu, kırgınlık...

...hissettiğin kızgınlık, arayıp bulamadığın cevaplar.

Bunların hepsi seni bunaltıyor, biliyorum.

Ve maalesef bu...

...bir süre daha böyle gidecek.

Ne kadar bir süre?

Bilmiyorum.

Bu herkes için değişir.

Ama bildiğim şey, bu bir noktada sona erecek.

Yani şu an bu acıyı çekiyorsun ve bu yolu yürümek zorundasın.

Ama yolun sonunda seni daha büyük bir mutluluk bekliyor olabilir.

Hatta belki bu acıları çekmene rağmen...

...kendini şanslı göreceksin.

Bana hiç öyle gelmiyor.

Evet, inanması zor.

Ama hayat...

...insanın karşısına çok fazla fırsat çıkarıyor.

Şu an mutsuz olabilirsin ama umutsuz olma lütfen.

Teşekkür ederim Demir Bey.

Bir şey daha.

Eğer o günkü gibi bir şeyler ağır gelirse...

...kaldıramayacağın şeyler hissedersen--

Sinir krizi geçirirsem yani.

Gel, birlikte dışarı çıkalım.

Şirkettekilerin buna tanık olmasına gerek yok.

Tamam Demir Bey, sağ olun.

Rica ederim.

(Kapı açıldı)

(Kapı kapandı)

(Müzik)

Türkan Hanım'ın otel fikri çok iyi değil mi?

Sanki konakta yaşıyor gibi. Her aileye bir oda.

Gece de bahçeden Gulyabani gelsin.

Süt Kardeşler.

-Seni hiç sevmiyorum. -(Selin) Seni hiç sevmiyorum sütoğlan.

-Babanı da sevmezdim. -Babanı da sevmezdim.

(Eylül) Çok iyi ya.

(Gülüyorlar)

Bizden sonra Türkan Hanım tarihlerle ilgili bir şey söyledi mi?

İşlerin sunumunu en erken...

...iki hafta sonra verebileceğimizi söyledim. Kabul ettiler.

Bu arada Burak, iç tasarımlarını da yapıyla birlikte vereceğiz.

Güzel. Bizim için iki hafta yeterli.

Ama sizin tarafın sanat galerisi var.

Uygulama kısmı başlayabilecek mi?

Çizimleri bitti. Ayda henüz mekânı görmedi.

Yarın ve öbür gün mekânı inceleyip rapor çıkarır.

Ama asıl mesele, Yıldırım Bey'in başımıza sardığı tazminat.

Yönetim kurulu karara itiraz edecek. Bu bize biraz zaman kazandırır.

O sürede işleri tamamlayıp ödeme almamız lazım.

Onunla ben ilgileneceğim.

Siz sadece tasarım ve uygulamalarla ilgilenmeye çalışın.

Ve tazminat işini de pek düşünmeyin.

-Selinciğim, sen ne durumdasın? -İstediğin işleri bitirdim.

Tamam, biz çıkalım o zaman.

-(Selin) Hepsini gönderdim sana. -Tamam.

İki gün sonra görüşürüz. Siz keyfinize bakın.

İki gün sonra mı? Bir yere mi gidiyorsun?

Ben anlatacağım sana yolda.

İyi akşamlar size.

(Müzik)

(Kapı açıldı)

(Kapı kapandı)

Yüzüğü verdiğin için pişman mısın?

Hayır, uzun zamandır benimleydi sadece, yer etmiş.

Ama alışırım.

(Müzik)

(Selin gülüyor) (Kapı kapandı)

Sen şimdi beni iki günlüğüne kaçırıyor musun?

Evet.

Yaa.

Of, bugün o kadar çok çalıştık ki kafam kazan gibi.

Benim de gözlerim çift görüyor.

Ne yapalım, biliyor musun?

Hiç yemekle falan uğraşmayalım, dışarıdan söyleyelim. Ne istersin?

Dondurma.

-Selin! -Ne var ya?

Ben bugün çok yemek yedim. Bak, şirkette yedim, Happy Pie'da yedim.

Benim artık dondurma yemem lazım.

İyi, peki. Neli olsun?

Dondurma mı söyleyeceksin gerçekten?

-Hadi acele et, kapanacak. -Şey...

Sakızlı, lavanta, limon, bir de bitter çikolata.

Ben yemeyeceğim, bunu biliyor değil mi?

Ben senin yerine de yerim.

Gideyim de üstümü değiştireyim.

Sakız.

Teşekkürler.

(Gerilim müziği)

Bir gecede her şeyi çözmek zorunda değilsin.

