Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
BU 4K RESTORASYON, CRITERION COLLECTION TARAFINDAN
33 MM HAM FİLMDEN OLUŞTURULDU. RENK ZAMANLAMASI, SONY PICTURES'TA
GROVER CRISP'İN DENETLEDİĞİ ÖNCEKİ BİR RENK SINIFLANDIRMASINA BAŞVURULARAK
YAPILDI VE YÖNETMEN MIKE NICHOLS ONAYLADI. YÖNETMENİN
ONAYLADIĞI 5.1 SURROUND SES REMİKSİ, 33 MM MANYETİK İZLER
VE CHACE AUDIO'DAKİ ORİJİNAL FİLM MÜZİĞİ KAYITLARINDAN OLUŞTURULDU.
Bayanlar ve baylar,
Los Angeles için alçalmaya başlamak üzereyiz.
Az önce iniş takımlarının açılma sesini duydunuz.
Los Angeles'ta hava açık.
Sıcaklık 22 derece.
Uçuşumuzu, planlandığımız gibi 4 saat 18 dakikada tamamlayacağız.
Bizimle uçtuğunuz için teşekkür ederiz.
Yakında tekrar görüşmek dileğiyle.
Lütfen el bandına tutunun ve sağ tarafta durun.
İlerlemek isterseniz sol tarafı kullanın.
AŞK MEVSIMI
Lütfen el bandına tutunun ve sağ tarafta durun.
İlerlemek isterseniz sol tarafı kullanın.
Lütfen el bandına tutunun ve sağ tarafta durun.
İlerlemek isterseniz sol tarafı kullanın.
Lütfen el bandına tutunun ve sağ tarafta durun.
İlerlemek isterseniz sol tarafı kullanın.
Lütfen el bandına tutunun ve sağ tarafta durun.
İlerlemek isterseniz sol tarafı kullanın.
Lütfen dikkat. Bu alanda park etmek
üç dakikayla sınırlıdır.
Lütfen aracınızı terk etmeyin.
Neyin var?
Misafirler aşağıda Ben. Seni görmeyi bekliyorlar.
Baba, onlara bir süreliğine
yalnız kalmam gerektiğini söyler misin?
Onlar bizim iyi arkadaşlarımız Ben.
Çoğu seni doğduğundan...
Doğduğundan beri tanıyorlar.
Neyin var Ben?
Ben sadece...
Endişeli misin?
Aslında...
Neyle ilgili?
Sanırım geleceğimle ilgili.
Ne olmuş?
Bilmiyorum.
Şey olmasını istiyorum...
Ne olmasını?
Farklı olmasını istiyorum.
Bir sorun mu var?
Hayır. Biz de şimdi geliyorduk.
Carlsonlar geldiler.
Öyle mi? Hadi o zaman.
Tarzana'dan geldiler.
Hadi, acele edelim.
İnsanın bu kadar çok sadık arkadaşı olması harika bir şey.
İşte ödüllü öğrencimiz de geldi.
- Seninle gurur duyuyoruz Ben. - Teşekkürler Bayan Carlson.
Dışarıdaki kırmızı fırtına yeni araba mı?
Ben'in mezuniyet hediyesi.
Onunla kaldırmakta zorlanmazsın.
Efendim?
Kızları, hatunları, piliçleri.
Sanırım Ben, piliç dönemini
geride bıraktı, değil mi Ben?
Evet efendim.
İzninizle. Bir şey kontrol etmek için
arabaya kadar gitmem gerekiyor.
Babası bir Alfa Romeo almış.
Ne olduğunu biliyor musun?
Yıldız atletimiz buradaymış
- Nasılsın yıldız atlet? - İyiyim Bay Loomis.
Bir içki alayım, bana şu Hopperman Ödülü'yle ilgili
her şeyi anlat.
- Halpingham. - Halpingham. Evet.
Burada bekle.
Ben.
Seninle çok gurur duyuyoruz.
Çok gururluyuz.
Şimdi ne yapacaksın?
Biraz yukarı çıkacaktım.
Geleceğini, hayatını kastetmiştim.
Bunu bilmek biraz zor.
Ben.
İzninizle.
Bay McGuire.
Ben.
Bay McGuire.
Benimle gel. Seninle konuşmak istiyorum.
Bize müsaade Joanne.
Elbette.
Teşekkürler.
- Çok tatlı. - Tebrikler Ben.
Ona bakınca inanamıyorum.
Gerçekten inanamıyorum.
Sana tek bir kelime söyleyeceğim.
Tek bir kelime.
Evet efendim.
- Dinliyor musun? - Evet, dinliyorum.
Plastik.
Ne demek istiyorsunuz?
Plastiğin geleceği parlak.
Bunu bir düşün.
- Düşünecek misin? - Evet, düşüneceğim.
Bu kadarı yeterli. Anlaştık.
İşte orada. Ben orada.
Bana bir dakika müsaade.
Dinleyin millet.
Herkes sessiz olsun.
Elimde Ben'in üniversite yıllığı var.
Ben'le ilgili çok güzel şeyler okumak istiyorum.
Lütfen sessiz olun!
"Kır koşusu takımı kaptanı, münazara kulübü başkanı,
üçüncü sınıfta okul gazetesinin yardımcı editörü,
son sınıfta yazı işleri müdürü."
Sanırım banyo burası değil.
Koridorun sonunda.
- Nasılsın Benjamin? - İyiyim, teşekkürler Bayan Robinson.
Banyo koridorun en sonunda.
Çok güzel bir oda.
Bakın. Bayan Robinson,
kabalık etmek istemem ama ben son derece...
Burada kül tablası var mı?
Hayır.
Doğru ya, yıldız atlet sigara içmiyordu.
Kız mı?
Ne kız mı?
Seni üzen her neyse.
Hayır. Durumlar canımı sıkıyor.
Genel olarak mı?
Doğru.
Neyse. Tebrik ederim.
Teşekkürler.
Benjamin.
- Sana bir şey sormak istiyorum. - Ne?
- Beni eve bırakır mısın? - Ne?
Arabayı kocam aldı. Beni eve bırakır mısın?
Arabamı alın.
Yabancı araba kullanabilir misiniz?
Hayır mı?
Hayır.
Gidelim.
Teşekkür ederim.
Rica ederim.
Lütfen içeri gelir misin?
Ne?
Işıkları yakana kadar içeri gel.
Neden?
Çünkü ışıkları yakana kadar güvende hissetmiyorum.
Kış bahçesine kadar önden yürüyebilir misin?
Karanlık bir eve girerken tuhaf hissediyorum.
Ama içeride ışık var.
Lütfen.
Ne içersin? Burbon olur mu?
Bakın Bayan Robinson, sizi eve getirdim.
Bunu memnuniyetle yaptım ama aklım başka yerde.
Anlayışla karşılar mısınız?
- Evet. - Pekâlâ.
Ne içersin?
Benjamin, böyle yaptığım için üzgünüm ama evde yalnız kalmak istemiyorum.
Neden?
Lütfen kocam gelene kadar bekle.
Ne zaman gelecek?
Bilmiyorum.
- İçki ister misin? - Hayır.
Yalnız kalmaktan hep bu kadar korkar mısınız?
Evet.
Kapıları kilitleyip yatsanıza.
