All language subtitles for Yargi.S01E17 (17. Bolum)

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic Download
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English Download
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French Download
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian Download
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

(Jenerik müziği)

(Sessizlik)

Buradan sürükledi beni.

Sonra buraya getirdi. Elinde de silahı vardı.

(Ceylin dış ses) Bırak beni! Ne yapacaksın? Öldürecek misin beni?

Anında bulurlar seni, biliyorsun.

Ah!

Hadi kalk, kalk.

(Engin) Kalk.

Kalk, kalk, kalk!

(Ceylin bağırdı)

-(Ceylin) Bırak! Bırak! -(Engin) Bırak! Bırak!

Bırak dedim! Kalk! Kalk!

(Ceylin) Kalk!

Kalk, yürü.

Yürü, teslim olacaksın.

Kaçmana, kurtulmana izin vermeyeceğim. Duydun mu?

Asla cezaevine dönmeyeceğim Ceylin.

Öldür beni.

Öldür. Yoksa ben seni öldüreceğim.

Yaparım, biliyorsun.

Gözümü kırpmadan yaparım.

Vurursun. Tam 12'den hem de.

(Gerilim müziği)

Hani bana silah kullanmayı bilmiyorsun demiştin ya...

...aslında çok iyi biliyorum.

O an bana o kadar güveniyordun ki...

...utancımdan söyleyemedim.

Biliyorum Ceylin ama bu senin yaptığın anlamına gelmez.

(Ilgaz) Çok iyi gidiyorsun. Hadi kopma, devam et.

(Engin) Ceylin.

Yapma.

Yapma ne olur! Korkuyorum.

Ne olur! Korkuyorum.

(Gerilim müziği)

Ah!

(Kuş ötüyor)

(Sessizlik)

(Ceylin) Ah!

(Gerilim müziği)

(Duygusal müzik)

Kimdi o?

Kim vurdu?

Bir kadındı.

Bir kadındı. Saçları şampuan kokuyordu hatta.

Böyle rüzgârda savruluyordu. Bir kadındı.

Ben yapmadım.

Ben yapmadım. Ben öldürmedim.

Tamam da ama o zaman kimdi kadın?

Kimdi yani o kadın?

Listedeki isimleri düşünelim, Engin'in yazdığı.

Ben vardım, Laçin vardı.

(Sokak ortam sesi)

Laçin...

...ne oluyor?

Soruyorum, söylemiyorsun sabahtan beri.

Bir şey olmuş.

Yekta biliyor.

Neyi biliyor?

O gün işte.

Sahile falan gitmedin, biliyorum, dedi.

Nereden, nasıl öğrenmiş bilmiyorum ama biliyor işte.

Sen ne dedin peki?

Darlandım, indim arabadan, dedim.

İkna ettim ama şüphelenmedi benden.

Haberi var, biliyor diyorsun.

Önce ben de öyle sandım ama inkâr ettim.

İnandı bana. Gerçekten.

Hiçbir zaman öğrenmeyecek.

Hiç kimse hiçbir zaman öğrenmeyecek.

(Gerilim müziği)

Yani ben artık kimseyi tanıyamıyorum.

O yüzden Laçin yaptı ya da yapmadı diyemem.

Yani onu ne liste içerisine sokabilirim...

...ne de çıkartabilirim. Bilmiyorum.

Listede iki tane kadın ismi vardı.

Tamam ama mesela Pars.

Yani bir erkeği incitmek için...

...sevdiği, hayatında olan kadınlardan da ilerleyebilirsin.

Neva.

Neva, Engin'in zehirlendiği gün onu ziyarete gitmiş.

Hatta hastaneye götüren ambulansa binmiş.

-Ben de geliyorum. -Olmaz hanımefendi.

Sen karışma, kendisi Hâkime Hanım. İşine bak.

(Gerilim müziği)

Pars'la konuştuğunuz konu da buydu, değil mi? Neva'yla ilgili.

(Gerilim müziği)

Hepsini çektim. Burada.

Abin anlamayacak mı evini sattığını? Soracak neden diye.

Oyalayacağım.

(Neva) Ankara'ya işi düşerse anlar.

Ama pek gitmiyor zaten.

Peki.

Bitirelim şu işi. Lütfen.

(Gerilim müziği)

Taksi!

Normalde buna büyük kurulurum.

Ama hiçbir şey söylemeyeceğim çünkü sırası değil.

Ne zaman, nasıl istersen.

Tamam. Bu mantıkta gidersek...

...o zaman listedeki erkeklerin yanındaki kadınlara bakalım.

Seda.

Sonuçta zehirlemeye şüphesiyle Pars'a ifade vermedi mi?

(Arama tonu)

(Arama tonu)

(Arama tonu)

(Arama tonu)

-(Erkek ses) Alo? -Niye açmıyorsun?

(Erkek ses) Verdim ben cevabımı. Konuşacak bir şey yok.

-Bak başının çaresine. -Lütfen yardım et. Lütfen.

(Telefon kapandı) Alo? Alo?

Artık her şeyi hatırlıyorsun, önemli olan bu.

Gerisini çözeceğiz.

Sen aklanacaksın, katil de yakalanacak. Bu kadar.

Sana nasıl rahatladığımı anlatamam.

Yani şu an içimde o kadar garip bir coşku var ki.

Evet, biliyorum, hâlâ soru işaretleri var.

Ama en azından ben yapmadım.

Çok teşekkür ederim bana sonsuz güvendiğin için.

(Duygusal müzik)

Bir dakika ya. Sen beni geri mi çevirdin?

Evet, tam olarak öyle olmuş.

Ee, tamam.

Gidelim o zaman.

(Ilgaz) Bir dakika, geri çevirmek değil.

Sadece bu anı buraya, olay yerine gömmek istemedim, o kadar.

Her hatırladığımızda yüzümüzden bulut geçsin istemem.