Benim sana bir şey sormam lazım.

-Sor. -İlk yaptığımız toplantı var ya.

Demir, Yıldırım Bey'in işlerinden bahsederken...

...senin bir şeyler yapmaya çalıştığını söylemişti.

(Geçiş sesi)

(Gerilim müziği)

Çek çek, durma.

(Fotoğraf çekiyor)

(Burak) Çek, hah.

(Fotoğraf çekiyor)

(Geçiş sesi)

Metresiyle fotoğraflarını çektirmiştim.

Ama kullanmadık sonuçta.

Eğer tazminatın onunla ilgisi olduğunu düşünüyorsan--

O fotoğraflar duruyor mu hâlâ?

Eylül, bak, o tazminatı öderiz.

Gelir gelmez iki tane çok büyük iş aldın. Buna gerek yok.

Daha hızlı çözmem lazım, çok hızlı.

Eğer bir an önce bu tazminattan kurtulup diğer işleri de teslim edersem...

...ben Artemim'i kâra geçirmiş olurum ve--

Gidersin.

Yeni bir yer, yeni bir şirket.

Her şeye yeni baştan başlarsın.

Peki kaçıncı olacak bu?

Demir şirketi en karışık zamanında bırakıp gidiyor.

Selin'le vakit geçirmemem için.

Yine dağılacak, olmaz.

Eğer ben gidersem Demir, Selin'e açıklama yapmak zorunda kalmaz.

Hem ben de istemiyorum Selin'in bilmesini.

Beni kısa bir süreyi yan yana geçirdiği...

...bir arkadaşı olarak hatırlasın istiyorum.

Benim gitmem lazım, bir an önce.

Eylül, bir sakin olur musun?

Bir bana bak.

İyi misin sen?

Nefes açıcın yanında mı?

Tamam, bak bu konuyu kapatalım.

Hadi gel, ben seni evine götürüyorum.

Hadi.

(Müzik)

Aa!

(Demir) Selin! Dondurman eriyecek, iniyor musun?

Geliyorum!

(Yaklaşan ayak sesi)

-Selin. -Hı?

Arada su da iç de bademciklerin şişmesin.

Hayır, şişmez. Çocukken aldılar.

Oo! Direkt hastalık ciğere iner o zaman.

-Bak, yatak döşek yatarsın. -Hayır.

Hayır, hasta olamam, gideceğiz.

Demir, yanıma ne alayım?

Bir şey alma.

(Müzik)

Demir, biz nereye gidiyoruz? Ben korkmaya başladım biraz.

(Müzik)

Önce beni göle at, sonra ormanda döndür dolaştır...

...bir avuç böğürtlenle kandır...

...sonra planı ben yapınca kork.

Ne oldu? Bunun bir rövanşı olacağını düşünmedin mi?

O zaman hava sıcaktı bir kere.

Ayrıca sen beni suya atarsan, asıl o zaman hasta olurum.

Bir de kaybolursak, o zaten sorun değil.

Ben zaten böğürtlene bayılırım.

Gerçi sen ormanda böğürtlen bulamazsın, o yüzden onu geçiyorum.

Allah Allah.

Ağaçlar meyvelerini bir tek sana mı gösteriyor?

Demir, kusura bakma ama sen ve doğa...

...bensiz hayır, olmaz.

Sen daha karınca yuvalarının nereyi gösterdiğini bile bilmiyorsun.

Ateş yakmayı biliyorum. O sayılır mı?

Sayılır.

(Müzik)

Demir.

Ne Demir?

Bakmasana öyle. Sen bakarken yiyemiyorum.

Tamam, bakmıyorum.

(Müzik)

Alerjim olmayan bir şeyler yeseydin eğer...

...şu an çok romantik bir an yaşayabilirdik mesela.

Nereye?

Sen zehirlenmeden dondurmayı kaldırıyorum.

Biraz daha yersen zaten kendin zehirleneceksin.

Karıştırmış hepsini limonu, sakızı, lavantası. Ağız tadı da yok.

(Hareketli müzik)

(Derin nefes veriyor)

Affedersin.

Ben normalde böyle uluorta saçmalayan biri değilim.

Galiba her şey biraz fazla geldi bana.

Uluorta mı?

Ben böyle biri değilim.

Nasıl biri?

Güçsüz, dengesiz, kontrolsüz.

Gidemeyen, kalamayan, ne istediğini bilmeyen.

Bu söylediklerinin neredeyse tamamı benim.

Sen hiç öyle biri değilsin.

Hiç bu kadar aciz hissetmedim kendimi.