Çok evhamlıyımdır.
Sana bir soru sorabilir miyim?
Hakkımda düşüncen ne?
Ne demek istiyorsunuz?
Beni eskiden beri tanıyorsun. Bir fikrin olmalı.
Her zaman çok iyi biri olduğunuzu düşünmüşümdür.
Alkolik olduğumu biliyor muydun?
Ne?
Biliyor muydun?
Bakın, ben artık gitmeliyim.
Otur Benjamin.
Bayan Robinson, kusura bakmayın
ama bu sohbet tuhaf bir hâl almaya başladı.
Eminim Bay Robinson
her an burada olur.
- Hayır. - Ne?
Kocam çok geç dönecek.
Birkaç saatliğine gitti.
Tanrım.
Anlamadım.
Hayır Bayan Robinson. Hayır.
Sorun ne?
Bayan Robinson, siz...
Yani siz benim...
Ne?
Yani böyle bir şey yapacağımı düşünmemişsinizdir.
- Nasıl bir şey? - Sizce nasıl bir şey?
Bilmiyorum.
Tanrı aşkına Bayan Robinson.
Geldik, beni evinize aldınız,
içki verdiniz, müzik açtınız.
Şimdi de kişisel hayatınızdan bahsetmeye başladınız.
- Kocam birkaç saat dönmeyecek diyorsunuz. - Yani?
Bayan Robinson, beni baştan çıkarmaya çalışıyorsunuz.
Öyle değil mi?
Hayır. Bunu düşünmemiştim.
Gururum okşandı.
Bayan Robinson, söylediklerim için beni affeder misiniz?
- Sorun yok. - Sorun var.
- Bir insana söylediğim en kötü şeydi. - Otur.
Lütfen beni affedin çünkü sizi severim.
Sizi öyle görmüyorum. Kafam karıştı.
Sorun yok. İçkini bitir.
Bayan Robinson, söylediklerim midemi bulandırdı.
Unut gitsin. İçkini bitir.
Benim sorunum ne?
Elaine'in portresini gördün mü?
Portresini mi?
- Evet. - Hayır.
Geçen Noel'de yaptırdık. Görmek ister misin?
Çok isterim.
Elaine'in odasında.
Elaine gerçekten çekici bir kız, değil mi?
Gözlerini kahverengi olarak hatırlamıyorum.
- Benjamin. - Evet.
- Bir dakika buraya gelir misin? - Oraya mı?
Tabii.
Elbisemin fermuarını açar mısın?
Sanırım yatacağım.
O zaman iyi geceler.
Açmayacak mısın?
Açmamayı tercih ederim Bayan Robinson.
Hâlâ seni baştan çıkarmaya çalıştığımı...
Hayır ama biraz tuhaf hissediyorum.
- Benjamin, beni yıllardır tanıyorsun. - Biliyorum ama ben...
Hadi. Yetişemiyorum.
- Teşekkürler. - Evet.
Neden bu kadar korkuyorsun?
Korkmuyorum Bayan Robinson.
O zaman neden kaçıp duruyorsun?
Çünkü yatacaksınız.
Burada olmamam gerektiğini düşünüyorum.
Daha önce kimseyi iç çamaşırıyla görmedin mi?
Gördüm ama ben...
Bakın. Şu an Bay Robinson gelirse ne olur?
Ne olur?
Çok tuhaf görünür, değil mi?
Bize güvenmez mi diyorsun?
Güvenir ama yanlış bir fikre kapılabilir. Herkes kapılabilir.
Neden kapılsın? Yaşım senin iki katın. Biri neden böyle bir şey...
Kapılabilirler, anlamıyor musunuz?
Benjamin, seni baştan çıkarmaya çalışmıyorum.
Biliyorum ama lütfen Bayan Robinson, zor bir durumda...
Seni baştan çıkarmamı ister misin?
Ne?
Bunu mu söylemeye çalışıyorsun?
Eve gidiyorum.
Söylediklerim için özür dilerim.
Umarım unutabilirsiniz ama eve gidiyorum.
- Benjamin. - Efendim?
Gitmeden cüzdanımı getirir misin?
Gitmeliyim. Özür dilerim.
Tekrar giyinmek istemiyorum. Getirir misin?
Nerede?
Koridordaki masanın üstünde.
Bayan Robinson.
Banyodayım.
Cüzdan burada.
Buraya getirebilir misin?
Size vereceğim.
Korkuluklara gelin de vereyim.
Benjamin, bu şüphelerinden çok sıkılmaya başladım.
Sıradan bir iyiliği de yapmayacaksan ne yapacaksın bilmiyorum.
En üstteki merdivene bırakıyorum.
Tanrı aşkına Benjamin, böyle davranmayı bırakıp cüzdanı getirir misin?
Kapının önüne bırakıyorum.
İçeri getirir misin?
Getirmemeyi tercih ederim.
Pekâlâ. Az önce bulunduğumuz Elaine'in odasına bırak.
Tamam.
Tanrım.
Bırakın çıkayım.
Gerilme.
Kapıdan çekilin.
- Önce bir şey söyleyeyim. - Aman tanrım.
Benjamin, senin için müsait olduğumu bilmeni ve şimdi benimle yatmazsan...
Tanrım.
Şimdi benimle yatmazsan
istediğin zaman beni arayabileceğini
ve bir şeyler ayarlayabileceğimizi bilmeni isterim. Anladın mı?
Bırakın çıkayım.
Benjamin, dediğimi...
Evet, bırakın çıkayım.
Çünkü seni çok çekici buluyorum.
Ne zaman istersen...
Tanrım, o geldi.
Kapının önündeki Ben'in arabası mı?
Evet efendim.
Ben... Bayan Robinson'ı eve bıraktım.
Onu eve bırakmamı istedi. Ben de eve bıraktım.
Güzel. Teşekkürler.
Yukarıda. Siz gelene kadar beklememi istedi.
Kaleyi koruyorsun, öyle mi?
Evet efendim.
Tebrik ederim.
Teşekkürler.
İçkin bitmiş, doldurayım.
Hayır, gitmeliyim.
Bir sorun mu var?
Biraz sarsılmış gibisin.
Hayır. Geleceğimle ilgili biraz kaygılıyım da.
Geleceğimle ilgili biraz canım sıkılıyor.
Pekâlâ, yatmadan birer içki içelim.
Viski ister misin?
Burbon.
Ben.
Kaç yaşındasın?
Yirmi. Önümüzdeki hafta yirmi bir olacağım.
Çok güzel bir yaş.
Teşekkürler.
Çok teşekkürler efendim.
Keşke... Keşke tekrar o yaşlarda olsam
çünkü Ben...
Efendim?
Bir daha asla genç olmayacaksın.
Biliyorum.
Ben, sana bir şey söyleyebilir miyim?
Ne?
Birbirimizi ne kadar zamandır tanıyoruz?
Senle birbirimizi ne kadar zamandır tanıyoruz?
Babanla ben ne zamandır ortağız?
Uzun bir süredir.
Gözümün önünde büyüdün, Ben.
Evet efendim.
Birçok açıdan seni kendi oğlum gibi görüyorum.
Teşekkürler.
Umarım sana
arkadaşça bir tavsiye vermemde sakınca yoktur.
