Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
English
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romansh
Runyakitara
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
Garson. Bir kola ve bir tavuk salatası lütfen.
Teşekkür ederim.
- Affedersiniz. Saatiniz var mı? - Altıyı on sekiz geçiyor.
Kendime başıma da bir tahminde bulunabilirdim.
Saatinize bakmak size zor geliyorsa bunu söyleyebilirsiniz.
Benim bu tür kurnaz yapmacık işlere ihtiyacım yok.
Doğru tahmin etti.
Benimki yirmi geçiyor.
Ben azıcık hızlıyım.
Buna inanabilirim.
Saati her zaman saatin olmadan mı söylersin?
Bir zamanlar bir saatçiyle fikir ayrılığı yaşadık.
O zamandan beri saatleri boykot ediyorum.
Bu olmadan yapamam.
Manevi değeri çok yüksektir.
Nişanlınızdan bir hediye mi?
Eski bir nişanlım.
Bunu da şimdiki nişanlım verdi. Nişan hediyesi olarak.
Birkaç gün sonra evleniyoruz.
Doğru kız iyi karar.
Yoksa onu gördünüz mü?
Ama bu mümkün değil.
Trene bindiğimizden beri kompartımandan çıkmadı.
Orada oturuyor ve pencereden dışarıyı seyrediyor.
Saatlerdir..
Onun dışarıda ne gördüğünü bilmiyorum..
Telefon direkleri, toprak, çiftlikler ve daha fazla telefon direkleri.
Bu beni felaket sıkıyor.
Gerçi Büyük Kuzeybatı'yı takdir etmediğimi sanmayın, Bay..
Doktor Valonius.
Nasılsınız? Ben Marie Kembar.
Gerçek şu ki trenler beni sıkıyor.
Bir şey olduğu yok.
Pencereden dışarı bakmaktan başka yapacak bir şey yok. Çok monoton.
Bir istasyondan trene biniyorsunuz..
sonra motor öfleyip püflüyor ve bir başkasına binmenizi sağlıyor.
Çok zaman alıyor. Çok fazla zaman harcıyor.
Bu geziyi özellikle heyecan verici buluyorum.
Bu rotayı ilk defa gidiyorum.
İlk sefer her zaman heyecan vericidir.
Kişi ne yaparsa yapsın.
Yüksek hızla bir viraja yaklaşıyoruz.
Şu tırnak törpüsü. Çok keskin. - Yani?
O güzel parmaklarınızdan birini incitebilirsiniz.
Siz bir doktorsunuz. Biraz doktorluğa ihtiyacım var.
Onursal doktorluk Ben tıpla uğraşmıyorum.
Zavallı parmağım.
Bana bu rotayı ilk kez geçtiğinizi söylemiştiniz.
Bir viraja yaklaştığımızı nasıl anladınız?
Sizi zamanında uyarmıştım.
Uyarılara asla kulak asmıyorum.
Ayrıca bunun olmasına sevindim.
Bu monotonluğu kırsın da.
Ben çok güçlüyümdür.
Belki de çok inatçıyım.
Uyarıları dinlemem pek.
Ne zaman dinlesem.
Bir kulaktan girer.
Diğerinden çıkar
Bu iyi değil.
Size güçlü bir kadını anlatayım.
Ne istediğini biliyordu ve..
Nasıl elde edileceğini bildiğini sanıyordu.
Bana benziyormuş.
Bir tehlike konusunda uyarılmış mıydı? - Evet.
Bir trendeydi.
Devam etmesi konusunda uyarıldı ama...
Bir kulağından girdi..
Diğerinden çıktı.
Tren Clayburgh kasabasına yaklaşırken.
Saat dokuzu geçiyordu.
"Bir adam dışında istasyon bomboştu."
"Basit ve mutlu bir hayat sürmeye çalışan bir adamdı."
"Hayatın ne basit ne de mutlu olduğunu keşfetti."
"Kız."
"Uyarılan kız."
"Hayatını karmaşık ve perişan hale getirdi."
Beni sıradan biri gibi terk edemezsin..
Herkes binsin.
"Fakat dikkate alınmayan uyarıdan pişmanlık duymaya pek fırsatı olmadı."
Treni mi kaçırdınız bayım?
Sorun nedir? Yaralı mısınız?
Kanıyorsunuz.
O büyük torbayı trene koyarken yaralanmış olmalısın.
Tanrım yapış yapış.
Bir doktora görünmelisin.
Doktor Arnold'a git. Postanenin yakınında oturuyor.
Kesinlikle çok fazla kan var.
Belki de bağlasan iyi olur. Turnike yap.
Michael.
- Michael. - Sus. Annem.
Geceleri gelip trenleri izlememi istemiyor.
Hiçbir şey söyleme.
Buraya gel.
Buraya saklanalım.
O torbayı neden trenin arkasına koydun?
Paketler için bagaj vagonu var.
Trenin arkası insanlar içindir.
Michael. Seni bulacağım.
Beni bir dakika bile rahat bırakmıyor.
Sürekli başıma bir şey gelecek diye endişeleniyor.
Bebek gibi davranılmayacak kadar büyüğüm.
Bana her zaman eve nasıl yaralı bir halde taşınacağımı anlatıyor.
Ondan önce eve gitsem iyi olur.
Üzgünüm turnike konusunda yardımcı olamayacağım.
Git ve Doktor Arnold'u gör. Hoşçakal.
Hey.
Merhaba dostum.
Köprü sular altında.
Bu şekilde geçemezsin.
Atla.
Belki 77'den geçebiliriz.
Nehir Portland'a kadar taştı.
Eriyen kar yüzünden.
Aslında kışın oldukça güzeldir.
Özellikle Noel zamanı.
Sonra baharda kar erir ve yağmur gelir.
Bunda hoş bir şey yok.
Uzaklara mı gidiyorsun?
Hayır. Uzak değil.
Şanslısın ki ben geldim.
Köprüyle ilgili haberleri yapmak zorundayım.
Aksi halde çoktan yatakta olurdum.
