Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
[Jenerik müziği.]
Senin için ya da kendim için burada değilim Miran, babam için buradayım.
Babamın suçsuzluğunu ispatlamak için.
[Gerilim müziği.]
Reyyan...
...sen buraya bunu söylemek için mi geldin?
Bu halde, böyle konağı basar gibi.
Biz...
Biz diye bir şey yok Miran.
Sadece o mektubu bulana kadar birlikte hareket edeceğiz, o kadar.
Sen gerçeği kendi gözlerinle görene kadar pes etmeyeceğim.
Nefretinizi de intikamınızı da yerin dibine gömmeden vazgeçmeyeceğim.
Tamam Reyyan, ben sana daha önce de söyledim. Ben o mektubun varlığına inanmıyorum.
Eğer sen o kadar eminsen tamam, aradığını bulmak için elimden geleni yapacağım.
Ama eğer bulamazsak, öyle bir mektup yoksa?
Var.
O mektup gerçek. Sen inansan da inanmasan da gerçek.
Ben gerçeklerle yüzleşmeye hazırım.
Göreceğiz.
Şimdi söylediklerin değil, mektubu bulduğumuzda yapacakların önemli.
Sanma ki o mektup bizi bir araya getirecek.
Sadece sana nasıl bir yalanın içinde yaşadığını gösterecek Miran.
İşte o zaman, sonsuza kadar çekeceksiniz ellerinizi ailemden.
Her şey ortaya çıktığında masumlardan değil, sana yalan söyleyenlerden sorarsın hesabını.
Sen ne cesaretle...
Orada dur Azize Aslanbey!
O mektubu getirip önüne koyacağım zamanı bekle.
İnsanların hayatını gözünü kırpmadan nasıl harcadığını herkese göstereceğim zamanı bekle.
O zaman zaten vereceksin hesabını.
Hani bana sormuştun ya, sende o yürek var mı diye.
Şimdi ben sana soruyorum, sende gerçekleri ortaya çıkaracak yürek var mı?
Sen ne kadar inanmasan da sana verdiğim bütün sözlerin arkasındayım.
Gidelim öyleyse.
Onlar ne?
Gidelim.
Yalan söylüyorsun. Olamaz böyle bir şey!
Nasıl olur? Azize...
Azize Hanım her şeyi biliyordu.
Reyyan'ın, Hazar'ın üvey kızı olduğunu da.
Her şeyi bile bile yaptı.
Sen, sen...
Bana başka bir şey sorma.
Ne olur bana başka bir şey sorma!
Hazar, bu mektubu yazıp yazmamayı çok düşündüm. Ama öyle bir cehennemin içindeyim ki...
...senden sakladıklarım benimle birlikte yanıp gidecek diye korkuyorum.
Miran senin oğlun Hazar.
Eğer bana bir şey olursa evladımız önce Allah'a sonra sana emanettir. Ona sahip çık, gözün gibi sakın.
Aslanbey'lerin şerrinden koru evladımızı. Bunu sana dahha önce söyleyemediğim için beni affet.
Ben senin oğlunla geçirebileceğin o en güzel zamanları, yine evladımızın selameti için sizden çaldım.
Ama Allah sizi bir ömür birlikte kılsın. İşte o zaman gözüm arkada kalmaz.
Beni affet, oğlumuzu çok sev Hazar.
(Ağlıyor.)
Hazar Şadoğlu'nun ona attığı iftirayı temizlemeden de vazgeçmeyecek.
O gün ne olacak? Ya Miran, ya peşinden giderken ben ölüp gideceğim.
Bunu yapmak zorundaydım.
Evlatlarım için yapmak zorundaydım.
Fırat ile Miran için.
Herkes öğrenecek gerçeği, bitecek bütün bunlar.
Elif?
Senin ne işin var burada?
Ben, ben Reyyan'ı görmeye...
Sen delirdin mi kızım? Nasıl geldin buraya?
Bak seni burada görürlerse neler olur, hiç düşünmedin mi?
Benim, benim Reyyan ile konuşmam lazım. Esma anne yalvarırım bırak!
Benim gidip Reyyan'a her şeyi anlatmam lazım.
Ne anlatacaksın Reyyan'a?
Abim suçsuz.
Elif, bak işleri daha da zorlaştırma.
Olaylar bu haldeyken bir Aslanbey'in Şadoğlu'na görünmesi demek kıyamet olur kızım.
Esma anne yalvarırım bırak! Eğer ben konuşmazsam...
...abim ile Reyyan bir daha asla bir araya gelmeyecek.
Kuzum! Tamam kuzum tamam, biliyorum. Bak biliyorum sen bunlara çok üzülüyorsun.
Ama daha fazla zorlama.
Olaylar daha fazla büyümeden gidelim buradan, he?
Hem bak babaannen duyarsa neler olacağını biliyorsun. Belki de Reyyan ile konuşman ona daha fazla zarar verecek.
Yok, olmaz.
Elif, Elif! Elif gidelim kızım, haydi.
Haydi kızım yürü eve gidiyoruz.
(Ağlıyor.)
Bu ne mektubu babaanne?
Kim yazmış? Kime yazmış?
İçinde bu kadar önemli ne yazıyor ki Reyyan buraya gelip böyle rest çekebiliyor?
Niye peşine düştüler? Hazar Şadoğlu'nun masumiyetiyle bu mektubun ne ilgisi olabilir ki?
Vardır bir ilgisi de ilgili kişiye ulaşamamış belli ki.
Kim bilir? Belki de Hazar Şadooğlu geceniin kör vaktinde o mektubu göstermeye gelmiştir.
Belki de içinde çok önemli şeyler yazıyordur. Azize Hanım, sen ne diyorsun bu konuda?
Babaanne bir şey söylesene.
O mektubu getirip önüne koyacağım zamanı bekle.
İnsanların hayatını gözünü kırpmadan nasıl harcadığını herkese göstereceğim zamanı bekle.
O zaman zaten vereceksin hesabını.
Fırat, odama gel.
Babaanne!
Fırat ne oluyor?
Sonra konuşuruz Gönül, sonra.
Anne yine ne bu rahatlık? Miran ile Reyyan evlendiler diye kıyameti kopardın.
Şimdi yine bir aradalar ve sen bu durumdan memnun musun?
Ah Gönül ah!
Bunlar hep tecrübesizlikten oluyor!
Büyük resmi görmeyi sana bir türlü öğretemedim yavrum!
Yollar ikiye ayrılmadan evvel hep tektir. Onlar yoluna, biz yolumuza. Haydi.
Reyyan, ben öfkeni kızgınlığını anlıyorum ama yargısız infaz yapıyorsun. Haksızlık ediyorsun bana.
Haksızlığı sen ettin Miran. Her şey ortaya çıkana kadar duracağım demiştin, durmadın.
Durdum Reyyan, durdum. Durdum ama inanmıyorsun ki bana.
Canımı da en fazla bu acıtıyor işte, bana inanmaman.
Peki bundan sonra böyle mi olacağız?
Hiçbir şey yaşamamış iki yabancı gibi.
Keşke düşman olmak yerine iki yabancı olabilseydik.
O zaman bu kadar yanmazdı canımız.
Yani o mektubun içinde ne yazdığını bilmiyorsun, öyle mi?
Dediğim gibi büyükana, zaten Miran da böyle bir mektubun varlığına inanmadığı için üzerinde durmadı.
O yüzden çok detaylı bir şekilde konuşmadık.
Benim bildiğim, Reyyan'ın köşe bucak bu mektubu aradığı.
İyi, çıkabilirsin. Mektupla ilgili bir gelişme olursa bana haber ver.
Mektup hadisesinin arkasında da sen mi varsın?
Mektupta neler yazıyor?
Kimsin sen?
Ne istiyorsun benden?
Ne istiyorsun?
Kimsin sen?
Kimsin?
Bu kadınlar beni açlıktan öldürecekler ha!
[Kapı kapanır.]
Eltim hayırdır, nereden geliyorsun böyle?
Ne oldu sana?
Buna da gebelik hiç yaramadı.
Hallere, hareketlere bak.
Ee tabi, şimdi içeride hormonlar reyhani yapıyor.
Allah abime sabır versin.
Börek falan yok mudur acaba mutfakta.
[Kapı açılır.]
Ne oluyor burada ya? Duyan da Çin'e gidin bana portakallı ördek alın getirin dedim zannedecek ha!
Altı üstü bir ekmek peynir koyacaksınız, nerede kaldı bu kahvaltı?
Servisimiz az sonra başlıyor Handan Hanım.
Servisimiz az sonra başlıyor Handan Hanım.
Sizin yüzünüzden var ya, benim bu yavrum vitaminsiz kalacak.Yengesi Zehra'ya benzeyecek. Allah korusun.
Ben böyle bir şeye izin verir miyim? Şadoğlu'nun en zekisi olacak benim yavrum.
İnşallah yani.
Anam, Yusuf amca. Maşallah sen de mutfaktan hiç çıkmaz oldun ha.
Yalnız bir şey diyeyim, çok kahve çarpıntı yapıyor diyorlar bak dikkat et. Sonra anlamazsın kahveden mi...
...sevdadan mı, nedendir ha.
Haydi haydi, şu tavada.
Yok...
...yok ben anlamıyorum. Sanki görünmez bir el sürekli benim önüme taş koyuyor mektubu bulamayayım diye.
Koskoca hastanede bu kameralar her yeri görürken bir tek bu bankı mı göremiyor yani?
Tamam, üzme artık kendini Reyyan. Mektup kayıp mı biri mi aldı, belli değil.
Belki düştü bir yerlerde, kağıt parçası diye çöpe attılar. Olamaz mı?
Bırak artık peşini, boşver. Gel vazgeçelim artık aramaktan.
Niye, korkuyor musun? Yalanların ortaya çıkacak diye.
Yıllarca inandığın her şey yerle bir olacak diye korkuyor musun Miran?
Evet Reyyan korkuyorum ama dediklerinden değil. Sen daha fazla üzüleceksin diye korkuyorum.
Gözlerinde arada sırada yakaladığım mutluluk tamamiyle yok olacak diye korkuyorum.
Benim gibi uykuların haram olur diye korkuyorum.
Şu an kendine benim gözümden bakabilseydin anlardın belki beni.
Ben de gerçekler ortaya çıksın istiyorum. Ama seni yakarak, inancını yıkarak değil.
Anla beni ne olur! Gel vazgeçelim şu işten.
Ben zaten sayende yitirdim onların hepsini.
Çünkü sen sevdamıza intikamını ortak ettin Miran.
Şu an tek istediğim mektubu bulmak.
Korkma, belki o zaman güler biraz yüzüm.
Reyyan bütün hayatımız bu mektuba bağlıymış gibi davranma. Hem var olsa bile, ya bulamazsak, o zaman ne olacak?
Öyle ya da böyle babamın suçsuzluğunu ispat edeceğim.
Nereye gidiyorsun?
Ben bırakırım seni.
Reyyan, biz hala karı kocayız farkındasın değil mi?
En azından aradığın ispatı bulana kadar bana böyle suçluymuşum gibi davranmayı bırak.
Hastaneye beraber geldiysek seni eve de bırakabilirim değil mi?
Merak etmeyin, hastaneden elleri boş çıktılar. Takipteyim.
Yok mu?
Yok, bulamadım bir şey Hazar Bey ne mektubu?
Of Zehra ya!
Söyle bana ne mektubu?
(Ağlıyor.)
O mektup bizim kurtuluşumuzdu Zehra.
Reyyan ile Miran'ı çıkaracaktı o evden, üstüme atılan iftirayı temizleyecekti ya!
Dilşah yazmış onu bana.
Yok, yok.
O mektup bu mektup olmaz.
Olamaz.
Hazar Bey öğrenseydi tutulmazdı ki, duramazdı.
Miran senin oğlun Hazar.
Of!
(Ağlıyor.)
Hazar Bey bana yalan söylemez.
Yok.
Ya korktuysa?
Ya diyemediyse bana?
Miran senin oğlun Hazar.
Eğer bana bir şey olursa...
Gerçek olamaz.
Olmaz.
Nasıl olur Allah'ım?
Ne yapacağım Allah'ım?
Ben ne yapacağım?
Elif!
Odanda değil miydin sen?
Ne zaman çıktın?
Nereden geliyorsunuz bu halde?
Ben Reyyan'a gittim.
Ne!
Ben de Elif'i yolda görünce...
Tamam Esma, gerisini ben hallederim.
Yürü, yürüsene!
(Ağlıyor.)
Yürü!
Söyledin mi? Şadoğulları bir şey biliyor mu? Susma Elif konuş!
(Ağlıyor.)
Söyleyemedim.