Duymak isterim.
Ben,
bence...
Bence göründüğünden
biraz daha rahat olmalısın.
Evet.
Hayatın tadını çıkart.
Hayatı olduğu gibi kabul et.
Kızlarla eğlenmene falan bak işte.
Kalkma.
Ben de...
- Ben. - ...Ben'e hayatın tadını
çıkartması gerektiğini söylüyordum.
Fırsatı varken eğlensin.
Sence bu iyi bir tavsiye mi?
Evet, öyle.
Gitmeliyim.
Bu yaz birkaç kaçamak yap.
Eminim kadınlar seni seviyordur, değil mi?
Hayır.
Ne?
Kadınlardan paçayı kolay kurtaramayan bir tipe benziyorsun.
Sence de kadınlardan paçayı kolay kurtaramayan bir tipe benzemiyor mu?
Evet, öyle görünüyor.
Bu arada Elaine, cumartesi günü Berkeley'den geliyor.
Evet.
Onu aramanı istiyorum.
Ararım.
Benjamin.
- Benjamin. - Evet.
Eve bıraktığın için teşekkürler.
Umarım yakında görüşürüz.
Bayanlar ve baylar, lütfen dikkat.
Sıra günün büyük gösterisine geldi.
Oradakiler.
Evet, size söylüyorum.
Lütfen dikkat.
Günün büyük gösterisi, hazır mısın?
Biraz konuşabilir miyiz baba?
Dinleyin. Bu oğlanı buraya çıkarmak için
büyük bir alkış gelsin, tamam mı?
Durun bir dakika. Düzeltiyorum.
Bu adamı buraya çıkarmak için
çünkü bugün 21 yaşına basıyor.
Evet! Hadi! Yemekler soğudu.
Biraz daha bekleyin.
Bir şeyler söyleyeceğim.
Hep söylersin.
Konuşana da bak.
Baba, bununla ilgili konuşabilir miyiz?
Onları daha fazla tutamam Ben.
Artık gelmelisin.
Bunu tartışmak istiyorum.
Bu oğlan... Özür dilerim. Bu genç adam, eğitimine Frank Halpingham Ödüllü
burslu bir öğrenci olarak devam edecek
ama ondan önce...
Ondan önce...
Onları üzüyorsun Ben.
Onları üzüyorsun.
Baba, dinler misin?
Dinle. Sana 10 saniye veriyorum.
Heyecan verici bir doğum günü hediyesi olduğunu
hiç çekinmeden söyleyebileceğim bir şeyin uygulamalı bir gösterimini yapacak.
Çalışsa iyi olur yoksa 200 dolarım çöpe gider.
Tamam bakalım. Benjamin Braddock için alkışları duyalım!
Hadi Benjy!
Alkışları duyalım! Aferin oğluma!
Millet, bu olağanüstü genç adam
sizin için
yaklaşık iki metre derinlikteki suda
muhteşem ve harika bir cesaret gösterisi sunacak.
Alo.
Bunu nasıl söylesem bilmiyorum.
Benjamin.
Parti sonrasını düşünüyordum.
Neredesin?
Size içki ısmarlayabilir miyim diye merak ediyordum.
Neredesin?
Taft Otel.
Oda tuttun mu?
Hayır.
Çok geç olduğunu biliyorum, isterseniz...
Bana bir saat ver.
- Ne? - Bir saate oradayım.
- Parti nerede? - Ana balo salonunda.
- Ana balo salonu. - Hemen şurada.
Yardım edebilir miyim efendim?
Ne? Hayır, ben sadece...
İlişki için mi geldiniz efendim?
Ne?
Singleman partisi efendim.
Doğru ya. Singleman partisi.
Ana balo salonunda.
Teşekkürler.
- Merhaba. - Merhaba.
- Porterlardan olmalısınız. - Hayır, ben aslında...
Evet, kardeşim Bayan DeWitte'yle tanışın.
- Nasılsınız? - Nasılsınız Bayan DeWitte?
Bu da eşim Bay Singleman.
- Pardon. - Teşekkürler.
- O elbette Jeffrey. - Tabii.
Adınızı duyamadım efendim.
- Benjamin Braddock. Efendim... - Braddock.
- Evet ama korkarım ki... - Hayır. Masanızı hemen bulacağım.
Braddock.
Braniff değil. Elimizde Braniff var.
Hayır, aslında arkadaşımı arıyordum.
Anlamadım.
Partinize gelmedim. Özür dilerim.
Anlamadım.
Sizinle tanıştığıma çok sevindim Bay Braniff.
Merhaba Benjamin.
Merhaba.
Oturabilir miyim?
Elbette.
Teşekkürler.
Nasılsın?
Çok iyiyim, teşekkürler.
İçki alabilir miyim?
İçki. Elbette.
Beni görmedi.
Garson. Martini alacağım.
Evet efendim.
Bu kadar gerilmene gerek yok.
Gerilmek mi? Biraz gerginim.
Yani, yanınızdayken rahat olmak...
- Bize oda tuttun mu? - Ne?
Bize oda tuttun mu?
Tutmadım, hayır.
İstiyor musun?
Ben... Yani olabilir ya da konuşabiliriz.
Benim tutmamı ister misin?
Sizin... Hayır, ben tutarım.
Hemen tutar mısın?
- Hemen mi? - Evet.
Bilemiyorum.
- Neden tutmuyorsun? - Neden mi tutmuyorum?
İzninizle tutayım o zaman.
Affedersiniz.
Evet efendim.
Oda. Bir oda istiyorum lütfen.
Tek kişilik mi iki kişilik mi?
Benim için tek kişilik lütfen.
Defteri imzalar mısınız lütfen?
- Bir sorun mu var efendim? - Ne? Hayır, bir şey yok.
Valiziniz var mı Bay Gladstone?
Valiz mi? Evet, var.
- Nerede? - Ne?
Valiziniz nerede?
Arabada. Dışarıda, arabada.
Çok iyi efendim. Görevliye getirteyim.
Hayır.
Yani ben...
Hepsini getirmeye zahmet etmeyelim.
Sadece diş fırçamı alacağım.
Sorun olmazsa kendim alabilirim.
Elbette. Görevli size odayı göstersin.
Ben de aynı hızla bulabilirim.
Sadece diş fırçamı çıkaracağım.
Kendim halledebilirim.
Nasıl isterseniz efendim.
Teşekkürler.
- Bayan Robinson. - Evet?
Size.
Teşekkürler.
- Alo. - Bayan Robinson.
- Evet? - Ben Benjamin.
Evet?
Benjamin Braddock.
Benjamin, neredesin?
Camdan bakar mısınız?
- Beni görebiliyor musunuz? - Evet.
- Tek kişilik oda tuttum. - Tamam.
Ama bir şey var. Resepsiyonist
biraz şüphelendi gibi.
Kural nedir bilmiyorum ama...
İlk sen mi çıkmak istiyorsun?
Evet, bence bu iyi olur.
Beş dakikaya gelirim.
O zaman hoşça kalın.
- Benjamin. - Evet?
Söyleyeceğin bir şey yok mu?
- Söyleyeceğim mi? - Evet.
Bunun için ne kadar minnettar olduğumu bilmenizi isterim. Ben gerçekten...
- Numara. - Ne?