Sen gördüğüm son romantiksin.

(Duygusal müzik)

Bir haber verelim Eren'e, Pars'a.

Hatırladığını bildirelim, artık ayrıntılı ifadeni de verirsin.

Tamam.

En azından artık ne aradığımızı biliyoruz.

Kadın.

(Gerilim müziği)

Tuğçe, iyi misin?

(Tuğçe) Çıkıyorum.

(Telefon çalıyor)

(Telefon çalıyor)

(Telefon çalıyor)

Efendim Sayın Savcı'm?

Yani emret abi.

Eren, Ceylin hatırladı. Olay yerindeyiz.

Vallahi mi? Helal kraliçeye be.

-Peki, dişe dokunur bir şey var mı? -Olmaz mı!

Pars'a söyle ifade vermek istiyorlar diye.

Birazdan çıkıyoruz yola.

Tamam abi, tamam. Hemen Pars'ı arıyorum, sana da dönüyorum.

Sıhhatler olsun.

Sağ ol. Girmişken bir de duş alayım dedim.

Haber verecek Eren.

Ben sana mesaj atmıştım, biliyor musun?

Otoparkta çekmiyordu, sonra yol boyunca da çekmedi. Bu...

...sinyal engelleyen bir zımbırtı vardı ya, ne...

-'Jammer'. -Evet. Ondan vardı işte.

Buraya gelince de kırdı telefonumu hıyar!

-Hâlâ emniyette midir? -Muhtemelen.

Gerçi ondan da bir cacık olmaz ki.

-Neyse. Yenisini alacağım, ne yapacağım. -Hadi.

(Araba çalıştı)

(Gerilim müziği)

(Gerilim müziği devam ediyor)

Tespit edilen üç kişi var arkadaşlar. Üçü de silahlı.

Şu ara sokaklara da bakın, tamam mı?

Çelik yeleksiz kimseyi görmeyeceğim, anlaşıldı mı?

-Başüstüne. -Şu kalabalığı da dağıtın.

-(Polis) Rıfat, sen benimle gel. -(Metin) Hadi.

Kâmil, siz de arka sokağa bakın bakalım, başka çıkış var mı.

Bir anons geçelim, çevre yollarında uygulama yapsınlar.

Bütün araçlar taransın, tamam mı?

-Şu suçluları bulalım. Hadi. -Emredersiniz amirim.

Dağılın. Dağılın, açılın buradan. Açıl.

Herkes uzaklaşabilir mi buradan?

Dağılın, açılın.

-(Metin) Siz hazır mısınız? -Hazırız.

-Hadi bakalım. -Tamam.

Ne oluyor Metin Amir ya?

Üç tane ölü var savcım.

Kim yapmış, belli mi?

Vallahi çatışma olduğu ihbarı geldi bize.

(Metin) Biz de buraya geldik. Baktık cesetleri gördük.

İçeride hareketlenme olunca abluka altına aldık.

Şimdi özel hareket giriş yapacak.

Ee, benim ne işim var burada arkadaş ya?

Bir de bu nedir gündüz gözü ya? Sokak ortası. Dertleri neymiş?

Vallahi ilk duyumlara göre galiba alacak verecek meselesi.

Alacak verecek meselesi, öyle mi?

Alsınlar, versinler. Birbirlerini niye öldürüyorlar arkadaş?

Alabilecek mi şimdi parasını ölmüş vatandaştan?

(Telefon çalıyor) Alsın, tahsil etsin bakalım.

Söyle Eren.

Sayın Savcı'm, Ceylin Erguvan Kaya her şeyi hatırlamış.

(Eren ses) İfade vermek istiyormuş.

İyi, sevindirici haber de bugün olmaz o iş. Yarına kalır.

Burada ortalık karışık ya. Kan gövdeyi götürmüş.

-Üç tane ölü var. -(Eren ses) Vallahi mi?

Kim yapmış belli mi savcım?

Vallahi saldırganlar silahlı. Kayıp. Şimdi binaya giriş yapacaklar.

Pardon da sen neredesin ya?

Ee, ben mi?

Ben şey savcım...

Sen ne? Senin bana bilgi vermen gerekiyor, ben sana bilgi geçiyorum.

Bir de istersen sana rapor tutayım mı Komiser Eren?

Her ne yapıyorsan derhâl buraya intikal et. Çabuk!

Emir anlaşıldı savcım. Ben yoldayım zaten.

Vay. Yeni bir bilgi, polisler de yalan söyler.

Bir şey soracağım. Bu çoklu yaşam formunu ne zamandır büyütüyorsun?

Nüfus kimliği bile çıkmıştır bunun.

Tuğçe...

...yanlış anlama da yani hoş geldin, sefa geldin...

...başımın üstünde yerin var da...

...en son çok neşeli ayrılmamıştık biz birbirimizden.

Hayırdır? Evde bir şey mi oldu?

Baban olacak o itle mi bir sorun yaşadınız biz?

(Eren) Ya da annenle mi ilgili bir problem var?

Ya senin olayın fotosentez galiba.

Peynir ekmek bizim millî yemeğimiz ya. O bile mi yok?

(Tuğçe) Of!

Benim ilk önce karnımı doyurmam lazım.

Mümkünse de bunu senin yapman lazım.

Babamsın ya hani.

-Tuğçe, ben yemin ederim bilmi... -Tamam, tamam. Bilmiyordun.

Sorun yok, suçun yok.

Olayla bir alakan yok. Bunları zaten hepsini annem anlattı.

Ben de ee, olayın dram kısmını içimde hallettim.

'Don't panic'.

Ee, anlayacağın...

...bir süre buralardayım. Bakalım...

..."Size baba diyebilir miyim?" durumuna gelebilecek miyiz?

Kafalar uyuşacak mı göreceğiz.

