Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
English
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
[su altı sesleri]
[rüzgar]
[gök gürültüsü]
[kalabalık mekan konuşmaları]
-[temizlikçi] Günaydın doktor hanım. -Günaydın.
-Günaydın. -Günaydın.
Taşımışım buraya kadar.
Erken demansa girdim. Nörolojiye mi uğrasam ben?
Ben de geçenlerde kettle'ın içinde makarna yaptım. Çok iyi oluyor.
Çok iyi oluyor, gerçekten.
[Umut] Pardon.
[kadın] Hocam, bu erkek olmak istiyor. Böyle, saçlarını falan kestiriyor.
Biz tamam diyoruz, 18 yaşına gelince...
[adam] Ben tamam demiyorum! Sen diyorsun tamam diye.
18 yaşına gelince ameliyatını olsun, ondan sonra ne istiyorsa yapsın...
Ele güne rezil ettiniz beni. Ne ameliyatı?
Sürekli mutsuz, görmüyor musun? Bizim de canımıza tak etti artık.
-[Şehnaz] Peki. -Belki sizden bir çare olur.
Peki, tamam.
Siz dışarıda bekleyin. Ben bir Esma'yla baş başa konuşacağım.
[Şehnaz] Çok özledim.
[Cem] Ben de özledim.
Sıcacıktır şimdi orası, değil mi?
-Evet. -Sıcacıksındır sen.
Hadi gel, rahatla biraz.
Ne yapacaksın?
Sarılacak mısın bana?
[Cem sessizce güler] Okşayacak mısın beni?
[fısıldayarak] Saçından ayağına her tarafına dokunuyorum şimdi.
Gel...
Benim kucağıma gel. Seni yatırayım, gel.
Hadi. Hadi gel.
Kalk.
Kalk.
[martı sesleri]
[ağır bahçe kapısı açılır]
[Asiye] Hey, bekleyin!
[duvara vurulur]
[duvara vurulur]
-Nasılsın anne? -İyi ki geldin kızım.
Kaşıntılarım arttı. Bir bakıver. Bir bakıver.
[anne sızlanır]
Sonra da iğnemi yaparsın.
Bak.
-Kızarmış, değil mi? -Evet.
[anne sızlanmaya devam eder]
Ay...
Sağ ol kızım.
[İngilizce rap müzik duyulur]
[Asiye şarkıya eşlik eder]
[adam] Doktor hanım, Yusuf hayvanları öldürüyor.
Bir gün Yusuf okuldan çıkınca, ben de arkasından onu takip ettim.
Okulun yanında küçük bir ağıl var.
Yusuf ağıla girdi, ben de arkasından girdim.
Küçük bir kuzu Yusuf'un kucağında, ağzı burnu kan içinde.
Fakat Yusuf'ta hiçbir üzüntü belirtisi görmedik.
Ben dayanamayıp biraz azarladım.
Sonra tabii biraz üzüldü, değil mi Yusuf?
[Şehnaz] Yusuf?
Ne yaptın kuzuya?
Niye yaptın?
Sinir oluyorum.
Peki.
[çocuklar gülüşür] [anlaşılmayan mutlu konuşmalar]
[kapı açılır]
Sana aldım.
Sen boyuna bakma, tamam mı?
Omzu oturduysa, beli oturduysa, onu kestiririz.
-Tamam? -[sessizce] Tamam.
Güzel oldu.
[duvara vurulur]
-İyi akşamlar anne. -İyi akşamlar kızım.
-[Yusuf] Nasılsın anne? -Eh işte.
-Nasıl oldun? -Belim kötü.
[anne] Hoca efendiyle konuştun mu?
[Yusuf] Anne, Allah aşkına etme şunun lafını ya. Hoca efendi, hoca efendi.
Yok hoca efendi!
Versene.
[fısıltıyla] Allah'ım ne olur, Allah'ım ne olur...
Allah'ım ne olur, yalvarıyorum, ne olur...
[Elmas tedirgin iç çeker]
[tedirgin iç çekişler devam eder]
Korkma.
Korkma benden, ne olur.
[Yusuf'un nefesi derinleşir]
[Elmas zorlanır]
[acıyla] Of!
[tuvaletini yapar]
[kısa kısa tuvaletini yapmaya devam eder]
[uzaktan araç sesi]
[kedi miyavlar]
Oğlum. Duman.
Gel oğlum.
Gel aşkım, gel.
Gel bir tanem.
Nasılsın oğlum?
Gel bir tanem.
Anne çok yoruldu. Anne çok yoruldu.
Yemeğini yedin mi sen?
