Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
English
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
Alo?
Sizi uyandırdım mı efendim?
Catarella…
Bakalım… Saat sabahın altısı.
Aslında benim saatim altıyı üç geçiyor.
-Üç dakika ileri. -O hâlde üç dakika geri alayım.
-Aferin. -Sağ olun efendim.
Bir şey değil.
Alo?
Pardon, ama saat meselesi yüzünden
telefon etmemin sebebini söylemeyi unuttum.
Devam et.
Genç bir kızın scooter'ına el koyulmuş.
El mi koyulmuş?
El koyulmuş efendim.
Beni sabahın altısında
bir kızın scooter'ına el koyuldu diye mi arıyorsun?
İzninle, umurumda bile değil.
Onun için iznime ihtiyacınız yok, efendim.
Ama el koyan biz ya da Beneamata değil.
Benemarita. Kim öyleyse?
Bir bilmece, efendim. Bilen yok.
Scooter bulundu, ama sahibi yerinde yok.
Yerinde yok mu? Anlamıyorum.
Bir scooter buldunuz, ama sahibini bulamıyorsunuz, öyle mi?
-Evet, efendim. -Bana Fazio'yu bağla.
Burada yok, olay mahallinde.
Augello orada mı?
Hayır, o da olay mahallinde.
Hepsi olay mahallinde mi? Peki niye beni aradın?
Augello hemen sizi aramamı söyledi, efendim.
Augello mu söyledi? Harika! Ben icabına bakarım.
-Gelip bunun fotoğrafını çek. -Tamam.
Mimì.
Neler döndüğünü açıklayabilir misin?
Salvo, vaka çetrefilli gibi. O yüzden seni aradım.
-Fazio nerede? -Villada, kızın babasının yanında.
-Kaçıranlar belki arar diye. -Kız kim?
Susanna Mistretta. Dün gece ortadan kaybolmuş.
Bir arkadaşının evine gitmiş ve hiç eve dönmemiş.
Babası telefonunu aramış ama kapalıymış,
bu yüzden kızın genelde izlediği yol boyunca araba sürmüş, ama onu görmemiş.
-Scooter'ı kim bulmuş? -Kızın erkek arkadaşı, Francesco.
O da her zamanki yolu izlemiş, ama onu bulamadığı için
bu yolu denemiş,
çok daha dolambaçlı bir yol olduğu halde.
İşte o zaman scooter'ı fark etmiş.
Mükemmel durumda.
Ezik yok, sadece biraz tozlu.
-Adam onu öyle mi bırakmış? -Dokunmadığına yemin ediyor.
-Buralarda bir şey buldunuz mu? -Hayır.
Kızın babası eşyalarını koyduğu bir sırt çantası olduğunu söylemiş.
Cep telefonu, anahtarlar, para çantası, ama onu bulamadık.
Ne oldu, Salvo?
-Mantıklı olmayan bir şey var. -Ne?
Scooter'ın yönü.
Oradan geldiyse ve eve gidiyorduysa,
scooter neden o yöne dönük?
Telefon kanepenin olduğu odada. Her şeyi kurun ve çabuk olun.
Tamam.
Günaydın, Komiser.
Kız bu. Fotoğrafları odasında bulduk.
Bu babası. Dr. Mistretta, Komiser Montalbano.
-Günaydın. Haber var mı? -Hiç yok.
Özel konuşabileceğimiz bir yer var mı?
Evet. Yukarıda bir zilin çaldığını duyarsanız,
bana bildirir misiniz? Anlarsınız ya, karım…
-Merak etmeyin. -Buradan.
Sağ olun.
-Karınız hasta mı? -Ölüyor.
-Olaydan haberi var mı? -Hayır.
Yatıştırıcılar ve uyku hapları alıyor.
-Ama… -Ne?
Sürekli Susanna'yı çağırıyor.
Sanki bir şeyler döndüğünü biliyor gibi.
Bay… Mistretta, yetkililere kaçırılmayı haber vermem gerekiyor.
Yargıç…
-Emniyet Müdürü, iş arkadaşlarım… -Özür dilerim.
Elbette. Henüz yetkililere haber vermediysem
emin olmak istediğim için.
-Neden? -Kaçırılma olduğundan.
-Başka ne olabilir? -Bilmiyorum. Göreceğiz.
-Fidye ödeyebilir misiniz? -Hayır, Komiser.
Benim emekli aylığımla geçiniyoruz.
Erkek kardeşimin ve benim elimizdeki tek şey bu ev,
onu da ipotek etmemiz gerekti.
-Karınızın bakıma ihtiyacı var mı? -Sürekli, gece gündüz.
Susanna'yla ikimiz sırayla bakıyoruz.
Bu ne zamandır devam ediyor?
Altı ay önce kötüleşmeye başladı.
Ya kızınız sinir bozukluğu yaşayıp kaçtıysa?
Bu söz konusu olamaz.
Susanna güçlü ve nazik bir kızdır.
Bana bunu asla yapmaz.
Asla.
Peki nereye gidip saklanırdı?
Özellikle yakın olduğu arkadaş ya da akrabaları var mıydı?
Sadece ağabeyimi ziyaret ederdi, ama sık değil.
Ve Francesco'yla, onu aramama yardım eden oğlanla görüşürdü.
Başka kimseye yakın değildi.
-Peki ziyarete gittiği kız? -Sadece beraber ders çalışıyorlar.
Bu Francesco, erkek arkadaşı…
-İyi anlaşırlar mıydı? -Sanırım.
Bazen telefonda tartıştıklarını duyardım, ama…
önemli tartışmalar değil.
Başka bir erkeğe tutulmuş, o kişi de
Susanna'yı onunla kaçmaya zorlamış ya da ikna etmiş olabilir mi?
Komiser, kızım dürüst biridir.
Başka biriyle beraber olmaya başlasaydı,
Francesco'ya söyler ve ondan ayrılırdı.
-Pardon. -Evet?
-Zilin çaldığını duydum. -Hemen geliyorum.
Zavallı kadın! Mistretta için çok üzülüyorum.
Henüz kimsenin fidye için aramamış olması garip değil mi?
-Kaçırılmalar konusunda uzman değilim. -Ben de.
Bir şey bulamadık. Şimdi ne olacak?
Emniyet müdürüne ve Jacomuzzi'ye bildir. Bir de Francesco'nun numarası
ve beraber çalıştığı kızın adresi lazım. Sende var mı?
İşte.
Ne yapacaksın?
Geri döneceğim. Kaçıranlar umduğum gibi çok geçmeden ararlarsa haber ver.
Neden öyle umuyorsun?
Onun gibi kızlar iki sebeple kaçırılırlar,
ya fidye istemek için
ya da tecavüz etmek için.
Kaçıranlar ararsa para isterler
ve o herkes için daha iyi olur, özellikle de kız için.
-Seni daha sonra ararım. -Tamam.
Günaydın.
Günaydın.
-Siz Komiser Montalbano musunuz? -Evet.
Bu olağanüstü! Sizinle hiç tanışmayacağımı düşünürdüm.
İçeri girin Komiser.
-Sağ olun. -Bir şey değil.
Sizi tanıyorum, gazetelerde fotoğrafınızı gördüm.
Biliyor musunuz? Bol bol polisiye okurum, büyük bir hayranınızım.
Ama bir şey söyleyeyim mi?
Açıkçası, siz çok daha iyisiniz.
Maigret, Poirot'dan daha iyisiniz. Bir kahve ister misiniz?
-Evet, lütfen. Zahmet olmayacaksa. -Hiç olmaz.
Annem alışverişe gitti, temizlikçi bugün burada değil…
yani evde yalnızım.
Çabucak size bir kahve yapayım.
İçeri gelin, lütfen.
Buradan.
Bir dakika beni dinle… Hayır!
Evet, söylüyorum sana. Bir saniye bekle.
Sözün bitti mi? Sana burada diyorum.
Evet, durup dururken. Komiser Montalbano.
Söylüyorum sana, burada!
Beklenmedik bir şekilde geldi. Beni sorgulaması gerekiyormuş.
Ancak acele edersen, yoksa onu göremezsin.
Çabuk ol, seni bekleyeceğim.
Emanuela'ya da söyle, eminim gelmek isteyecektir.
Sandra, bu arada, fotoğraf makineni de getir.
Ne için mi? Resim çekebilmemiz için.
Onunla bir resim çekilelim.
-Kaç şeker? -Hiç, teşekkürler.
Susanna'yla yakın arkadaş mıydınız?
Yakınız diyemem. Palermo'da üniversitede tanıştık
ve birbirimizin Vigata'dan ve aynı fakültede olduğumuzu keşfettik.
Son bir ay boyunca Susanna her gün buraya geldi,
3:00'dan 6:00'a kadar.
-Erkek arkadaşını tanıyor musunuz? -Lipari mi?
-Neden? Başkaları da mı var? -Hayır.
Onunla hiç tanışmadım, ama Susanna birkaç kere bahsetti.
Biz kızlar erkek arkadaşlarımızı konuşuruz.
Her halükarda, erkek arkadaş… Bende olmayan bir şey.