Oda numarası Benjamin. Bence söylemelisin.
Çok haklısınız.
568.
Teşekkürler.
Rica ederim.
Şey...
Görüşürüz Bayan Robinson.
Hesap lütfen.
Aldım.
- Aldım diyorum. - Efendim?
Diş fırçasını aldım.
Çok iyi efendim.
Evet. İyi geceler.
İyi geceler efendim.
Merhaba Benjamin.
Merhaba Bayan Robinson.
Evet.
Evet.
Benjamin.
Evet.
Soyunacağım. Sorun olur mu?
Hayır. Ben...
Ben burada mı durayım?
Ne yapmamı istediğinizi bilmiyorum.
İzlesene.
Elbette. Teşekkürler.
Askı getirir misin?
Ne?
- Askı. - Evet.
- Tahta mı? - Ne?
Tahta mı tel mi? İkisi de var.
İkisi de olur.
Tamam.
Teşekkürler.
Yardım eder misin lütfen?
Elbette.
- Teşekkürler. - Rica ederim.
Benjamin, senin için karanlıkta mı daha kolay olur?
Bayan Robinson, bunu yapamam.
- Neyi? - Bu çok ama çok yanlış.
Hoşuna gitmiyor muyum?
Hayır Bayan Robinson.
Bence siz ebeveynlerimin en çekici arkadaşısınız.
Ciddiyim. Sizi çok hoş buluyorum.
Ben... Tanrı aşkına. Ebeveynlerim
bizi bu odada görseler
ne derlerdi düşünebiliyor musunuz?
- Ne derlerdi? - Hiçbir fikrim yok Bayan Robinson
ama tanrı aşkına.
Beni yetiştirip güzel bir hayat sundular.
Bundan fazlasını hak ediyorlar.
Ortaklarının eşiyle
yatmamdan fazlasını hak ediyorlar.
Benden korkuyor musun?
Hayır. Anlamıyorsunuz.
Bakın. Belki de birlikte başka bir şey yapmalıyız.
Bayan Robinson, sinemaya gitmek ister misiniz?
- Kişisel bir soru sorabilir miyim? - Ne isterseniz sorun.
Bu senin ilk seferin mi?
Ne ilk seferim mi?
Öyle, değil mi? Bu ilk seferin.
Çok komik Bayan Robinson.
Gerçekten çok komik.
İtiraf edebilirsin, değil mi?
- Şaka mı yapıyorsunuz? - Bu utanılacak bir şey değil.
- Durun. - İlk seferinde...
- İlk seferim olduğunu kim söyledi? Durun. - Sırf bir konuda yetersiz olduğun için...
Yetersiz mi?
- Sanırım ben artık... - Kımıldamayın!
Ben, ne yapıyorsun?
Havuzda sürüklendiğimi söyleyebilirim.
Neden?
Burada sürüklenmek çok rahat.
Yüksek lisansı düşündün mü?
Hayır.
O zaman bana dört yıl üniversite okuma sebebini söyler misin?
Neden o kadar uğraştın?
Haklısın.
Dinle Ben.
Bir delikanlının çok güzel bir iş yaptıktan sonra
dinlenme, eğlenme,
tembellik etme ve içki içme şansı bulmasının
güzel bir şey olduğunu düşünüyorum
ama o kişi birkaç hafta sonra
kendini ve durumunu değerlendirmeli,
tembellik etmeyi
bırakmayı düşünmeli.
Robinsonlar geldi.
Merhaba Ben. Bu aralar neler yapıyorsun?
Pek bir şey yapmıyorum. Ağırdan alıyorum.
İmkânım olsa ben de öyle yapardım.
Bunda hiçbir sorun yok.
Ben, Elaine yakında Berkeley'den geliyor.
Onu bu sefer aramanı istiyorum.
Arayacağım.
Çünkü ikinizin çok iyi anlaşacağınızı düşünüyorum.
Bayan Robinson'a merhaba desene Benjamin.
Merhaba Bayan Robinson.
Merhaba Benjamin.
- Tanrım. - Merhaba.
Merhaba. Konuşabilir miyiz?
Elbette.
Benjy.
Hayatım, sana bir şey soracağım
ama istemezsen...
İstemezsen anlatmak zorunda değilsin.
Ne?
Akşamları çıktığında ne yaptığını sormak istiyorum.
Çıktığımda mı?
- İstemiyorsan anlatmak zorunda değilsin. - Hayır, istiyorum. Anlatmak istiyorum.
Arabayla dolaşıyorum.
- Başka? - O kadar.
Geceden ertesi gün öğlene kadar arabayla dolaşılmaz Benjamin.
Hayır.
O zaman ne yapıyorsun?
Birisi mi var?
Birisi mi?
Neden böyle söyledin?
Sen bilirsin.
- Oyun oynamak istemiyorum. - Dur.
Kimseyle görüşmüyorum anne ama neden böyle söyledin?
Benjamin, ilişkilerine burnumu sokmak istemiyorum
ama yalan söyleyeceğine
hiçbir şey söylememeni tercih ederim.
- İyi geceler. - Bekle.
Beklesene.
Lütfen bekler misiniz?
Bayan Robinson, sizce bu sefer
önce biraz konuşabilir miyiz?
Konuşacak bir şey olduğunu düşünmüyorum.
Bakın, aylardır tek yaptığımız
buraya gelip yatmak.
Bıktın mı?
Bıkmadım, hayır ama sizce de değişiklik olsun diye
biraz sohbet edemez miyiz?
Ne hakkında konuşmak istiyorsun?
Herhangi bir şey olur.
Üniversite tecrübelerinden bahsetmek ister misin?
Tanrım.
Başka bir konu düşünelim.
Sanat olur mu?
Sanat. Güzel bir konu. Siz başlayın.
Sen başla. Ben o konuda hiçbir şey bilmiyorum.
Hakkında ne bilmek istersiniz?
Modern sanat mı yoksa klasik sanat mı ilginizi çekiyor?
İkisi de çekmiyor.
- Sanat ilginizi çekmez mi? - Hayır.
- Neden o konuda konuşmak istiyorsunuz? - İstemiyorum.
Bakın, bunu yapacağız.
Sohbet edeceğiz.
Bugün ne yaptığınızı anlatın.
Uyandım.
Kocama kahvaltı hazırladım.
İşte.
Sohbet edebileceğimiz bir şey var.
Kocanız.
O mu?
Yani, her şey.
Bunu nasıl ayarladığınızı bilmiyorum.
Akşam evden çıkarken ona ne diyorsunuz?
Hiçbir şey. Uyuyor.
Her zaman mı?
Eve döndüğünüzde uyanmıyor mu?
Yatak odalarımız ayrı.
Anladım.
Yani siz... Burnumu sokuyor gibi gözükmek istemem
ama sanırım onunla yatmıyorsunuz.
Hayır, yatmıyoruz.
Bu ne zamandır devam ediyor?
- Tanrı aşkına, bu konuyu kapatalım. - Durun.
Onunla neden evlendiniz?
Tahmin etmeye çalış.
Edemiyorum.
İyi düşün Benjamin.
Neden evlendiğinizi anlamadım ama...
Evlenmek zorunda kalmadınız, değil mi?
Elaine'e söyleme.