Söyleyecektim ama söyleyemedim.
İzin vermedi.
Kim izin vermedi, Esma mı? Başka birini mi gördün?
Esma bir şey mi biliyor? Elif konuşsana.
Diyemedim.
Reyyan'a diyecektim ama yapamadım.
Ama vazgeçmeyeceğim.
Çünkü, çünkü abim ile Reyyan'ı ancak gerçekler bir araya getirir.
Esma bir şey mi anladı, yoksa bir şey mi ima etti?
Yeter artık yeter! Kimse bir şey anlamadı, kimse bir şey de bilmiyor.
Ama ben dayanamıyorum anlıyor musun? Dayanamıyorum ben.
(Ağlıyor.)
Elif bak, vicdanın bas bas bağırıyor biliyorum.
Çünkü sen böylesin, kalbin böyle. Ama oraya gitmen hata, konuşman daha da büyük hata.
Bir daha oraya gitmeyeceksin. Kimseye bir şey söylemeyeceksin.
Konuşursan abinin hayatını tehlikeye atarsın.
(Ağlıyor.)
Hepimizin sonu olur. Şadoğulları şimdi duruyor çünkü Reyyan ile Miran ayrı.
Ama eğer birleşirlerse daha evvel koşmadıkları intikamın peşinde koşacaklar.
Hala anlamıyorsun değil mi? Hazar Şadoğlu kızı geri döndüğü için intikam aramıyor.
Şikayetçi bile olmadı, sustu. Ama eğer sen konuşursan...
...belki Reyyan ile Miran bir araya gelir ama bunun sonu felaket olur.
Hazar kızını yine kaybederse, bu sefer abini öldürür.
(Ağlıyor.)
Elif...
...toysun. Hala sevdaya inanıyorsun.
Sanıyorsun ki dünyanın en korkunç şeyi ayrılmaktır.
Ama öyle değil Elif. Dünyada bunun beteri de var.
Bir ömür boyu abini öldürdüğünü düşünerek...
Yeter artık, sus sus!
Ben susarsam sana yarar ama sen susarsan abinin hayatını kurtarırsın.
Anladın mı Elif?
İyi düşün bunu, iyi düşün.
[Kapı açılır.]
Ne oluyor burada?
Elif hava alsın diye çıkarmaya geldim, beni dinlemiyor. Kendini odalara kapatmış.
Çok üzülüyorum. Sen bir şey söyle bari Azize Hanım.
Ben seni nasıl zapt edeceğimi biliyorum. Sadece biraz hızlanmam gerek.
Allah'ım sen yardım et!
Evlatlarımı kurtarmak isterken felaketlere sebep olmayayım Allah'ım!
Sen yardım et ya rabbim!
(Ağlıyor.)
[Kapı açılır.]
Zehra ne oldu, hayırdır? Kötü bir şey mi oldu, he?
Reyyan mı?
Ee?
Desene bir şey, korkutuyorsun insanı.
Canım sıkılıyor benim Hazar Bey.
Yani bütün bu olan bitenler, Reyyan ile Miran'a söylediğimiz yalan...
...ne bileyim, böyle içim huzursuz.
Of Zehra ya...
...biz hata ettik hata.
Kızımızın canı içinde kalsın dedik ama hata ettik ya.
Hele ki Miran...
...affetmez artık seni.
Hiç affetmez.
Daha da çok nefret edecek senden.
O zaten affetmezdi Zehra.
Ben boş yere ümit ettim. Yetim dedim...
...öksüzdür, Dilşah'ın oğludur dedim.
Kızımla beraber onu da o konaktan çıkartmak istedim ama...
...yok.
Nefret onun yüreğine bir kere yuva yapmış Zehra.
Ya...
...o da babaannesi de kızımızdan uzak dursun, yeter.
Bilmiyor. Bu mektup o mektup değil.
Böyle vazgeçmezdi evladı olduğunu bilse.
Yalan söylemezdi bana, bile bile canının yanmasına izin vermezdi.
Üzme artık kendini bu kadar.
[Kapı açılır.]
Babacığım.
Oy Gül'üm.
Seni çok mutlu edecek bir şey getirdim. Yani bence çok mutlu edici bir şey.
Bak bak bak, acaba nemiş o ya? Gel bakayım şöyle.
Sana resim defterimi ve boyalarımı getirdim.
Aman! Görüyor musun benim çiçeğimi? Benim de canım sıkııyordu.
Gel bakayım, gel şöyle yanıma.
Dur annem.
Çıkartalım.
Geç.
Haydi bakalım.
Biliyor musunuz? Dün gece uyurken kardeşim geldi yanıma. Ne zaman geleceksin diye sordum, cevap vermedi.
Bebek ya ondan. Konuşamıyor herhalde.
(Gülüyor.)
Görüyor musun Zehra? Hiç bize gelmiyor ha.
Hep ablasına gidiyor. Çok sevecek galiba ablasını ha?
Yok, sizi de çok sever babacığım.
Ben ona anlarıtırım. Annemizle babamızın yüreği yumuşacık derim.
Ablamın bana bisiklete binerken dediği gibi, onları çok sev, sakın üzme derim.
Benim çiçeğim çok iyi bir abla olacak annesi.
(Öper.)
Oh.
Olacak tabii.
Şimdi ona bir resim çizelim. Doğduğunda veririz.
Annem, sen, ben bir de ablam.
Miran...
...Mehmet Aslanbey'in oğlu değil.
Hazar ile Dilşah'ın oğlu.
Burada dur.
Eve kadar bıraksaydım.
Burada ineceğim Miran.
Reyyan...
...bunu bize yapma.
Bile bile yapma.
Sen bendesin.
Kalbin bende çünkü.
Sen benden gidebilirsin belki ama kalbin benden gitmedikçe, ne olursa olsun sen benimsin.
Reyyan.
Biz nereye gidersek gidelim bu savaşı beraberimizde götüreceğiz Miran.
Yan yana yürümemiz bir şey değiştirmiyor.
İlerde kıymetini bilemediğin o sevgi pişmanlıktan kalbini titretince...
...anlarsın keşkelerle yaşamanın ne demek olduğunu.
Gerçi sen daha önce de keşke demiştin.
Gerçekler ortaya çıkana kadar bizimle ilgili konuşmak istemiyorum.
Biz diye bir şey de yok gerçi.
İstedin, bitti.
Reyyan bana haksızlık yapıyorsun. Kendimi savunma hakkı bile tanımıyorsun ki bana. Adil davranmıyorsun.
Tıpkı senin babama yaptığın gibi mi?
Şimdi bildin mi Miran?
İnsan avaz avaz masum olduğunu bağırırken herkesin onu katil diye susturması nasılmış?
Bir şüpheli bakışın içini nasıl kanattığını anladın mı?
İnan bana, sen babamın yaşadığı adaletsizliği yaşamadın.
Peki ya senin adaletsizliğin?
Baban söyleyince doğru, Miran söyleyince yalan.
Çünkü benim babam hiç yalan söylemedi.
Reyyan?
İyi misin?
Nereden geliyorsun sen?
Hastaneden geliyorum.
Neden? Yani, ne işin var hala hastanede?
Babamın eşyalarının içinde olduğu torbadan bahsetmiştim ya...
Yine şu mektup meselesi.
Olsa çıkmaz mıydı ortaya Reyyan? Bitmeyecek mi bu mesele?
Bitmeyecek Azad abi.
Reyyan.
Neden Reyyan? Neden bu kadar önemli bu mektup, anlatmayacak mısın artık?
Miran'ın annesi, Dilşah Hanım yazmış o mektubu babama. Yardım istemek için.
Babam o gece konağa bu yüzden gelmiş. Doğru söylediğini Miran'a ispat etmek için.
Doğruymuş demek.
İyi de bunca zaman sonra amcam nereden bulmuş mektubu?
Bilmiyorum ama ne olursa olsun o mektubu bulmamız şart.
Ben o gece hastanede olan herkese sordum ama yok, hiçbir şey yok.
Eşyalar kimin elinden geçti bilmiyorum ama amcam almış olabilir mi?
Babam?
Babamın eline geçse iki dakika durmaz hemen çıkartırdı ortaya.
Yani hem amcamı hem aileyi kurtaracak, hem de dedeöin gözünde kurtarıcı olacak; sanmam babam değildir.
Reyyan, belki de o karmaşanın ortasında düştü kayboldu.
Yani o koşuşturmada kim bir kağıt parçasını fark edecek, olamaz mı?
Peki Yaren?
Reyyan, biz kimseye bir şey ispat etmek zorunda değiliz. Amcam bilmiyor mu masum olduğunu?
Biz bilmiyor muyuz?
Bak, Miran efendiye de kimsenin dokunduğu yok.
Yine yaptığı yanına kaldı. Böyle sadece kendine eziyet ediyorsun ya, bırak artık.
Ya nasıl bırakayım? Elimizde babamın masum olduğunu ispatlamak için kanıt var kanıt.
Ne olacak o mektubu bulunca? Babanın masum olduğunu kanıtlayınca sana inanacaklar mı sanıyorsun?
Yalan diyecekler. Dilşah yazmadı o mektubu diyecekler.
Hazar Şadoğlu ölünün arkasından bile iş çeviriyor diyecekler, üzüldüğünle kalacaksın.
Sen bana bunları nasıl söylüyorsun?
Benim kendi yaşadıklarım bir yana...
...babama katil demelerine, ırz düşmanı demelerine göz mü yumayım?
Azize'nin yaptıklarına, yalanlarla yakıp yıkmasına, bütün sevdiklerime acı çektirmesine izin mi vereyim Azad abi?
Babamın hayatı boyunca bu iftirayla yaşamasına göz mü yumayım Azad abi?
He, bu mu benden beklediğin? Niye Azad abi, niye?
O mektubu Miran'a geri dönmek için bulmak istiyorsun da ondan.
Ne?
Ne olacak? Babanın masum olduğunu kanıtlayınca düşmanlık bitecek mi?
Hiçbir şey olmamış gibi Miran ile hayatına devam mı edeceksin?
Miran kandırıldığını söyleyip özür dileyince yaşadığın her şey geçecek mi Reyyan?
Kendine verdiğin değer bu mu?
Bunları sen mi söylüyorsun bana?
Bu hep böyledir işte. İnsan sevdiğine ne yaparsa yapsın hep aklamaya çalışır.
Her yerinden kötülük aksa da şu kalbinde kirlenmediyse, temizlemenin yolunu arar.
Aklamaya çalışır, çalışır da yine de en büyük kötülüğü kendine ettiğini fark etmez işte.
Siz ne düşünürseniz düşünün, ben o mektubu sadece gerçekleri ortaya çıkarmak için istiyorum.
Ve bunun için de elimden gelen her şeyi yapacağım.
Ben de sen üzülme diye elimden ne geliyorsa yapacağım.
Ne pahasına olursa olsun yapacağım Reyyan.
[Kapıya vurur.]
Yaren?
Yaren...
Hayırdır Reyyan?
Yaren ben...
Yoksa beni özledin de eşyalarımla mı hasret gideriyorsun?
Babamın eşyalarının içinde olduğu torba vardı, mektup vardı içinde de, onu gördün mü diye soracaktım. Kayboldu.
Sana böyle gizli gizli oda bastıracak kadar önemli ne mektubuymuş bu?
İçinde ailemiz için çok önemli şeyler yazan bir mektup.
Gördün mü görmedin mi?
Madem ailemiz için bu kadar önemli, benim neden haberim yok?
Hem bu mektubu bulamazsan ne olur?
Yaren gördün mü görmedin mi?
Valla ben ne mektup ne torba falan gördüm, ilk defa senden duyuyorum.
Yaren bak iyi düşün. Hatırlayacağın en ufak bir şey bile bana yardımcı olabilir.
Hiç elinde torbayla birini gördün mü ya da mektup hakkında konuşan birilerini falan?
Bilmiyorum dedim ya Reyyan. Haydi çık dışarı sıkma canımı, haydi!
Ya Yaren ailemiz için önemli diyorum, niye anlamıyorsun!
Madem bu mektup bu kadar önemliydi? Baban içeride canıyla cebelleşirken...
...hastane kapısında aşk tazelemek yerine babanın eşyalarına sahip çıksaydın.
Böyle bir konuda bile derdin benimle çekişmek mi? Sen nasıl bu kadar umursamaz oluyorsun ya?
Valla hangimiz umursamaz acaba? Babanı öldürmeye kalkan adamla kırıştıran sen mi...
...yoksa amcamın başına ölmesin diye dua eden ben mi?
Şimdi karşıma geçmiş de, ailemiz için çok önemli bir düşün istersen hatırlamaya çalış diyorsun.