Clayburgh Bülteni.
Ben muhabirim, yayıncıyım ve editörüm.
Tek kişilik bir organizasyon.
Ben McFee.
Dunlap.
Dunlap mı?
Dunlap mı?
Hayır. Hiçbir Dunlap tanımıyorum.
Kuzeye mi gidiyorsunuz?
Evet.
Çılgınlık.
Çok fazla kar geliyor.
Eğer yola çıksaydım güneye giderdim.
Bugünlerde gece yola çıkan arkadaşlar hakkında çok şey okuyoruz.
İlk önce sürücünün kafasına vuruyorlar.
Parasını ve arabasını alıyorlar.
Sonra kaçıyorlar.
Hey.
Uyan.
Ne kadar geldik?
Bilmiyorum. Hâlâ 77'de olup olmadığımızı bilmiyordum.
77'ye hiç giremedik.
Burası Clayburgh.
Bazı yollar tıkanmıştı, ben de geri döndüm ve arabayı sürmeye devam ettim.
Uyanık kalmalı ve sürmeliydim.
Geç saatlere kadar ayakta kalmaya alışamıyorum.
Zaten sel hakkında yeterince haber yaptım.
Burada mı kalacaksın?
- Zaten başka bir yere gidemezsin. - Otel nerede?
Otel mi?
Atla.
Bayan Mitchell'a seni McFee'nin gönderdiğini söyle.
Eski bir arkadaş.
- Getirdiğin için teşekkürler. - Seni pek ileri götüremedim ama..
Yarın daha iyi olur belki.
Peki iyi geceler.
İyi geceler.
Evet?
Bay McFee bir odanız olduğunu söyledi.
Bir odam var. Ama kiralık değil.
Affedersiniz.
- McFee dedi ki.. - Bayan Mitchell'i görün.
Belki bir odası vardır.
İçeri gelin.
Thelma Teyze.
Nehir kenarında mı ıslandın?
Evet.
Bu kasaba nereden baksanız yıpranmış durumda.
Thelma Teyze, bir dakika buraya gelebilir misin?
Ben üşütmedim. - Gelin.
Ruth. Bir kez bile hapşırmadı.
Artık yatması gerektiğini düşünmüyor musun?
Hasta bir çocuğu kucağıma almayacağım.
Hayır, yapma.
Burada kal ve boğazına ilaç sık. Açık.
Gıdıklanıyor.
Burada kal ya da trenleri izlemek için gizlice dışarı çıktığın için sana söylediğim şeyi yaparım.
Yapmadım.
Böyle yalan söylersen büyüyünce haydut olursun.
Eğer tren istasyonuna gitmediysen neredeydin?
Pekala.
Kanıtım olana kadar hiçbir şey yapmayacağım.
Eğer yalan söylüyorsan, ah oğlum, aç ağzını.
Bu adam McFee'nin onu bir oda için gönderdiğini söyledi.
- Selden dolayı burada kalmış. - Ah bu çok kötü.
Ama eğer McFee'nin arkadaşıysanız, Sanırım sana bir oda bulabiliriz.
Bu Bayan Mitchell.
- Dunlap. Harold Dunlap. - Nasılsınız?
- Ben Jean Maxwell. - Merhaba.
Şimdi seni evin neresine yerleştireyim?
Peki iyi geceler. Ben yatmaya gidiyorum.
Biraz okuyacağım.
İyi geceler hayatım.
Yukarı çık. Soldaki ilk kapı.
Çamaşır dolabından bir havlu al.
Onu bulana kadar kapınız açık olsun. Oralarda bir yerde..
Aman Tanrım.
O ıslak kıyafetlerden kurtul. Ruth sana yardımcı olsun.
Daha sonra bir fincan çay içmek için aşağıya gelin.
Aman Tanrım, sen... aşağıya inecek giysin yok.
sana Willy'nin iş pantolonunu vereyim.
Sana uyar ve o bunu umursamaz.
Şu anda nehir kenarına kum torbaları yığıyor.
Hala burada mısın?
Sana yatmanı söylemiştim.
Gidiyorum.
Aman tanrım. Bay Dunlap'ı Mike'ın odasına koydum.
Kısa süreliğine paylaşmaları gerekecek.
Ama sadece tek bir yatak var.
Mike nerede uyuyacak? Yerde mi?
İyi anlaşacaklar. Bir bebek karyolası koyayım.
Vay be. Karyola.
- Bay Dunlap'a söyleyeceğim. - Çayı ben taşırım.
Teşekkür ederim.
Bay Dunlap.
Bay Dunlap.
İçeride birini görüyorum.
Bay Dunlap.
Size sıcak çay getirdim.
Çok teşekkürler.
Ama fikrimi değiştirdim.
Yine de teşekkürler.
Başım feci ağrıyor.
Sadece biraz uykuya ihtiyacım var. Hepsi bu.
Tabii. Elbette. Uyku baş ağrısına iyi gelir.
Bir de aspirin alın. Sabah kendinizi daha iyi hissedeceksiniz.
Şu çayı içer misin? Bay Dunlap'ın başı ağrıyormuş.
Mike'ın karyolada uyumayı sorun edeceğini sanmıyorum. Değil mi Mike?
Çok severim.
Gerçekten oldukça rahattır. Ben de orada sık sık uyudum.
Yatak takımını alayım.
Kim var orada?
Bir kutu bira iç ve tekrar uyu.
Ne yapmak istiyorsun, Bütün evi uyandırmak mı?
- Elinde ne var Willy? - Barney sus.
Bira mı?
Birkaç yıl önce nehir taştığında yanımdan geçerken bir kasa burbon yakaladım.
Ben hiçbir şey görmedim. Mantar bile yok.
Seni cimri yaşlı serseri.
Bana bir kutu bira ver.
Sana hiçbir şey vermeyeceğim.
Sadece minik bir kutu.
Sana hiçbir şey vermeyeceğim.
Bu sana göre değil.
Gidip kendine bir kasa burbon al ve onu iyice sakla.