Olamaz. Hamile kaldığınız için evlenmek zorunda kaldınız.
Şaşırdın mı?
Sizle Bay Robinson'a hiç bu yönden...
Pekâlâ. Hadi yatalım.
Durun biraz.
Nasıl oldu?
Ne?
Sizle Bay Robinson.
Şartların ne olduğunu söylemek ister misiniz?
Pek sayılmaz.
- O dönemde hukuk öğrencisi miydi? - Evet.
- Siz de mi öğrenciydiniz? - Evet.
Üniversitede mi?
Evet.
Bölümünüz neydi?
Benjamin, neden bu soruları soruyorsun?
Çünkü ilgimi çekiyor Bayan Robinson.
Üniversitede bölümünüz neydi?
- Sanat. - Sanat mı?
Ama ben sizin...
Sanırım yıllar içinde ilginizi kaybettiniz.
Sayılır.
Nasıl oldu?
- Ne? - Sizle Bay Robinson.
Sence?
Sizi odasına mı götürdü?
Otele mi gittiniz?
Benjamin, ne önemi var ki?
Merak ediyorum.
Arabasına giderdik.
Yok artık.
Arabada mı yaptınız?
İlk olduğumuzu sanmıyorum.
Ne tür bir arabaydı?
Ne?
Arabanın markasını hatırlıyor musunuz?
Tanrım.
Gerçekten bilmek istiyorum.
Ford markaydı Benjamin.
Ford.
Ford. Lanet olsun, çok iyiymiş.
Ford.
Bu kadar yeter.
Demek bizim Elaine Robinson'ın yapımına Ford'da başlandı.
Elaine hakkında konuşma.
Elaine hakkında konuşmayayım mı?
Hayır.
Neden?
Çünkü konuşmanı istemiyorum.
Neden istemiyorsunuz? Keşke anlatsanız.
Anlatacak bir şey yok.
Neden bir anda yasak bir konu oldu?
Sanırım çıkma teklif edip bu kadar önemli olan şeyi
ona sormak zorunda kalacağım.
Benjamin, asla o kızla çıkma.
Anladın mı?
Onunla çıkma gibi bir niyetim yok.
Güzel.
Sadece takılıyordum.
Güzel.
Neden çıkmayayım?
Kendimce sebeplerim var.
- O zaman duyalım. - Hayır.
Duyalım Bayan Robinson
çünkü ne olduklarını bildiğimi düşünüyorum.
Onunla ilişki kurmak için yeterli değilim, değil mi?
Hakkında konuşacak kadar bile yeterli değilim.
- Bu konuyu kapatalım. - Kapatmıyoruz.
Sizin için yeterliyim ama kızınızla
ilişki kurmak için yeterli değilim, değil mi?
Değil mi?
Evet.
Canınız cehenneme.
Cehenneme kadar yolunuz var Bayan Robinson.
Kendimle gurur duyuyor muyum? Bununla gurur duyuyor muyum?
- Bilemiyorum. - Duymuyorum.
- Duymuyorsun. - Hayır efendim.
Zamanımı perişan hâldeki bir alkolikle harcadığım için gurur duymuyorum.
- Anladım. - Buraya can sıkıntısı haricinde
bir sebepten ötürü geldiğimi düşünüyorsanız çok yanılıyorsunuz
çünkü Bayan Robinson, bu başıma gelmiş en hastalıklı
ve sapıkça şey.
İstediğinizi yapın. Ben gidiyorum.
Gidiyor musun?
Kesinlikle gidiyorum.
Benim sapık ve iğrenç biri olduğumu mu düşünüyorsun?
Hiç başlamayın.
Neye?
İncinmiş gibi yapmaya.
Biraz olsun incinemez miyim?
Bayan Robinson, oraya uzanmış
kızınız için yeterli olmadığımı söylüyorsunuz.
Böyle mi söyledim?
Harfi harfine.
Benjamin, bu izlenime kapıldıysan özür dilemek istiyorum.
Daha iki dakika önce kızınız için
yeterli olmadığımı söylediniz.
Şimdi de bu izlenime kapıldığım için
- özür diliyorsunuz. - Öyle demek istemedim.
Birbiriniz için doğru kişiler değilsiniz
ama onun kadar iyi biri olmadığını asla söylemem.
Söylemez misiniz?
Elbette söylemem.
Ne yapıyorsunuz?
Artık beni istemediğin çok açık.
Bakın.
Biraz üzüldüm.
Söylediklerim için özür dilerim.
Önemli değil. Beni iğrenç bulmanı anlayabiliyorum.
Sizden hoşlanıyorum. Hoşlanmasam buraya gelip durmam.
Ama mideni bulandırıyorsa?
Bulandırmıyor.
Zevk alıyorum. Dört gözle bekliyorum. Dört gözle beklediğim tek şey.
Bunu söylemen gerekmiyor.
Söylemezdim.
Doğru olmasa asla söylemezdim.
O zaman kalabilir miyim?
Evet, lütfen. Kalmanızı istiyorum.
Teşekkürler.
Bunu istediğim için teşekkür etmeyin.
Elaine'le asla çıkmayacaksın, değil mi?
Söz vermeni istiyorum.
Neden bu konuyu açtınız? Onunla çıkmak hiç aklıma gelmemişti.
O zaman çıkmayacağına söz ver.
Bu saçma.
Söz ver Benjamin.
Tamam, söz.
Tanrı aşkına, Elaine Robinson'la asla çıkmayacağıma söz veriyorum.
Teşekkürler.
- Benjamin... - Bu konu hakkında konuşmayalım.
Hatta hiç konuşmayalım.
Elaine okuldan dönmüş.
Ona çıkma teklif etmen güzel bir jest olabilir.
Galiba senin için yeterli değil, öyle mi?
Bakın, Elaine Robinson'la anlaşamıyoruz.
Nereden biliyorsun? Onu liseden beri görmedin.
Artık akşamları ne yapıyorsan
galiba çok kıymetli.
Bununla hiç alakası yok.
Sanırım Bay Robinson'a
tanrı bilir her akşam ne yapıyorsan onunla meşgul olduğunu söylemem gerekecek.
Böyle söyleme.
Benjamin onunla çıkmayı katiyen reddediyorsa...
Ediyorum.
O zaman Robinsonların hepsini
perşembe günü davet etmem gerekecek.
Braddock, bunu yapma zamanın geliyor.
Karınız ne diyeceğinizi tahmin etti?
Patty Duvalle.
Bilmediğimi...
- Anlamı yok, değil mi? - Yok.
Sıradaki soru. Beyler.
Merhaba.
Karınızın en sıra dışı alışkanlığı nedir?
Gelsene.
Korkarım genç hanım henüz hazır değil.
Birer tek atmaya ne dersin?
Hâlâ viski mi içiyorsun?
Burbon.
Zil çalmadan söyleyebilir misin?
Bacaklarını tıraş etmiyor.
Tanrım.
Hazır mı diye bakayım.
Artık oynamak bile istemiyorum.
Üzgünüm tatlım, ben...
Başka ne diyeceğimi... Ne dedi?
Dinleyin, bu benim fikrim değildi.
Babamın fikriydi.
Benjamin, bu konuda kendimi çok net ifade ettiğimi düşünüyordum.