(Sessizlik)

(Telefon çalıyor)

(Telefon çalıyor)

-Efendim amirim? -(Metin ses) Eren...

...neredesin oğlum? (Silah sesleri)

(Metin ses) Ateş altında kaldı burası. Yoksun ortada.

Yettim amirim. Yettim, yettim.

(Telefon kapandı)

Ah amirim ah. Sen mi ateş altındasın, ben mi ateş altındayım?

(Boğazını temizledi)

(Televizyon açık) Tuğçe...

...ben çıkıyorum şimdi. Sen bir yere ayrılma.

Gelince konuşacağız, tamam mı?

Bir yere gidemem ki zaten. Evi terk ettim.

Ne demek terk ettim ya?

-Özlem'in haberi var mı burada olduğundan? -Evet.

(Televizyon açık)

(TV erkek ses) Kaçan saldırgan birkaç saat sonra...

(Televizyondan siren sesi geliyor)

Şu kartı al.

(Eren) Bir şeye ihtiyacın olursa buradan alırsın.

Adres de buzdolabının üzerinde yazılı. Tamam mı?

(Telsiz polis ses) 45-42, 45-42, intikal edildi mi?

Allah'ım sabır ver ya.

Geleceğim ben, tamam mı?

(Duygusal müzik)

(Telefon çalıyor)

(Telefon çalıyor)

Adliyeye geçelim mi kardeşim?

Abi, yok, adliyeye geçmeyin. Pars Savcı vakaya gitmiş.

Yarın sabaha kaldı.

Hay Allah ya. Tamam, sabaha kaldı o zaman. Eyvallah.

İyi, tamam. Ne yapalım?

Artık normal hayata bir dönüş yapalım.

Beni de adliyeye geçerken ofise bıraksana.

Aa! Ya da ben bankaya mı uğrasam?

Hastaneden para yatacaktı.

Yani adamları koca bir tazminat davasından kurtardım.

Sayende tabii ki.

Hadi hadi. Bir yemek ısmarlarım artık sana.

Ama sanırım ilk yapacağım şey...

...araba almak. -Borçlarını ödemek.

-Ciddi misin sen ya? -Evet, çok.

Tamirdekini satışa çıkar demiştim.

(Ceylin) Kesin benim usta onu okutmuştur.

İşte onu üstüne koyarım.

Olmadı bir de kredi çekerim, tamam.

(Müzik)

Aylin!

Hayırdır? Bir şey mi oldu?

Yo.

Aceleyle çıktın ya...

...anahtarını unutmuşsun.

(Aylin) Onu getirdim.

Arar şimdi dedim.

Sağ ol ya.

Otur, çay söyleyeyim.

-Ayşe abla, iki çay, biri açık. -(Ayşe) Tamam.

Nesi varmış o adı batasıcanın?

Vallahi bilmiyorum ki işte, biz de Ziver'le götürdük hastaneye.

Ben zaten hiç girmedim, geldim buraya direkt.

Ama yüzü falan kötüydü yani. Bembeyazdı.

İyice baktın yani.

İyi mi kötü mü...

...nasıl diye baktın.

Ya yok, işte öyle araca bindirirken yani.

Öyle bakmak gibi değil, gördüm. Ondan.

İyi.

Sana afiyet olsun.

(Gerilim müziği)

(Telefon çalıyor)

(Umut ses) Komiserim, Özlem diye biri geldi.

Hani şu senin tanıdık.

Seni soruyor.

Yani dışarıda, beklemeyin, dedim ama gitmiyor.

Tamam ciğerim, tamam. Söyle, beklemesin.

Ben arayacağım onu, tamam mı? Hadi kapat.

(Telsiz polis ses) Acil destek, ekip çıkarılsın.

45-42, takip ettim. İntikal ediyorum, tamam.

Geliyor mu?

Telefonunu da arıyoruz, açmıyor. Hep meşgul. Nerede?

Komiserim arayacak sizi. Beklemesin dedi.

Hayır ya, gitmiyorum. Gelene kadar bekleyeceğim.

-Ya yalnız... -(Özlem) Gitmiyorum!

Hadi sen işine bak!

(Kadın) Umut, baksana.

(Büro ortam sesi)

(Ceylin) Teşekkür ederim.

Eski numaramı yüklüyorlar.

Ama kim aramış, kim mesaj atmış falan göremiyorum.

Uzun süre kapalı kalınca siliniyormuş.

Birinden haber mi bekliyordun?

Hayır ya. İlana numaramı bırakmıştım ya babam için.

Belki biri arar, mesaj atar falan diye.

Bu kayıp şahıs bürosundan falan haber yok mu?

Yok, soruyorum her gün.

Annemin dediği gibi başını alıp gitmiş olabilir. Biliyorsun, değil mi?

Herkese, her şeye, bize küsüp.

Ama bir dönsün...

...ben de ona çok büyük küseceğim.

Bu nasıl?

Fiyatı da uygun.

Yok. Çok robotik.

Kulaklık çünkü.

Ama bak.

Ama bak, bunun ruhu var.

(Ceylin) Çok güzel değil mi?

Eşyalara anlam yüklerim deme bana.

Yüklerim tabii. Ne var?

Hatta bazen isim bile veririm.

Sen? Gerçekçi Ceylin.

Kablolar sürekli çantanda karışıyor.

Onları çıkaracağım diye savaş veriyorsun.

Al şunu, kaostan kurtul bence.

Belki ben karmaşa seviyorum.

Belki kaostan besleniyorum.

Ürkütücü mü?

Hayır, ürpertici.

İflah olmam ben. Hâlâ anlamadın mı?

(Ceylin) Bunu alıyorum.

Bütün bot hesaplara yüklenilsin. TT'ye girelim.

Ceylin'in adını da kullanın mutlaka. Soyadıyla, mesleğiyle.

(Yekta) "Katil avukat, özgür mü kalacak?" diye yazın.

Yıkılsın ortalık!