Onu saklamam gerektiğini biliyorsun. Bayan Mitchell evde içki içilmesini onaylamıyor.
Öyle değil mi?
Peki dinle.
Bir kutu bira istersek bizi kim durduracak?
Ayrıca.
Bayan Mitchell ve ben tıpkı..
Sadece... aynen böyleyiz.
Evet efendim. Ve herhangi bir şey yapmak isteseydim..
Mesela şimdi.
Kendime soğuk bir parça tavuk almak isteseydim.
Buzdolabından.
Buz kutusu ya da.
Onu alıyorum.
Ne zaman bir şey yapmak istersem.
Sorun değil.
Bilirsin.
Eğer burada bana iyi davranılmazsa taşınacağımı biliyor.
Aynen böyle.
Ah ver şunu bana.
Sen sadece burbon şişelerindeki mantarları nasıl çıkaracağını biliyorsun.
Bu erkek gerektiren bir iştir.
Bir şey bilmek ister misin?
Yaşlı kızı küçük parmağımın etrafında çevirebiliyorum.
- Nasıl olduğunu bilmek ister misin? - Nasıl?
Onu öveceksin.
Ona güzel olduğunu söyle.
Büyük bir yalancı olmadan pohpohlama yapamaz mısın?
Bak Bud.
Kırk yaşını geçmiş bir kadına güzel olduğunu söylediğinde..
Sen yalancı değilsin.
Sen bir... hayırseversin.
Kadınlara nasıl davranılacağını biliyorum.
Hepsi bu.
Ve sözünü kesmeyeceksin. Kadınlar her zaman kadındır.
Bayan Mitchell.
Evet. Bayan Mitchell..
O kadar uzun süredir buradayım ki. Neredeyse buranın sahibi benim.
Peki. Devam edelim.
Bir kutu al. Bende yeteri kadar var.
Nehre düşerek mi bu hale geldin?
Hayır Bayan Mitchell.
Neyse, ikimize de birer tane var.
Ve .. elimizde çok şey kaldı.
Bir tane dene.
Ne?
Ah. Gerçekten çok çalıştık.
Bayan Mitchell.
Nehir eskisinden yarım metre daha yukarıda.
Allah Allah. Bu korkunç.
Gerçekten çok kötü.
Bir tür kabus gibi.
Tamam Willy.
Git ve yat.
Gitmiş
Mike. O gitmiş.
Sus Ruth. Herkesi uyandıracaksın.
Mike kanepede değil. Elbiseleri yok. Boğulacak. Biliyorum.
Boğulacak.
Sizi uyandırdığım için özür dilerim Bay Dunlap. ama Ruth'un oğlu gitmiş.
- Bunu hep yapıyor. - Lütfen Bay Dunlap.
Onu bulmama yardım edin. Eğer onu bulamazsak boğulacak.
- Peki. Onu bulmanıza yardım edeceğim. - Nehre gitti. Ben de geleceğim.
Hayır. Burada kalsanız iyi olur. Onu geri getireceğim.
Ama onu hiç görmediniz Bay Dunlap.
Gecenin bu saatinde dışarıda pek fazla erkek yoktur.
Çilleri ve ön dişleri ayrık olan uzun boylu bir çocuk.
- Onun dışında yakışıklıdır. - Onu bulacağım.
Eğer boğulduysa bu benim hatam.
Paltoya ihtiyacınız var mı?
Hayır.
Hey kedicik..
Yavru kedi.
Hadi kedicik.
Pisi pisi.
Hey pisi.
Hey pisi.
Beni korkuttunuz.
Sizin kedi olduğunuzu sandım.
Nehrin aşağısına mı gidiyorsunuz?
Birisine benzettim.
Herkes birisine benzer.
Evet. Nehrin aşağısına gidiyorum.
Benimle gelmek ister misin?
Gel. Birlikte izleyelim.
Bir daha nehrin taştığını görme şansın olmayabilir.
Oldukça heyecan verici.
Şey..
- Hadi. - Tamam.
Çok hızlı yürüyorsun. Bekle beni.
Mike. Neyse buradasın.
Şu berbat kedi beni çok korkuttu.
Onu buldum. Zaten eve geliyordu.
- Mickey. - Bana neden vuruyorsun?
Sadece yürüyüşe çıktım.
Sadece bir yürüyüş mü? Seninle işim bittiğinde yürümekte ya da oturmakta zorlanacaksın.
Onu bulduğunuz için teşekkürler Bay Dunlap.
Bu benim oğlum.
Hadi ama.
Şans eseri Bay Dunlap onu nehre düşmeden önce bulmuş.
İki dakika geçseydi parkın içinden geçmiş olacaktı.
Bu çocuk sürekli kayboluyor. Nerede o şimdi?
Neredeydin?
Söylediğin gibi banyoda üstümü değiştirdim.
Haydi, Mike. Yatağa gir. Hazır.
Küçük bir yanlış adım ve pencereden düşersin.
Senin sorunun ne? Yaşamaktan bıktın mı?
Bu nedir?
Onu uyandırmamak için patlamış mısırı sessiz bir torbaya koydum.
Yatağa git.
Babası kraker yerdi.
- İyi geceler. - İyi geceler.
Ve sabaha kadar yataktan kalkma.
- Ona göz kulak olur musunuz? - Merak etmeyin.
Eğer uyursa bana nasıl göz kulak olabilir?
- Bana bak.. - Haydi Ruth.
- İyi geceler - İyi geceler
İyi geceler.
Uyudun mu?
Henüz değil.
Uyumayı sevmiyorum.
Hey oğlum..
Şu anda yapabileceğin şeyleri düşün.
Eğer annem olmasaydı..
Eğlenmeme izin vermez.
İstasyondaki trenleri izlemek gibi.
Bilirsin.
Bu akşam orada gördüğüm birine benziyorsun.
Anneme İstasyonda olduğumu söylemeyeceksin.
Kaçtığımı filan.
İstasyonda değildim.
Her neyse.
Öyle olduğumu biliyorsun.
Annem altı ay harçlığımı vermeyecek.