Yemeğe çıkıp bir şeyler içeceğiz
ve hemen geri getireceğim çünkü ya böyle olacaktı
ya da iki ailenin katıldığı bir yemek partisi olacaktı.
Kusura bakmazsanız, korkarım bununla pek başa çıkamazdım.
Kıymetli kızınızla
bir daha çıkma gibi bir niyetim yok.
O yüzden üzülmeyin.
Üzgünüm. Hem de çok üzgünüm Benjamin.
Merhaba.
Merhaba.
Bu gece dikkatli olmanı istiyorum.
Ben'in Doğu'da ne numaralar öğrendiği hiç belli olmaz.
Artık ailenle kalıyorsun, değil mi?
Evet.
Ne yapacağını biliyor musun?
Hayır.
Yüksek lisans yapacak mısın?
Hayır.
Hep böyle mi sürersin?
Evet.
Otur.
Gösteriyi izlesene.
Benjamin, bir sebepten ötürü benden hoşlanmıyor musun?
Hayır. Neden hoşlanmayayım?
Bilmiyorum.
Harika bir olayı kaçırıyorsun.
Durma!
Bak sen şu işe!
Sen de yapabilir misin?
Durma bebeğim, durma!
Dur!
Elaine, özür dilerim.
Elaine.
Beni hemen eve götürür müsün?
- Seni oraya götürdüğüm için özür dilerim. - Lütfen. Eve gitsem iyi olacak.
Elaine.
Araba nerede?
Sana bir şey söylemek istiyorum.
Eve gitmek istiyorum.
Sana tek bir şey söyleyebilir miyim?
- Ne? - Bu fikir,
randevu falan
ebeveynlerimin fikriydi.
Beni zorladılar.
Bunu söylemen ne büyük incelik.
Hayır, bu yüzden böyle davranıyorum.
Ben böyle biri değilim. Bu hâlimden nefret ediyorum.
Ağlamazsan olmaz mı?
Hayır.
- En azından deneyebilir misin? - Hayır.
Bu duyguyu mezun olduğumdan beri yaşıyorum.
Sürekli kaba davranmak zorunda hissediyorum.
Anlıyor musun?
Evet, anlıyorum.
Sanki bir oyunun içindeyim
ama kurallar hiç anlamlı gelmiyor.
Kuralları yanlış kişiler koymuş.
Hayır. Kuralları koyan kimse yok.
Kendiliğinden koyulmuş gibiler.
Acaba sesi biraz kısmanızı
isteyebilir miyim?
İçeri gelmek ister misin?
Sana kahve yapabilirim.
Hayır. Kimseyi uyandırmak istemem.
Uyandırmayız. Hadi içeri girelim.
Dur biraz.
Bir sorun mu var?
Hayır. Sadece düşünüyordum.
Daha erken.
Bir şeyler yapabiliriz. Bir yere gidebiliriz.
Tamam.
Nereye gidiyoruz?
İçki içebileceğimiz
bir yer düşünüyorum.
Otel Taft'te yok mu?
Sorun ne?
Yok bir şey. Barları olup olmadığını merak ediyorum.
Gidip bakalım.
Var mı yok mu bakalım.
Dinle Elaine, burada bar yok gibime geliyor.
- Bildiğim kadarıyla. - Elbette var. Bak.
Şurada Palm Room var.
İyi akşamlar.
Merhaba. Nasılsınız efendim?
İyi akşamlar Bay Gladstone.
Tekrardan merhabalar.
Merhaba Bay Gladstone. Bu akşam nasılsınız?
Benjamin.
Gidelim Elaine. Başka bir yere gidelim.
- Seni tanıyorlar mı? - Elbette hayır.
İyi akşamlar efendim.
Hadi Elaine. Gidiyoruz.
Nasılsınız Bay Gladstone?
- Benjamin, ne oluyor? - Bilmem.
Gladstone denen adama benzetmiş olmalılar.
Merhaba Bay Braniff.
Elaine, senden hoşlanıyorum. Çok hoşlanıyorum.
İnanıyor musun?
- İnanır mısın? - Evet.
Uzun zamandır...
Uzun zamandır hoşlandığım ilk şeysin.
Birlikte olmaya dayanabildiğim ilk kişisin.
Bütün hayatım boşa geçti.
Bomboş.
Özür dilerim. Seni eve bırakayım.
Benjamin, biriyle ilişkin mi var?
Özür dilerim.
Özür dilerim. Beni ilgilendirmez.
Bir anda oldu.
Üst üste geldi.
Anlayabiliyor musun?
Evli falan mıydı?
Evet.
Ailesi var mıydı?
Evet. Kocası ve oğlu vardı.
Öğrendiler mi?
Hayır.
Artık bitti mi?
Evet.
Mutlu oldum.
Yarın bir şey yapabilir miyiz?
Tamam.
Gündüz arabayla falan gezeriz.
Tamam.
- Gerçekten istediğine emin misin? - Evet.
Çünkü gerçekten istemiyorsan yapmanı istemem.
- İstiyorum. - İstiyor musun?
Benjamin, istiyorum.
Mahallede devam et.
Bayan Robinson, Elaine'le randevumuz var.
- Arabayla gezeceğiz. - Ne diyorsam onu yap.
- Bana öyle geliyor ki... - Beni çok iyi dinle Benjamin.
Bir daha Elaine'le görüşmeyeceksin.
- Bu bir emirdir. Anlaşıldı mı? - Bayan Robinson, sizce...
İşleri çok tatsız hâle getirebilirim.
Nasıl?
Elaine'i senden uzak tutmak için ona her şeyi söylemeye hazırım.
Size inanmıyorum.
O zaman inanmaya başlasan iyi edersin.
Bunu yapacağınıza inanmıyorum.
Dene de gör.
Kahretsin.
Elaine!
- Elaine! Yukarı geliyorum! - Benjamin.
Daha giyinmedim.
Benjamin, giyinmedim dedim.
Arka çitten çıkmalısın.
Köşede buluşalım.
Sorun ne?
Çabuk. Ayakkabılarını giy.
Benjamin.
- Benjamin, ne yapıyorsun? - Elaine.
- Elaine, sana bir şey söylemeliyim. - Ne oldu?
- O kadın... - Ne?
Sana anlattığım yaşlı kadın.
- Onu mu diyorsun? - Evet, evli olan kadın.
- Sıradan bir kadın değildi. - Ne anlatıyorsun?
Benjamin, bunun neyle ilgili olduğunu söyler misin?
- Olamaz. - Elaine.
Aman tanrım.
Lütfen.
- Defol. - Ağlama.
Defol!
Çık! Defol!
Elveda Benjamin.
Tekrar söyle.
Elaine Robinson'la evleneceğim.
Bak sen şu işe.
Ne oluyor?
Ben, Elaine'le evleneceklerini söyledi.
İnanmıyorum.
Öyle söyledi, değil mi?
Bugün Berkeley'e gidiyorum.
Ben, bu çok heyecan verici.
Hadi. Robinsonları aramalıyız.
Kutlayacağımız bir şey var.
Hayır. Acele etme.
Bilmiyorlar mı?
Hayır, bilmiyorlar.
Buna ne zaman karar verdiniz?
Bir saat kadar önce.
Dur biraz.