Madem dışarı çıktı, dünyayı dar edelim ona.

(Yekta) Ilgaz'a da yüklenin, yazın.

"Savcı istifa etmek zorunda kaldı. Katil karısından utanıyor mu?"

Yıkılsın ortalık!

(Yekta) Yüklenin acımazsızca.

Rezil olsunlar! İtibarları sıfırlansın.

Fotoğraf da kullanın mutlaka.

Hadi. Hadi hemen başlayın, hemen.

(Gerilim müziği)

Pardon Cüneyt ya. Resmen işgal ettim odanı.

Ama en sakin yer burasıydı. Sakıncası yok, değil mi?

Sıkıntı yok. Nasıl olsa geçici bir durum.

İşimize bakalım. Ne bu?

Cezaevine Engin'i görmeye gidenlerin listesi.

Ceylin ve Ilgaz liste başından giriş yapmış.

Laçin de var. Yekta.

(Seda) Çınar.

Ilgaz'ın kardeşi.

Kimsiniz?

Çınar, sen misin?

Kimsiniz diyorum ya!

Sanırım bazı soruların var.

Ya kimsin, kimsin? Neredesin? Ne istiyorsun?

Bütün sorularının cevabı Engin'de.

-(Seda ses) Seni bekliyor görüşmek için. -Engin mi?

(Seda ses) Daha önce nasıl becerdiysen aynı yolla görebileceğini umuyoruz.

O da gitmiş, öyle mi? Enteresan.

Aynen. (Boğazını temizledi)

Demek bu kadar, başka isim yok.

Hayır. Bir de işte kitap istek formu, işte kiminle görüşmüş, ne yapmış.

Onun için Ceylin ve Ilgaz görmüşler.

Ilgaz da savcı olarak talep etmiş.

(Kapı vuruldu)

-Gelebilir miyim? -(İkisi birden) Gel!

Dehşet bir şey öğrendim, inanamayacaksınız!

Engin'i cezaevinden götüren ambulansta...

...Ağır Ceza Hâkimi Neva Seçkin de varmış.

-Nasıl yani? Emin misin? -(Kadın) Evet, eminim.

Engin'in hastaneye kaldırıldığı gün...

...aynı gün onu görmeye gitmiş Neva Hâkim.

Beklerken bakmış ambulansa alınıyor...

..."Ben hâkimim." demiş, atlamış yanına.

(Kadın) Kimse de hiçbir şey diyememiş tabii.

Çok büyük bir olay değil mi?

Listede neden adı yok Neva'nın?

Var, kesin bilgi. Ben cezaevinden öğrendim.

Ben atlamışım herhâlde onu.

Aferin. Aynen böyle. Devam.

Bilgi güçtür. Her şeyi bilelim.

Hiçbir detayı atlamayalım.

Tabii Seda Hanım.

Ee, ben de çıkayım.

Bakayım çocuklar ne yapmış, bir şey bulmuşlar mı.

-Konuşuruz. -(Seda) Tamam.

İyi olur.

(Gerilim müziği)

(Telefon çalıyor)

Efendim?

Engin'i ziyaret ettiğini, ambulansa bindiğini biliyorlar artık.

Ne?

(Gerilim müziği)

Bu iyi oldu, değil mi ya? Yoksa diğerini mi alsaydım?

İyi, iyi. Fiyatı da uygundu diğerine göre.

Dikkat et, hızlı başladın para harcamaya. Arabaya kalmayacak.

(Ceylin) Yok savcım.

Ben çoktan planımı yaptım, kararımı verdim.

Eminim elektriğimiz çok tutacak.

(Telefon çalıyor)

Pardon.

-Efendim hocam? -(Kadın ses) Ilgaz Bey, merhaba.

Ben Şahver Hanım'ın asistanı Deniz.

En yakın ruhsat dönemine yetiştirmişler sizi.

Törenin yarın sabah olduğunu haber vermek için aradım.

Hiç bu kadar hızlı olmasını beklemiyordum. Çok teşekkür ederim.

(Deniz ses) Rica ederim. Yolunuz açık olsun.

Sağ olun.

Hadi uzayalım. Tüm gününü yedim zaten.

Beni de adliyeye geçerken ofise bırakırsın, değil mi?

Olur.

Ne oldu? Sen kötü bir haber mi aldın?

Yo.

Bir gerginsin sanki.

Her zamanki hâlim.

Peki.

Buna da ben peki diyeyim.

(Gerilim müziği)

Rezil herifler! Allah belanızı versin be!

Tamam. Dağıtın vatandaşı. Hadi.

Dağılın, dağılın.

Açın yolu, açın yolu.

Allah belanızı versin be!

Uzaklaşın buradan. Olay yerinden çıkın. Açın yolu.

(Erkek) Şerefsizler!

(Polis sireni çalıyor)

-İçerisi temiz amirim. -Anlaşıldı. Sağ ol.

(Polis sireni çalıyor)

(Polis) Alın aşağıya doğru.

Neredesin oğlum, neredesin?

Olay Yeri İnceleme, geç içeri.

Oo! Eren Komiserler de teşrif etmişler.

Gözümüz yollarda kaldı. Vallahi sensiz hiçbir olay yerinin tadı tuzu yok.

Sayın Savcı’m, vallahi çok özür dilerim. Bende de trafik biraz karışık da.

Burada da seni fazla meşgul etmeyeceğiz.

Zaten gördüğün gibi olay bitti, yakalandı.

Artık bir zahmet ifadelerini alırsın.

Anlaşıldı savcım.

Bir de bu zavallıların ailelerine haber verilecek, ona göre.

Anlaşıldı savcım.

Şeyi söylesene bakalım, nasıl hatırlamış bu Ceylin Hanım?

Vallahi ben de bilmiyorum savcım.

İfadece verecek dendi, ben de size durumu bildirdim.