Zor olacak.
Dayak yemekten hoşlanmıyorum.
Tanrım. Trenler harika.
Özellikle gece.
Büyük, uzun yılanlara benziyorlar.
Parlak derileriyle.
Ve ıslık çalıyor, tütüyor ve çıngırak çalıyorlar.
Acaip bir şey.
İstasyonda gördüğün şey neydi?
Sadece bir adam.
Trene bir torba gibi bir şey koydu.
Ve sanırım kolunu incitmişti.
Ya da kesmiş olmalı.
Bu yüzden mi gömleğimi çıkarırken beni izledin?
Sadece merak ediyordum.
Clayburgh'a pek fazla insan gelmez.
Ve tek yabancı sensin.
Burada yeni olan kişiyi kastediyorum.
Hala kolumu görmek istiyor musun?
Hayır. Zaten hiçbir şey fark etmez.
Aynı adam olsan bile.
Buraya gel.
Bu gece istasyonun yakınında değildim.
Clayburgh'a otostop çektim. Bunu hatırla.
- Elbette. Ama hiç kimse.. - Bak.
Üzerinde bir çizik bile yok.
Bunda da hiçbir şey yok.
- Evet güzel. Ama.. - Asla trenle yolculuk yapmam.
Onları izlemeyi seviyorum. Ama onlara binmeyi sevmiyorum.
İstasyonun nerede olduğunu bile bilmiyorum. - Evet.
Orada olmanın yanlış bir yanı yok.
Tabii annem gibi gitmeni istemeyen biri yoksa.
Birbirimizi ilk kez parkta gördük.
Elbette. Parkta.
Evet.
Ve beni annemden önce bulman büyük bir şanstı.
Beni büyük bir fırçadan kurtardın.
Clayburgh'a geldiğin için çok şanslıyım.
Söylesene..
Neden şimdi gizlice dışarı çıkıp nehrin kıyısına gitmiyoruz?
Tamam. Zaten uykum gelmeye başladı.
- İyi geceler. - İyi geceler.
Adın ne?
Harold.
İyi geceler Harold.
McFee'nin gönderdiği bu arkadaşın at gibi iştahı var.
Umarım çok uzun süre kalmaz.
Eğer öyleyse yanına oturacağım.
- Bay Dunlap gelmiş. Günaydın. - Günaydın.
- Merhaba Harold. - Merhaba Mike.
Yatak o kadar rahattı ki uyuyakalmışım. - Çok iyi.
Bay Dunlap, bu Ruth Bennett.
Dün gece tanıştık.
Evet.
Bu da yeğenim Jean.
- Onunla da dün gece tanıştık. - Evet doğru.
Size çok güzel bir sabah dilerim.
- Bu da Barney. - Tanıştığımıza memnun oldum.
Ve Willy.
Oturmaz mısınız?
Söylesene..
Giydiğin benim pantolonum ve gömleğim değil mi?
- Şey evet. Eşyalarım ıslanmıştı. - Bunları ona ödünç verdim Willy.
Bunları senden satın alayım. Ne kadar? - 4 buçuk dolar.
Willy.
Beş yıl önce bunları satın aldığında yalnızca 3 buçuk dolar ödemiştin.
Fiyatlar arttı.
Tamam.
İki dolar.
Ona bir dolar ver.
Satılmıştır.
Nerelisin?
- Kuzey. - Kuzey mi?
Greenfield'den mi?
Landsdowne mı?
Barton mu?
Helmville mi?
Barton.
Barton'u mu?
Bir zamanlar Barton'daki postanede çalışmıştım.
Her sokağı ezbere bilirim.
Nerede oturuyordun?
Orada çok uzun süre kalmadım.
Şeyde..
Orchard Caddesi'nde.
Orchard Caddesi mi?
Orchard Caddesi.
Tabii ki. Kağıt fabrikasının yakınında?
Ben doydum.
Artık kalkabilir miyim?
Verandaya çık ve verandada kal. Bir ayağını kıpırdatırsan..
Tamam. Tamam anne. Ben verandada kalacağım.
Bir parmağımı bile kaldırmayacağım.
Kapıları açın. Adamımız geliyor.
Merhaba McFee.
Tanrım bu küçük adam Fauntleroy'un kötü kardeşi.
Günaydın McFee.
Günaydın, günaydın.
Buyurun. Oturun.
Sabah bülteni geldi..
Kesinliklee.
Çaya geç kaldın. Kahve ılık.
Sevdiğin gibi.
Günaydın.
Günaydın canım.
Merhaba Westbrook.
Bana öyle deme.
Merhaba.
- Seni yanlış yönlendirmedim değil mi? - Hayır. Çok teşekkürler.
Daha iyi olamazdı.
Peki ya sel? Kötü haberler yoktur umarım.
Aynı.
Köprü çöktü.
Duba köprü yapmaya çalıştılar ama dayanmadı.
Akşam yemeği saatinde gidip tekrar bakacağım.
Trenler de geçemiyor.
Dün gece Limited'de kötü bir şey oldu.
Başka bir enkaz mı?
Limited'in böyle bir şey yapacağını biliyordum.
Michael'ı yüzlerce kez uyardım.
Sakin ol. Sakin ol.
Hiçbir şey mahvolmadı.
Bir kız hariç.
Bu herkesin başına gelebilir.
Bu dergi bunun gibi şeylerle dolu.
Bu sabah telgrafla hallettim.
Limited'de bir kız kendini öldürdü.
Onu arka platformda buldular.
Bir tırnak törpüsü ile.
Bunun gibi.
Tam kalbin içine.
- Birisi onu kalbine mi sokmuş? - Herhalde kızın tırnaklarını temizlemiyorlardı.
Nasıl olmuş?
Henüz bilmiyorum.
Yakınlarda bir yerde Seattle'da cesedi bulmuşlar.
Michael bunu duymalı.
Belki bu onun tren istasyonuna koşmasını engelleyebilir.
Bayan Bennett.
Bayan Bennett. Bırakın ona söyleyeyim.