Unutmasaydın elindeki torbayı da böyle debelenmek zorunda kalmasaydın.
Ben sana unuttum demedim ki Yaren, kayboldu dedim.
Ne olmuş yani?
Ne bakıyorsun öyle? He, bir laf ettim diye açığımı mı yakalamış oldun şimdi?
Bak Reyyan, amcamın eşyalarının olduğu poşet elindeydi, şimdi ortada yok.
Demek ki sen bir yerde unuttuğun için kayboldu. Anlattıklarından bunu çıkarmak çok mu zor acaba?
Sen aldın!
Eh! Hem suçlu hem güçlü, çık dışarı haydi!
Sen aldın, söyle nereye sakladın mektubu?
Reyyan delirdin mi sen?
Evet delirdim, sen delirttin beni. Söyle, mektubu nereye sakladın Yaren?
Babacığım ben senin bir yerini acıtmıyorum değil mi? Canını yakmıyorum, değil mi?
Yok kuzum yok.
(Öper.)
Yok.
[Kapı çalar.]
Amcam.
Gel Azad, gel.
Nasılsın amca?
İyiyim iyiyim, sağ ol.
Amcam halin varsa az konuşalım mı?
Olur. Hayırdır canını sıkan bir şey mi var?
Reyyan bırak dedim sana!
Hepimizin acı çekmesinden keyif alıyorsun değil mi? Sen aldın, söyle nerede Yeren!
Söyle nereye sakladın?
Sen dur yengem, ben halledeceğim.
(Bağrışmalar.)
Sen ne yüzsüz bir kızsın ya! Git artık bu evden, git!
(Bağrışmalar.)
Yaren.
Bu kepazelik nedir be!
Kızım sizin yaşınız kaç başınız kaç? Ne yapıyorsunuz böyle?
Ya daha ilk günden siz neyi paylaşamıyorsunuz?
Daha geldiğin ilk gün evin dirliğini bozdun dedin ya dedem.
Ne büyük adammışsın, ne olacağını önceden bildin. Reyyan'ın evimizin huzurunu kaçıracağını biliyordun...
...öyle de oldu. Başımıza ne geldiyse bunun yüzünden geldi!
Bunun yüzünden soyadımız yerlere düştü.
Yaren yeter, yeter!
Başımıza ne geldiyse senin yüzünden geldi, bırak artık şu kıza yüklenmeyi!
Abi...
Yaşadığımız her şeyin tek suçlusu sensin!
Azad, oğlum ne diyorsun sen?
Azad yeter oğlum tamam.
Sen ne dersin Azad?
Abi...
Ben ne diyorum ha dede?
Azad, yeter oğlum tamam.
Senin bu yere göğe sığdıramadığın torunun var ya, kendi ailesinin adını yere çalacaklarını...
...Reyyan'ı da bizi de rezil rüsva edeceklerini bile bile sustu.
Senin adını yere çalan Reyyan değil, ta en başından Yaren'dir.
Haydi söyle, yalan de.
Sultan ile Gönül'ün, Reyyan'ın düğünden sonra meydana atılacaklarını konuştuklarını duymadım de.
Daha en başından her şeyi engelleyebilirdin.
Ama sırf Reyyan rezil olsun diye ailemin adının yere çalınmasını bile önemsemedim de.
Azad yeter.
Asıl size yeter be, hepinize yeter!
En az Yaren kadar siz de suçlusunuz, ben de suçluyum.
Biz nasıl bir aileyiz ya, ha? Ne yapıyoruz biz ana?
Yaren almış Reyyan'ı hesap sorarken biz ne yapıyoruz?
Reyyan'ın hiçbir suçu günahı yok.
Doğru mu bu!
Dedem...
...ben korktum dedem sana söylemeye, anlatacaktım gerçekten.
Ya sen nasıl yaparsın bunu? Sen bunu bize nasıl yaparsın?
Baba, tamam baba.
Nasıl yaparsın? Sen bu ailenin nesi oluyorsun ha? Düşmanı mısın!
(Bağrışmalar.)
Sen nasıl bir evlatsın ha?
Dede yapma.
Yapma.
Reyyan, çekil sen aradan.
Bu sadece senin meselen değil, bu Şadoğullarının meselesi.
Bugüne kadar Yaren'e inmeyen bu tokat şimdi inecek!
İnmeyecek!
İnmeyecek.
Ya bu evde artık kavga, gürültü, tokat, ağlama olmasın.
Benim babam hasta, kardeşim hasta, annem gebe.
Bu olanları duyarlarsa kaldıramazlar. Ben zaten yaşayacağımı yaşadım.
Allah benim yaşadıklarımı ne Yaren'e, ne bir başkasına yaşatsın.
Ama annemle babam bunu duyup da üzülmesinler artık.
Senin derdini de hiç anlamadım yani.
Benden hep nefret ettin Yaren.
Peki sana bunca yıl tek bir kötü söz etmeyen...
...tek bir kötülüğü dokunmayan, seni kendi evlatlarından ayırmayan babama nasıl yaptın?
(Ağlıyor.)
Anneme nasıl yaptın?
Ne istedin onlardan?
Tamam...
...benden nefret ediyorsun diye ailem acı çeksin, onu da anladım.
Peki, beni hayatı boyunca bir kez olsun kucağına almamış...
...sevgisini esirgemiş...
...seni yere göğe koyamayan...
...sana bakınca göz bebeği titreyen, başının tacı eden, sana tek laf ettirmeyen dedeme niye yaptın?
Niye yaptın?
Allah biliyor...
...Allah biliyor, ben seni affettim Yaren.
Hiçbirinize gönül koymuyorum.
Diyecek bir sözüm yok.
Ama sizden tek ricam...
...annemle babam duyup kahrolmasınlar.
Dede...
(Ağlıyor.)
Anne, anne bana yardım et. Yalvarırım, ben böyle olmasını istemedim, biliyorsun.
Tam da böyle olmasını istedin kızım, tam da böyle hayal ettin.
Ama sen yalnızca Reyyan'ın başına gelecekleri düşündün.
Bir gün ettiğin bu kötülüklerin dönüp dolaşıp senin başına bela olacağını hesap edemedin.
Ama sana bir şey söyleyeyim mi?
Suçlu sen değilsin.
Benim kızım.
Senin yüreğin ne ara böyle oldu? Ne zaman kırıldın, döküldün vallahi bilmiyorum.
Ama eğer bir evlat hata yaparsa...
Bunun sorumlusu, onu yetiştiremeyen annesi ile babasıdır.
(Ağlıyor.)
Hata senin değil kızım, hata bizim.
Bizim.
(Ağlıyor.)
(Ağlıyor.)
[Kapı açılır.]
Gel torunum gel.
O avluda neler oldu öyle?
Destursuz girdi içeri, bir haller falan.
Kattı seni önüne gittiniz.
Neler oluyor? Neden bahsediyor Reyyan?
Gerçekleri birlikte arayıp bulmak istiyormuş.
O gerçekleri değil, Hazar'ın haklı çıkmasını istiyor.
Sen ne yapacaksın? Hazar suçsuz çıksın diye Reyyan'a yardım mı edeceksin?
Daha neler duyacağız acaba.
Böylesi daha iyi oldu. En azından gerçekler ortaya çıktığında ben de Reyyan'ın yanında olmuş olacağım.
O mektup neymiş peki, neyin nesiymiş?
Güya Hazar Şadoğlu'nun suçsuzluğunun kanıtıymış.
Hazar Şadoğlu'nun suçsuzluğunun kanıtı ha?
Hazar Şadoğlu ruhunda taşıdığı hakikatin ağırlığından ne yapacağını şaşırmış.
Bir yalanı ortaya atıyor, Reyyan ile ikinizin aklını karıştırıyor, kendi kenara çekiliyor.
Bir insan, kendi evladını bile oyunlarına alet ettikten sonra...
...nasıl bir vicdansız babadır?
Babaanne, şu anda Reyyan ile bizim sevdamız Hazar Şadoğlu ile senin oyunların yüzünden sınanıyor.
Sen ananın babanın katiliyle babaanneni bir mi tutarsın torunum?
Beni affetmedin biliyorum.
Eskiden bir sözüm iki etmezdi sende, şimdi her sözümü tartar düşünür oldun.
Haklısın da, affetmek öyle kolay değil.
Bir bedeli var. O bedeli ödeye ödeye...
...o günahı bir daha işlemeyeceğine inandıracaksın kırdığını.
Ama cani olmak başka, cahil olmak başka.
Ben sana canilik edemem ama cahillik ettim.
Yanıldım.
Ama daha da bir şey yapmadım.
Babaanne...
Bundan sonra ne yaparsan, ne düşünürsen arkanda olacağım.
Sormayacağım, sorgulamayacağım, sana güveneceğim. Ama sen de bana güveneceksin.
O Hazar Şadoğlu'nun attığı her adım ciğerimi dağlıyor.
Bu dünyada evlatlarımı bırakmadı, öbür dünyada da yakalarını bırakmıyor.
Biz de kötülük ettik ama bu ailenin kötülüğü bizi aşar.
Yanlış anlama ben Reyyan yalancı demek istemiyorum. Reyyan da kurban.
Onlar içlerinden en zayıfı seçiyorlar, kurban ediyorlar. Reyyan'ı da kandırıyorlar.
Ne yazıyormuş mektupta?
Hazar yine hangi yalanıyla benim acımı kavurmaya kalkıyor?
Annem...
Annem...
...konaktan kurtulmak için Hazar Şadoğlu'ndan yardım istemiş.
Hazar Şadoğlu da kabul ettiği için teşekkür etmiş.
Yani mektupta yazana göre, Hazar Şadoğlu bırak anamın hayatına kast etmeyi...
...onun hayatını kurtarmaya çalışmış.
Ah Dilşah'ım benim ah!
Ah bahtsız gelinim benim!
Evladının kokusuna doyamadan kara toprağın kokusunu duyan gelinim.
Bazen, Allah onun canı yerine benim canımı alsaydı diye isyan edecek oluyorum...
...ama geride kalanları görmediğine, benim gibi yaşarken ölmediğine şükrediyorum.
Tamam babaanne, tamam. Tamam yapma.
Kafamdaki soruları cevaplamaya çalışıyorum ama bir yerde tıkanıyorum.
Bu yengem de bir defasında annemin babamdan eziyet gördüğünü söylemişti.
Şimdi aynısını Hazar Şadoğlu, Reyyan...
Of!
Annemin eziyet gördüğü için yardım istediğini söylüyor.
Yengemin de benzer şeyler söylemesi...
Of!
Her şeyi bildim sanırsın ama bilemezsin.
Bunlar öyle zehirlidir ki biz yanlarına yanaşamayız.
Ben sana fikrimi açık açık söyleyeyim mi?
Eğer ortada bir mektup varsa kesin Hazar yazmıştır.
Eğer öyle bir mektup varsa, Hazar Şadoğlu'nun nasıl bir yalancı olduğu çıkacak ortaya.
Çünkü ben anamın el yazısını biliyorum.
Nasıl, nasıl biliyorsun sen? Sen nereden bileceksin oğlum? El kadar sabiydin sen daha.
İşte buradan biliyorum.
Miran'ın doğmasına iki ay var. Babası gibi mert, vicdanlı bir oğlum olacak.
Aa!
Sen nereden buldun bunu Miran?
Ah yavrum, ah güzel gelinim!
Nasıl hevesle bekliyordu seni göreceği günü.
Goncasını koklamaya doyamadan baharını aldılar elinden.
Ah, ben kayboldu sanıyordum. İyi ki saklamışsın.
Nereden buldun sen bunu?
Kars'tan gelirken yengem bulmuş. O bana verdi.
İyi etmiş.
Aferin Sultan'a.
Taşınırken çok fotoğraf kaybolmuştu.
Bu fotoğraf her şeyi değiştirecek.
Anamın farkında olmadan bıraktığı not, belki de bütün geçmişi aydınlatacak.
Üstüne atılan bütün iftiraları temizleyecek.
Ben de Reyyan'ın, Hazar'ın yalanlarından kurtulup gerçeği öğrenmesi için...
...o mektubun tez elden bulunmasını istiyorum.
Eğer öyle bir mektup varsa ana...
...sana söz veriyorum onu bulacağım ana.
Sana söz veriyorum.
(Öper.)
[Kapı çalar.]
Kızım gel bakayım gel. Nedir ya bu sesler, ne oldu yine?
Yok bir şey babam, her zamanki Yaren işte. Canımı sıktı biraz ama geçti gitti.
Azize Hanım her şeyi biliyordu. Reyyan'ın, Hazar'ın üvey kızı olduğunu da.
Her şeyi bile bile yaptı.