-Francesco'yla iyi anlaşıyor muydu? -Evet, sanırım.
Susanna hiç size sır olarak başka bir adamdan söz etti mi?
Hayır. Susanna çok iyi bir kızdır.
Nazik, sadık, benim gibi.
Ama çok dışa dönük değildir.
Dün ayrılmadan önce onu arayan oldu mu?
Hayır, kimse onu aramadı.
Her zamanki saatte ayrıldı ve bugün 3:00'da buluşmak için sözleştik.
Komiser, size Susanna'nın kaybolması hakkındaki fikrimi söyleyebilir miyim?
-Elbette. -Sahi mi?
-Evet. -Tanrım!
Komiser, bence o kaçırılmış değil.
Kendi iradesiyle ayrıldı ve birkaç gün içinde dönecek.
Bir ara verdi, çünkü artık daha fazla başa çıkamadı.
Annesinin ölümünü görmeye dayanamadı. Her gün, her gece…
Sağ olun, çok yardım ettiniz. Şimdi gitmeliyim.
-Hemen gidiyor musunuz? -Gitmeliyim…
Beş dakika bekleyin! Arkadaşlarım geliyor, bir resim çekebiliriz…
-Üzgünüm, gitmeliyim. -Beni çağırmayacak mısınız?
-Sizi çağıracağım. -Kahveyi beğendiniz mi?
-Enfesti. -Beş dakikacık bekleyemez misiniz?
-Bir saniye bile. -Tamam. Güle güle.
-Sağ olun. Hoşça kalın. -Görüşürüz.
-Catarella. -Efendim.
Önce ben. Burada iki numara var.
-İkinciyi ara, Francesco Lipari. -Lipari.
-Söyle karakola gelsin. -Tabii.
-Sıra sende. -Lipari'den buraya gelmesini istemeliyim.
Yani, bana söylemek istediğin neydi?
-Hiçbir şey. Size ne söyleyeyim? -Demin…
Boş ver.
Efendim, üzgünüm. Az kalsın söylemeyi unutuyordum.
Emniyet Müdürü acilen sizinle konuşmak istiyor.
-Onu ara ve bana bağla. -Evet.
Günaydın.
-Günaydın, Müdürüm. -Günaydın, Montalbano.
-Dinliyorum. -Kaçırılmadan haberin var mı?
-Evet. -Korkunç, değil mi?
Berbat.
Sana bu vakayı Valente'nin üstleneceğini bildirmek istedim.
Calabria'dan olduğu için, o…
Tabii ki, o Calabria'dan gelen herkes gibi kaçırılmalar konusunda uzman.
Genellikle yaptığın gibi insanların damarına basmamaya dikkat et.
Hayır, elbette basmam.
Hareketleri sadece Valente'ninkileri desteklemeleri ve onlara yakınsamalı.
Tabii. Bana bir örnek verebilir misiniz?
-Ne örneği? -Nasıl yakınsayabileceklerinin.
-Bunu açıklamamı mı istiyorsun? -Hayır, özür dilerim. Anladım.
Yakınsamak ben küçük bir nehirsem, Valente de büyük nehirlerden biri demek.
Yakınsamanın anlamı bu mu?
İşte anladın. İyi günler Komiser.
Tamam. Sağ olun, müdürüm.
Yakınsamak…
Ya… kın…
Ben ve koca ağzım… Yakınsamakmış!
-Günaydın Komiser. -Günaydın.
-İşte balığınız. -Muhteşem görünüyor.
-Servis edeyim mi? -Olur, sağ ol.
Teşekkürler.
-Çok teşekkürler. -Buraya bırakayım mı?
Hayır, sıcak kalsın.
Komiser, size bir telefon var.
Bana mı?
Sağ ol.
Alo? Ben Montalbano.
Merhaba, ben Valente.
Fifì, bir saniye.
-Ne oldu? -Fazio hakkında arıyorum.
Onu ödünç alabilir miyim? Müdür bana hiç adam vermedi.
Sadece telefon dinleyen teknisyenleri verdi.
-Benim yeterli olduğumu söylüyor. -Calabria'dan geldiğin için.
Kim Calabria'dan geldi?
Oradan olduğun için, kaçırılmalarda uzmansın.
-Aslında Messinalıyım. -Kesinlikle.
Ama müdür Calabria'dan geldiğine inanıyor, ben ne yapabilirim?
-Fazio'yu bu geceye kadar alabilir miyim? -Evet, o kadar dayanırsa.
Kaçıranların irtibata geçmemesi sana garip gelmiyor mu?
Hayır, bu normal.
Bir vakada bir hafta sonra bir mesaj göndermişlerdi.
Gördün mü? Gerçekten Calabria'dan gelen uzmansın.
-Emniyet Müdürü haklı. -İkinizin de canı cehenneme.
-Görüşürüz, Fifì. -Görüşürüz, Montalbano.
-Günaydın Komiser. -Günaydın.
POLİS
-Günaydın, efendim. -Günaydın.
-Komiser. -Evet?
Gelmemi mi istediniz?
Ben mi? Hayır. Catarella?
Onu aramamı istediniz. Hatta bana bir not verdiniz.
-Ben Francesco Lipari. -Lütfen içeri gelin.
-Sağ ol, Catarella. -Hizmetinizdeyim.
-Valente sizi sorguladı mı? -Hayır, kimse sorgulamadı.
Haber var mı öğrenmek için Susanna'nın babasını aradım.
Ne yazık ki yokmuş.
Hiç ses yok, en kötüsünden korkuyorum.
-Yani? -Kaçırılmasının sebebinin…
cinsel istismar olması.
Sizi öyle düşündüren ne?
Susanna'nın babasının beş parasız olduğunu herkes biliyor.
Beni endişelendiren bir şey daha var.
Susanna dün akşam farklı bir yoldan gitmiş.
Çok daha uzun bir yol.
Neden bilmiyorum, ama o yol kaçırılma için bire bir görünüyor.
-Kaç yaşındasınız? -Yirmi üç.
Böyle resmi konuşmanıza gerek yok.
-Okulda mısın, işte misin? -Hukuk okuyorum.
-Seneye mezun oluyorum. -Sonra ne yapmak istiyorsun?
-Sizinle aynı şeyi. -Polislik mi?
-Neden? -Çünkü seviyorum.
Susanna hiç taciz telefonları ya da ahlaksız teklifler
aldığından söz etti mi?
İltifatlar alırdı. Çok güzel bir kızdır.
Ama garip bir şey olmuş olsaydı, eminim bana söylerdi.
Tina Susanna'nın kendi isteğiyle gittiğine inanmış.
Neden?
Sinirsel yıkım, annesinin hastalığı yüzünden.
-Ona bakmanın gerginliği. -Hayır Komiser.
Eminim Susanna'nın sinirleri bir gün pes edecektir.
Ama bunun annesi ölene kadar olmayacağına da eminim.
-Annesinin neyi var? -Açıkçası anlamıyorum.
Susanna tedavi edilemeyen bir hastalığı var dedi.
Yaşamak istemiyormuş, bir tür ölümcül depresyonu varmış.
-İkiniz nasıl tanıştınız? -Bir barda, şans eseri.
-Hemen iyi anlaştınız mı? -İyi anlaşmak mı?
İlk görüşte aşktı.
Polis olduğunda senin de utandırıcı sorular sorman gerekecek.
O işi yaptınız mı?
Ne?
Francesco, ne…? Seviştiniz mi?
Hayır.
Ama…
Ama dün o Tina'ya gitmeden önce onunla buluştum,
bize gelip gelemeyeceğini sordu. Olur dedim.
İşte o zaman ilk defa seviştik.
-Günaydın. -Günaydın.
-Günaydın. -Ben Carlo Mistretta.
-Susanna'nın amcası. -Komiser Montalbano.
Memnun oldum. Meslektaşınız bana kaçıranların telefonundan söz etti.
Aceleyle geldim, çünkü kardeşim kendini kötü hissetti.
-Şimdi nasıl? -Umarım ona dinlenme fırsatı vermişimdir.
-Karısı neler olduğunu biliyor mu? -Elbette hayır.
Kardeşim Susanna'nın sınavlara girmek için Palermo'ya gittiğini söyledi.
Zavallı yengem çok kendinde değil.
Saatlerce aklı gidebiliyor.
-Valente. Nereden aradılar bulabildin mi? -Hayır, çok kısaydı.
-Kaydı dinle, sonra tekrar konuşalım. -Fazio.
-Özür dilerim. -Dert etme. Dinleyeyim.
İşte.
Alo? Kim arıyor?
-Dinle ve sözümü kesme. -Kim arıyor?
-Bu sesi tanıdın mı? -Kimsiniz?
Baba, yardım et bana! Lütfen beni buradan kurtar!
Baba, lütfen!
Duydun mu? Kız yanımızda ve şimdilik iyi.
Bol bol parayı hazır et. Yakında arayacağım.
Alo?
Alo?
Tekrar dinleyeyim.
-Dinle ve sözümü kesme. -Kim arıyor?
-Bu sesi tanıyor musun? -Kimsiniz?