Benim gitmem lazım.

(Duygusal müzik)

Biraz daha kalırsan...

...geçmişi bırakıp...

...kendi hayatını yaşarsan...

...belki kalmak için bir sebep bulursun.

(Duygusal müzik)

Bu gece hiçbir şey düşünmemeye çalış.

Yarın yeni bir gün olacak.

(Duygusal müzik)

(Kapı açıldı)

(Kapı kapandı)

(Duygusal müzik)

Demir.

(Duygusal müzik)

Çok güzelsin.

Diyorsun.

Dedim.

Fark ettiğin gibi ben...

...öyle pek iltifat almayı beceremem.

(Duygusal müzik)

Olsun, iltifat almayı beceremediğinde de çok güzelsin.

Ya Demir.

Of, tamam.

Teşekkür ederim.

Sana ne oldu bugün?

Böyle yüzümü ezberler gibi bir hâlin var.

Ezberliyorum, evet.

Niye? Ben bir yere gitmiyorum ki.

Yani evet, gidiyorum ama sen de benimle birlikte geliyorsun.

Birlikte gidiyoruz.

Evet, birlikte gidiyoruz.

(Duygusal müzik)

Tamam. Ben odama çıkayım o zaman.

Yarın sabah erken çıkacağız yola, daha hazırlanmam lazım.

İyi geceler sevgilim.

(Duygusal müzik...)

(...)

Of!

(Sakız meliyor)

Çok seviyorum Sakız.

(Demir iç çekiyor)

(Duygusal müzik)

Çiçi, bunları yanıma alsam çok mu abartı olur acaba?

Ne diyorsun?

Aman, ne olacak? Alayım ya.

(Selin) Zaten arabayla gideriz.

Hazırlıklı olmam lazım romantik anlara.

(Duygusal müzik)

-İki dakika gelebilir miyim? -Gel.

Demir, yanıma sence kalın bir şeyler alayım mı, ne diyorsun?

Ya güneye mi gideceğiz?

Tamam, biliyorum, sürpriz ama en azından bunu söylesen olur mu?

Otursana.

Gel. Bırak onları da.

Ben...

...teşekkür ederim.

Bütün o işini gücünü bırakıp benimle gelmeyi kabul ettiğin için.

Gel.

Tamam, gerilme. Zaten konuşacağız.

Sevimli şeyleri de sevimli olmayanları da.

Birkaç gündür kıvranıyorsun bana bir şeyler söylemek için...

...ama ben seni konuşturmadım.

Söylemek zorunda olduğun şeyler var belli ki.

Var, evet.

Tamam. Her neyse.

Konuşulması gerekiyorsa konuşuruz.

Ama bu--

Geçmişinle ilgili, değil mi?

Daha önce konuşmak istemiyordun.

Ne oldu? Yani birdenbire...

Rahatlamış gibisin.

Dün gece rüyamda seni uyandıramıyordum dedim ya.

Aradığımda sen de bir kâbustan uyanmaya çalışıyordun.

Ve ben anladım ki seni hissedebiliyorum...

...kalbinden geçenleri.

(Selin) Ve orada sadece ben varım, biliyorum.

Başka bir şey olsa, bir tereddüt, bir soru işareti.

Ben hissederdim.

Yok. Gerçekten.

Selin, hayatım sadece senden ibaret.

Ve ben kendimi hiç bu kadar tamamlanmış hissetmemiştim.

Tamam o zaman, bir an önce sabah olsun, gidelim.

(Duygusal müzik)

Hadi yat, uyu, dinlen biraz.

Uğraşma bir şeylerle.

-Eğer soğuk olursa-- -Ateş yakarsın.

(Duygusal müzik)

İyi geceler.

İyi geceler.

(Duygusal müzik)

Çok seviyorum Çiçi.

(Duygusal müzik...)

(...)

(İç çekiyor)

Vedat çocukların mamasını verecek, merak etme.

Tahmin etmiştim bunu düşüneceğini.

Seni tanıyorum Demir Erendil.

(Radyodan gelen cızırtı)

(Selin) Radyo gitmiş. Çalışmıyor, çekmiyor.

(Selin) Telefonuma bağlayayım da...

...buradan müzik açayım.

Gerçi senin sevmediğin tarzda müzikler ama.

O yüzüğü nereden buldun?

Efendim?

Bu yüzüğü nereden buldun Selin?

Ha. Bu yüzüğün çok acayip bir hikâyesi var.

Ta Fas'taki bir bedevi köyünden gelmiş--

Ben hikâyesini sormuyorum.

Neden sende, onu soruyorum.