Hadi öyle olsun bakalım.

-Savcım, biz emniyete geçiyoruz. -İyi, tamam. Ben de geliyorum.

Eren, buralar sana emanet.

Bana bak, Olay Yeri İnceleme içeride.

İşleri bitince ara beni, bilgi geç, tamam mı?

Anlaşıldı amirim.

Raşit, sen Eren’le beraber kal, diğerleri emniyete geçsin.

Emredersiniz amirim.

-Sen artık buraları toparlarsın. -Anlaşıldı amirim.

Eren orayı toparla, Eren burayı toparla.

Eren’i kim toparlayacak?

Abi, hayırdır, bir sorun mu var?

Yok bir şey Raşit. Durum nedir? Baştan bir anlatın şunu bana.

Sen hiç dönme. Ben ineyim buralarda.

Yok. Bırakırım ben seni.

Yok. Hem bir deniz havası falan alırım. İyi gelir. Geç kalacaksın sen de.

-Geç kalacağım bir yer yok. -Niye, izin mi aldın?

-Yok. -O zaman işine git.

Hadi. Adalet beklemez Sayın Savcı’m.

Dön şöyle.

-Hadi görüşürüz. -Ben istifa ettim Ceylin.

Artık savcı değilim.

(Müzik)

Ceylin, bir dur. Bir anlatmamı ister misin?

Mesleğini yakmayacağına dair bana söz verdin.

Böyle bir şeyi niye yaptın?

Bir şeyi yaktığım yok Ceylin, istifa ettim, o kadar.

Benim yüzümden, değil mi? Ben sebep oldum.

Senin yüzünden falan değil.

Kendim için, ben istediğim için, beni hapsettiği yerden sıkıldığım için.

Sen orada mutluydun!

Ben senin o koridorlarda nasıl salındığını görmedim mi sanıyorsun?

Evet, orada olmayı, savcılık yapmayı seviyordum ama bitti.

Ben senin kaç sabah hazırlanmanı izledim.

O koltuktaki oturuşun, her kuralın altını ince ince çizmen.

Senin var oluş biçimin savcılık, Ilgaz.

Değil. İnsanım ben önce, duygularım var…

…sıkıştığım, isyan ettiğim şeyler var.

Hem sen hayatta çılgınca bir şey yapmadın demiyor muydun?

Al yaptım işte.

Hiç bilmediğim bir taraftayım, evet ama bunu deneyimlemek istiyorum.

Şimdi karşıma geçip böyle babam gibi tepki mi vereceksin bana gerçekten?

Ne yapacaksın peki?

Mesleğini bırakıp gerçekten ne yapacaksın?

Başvurumu yaptım, ruhsatımı alıp avukatlık yapacağım.

Avukat olacaksın?

Avukat olacaksın, öyle mi?

Nefret ettiğin, her gün takıştığın...

...asla anlamadığın bir mesleği mi seçeceksin gerçekten?

Fakülteden mezun olduğunda savcılık diploması vermiyorlar adama.

İster hâkim olurum, ister savcı, ister avukat.

Olmaz. Yapamazsın Ilgaz.

Bazen gerçeği görmezden gelmen gerekecek.

Bir suçluyu anlaman, bazen yanında olman…

Gerçekten bunu yapabileceğini düşünüyor musun?

Başını yastığa rahatça koyabileceğini düşünüyor musun?

Sen küçücük bir yalan bile söyleyemezsin, küçücük bir yalan!

Vicdanın seni yiyip kemirecek, bitirecek.

-Gerekirse söylerim. -Sana söyleyeyim, gerekecek.

(Ilgaz) Hiç uzatmayalım Ceylin.

Bir karar verdim, arkasında da duracağım.

İstifa ederken içim o kadar rahattı ki bir an tereddüt etmedim.

Hatta bir hafifleme bile yaşadım, biliyor musun?

Kim ne derse desin kararımı verdim, avukatlık yapacağım.

Peki, sorabilir miyim, kimin avukatı olacaksın?

-Senin. -Pardon?

Evet, senin.

Ben senden böyle bir şey istedim mi?

Bana niye altından kalkamayacağım bir yük veriyorsun?

Niye bu kadar büyük bir fedakârlık yapıyorsun?

İstemiyorum!

Aslanım, civarı yine bir kolaçan edin de işimizi şansa bırakmayalım, olur mu?

Anlaşıldı komiserim.

(Telefon çalıyor)

Unuttuk yahu!

Özlem, kafam seksen çarşamba.

Kusura bakma, vallahi aramayı unuttum seni.

Herkes, her şey tepemde şu an.

Tuğçe kayıp.

Seni öğrendi, ondan sonra da bağırdı çağırdı, çekti gitti.

Nereye gitti, nerede bilmiyorum. Herkese sordum, yok.

Tamam, tamam. Sakin ol.

Ne sakini? Çocuk yok diyorum, kayıp diyorum.

Kendine bir şey yapacak diye aklım çıkıyor burada.

Yahu Özlem, sakin. Kız bende.

Nasıl? Ne?

Anlatacağım, susmuyorsun ki.

Sabahleyin çıktım baktım, valizin üzerinde yolun ortasında oturmuş.

Evde şimdi, merak etme. Tamam mı? Güvende yani.

Hem annemin haberi var dedi.

Tabii var. Deliye çıktım dünden beri.

Ben nereden bileyim Özlem?

Sen onun ağzından çıkan her şeye inanacaksan…

…o zaman senin de işin iş, ben sana söyleyeyim.

Sen adresi ver, gideyim alayım çocuğu.

Yok, yok. O görüşme bensiz olmaz Özlem, tamam mı?

Sen ne diyorsun şu anda? Ne alaka anlamıyorum ki.

Çocuk benim, karar benim. Alıp çocuğumu evime götüreceğim!

Özlem, sen şimdi git bir soluklan, kız evde güvende. Tamam mı?