Baba, yardım et bana! Lütfen beni buradan kurtar!
Baba, lütfen!
Bunu duydun mu?
-Mesaj kaydedilmiş. -Hemfikirim.
-Adamın sesi gizlenmiş. -Belli.
İki kişiydiler. Neden söyleyeceğim.
Susanna kayıt cihazından biraz uzakta gibiydi,
arka planda gibi.
Kaçıran kişi "Bu sesi tanıdın mı?" dediğinde
bir duraklama oldu.
Suç ortağının kızın tıkacını açmasına yetecek kadar süre.
Bence yalnız olması mümkün.
"Bu sesi tanıyor musun?" deyip tıkacı çıkarmaya gitmiştir.
Öyle olsa duraklama daha uzun olurdu.
Biliyor musun?
-İşi her zamanki yöntemle yapmıyorlar. -Yani?
Kaçırılmada normalde ne olur?
Asıl kaçırılmadan sorumlu insanlar vardır.
Sonra bu insanlar rehineyi
bakıcılara verir, onların işi rehineyi gizleyip korumaktır.
Ancak bu noktada çete liderleri fidye isterler.
Dolayısıyla fidye kaçırılmadan birkaç gün sonra istenir.
Ama bu durumda sadece birkaç saat sonra istendi.
-Yani? -Yani, benim fikrime göre,
Susanna'yı kaçıran kişilerle onu tutan ve fidye isteyenler
aynı insanlar.
Yani bu büyük bir organizasyon olamaz.
Aile işi gibi, maliyetleri düşük tutmaya çalışıyorlar.
Öyleyse, profesyoneller değiller, bu da işleri karmaşıklaştırır.
Ve kız için de çok daha riskli yapar, anlıyor musun?
Tamamen.
Bu buradan uzakta tutulmadığı anlamına da gelebilir.
Acele de etmiyorlar.
Normalde serbest bırakma için gereken tutar
ilk aramada söylenir. Harcayacak zamanları yoktur.
Dinle, telefonda Susanna'nın sesini duymamıza izin vermeleri normal mi?
Normalde bu olmaz.
Sadece filmlerde görürsün.
Ödemek istemiyorsan, rehineye mektup yazdırırlar.
Bunlar rehineyle ailesi arasındaki
yegane iletişim yöntemidir.
Adamın nasıl konuştuğunu fark ettin mi?
-Nasıl konuşuyordu? -Kusursuz bir şekilde, aksansız.
Haklısın.
Catarella, rahatsız edilmememizi sağla ve telefon bağlama.
Tabii, efendim.
Otur.
-Bana söyleyeceğin bir şey mi var? -Özel bir şey yok.
Size söylemediğim bir şey var, ama önemli mi bilmiyorum.
Söyle, her şey yararlı olabilir.
Scooter'ı bulduğumda, babasını hemen aramadım.
Vigata'ya kadar gidip geri döndüm.
-Neden? -İçgüdüsel bir tepki.
Belki de düşmüş ya da bayılmış ve hafızasını kaybetmiştir dedim,
bu yüzden yol boyunca onu aradım.
-Aradığım o değil de… -Hep taktığı kasktı.
-Yani bunu siz de mi düşündünüz? -Adamlarım her yerde kaskı arıyor.
Kaçıranların Susanna'yı kaskı hâlâ takılıyken götürdüklerini sanmıyorum.
Ben de.
-Hiçbir fikriniz yok mu? -Mantıklı olmayan bir sürü şey var.
Neden Susanna ilk defa daha önce girmediği bir yola girdi?
Belki tanıdığı biri orada yaşıyordur ve o…
Hayır, kimse onu tanımıyormuş, kimse onu görmemiş.
Kaçırılma şans eseri bir karşılaşmanın sonucu olabilir.
-Ama öyle sanmıyorum. -Neden olmasın?
Çünkü kaçıranlar oldukça iyi organize olmuş görünüyorlar.
Örneğin, rehineyi bırakmakta acele etmiyorlar. Neden?
Çünkü onu tutacak güvenli bir yerleri var.
Ama güvenli bir yeri şans eseri bulmazsın, araman gerekir.
Sonra işleri planlaman, ayarlaman gerekir.
Yani Susanna'yı o yola gireceğini bilen birinin
kaçırdığını mı düşünüyorsunuz?
Hayır, dur. İstediğimiz kadar tahminde bulunabiliriz.
Hayati görünen detayları ne kadar incelersek, o kadar bulanıklaşırlar.
Örneğin, Susanna'nın kaskı hakkında konuşmak için geldin.
-Evet. -Bir daha ondan söz etmedik.
Anladın mı? Biz konuştukça o arka plana kaydı.
Sorun onu nasıl kaçırdıklarını anlamak değil,
neden kaçırdıklarını anlamak.
-Özür dilerim, elim kaydı. -Ne oldu?
Rahatsız edenlerin rahatsız etmesini istemediğinizi söylediğiniz için,
bir soru soracağım.
-Sor o halde! -Gazeteci Bay Zito
rahatsız edenler kategorisine giriyor mu, girmiyor mu? Bence girmiyor.
Hatta mı? Telefonu buradan alırım.
-Sağ ol. -Elbette.
-Özür dilerim. -Sorun değil.
-Alo? -Merhaba Salvo, ben Niccolò.
-Merhaba, Niccolò. -Şimdi işe geldim.
Çalışma saatlerinden bana ne?
Salvo, seninle konuşmalıyım.
-Ne oldu? -Buraya gelmen gerekiyor.
Montalbano, içeri gel.
Evet.
-Çocuklar, biraz izin verin. -Tabii.
-Merhaba Niccolò. Ne oldu? -Merhaba Salvo.
Bu sabah isimsiz bir telefon geldi.
Onu kaydettim, sana dinletmek istiyorum.
Alo? Kim arıyor?
-Dinle ve sözümü kesme. -Kim arıyor?
-Bu sesi tanıyor musun? -Kimsiniz?
Baba, yardım et bana! Lütfen beni buradan kurtar!
Baba, lütfen!
-Onu duydun mu? -Durdur.
-Neden? Ne oldu? -Bu konuşmayı zaten duydum.
-Nerede duydun? -Mistretta'ların evinde, dün.
Neden biz de karışalım istiyorlar?
Kızın ellerinde olduğunu herkesin bilmesini istediklerine inanıyorum.
-Neden? -İşte büyük gizem o.
Olayı mümkün olduğu kadar gizli tutmak kaçıranın çıkarınadır,
bunlarsa ellerinden geldiği kadar çok gürültü çıkarmak istiyor.
Anlamıyorum.
Şimdi ne yapayım?
Onların oyununu oynamak istersen, yayınla.
Sevgili dostum, ben haydutların oyununu oynamam.
Aferin. Bu asil sözlerin mezar taşına yazılmasını
temin edeceğim.
Piç herif.
Yani dürüst bir gazeteci olmak istiyorsan,
kaydı yargıca ver
ve Emniyet Müdürüne.
Doğru. Hemen öyle yapmazsam
bana da Zito demesinler. Lanet olsun!
Bak.
…size bu sabah aldığımız rahatsız edici bir mesajı dinleteceğiz.
Ne?
Alo? Kim arıyor?
-Dinle ve sözümü kesme. -Kim arıyor?
Lanet olsun, onlara da göndermişler ve o budalar yayınlıyor.
-Şüphen mi vardı? -Hayır ama senin yüzünden haber kaçırdım.
Namuslu gazeteci mi namussuz gazeteci mi olmak istiyorsun?
Namuslu, ama böyle bir haberi kaçırmak ülserime iyi gelmez.
…az önce duyduğunuz kaydı yayınlamak konusunda iki arada bir derede kaldık.
Susanna Mistretta'nın korku dolu ve tedirgin edici sesi…
Bu puştu daha fazla izleyemeyeceğim, çıkıyorum.
Seni geçireyim, ben de onu izlemek istemiyorum.
Marco, devam edelim, geç kalıyoruz.
Sence bu kaçıranlar ne istiyor?
Bilmiyorum, ama kesinlikle para değil.
Mistretta'ların yiyecek alacak parası bile yok.
Ağlayacak kağıt mendilleri bile yok.
-Nasıl oldu da her şeyi yitirdiler? -Tam olarak bilmiyorum.
Altı yıl önce evleri, arsaları, depolarını satmak zorunda kaldıklarını duydum.
Yani altı yıl önce de acilen paraya ihtiyaçları olmuş.
-Ama o sırada kaçırılan biri yokmuş. -Başka birçok sebep olabilir.
Demek istediğini anladım. Beni deli ediyorsun, dostum.
Biz basit mantığımızla gerçekçiyiz,
seninse sezgilerin var, o kadar işte!
İş arkadaşlarının önünde sana nereye gideceğini söylemeyeceğim.
-Görüşürüz. -Görüşürüz.
Merak etmeyin, efendim. Hemen.
-Kahve içmeye gidiyorum. -Tamam.
Efendim, Emniyet Müdürü hatta. Size verebilir miyim?
-Evet, ver. -Hemen.
-Sağ ol. -Bir şey değil.