Eylül Hanım'ın yüzüğü.

(Selin) Ben beğenince bana verdi.

Lütfen çıkarır mısın onu?

Neden?

Selin, lütfen çıkarır mısın?

Eylül'ün bu yaptığı çok gereksiz, çok saçma bir hareket.

Demir, bir şey sorabilir miyim?

Sen bu kadına niye bu kadar tavırlısın?

(Selin) Yok samimi olmayın, yok evimize gelmesin!

Böyle görünce bir tuhaf tuhaf bakmalar falan.

Niye sinir oluyorsun sen bu kadına, ben gerçekten anlamıyorum.

-Ne oluyor? -Tamam, tamam.

Bir şey olduğu yok.

Çok aşırı tepki verdim, özür dilerim.

(Demir) Tamam, unutalım.

Neredeyse geldik.

(Müzik)

(Kapı kapandı)

(Derin nefes veriyor)

(Gerilim müziği)

(Nefes veriyor)

Demir.

Evet, sevdin mi?

Önce içeri girip bir etrafa bakalım mı?

Ya da yürüyelim istersen biraz.

Demir, küçücük bir yüzük...

...seni niye bu kadar geriyor?

(Gerilim müziği...)

(...)

(Geçiş sesi)

(Gerilim müziği)

(Azmiye) Ayol bu ne?

-Sifon. -Sifon.

(Geçiş sesi)

(Geçiş sesi)

(Demir) Ben birazdan döneceğim Azmiye Hanım.

(Selin dış ses) Demir, senin neyin var?

(Geçiş sesi)

(Müzik)

Kafam kazan gibi.

(Selin) Baban mı?

(Selin) O mu aradı yine?

Keşke hiç geçmişim olmasaydı...

...ya da geçmişini...

...sürekli gittiği yere sürükleyen bir adam olmasaydım.

(Geçiş sesi)

(Demir dış ses) Senden hiçbir şeyi saklamak istemiyorum.

(Demir dış ses) Geçmişimdeki her şeyi unutmak için o kadar çabaladım ki.

(Geçiş sesi)

(Gerilim müziği)

(Demir dış ses) Selin, bak, bu gece orada olmanı hiç istemiyorum.

(Demir dış ses) Ben gelip seni alacağım.

(Selin dış ses) Saçmalama, nasıl geleceksin?

(Selin dış ses) Dışarıda fırtına var, çalışmıyor hiçbir şey.

Senin orada yalnız olman hiç hoşuma gitmiyor.

Yalnız değilim ki. Eylül Hanım var.

Bak, lütfen orada gereksiz samimiyete girmeyin, tamam mı?

(Geçiş sesi)

(Demir dış ses) Selin, benim sana anlatmam gereken şeyler var.

(Selin dış ses) Kötü bir şey mi oldu?

(Demir dış ses) Bizimle bir alakası yok.

Bu tamamen geçmişle ilgili bir şey ve sadece bil istiyorum.

(Demir dış ses) Hepsi bu.

(Müzik)

Selin, lütfen beni bir dinler misin?

Sen...

...sen onu daha önceden tanıyordun.

Eylül'ü.

(Gerilim müziği...)

(...)

(...)

(Gerilim müziği)

Bu dizinin ayrıntılı altyazısı FOX TV tarafından...

...Sesli Betimleme Derneğine yaptırılmıştır.

www.sebeder.org

Ayrıntılı Altyazı Çevirmenleri: Büşra M. Koçak - Hatice Başpınar...

...Tugay Çiftci - Nuray Ünal - Özgür Deniz Türk

Son Kontrol: Beliz Coşar

Teknik Yapım: Yeni Gökdelen Tercüme

("Zeynep Bastık - Her Yerde Sen" çalıyor)

"Zamansızca karşımda hayalin"

"Rica etsem lütfen gider misin?"

"Durmak yoktu aşksa"

"İnanmışım yalancıya"

"Kalbim seninle durdu"

"Hepsi boşlukmuş oysa"

"İşimde, gücümde, sağımda, solumda"

"Ah, her yerde sen"

"Evimde, odamda ne işin var?"

"Ama bıktım artık senden"

"Bir de artık keşke durup durup aklıma gelmesen"

"Anlatsam anlamazsın, mevzu büyük kalbinden"

"İşimde, gücümde, sağımda, solumda"

"Ah, her yerde sen"

"Evimde, odamda ne işin var?"

"Ama bıktım artık senden"

"Bir de artık keşke durup durup aklıma gelmesen"

"Anlatsam anlamazsın, mevzu büyük kalbinden"

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.