Yedin mi sen yemeğini?
[porno film sesleri]
[porno film sesleri devam eder]
[yumuşak sesle] Ne zaman geldin?
Çok olmadı.
Niye ses etmedin?
Rahatsız etmeyeyim dedim.
-Gel. -Ay, Cem!
[Şehnaz sinirle iç çeker]
Dur, bak fena yaparım!
Ne yaparsın?
-Elimde kalırsın! -Ne yaparsın?
Dur!
Dikkat.
-Çorabımı da çıkar. -Hımm...
[Cem şehvetli sesler çıkarır]
[derin nefesler]
[su altı sesleri]
[yağmur sesi]
[yağmur sele karışır]
Ihh...
[sıkıntıyla iç çeker]
[duvara vurulur]
[dükkan kapısı açılır]
Annem dolma gönderdi.
Tamam, koy oraya. Bekleme, gelirken getiririm ben.
-Yufka istiyor. -İyi.
Gelirken ekmek getiririm ben.
Çok güzel koktu.
Nasıl beceriyorsun şu kokuyu çıkarmayı?
40 kere deniyorum ben, olmuyor böyle.
Şöyle...
Meşrebimde var diyelim.
Açım ben. Doyur beni hadi.
-Sen de şarap aç istersen. -Tamam.
Ya, şey... Rakı mı açsam?
Pomerol.
Tamam.
Akşam ne yapıyoruz yarın?
Ofisteyiz.
Ofise gelirsin. Sonra oradan hareket ederiz.
-Kimler geliyor? -Çocuklar var tam takım.
-Merhaba! -Merhaba!
[ofis sesleri]
[adam] Sonra konuşuruz. Bir de ikisi yan yana gelince de
-daha büyük anlam ifade ediyor. -[kadın] Evet, çok etkili oluyor.
[adam] İki eşit vadi birbirine bakan...
-Selamlar! -Merhaba, ne haber?
İyilik, sizden ne haber?
Cem, ne diyorsun bu slayta?
-Evet, projemizin ruhu bu. -Değil mi? Yaşasın ya!
[adam] Doğru, biraz daha uzatalım bunun önünü.
Şunların arasını biraz açalım.
-Ne haber? -Aa! Selam, nasılsın?
-Selam. İyi, senden? -Teşekkürler.
[adam] Buradaki yolun genişliğini biraz daha artıralım...
[kumru sesleri]
[polis arabası]
[gök gürültüsü]
[gök gürültüsü]
[anne] Nezahat'in şu çulsuz, sünepe oğlu var ya.
-Tilki Hüseyin mi? -He.
Her gün kadının kapısında, para para diye.
-Para para. Benden de aldı para. -Ne? Unut sen o parayı.
Biliyorum.
Karısı da dört aylık hamileymiş.
Duymadın mı?
Ben ne bileyim anne? Hüseyin'in çocuklarını mı sayıyorum?
Ayranı yok içmeye... Ya Rabbim, sen bilirsin!
Hadi kızım, git börek getir.
[anne] Çayları da dök.
[sessizce] "Börek getir, çayları da dök!" Zıkkım iç!
Yufkacıdan aldığı lor peyniri de böyle çıktı işte.
Anne, sen niye Elmas'ı yolluyorsun lor almaya?
Bana söyle, ben alayım lorunu.
-Nasıl öğrenecek? -Yahu öğrenir, daha küçük.
Söyle, bana söyle. Yumurtanı da alayım lorunu da alayım. Her şeyini ben alayım.
Yollama kızı, yollama!
[Elmas gelir]
[gök gürültüsü]
Ver.
-Annemin. -Tamam.
[anne] Elmas! İşin bitmedi mi daha?
Az kaldı anne.
Hadi gel kızım! Bekletme kocanı!
Hallederim ben hemen.
Sabah yaparsın. Hadi kızım, gel.
[anne] Hadi gel, iğne de yapacaksın.
[dizideki kadın] ...vicdansız, iftiracı biri olamaz.
Onu kaybetmemek için yaptığımı anlamıyor ki.
[gök gürültüsü]
[dizideki adam] Çocukları da alacakmış. Ha, o kolaydı çünkü. Sıkar biraz.
[dizideki kadın] Ay, çok korkuyorum. Bu kötülüğü yapan daha neler yapmaz.
Ay! Elin soğuk.
Allah'ım, ne olur gelmesin. Allah'ım, ne olur gelmesin...
[sağanak yağmur ve fırtına]
Allah'ım, ne olur gelmesin...