-Günaydın, efendim. -Günaydın.
-Hemen bununla ilgilen. -Tabii, ne yapmam gerekiyor?
Demin Augello'nun bir kaza geçirdiği bilgisini aldım.
-Ne olmuş? -Neyse ki ciddi bir şey değil.
Düşüp kendini incitmiş. Hemen birinin yerine geçmesi gerekiyor.
Emrinde çalışan kişileri koordine edebilecek birine ihtiyacımız var.
Aslında, hemen oraya git ama inisiyatif alma.
Birkaç saat içinde yerine birini göndereceğim.
Pekâlâ, teşekkürler.
-Galluzzo nerede? -Buralarda bir yerde.
Galluzzo!
-Galluzzo'yu gördün mü? -Hayır.
-Nereye gitti? Galluzzo! -Evet, efendim?
Augello yaralanmış, yerine bakıyoruz.
-Tanrım. -Ciddi bir şey değil.
-Kendimden söz ediyordum. -Sorun ne?
Ne yedim bilmiyorum ama sürekli tuvalete koşuyorum.
-Eh, tutman gerekecek. -Güle güle, efendim.
-Ne oldu? -Artık dayanamayacağım, efendim.
Ne demek istiyorsun?
Daha fazla tutamayacağım.
-Neredeyse geldik, üç kilometre. -Daha fazla gidemeyeceğim.
TAZE YUMURTA
Hemen geliyorum. Bitiyor, efendim!
-Galluzzo! -Geliyorum!
Buraya gel.
-İşte geldim. -Bak.
-Bence bu kızın kaskı. -Ne şans.
Seninki. Çok yetenekli bir dedektifsin.
Kaskı buradaysa, kendisi de yakında olmalı.
-Takviye çağırayım mı? -Öyle olduğuna inanalım istiyorlar.
-Yanlış bir ipucu. -O halde ne yapalım?
Augello'yu ara, onu koruyacak birini yollasın.
Bu arada sen burada kal.
-Nereye gidiyorsunuz? -Taze yumurta var mı bakmaya.
-Günaydın. -Günaydın.
Neden arabayı o kadar uzakta bıraktınız? Buraya park edebilirdiniz.
Dert etmeyin, sorun değil.
Yumurta mı, başka bir şey mi?
Başka bir şey?
-Başka bir şey. -Benimle gelin o halde.
-Durun. Ben Komiser Montalbano. -Tanrım!
-Yumurta satma ruhsatınız var mı? -Evet, göstereyim.
Gerek yok, ama iş arkadaşlarım isteyecektir.
-Neden? Ne oldu? -Önce cevap verin. Yalnız mı yaşıyorsunuz?
-Hayır, kocamla. -Nerede o?
-Ahırda. -Gidin onu getirin.
-Gelemez. -Gelemez mi? Neden?
Ayakları yok. Kazadan sonra kesilmeleri gerekti.
-Ne kazası? -Traktör sürüyordu,
traktör ters döndü.
-Ne zaman oldu bu? -Üç yıl önce.
Evlenmemizden iki yıl sonra.
Onu görmek istiyorum.
Gece gündüz çok acı çekiyor.
Neden onu hastaneye götürmüyorsunuz?
Ben ona daha iyi bakıyorum.
Dr. Mistretta çok kötü olduğunda ona bir iğne yapmamı söyledi.
Ama ilaçlar pahalı ve ilaçsız kalmasını istemiyorum,
kendi gözlerimi satmam gerekse de.
O yüzden erkekler alıyorum.
Tamam. Kaçırılan kızı duydunuz mu?
Evet, televizyonda.
Son birkaç günde buralarda garip bir şey dikkatinizi çekti mi?
-Hayır Komiser. -Emin misiniz?
Bilmiyorum. Belki önceki gece, ama bir şey olmayabilir.
Yine de anlatın.
Önceki gece uyanıktım ve bir arabanın yaklaştığını duydum.
Bu yüzden kalktım. Birinin beni görmeye geldiğini düşündüm.
Ama araba geldi, sonra geri geri çıktı,
çünkü sadece burada arabanın döneceği kadar yer var.
Tamam, dinleyin.
Burada kıza ait olabilecek bir şey buldum.
-Komiser, bizim onunla ilgimiz… -Biliyorum.
Ama sizi sorgulamak isteyeceklerdir, onlara arabadan söz edin.
Ama onlara şeyi söylemeyin…
Sizi bu giysilerle görmesinler, makyajınızı silin,
ayakkabılarınızı değiştirin. Sadece yumurta satıyorsunuz.
Tamam Komiser. Sağ olun.
Sağ olun Komiser.
-Günaydın. -Emrinizdeyim, efendim.
-Gidiyor musun? -Hayır, sadece villaya dönüyorum.
Valente telefonu dinlememi istiyor. Burada temiz giysilerim var.
-Size bir şey söylemem gerek. -Evet.
TeleVigata'daki yayından sonra çok telefon geldi.
Önemli değil, röportaj istekleri, destek telefonları filan.
Ama birkaç telefon biraz farklıydı.
İlki Peruzzo'nun müdüründendi.
-O kim? -Fikrim yok. Öyle dedi.
Adının önemli olmadığını söyledi, ama Mistretta'ya gurur iyi olsa da
çok fazlasının başa dert açtığını söylememi istedi.
Peki diğer telefon?
Yaşlı bir kadın Bayan Mistretta'yla konuşmak için ısrar ediyordu.
Onun mümkün olmadığının farkına varınca
ona tam şu sözcükleri iletmemi istedi:
"Kızınızın hayatı sizin ellerinizde.
Geri kalan her şeyi kenara itin ve ilk hamleyi yapın."
-O ne demek? -Bilmiyorum.
-Valente'ye söyledin mi? -Hayır.
-Neden? -İlgileneceğini düşünmedim,
ama sizi kafa patlatmaya itebileceğini biliyorum.
İyi iş, Fazio. Sağ ol.
-Görüşürüz Komiserim. -Güle güle.
-Güle güle. -Hoşça kalın.
-Girebilir miyim? -Günaydın Komiser.
-Girin. -Sağ olun.
Sizi içeri götüreyim.
Yemekten yeni kalktım. Kahve ister misiniz?
Evet, lütfen.
Bu kır evinin tek kişi için fazla büyük görünebildiğini biliyorum.
Ama eskiden böyleydi, fakat her şey değişti.
Eskiden çevrede üzüm bağları ve zeytin ağaçları vardı.
Evin yanındaki binanın içinde
artık atıl olan bir zeytin sıkma presi, değirmen taşları ve şarap mahzenleri var.
Üst kat yıllardır kilitli.
Buraya geldim çünkü
size bir sorum var: Bana yengenizin hastalığını
anlatabilir misiniz acaba?
Komiser, ihlal edeceğim… profesyonel bir gizlilik yok.
Yengem zehirlendi.
Bu onu yavaş yavaş ölüme götüren geri çevrilemez bir zehirlenme.
Onu zehirlediler mi?
Neden çoğul kullanıyorsunuz? Tek bir adamdı.
-Adını biliyor musunuz? -Tabii ki.
-Neden onu bildirmediniz? -Çünkü o yasal olarak soruşturulamaz.
Pardon, neden? Onu kim zehirledi?
Hayat.
Daha doğrusu, biri zalimce onu
hayatın korkunç geçitlerinden birine girmeye zorladı.
Bir noktada, Giulia devam etmeyi reddetti.
Engellerini kaldırdı, mücadele etmeyi kesti
ve kendini tamamen bıraktı.
Pardon, ama anlamıyorum. Daha açık olabilir misiniz?
Erkek kardeşi.
-Kimin kardeşi? -Giulia'nın.
-Erkek kardeşi mi var? -Evet, Antonio.
-Neden ortalıkta değil… -Haklısınız.
Böyle trajik bir durumda
neden ortalıkta değil?
Anlarsınız, erkek kardeşle abla çok uzun zamandır birbirlerini görmediler.
Altı yıl diyelim mi?
Zaten her şeyi biliyorsunuz Komiser.
Evet, her şey yaklaşık altı yıl önce başladı.
Gulia'yla erkek kardeşi Antonio
çok küçükken öksüz kalmışlar.
Büyürken çoğu öksüz gibi onlar da…
birbirlerine çok yakınmışlar.
Giulia ağabeyim Salvatore'yle evlendiği zaman,
iş için Uruguay'a taşındılar
ve Giulia kardeşini yanında götürdü.
Alo?
Evet, benim.
Ne zaman?
Hemen geliyorum. Komiser Montalbano burada, onunla konuşmak ister misiniz?
Alo?
Fazio…
-Ağabeyim nerede? -Üst katta.
Telefonu dinlerken bayıldı.
Çıkıp onu göreceğim.
Fazio, bana dinletir misin?
Alo?
-Alo? Kim arıyor? -Beni dinleyin.
Susanna iyi, ama annesinin yanında olmak istiyor.
Altı milyarı hazır edin. Tekrar ediyorum, altı milyar.
Nasıl bulacağınızı biliyorsunuz. Konuşuruz.