Ben bir daha hiç Yaren ablamla oynamayacağım. Beni ağlattığı gibi seni de mi ağlattı? Üzdü mü seni?
Yok ablacığım. Siz yanımdayken beni kimse üzemez ki.
(Öper.)
Biz üzülmeyelim diye bir şey gizlemiyorsun değil mi?
Yok babam, niye söylemeyeyim, niye gizleyeyim sizden?
Ben size başka bir şey sormak için geldim.
Ortalık sakinleşene kadar biraz konaktan uzak kalsam olur mu?
Yani sen evdesin, iyisin diye içim rahat ama...
Abla nereye? Daha yeni gelmiştin. Ne güzel kalıyorduk birlikte, gitme.
Sadece birkaç güncük Gül'üm, sonra hemen geri geleceğim. Hem ben zaten sensiz duramam ki.
He babam?
Anne?
Yani konaktan uzak kalsam gücenmezsin bana değil mi?
Sanki seninle ilgilenmiyormuşum gibi darılmazsın.
Kızım...
Zaten fazla duramam, aklım hep sizde ama biraz nefes alsam?
Kızım...
...olmaz ya, ben bırakamam seni şimdi. Ayıramam yanımdan, ortalık bu haldeyken...
Reyyan haklı Hazar Bey.
Çok bunaldı. Az şeyler de olmadı tabii.
Git annem.
Nereye gideceksin kızım?
Melike'nin dedesinin köyüne gitmiştik ya, oraya giderim. Hem Melike de gelir benimle.
Orayı bilen başka biri daha var, sen de biliyorsun kızım.
Oraya değil babam, Melike'nin annesi ile babasının evine gideceğiz. Boşmuş orası.
Kimse bilmiyor zaten.
İyi o halde ama tek başınıza gitmeyin adamlardan biri bıraksın sizi.
Ne zaman gideceksin?
Yarın sabah erkenden giderim.
İyi tamam kızım.
Sağ ol baba.
Abla şimdi nereye?
Mutfağa gideceğim, gelecek misin?
Gelmez miyim?
Ee haydi.
Sen niye izin veriyorsun kıza Zehra?
Uzaklaşsın biraz. Biz de o arada gidip gitmeyeceğimize karar veririz.
O mektup ortaya çıkarsa, kurduğun her şey çöker Azize.
Çöker.
Ee, kahvenizi getirdim hanımım.
Sultan Dilşah'ın fotoğrafını nereden buldu Esma?
Ben...
...ben bilmiyorum.
Miran.
Söyleyeceğin hiçbir şeyi dinleyecek durumda değilim yenge. Çıkmam lazım.
Söyleyeceklerim merak ettiklerinle ilgili olsa bile mi?
O iki günlük Şadoğlu kızı için yengeni bir kenara itmeni unutmayacağım Miran.
Ama büyüklük bağışlamaktan gelir.
Aldığın yanlış kararları son zamanlarda yaşadığın sıkıntılara veriyorum.
Bunu söylemek için mi durdurdun beni?
Yok.
Vakti gelince yaptığın hataları kendi gözlerinle göreceksin zaten.
Benim acelem yok. Ben seni uyarmaya geldim.
Hangi konuda?
Geçmiş konusunda. Geçmişi merak ediyorsun ama sana söylediklerimi hep yanlış kişiye soruyorsun.
Bizi mi dinliyordun sen?
Ben çok şeyi dinliyorum Miran. Ben bu eve geldiğimden beri herkesi dinliyorum.
Hepsini de vakti gelince en faydalı şekilde kullanabilmek için biriktiriyorum.
Açık açık söyle de ikimiz de yorulmayalım yenge.
Kaldırdığın taşın altına iyi bak diyorum Miran, cesaretin varsa tabii.
Yani?
Yani, her küçük taşın altında mutlaka gizlenmiş büyük bir taş vardır.
Ya o mektupta küçük bir taşsa?
Valla ben o mektubun varlığına inanmıyorum.
Ama eğer öyle bir mektup varsa, gerçekten annem mi yazdı onu öğreneceğim.
İşte o zamanda dediğin gibi o küçük taşın altındaki büyük taşa ulaşacağım.
Hah, ben de işte tam ondan sonrasını diyorum.
Ya annen gerçekten bu evdeki işkenceden kurtulmak için Hazar'a...
Yenge sus!
Bağırma!
Bu evdeki bütün erkekler bağırmayı da öfkelenmeyi de her zaman çok sevdi.
Sen de onlardan birisin işte.
Ne de olsa hepinizi Azize Aslanbey yetiştirdi.
Miran...
...sen benim evladımın nasıl öldüğünü biliyor muydun?
Ne yapıyorsun?
Anne.
Belki bu sana küçük bir ipucu olur.
Ayıkla pirincin taşını Azize Hanım.
(Ağlıyor.)
Yeter artık, yeter artık!
Miran!
Yeter!
Gönül?
Gönül, Gönül!
Gönül!
Ben, benim istediklerim dışında Dilşah'a ait tek bir çöp kalmayacak, hepsini yok edeceksin demedim mi?
Fotoğraf, belki başka daha neler...
Benden sakladığın daha neler var babaanne?
Benim şu evde bilmediğim daha neler var? Allah aşkına anlat bana!
Ben her gün yeni bir şey mi öğreneceğim? Yeni bir yalan, yeni bir sır, ne kaldı?
Bilmediğim ne kaldı söyle!
Sen neden bahsediyorsun Miran?
Gönül'ün kardeşi nasıl öldü? Anlat.
Senin kafana kim sokuyor bunları?
Gönül'ün kardeşi nasıl öldü dedim!
Esma ana, sen söyle. Ne oldu Gönül'ün kardeşine?
Ha...
...demek yengem söylediklerinde haklıymış.
Amcam...
Miran!
Sultan.
(Kapıyı çarpar.)
Miran'ı bugünlere getirmek için neleri feda ettiğimi bilirsin, değil mi Esma?
Evet hanımım iyi bilirim.
Benim yok etmeye çalıştıklarımı kullanıp...
...Miran'ın aklını karıştırmaya çalışanları da yok edeceğimi bilirsin değil mi?
O mektup hadisesinde bir parmağın varsa...
...eğer sen söylemeden ben ortaya çıkarırsam neleri kaybedeceğini bir düşün.
İyi düşün.
Önce Fırat'ı düşün.
Gönül!
(Ağlıyor.)
Gönül dur, Gönül nereye gidiyorsun?
Bilmiyorum! Nereye gittiğimi bilmiyorum.
Hangimiz biliyoruz ki? Sen biliyor musun? Bu evde hiç kimse nereye gittiğini bilmiyor.
Her gün başka bir kabusun içindeyiz, bitmiyor Fırat bitmiyor!
Gönül...
...Gönül ne olur, Gönül sakin ol.
Gönül ne olur sakin ol, ne olur.
Ben...
...annemin yaşadığı acıyı gördün değil mi? Babaannemin ona yaşattığı acıyı gördün.
Ben artık dayanamıyorum. Bir gün yüzümüz gülmüyor. Konuşuyoruz ama aslında hiçbir şey söylemiyoruz.
Yaşıyoruz sanıyoruz ama aslında her şey koca bir yalan!
Avuçlarımızdan hayatımız akıp gidiyor ve ben sadece bekliyorum.
Ne yapıyoruz biz Fırat? Biz ne yapıyoruz?
Haklısın, her şey üst üste geliyor. Zor günlerden geçiyoruz. Biliyorum zor ama...
Bilmiyorsun işte! Bilmiyoruz.
Babaannemin önümüze attığı yemleri toplayarak karanlıkta yolumuzu bulmaya çalışıyoruz sadece...
...ama hiçbir yere varamıyoruz.
Yolumuzu kaybediyoruz. Ben tükendim artık, ben tükendim!
Gönül, bak bu yaşadığımız günler ileride başka günlere dönüşecek. Bak geçecek, inan geçecek.
Ne zaman geçiyor biliyor musun? Sadece uyurken.
O evde herkes sadece uykusunda masum.
Sadece hayallerimizde dığruyu söylüyoruz biz. Bir tek rüyamızda istediğimiz gibi hayatımız.
Onun dışında, hepimiz birbirini tanıyan yabancılarız sadece.
Yapayalnızız, en çok da ben.
En çok da sen, aynıyız işte.
Babasız, kardeşsiz, sevgisiz, kimsesiziz.
Değiliz!
Bak işte, bak birlikteyiz. Yan yanayız.
Biz kardeşiz Gönül, biz kardeşiz.
Evet zor günlerden geçiyoruz, hepimiz hırpalanıyoruz ama toplanmasını da bileceğiz.
Biz aileyiz, ben senin ailenim Gönül. Sen asla yalnız değilsin.
Yalnızım işte!
Ben kimseyle konuşamıyorum Fırat, kimseye anlatamıyorum.
Annemin çektiği acıya, geçip giden günlerime dayanamıyorum artık. İçime içime susuyorum.
Yalnızlığımdan korkuyorum. Kendi yüreğimi kemiriyor da beklemekten başka hiçbir şey yapamıyorum. Anlatamıyorum!
Anlat o zaman, susma! Ya dinlerim ben seni, dertleşiriz Gönül.
Bak ben nasıl her şartta Miran'ın yanındaysam senin de yanındayım Gönül.
Ya siz benim ailemsiniz, ben senin ailenim.
Tamam.
(Ağlıyor.)
Fırat, benim kardeşim yaşıyor.
Benim kardeşim yaşıyor.
Benim kardeşim hayatta.
Ama babaannem onu bana göstermiyor.
(Ağlıyor.)
Zehra doğum yapmıştı.
Hazar Reyyan'ı hastaneden getirdiğinde hiç yüzüne bakmadım.
Neden biliyor musun Ahret?
Kız sabiydi.
Sabi.
Severim diye korktum.
Soyun değil dedim, sakın Nasuh dedim sakın.
Sonra, büyürken de bakmadım.
Oğlumun yüzünün gülmesini değil.
O olmazsa belki kendine layık bir kızla evlenir dedim.
Ona acıdığı için Hazar hayatını kararttı dedim.
Ona acımadım.
Sonra büyüdü...
...yine bakmadım yüzüne.
Ölsün istedim. Soyumu bozar, ölsün dedim.
Neyin bedelini ödettim bu kıza Ahret?
Ama bak öyle bir evlat yetiştirmişsin ki, kendi evladının yüreğine vicdan koymuş.
Merhamet koymuş.
Bu dediklerini yaptıysan eğer, bu kız her şeye rağmen sevmiş be Nasuh.
Kendinden vazgeçmiş.
Anasını, babasını hatta seni bile düşünüyor baksana.
Anasına babasına hayırlı bir evlat olmuş, Ahret.
Ben onca yıl ona ettiklerimin vebaliyle nasıl yaşarım Yusuf?
Dün belki erkendi bunları fark etmen için, bugüne kısmetmiş.
Hak ettiklerini bugün yaşat ona, yarına bırakma.
Ağa dedem, ablam bana kek yaptı.
Çok güzel, hem de limonlu.
Mis gibi de kokuyor, ellerine sağlık ablanın.
Dede siz de ister misiniz? Getireyim.
Gül, gel ablacığım.
Babam etme böyle.
Hepimiz Yaren'in suçuna ortak olduk, hepimiz sakladık.
İşte o üstünü kapadığımız, sakladığımız her şey Reyyan'ın sebebi oldu.
Az kalsın abimin de canının bedeli olacaktı.
Ne için?
Evladımın yaptığı kötülük ortaya çıkmasın da...
...ben de babamın gözünden düşmeyeyim diye.
Şimdi düşünüyorum da...
...değer miydi ailemizin bu kadar büyük bedelleri Yaren yüzünden ödemesine?
Ben nerede hata yaptım oğlum ya? De bana kurban olayım, ben nerede hata yaptım ya?
Babam...
Ben babamın gözüne girmeye çalışırken sizi mi göremedim?
Baba...
Onun bana yaptıklarının aynısını ben de size mi yaptım fark etmeden?
Ya babama kızarken, ben onun gibi mi oldum?
Yetemedim mi oğlum ben size?
Baba öyle düşünme.
Yetemedim.
Beceremedim çünkü.
Ben babamda gördüğüm kadarını babalık bildim oğlum.
Bilemedim sevmeyi.
Sen, sen gittin Reyyan'a sarıldın.
Sevgiyi onda aradın, değil mi?
Yaren...
...o da kendini böyle göstermeye çalıştı.
Kızcağız ne zaman kötülük yapsa ancak o zaman bütün kafalar ona döndü.
Değil mi?
Ben de şimdi çıkmış diyorum ki, bu kız niye böyle oldu? Kalbi niye bu kadar karardı?