Elaine'le bu sabah mı konuştun?
Hayır, onun haberi yok.
Berkeley'e gideceğini mi bilmiyor demek istiyorsun?
Hayır. Aslında evleneceğimizi henüz bilmiyor.
Bunu ne zaman konuştunuz?
- Konuşmadık. - Konuşmadınız mı?
Ben, bu çok düşünülmemiş bir fikre benziyor.
Hayır. Değil. Tamamen düşünüldü.
Bu kararı ben verdim.
Seninle evlenmek istediğini nereden çıkardın?
İstemiyor. Dürüst olmak gerekirse benden hoşlanmıyor.
- Öğrenci misin? - Pek sayılmaz.
- Ne dedin? - Pek sayılmaz dedim. Hayır.
Nesin o zaman?
Seyahat ediyorum diyelim.
Evimde kimin kaldığını bilmek isterim.
Oğlanlarımın ne yaptığını bilmek isterim.
Aslında pek bir şey yaptığım yok.
Sadece ziyarete geldim.
Berkeley'i hep görmek istemişimdir.
- Eylemcilerden değilsin, değil mi? - Ne?
- Yabancı eylemcilerden. - Hayır.
Bundan nefret ederim. İzin vermem.
Affedersiniz.
İzninizle.
Şu tesadüfe bak.
Nereye gittiğini merak ediyordum.
Birisiyle buluşacağım.
Nerede?
Bu kişiyle nerede buluşacaksın?
Hayvanat bahçesinde.
Hayvanat bahçesi.
Buradaki çok iyi, değil mi?
Bilmiyorum. Hiç gitmedim.
Ben de gitmedim.
Seninle gelebilirim.
Şuradaki mi?
Hayır.
Nerede buluşacağız demişti?
Sanırım maymun evinin orada dedi.
Benjamin, burada ne yaptığını öğrenmek istiyorum.
- Burada mı? Berkeley'de mi? - Evet.
Carter sokağında çok güzel bir odam var.
Birkaç ders alıyorum.
- Kayıtlı değilsin. - Hayır, derslere katılıyorum.
Önemsemiyor gibiler.
Bu konuda çok cana yakınlar.
Benjamin, sen... Ne desem bilmiyorum.
Belki bir ara buluşup konuşabiliriz.
Gerçekten inanılmazsın.
- İşte geliyor. - Ne?
İçimden bir his bu adam olduğunu söylüyor.
Elaine.
Kesinlikle iyi yürüyor.
Geç mi kaldım? Özür dilerim.
Maymun evinin orada dedin sanmıştık.
Bu Benjamin Braddock. Carl Smith.
Benjamin'le otobüste karşılaştık.
- Memnun oldum Ben. - Çok memnun oldum Carl.
Seni gördüğüme sevindim.
Kim o?
Bir soru sorup gideceğim.
- Gelsene. - Hayır.
Berkeley'e neden geldin?
Geldim işte.
- Ben burada olduğum için mi? - Sence?
Bence o yüzden. Bence o yüzden dedim.
Tamam. Evet.
Gitmeni istiyorum.
Bak, seni seviyorum.
Bunu nasıl yaparsın Benjamin?
Her şeyden mi nefret ediyorsun?
Anneme nasıl tecavüz edersin?
- Ne? - Anlamıyorum.
- Tecavüz mü dedin? - Bir insan nasıl...
Ne dedi? Ne dediğini söylemelisin.
- Neden? - Çünkü doğru değil.
- Gitmeliyim. - Söyle.
Bir arkadaşıyla otelde içki içiyorlarmış.
Otoparkta onu beklemişsin.
Eve gidemeyecek kadar sarhoş olduğunu söyleyip
o gece için ona oda tutabileceğini söylemişsin.
Sonra ne olmuş?
Odaya çıkarıp tecavüz etmişsin.
Hayır. Öyle olmadı.
Şöyle oldu. Bizim evde parti vardı.
Anneni eve bıraktım.
- Sus! - Sonra yukarı,
- portrene bakmaya çıktık. Çıktığımızda... - Hayır!
- Soyunmaya başladı. - Annemden bahsediyoruz.
Bir anda üstünde hiç giysi kalmamıştı.
Bildiğin çıplaktı.
İçeride neler oluyor?
Merhaba Bay McCleery.
Kim çığlık attı?
Sorun yok Bay McCleery.
Çığlık, sorun demektir. Benim evimde olmaz.
Misafirim geldi ama şu an sorun yok.
- Ona ne yaptın? - Bir şeyi yok.
Üzgün ve çığlık attı ama şu an sorun yok.
- Polis çağırayım mı? Çağırıyorum. - Ne?
Dur biraz.
Kahretsin. Bak.
İşte su içiyor.
Polise falan gerek yok.
Pekâlâ çocuklar. Odalarınıza gidebilirsiniz.
Hadi bakalım.
Bir daha böyle bir gerginlik olmayacak.
- Değil mi Braddock? - Hayır efendim.
Gitmeni istiyorum.
- Ne demek istiyorsunuz? - Duydun. Gideceksin.
- Neden? - Çünkü seni sevmedim.
Çığlık attığım için özür dilerim.
Benjamin, buraya geldiğinde
aramızda ne olacak sandın?
Elaine, şu anda pek konuşmak istemiyorum.
Her şey için özür dilerim ama sanırım şu anda bunu yapacağım.
Sen toplanırken burada oturabilir miyim?
İstersen otur.
Şimdi ne yapacaksın?
Bilmiyorum.
- Eve mi gideceksin? - Hayır.
Nereye gideceksin?
Elaine, bana bunu sormayı bırakmalısın.
Yarın gitmeni istemiyorum.
Anlamadım.
Kesin bir planın olmadan
bir yere gitmeni istemiyorum.
Hoşça kal.
Ne oluyor?
- Benjamin. - Ne?
Beni öper misin?
Benimle evlenir misin?
Hayır mı?
Bilmiyorum.
Olabilir mi?
Olabilir.
Öyle mi? Benimle evlenebilir misin?
Evet.
Ne zaman?
Bilmiyorum.
Yarın olur mu?
Baskı yapmak istemem ama bence...
Bilmiyorum.
Neler olduğunu bilmiyorum.
Kafan mı karıştı demek istiyorsun?
Kafan karışmasın.
Evleneceğiz.
Nasıl olur bilmiyorum.
Evlenebiliriz.
Gitmeliyim.
Elaine.
Bu konuda ciddi misin?
Düşüneceğim.
Gerçekten düşünecek misin?
Evet.
Tanrım.
Kan tahlillerini yarın yaptırabiliriz.
- Yarın mı? - Ya da bu öğleden sonra.
Bunun için iyi bir gün.
Benjamin, seninle evlenmeyi henüz kabul etmedim bile.
Doğum belgelerimiz gerekecek.
Benimki yanımda. Seninki nerede?
- Bunu yürütebileceğimizi sanmıyorum. - Neden?
Neden yürümesin?
Yürütebileceğimizi sanmıyorum.
Yarın o zaman. Kan tahlillerini yarın sabah yaptırabilir miyiz?
Benimle bu kadar çok evlenmek istiyorsan neden kaçırmıyorsun?
Neden mi kaçırmıyorum?
Tamam, kaçıracağım.