Mike ve ben dün gece oldukça arkadaşlık yaptık.
Çocuğu korkutmanın bir anlamı yok.
Korkmuş olmalı.
O tek başına dışarıdayken korkuyorum, Allah bilir nerede.
Eğer korkutmak işe yarayacaksa, korkuturum.
Onunla konuşurum. Doğru davranacağını düşünüyorum.
O çocuğu pek iyi tanımıyorsun, değil mi?
Felaket bir oğlan..
Biraz disipline ihtiyacı var.
Onun ihtiyacı olan asıl şey ne biliyor musun?
Bir babaya ihtiyacı var.
- Gitmem gerek. - Beni bekle.
Tanıştığımıza memnun oldum Dunlap.
Onunla konuşurum. Tıpkı bir ağabey gibi.
Onu korkuttuğundan emin ol.
Çok tatlı bir adam.
Çok tatlı.
Sakin ol tatlım.
Mike'ın ağabeyi olmayı teklif etti. Babası değil.
Bu sözünü duymazdan geleceğim.
- Merhaba Mike. - Merhaba.
Mike. Annen çok sinirlendi.
Bu yeni bir şey değil.
Sana söylemeyi düşündüm.
Bir süre saklansan iyi olur.
Ben şimdi ne yaptım ki?
Vay anasını.
Bir şeyler için sürekli peşimde.
Sakinleşecektir ama belki de biraz kaybolsan iyi olur.
Hayır. Bu onu daha da delirtir.
Bunu aşacaktır. Merak etme.
Ama seni şimdi görürse hayır.
Burada, verandada kalsam iyi olur.
Tamam. İstediğini yap. Burada kal.
Burada kalmayı sevmiyorum.
Eğer hoşuna gitmiyorsa yapma.
Dinle bahse girerim bundan daha fazla eğlenebileceğin bir sürü yer biliyorsundur..
Burada oturup parmaklarını oynatıyorsun.
Elbette. Pek çok yer biliyorum.
Nehrin aşağısında.
Veya demiryolu raylarının yakınında.
Veya parkta.
Allah Allah.
Kesinlikle şu büyük ağaçlardan birine tırmanmak isterim.
Bütün kasabayı görebiliyorum.
Ve yollar, nehir ve her şey.
Bir ağacın tepesinden.
Neden gitmiyorsun?
Annem öğrenir.
Onda sihirli bir şeyler var.
Her şeyi öğrenebilir.
Evet. Ama daha sonra sakinleşir.
Bazen günlerce sinirli gezdiği olur.
Al şunu.
Akşam yemeği için kendine istediğin bir şeyler al.
Bir sürü şeker. Beğendiğin herhangi bir şey.
Hayır.
Onu gerçekten yakalayacaktım.
Sanırım annen istasyonu öğrendi.
- Ona söyledin mi? - Tabii ki değil.
Teşekkürler. Sen bir dostsun.
- Akşam yemeğine kadar uzak dur. - Tamam.
Bir gün ben de senin için aynısını yapacağım. - Tamam Mike.
Brezilya'nın bu yakasındaki en iyi kahveyi sen yapıyorsun Thelma.
Üzgünüm McFee. Cezve boş.
Bu durumda dükkana geri döneyim.
Ne çabuk hallettin.
Senin o oğlan bir daha trenlerin yanına yaklaşmayacak. Ona güzelce anlattım.
İzninle ben bunları alayım.
Teşekkür ederim.
Benim için buradaki işleri mahvedeceksin genç dostum.
Seni buradan daha hızlı çıkarmak için gidip köprünün üzerinde kendim çalışmayı düşünüyorum.
Keşke yapsaydın. Bugün ayrılmam gerekiyor.
Belki sen yapabilirsin.
Bir şey duyarsam seni ararım.
Herkese elveda.
Hoşça kal McFee. Sonra görüşürüz.
Jean sana ne oldu?
Benden beklenen şeyleri yapmayı sevmiyorum. Bu kadar.
Havamda olduğumda bunları kendim yapabilirim.
Şimdiye kadar duyduğum en güzel şey.
Başka bir kelime söylemeyeceğim. Kitabıma devam edeceğim.
Hangi kitabı okuyorsun?
Şu anda hiçbir şey.
Ama o kadar çok şey okudum ki.
Ve o kadar kolay görünüyorlar ki..
Kendim de bir tane yazmaya karar verdim.
Sen yıka. Ben kurulayayım.
Senin öyle bir tip olduğunu düşünmemiştim.
Değilim.
Bunu nasıl söylersin?
Kurulayacaksan kurula.
Belki sen o tipsin.
İlk seferinde haklıydın.
Nerelisin?
Bakmak. Eğer kurulamak istersen yıkamayı bitirdiğimde seni ararım.
Beni aramana gerek yok.
Tam burada olacağım.
Nereli olduğun pek umurumda değil.
Ama nereye gittiğini merak ediyorum.
Sadece gidiyorum. Ve ne kadar erken olursa o kadar iyi.
Umarım bunun gibi küçük bir taşra kasabasına gitmiyorsundur.
Biliyor musun, ben de zavallı küçük bir yetim kızım.
San Francisco'dan.
Eğer param olsaydı orada kalırdım.
Hiç çalışmayı denedin mi?
Evet. Denedim.
Senin gibi bir kız tanıyordum.
Yaptığı tek iş, sahip olduğu bir adamı çalıştırmaktı.
Kazandığı her doları ona harcadı.
Şanslı kız.
Tanıştığım her adamı perişan etti.
Ben artık bunları kaldıramıyorum.
Sen farklısın.
Diğerleriyle aynı değilsin. Bunu sen de görüyorsun.
Bir kız bir kızdır.
Aklım yerinde olarak konuşuyorum.
Gerçek şu ki bir adam yüzünden bu haldeyim.
Her şey iki buçuk yıl önce oldu.
Sanırım artık bu işi bitirmek üzereyim.
Tatlı bir adamdı ve birbirimize delicesine aşıktık.
Güneş her gün parlıyordu ama ay onu engelliyordu.