Baba...
...sen baba olarak hata ettiysen, ben de abisi olarak hata ettim.
Hep uzak tuttum onu kendimden. Sen niye böyle yapıyorsun abim demedim.
Öğrenecek. İyiyi de kötüyü de öğrenecek, biz öğreteceğiz ona.
Biz de yeni öğreniyoruz. Sen baba olmayı, ben de evlat olmayı öğreniyorum.
O da öğrenecek suçlamadan dinleyip, anlamayı.
Sevmeyi birlikte öğreneceğiz.
Yaren de öğrenecek.
İnşallah oğlum, inşallah.
Bu ev artık sadece uyuduğumuz yer olmayacak. Bu taş duvarları birlikte yuva yapacağız.
Sen yeter ki hep başımızda ol.
Hiç olmam mı?
İyi misin?
Fırat...
...ben sana her zaman güvenebileceğimi biliyorum ama bu söylediklerim...
Merak etme, kimseye söylemem.
Zaten böyle bir şey kime, nasıl söylenir ki?
Gönül ben hala...
...ya bu nasıl olur? Büyükana...
...benim aklım almıyor Gönül.
Hiçbiriniz sormadınız ki Fırat.
Hiçbiriniz karşıma geçip de, ne oldu da uğruna kendini bıçaklayacak kadar çok sevdiğin adamdan böyle...
...kolay vazgeçtin demediniz.
Suskunluğumu, kabullenmişliğimi, ne için kendimden vazgeçtiğimi anlamadınız.
Gönül...
Kardeşim için.
Babaannem karşıma geçip de, kardeşin yaşıyor Gönül...
...ama onu ancak Miran'dan boşanırsan görebilirsin dediğinde benim için dünya durdu.
Sadece kardeşimi bulmaktan ibaret, başka bir hayat başladı benim için.
Gönül...
...ne diyorsun sen?
Miran'dan boşanmanı büyükanam mı istedi? Ya iyi de niye Azize ana böyle bir şey...
İntikama devam edebilmek için.
Canını verecek kadar çok seviyorsun, ana diyorsun.
Ama gerçek Azize Aslanbey'i hiç tanımıyorsun değil mi?
Miran Reyyan ile evlenemeseydi, intikamı da ailesini de her şeyi geride bırakıp gidecekti.
Miran'ın kalıp intikama devam etmesi için...
Miran onun planını bozmasaydı, belki de ben hiçbir zaman kardeşimden haberdar olamayacaktım.
Sırf intikamına devam edebilmek için Miran'ı sevdiği kadınla, beni de kardeşimle durdurdu.
Annemin yara izinden ibaret sandığım kardeşimi bana tercih diye sundu.
Şimdi anlıyor musun neden anneme bu kadar üzülüyorum? Babaanneme neden bu kadar öfkeliyim?
Gönül...
...yani bunca yıl Azize ana...
...ben anlayamıyorum. Anlayamıyorum, benim aklım almıyor Gönül.
Nasılmış, neredeymiş?
Bilmiyorum ki. Babaannemin bilmemi istediğinden fazla hiçbir şey bilmiyorum.
Ama bulacağım.
Babaanneme rağmen, çok yakında kardeşime sarılacağım.
Kızım bırak artık umut etmeyi, onun yüreği taş olmuş taş!
Taş yumuşar mı? Kırılır, parçalanır ancak.
Ben gerçekle yüzleşmeye hazırım.
Ne olacak o mektubu bulunca? Babanın masum olduğunu kanıtlayınca sana inanacaklar mı sanıyorsun?
Yalan diyecekler, Dilşah yazmadı o mektubu diyecekler.
Hazar Şadoğlu ölünün arkasından bile iş çeviriyor diyecekler, üzüldüğünle kalacaksın.
Bundan sonra geçmişe takılı kalmayacağım, arkama bakmayacağım.
Bundan sonra ne yapacaksam, babam için yapacağım.
[Telefon çalıyor.]
[Telefon çalıyor.]
Reyyan.
Ne istiyorsun?
Acaba şu an seninle aynı gökyüzüne bakıyor olabilir miyiz?
Aldığın nefes yetmiyor gibi gelebilir mi sana?
Ne yapmaya çalışıyorsun sen Miran? Kapatıyorum.
Kafandaki sesler yüzünden uyuyamıyor olabilir misin sen de?
Karşı karşıya olmak canımı acıtıyor...
...keşke yan yana olsaydık diyor olabilir misin?
Sen hala yatmadın mı kızım, he?
Yok Yusuf amca, uyku tutmadı da. Öyle hava almaya çıkmıştım.
He iyi.
Ah.
Kim kuruttu Allah aşkına bunu, ha?
Kim soldurdu bu gülü?
Solmadı.
Öldü Yusuf amca.
Nereden biliyorsun? Kökü sağlamdır belki.
O kök toprağı bulup bir de gonca vermeye başladı mı bir kere...
...artık bir daha kolay kolay salıvermez kendini.
Tıpkı sevda gibi.
Eğer kökü sağlamsa kaplar yüreğini, artık oradan onu hiç kimse kolay kolay söküp atamaz.
Neyse, ben bunu alayım. İyileşir belki.
Bakarsın yine eskisi gibi al al açar ha, ne dersin?
Yusuf amca?
He, ne var kızım?
Sen Gabriel ustayı tanır mıydın? Buralarda telkari ustasıymış eskiden.
Tanıyorum, tanımaz olur muyum? Ama çalışmıyor artık, işi bıraktı.
Nasıl, yaşıyor mu?
Yaşıyor ama burada değil artık. En son Mardin'in Yılmazdağ ilçesinde demişlerdi.
Oğlu Filipos ile beraber kalıyormuş.
Niye sordun?
Babam anlatmıştı da hikayesini.
Öyle aklıma düştü, merak ettim yaşıyor mu diye.
Peki haydi, iyi geceler kızım.
İyi geceler.
Miran, Miran hemen konuşmamız lazım.
Miran?
Miran konuşsana.
Hemen dedin.
Yine neden buradasın sen?
Çünkü sen benimle orada değilsin.
Ne yapayım, ben de evime geldim.
En son geldiğinde neler olduğunu unuttun galiba. Git hemen.
Sen neden gitmiyorsun?
Çünkü ben hala tam buradayım.
Sen de buradasın.
Benimsin.
Biz ne kadar istesek de birbirimizden gidemeyiz Reyyan.
Ben senden gideli çok oldu Miran.
Daha bu sabah söyledim sana, bundan sonra sadece gerçekler ortaya çıkana kadar...
...ondan sonrası yok.
Reyyan, Miran yok.
Cık.
Reyyan yoksa Miran zaten yok.
Ben senin gözlerinden nefes alıyorum.
Bak...
...sana dokunduğumda hala heyecanlanıyorsun. Avuçlarının içi terliyor.
Ellerin titriyor.
Sen ne kadar dirensen de kalbin, gözün seni ele veriyor.
Senin kalbin o kadar büyük ki...
...aklın kalbine galip gelemiyor.
Yeter artık Miran! Biz diye bir şey yok artık.
Yok...
...bunu bana bir daha yapma Reyyan.
Bu yüzüğü telkari ustası Gabriel usta yapmış.
Nerede yaşadığını öğrendim.
Bu ne demek şimdi?
Bu yüzüğü babam annen için yaptırmış.
Bak Reyyan...
...hayır, kendimi tutayım diyorum ama Hazar Şadoğlu fazla ileri gidiyor.
O yüzüğü anneme babam verdi, benim babam!
Anam öldüğünde...
...bu yüzük parmağındaydı.
Ya gör artık Reyyan, baban yalan söylüyor. Ben aklımı oynatacağım ya!
İyi ya, yalansa da çıkar ortaya.
Hani ikimiz de aynı gerçeğe inanana kadar pes etmeyecektik.
Hani gerçeklerle yüzleşmeye hazırdın.
Hazırım. Ben bütün gerçeklerle yüzleşmeye hazırım.
İyi, o zaman git şimdi. Ben haber verene kadar da beni arama.
[Gerilim müziği.]
(Bağırmaya çalışıyor.)
(Bağırmaya çalışıyor.)
(Bağırmaya çalışıyor.)
(Nefes nefese.)
Bir insanı öldürmeden de yok edebilirsin, biliyor musun Sultan?
Şu arabayı görüyor musun?
Bu arabanın motoru çalışırsa gideceği tek bir durak var.
Ha sonra geri dönecek ama içinde sen olmayacaksın.
Ben sana uyurken kapını kilitle dedim ama yine beni dinlemedin Sultan.
Peki son şans nedir, bilir misin? Artık sende olmayan bir şey.
O yataktan bir daha alınırsan gideceğin yer belli.
Onun için çeneni de kapını da kilitle.
Ve karşında Azize Aslanbey olduğunu sakın unutma.
(Ağlıyor.)
(Ağlıyor.)
(Ağlıyor.)
Dilimi de kapımı da kilitleyeceğim Azize Hanım.
Ne bir şey söyleyeceğim, ne bir şey yapacağım.
Ama bu geceyi de asla unutmayacağım.
Belki bu evden bir araba kalkacak...
...ama o, Şadoğullarına giden cenazen olacak.
(Ağlıyor.)
Babaanne...
...hepimizin eceli sen olacaksın.
[''Ben Yoruldum Hayat'' çalıyor.]
Beni Miran itti.
[''Ben Yoruldum Hayat'' çalıyor.]
[Kuş cıvıltıları.]
[Kapı çalar.]
[Kapı açılır.]
Oy.
Anan ikinci gebeliğinde hep derdi ki...
...''Kızı olmayan anneye evladı olmayan anne derler.''
''İnşallah bu seferki kız olur Cihan.''
Doğumdan sonra, ona bir kızımız olduğunu söylediğimde...
...''Allah'ım sana şükürler olsun, artık ben de anne oldum.'' dedi.
Benim için kız olmuş erkek olmuş fark etmezdi ya, anan mutlu oldu diye çok sevinmiştim.
Ama sonra seni gördüm Yaren.
Dediim ki, ben ömrü hayatımda böyle bir güzellik görmedim.
Göremem de.
Beni ilk gördüğünde, hani gördüğünden değil ya işte...
...minicik elinle parmağımı öyle bir sıktın ki kızım.
İşte bu benim kızım dedim.
Tillahı gelse bırakmaz babasını.
Sen öyle güzel bir bebektin ki Yaren, ben seni kucağıma almaya kıyamıyordum.
Biliyor musun?
Annen ile ben, kimsenin seni ellemesine izin vermezdik.
Biri seni sevdiğinde dokunacak diye aklım kaçardı.
Ee sonra sen büyüdün.
Anana arkadaş oldun.
Yani adın gibi yarenlik ettin ona.
Laf aramızda, annenden de kıskanırdım seni.
Yani içimdeki öyle bir sevgiydi ki sana olan Yaren.
İş yerinde akşamı zor ederdim seni göreceğim diye.
Ama sana sonra bir şeyler oldu be babam.
Gitgide uzaklaştın hepimizden.
İlk başta dedim ki gençliktir yani, olur. Ananla aran hep iyiydi tabii.
Ama şimdi düşünüyorum da...
...o sadece uzaklaşmak değilmiş.
Ben seni tanıyamaz oldum Yaren.
Biz hep senin hatalarının üstünü örtmek istedik kızım.
Çünkü, istedik ki kimse senin o güzel kalbini kıramasın.
Kimse senin üstüne gelmesin, kimse seni üzmesin.
Biz seni tanıdığımızı sanmışız.
Ama...
...sen hangi ara bu hale geldin, ben bile anlayamadım kızım.
Ben bile.
Biz ne hata ettik de sen böyle oldun güzel kızım benim, ha? De bakayım.
(Ağlıyor.)
Ben işte buradaki çocuğum baba.
Bayram günüydü. Ben de on yaşındaydım orada.
O gün abim ile Reyyan ellerine torba alıp...
...şeker toplamaya gitmişlerdi.
Gerçi her bayram giderlerdi ama ben çıkamamıştım.
Zaten ben hiç çıkamazdım.
Sonra onlar şeker toplayıp döndüler, sokakta oynuyorlardı.
Ben de onlarla oynayacaktım.
Ama dedem beni oyuna da yollamadı.
Niye, biliyor musun baba?
Çünkü Reyyan ile oyun oynamamı istemiyordu.
O sene bayramlık alınırken, Reyyan'ın istediği elbiseden ben de istemiştim.
Ama dedem, Yaren'e başka alın dedi.
Siz de başka aldınız.
Çünkü Reyyan'ın giydiğini giymemi istemiyordu.