[balkon kapısı çarparak açılır]
[anlaşılmaz parti konuşmaları]
-Ne haber? -[adam] Cem nerede?
İçki alıyor orada.
-Naz, ne haber? -İyilik.
-Sevgilin nerede? -Hangi sevgilim?
Bitmez o. Bitmez.
[chill out müzik]
[acı ve zorlanma sesleri]
[Yusuf nefes nefese]
[Yusuf] Soba geçiyor, kömür at.
Abdest al.
[pencere çarpar, süs şıngırdar]
-[kadın] Hadi! -[Asiye] Tamam, tamam.
Elmas!
Elmas!
Kız, ne yapıyorsun orada? Baksana.
Hey! Elmas.
Elmas!
Az baksana kız!
Hey! Uyudun mu orada, ne yapıyorsun?
[endişeli] Elmas!
Kızım, korkutma bak! Şaka mı yapıyorsun?
-[Asiye] Allah! Anne, bir baksana ya! -[annesi] Ne oldu?
[Asiye] Elmas'a sesleniyorum, cevap vermiyor.
[polis] Abi, içerideki şahıs eks.
Hemen merkeze anons geç. Bir ambulans göndersinler.
[polis] 6455 merkez. Bilinen adrese acil ambulans. Eks şahıs var.
Kapıya dokunma.
[kapı kilidini kırmaya çalışırlar]
[amir] Açıldı mı? Tamam.
[Asiye] Anne, ya bir şey olduysa ya?
[amir] Sen ne yapıyorsun burada?
-[Asiye] Biri bir şey yapsın ya! -[amir] Adın ne senin kızım? He?
Gel bakalım.
Gel. Sakin. Hadi bakalım, hadi bakalım.
Şöyle alın! Şöyle alın!
18 yaşında kadın hasta. Tansiyonu 9-6, 60'a 35.
Evet arkadaşlar! Biraz çabuk. Acele edelim.
-Benim komutumla. -[hep birlikte] Bir, iki, üç...
Hemşire hanım, hemen vitallerine bakalım.
-İsmi ne? -[amir] Elmas Karaali, doktor bey.
Elmas! Elmas!
-[doktor] Elmas, beni duyuyor musun? -[erkek hemşire] Ateşi 35, doktor bey.
[Umut] Evet, nedir?
[kadın hemşire] Nabzı 65/dk, hipotermisi var. 35 derece ateş.
Kan ve idrar alınamamış.
Elmas...
Elmas'tı, değil mi adın?
-Şehnaz Hoca nerede? -[hemşire] Haber verildi. Geliyor.
Elmasçığım... Hiç korkma, hiç korkma.
Hiç korkmana gerek yok. Canını yakmayacağız senin.
Bak, elimde iğne de yok.
Biz bu hemşire ablayla beraber senin tansiyonunu ölçeceğiz.
[Umut] Bir de ateşine bakacağız, o kadar. Hiç canını yakmayacağız.
[kapı açılır] Sakin ol...
Ancak gelebildim.
Acildeki doktorlar bahsetti biraz ama... Nedir durum?
Genel bir jinekolojik muayenesini yapmam gerekiyor.
Sana da soracaklardır. Adli vaka çünkü.
Ama önce biraz rahatlaması gerekiyor. Ben çok az co-operasyon sağlayabildim.
-[Şehnaz] Adı ne? -[Umut] Elmas.
Merhaba Elmas.
Ben Şehnaz Ateş Bilgin. Psikiyatristim.
Elmas, bazı zorlayıcı olaylar yaşamışsın.
Ama artık güvendesin.
[Şehnaz] Bak, burada hiç kimse sana zarar vermeyecek. Tamam mı?
Şimdi izin verirsen, hemşire hanım senin tansiyonuna baksın. Olur mu?
Hemşire hanım...
[Şehnaz] Sakin ol. Canın acırsa hemen söyle Elmas, tamam mı?
-[Şehnaz] Hiç canın yanmayacak. -[hemşire] Hiçbir şey olmayacak. Gel.
Canın yanarsa hemen söyle, hemşire hanım dursun.
[Umut] Elmasçığım, bu kolundakiler nasıl oldu, söyleyebilir misin?
Ha? Bu, kolundakiler...
Tamam doktor bey, bir tansiyonunu alsınlar.
[tansiyon aleti pompası]
Elmas.
Geç bakalım, otur istediğin yere.
Evinizde sıkıntılı bir olay yaşanmış, Elmas.
Anlatmak ister misin?
[Şehnaz] Hı?
Olaylar nasıl bu hale geldi?
Paylaşmak ister misin?