Sonra bir gün bir not buldum.
"Sevgilim, bu bir veda. Geri dönüyorum".
"Karıma".
Pislik herif evliydi. Bilmiyordum.
Kötü.
Sen ne durumdasın? Hepimiz arkadaşız. Bana her şeyi anlat.
Neden kaçıyorsun?
Eskiden tanıdığın kız..
Söylediğin kişi benim gibi miydi?
Bütün paranı mı harcadı?
Evet. Bütün dolarlarımı harcadı.
Umurumda değildi.
Sonra bir gün birkaç şey öğrendim.
Bildim. Evliydi ve sana bir not bıraktı.
Hayır. Benimle evlenmek istedi.
Ben de onu sevdim.
Neden bilmiyorum.
Oldu işte.
Her şey yolundaydı ve sadece birkaç gün önce.
Başka bir adamı sevdiğini öğrendim.
Onu terk ettin öyle mi?
Onu terk ettim.
McFee'nin bahsettiği trendeki kadın.
İyi olmuş. Onu çekmek zorunda değildin.
Böyle mutlu bir sonu nasıl bir kalemde savurmuş.
Senin gibi bir adamı nasıl harcamış böyle.
Çok tatlısın.
Özellikle dudakların hareket etmediğinde.
Neden bunu bir ara tekrar denemiyoruz?
Konuşma olmadan.
Artık iyi durumdayım. Bela aramıyorum.
Affedersiniz.
Dün gece eve getirdiğim biraları alacağım.
Benden başka kimse bu şeyleri sevmiyor.
Onları odaya götüreyim.
Yapacak bir şey yok.
Özür dileme Willy. Biranı istiyorsan al.
- Bir kutu ister misin? - Hayır teşekkürler.
Bu kadar yeterli.
Ama bir arkadaş gelebilir.
Biliyorum. Biranı kiminle paylaştığın umurumda değil.
Dün gece Mike'a teklif ettiğini duydum.
Ne yaptığımı bilmiyordum.
O çocuğun nesi var? Onu dışarıda gördüm ve..
Radyoda duyduklarımı ona anlattım, o da sanki onu silahla kovalıyormuşum gibi davrandı.
Ne duydun Bill?
Haberler işte.
Dün gece trende öldürülen kız hakkında.
Seattle'daki polis onun burası ile Landsdowne arasında öldürüldüğünü düşünüyor.
Bir kutu istemediğine emin misin?
Tekrar özür dilerim.
Neden birisinin oğluma yürüyüşe çıkabileceğini söyleyebileceğini düşündüğünü anlamıyorum.
Ne zamandan beri birisi ona bunu söylemek zorunda kaldı?
Gitmek istediğinde gider.
Bir ayağını verandadan kaldırmaması konusunda onu uyardım.
Evet. Ama öbür ayağı hakkında hiçbir şey söylemedin.
Evet?
Jean sen misin?
Hayatım.
McFee.
Mike burada.
O bir baş belası.
Burada takılırsa bir şeyleri kırar.
Kes şunu. Bir zamanlar sen de çocuktun McFee.
Neden basını yönetmene yardım etmesine izin vermiyorsun?
Sonuçta yaşlanıp şişmanladığında birilerinin görevi devralması gerekir.
Peki.
Peki. Onu akşam yemeğine kadar burada tutacağım.
Akşam yemeğine davetli miyim?
Tamam.
Dinle.
Yol hâlâ selden kapalı durumda. O adama söyle.
Güle güle.
Eğer bir şeyler düşünüyorsan düşün. Söyleyecek bir şeyin varsa söyle.
Dama oyunu gibi mi hissediyorsun?
Senin bir dama delisi olduğunu sanıyorum.
Sende seni ele veren bir şey var.
Hangisini istersiniz, kırmızı mı siyah mı?
Ayakta oynayamazsın.
Önce bayanlar.
Evet. Senin hamlen.
Senin için yapayım.
Gerçi bu şekilde kazanmam kaçınılmaz. Kendime karşı oynuyorum.
Kendini kandırma.
Kaybetmenin en iyi yolu budur.
Kendinle savaşınca kazanmış sayılmazsın.
Kaybettiğin yer burasıdır.
Zayıf bir hafızam var.
Şimdi kaybediyorum. Bir dahaki sefere ben kazanırım.
Bir nevi kitapları dengeliyor.
Sen kasabada bir günden az kaldın.
Ben iki buçuk yıldır buradayım.
Soru şu.
Hangimiz ayrılma konusunda daha endişeliyiz?
Sen mi?
Ben mi yoksa ikimiz mi?
Biliyor musun, bir kez çalışmayı denedim.
Belki tekrar deneyebilirim.
Bu gerçekten hoş bir düşünce. Gerçekten iyi.
San Francisco'daki eski işime geri dönebilirim.
İyi. Neden yapmıyorsun?
Golden Gate'i hiç görmedim.
Oraya vardığında bana resimli bir kartpostal gönder.
- Nereye göndereceğim? - Gerçekten gidiyor musun?
Bu tamamen sana bağlı.
Bana güvenme tatlım. Ben o adam değilim.
Harold.
Biraz düşündüm.
Denemesem bile.
Sen de biraz düşünsen iyi olur.
Sadece onu koruyor. Hepsi bu kadar.
Eğer ona gidebileceğini söyleseydi bunu yapmaya ne hakkı var?
Mike'a gidebileceğini ben söyledim. Jean değil.
Ona sen mi söyledin?
Neden bunu söylemedin?
Henüz geri dönmedi mi?
Hayır ama ..
Eğer onu sen gönderdiysen.. Sanırım sorun yok.
Onu hiçbir yere göndermedim. Ona sadece gidebileceğini söyledim.
Yapmamalıydım.
Ona karşı katı olmakta çok haklısın.
Çünkü nehre inmeyi takıntı yapmış.
Belki kendine zarar vermiştir.
Hatta derin suya düşmüş bile olabilir.
Çok endişeleniyorum.
Şu ana kadar hep geri geldi.