Hani, dedem sevmiyor diye Reyyan hep eksik kaldı sanıyorsunuz ya...
...hayır baba, Reyyan hiç eksik kalmadı.
Ben eksik kaldım.
Ben sokakta çocuklarla oyun oynayamadım çünkü hep Reyyan oynardı.
Dedem soyumuz derdi, sen Şadoğlu'sun. Ne işin var onların yanında derdi.
Ama dede, Reyyan da Şadoğlu derdim.
Dedem derdi ki sen sokakta arsız arsız oynamayacaksın.
Hanımefendi olacaksın derdi.
Kızım...
Bir kere bile neden demediniz baba.
Bırak bu çocuk da gitsin oynasın demediniz.
Baba, bırak bu çocuk da gitsin şeker toplasın, üstünü kirletsin...
...sokağa çıksın, ağaca tırmansın demediniz.
Kızım biz...
Neden baba, neden?
Çünkü annem de sen de dedeme yaranmak için o kadar çok uğraşıyordunuz ki.
Beni kim büyüttü, nasıl büyüttü hiç bilmediniz.
Hani...
...hangi ara uzak olduk diyorsun ya baba.
Biz böyle böyle uzak olduk.
Beni dedem büyüttü baba.
Annem de sen de bıraktınız, o da büyüttü.
(Ağlıyor.)
Kızım gel, gel.
(Ağlıyor.)
Ben Yaren Şadoğlu'yum.
Bunu da atlatacağım. Bir köşeye sinip ağlamayacağım artık.
Ceza mı keseceksin? Kes.
Eve mi kapatacaksın? Kapat.
Ben bunu da atlatırım. Ben her şeyi atlatırım.
Ben Nasuh Şadoğlu'nun eseri.
Yaren Şadoğlu'yum.
Nasuh, sabaha kadar uyumadan burada mı oturdun sen?
Ya etme bu eziyeti kendine be!
Ben ağa torunu olarak doğdum Yusuf.
Ağa çocuğu oldum.
Sonra da Nasuh'a...
...Şadoğullarının neslinin devamı, soyunun garantisi.
Bütün bu gördüğün topraklar, bunca mal mülk hepsinin tek sahibi.
Hiçbir zaman çaresiz kalmadım. Hiçbir şeyin karşısında yılgınlığa düşmedim.
Ama şimdi çaresizim Yusuf.
Ne yapacağımı bilmiyorum. Ailemi nasıl toparlayacağım?
Başımızdaki bu uğursuzlukların üstesinden nasıl geleceğim?
Sen bir yolunu bulursun ahret, gücünü toparlarsın.
Yeter ki vicdanının sesini susturma, doğruluktan ayrılma.
Toparlarsın toparlarsın. Hele Hazar bir iyileşsin.
Reyyan, babasının masum olduğunu ispatlamak için geçmişi araştırıyor. Bana da sorular sordu.
Bir şeyler biliyorsan, babam için anlat dedi.
Peki sen ne dedin?
Ne diyeyim Yusuf, nasıl diyeyim?
Susmaktan başka çarem olmadığını bilmiyor musun?
Bana da Gabriel ustayı sordu, tanırsın şu telkari ustası.
Geçmişten bir bağ arıyor.
Engellemek lazım.
Herkesin ama önce Hazar'ın iyiliği için geçmişi kapatmak zorundayız.
Peki bildiklerini anlatmayacak mısın?
Nasıl anlatayım Yusuf? Elimin kolumun bağlı olduğunu bilmez misin?
Hazar bütün o olanlardan sonra aylarca kendine gelemedi.
Hiçbir şey hatırlamıyor.
Geçmişi hatırlayacak olursa, geçmişten bir iz bulursa...
İki kez sınandım oğlumla. İki kez onu kaybedeceğim diye ciğerim yandı.
Allah onu bana bağışladı. Bir kez daha müsaade etmem, onu ateşlere atmam.
Bildiklerim, benimle birlikte mezara kadar gidecek.
Al kuzum. Çok sıcak, üflemeden yeme ağzını da yakma olur mu?
Yaşasın çiğ börek! Ellerine sağlık hamış.
Afiyet olsun yavrum.
Sabah şerifleri hayırlı olsun hanımlar.
Sizin de efendim.
Kahve mi isteyecektin Yusuf amca?
Hay çok yaşa sen Hanife, evet kahve rica edecektim.
Tabii zahmet olmazsa.
Ay ne zahmeti, ben yaparım, Siz şöyle buyrun, biz getiririz.
Şey, bakıyorum da sizin de işiniz başınızdan aşkın Nigar Hanım'cığım.
Diyorum ki bu seferlik kahvemi ben yapsam, ha?
Cezveler nerede?
Buyrun buyrun, burada.
Tamam sağ ol. Kahve orada.
Orada kahveler de.
Şimdi kahveyi sen yapsan adam dışarıda kalacak. Kendi yapıyor ki içeride kalabilsin.
Ne numaracı bu, ihtiyara bak sen çakal!
Sus!
Korkulur bundan korkulur.
Sus sus!
(Gülüyor.)
Ay!
(Gülüyorlar.)
Ben temizlerim lütfen siz durun!
Yok, tamam ben temizlerim siz zahmet etmeyin efendim.
Durun durun!
Börek yanıyor börek.
Ay!
Bir dakika ben hallederim.
(Gülüyorlar.)
Çevir çevir!
Sizin eliniz yandı, ben size hemen merhem getireyim.
Yok efendim zahmet etmeyin, suya tutarım geçer hemen şimdi.
Yok yok su çok fayda etmiyor ben biliyorum, merhem çok faydalı. Bekleyin hemen geliyorum.
(Korkarlar.)
Ay anam!
Bir şeyin yok ya? İyi misin?
İyiyim iyiyim.
Bir şey mi istiyordun yavrum? Niye yordun sen kendini?
Ben Hazar Bey'in ilaçlarını getirecektim. Yusuf Bey'in eli yandı da...
...kilerden merhem alacağım, onu vereyim getireceğim ilaçları.
Tamam mı?
He, tamam haydi.
Nigar ana?
He?
Ee...
...sen ne kadar zamandır bu konaktasın?
Çok oldu valla hatırlamıyorum. Niye sordun ki?
Hazar Bey ile Dilşah Hanım'ı hiç bir arada gördün mü?
Yok, ben onlardan sonra geldim ama hep anlatırlardı Hazar Bey'in bir sevdiği vardı, öldü diye.
Başka bir şey bilmiyorsun yani?
Yok valla bildiğim budur.
Tamam, tamam sağ ol.
He, haydi.
Oğlum nasılsın, iyi misin?
İyiyim baba iyiyim.
Ağrın sızın var mı?
He var biraz ama önceki kadar değil, iyi.
İyi olacaksın, daha iyi olacaksın inşallah.
Oğlum, Reyyan'ı görmedim bu sabah.
Kahvaltıya da gelmedi. Siz gördünüz mü?
Baba biz Reyyan'ı birkaç günlüğüne bir yere gönderdik, emin bir yer merak etme.
Biraz uzaklaşsın istedik.
İyi yapmışsınız oğlum, iyi.
Yalnız göndermeseydiniz.
Yok yalnız değil, Melike de var yanında.
Oh, mis gibi çay demledim ha! Ellerime sağlık.
Kız bırak onu, ben yaparım sonra.
Tamam bitti zaten.
Hayırdır Reyyan? Kimin yolunu gözlüyorsun?
Biri mi gelecek kız?
Aman! Ee o gelen Miran'ın arabası değil mi?
Ya nasıl haberi olmuş bunun?
Anam! Reyyan sen ne yaptın?
Bir şey yapmadım Melike ama yapacağım.
Babamın masum olduğunu ispatlayacağım. Onu benden başka düşünen kimse yok çünkü.
Miran ile birlikte mi?
Ya esas ona ispatlamam lazım, başka türlü bu düşmanlık bitmeyecek.
[Horoz ötüyor.]
Merhaba Melike.
Merhaba.
Hazır mısın Reyyan?
Hazırım.
İyi, gidelim o zaman.
İstemiyorsan?
İstiyorum.
İkimizin gerçeği aynı olana kadar da durmayacağım.
Ben de durmayacağım.
Melike biz Mazdağı'na gidiyoruz, geceyi bulur varmamız.
Gabriel ustayı göreceğiz.
Anladım, anladım da gitmesen?
Ya mecburum.
Merak etme. Bir şey olursa haber verirsin sen bana.
Tamam, sen de beni habersiz koyma kuzum.
Tamam, haydi görüşürüz.
Oh.
Ay çok yorulmuşum.
Konağa döndük geldik ama konağın hiç tadı yok.
Doğru diyorsun kız vallahi, ne bu ailenin çektikleri? Kennedy'ler bir, Şadoğulları iki.
Hele bu Yaren, sarı çiyan.
Sinsilerin bayrağını taşıyormuş da haberimiz yokmuş.
Gel kuzum gel. Gel benim Gül'üm gel.
Limon mu sıktın buna? Iy, beter olmuş beter!
Iy, çok iğrenç! Çaya limon koymam ben.
Benden de o kadar Gül Hanım, ben de limonlu çayı hiç sevmem.
Keşke içseydin Hanife, azıcık zayıflardın. Limon yağları eritir diyorlar.
Gerçi sen yağlarından değil, çenenden kurtulman lazım ama tıp inşallah ona da bir çare bulacak yakın zamanda.
Bu da kızına diş geçiremedi, gelip bizi ısıracak.
Ne dedin Hanife duyamadım, az yüksek sesle söyle.
Bir çay molası verelim dedik, kalkacağız şimdi.
Ha, yani diyorsun ki paşa gönlüm ne zaman isterse evi o zaman temizlerim, öyle mi?
Salondaki örümcekler var ya Hanife, sana selam söylediler. Kirayı nereye yatıralım diyorlar, mesken tutmuşlar orayı.
(Gülüyorlar.)
Böyle boş boş oturacağınıza kalkın da sirkeli sularlar yıkayın, ovun şu avluyu.
Hem ev temizlensin hem nazar çıksın haydi.
Valla Handan Hanım, bu nazara bir tanker sirke sıksan yine temizlenmez.
Dilini kesmek lazım dilini.
Nigar?
He?
Sen Gül'ü al da bir mutfağa git bakalım, orada lokum falan var mıymış?
Gel.
Şimdi sana bizim oralardan bir hikaye anlatayım ben Hanife.
O her yere uzanan kulaklarını aç, iyi dinle.
Bir gün bir akrep, gelmiş kurbağaya demiş ki...
...''Kurbağa kardeş, benim şu dereden karşıya geçmem lazım.
Bana bir yardım ediversene, sırtına alıp beni karşıya geçirsene.'' demiş.
Kurbağa demiş ki ''Tövbe, ben korkarım senden. Akrepsin sen, sokarsın beni.''
Akrep yalvarmış yakarmış, antlar içmiş.
Sonunda o şaşkın kurbağaya he dedirtmiş.
Ee, sonra ne olmuş?
Kurbağa atmış sırtına akrepi, karşıya geçirecek ya, yaldır yaldır yüzerken yolun tam ortasında...
...cart diye sokmuş akrep kurbağayı.
Gördün mü gerizekalıyı? Hem sırtında taşıttı, hem sokturdu kendini.
Kurbağa demiş ki ''Akrep kardeş, hani ant vermiştin, niye soktun beni? Bak şimdi ikimizde boğulup gideceğiz...
...derenin ortasında.
Akrep de demiş ki benim doğam bu.
Huylu huyundan vazgeçmez.
Şimdi de bakalım Hanife, sen akrep misin kurbağa mısın?
Kalbimi kırdın Handan Hanım, benden akrep olur mu hiç?
Ben zavallı bir kurbağayım.
Doğru, senden akrep olur mu hiç?
Senden akrep olmaz ama benden olur.
Hem de yüzme bileninden.
Ben adamı öyle bir sokarım ki, hık diye ölür kalır orada.
Bana bak, artık beni tehdit edeceğin bir şey de kalmadı, hareketlerine dikkat et ayağını denk al!
Aklını alırım senin Hanife!
Kalk şimdi.
Kalk ayağa, kalk!
Oh, çayın en güzelini de kendinize yapıyorsunuz ha!
Haydi git mutfağa, bana bunun tazesini getir ama aynısından olsun ha.
Getirmem mi Handan Hanım'cığım, hemen getiririm.
Hem de aynısından.
Aferin.
Gördün mü bak, nasıl fırça çekilir, nasıl ayar verilir? Anandan hep öğren bunları tamam mı?
Yoksa bunları başıboş bırakırsan dil pabuç kadar ha.
Ah! Tekme bu!
Ay maşallah! Vurduğu gol olsun.