Tuvalete gitmek ister misin?
[Şehnaz] Hı?
Ben de gelirim seninle.
Hadi, gel bakalım. Gel.
[kapı açılır]
Gel.
Bir şey var burada...
Beni kendine çekiyor da, ne, anlayamıyorum.
Beni hep çocukluğuma götürür burası.
Bu Elmas'ın durumu hakkında ne düşünüyorsun?
Elmas'ın durumu...
Kollarındaki ekimozlar dışında, ben vücudunda darp izi görmedim.
Yırtıklar?
Yırtıklar taze. Onlar geceki ilişkiden.
Otopsi raporu ne zaman geliyor?
Vallahi, ben tutanakla birlikte
örnekleri yolladım ama gelmesi bir iki ayı bulur.
Ya, aman...
Ne bir iki ayı. Bekle ki gelsin.
Ya, ama... Karbonmonoksit.
-Öyle mi diyorsun? -Bence öyle.
[Şehnaz] Kocanla kayınvalideni kaybettin.
Korkmana gerek yok.
Hatırlamayabilirsin.
Kafan karışmış olabilir.
İnsan zor durumlar yaşadığında, zihni böyle oyunlar oynayabiliyor.
Ama bundan korkmana gerek yok. Burada güvendesin.
Ben sana yardım etmek için buradayım.
Kendinden bahsetmek ister misin bana biraz?
Baban ne iş yapıyor Elmas?
[Elmas derin nefes alır]
Peki. Kaç yıllık evlisin?
[sesi çıkmaz] İki...
-İki. -İki?
-İki yıl mı iki ay mı? -Yıl.
Yıl. Peki.
Kocan eve bakar mıydı?
-Cinselliğinizde... -Konuşmam bunları.
-Günah. -Tamam.
Tamam, peki.
Annen baban nerede Elmas, biliyor musun?
Görüşüyor musun onlarla?
Burada olduğundan haberleri var mı?
Gelsinler mi? Görmek ister misin?
Hı?
Gelsinler mi?
Annem gelsin. Babam gelmesin.
Annem de gelmesin.
[Şehnaz hafif müzik mırıldanır]
Bence daha güzel oldu.
♪ Seyret bak uçurum dağından ♪ ♪ Dümdüzdür vadi ♪
[kapı açılır]
[fısıldayarak] Geldin mi?
[fısıldayarak] Yok, ben değilim. Gelmedim.
Saat kaç?
İkiye geliyor.
Aradım, açmadın.
Hı? Aradım seni, açmadın...
Sessize almıştım, unutmuşum.
Unuttun mu?
Sen unuttum mu diyorsun?
-Cem misin sen? Sen misin? -Yok, bu ben değilim dedim ya.
Hadi gel, yatalım.
Hadi.
Gel bakayım. Gel, gel, gel.
Atla bakalım.
[kedi acıyla miyavlar]
[miyavlama devam eder]
[porno film sesleri]
[porno film sesleri]
[Şehnaz'ın nefes alışı derinleşir]
[kapı kapanır]
[duş sesi]
[kesik kesik ağlar]
[ağlaması artar]
İfade verecek misin kızım?
Elmas?
Anahtarlar üzerinde bulundu, biliyorsun...
Peki niye çıktın o gün balkona sen?
Kocan kötü mü davrandı yoksa?
Kayınvalidenin insülinini sen mi yapıyorsun?
Komşular da senin yaptığını söylediler
ve parmak izlerin bulundu iğnenin üzerinde ayrıca.
Ben yapıyorum.
-Peki o gün de sen mi yaptın? -Hı hı.
[telaşla] Hayır. Ben yapmadım.
Seni kim kilitledi balkona?
Kocan ölürken hiçbir ses duymadın mı?
"Anne, atarlanıyorum!" diyor. Oğlum, o ne demek öyle ya?
Doktor hanım, hastanız bozuldu. Ne yapalım?
[çığlıklar]
[hemşire] Savcı sorguladığından beri tuhaflaştı, durgunlaştı.
Sonra bağırmaya başladı. Kendine zarar veriyor. Biz yatıştıramadık.
Annesi de gelmiş, soruyor.
Savcı mı? Dur, bir anlayalım da ne olduğunu.
[çığlıklar devam eder]
Elmas, sakin.
[Şehnaz] Sakin ol yavrum.
[Şehnaz] Sakin. Tamam.
[Elmas'ın ağlaması sakinleşir]
Tamam, hepiniz çıkın dışarı.
Çıkabilirsiniz, tamam.
-[Elmas gürültüyle ağlar] -Şşş...