Konuşacağız yine. İşim gücüm var. Hadi.

Siz de bir dağılın artık! Seyretmelere doyamadınız.

Al.

Bak Ceylin, ben hayatım boyunca kimseye yük olmadım.

Çok taşıdığım oldu, çok yorulduğum oldu ama…

…o zaman bile derdi sahibine vermedim.

Kimseyi suçlu hissettirmek, ezmek gibi bir derdim yok.

Hele ki seni asla.

Ama ben bir karar verdim ve sorumlusu da benim, bu kadar.

Beni savunmanı falan istemiyorum. Ayrıca ben kendimi savunurum.

O, tartışma konusu değil zaten. Konu benim kararım.

Yanımda ol.

Ilgaz, olduğun yere geri dön.

Nasıl yapacaksın bilmiyorum ama...

...sen zaten muhteviyatınla ait olduğun yerdeydin.

Mesleğine geri dön, mutlu olduğun yerde kal…

…beni de vicdan azabından öldürme.

Nereye?

Ceylin, gitmen bir şeyi değiştirmeyecek, vazgeçmeyeceğim.

Şu an seninle konuşmak istemiyorum.

Avukatım olmanı da istemiyorum.

Ayrıca seni bu saçma kararınla yalnız bırakıyorum.

(Duygusal müzik)

Ne gereği var Ercan Beyciğim, panik yapmayın.

Tamam. Yarın Cüneyt arayıp size haber verir.

İyi günler.

Evet, nasıl gidiyor, var mı bir şey? Tıkıyor muyuz Ceylin’i içeri?

Çalışıyoruz. Gayet iyi gidiyor. Somut bir şey olursa haber veririm.

Mevzu başka o zaman.

Bu Cüneyt beni pek sevmedi galiba.

Benden rahatsız oluyor olabilir mi?

Senin bu kendini çok beğenmiş hâllerine bayılıyorum, biliyor musun Seda?

Böyle kıskanılmak, haset edilmek.

Aç kaldığın duygular tabii, ondan.

Basit bir soru sordum sadece Yekta. Boş ver, unut gitsin.

Kızma canım.

Ne yaptı da çocuk böyle?

Öğrenmem gereken bir şey var mı diye bilmek istedim sadece.

Sanmıyorum. Bir şey yok…

…yoktur yani.

Tamam. Ben yanlış anlamışımdır mutlaka.

-Ece. -Buyurun Seda Hanım.

-Nasıl gidiyor? -Süper.

Çalışmalarımı toparlıyorum.

Seni beğeniyorum. Parlaksın, akıllı, yetenekli.

Bak, bugün bulduğun şey çok önemliydi.

Herkes atlamış ama senden kaçmadı.

Şimdi senden bir şey daha rica edeceğim ama bu aramızda kalacak.

Cüneyt hakkında bilgi toplamanı istiyorum.

Hayatında biri var mı? Adliyeden biri olabilir diye şüpheleniyorum.

Benim için bunu öğrenebilir misin?

Elimden geleni yaparım. Hatta oldu bilin.

Yani varsa kesin öğrenirim.

-Süpersin. Aramızda kalsın. -Tabii ki.

Hadi bakalım.

(AKBİL okutuyorlar)

(Müzik)

(Ceylin dış ses) Merhaba. Araç satın almak istiyorum.

(Mesaj geldi)

(Müzik)

Bu işi niye erteliyorum ki? Şimdi burada bitiriyorum.

(Duygusal müzik)

(Araba çalıştı)

Merhabalar. Şuraya bir imza alabilir miyim?

Teşekkür ederim.

Elektrik şarj noktası burada.

-Kazasız belasız olsun. -Teşekkür ederim.

Size deli gibi bir sürprizim var!

Kızım, sormak da mı suç? Soruyorum, cevap vermiyorsun.

Eve döndün mü diyorum, susuyorsun.

Hayır, zor zamanlar diyorum…

…kızın başına gelmedik şey kalmadı diyorum…

…bütün bu sıkıntılar geçsin gitsin diyorum ama…

…sen de beni bir anla.

Bak, ne güzel çıktın dışarı, Allah yüzümüze güldü.

Hatırladın, nasıl sevindik, nasıl mutlu olduk hepimiz.

Anneciğim, soru neydi?

Evlendin Ceylin, evlendin.

Kızım, şansa öğrendik. Sustuk, bir şey demedik.

Kalktın geldin, kocanı getirdin, adam soframıza oturdu.

Hayır, ben anlayamıyorum, madem evlendin…

…sen niye kocanın yanında değilsin?

Yani bu söylediklerimden yanlık anlaşılmasın…

…kalk onun evine git demiyorum ama…

Yani bak Ceylin, ne oluyorsa...

...usulüne göre olsun. Anladın mı? Bak, zaten Zafer yok…

…yani ben de burada yalı kazığı değilim, ben senin annenim.

Bilmiyorum. Bu sorunun cevabı bende de yok çünkü, bilmiyorum.

Kızım, ne diye evlendin o zaman elin adamıyla?

O zaman öyle gerekti çünkü!

O zaman öyle gerekti? Güzel, çok güzel.

Peki, şimdi ne gerekti?

Gecenin bir körü olmuş, adam aşağıda kapıda seni soruyor.

-Ilgaz mı geldi? -Geldi tabii.

Adam burada, seni soruyor. Ya sabır!

(Kapı açıldı)

(Duygusal müzik)

Biraz yürüyelim mi?

Anne, ne yapıyorsun? Kapasana perdeyi.

Ne var canım, merak etmek de mi yasak?

Vallahi ayıp. Hadi geç şöyle.

Aman iyi, ne yaparsanız yapın.

(Duygusal müzik)

Keşke sandığın kadar fedakâr ya da düşündüğün gibi kahraman olsam.

Evet, verdiğim kararın içinde sen de varsın.