Ne diyorsun Hanife?
İlk tekmesi miydi o?
Evet.
Ne kadar şanslısın Handan Hanım.
Çocuk anne karnındayken ilk tekmesini attığında, karşısında kim varsa bebek ona benzer derler.
Demek ki bu bebek de bana benzeyecek.
Valla sırtın yere gelmez artık Handan Hanım.
Tekme değildir o gazdır, ağzından yel alsın. Haydi yürü şimdi işine, haydi.
Tekme miydi o?
Bana bak, bu konakta bu kadar insan varken sen gidip de bu nemruta benzersen bozuşuruz ha, ona göre.
Dur Reyyan dur, sen kal ben sorayım.
Başka bir isteğiniz var mıydı?
Usta iyi akşamlar.
İyi akşamlar.
Hoş geldiniz.
Hoş bulduk.
Ya buralarda bir Gabriel usta varmış, bilir misin? Telkari ustasıymış eskiden ama artık epeydir yapmıyor sanırsam.
Bilirim, kim tanımaz ya Gabriel Usta'yı?
Eyvallah, nerede buluruz peki?
Buradan düz gidiyorsunuz, birinci ışıklar değil ikinci ışıklardan dönüyorsunuz.
Eyvallah ustam sağ olasın.
Bir saniye bekler misin?
Patron dur şimdi hiç girişme, başka zaman gelelim.
Hemen hazırdır. İki dakikada hazırdır. Bir dakika sürmez abi.
Ya haydi Miran.
Buyrun, afiyet olsun.
Usta sağ olasın, valla.
Tamamdır, ikramımızdır.
İkram diyorsan öyle olsun.
Buradan giderken Gabriel Baba'ya çok çok selamlarımı söylersin. Çoktan beri ilçeye inmedi, merak ediyoruz.
Tamam dayı söylerim, sağ olasın tekrardan.
Sen de sağ ol.
Uğrayacağım tekrar.
Tamam.
Al.
Bunun için mi gittin Miran sen?
Adam verdi ne yapayım Reyyan? İkram dedi, geri çeviremedim ben de.
Ee öğrenebildin mi bir şey? Tanıyor mu Gabriel Usta'yı, biliyor mu?
Evinin adresine kadar hem de.
Oh, Allah'ım sana şükürler olsun. Ee gidelim hemen.
Keşke seni hep böyle mutlu edebilsem. Keşke yüzünü...
Babam için çıktık bu yola.
Onun masumiyetini ispatlayayım, zaten en büyük mutluluğum o olacak benim.
Gidelim mi?
Gidelim.
[Araba çalışıyor.]
Sen yeter ki mutlu ol.
Hayırlı işler.
Sağ olasın, hoş geldiniz.
Burası mı?
Adamın söylediğine göre burası.
Hiç ışık yanmıyor, evde yoklar mı acaba?
Uyumuşlardır herhalde Reyyan, yaşlı başlı insanlar.
Ne yapacağız peki şimdi?
Bekleyeceğiz Miran, ne yapacağız?
Reyyan sabaha kadar daha bir dünya vakit var. Bütün gece burada mı bekleyeceğiz?
(Kapıya vuruyor.)
(Kapıya vuruyor.)
[Kapı açılır.]
Buyrun.
İyi akşamlar, bu saatte rahatsız ettik kusura bakmayın.
Biz telkari ustası Gabriel Bey'i arıyoruz da, burada yaşadığını söylediler.
Babamdır fakat bu saatte çoktan uyumuş olur. Yani sizin ne işiniz var ki benim babamla?
Bir yüzük var da, o yapmış. Sahiden o mu yaptı, kim yaptırdı? Bizim için çok önemli.
Sabah uyanmış olur ancak. İlaç kullanıyor da çok uyku yapıyor, uykusu ağırdır.
Siz en iyisi şimdi gidin, sabah gelin.
Kusura bakmayın biz rahatsız ettik.
Estağfirullah.
Reyyan, haydi.
Gel kalacak bir yer bulalım, bari bunun için inat etme.
Sabah da erkenden geliriz. Bütün gece böyle mi bekleyeceğiz?
Ben bekleyeceğim Miran, sen istiyorsan git.
Belki erken uyanır, geç kalmak istemiyorum.
Sen git, sabah gelirsin.
Yani Reyyan, seni burada tek başına bırakmayacağımı bile bile daha hala inat etmeye devam ediyorsun.
Tamam sen nasıl istiyorsan öyle olsun, sabaha kadar kalalım burada.
Peki ne olacak bundan sonra?
Babaannenin attığı iftirayı temizledikten sonra mı?
Ben babaannemden bahsetmiyorum Reyyan, bizden bahsediyorum. Bize ne olacak?
Sabah Gabriel Usta ile konuşacağız, sen bunca sene nasıl kandırıldığını öğrenince de buradan gideceğiz.
Son kez aynı arabada yolculuk yapacağız.
Hatta birbirimizi son kez göreceğiz Miran.
Bu kadar kolay mı?
Senin için, burada olmamın hiç mi anlamı yok?
Kolay mı? Kolay mı sanıyorsun sen?
Benim canım yanmıyor mu sanıyorsun? Ama ben senin karın olmadan önce de babamın evladıydım.
Onun benim için yaptıklarından sonra, hatta bizim için.
Bak, bir kez diinleseydin, sana öğretilenlerin dışına çıkabilseydin...
Peki sen Reyyan?
Sen sana anlatılan, öğretilenin hiç dışına çıktın mı?
Mesela, ya babam yalan söylüyorsa diye bir kez geçti mi içinden?
Belki de yalan söyleyen ailemdir diye hiç düşündün mü?
Benim babam bir kez bile üstümüze oyun kurmadı Miran.
(Güler.)
Kimseyi öldürtmeye çalışmadı, kimsenin ardından dolanıp da tuzağına çekmedi.
Sen aynı şeyleri babaannen için söyleyebilir misin?
Ben kavga etmek istemiyorum Miran.
En başta da söyledim. Eğer bütün bunları yapmak senin için zahmetse kalmana gerek yok.
İstersen gidebilirsin. Niye demem, durdurmam seni.
Dilin varıp da nasıl söyleyebiliyorsun bunları Reyyan? Ben anlamıyorum.
Bana nasıl bu kadar rahat ''git'' diyebiliyorsun? Sevdalıyız biz.
Sevda bu. Bana kızsan da benden nefret etsen de biz birbirimize sevdalıyız.
İnsan sevdiğinden bu kadar kolay geçer mi?
Sen nasıl benden bu kadar kolay vazgeçebiliyorsun?
Bak ben her şeye rağmen buradayım.
Babanın söylediklerine rağmen, senin beni yok saymalarına rağmen ben buradyım.
Mesele anamken ben buradayım.
Niye buradasın peki?
Haklılığını ortaya çıkarmak için mi yoksa gerçekler için mi?
O zaman sen söyle.
Ben niye buradayım? Beni ne getirdi buraya?
Ah, ah!
Bu sessizliğin var ya...
...işte beni en fazla kahreden senin bu sessizliğin.
Bu soruya veremediğin cevap.
Çünkü sen bu soruya ''sevda'' diye cevap veremiyorsan...
...işin en kötüsü bu.
Ama ben seni kendimden, her şeyden fazla...
Ben de seni sevdim! İnsan yüreğine söz geçiremiyor çünkü.
Babamın canına kast ettiğini bile bile seni sevmek ne kadar zor biliyor musun?
Ama ben yapmadım!
Yapmadım!
Ya bir kez bile bu çocuk doğru söylüyordur diye düşündün mü?
Sen babam için aynı şeyi düşünmüş müydün?
Mesele baban değil Reyyan, biziz!
Biz mi? Biz miyiz? Biz mi var Miran ha, biz mi bıraktın ortada?
Hey!
Ya niye bağırıyorsunuz?
Biraz daha bağırın, değil babam bütün mahalle uyansın. Haydi gelin içeri.
Haydi gelin.
Ya niye söylemiyorsunuz bizim gidecek yerimiz yok diye?
Haydi.
Allah'ım ne zaman bitecek bu?
Hazar mektubu okumuş mudur acaba?
Öğrendi mi her şeyi?
Ya daha öğrenmediyse?
[Kapı açılır.]
(Korkar.)
Anne.
Ay!
Korkma ya benim.
Ne oldu?
Yok, dalgınlığıma geldi de.
Ee Miran nerede? Bir haber alabildin mi? Reyyan ile mi hala?
Bilmiyorum, haberleşmedik.
Peki ya Şadoğulları, onlardan bir haber var mı?
Anne, sen bunları düşünüp üzme kendini.
Bir şey yok. En azından şimdilik yok.
Hani Miran'ı suçladıkları halde Reyyan buraya gelmiş ya.
Ben de dedim hani belki bir şey yapmışlardır, belki bir şey olmuştur.
Yok yok, olsa duyardın anne.
Dün gece, dün gece sen şey dedin ya, hani ben kimseyle olamam...
...ben çok düşündüm. Evet, Aslabey'ler bize aile oldu.
Ama asıl aile biziz, sen ile ben.
Benim ailem sensin.
Ben senin mutlu olmanı, sevmeni...
...evlenip yuva kurmanı istiyorum.
Kendi çocuklarını büyüttüğünü görmek istiyorum.
Kalacağız dedin ama bir daha düşünsen oğlum, ha?
Buradan gidip başka bir yeri yuva etsek kendimize?
(Ağlıyor.)
Anne...
...benim yüzümden değil mi? Keşke söylemeseydim.
Anne ben seni böyle korkmuş, üzgün görmek istemiyorum.
Hem her şey düzelecek, hep böyle kalmayacak ki. Bitecek bir gün.
Ben de öyle olsun istiyorum. Kimseye bir şey olsun istemiyorum.
Artık kimse zarar görsün istemiyorum.
Elimden geleni yaptım Fırat.
Ben elimden gelen her şeyi yaptım.
(Ağlıyor.)
Tamam.
Tamam annem, tamam.
Tamam annem, tamam.
Zahmet verdik size de.
Ne zahmeti?
Sıcak sıcak için.
Sağ ol.
[Çay karıştırma sesleri.]
Rahatsız ettik sizi gürültümüzle.
Sevdadandır.
Ben nerede görsem tanırım, sevdadır bu.
Böyle, adamı bir türlü susturmaz. Gece vakti dellendirip yollara vurdurur.
Dağ tepe aştırır, o dağları deldirmişliği var.
(Güler.)
Valla hiç kusura bakmayın ben canımın çektiği gibi konuşurum, işinize gelir veya gelmez.
Benim kalbimle dilim birdir.
(Gülüyor.)
Ama bazen kalp başka dil başka söyleyebiliyor, değil mi Reyyan?
Doğru diyorsun. Bak mesela sizin gözlerinize bakınca kalbinizdeki sevda görünüyor.
Sevdanıza sahip çıkın. Dilinizle kalbinizi kırmayın.
Haydi yatakları halletim, yatın. Daha sabaha çok var.
Yok, biz burada bekleriz.
Valla hiç gerek yok.
Haydi kalkın.
Ya kalk!
Buyrun.
Pek misafirimiz olmadığı için hazırlıklı değiliz.
Artık bu gecelik idare edin, kusura bakmayın.
Estağfirullah.
Bak sevdanın peşinde gitmediğinizde ne oluyorsunuz, biliyor musunuz?
Benim gibi oluyorsunuz, yalnız oluyorsunuz.
Tamam bağırın, içinize atmayın bağırın.
Bağırın ama şu yatağa girdiğinizde, gözünüzü kapattığınızda küs olmayın.
Çünkü sonra küs olduğunuz her saniye çok içinizi yakıyor.
Canınızı bile verseniz, tek bir saniyesini geri alamıyorsunuz.
Haydi, savaşınız bittiyse uyuyun.
Sana başka yerde kalalım dedim, kabul etmedin.
Ama bak, Allah bizim bir arada kalmamızı istiyor. Ayırmıyor bizi.
Ben sana daha kaç kere söyleyeceğim? Biz diye bir şey yok Miran, yok!
Biz diye bir şey kalmadı sayende.
Sözünü tutmadın, intikam diye babamın canına kast ettin sen.
Reyyan yeter!
Senin neden her sözünde öfke var? Yapmadığım bir şey için itham var?
Ben babana böyle bir şey yapmış olsam senin yanına bu kadar rahat gelebilir miydim?
Gözlerinin içine bu kadar rahat bakabilir miydim?
Sen böyle bir adamı sevmiş olabilir misin?
İnsanın kalbini bilemiyorsun işte. Ben seninkini bildim sandım ama yanıldım.
Cık.
Yanılmadın, kalbin de yanılmadı.