Kan tahlillerimizi yaptırdıktan hemen sonra.
Önce Carl'la görüşmeliyim.
Hangi Carl?
Hangi Carl?
Carl Smith. Tıp öğrencisi.
Onu yıllardır tanıyoruz.
- Hayvanat bahçesindeki adam mı? - Evet.
Neden onunla görüşmen gerekiyor?
Ona, evlenebilirim demiştim.
Ne demiştin?
Nasıl yaptı?
Dizlerinin üstüne mi çöktü?
Umarım çökmemiştir.
Hayır Benjamin.
Peki ne dedi? Merak ettim.
Sessiz!
Çok iyi bir ekip olabileceğimizi düşündüğünü söyledi.
Hadi canım. Böyle mi dedi?
Nerede yaptı?
Yerini öğrenmek istiyorum.
Arabasında değildi, değil mi?
İyi akşamlar.
Yarın evleniyor muyuz?
Hayır.
Yarından sonra olur mu?
Bilmiyorum.
Olabilir de olmayabilir de.
Neden yaptığını anlatmayı denemek ister misin?
Bay Robinson.
Bana karşı özel bir garezin mi var?
Özel olarak bir şeye mi gücendin?
Hayır.
Bir şey söylediğim için mi beni küçük görüyorsun
yoksa savunduğum şeylerden mi nefret ediyorsun?
Sizinle hiçbir ilgisi yoktu efendim.
Ben, benimle çok ilgisi vardı.
Bakın, lütfen...
Ben, bence biz medeni insanlarız.
Birbirimizi tehdit etmeye gerek var mı?
Sizi tehdit etmiyorum.
Lütfen yumruğunu salar mısın?
Teşekkürler.
Karanlıkta görebiliyorum.
Uzun süredir buradayım.
Size karşı kişisel garezimin olmadığını
söylüyorum Bay Robinson.
Gücenmediğimi söylüyorum.
Pek saygı da duymuyorsun, değil mi?
- Hayır efendim. - Ne?
- Hayır efendim. - Bana bağırma Ben.
Senin kadar genç olmayabilirim ama hâlâ iyi duyuyorum.
Bay Robinson...
Ben bitirene kadar bekleme nezaketini göster.
Bence yaptığın şeyin sonuçlarını bilmelisin.
Eşimle yakında boşanacağımızı bilmelisin.
Neden?
Neden mi?
Dinleyin. Bayan Robinson'la
aramızda olanlar hiçbir şeydi.
Hiçbir anlamı yoktu. El sıkışmak gibiydi.
El sıkışmaymış.
Demek karım o kadar da iyi değildi, öyle mi?
- Olayı anlamıyorsunuz. - Sanırım.
Olay şu. Karınızı sevmiyorum.
Kızınızı seviyorum efendim.
Pekâlâ. Beni dinle.
Dava açabilir miyim bilmiyorum ama sanırım açabilirim.
Kızıma bir daha bakarsan
hapse atılmanı sağlayabilirim.
Elaine'le görüştüm.
Ona ulaşamayacağın kesin.
Benden uzak dur Ben.
Senden sözümü esirgemeyeceğim.
Elaine'i
pis aklından hemen çıkartıyorsun.
Net bir şekilde anlaşıldı mı?
Bu kadar Ben. Elini sıkmazsam
kusuruma bakma.
Bence pisliksin.
Bence iğrençsin.
Ahlaksızsın!
Merhaba.
Bay McCleery, bozukluğunuz var mı? Telefonu kullanmalıyım.
Buradan gitmeni istiyorum.
Bakın, 10 sente 10 dolar veririm.
Hatta 20 veririm. Tanrı aşkına,
telefonu kullanmama izin verir misiniz?
Polisi arayacağım.
Önce birini arayabilir miyim?
Defol git!
Elaine Robinson okulu bıraktı.
Oda arkadaşı size bir not vermek için geliyor.
Sevgili Benjamin, lütfen beni affet
çünkü yaptığım şeyin senin için en iyisi olduğunu biliyorum.
Babam çok üzgün. Anlamalısın.
Seni seviyorum ama bu asla yürümezdi.
Elaine.
Merhaba Benjamin.
- Nerede? - Alo. Polisi bağlar mısınız?
Elaine nerede?
Hemen geliyorum Benjamin.
Glenview Sokak numara 1200 civarında devriye arabanız var mı?
Güzel. Burada bir hırsız var.
Bir saniye, kendisine sorayım. Silahın var mı?
Hayır, sanmıyorum. Teşekkürler.
Ona ne yaptın?
Her şeyin kontrol altında olduğunu düşünüyorum Benjamin.
Gitmeden bir içki ister misin?
Onu görmemi engelleyemezsiniz Bayan Robinson. Onu bulacağım.
Seni düğüne davet edemeyeceğimiz için üzgünüm Benjamin
ama hazırlıklar çok aceleye geldi.
Siz neyden...
İçkiye vaktin olacağını sanmıyorum.
Onu bulacağım.
Hiç sanmıyorum.
Merhaba beyler.
Carl Smith'in yerini bilen var mı?
Evlenmek için gecenin bir yarısında gitti.
Evet, muhtemelen namlunun ucundadır.
Nerede evlendiğini biliyor musunuz?
Orada olmalıyım.
Carter'a sorsana.
Onu nerede bulabileceğimi biliyor musunuz?
Carter!
Yiyişme kralı nerede evleniyor?
Santa Barbara!
Eski yiyişme kralının tam olarak
nerede evlendiğini biliyor musunuz?
Orada olmalıyım.
Santa Barbara'da nerede?
Bilmem. Ya babasının evindedir
ya da doğumevinde.
- Düğüne mi gidiyorsun? - Evet.
Bana da ayırmasını söyle.
Düğün pastasından.
Telefonu kullanabilir miyim?
Evet.
657-2036.
Alo, kimsiniz?
- Doktor Smith'in çağrı yanıtlama servisi. - Doktor oralarda mı?
Maalesef doktor beye şu anda ulaşılamıyor. İsterseniz...
Yerini öğrenmeliyim.
Doktor, oğlunun düğününde
ama şimdiye kadar bittiğine eminim. Her an gelebilir.
Beni dinleyin.
Ben Doktor Smith'in kardeşi Papaz Smith.
Nikâhı ben kıyacaktım.
Portland'dan şimdi geldim ve hangi kilise olduğunu unuttum.
Emin değilim ama İlk Presbiteryen'i deneyebilirsiniz.
Allan Caddesinde.
Teşekkürler.
Allan Caddesi nerede?
Allan...
Altı blok yukarıda ve üç blok ötede.
Benzin lazım mı Rahip?
Tanrım.
Hayır.
Elaine!
Elaine!
Elaine!
Elaine!
O adam kim? Ne yapıyor?
- Onu ben hallederim. - Geç kaldı.
Elaine!
Elaine!
Elaine!
Kalk. Onu durdurmalısın.
Elaine!
Elaine!
Elaine!
Elaine!
Elaine!
Ben!
Serseri! Çılgın serseri!
Seni geberteceğim.
Elaine! Artık çok geç!
Benim için değil!
Çekilin!
- Lanet olsun! - Çekilin!
Alt yazı çevirmeni: İlkim Sezen
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.