İyi olacak.
Dama oyununu denemek ister misiniz?
Hayır, teşekkürler. Bir kez denedim.
Carol.
McFee az önce aradı. Mike onunla birlikte. Akşam yemeğine evde olacaklar.
Bana söyleme.
Oh hayır. Ben sadece onun annesiyim.
Düşündün mü?
Hepsi tamamdır.
Bir dakika bekle.
Yollar hâlâ sel basmış durumda.
Öyle mi?
Köprü de hâlâ sel altında.
Başka bir tane inşa etmek bir günden fazla zaman alır.
Bak. Eğer gidersen nereye gideceksin? Burada kalmalısın.
Kaçacak bir durumun yok.
Ben hariç.
Akşam yemeğine dokunmadın Michael.
Aç değilim anne.
Peki. İstemediğin sürece yeme.
Gerçi Harold da pek aç görünmüyor.
Kimse istemediği sürece yemek yemek zorunda değil.
Sel nasıl gidiyor Bay McFee?
İyi.
Yardım ekipleri çalışıyor.
Kalbine manikür yaptıran kızdan haber var mı?
Hayır. Yeni bir gelişme yok.
Onun Seattle'dan yaklaşık beş saat uzakta öldürüldüğünü söylüyorlarr.
Landsdowne yakınlarında bir yerde.
Belki burada, Clayburgh'da bile olabilir.
Sorun şu ki.
Landsdowne'da kimse trenden inmedi. Veya burada.
Ama trenden inmiş olmalı.
Çünkü ayakkabılarının tabanı ıslakmış.
Trendeki hiç kimsenin ayakkabısının tabanı ıslak değilmiş.
Yani polis sıkışıp kaldı.
- Kimse onun indiğini görmemiş değil mi? - Hayır.
Ve daha da önemlisi..
Kimse kimsenin trenden indiğini de görmemiş.
Ve bu "başkası..
Cinayeti işleyen kişi.
Anne.
Şimdi Michael. Artık trenler hakkında konuşmayacağız.
Seninle yeni bir yöntem deniyorum.
Ne istersen onu yap. Yeter ki bana önceden söyle.
Yeni bir sayfa açıyoruz.
Ama anne.
Dün gece istasyonda..
Ne oldu? Sorun ne oğlum?
Yaralandın mı?
- Takıldım. - Sakin ol evlat.
Dr Arnold'u arasam iyi olur.
Hayır. Sorun değil. İyiyim. - Bir duble viski ister misin?
Ayak bileğim. Sanırım burktum.
- Yukarı çıkmama yardım eder misin? - Çıkıp yatağı düzelteyim.
Elbette, seni yukarı çıkaracağız tamam mı oğlum.
Şimdi sakin ol.
Bana kolunu ver.
Evet. Bu burkuldu.
Hey Mike.
Yukarı gel ve bana arkadaşlık et.
Burada kalmak istiyorum.
Hep aksisin.
Hadi.
Sadece bekle.
İşte oldu.
Yavaş.
İşte geldik.
Neredeyse tamam.
Yavaşça uzan.
- Umarım daha iyi hissedersin. - Teşekkürler.
Henüz şişmemiş.
Sıkıca sarılsa iyi olur.
İşte geldik.
Merhaba.
Michael bandajlamama yardım edecek. Teşekkürler McFee.
Önemli değil.
Sen burada kal ve Bay Dunlap'a arkadaşlık et.
Neyse yatma zamanı. Dün gece çok geç yattın.
Seninle aşağı inmek istiyorum.
Seni küçük bebeğim. Ne oluyor sana?
Sana bandaj olarak kullanabileceğin bir şey getireyim.
Mike bana yardım eder.
- Çok teşekkürler Bayan Bennett. - Rica ederim.
Eğer bir şeye ihtiyacın olursa Mike burada.
Sorun nedir Mike?
- Bir şeye mi kızdın? - Hayır.
- Sorun nedir? - Hiç bir şey.
Aşağıya inmek istiyorum.
Peki, eğer birine bir şey anlatmak istiyorsan..
onları buraya çağır.
Ben de duymak isterim.
Emin değilsin Mike.
Ya annen seni suçlarsa?
Bir kanıtın olmalı.
O kızı trene bindirdiğini gördüm.
Kolunda kan vardı.
Bir yerim kesilmedi.
Ama kız kan içindeydi.
Ayrıca.
Takım elbisen nerede?
Eğer sen değilsen bana takım elbiseyi göster.
Hepsi bu mu?
Tamam. Senin için alayım.
Omzuna yaslanayım.
Orada neler oluyor?
Şu Harold denen adam muhtemelen tek ayağı üzerinde zıplıyordur.
Bayan Bennett. Bayan Mitchell.
Çabuk buraya gel.
Mike arka tarafa doğru koştu. Onu durduramadım.
- Ayak bileğim. - O nereye gitti?
Ağaca tırmanmak için parka gideceğini söyledi.
Böylece nehirde neler olduğunu görecekmiş.
Havanın karanlık olduğunu ve düşebileceğini söyledim.
Ben onu durduramadan kaçtı.
O çocuğu kontrol etmek mümkün değil.
Yatağına dönsen iyi olur. Koluna gireyim.
Pekala. Ama Mike'ı da arasan iyi olur.
Herkes onu aramalı. Çok geç olmadan.
Aman Tanrım.
Oh evet. Haklısın.
McFee. Mike kaçtı.
Tekrar olmasın?
Lütfen onu bulmama yardım et. Ağaçtan düşebilir.
Bir ağaçta ne yapıyor?
Peki. Hadi gidip çocuğu bulalım.
Bir dakika bekle. Büyük fikir nedir? Tam da azanıyordum.
Haydi, parka gidelim. İlk önce oraya bakacağız.
Willy. Willy, sokaklarda aylak aylak dolaşıyor olabilir.
Sen istasyona git.
Bu nedir, bir grup mu? Tamam.
Jean.
Sen burada kal ve Harold'la ilgilen.
Uzun sürmez. Umarım.