Ama ben de varım.

Dediğin gibi, belki bu bir hata.

Belki hayatımın hatası...

...belki yıkılacağım, devrileceğim, pişman olacağım.

Ama hata yapıyorsam da yapmıyorsam da yanımda ol, elimi tut.

Yarın sabah yemin töreni var, ruhsat için.

Benim için orada ol, yanımda.

Tuğçe.

Abo!

Midesini çöple doldurmuş.

-Tuğçe. -Anne.

Benim, ben.

Hadi kalk içeri yat. Burası serttir, rahatsız eder seni.

-Belin, bıkının ağrır sonra. -Bıkın mı?

Gel hadi, gel.

Yavaş.

Burada rahat edersin. Çarşaflar temizdir, merak etme.

Yeni yıkadım.

Sıkıntı yok, alışığım ben.

Bu arada sen evden dün çıkıp gitmişsin, gece niye gelmedin?

Tabii Özlem Hanım’la konuşulmuş, şaşırmadım.

Tuğçe, nerede kaldın?

(Geçiş ses)

Serdar.

(Serdar) Hop!

-Ben kaçıyorum, buralar sana emanet. -Tamam. Eyvallah.

Bana bak, dikkatli ol, başımıza bir bela açma, tamam mı?

Tamam, oğlum. Ne belası? Merak etme. Bende.

-Eyvallah. -Tamam. Hadi görüşürüz.

(Gerilim müziği)

Evet, gençler. Nasılız?

Temiziz, güzeliz, sıkıntı yok, değil mi?

-Hadi anlat planı. Hadi. -Tamam.

Abi, polisler izlemede çok fena. Yani insanı şıp diye enseliyorlar.

Seninle ben zaten damgalıyız, malum.

Neden damgalısınız?

Boş ver şimdi, sorma.

Arkadaşlar, plan çok basit.

Malı alıyoruz, teslimat bölgesine aktarma usulü iletiyoruz, olay bu.

Bu arada takip edilmemek için…

…arada, belirlediğimiz bölgelerde malı çevireceğiz.

İz kaybettirmece yani.

Bu arada, bu gece itibarıyla beraber fotoğraf vermek yok.

Birlikte olmayacağız çok mümkünse.

Zincirin son halkası malı teslim ettiği anda…

…trink, paralar cepte. Bu kadar.

Tamam, burasını anladım da teslimat zaten kolay kısmı.

İki gün nerede saklayacağız? Geldiği tarihle teslimat tarihi uymuyor.

İşte burası da aramızdan birinin risk alacağı bölge.

Yani birisi iki gün boyunca evinde saklayacak.

Öyle akla gelmeyecek bir yer olması lazım.

-Vallahi bana hiç bakma. -Ama…

(Çınar) Çıkar o ihtimali aklından Serdar.

Senin yüzünden bir kere patladım.

Yok, bizde de olmaz. Annemler bende.

Temizlik yapıyorum ayağına her yeri karıştırıyor vallahi. Yok.

Nasıl olacak?

Ben bulurum.

Güvenli bir ev bulurum.

Aha! Sürprizlerden Tuğçe.

Söyle bakayım bana, nerede saklayacaksın?

Bulurum dedim, sorma işte. Anlatırım sonra.

Tamam. O zaman tamam.

O zaman tamam.

(Geçiş ses)

Arkadaşlarımdaydım.

Çok sinirliydim, sinirim geçsin diye de oyalandım.

Eğer babalık yeterliyse izninle uyuyacağım.

Peki, tamam. Hadi Allah rahatlık versin.

-Sabah konuşuruz, tamam mı? -İyi geceler.

(Kapı kapandı)

(“Ezginin Günlüğü – Eksik Bir Şey” çalıyor)

“Eksik bir şey mi var hayatımda?”

“Gözlerim neden sık sık dalıyor?”

“Eksik bir şey mi var hayatımda?”

“Gökyüzü bazen ciğerime doluyor”

“Öyle bir şey ki bu, kolay anlatamam”

“Atsan atılmaz, satsan satamam”

“Eksik bir şey mi var, anlayamam”

“Bak çayım, sigaram, her şeyim tamam”

“Eksik bir şey mi var, anlayamam”

“Bak çayım, sigaram, her şeyim tamam”

“Kalksam duraktan dolmuş gibi”

“Arka koltukta unutulmuş gibi”

“Terliklerimle gelsem sana”

“Sonunda aşkı bulmuş gibi”

“Terliklerimle gelsem sana”

“Sonunda aşkı bulmuş gibi”

“Eksik bir şey mi var hayatımda?”

“Gözlerim neden sık sık dalıyor?”

“Eksik bir şey mi var hayatımda?”

“Gökyüzü bazen ciğerime doluyor”

Ceylin?

Ceylin, hadi kalk kızım, saat kaç oldu.

Kızım, işe gitmeyecek misin? Hadi, kahvaltı sofrası hazır.

Yumurtan soğuyor. Hadi, sofra beklemez. Hadi.

Gitmeyeceğim.

(Gül) Ya sabır!

(Kapı vuruldu)

-Geçti mi sinirin? -Geçti. Nerede?

Vay! Anneyle baba aynı karede.

Her çocuğa nasip olmaz. Çok şanslıyım.

Tamam kızım. Hadi sen toparlan, evimize gidelim.

Vallahi hiç öyle bir niyetim yok anne.

Tuğçe, saçmalama Allah aşkına. Babana ne diyeceğiz?

Hangi babama? Ben o pozisyona komiseri atadım.

Kendisi de yanında zaten, görüyorsun.

Tuğçe…

…zaten iki gündür seni arıyoruz, babanın haberi yok, anladın mı?

Biz evimize gidelim, o da anlamadan…

…orada konuşuruz, ne yapacağız diye beraber karar veririz.

Hiçbir yere gitmiyorum. Burada kalacağım.