-Bu sefer Susanna'yı duymadık. -Hayır.
-Milyarlardan söz ettiler. -Başka ne olacaktı?
-Milyonlar. -Aynı değil mi?
Hayır. Bu demektir ki mesajı bırakan kişi
hâlâ eski tarzda düşünüyor.
Euro yerine liretle düşünmeyi daha kolay buluyor.
Belki bizi kandırmak istiyorlar, kask ve çantada olduğu gibi.
Pardon, biraz temiz hava alacağım.
-Biri ararsa yakında olur musunuz? -Sen git.
Son telefonda yeni bir öğe vardı, bence o önemli.
Kaçıran kişi Mistretta'larda para olmadığını biliyor,
ama onu nereden bulabileceklerini bildiğini iddia ediyor.
Buna karşılık bizim fikrimiz yok.
-Ama bir fikrimiz olabilir. -Nasıl?
Mistretta'ları bu altı milyarı bulmak için gerekli adımları
atmaya ikna etmeliyiz.
Bu adımlardan çok şey öğrenebiliriz.
-Yargıç bu telefondan haberdar mı? -Henüz değil.
Bay ve Bayan Mistretta'nın varlıklarının dondurulmasını isteyebilir
ve bir an önce basına haber verebilirsin.
Ne için?
Onları parayı bulmak için adımlar atmaya zorlamak
ve kamuoyu baskısına maruz bırakmak için.
Mistretta kendi daha iyi hissettiği anda
onu sorgulayacağım.
İyi fikir.
Pardon, altı milyar istedikleri doğru mu?
Ne yazık ki… evet.
Zavallı yeğenim.
-Doktor, sizinle konuşabilir miyim? -Elbette.
Ağabeyimin bana anlattığı telefon görüşmesi sizinle
daha önce konuştuğum meselenin tam özüne dokunuyor.
Mistretta'lar Uruguay'a gitti dediniz.
-Giulia da kardeşini beraberinde götürmüş. -Evet, mühendislik diploması vardı.
Ağabeyim sayesinde Uruguay'da hemen iş buldu.
Beş yılda bir servet kazandı.
Antonio, yani.
Bir mühendis olarak değil,
daha çok vergisiz bölgelerden yararlanma kabiliyeti sayesinde.
O zamanlar onlardan çok vardı.
Yani vergiden kaçınmanın ve diğerlerine bu konuda yardım etmenin
az çok yasal bir yolunu buldu.
Böylece beş yıl sonra, kazandığı bütün parayla
Sicilya'ya döndü
ve kamu sektöründen bir sürü ihale aldı.
Nasıl sormayın, bilmiyorum ve bilmek de istemiyorum,
ama tahmin etmek kolay.
Bir gün, sonunda…
Antonio o ihaleler için soruşturmaya uğradı.
Kendini kurtarmak için bazı belgelerden kurtulması gerekiyordu.
Bir akşam, yaklaşık altı yıl önce Giulia'nın evine gitti
ve gözlerinde yaşlarla
iki milyar liret istedi.
O sırada hiç nakit parası yoktu ve bankadan istemek istemiyordu.
Mistretta'lar bir ayda varlarını yoklarını sattılar.
Bir milyar 750 milyon liret toplamayı başardık.
Ama Antonio Peruzzo'ya iki milyar liret lazımdı.
Kalan parayı kim verdi?
Söylememe gerek var mı Komiser?
Evet.
-Ben. -Siz mi?
-Peki sonra? -Sonra…
Bir yıl kadar sonra, Giulia kızı Susanna'yı okul için
Floransa'ya göndermeye karar verdi.
Bu yüzden erkek kardeşinden ödünç verdiği paranın bir kısmını istedi
ama o doğru zaman olmadığını söyledi.
Basitçe söylersem, doğru zaman hiç gelmedi.
Bu borcu hâlâ ödemediğini mi söylüyorsunuz?
Kesinlikle.
Yargılamasında paçayı sıyırdı,
sonra da gizemli bir şekilde elindeki bütün mühendislik firmaları
birbiri ardına iflas etmeye başladı.
Herkesi zor duruma düşürdü.
Alacaklıları, tedarikçileri, işçileri, çalışanları, herkesi.
Erkek kardeş ve ablanın
araları açıldı
ve Giulia hasta oldu.
Yaşama isteğini yitirdi.
Şu anda Antono Peruzzo'nun işleri nasıl?
Son derece iyi Komiser.
Burada ne yapıyorsun?
Daima koridorlar arasında ileri geri yürümek için
hastaneye gelirim.
-Beni özledin mi? Benim için mi geldin? -Aptal olma. Nasılsın?
İki kırık kaburgam ve her yanımda ağrılar ve acılar var.
-Hendeklere düşersen… -Bırak. Soruşturma nasıl?
Somut bir şey yok, ama kafamda bir teori var.
Nedir?
Bu adamların kaçırmak istediği Salvatore Mistretta'nın kızı değil
Peruzzo'nun yeğeniydi.
-Bu Peruzzo kim? -Şu girişimci.
-Politikaya da girdi. -Onu tanımıyorum.
Her neyse, Susanna Mistretta'nın amcası, parası olan o.
Bence bu kaçırılmanın amacı para almak değil
Peruzzo'dan intikam almak.
-Sana öyle düşündüren ne? -Kaçıranların stratejisi.
Yavaş yavaş Peruzzo'yu konuya dahil ediyorlar,
en başından hedefin o olduğunu kimsenin görmesine izin vermiyorlar.
İntikam mı?
Artık sebebi bildiğimize göre, suçluyu bulmak kolay.
Keşke.
Birkaç yıl önce Peruzzo iflas ettiğinde
birçok kişiyi işsiz bıraktı. Yani peşinde çok insan var.
-Ne yapacağız? -Hiçbir şey, sonraki hamleyi bekleyelim.
-Sen nasılsın, Mimì? -Dedim ya, iki kırık kaburgam var.
-Babası bunu gördü mü? -Şaka mı ediyorsun?
Bunu da TV'yi de görmesine izin vermedim
ve hemşireye onu odasından çıkarmamasını söyledim.
-Susanna'nın amcasına haber verdin mi? -Evet, birkaç saate gelecek.
Onu o kullanılmayan sarnıçlardan birinde saklıyor olabilirler.
-Kırsal bölgede mi? -Evet.
Tıkaç olmadığı için, bir kasabada çığlık atsa herkes onu duyar.
-O yüzden mi gözleri bağlı değil? -Evet, ama o…
Yanına gidince başlarına bir maske geçirebilirler.
Anladım.
Sana mantıklı gelmeyen bir şey var mı?
Bilmiyorum.
"İlgili kişiye."
Yapılacak ilk iş Antonio Peruzzo'yla irtibata geçmek.
-Ne diyorsun? -Gidelim.
-Sende numarası var mı? -Evet, işte.
Sağ ol.
-Alo? -Ben Komiser Montalbano.
Bay Peruzzo'yla görüşecektim.
Bay Peruzzo dışarıda.
Ofis dışında mı? Kent dışında mı?
Kent dışında.
-Ne zaman döner? -Bilmiyorum.
-Nerede olduğunu biliyor musunuz? -Palermo'da.
-Hangi otelde kalıyor? -Excelsior Otelinde.
Numarayı alabilir miyim?
091-77-3577.
Teşekkürler. Bay Peruzzo'nun cep telefonu da var mı?
Evet.
-Numarasını verebilir misiniz? -Aslında, bunu yapabileceğimden…
Oraya gelip bizzat mı sormam gerek?
Hayır, hemen veriyorum.
833-3555060.
Yardımınız için teşekkürler.
-Excelsior Otel. -Ben Komiser Montalbano,
Vigata karakolundan. Bay Peruzzo'yu arıyorum.
Korkarım burada değil.
Ne zaman döner?
Aslında, Bay Peruzzo dün gece dönmedi.
-Anladım, teşekkürler. -Güle güle.
Aradığınız kişiye ulaşılamıyor.
Biliyordum! Ne yapacağım biliyor musun?
Bay Peruzzo'nun bütün telefonlarını dinleteceğim.
-Komiser! -Evet?
-Ne oldu? -Kentte büyük bir kargaşa var.
-Ne demek istiyorsun? -Herkes Peruzzo'dan söz ediyor.
İsmi televizyonda geçmediği halde yine de onu tanımışlar.
Kamuoyu ikiye bölündü. Bazı insanlar fidyeyi ödemeli diyor,
diğerleri yeğenine karşı bir yükümlülüğü yok diyor.
Ama ilk grup çoğunlukta.
Caffè Constantino'da neredeyse kavga çıkıyordu.
Peruzzo boku yedi.
-Catarella! -Hizmetinizdeyim, efendim.
Fotoğrafları büyüten o arkadaşının adı neydi?
Uzun, zayıf olan? Cicco de Cicco!
-Hâlâ Montelusa'da mı? -Evet.
Montelusa'ya git, ona bu fotoğrafı ver ve büyütmesini iste.
-Santrale de birini koy. -Derhal.
Spata, santrale geç. Benim bir yere gitmem gerek.