Elmas? Elmas?
Elmas...
Duyuyor musun beni?
Şşş...
Tamam...
Beni duyuyor musun?
Şşş. Tamam. Tamam.
Şimdi senden düzgün nefes almanı istiyorum, tamam mı?
Tut nefesini... Tut.
Yavaşça bırak. Evet.
Hadi, bir tane daha. Hadi bakayım.
Tut.
Bırak.
[Elmas, ağlayarak] Neden geldi o adam?
Niye soruyor onu bana? Ne yapmışım ben?
[çığlık atar]
[çığlık atarak] Çarşafları dümdüz yaptım! Böyle, böyle, böyle!
Her yeri temizledim!
Dümdüz yaptım. Böyle, böyle, böyle!
[sakinleşir] Kokuyor.
Çok kokuyor.
İkisi de çok kokuyor.
Para vermiyor...
...yapmayayım diye.
Sinirleniyor. Büyü yaptırıyor.
[hıçkırarak ağlamaya devam eder]
Al bakalım.
Annen burada, Elmas. Görmek ister misin?
[Umut] Burası da benim küçük cennetim.
Her sabah gelir atlarım buradan.
-Yaz kış. -[Şehnaz] Nereye? Buradan?
[Şehnaz] Değil tabii...
[Umut alayla güler] Oradan değil tabii. Şuradan.
[Umut kıkırdar]
[Şehnaz rahatlar] Ah!
Elmas o sabah...
...gerçekten kaynanasını ziyaret etmiş olamaz, değil mi?
Yani, sen inanıyor musun böyle bir şeye?
Deliller aleyhine.
Ama pekala kaynana da panikleyip
yanlış doz basmış olabilir kendine.
Sonrası kolay zaten.
Bazen çok küçük görünüyor gözüme.
Çocuk gibi.
[martı sesleri]
[mangal yakma sesleri]
-[Şehnaz] Fotoğraftaki kim? -[Umut] Annem.
-Güzel kadınmış. -Eyvallah.
Nerede yaşıyor şimdi?
Öldü.
Nasıl öldü?
Kederden.
Kederden derken?
Şuraya geçerdi, babamı beklerdi.
Kaptandı babam. Denizde hep.
O da geçerdi şuraya, beklerdi hep.
Gözünün bir yarısı...
...aydınlık.
Hımm...
Öbür yarısı, böyle,...
...bulut yürüyor gibi.
Hı...
Bu ikisi yan yana gelince...
Ne bileyim...
Tuhaf... Yani tuhaf adamsın.
Dr. Jekyll'la Mr. Hyde gibi mi?
Evet! Evet.
[sesini değiştirerek] Ben zaten böyle havalarda
önce bu mangalda birazcık hamsi çeviririm.
Sonra da biraz sevgililerimi çeviririm. Sonra da onları gömerim bodruma.
[sesli nefes alıp verir]
[uzaktan çocuk çığlıkları duyulur]
[çocuklar çığlık atar]
[gülüşmeler]
[telaşla nefes nefese]
[çocuk çığlığı]
[telaşlı nefes devam eder]
[Şehnaz] Ne var avucunda Elmas?
[Şehnaz] Hı?
Ne var orada?
Ne görüyorsun?
Göz.
Neden avucunda?
Çıktı.
Kimin gözü?
Benim gözüm.
Benim...
Gel bakalım. Kalk ayağa.
Şimdi rüyanı bana canlandırarak anlatacaksın, tamam mı Elmas?
Şöyle yapacağız.
Buradan nesneler seçeceğiz, tamam mı?
Onlara roller vereceğiz, konuşturacağız.
Sen yapacaksın bunu. Ben sana yardım edeceğim.
Tamam?
Çocukken oyun oynardık ya. Hani roller verirdik hani arkadaşlarımıza.
Onun gibi bir şey yapacağız. Ben sana yardım edeceğim. Tamam mı?
Şimdi, neredeydik demiştin? Neredeydin rüyanda?
-Köyde, evde. -Peki.
Bak bakalım buralara.
Bir nesne seç. O, köydeki evin olsun.
Öyle farz et onu, olur mu?
Bak bakalım etrafına. Nasıl bir köy eviydi bu?
Neye benziyordu?
Ne seçersin?
Ne yapıyorsun rüyanda?
Koştuk biz...
Koştuk, koştuk, koştuk.
Merdivenlerden çıktık.
Kim vardı?
Ben vardım.
Hadi kendini de seç.
Bak bakalım nesnelere.
Koy onu da masanın üstüne.