Kaza taklidi yapmak oldukça beceriksiz davrandın.
Bunu neden yaptın?
Ara sıra yalnız kalmayı severim.
Ama yalnız değilsin hayatım.
Ben varım.
Neden o ayak bileği burkulması gösterisini yaptın?
- Sana nedenini söyledim. - Peki.
Unut gitsin. Tahmin edeyim.
Mike yerine sana bakmamı istemiş olabilirsin.
Bu yüzden mi onun tekrar kaçmasına izin verdin?
Evet.
Seninle birkaç dakika yalnız kalmak istedim.
Bu çok kolay olurdu.
Tek yapman gereken odama gelmekti. Boş ise bekleyebilirdin.
Sen aptal değilsin Harold.
Ben de aptal değilim.
Bir şeyler kurgulanıyor.
Ayrılmayı mı planlıyorsun?
Nasıl yapabilirim?
Her yer su içinde ve içecek bir damla bile yok.
Bu yüzden yatmak için giyinmişsin.
Takım elbisenle.
Dışarı çıkıp Mike'ı arayacaktım.
Bu, kıyafetlerini değiştirmek için oldukça iyi bir neden.
Tekrar denemek ister misin?
Haberi duyduğunu sanmıyorum.
Yaklaşık yarım saat sonra otoyol açılacakmış.
Rozetli ve defterli birkaç adam..
kelepçeleriyle buraya geliyor. Eyalet polisinden bahsediyorum.
Biliyorsun ben bunlardan biraz daha şüpheciyim..
Evde yetişen küçük kasabalılar.
Bir şey yaptın.
Ve sanırım ne olduğunu biliyorum.
Hayatım boyunca yanlış adamlara ilgi duydum.
Eğer ayrılmayı düşünüyorsan unut gitsin.
Şimdilik burada, Clayburgh'da kalacaksın.
Benim için.
Kimse trene bindiğini ya da indiğini görmedi. Sen özgür bir adamsın.
Seni gören oldu mu peki?
Seni kim gördü?
Eğer seni teşhis ederlerse işin biter.
Mike.
Yani o mu?
Seni trenden inerken gördü.
- Ona ne yaptın? - Henüz bir şey yapmadım.
Bir şey olmalı. Başka bir şekilde.
Konuşacak.
Ben de böyle düşünmüştüm.
Aklından neler geçiyor bilmiyorum ama ona dokunamazsın. Duyuyor musun?
Bazı kadınlar aradıklarını elde ederler.
Ama bir çocuğu öldüremezsin.
Oldukça berbatsın.
Hatta benim için çok kötüsün.
Ne yapmayı planladığını bilmiyorum ama bunu yapmana izin vermeyeceğim.
Çok tatlısın. O dudakların hareket etmediği zaman.
Mike.
Geri dön.
Sanki oradan geldi gibi. Bekle.
Hey Dunlap.
"Geri dön" diye mi bağırıyordun?
Evet.
Onu gördün mü?
Bu o.
Sen benden daha hızlı koşabilirsin.
Sana iyi haberlerim var. Yol açık.
Michael!
Harold Mike'ın peşinden koştu.
Onu fark ettik.
Birinin koşabildiğine sevindim.
Harold'un Mike'ın peşinden koştuğunu mu söyledin?
Bir geyik gibi.
- Gençken ben de koşardım. - Ama Harold'ın bileği burkulmuştu.
Odasına bile yürüyemiyordu.
Ruth. Ruth.
Zavallı yavrum.
Zavallı bebeğim. Bunu sana kim yaptı?
Bekle bir dakika.
Canım her şey yoluna girecek.
Bağladı..
- Beni bağladı. - Korkma.
Sakin ol Michael.
Benim peşimden geliyor.
Gitmeme izin ver. Beni öldürecek.
- Kimse canını yakmayacak. - Michael.
Bu olanlar için hayatının dayağını yiyeceksin.
Çocuğun korktuğunu görmüyor musun?
Korkarsa korksun. Onunla işim bittiğinde..
- Söyle, seni kim öldürmeye çalışıyordu? - Onu öldüreceğimi söylemedim.
- Bu işin dışında kalır mısın. - Kendi işine bak Thelma.
Kapa çeneni. Michael hadi. Anlat bana.
Söylersem beni döver.
Sana elini sürmeyecek. Sana söz veriyorum.
O gece istasyonda..
Yani .. istasyondaydın..
Evet canım. Devam et.
Bani dövmeyecek misin?
Bakarız..
Harold'ı gördüm.
O kızı öldürdü.
O kızı trene bindirdiğini gördüm.
Beni öldürmeye çalıştı.
Aman tanrım.
Şimdi o burada, parkta.
Neyse buradasın.
Senin gibi iri bir adam nasıl bu kadar sessiz hareket edebilir?
Kauçuk topuklar..
Mike'ı bulmuşsun.
Harold'a yetişemedim. Bir ok gibi koşuyordu.
Harold. Katil.
- Başına bir şey geldi mi? - Bir daha yalnız dışarı çıkmayacağım anne.
Katil mi?
Bana hemen söyle. Neler oluyor?
- Ben gazeteciyim. - Haydi McFee.
Biliyorum. Ama bana bir şey söyle.
Bütün okuyucularım buna güvenir.
En son haberler için bülten.
- Eve giderken sana anlatırım. - Biliyorum ama..
Bir şey mi unuttun?
Hayır. Unutmadım.
Mike iyi.
Yol açık.
Benim için değil.
Gidiyor musun?
Hayır.
Koşmaktan yoruldum.
Bilirsin.
Sen ve ben.
Evet.
Birlikte iyi olabilirdik.
Eğer trende kalsaydı..
şimdi hayatta olacaktı ve ben de özgür bir adam olacaktım.
Seattle'dan gelen şu polisler.
Yakında burada olurlar.
Olacaklardır.
Oldukça güzel bir hikaye.
Yakında duracağız.
Sakın inme.
Clayburgh.
Herkes binsin.
Çeviri : SEsubRIP
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.