Ah, efendim! Söylemeyi unuttum.
-O genç adam sizinle konuşmak istiyor. -Hangi genç adam?
-Francesco Lipari. -Nerede o?
-Ofisinizde. Mahsuru var mı? -Sorun değil, acele et!
Hemen gidiyorum.
-Merhaba, Francesco. Nasılsın? -İyiyim.
Otur.
-Bana bir şey mi söylemek istiyordun? -Fotoğrafı gördünüz mü?
-Evet. -Nasıldı?
Bence,
durumu düşünüldüğünde, gayet iyi.
-Görebilir miyim? -Demin Montelusa'ya gönderdim.
-Neden? -Analiz etmek için.
-Ne amaçla? -Nerede çekildiğini görmek için.
Kötü muamele görmüş mü ya da incinmiş mi anlayabildiniz mi?
-Öyle görünmüyordu. -Yüzünü gördünüz mü?
-Evet. -İfadesi nasıldı?
Gülümsüyorum çünkü ilk dikkatimi çeken o oldu.
Anlarsın ya,
Susanna'da tuhaf bir ifade var, sanki…
-Kararlı? -Doğru, kararlı.
Onu tanıyorum. Bu mevcut duruma boyun eğmeyecek demek.
Er ya da geç kaçmaya çalışacak.
Dikkatli olmalıyız.
Sizce Bay Peruzzo parayı verecek mi?
Bak,
işlerin haline bakılırsa, bence vermek dışında seçeneği yok.
Öyle umalım.
Günaydın, Fazio.
-Haber var mı? -Yok.
-Günaydın. -Merhaba, Montalbano.
Aramayı organize ediyoruz.
-Devam edin. -Salvo, bir şey mi söylemek istiyordun?
Evet. Ne olursa olsun ateş etmeyin.
Ne olursa olsun.
Pardon Komiser.
-Neden sorabilir miyim? -Neden mi?
Bir keresinde senin gibi biri bir kızı kaçırmış
zavallı bir adamı vurup öldürdü.
Aramalar boşa çıktı.
Kızın yerini bize söyleyebilecek kişi ölmüştü.
Kız bir ay sonra bulundu. Açlıktan ölmüştü. Tamam mı?
İyi şanslar.
Pekâlâ, nerede kalmıştık? Sen ilk gruptan sorumlusun.
Montalbano'nun dediğini duydun, ateş etmek yok.
Gelebilir miyim?
-Tabii ki. -Sadece bir bardak su istiyorum.
-Gelin lütfen. -Sağ olun.
-Kendim alırım. -Tabii.
Siz Komiser Montalbano musunuz?
Evet.
-Siz hemşire misiniz? -Evet.
-Bay Mistretta nerede? -Uyuyor. Doktorun tavsiyesi.
Doktorun dediği gibi ona uyku hapları ve yatıştırıcılar verdim.
-Peki ya Bayan Mistretta? -Ne demek istiyorsunuz?
Daha iyi mi? Daha kötü mü? Gelişme var mı?
Onunla ilgili tek gelişme öldüğünde olacak.
-Aklı başında mı? -Ben mi?
Siz değil. Bayan Mistretta'nın aklı başında mı diyorum.
Bazen başında, bazen değil.
Ama anlıyor gibi göründüğünde bile, anladığını sanmıyorum.
-Af edersiniz. -Elbette.
-Dinleyin… -Evet?
-Onu görebilir miyim? -Tabii ki. Beni izleyin.
Anlıyorum, bir şey bildirmek istiyorsunuz.
Karakola gelmeniz gerek.
Merhaba, efendim.
Bekleyin! Pardon, siz de hatta kalın.
Özür dilerim, bunlar bu sabah geldi.
Cicco'ya yaptırmamı istediğiniz büyütülmüş fotoğraflar.
Çok hızlı oldu. Cicco de Cicco'ya teşekkürlerimi ilet.
Nasıl isterseniz.
Çatlak olduğunu sandığım şey
aslında ucuna şıra termometresi bağlı kalın bir ipmiş.
Yani kız belki bir fermantasyon odasında olan eski bir şıra tankına atılmış.
Yani bir gübre çiftliği bulmamız gerek.
Her şeyin olduğu o eski evlerden biri, ambarlar, ahırlar…
Bu arada, bu sabah TeleVigata'yı gördün mü?
Bu sabah değil. Ne oldu?
Kaçıranlar aradı.
Her zamanki gizlenmiş ses dedi ki, "Yarın geceye kadar vaktiniz var,
yoksa Susanna'yı asla göremezsiniz."
Bu çok ortamlı bir kaçırılma. Başka?
Hiçbir şey, hepsi o kadar. Başka tek sözcük bile yok.
Dinlemek istersen bana kaydı getiriyorlar.
Hayır.
Bütün bu iş beni endişelendirmeye başlıyor.
Eh, ben zevk almaya başlıyorum.
Gidip çocuklara bu yeni ipucunun peşinden gitmelerini söyleyelim.
Mimì, sorun ne?
Hastanede olmaktan usandım, feragatnameyi imzalayıp çıktım.
-Sana ne yaptılar? -Omzum bile çıktı.
Doktor kaburgalarımın normale dönmesinin bir ay süreceğini söyledi.
-Peruzzo'nun karısına olanları duydun mu? -Hayır, ne olmuş?
Kadınlar onu tanımış ve etrafına toplanmış.
Onunla tartışmaya başlamışlar ve onu itmişler, sonunda düşmüş.
Yüzüne bile tükürmüşler. Sonra ona utanması ve kocasına
fidyeyi ödetmesi gerektiğini söylemişler.
Carabinieri onu kurtarmak için araya girmiş. Kadın zor anlar yaşamış.
-Sahi mi? -Evet, hastaneden çıkarken onu gördüm.
Yüzü şişmiş ve hırpalanmıştı.
Dün gece de kocasının şirketinin iki kamyonu ateşe verilmişti.
Aşikar olsun diye duvara "Hemen öde, pis herif!" bile yazmışlar.
Ödemezse sonu kötü mü olacak?
Hayır.
-Neden? -Çünkü ödeyecek.
Avukat sizi görmeye hazır, beni izleyin.
-Lütfen oturun. -Teşekkürler.
-Sevgili dostlarım! -Saygın avukat.
-Efendim. -Oturun.
-Size bir şey verebilir miyim? -Hayır, teşekkürler.
-Hayır. -Rosa, gidebilirsin.
Peki…
Konuşayım mı, sorularınız var mı?
-Konuşun. -Notlar alabilir miyim?
-Hayır. Neden gereksin ki? -Tamam.
Nerede kalmıştık?
-Henüz başlamadık. -Doğru!
Bu sabah televizyonda dediğim gibi,
müvekkilim Bay Peruzzo, kaçırılmadan sonraki günden beri
kaçıranlarla işbirliği yapmaya hazır,
Mistretta ailesinin yaşadığı büyük maddi zorlukların
gayet farkında.
-İlk temas ne zaman kuruldu? -Kaçırılmadan sonraki sabah
müvekkilime isimsiz bir telefon geldi.
-Ne zaman? -Ertesi sabah 10 civarında.
-Yani 14 saat sonra mı? -Evet.
Bir erkek sesi ona kaçıranların
Mistretta ailesinin fidyeyi ödeyecek
maddi imkanlara sahip olmadığını bildikleri için
onu fiilen taleplerini karşılayabilecek
tek kişi saydıklarını söyledi.
Öğleden sonra 3'te tekrar arayacaklardı.
Bu yüzden müvekkilim hemen buraya geldi
ve çabucak şu sonuca vardık:
Müvekkilim zekice oyuna getirilmişti
ve kaçıranlar üstünlüğü ele geçirmişti.
O sorumluluktan kaçmak
imajına büyük bir darbe indirir
ve siyasi emellerine onarılamayacak zararlar verebilirdi.
Ki sanırım öyle oldu.
Sonraki seçimlerde garanti bir bölgeden aday olacaktı.
-Hangi partiden sormama gerek yok. -Tabii.
-Bu yersiz bir soru. -Kesinlikle.
Bildiğiniz gibi kaçıranlar altı milyar liret istediler,
müvekkilim de kabul etmek zorunda kaldı.
Rekor bir sürede altı milyar lireti çekmeyi başardı
ama televizyonda da söylediğim gibi
açıklanamaz şekilde, bugüne kadar
bir talimat almadı.
Bay Peruzzo fidyeyi nereye götüreceğini
öğrenir öğrenmez sizi arar mı sizce?
-Neden beni arasın? -Öyle yaptığı takdirde
bizi derhal aramanın göreviniz olacağını gayet iyi biliyorsunuz.
Elbette, bunu yapmaya da hazırım.
-Hangi banknotlar? -Nasıl yani?
-Hangi tür banknotlar istiyorlar? -500 euroluk banknotlar.
Müvekkiliniz seri numaralarını yazdı mı biliyor musunuz?
Bilmiyorum.
Eh…
Hepsi bu kadar.
-Güle güle. -Teşekkürler.
Zavallı adam, kendi kıçını koruyordu.