-Koşuyorduk dedin, değil mi Elmas? -Evet.
Kimle koşuyordun? Yanında biri vardı demek ki.
Küçük bir kızla.
Peki. Onu da seç bakalım.
-Kırmızı olacak. -Kırmızı.
Neden kırmızı?
-Elbisesi kırmızıydı çünkü. -Peki.
Tanıyor musun bu küçük kızı?
Kim?
Kardeşim.
Biz çekiştik.
Çekiştik. Her yerimiz çamur oldu. Koştuk eve doğru, üşüdük, koştuk...
...koştuk, koştuk, koştuk, koştuk!
Ne gördün Elmas? Ne var orada?
Ne var orada Elmas? Ne gördün?
Bir şey mi var orada? Bir şey görmüş gibisin sanki.
-Annem var. -Annen var.
Hadi, anneni de seç bakalım.
Seç bakalım anneni.
Annem.
Neye benziyor annen böyle Elmas?
Diken.
Diken.
Sonra ne oldu? Ne yaptınız annenle?
Annem çekti kardeşimi. Yürüdü, kapıya gitti.
Ben de gittim paltomu giydim. Gidiyoruz, dedi annem.
Sonra orayı gösterdi.
Ne var orada?
Battaniye var.
Nasıl bir battaniye bu peki? Ne renk? Neye benziyor?
Çirkin bir battaniye. Soluk, gri.
Hadi onu da seçelim.
Ne yapıyorsun bu battaniyeyle?
Yatıyorum.
Geç bakalım, uzan oraya.
Geç bakalım, uzan biraz.
Kapat gözlerini.
Ne ağlatıyor seni Elmas böyle?
Neye ağlıyorsun böyle?
Kim ağlatıyor seni?
Annem.
Annen.
Ne yaptı annen sana? Ne oldu?
Ölmüşüm.
Ölmüşüm ben.
Öldün, dedi.
Öldüğümü söyledi.
Burada...
Burada yatacaksın, dedi.
Nasıl geldin sen buraya peki? Ne oldu da buraya geldin?
Her şeyi yaptım. Dediği her şeyi yaptım.
Her yeri topladım. Her sabah.
Dümdüz yaptım çarşafları, dümdüz yaptım.
Her sabah.
Babam yüzüme bakmaz oldu.
Çok günah işledim ben herhalde.
Hep çok aptal olduğumu düşündüm.
Yoksa niye göndersinler beni?
Niye yapsınlar?
Ne oldu? Nasıl oldu da geldin buraya Elmas?
Nasıl geldin bu battaniyenin üzerine?
13 yaşındaydım.
Okuldan dönmüştüm eve.
Çok üşümüştüm. Çamur olmuştu ayaklarım.
Koştum, eve koştum. Sobanın yanına gittim.
Isınmak için gittim.
Annem fasulye kırıyordu.
Otur, dedi. Sobanın önüne otur, dedi.
Artık okula gitmeyecekmişim.
Okul yok, dedi.
Öyle karar almışlar babamla.
Evlenecekmişim.
İyi bir kısmet, dedi.
Sıkıntı çekmezsin, dedi.
Kırdı fasulyeleri, kırdı. Tek tek kırdı.
Bir kez olsun yüzüme bakmadı.
Devam etti fasulyeleri kırmaya.
Bakmadı bana.
Bana bakmadı. Bir kez bakmadı.
Gel bakalım.
Kalk ayağa. Kalk ayağa.
Anneni seçmiştik, değil mi Elmas? Hangisiydi annen? Al bakalım.
İstediğin sandalyenin üzerine koy. Evet.
Elmas'ı da al oradan.
Onu da koy bakalım.
Elmas'ın arkasına geç şimdi.
Gel sandalyenin arkasına.
Bak, bu Elmas, bu da Elmas'ın annesi.
Konuştur bakalım Elmas'ı. Bir ses ver ona.
Ne demek ister?
Annesine bak. Elmas'ın annesi yüzüne bakıyor.
Elmas ne söylemek ister ona?
Dök bakalım içini.
Konuştur Elmas'ı, hadi.
-Ne söylemek istiyor Elmas annesine? -Anne...
Anne...
Niye izin verdin gitmeme?
Konuş!
Geç bakalım arkasına.
Annesinin arkasına geç bakalım.
Annesi konuşsun. Ne diyor Elmas'a?
Elmas, konuşmasını istiyor annesinin. Ne diyor Elmas'ın annesi?
Gel, geç buraya bir daha.
Biraz daha dök içini bakalım.
Anne!
Niye bir şey söylemedin?