Sen benim kalbimi bilmediğini söyleyebilirsin ama ben seninkini biliyorum.
O içindeki şüpheyi görüyorum. Derinlerde bir yerlerde yapmadığımı hissediyorsun.
Nereden biliyorsun?
Çünkü eğer öyle olsaydı, şu an burada benimle olmazdın.
Aynı şehirde kalmazdın, aynı göğün altında nefes almak bile dar gelirdi sana.
Sadece zaman Reyyan.
Kalbinin sesini boğuyorsun ama onun avazı her gün daha da artacak.
Sana masum olduğumu her gün haykıracak.
Sen benden şüphe edebilirsin ama...
...ben senin kalbinin adaletinden şüphe etmiyorum, ne de sevdamızdan.
Ne garip...
...babam da buna benzer şeyler söylemişti. Çünkü o da masumdu ya...
...sen de dinlemedin, görmedin.
Valla Reyyan ben sana kendimi anlatmaktan yoruldum.
Yarın sabah gerçekleri duyana kadar ne desem boş. Haydi yat uyu.
Sen yat.
Reyyan odada koltuk yok, bari burada inat etme.
Uyumayacağım Miran.
Adam o kadar hazırlık yapmış, yatak döşek hazırlamış bize. Ayıp olmasın diye indim buraya.
Uyumayacağım ben.
Sana verdiğim sözlerin hiçbir değeri yokmuş gibi davranıyorsun ya, böyle içimi parçalıyor.
Sen yat, ben oturacağım.
Keşke emin olabilsem.
Keşke yüreğinde bu sevda varken yapmamıştır diyebilsem.
(Ağlıyor.)
[Telefon çalıyor.]
Elif?
Azad, benim sana bir şey söylemem gerekiyor.
Elif ne oluyor? İyisin değil mi?
Değilim. Ben...
...ben yani, bu olanlar...
(Ağlıyor.)
Elif ne oluyor? Niye ağlıyorsun sen?
Ben...
...ben Reyyan'ın nasıl olduğunu soracaktım.
Bunun için mi ağlıyorsun?
Yani nasıl olsun işte, kız perişan.
Bir yandan da Aslanbey'ler daha fazla canını yakmasın, bu saçma intikamdan vazgeçsin diye...
...amcamın suçsuz olduğunu kanıtlama peşinde.
Ben...
...ben bu olanlar için de Reyyan için de çok üzülüyorum.
Elif, sen gerçekten iyi misin?
Yani, Reyyan'ı da arayabilirdin. Açar ynai senin telefonunu, sonuçta sen...
Benim Reyyan'ı arayacak cesaretim yok.
Neden?
Yani, yüzüm yok.
Sonuçta ben abimin suçsuz olduğunu biliyorum ama ne olursa olsun...
Reyyan'ın sesini duyunca, yapamam.
Hep yapmak istiyorum ama yapamıyorum.
(Ağlıyor.)
Benim kapatmam gerekiyor Azad.
Her şey için çok teşekkür ederim.
Elif bak ben...
Sen de affetmeyeceksin beni.
Sen de.
(Ağlıyor.)
[Kuş sesleri.]
Sağ olasın.
Zehra...
...neyin var Allah aşkına ya? Sabahtan beri bir şey diyeceksin sanki diyemiyorsun.
Döndürme kafanın içinde, de ne diyeceksen ya.
Hazar Bey...
...şu mektup mevzuu takılıyor aklıma. O mektup kayboldu ya da biri aldı, bu tamam.
Ama başka bir mektup daha olabilir mi sence?
Neden öyle dedin?
Ne bileyim yani...
...belki rahmetli Dilşah Hanım başka bir mektup daha yazmıştır.
Yani öncesinde teşekkür etmek için yazdıysa, belki istediği şey için de bir mektup daha yazmıştır diye...
...geldi aklıma.
Belki o da çıkar ortaya.
Yazmıştı.
Ben de yazdım.
Hatta birkaçı bende duruyordu.
Ama sonra hepsi kaybolup gitti.
Nasıl kayboldu gitti?
Seneler evvel bir hırsızlık olayı olmuştu.
Seninle evlenmeden epey önce, o zaman çalındı hepsi.
Hırsızlar niye çalsın mektupları Hazar Bey?
Yok, öyle değil ya.
Evden bazı değerli eşyalar da çalınmıştı. Benim odama da girmişler, evrak çantamın içinde nakit para vardı...
...parayı görünce çantayı da alıp gitmişler. Mektuplar da içindeydi işte.
Çok aradım ya, peşine çok düştüm; bulunsun istedim ama...
...bulamadık.
O mektuplardan bir teki bile bugün elimde olsa ben bu düşmanlığı bitiririm.
Miran'ın yanlış bildiklerinin hepsini temize çekerim.
Peki ne vardı o mektupların içinde?
Yanlış anlama, ölmüş bir kadını kıskandığımdan değil ama...
...bu düşmanlığı durduracak bir şey var mıydı içinde? Bugüne kalan bir şey?
Onun için soruyorum.
Yoktu ya, yok.
Olsa ortaya çıkarmaktan bir an olsun şüphe etmezdim ben.
Korurdum ailemi.
Demek Hazar'a bir mektup daha yazdın he Dilşah.
Peki onu kime emanet ettin?
Esma olamaz, olsaydı bilirdim.
Bütün bunları sen mi yapıyorsun?
Peki ama neden?
Neden hem bana yardım ediyorsun, hem oyunumu bozuyorsun?
Sen benim aklımla mı oynuyorsun, yoksa Miran'ı bana düşman etmeye mi çalışıyorsun?
Merak etme Dilşah, bu mektuplar teslim edilecek.
Ama Hazar'a değil, Miran'a.
İntikamım alındıktan sonra.
Miran, kendi silahından çıkan kurşunla babasını öldürdükten sonra.
[Horoz sesi.]
[Horoz sesi.]
Kusura bakma, uyurken öyle...
Lütfen bunun için bir daha özür dileme, asla dileme.
Uyanınca anladım neden bu kadar huzurlu uyuduğumu.
Çünkü sen yanımdaydın.
Tenin tenime değdi.
Ne gülüyorsun Miran, komik mi?
Acıktın mı? Gel gidip bir şeyler yiyelim. Yolda gelirken bir yer görmüştüm, serpme kahvaltı yazıyordu. Uyar mı?
Hasbinallah!
Günaydın.
Günaydın, haydi kahvaltıya gelin.
Yok, biz zaten çok zahmet verdik size.
Valla hiç gerek yok. Biz şimdi merkeze inip yeriz bir şeyler.
Duydun değil mi? Merkezde yiyeceklermiş.
Siz benim evimin bereketini kaçırmaya mı geldiniz?
Cık.
Haydi kahvaltıya, bak çay soğuyacak.
Çok teşekkürler.
Çok sağ olun.
Vallahi çok teşekkürler.
Rica ederim, haydi aç şunları.
Alın çatallarınızı, alın.
[Tavuk sesleri.]
Bu keratalar sizi uyutmadı değil mi?
Haydi al çayını al, soğutma.
Bak, ekmeğinizi bölün.
Filipo!
Gabriel Usta mı?
Babam ama sabahları biraz huysuz olur. Siz şimdi burada bekleyin ben bir bakayım.
Sesinden anladım, bir sıkıntı var.
Geldim baba.
Bir şey mi oldu acaba?
Rahatsızlanmıştır belki, yaşlı adam ne de olsa.
O kadar bekledik, birkaç dakika daha bekleriz.
Mehmet, Allah'ını seviyorsan bırak ne olursun bırak!
Hazar git ne olur! Hazar git!
Mehmet bırak, bırak Allah'ını seviyorsan bırak! Yapma ne olur yapma!
Hazar git Hazar!
(Ağlıyor.)
Hazar git bak ne olur git! Hazar git ne olursun Hazar!
(Bağırıyor.)
Oğlum, Hazar. Hazar oğlum.
İyi misin? İyi misin oğlum.
Baba, baba!
Söyle oğlum, söyle.
(Hızlı hızlı nefes alıp veriyor.)
Rüya gördüm ben.
Mehmet Aslanbey'i gördüm ben.
Karşımda dikilmişti, silah doğrultmuştu bana.
Sonra, Dilşah ağlıyordu baba.
Sonra...
Kabus görmüşsün oğlum.
O gece...
Kabus bu, öyle bir şey yok biliyorsun.
Ya o Miran ile Azize karısının yalanları bunlar. Etkilediler seni.
Rüyana girdi işte.
Doğru söylüyorsun.
Hazar Bey?
Hazar Bey iyi misin?
İyiyim.
İyi olacaksın.
Haydi sen kahvaltını yap.
Hazar hatırlamaya başladı. Hatırlamaya başladı.
Bunca sene sonra ya hatırlarsa, ben ne yaparım?
İyi misin? Rengin kül gibi oldu.
İyiyim.
Ben...
Ben...
...rüya gördüm de kabus gibi.
Mehmet'i gördüm.
Miran'ın babası.
Karşıma dikilmiş, böyle sanki...
...gerçek gibi.
Kolay değil tabii yaşadıkların, etkilendin.
Yok.
Ben böyle kabuslar görmezdim ya.
Vicdanım beni rahat bırakmıyor. Yapmayacaktım.
Yapmayacaktım o yanlışı ben ya.
Yaptırtmayacaktın bana Zehra.
[Tavuk sesleri.]
[Tavuk sesleri.]
Bir şey mi oldu acaba? Bir gidip baksak mı? Belki rahatsızlanmıştır, bir yardımımız dokunur.
Dur, sen sakin ol Reyyan.
Belki kahvesini falan yaptırıyordur ya da ne bileyim tıraş falan ediyordur.
Sakin ol sen.
Ya nasıl sakin olayım Miran? Burada hayatlarımız, ailelerimiz, babam söz konusu.
Of, kalbim ağzımda atıyor sanki.
Biraz sonra bütün gerçekler ortaya çıkacak.
Babaannenin attığı bütün yalanları öğreneceksin Miran.
Al.
Bu Şadoğlu Hazar, ananın namusunu almaya kalktığında...
...bu yüzük parmağında takılıydı.
[Kapı açılır.]
Babam uyandı.
Çok kalmayın ama olur mu? Zaten her şeye heyecanlanıyor yaşlı adam, yorulsun istemiyorum.
Tamam zaten biz çok kısa kalırız.
Tamam, bir soru. Öyle kafasını karıştırmayın, hastalanmasın. Haydi.
O misafirperver adam gitmiş, yerine başka bir adam gelmiş sanki.
Bir soru sorup çıkacağız zaten, boşver.
Merhaba.
Benim adım Reyyan. Midyat'tan geldik biz. Bir mesele var da bizim için çok önemli.
He.
Bu yüzüğü hatırlıyor musunuz?
Hatırlıyor muyum?
Ya bunu ben yaptım.
Çok emek var bunda.
Bak, bunda benim imzam var.
Bu benim işaretim.
Bak Miran, eğer bunu babam yaptırmamış olsa nereden bilecek Gabriel Usta'nın yaptığını?
Aradığımız cevabı bulunca ikimiz de aynı gerçeğe inanacağız, söz mü?
Miran!
Miran dur, nereye gidiyorsun?
Arabadayım ben Reyyan. Sen öğrenmek istedin, sen sor.
Bu yüzüğü kimin yaptırdığını bilmek istemiyor musun?
Sen öğren, sen söyle bana.
Ben gerçeği ikimiz de aynı anda öğrenelim istiyorum Miran.
Sonra aklında bir şüphe kalmasın.
Ama ben de o gerçeği senden duymak istiyorum, senin sözlerinle.
Sen o kapıdan çıkıp bana ne söylersen ben ona inanacağım. Benim tek gerçeğim o olacak.
Bu nefret bitsin istiyorsun, değil mi? Sen de istiyorsun.
O yüzden gelmiyorsun içeri. Haklı çıkmamdan korkuyorsun.
Alıp gitsem seni buralardan, sadece biz olsak.
Başka her şey geride kalsa.
Elimde olsa, bu soruyu sordurmazdım sana.
Ben intikamımdan vazgeçemiyorum Reyyan, sen de babandan geçemiyorsun.
Başka bir hayat mümkündü hani?
Bizim için değil mi yoksa?
Haydi sor. Bunun için gelmedik mi?
Aradığın gerçeği öğren.
Kusura bakmayın, özür dilerim.
Bizim için kolay bir mesele değil.
Ziyen etme, ziyan etme.
Peki bu yüzüğü kim için yapmıştınız? Kim sipariş vermişti, onu hatırlıyor musunuz?
[Gerilim müziği.]
[Jenerik müziği.]
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.