İnsanlar haber almasın diye hızlı sonuçlanmasını umuyordu, ama bu olmadı.
Çok sıra dışı bir kaçırılma.
-Hemen Peruzzo'yu aramışlar. -Bizi aramalarından altı saat önce.
Bizi kukla gibi oynattılar.
Doğru.
Olayı kontrolleri altında olsaydı
Peruzzo'yu arayabilirlerdi, o da fidyeyi öderdi.
-Ama öyle yapmadılar. Neden? -Kim bilir…
Belki kısık ateşte kaynasın istediler.
Zaman geçtikçe onlar için risk artıyor.
Evet, ama bence Susanna birkaç saat içinde evinde olacak.
Bu sabah tersini söylüyordun.
Bu sabah henüz avukat televizyonda konuşmamıştı
ve yanımızda kullandığı bir ifadeyi kullanmamıştı.
-Hangi ifade? -"Açıklanamaz şekilde."
-Bu ne demek? -Olayları açıklayabilir demek.
Artık hiçbir şey anlamıyorum.
-Şimdi ne yapacaksın? -Yargıca haber vereceğim.
-Komiser, Susanna'yı serbest bırakmışlar. -Ne zaman?
Bir saat önce. Siz telefonunuza cevap vermeyince buraya geldim.
-İyi yaptın. Kız nasıl? -İyi. Biraz süzülmüş, bekleneceği gibi.
Amcası onu muayene etti, sağlığı iyi dedi.
-Kaçıranlar ona iyi davranmış mı? -Taciz olmamış, tam tersine.
Kaç kişiymişler?
Sadece iki kişi görmüş, onlar da maske takıyorlarmış.
Önceki gece uyandırmışlar, başına bir maske geçirmişler,
ellerini arkadan bağlayıp onu bir arabanın bagajına atmışlar.
Kıza göre arabayla iki saat gitmişler.
Sonra araba durmuş, dışarı çıkmışlar ve yarım saat yürümüşler.
Bu noktada onu oturtmuş, bağlarını gevşetmiş ve gitmişler.
Bağlarını çözmüş ve Vigata'ya yönelmiş.
-Tam beklediğim gibi. -Ne demek istiyorsunuz?
Sadece bir yan gösteri izledik.
Gerçek gösteri tek bir kişi için sergilendi: Peruzzo.
Sonra da katılması için onu aradılar.
-Gidip biraz dinlen. -Keşke.
Valente bir gün daha onunla kalmamı istedi.
Ona kendi adamları olduğunu söyle.
Biliyorum, ama sadece bir gün.
Onunla konuşurum. Kendini çok yorma.
Merak etme.
-Komiser! -Ne var?
Biri sizin için telefonda.
"Ben Bay Ay." dedi, şaka yapıyor sandım,
bu yüzden "Ben de Bay Güneş." diye cevap verdim.
Onu dediğim anda çılgına döndü.
-Ne yapayım? -Onu bana bağla.
Tamam, hemen bağlıyorum.
Bay Ay? Sizi Komiser'e bağlıyorum.
-Günaydın, Montalbano. -Günaydın, Bay Luna.
Birincisi, harika bir santral memuru.
-Ne demek istiyorsunuz? -Unutun gitsin.
Evet, unutalım. Ne oldu?
Sadece size dün akşam
bana ve müvekkilime yönelik manasız ve saldırgan alaycılığınızı
hatırlatmak için aradım.
Daha iyi açıklayabilir misiniz?
Dün gece, meslektaşınızla beraber geldiğinizde
müvekkilimin ödemeyeceğine inanıyordunuz.
Yanılıyorsunuz, müvekkilinizin ödeyeceğine emindim.
Onunla konuşabildiniz mi?
Dün gece yapması gerekeni yaptıktan sonra aradı.
-İnsanların ondan beklediği şeyi. -Artık onunla konuşabilir miyiz?
Daha hazır değil. Korkunç bir deneyim yaşadı.
Elbette, altı milyar liret uçlanması gerekti.
Evet, parayı bir evrak çantası ya da çantaya koymuş. Bilmiyorum.
-Onu nereye bırakmasını söylemişler? -Onu akşam 9 civarı aramışlar.
Oraya gitmek için girmesi gereken yolu tarif etmişler,
erken Hristiyan nekropolüne…
Evet, orayı biliyorum.
Çantayı mezarlardan birine bırakıp ayrılması gerekiyormuş.
Müvekkilim gece yarısından az önce oraya gitmiş,
söyleneni yapmış ve çabucak ayrılmış.
Tamam, şimdi gitmeliyim.
Pardon Komiser.
-Bir iyilik isteyebilir miyim? -Nedir?
Müvekkilimin şöhretini düzeltmem için benimle işbirliği yapmanız,
-şöhreti ciddi zarar gördü. -Diğer düzelticiler kim?
Ben, Valente, partiden bütün dostları.
-Bilme şansı olmuş herkes… -Uygun durum olursa katılırım.
-Sağ olun. -İyi günler.
-Catarella! -Evet, efendim.
Cep telefonun var mı? Bana ver.
Valente ya da Fazio beni ararsa, bu numaradan arasınlar.
Tamam, sorun değil.
-Alo? -Komiserim, ben Fazio.
Ne oldu?
Valente 45 dakika önce olanı size söylememi istiyor.
Ne oldu?
Valente Peruzzo hakkında haber almak için Luna'yı aramış,
Luna da onun fidyeyi dün gece ödediğini söylemiş
ve nereye bıraktığını açıklamış.
Valente Brancato yolu üzerindeki bu yere, nekropole gidiyor,
inceleme yapacakmış.
Ne yazık ki peşinde bazı muhabirler varmış.
Buraya mı geliyor… Yani, oraya mı gidiyorlar?
Evet, öyle.
Francesco, ne oldu?
-Rahatsız ettiğim için özür dilerim. -Ne oldu?
Susanna bana dedi ki…
Onu gördün mü?
Hayır, bırakıldıktan sonra birkaç kere aradım.
Hep babası ve amcası açtı ve telefona gelemeyeceğini söyledi.
Annesinin öldüğünü duyduğumda tekrar aradım,
bu sefer nihayet Susanna açtı.
Ve…
Sakin ol.
Benimle gel.
Evet?
Ne dedi?
Artık benimle olmak istemediğini.
-Başka biri mi varmış? -Daha kötü.
Ondan kötü ne var?
Başka kimse yokmuş.
Bir yemin etmiş.
Kaçırılmışken verdiği bir karar.
-Dindar mıdır? -Hayır. Yani, evet, ama aşırı değil.
Annesini hâlâ hayattayken görecek kadar
erken kurtulursa tutmak üzere bu yemini etmiş.
-Bir ay sonra gidiyor. -Nereye gidiyor?
Afrika'ya.
Üniversiteyi, evliliği, çocukları, her şeyi bırakıyor.
-Neden oraya gidiyormuş? -Yararlı olmak için.
Öyle dedi. "Nihayet birilerine yararlı olacağım."
Bir insani yardım organizasyonla gidiyormuş.
Başvurusunu iki ay önce, bana bir şey söylemeden yapmış.
Benimle beraberken benden sonsuza kadar ayrılmayı planlıyormuş.
Neden bu kararı verdi?
Eh, muhtemelen bir evreden geçiyordur.
Fikir değiştirecektir.
Hayır, Komiser.
Onu çok iyi tanıyorum. Bir kere bir karar verdi mi
hayatta caymaz.
Bütün bunların anlamı ne?
Bay Peruzzo'yu her taraftan kıstırdılar.
Bu sabah TeleVigarta kaçıranlardan gelen bir telefonu yayınladı,
fidyenin ödenmediğini, kandırıldıklarını söylüyorlarmış.
Buna rağmen kızı serbest bırakmaya karar vermişler,
vicdanlarında onun ölümü olsun istememişler.
Sence sahiden Peruzzo onları kandırıp yeğeninin hayatını tehlikeye atar mı?
Bilmiyorum, bence Luna gerçeği söylüyor.
-Luna mı? -Evet, dün gece beni aradı,
kırpıntı kağıt dolu bir çanta bulunduğu haberi çıktıktan sonra.
Luna Peruzzo'nun kuyuya altı milyar liret eşdeğeri
para dolu bir çanta bıraktığını söylüyor.
Peruzzo para çektiğini onaylayan bir banka ekstresi gösterebilir.
Ben de öyle dedim, ama Luna'ya göre
Peruzzo bir bankaya gitmemiş
ve ona para veren insanların isimlerini de veremiyor.
Parayı verenleri tahmin ediyorum.
Garanti bir bölgeden aday olması suya düştü.
Peruzzo'nun parlamentoya değil de hapishaneye
gireceğini sanıyorum.
-Neden? -Mali Polis bir soruşturma açtı.
Ofislerinde arama yapıyorlar
ve görünüşe göre şimdiden onu hapse göndermeye yetecek kadar
kanıt bulmuşlar.
Güzel. Aferin, Peruzzo.
Kız hakkında bir şey biliyor musun?
Hayır, hâlâ kaçırıldığı için şokta
ve bize fazla bir şey söylemedi.