Niye gönderdin beni?
Nasıl uyudun o gece?
Konuş!
Konuşacaksın!
Gel bakalım. Konuşsun Elmas'ın annesi biraz. Gel.
Hadi bakalım. Bak, Elmas'ın annesi de mi ağlıyor acaba?
O da mı ağlıyor acaba?
Ne söylemek istiyor kızına?
Elmas...
Elmas...
Anne.
Geleyim mi ben?
He?
[sesini yumuşatarak] Gel tabii kızım. Gel.
Geleyim mi anne?
Gel kızım.
Sen ne yapacaksın oralarda zaten? Gel.
Anne...
[sandalyeyi tekmeler]
Babam...
O ne olacak?
Ne diyecek bana?
Ne diyecek kızım baban? Ne diyecek baban?
Gel sen, gel. Bir şey demez o.
Anne...
[öfkeyle] Sakın! Kardeşimi sakın!
Olmaz o!
Kardeşime dikkat ediyor musun?
Bak, iyi bak ona!
Sakın! Konuş! İyi bakıyor musun ona?
Merak etme kızım.
Karde...
Kardeşin, hayır, olmayacak öyle.
Korkma sen. Sen içini ferah tut.
Anne...
-[Şehnaz, şaşkınlıkla] Ha! -Nasıl?
Acayip yani!
-Çok acayip. -Çok güzel, değil mi?
Çok.
Nasıl döndü birden hava, değil mi, böyle?
Evet ya.
Bence senin için yaptı bunu.
[çığlıklar ve kahkahalar]
[Umut heyecanla gürler]
Oooo...
[çığlıklar ve kahkahalar devam eder]
[Umut] İşte bu! İşte bu!
Hah!
[şiddetli fırtına sesi]
[Şehnaz'ın nefes alışı derinleşir]
[zevk alışı artar]
[sesi yükselir]
[Şehnaz ağlamaya başlar]
[Şehnaz hıçkırarak ağlar]
[cep telefonu çalar]
[cep telefonu çalmaya devam eder]
Alo, Cem.
Dün gece fırtına vardı ya. Kesildi her şey.
Fırtına vardı dedim ya.
Benim hastaneye gitmem gerekiyor. Sonra konuşsak olur mu? Akşam...
...Skype'tan arayayım ben seni.
Tamam.
[röntgen cihazı sesi]
[röntgen cihazı sesi]
[Şehnaz] Kaç yaşındasın Elmas?
18.
Bu, elimdeki rapor daha küçük olduğunu söylüyor ama.
Hangisine inanmam lazım? Sen söyle bana, hadi. Hı?
Doğumda mı öyle yazıldı?
Elmas...
Yaşın eğer gerçekten küçükse, bu sana çok yardım edecek.
-Öyle değil. -Öyle Elmas.
Doğumdan değil.
Hımm...
Ne zaman peki?
Ne zaman öyle yazıldı?
Hadi söyle.
Korkma, söyle.
-Söyleyemem. -Neden?
Yemin ettim.
Söylememen için yemin mi ettin?
Kim yemin ettirdi?
[iç çekerek] Babam.
Peki.
Doğumda yazılmadıysa, doğumdan sonra öyle yazıldı o zaman.
Evlenmeden önce mi öyle yazıldı acaba?
Hı? Öyle olabilir mi?
Nasıl oldu bu? Kim yaptı?
Babam.
Nasıl yaptı?
Mahkemeye çıktım.
Ne oldu mahkemede, hatırlıyor musun? Ne dediler sana?
Ne sordular? Ne söyledin?
-Bak, ben yalan söylemedim. -Söylemedin.
-Benim hiçbir kabahatim yok. -Evet.
Ben mahkemeye falan, hiçbir şeye çıkmak istemiyorum.
-Ben buradan defolup gitmek istiyorum! -Çıkmayacaksın.
-Ben yalan söylemedim! -Söylemedin.
Sen bunun için mahkemeye çıkmayacaksın.
-Çıkmayacağım. -Evet.
Senin bir suçun yok.
-Yok. -Tamam.
Korkma.
Hadi bana evliliğinizden bahset biraz.
Neyini anlatacağım?
Nasıl biriydi kocan? Sana iyi davranır mıydı?
Ne hissediyordun?
Sığıntıydım.
Duvarlar...
Duvarlar üstüme üstüme gelirdi.
Nefes alamazdım.
Dua ederdim "Allah'ım, gelmesin.
Ne olur bugün gelmesin. Ne olur gelmesin!"
Ben de kokmaya başladım.