Artı, annesinin yanındaydı.
Cenazeden sonra onu sorgularım. Bu arada, Salvo,
ben sorguda senin de olmanı istiyorum
ama Emniyet Müdürü zamanın olmasından yararlanmak
istemediğini söylüyor.
Basitçe söylersek, yolundan çekilmem gerekiyor.
-Öyle görünüyor. -Pekâlâ.
-Görüşürüz, Montalbano. -Görüşürüz.
-Her şey için teşekkürler. -Teşekkürler.
Komiser, günaydın.
-Merhaba. -Selam.
-Biraz bekleyin. -Elbette.
Kocanız nasıl?
Ne bekliyorsunuz?
Uyusun diye bir morfin iğnesi yaptım.
İşte.
Hazırım.
-Size kahve yapayım mı? -Zahmet etmeyin.
Şaka mı ediyorsunuz? Benimle gelin.
Sizi polis olarak görmüyorum.
-Teşekkürler. -Rica ederim.
-Meslektaşlarım sizi sorguladı mı? -Komiser.
Dediğinizi yaptım, ama anlamı yoktu.
Normal giyindim, üstümü değiştim, ama bir şey fark etmedi.
Evi alt üst ettiler.
Hatta bütün tavukları kümesten çıkardılar
ve üç sepet yumurta kırdılar.
Sonra tekrar içeri girdiler ve kocamın yatağının altına baktılar.
Onlara Mistretta'nın yeğeniyle ilgimiz olmadığını söyledim durdum.
Doktor bize ücretsiz morfin veriyordu diye. Anladınız mı?
Anladım. Bir şeyi hatırlamaya çalışmanızı istemek için geldim.
Ne isterseniz.
Susanna kaçırıldıktan sonra
bir gece bir arabanın yaklaştığını duyduğunuzu söylediniz,
bir müşteri olduğunu düşünmüştünüz. Ama araba dışarıda diğer yöne dönmüş
-ve gitmiş. -Evet.
Uyandığınızda ne yaptınız?
Buraya geldim ve ışığı açtım.
-Hangisini? -Dışarıdakini.
Geceleyin bütün alanı aydınlatıyor.
Kocam sağlıklıyken yazları burada yemek yerdik.
-Sonra ne oldu? -Sonra,
dışarı baktım araba çoktan ters yöne dönmüştü,
ancak arkadan görebildim.
-Arabalardan anlar mısınız? -Ben mi? Hiç anlamam.
-Ama onu arkadan gördünüz. -Evet.
Rengini hatırlıyor musunuz?
Bilmiyorum, hatırlamıyorum.
Yeşil, bej, beyaz olabilir.
Tek emin olduğum, koyu bir renk değildi.
-Mistretta'nınki gibi bir araba mı? -Doğru.
-Ama bunun onunla ne ilgisi var? -Yok.
Sadece Mistretta'nınki gibi bir araba arıyorum.
-Sağ ol, Angela. Kahve için de. -Bir şey değil.
-Hoşça kal. -Güle güle.
Komiser!
Taze bir yumurta ister misiniz?
Tabii.
Sağ ol.
Çok lezzetli.
-Sağ ol. -Teşekkürler.
-Komiser. -Günaydın, doktor.
Günaydın. Ne yapıyorsunuz burada?
Sizinle konuşmam gerekiyor.
Oturun.
Susanna ve ağabeyiniz nerede?
Yatak odasında, cenazenin yanında yasta.
Ne oldu?
Önce bir şeyi açıklığa kavuşturmalıyım.
Buraya resmi olarak gelmedim, ama gelebilirim.
-Anlamıyorum. -Cevaplarınıza bağlı olarak anlarsınız.
O zaman soruları sorun.
Gullotta yolunun hemen dışında yaşayan bir hastanız var mı?
-Traktörü ters dönmüş bir adam. -Evet.
Tamam.
İyi Kılavuz Kliniği'ni bilir misiniz?
Sorular bunlar mı? Tabii ki biliyorum.
Sık sık giderim. Hastalarımın listesini ister misiniz?
Hayır. Sadece Susanna'nın kaskının hastanızın evine giden patikada
bulunduğunu bilmenizi istedim,
buna karşılık çantasıysa İyi Kılavuz Kliniği'nin kapısının yakınındaydı.
-Bunu biliyor muydunuz? -Evet.
Nasıl biliyordunuz?
Gazeteler, televizyon… Hatırlamıyorum.
Hayır, gazeteler ve televizyon bundan söz etmedi.
Hatırladım, konuşmalarımızdan birinde siz söylediniz.
Hayır, doktor. Ben size bu cisimlerin bulunduğunu söyledim
ama yerlerini değil. Neden biliyor musunuz?
Çünkü sormadınız.
Bakın, size sormamamın sürüyle sebebi olabilir.
Nasıl bir ruh halindeydim farkında mısınız?
Örümcek ağının çok ince ipliğiyle
bir tür hikaye oluşturmaya çalışıyorsunuz.
Örümcek ağının ince ipliği mi?
Bu metafor ne kadar uygun bilmiyorsunuz.
Aslında, başlangıçta teorim ondan bile hassas
bir şeye dayalıydı. Yeğeninizin davranışına.
Eski erkek arkadaşı Francesco'nun bana söylediği bir şeye.
Susanna ondan neden ayrılmış biliyor musunuz?
Evet, bana söyledi.
Bu çok hassas bir konu ve isteksizce ele alıyorum.
Francesco ve Susanna bir çift olmalarına rağmen
-aralarında cinsel bir ilişki yoktu. -Buna hakkınız yok…
Bunun soruşturmayla ne alakası var?
Çok var, çünkü Francesco bana Susanna'nın kaçırıldığı gün
onunla buluşmak istediğini ve ilk defa seviştiklerini söyledi.
Açıkçası yeğenimin cinsel hayatının bununla ilgisini göremiyorum.
Bir daha soruyorum. Bunun ne önemi var?
Var.
Çünkü Francesco kızın bir tür önseziye kapılmış olabileceğini söyledi.
Ben önsezilere inanmam, yani başka bir şey olduğunu düşünüyorum.
Sizce neydi?
Bir veda.
Afrika'ya gitmek için başvuralı iki ay olmuştu.
İki ay.
Muhtemelen öbür fikir aklına o zaman geldi.
-Hangi öbür fikir? Bu çirkin söz… -Doktor, sizi uyarıyorum.
Hem sorularınız hem cevaplarınız yanlış.
Buraya kartlarımı açmaya geldim.
Şüphelerimi anlatmaya.
Ya da daha iyisi…
umutlarımı.
-Umutlar mı dediniz? -Evet.
Aşırı bir nefret kabiliyetinin
aşırı bir sevgi kabiliyetine dönüşmesi umutlarımı.
Susanna, o gece
eve farklı bir yoldan gittin.
Ama o titiz performansta tek bir ayrıntıyı gözden kaçırdın.
-Bir ayrıntı mı? -Evet.
Polaroid fotoğrafta, tankın kenarının hemen altında
bir çeşit çatlak var.
O ayrıntıyı büyüttüm, çatlak değilmiş.
Çatlak değil miymiş?
-O halde neymiş? -Bir şıra termometresi.
Tanınmaz halde, örümcek ağlarıyla kaplı.
Gözünüze görünmez halde, yine de orada.
Ve çürütülemez bir kanıt.
Villanız için bir arama emri istemem yeter.
Vay canına. Bu kariyerinizde gerçek bir ileri adım olur.
Bir kere daha hatalısınız ve beni sinirlendiriyorsunuz.
Bunu ne siz, ne kendim ne de kariyerim için yapıyorum.
Benim için mi yapıyorsunuz?
Hemşire annemi görmek istediğinizi söyledi.
Anlamak istedim,
zira dayından intikam alma planını orada kurdun bence.
Annenin yanında durarak geçirdiğin o korkunç, uzun gecelerden birinde.
Planın oradaki gecelerde şekillendi,
sonra da amcandan yardım istedin.
-Çünkü… -Söyleyin.
Çünkü Susanna hep Giulia'ya âşık olduğumu fark etti.
Ümitsiz bir aşktı,
yine de hayatımı yaşamama engel oldu.
Bu yüzden Peruzzo'nun imajını yok etme fikrini seve seve kabul ettiniz.
Son darbe para dolu çantanın yerine
kağıt dolu çantayı koymaktı.
Gitmeden önce,
o altı milyar liretin sizde kalmasına izin veremem.
Bizde mi?
Para artık burada değil.
Annemin borç verdiği ve geri alamadığı parayı bile tutmadık.
Para bölündü ve yurt dışına aktarıldı.
Şu anda yaklaşık 50 insani yardım kuruluşuna gidiyor.
Size listeyi gösterebilirim.
Hayır.
Gerek yok.
Şimdi gidiyorum.
Komiser.
Komiser!
Yarın cenazeye gelecek misiniz?
-Gelmenizi isterim. -Hayır.
Sadece umudumu boşa çıkarmamanı
umuyorum Susanna.
Alt yazı çevirmeni: Ulaş Apak
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.