Kanadı altım. Kanadı, kanadı, kanadı!
-Kanadı, kanadı... -Şşş...
[Elmas, sıkıntıyla] Uf!
Ver onu bana. Ver bakalım onu. Bu saati yerine koyalım, olur mu?
Hadi bana o geceden bahset.
Bak, ben hiçbir şey bilmiyorum. Hiçbir şey hatırlamıyorum.
-Hatırladığın kadarını... -Bana Allah aşkına sorma şunu!
-Fırtına vardı. -Hep...
Fırtınayı hatırlıyor musun? Fırtına vardı o gece.
Hatırlıyor musun fırtınayı?
-Fırtına vardı... -Evet.
Fırtına vardı.
Ne gördün Elmas? Hadi anlat bana.
[gök gürültüsü, yağmur]
[fırtınadan kapı açılır]
Soğuk.
[martı çığlıkları]
[titreyerek nefes alır] [martı çığlıkları devam eder]
Ne görüyorsun Elmas? Anlat bana hadi.
-Ne görüyorsun? -[acıyla] Of!
Geldi...
Uf!
Uf!
Pençeleriyle kollarımı tuttu.
Kalktım.
-Hı hı. Nereye? -Sobaya...
Sobaya gidiyorum.
Belim ağrıyor. Belim...
Kömür...
Banyo... Banyoya gidiyorum...
Ah!
...abdest alacağım.
Ne gördün Elmas orada? Ne görüyorsun orada?
Bakıyor. Uf!
Kıpkırmızı.
-Korkuyorum. -Kim o, Elmas?
-Orada o... -Kim o? Kocan olabilir mi acaba?
Abanacak öyle üstüme diye korkuyorum.
Kaçtım ben.
[zorlanarak] Ah!
-Allah'ım, affet! -Şşş.
Allah'ım, affet! Allah'ım, affet! Balkona kaçıyorum.
-Allah'ım, affet! Ne olur affet Allah'ım. -Tamam. Sakin ol.
Tamam.
[dalga sesleri]
[rüzgar sesi]
[fırtına sesi]
[ağlama sesi]
[ağlama sesi]
[rap söyler]
[kapı açılır]
Risotto pişti. Geliyor musun?
Tamam, geliyorum.
[kapı kapanır]
Kes artık şunu! Tamam.
Yeter ya! Yeter, tamam!
-Neymiş keseceğim? -Şu oyunu kes artık!
-Oyun oynayan sensin. -Ben oyun falan oynamıyorum.
Fırtına diye yutturmaya çalıştığın oyun!
Ne fırtınası ya? Ne fırtınası?
Yaklaşma bana, gelme.
Tamam. Tamam, bitti. Bitti.
Zamanı geldi artık, tamam mı?
Duydun mu beni?
-Anladın mı ne demek istediğimi Cem? -Hayal kırıklığım.
-Hiçbir farkın yokmuş, bunu anlaman... -Sadece senin hayal kırıklığın mı ya?
Ben ne olacağım ya? Ben ne olacağım? Ben ne yapayım daha? He?
Orospun mu olayım ben senin? Kölen mi olayım? Ben ne yapayım?
-Bu dediklerin hiçbir şey ifade etmiyor! -Her şey senin yörüngende dönmüyor!
Ah! Yeni bir yörünge mi buldun?
Bak, yine aynı şeyi yapıyorsun ya! Aynı şeyi yapıyorsun yine.
Ne yapmamı istiyorsun?
Sen ne zaman gerçekten seveceksin ya?
Sevilmedim mavalını atma bana. Lütfen!
-Lütfen! -Keşke sevseydin.
Keşke kendi bedenini beni sevdiğin kadar sevseydin!
Siktir git Şehnaz!
Bak, elimden bir kaza çıkmadan çık git buradan!
Merak etme, gidiyorum zaten. [çığlık atarak] Bırak! Bırak!
Hiçbir yere... Hiçbir yere gitmiyorsun.
Ne sen ne ben. Kimse çıkmıyor bu kapıdan.
Bırak!
Nefret ediyorum senden! Senden nefret ediyorum!
Nefret ediyorum senden!
Sen bana vuramazsın! Sen bana vuramazsın!
Ben sana ne dedim? Ben sana ne dedim?
Burada kalacaksın, dedim sana!
-Kalmayacağım. -Hiçbir yere gitmiyorsun.
-Kalmayacağım! -Hiçbir yere gitmiyorsun!
Kalmayacağım!
[saat bir kez vurur]
[kuş sesleri]
[ağlama kahkahaya dönüşür]
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.