Bunca zaman benim adıma karar verip hayatımı mahvettin.

Şimdi kendi hayatımla ilgili kararları kendim vereceğim.

-Yeter. -Tuğçe!

Özlem!

Özlem, susayım, susayım diyorum ama böyle Arapsaçına döner.

İnadı bırak. Kimseye faydası yok. Bırak kalsın.

Yahu kendini onun yerine koy.

Nasıl kalsın? Fatih’e ne diyeceğim?

Ben halledeceğim, söz.

Ama sen bir sakin kal, tamam mı?

Yani kız kardeşim Polonezköy’de oturuyor.

Teyzesinin yanına gitti derim.

Sen de söyle, Fatih ararsa o da aynısını söylesin.

O itin seni soktuğu şu hâle bak.

Senin ne üzüntünü ne de şu paniğini hak ediyor.

Kendine bunu niye yapıyorsun Özlem?

Sen beni haberdar et, olur mu?

Çünkü o şimdi benim telefonlarımı açmaz, biliyorum.

Tamam mı?

Tamam, tamam, merak etme.

(Kapı kapandı)

Akşama ne yemek yapayım? Gitmeden deseydin bari.

Başka derdimiz yok, değil mi Makbule?

Tamam abi. Akşam geldiğinde azarınla doyurursun bizi zaten.

Bize afiyet olsun.

Oğlum, bari yürürken bırak şu telefonunu.

Babam, biriyle konuşuyordum da…

…biliyorsun, ben iki işi bir arada yapabilen bir adamım.

Biliyorum kaç işi beraber yaptığını.

Kiminle mesajlaşıyorsun? Neymiş bu kadar önemli şey?

Hayırdır baba? Sabah sabah heyheylerin yine üstünde.

Sıraya dizdin bizi, ne oluyoruz?

Hayır, söyle bilelim, söyle.

Dışarıda millete tutulup tutulup sonra gelip bana patlıyorsun, baba.

Bu hep böyle devam mı edecek?

Allah Allah!

(Anlaşılmayan konuşmalar)

Ya kızım, o mesajlar... Onlar telefondan bir şekilde silinmiyor mu?

Nasıl silelim anneanne ya? Olmuyor senin dediğin gibi.

Çok çirkin şeyler yazmışlar ama. Ne katilliği kalmış...

...ne sahtekârlığı kalmış. Günah ya!

Oluyor öyle. Herkes için bir sürü saçma sapan şey yazıyorlar.

-Normal yani. -Normal mi?

Ne normali ya? Olmaz öyle şey.

Sen gene de telefondan silmeyi bir dene. Bana bak!

-Ceylin'e de hiçbir şey söyleme. -Anneanne...

...benim susmamla, demememle bir şey olmuyor.

Alt sıradan da olsa gündeme bile girmiş yani.

Alt sıra neymiş ya? Alt sıra ne?

Kızım, işinize gelmeyen şeyi silmiyor musunuz?

Bunu da siliver işte.

Anneanneciğim...

...bu yazılanlar, mesajlar falan uzaya gitti.

Uzaydan herkesin telefonuna düştü.

Tamam mı? Bye bye yani. Buraya kadar 'okay' misin?

Sosyal medya olayı bu. Geri falan alınamıyor. İmkânsız.

Anladın?

Neyse, ben geç kaldım. Hadi bana da bye.

Dur. Gel buraya.

Hadi.

Hadi kızım, Allah zihin açıklığı versin.

Ziver.

Günaydın, yenge.

Zümrüt nasıl oldu? Nesi varmış?

Taş düşürüyormuş. Ondan fenalaşmış. Bunda kum falan oluyordu ama iyi şu an.

Ben de şimdi hastaneye gidiyorum çıkarmaya.

-Hadi bakalım, geçmiş olsun oğlum. -Sağ ol, yenge.

Yenge...

...bir de müjdemiz var.

Zümrüt hamileymiş.

Vallahi biz de çok şaşırdık. Hiç beklemiyorduk.

Sürpriz oldu yani. Neyse, ben kaçtım yenge.

(Gerilim müziği)

Hamile miymiş?

Aman kum mu döküyormuş, taş mı varmış neymiş işte!

Anne, duydum.

Taşı da duydum...

...hamileliği de.

-Anne, sence... -Sus!

Aylin...

...sus.

Aklından bile geçirme. Tövbe de.

Yok öyle bir şey.

Hayırdır ya? Bir şey mi oldu?

Aylin?

Zümrüt...

...hamileymiş.

(Gerilim müziği)

Aileler törenimize ne kadar güzel bir coşkuyla katılıyor.

Ama eminim ki genç meslektaşlarımız adalet yolunda...

...bizim de ailelerin de başını eğdirmeyecek şekilde...

...mesleklerini icra edecekler ve adalet terazileri hiç şaşmayacak.

(Alkışlıyorlar)

Evet, devam edelim.

Şimdi yeminini etmek üzere meslektaş adayımız...

...Ilgaz Kaya'yı böyle alalım.

Hukuka...

...ahlak ve mesleğin onuruna ve kurallarına uygun davranacağıma...

...namusum ve vicdanım üzerine ant içerim.

Meslektaşıma cübbesini giydirmek ve ruhsatını vermek üzere...

...duayen meslektaşım Gökhan Karagöz'ü buraya davet etmek istiyorum.

-(Gökhan) Hayırlı olsun. -Teşekkür ederim.

(Sessizlik)

Mesleğin onuruna ve vicdanına yakışır başarılı bir meslek hayatı dilerim.

Sağ olun.

(Müzik)

Aramıza hoş geldin, Avukat Bey.

Hoş bulduk.

(Erkek) Hukuka, ahlak ve mesleğin onuruna ve kurallarına...

...uygun davranacağıma...

(İç çekti)

Sakin ol, cici kız. Benim, yabancı değil.

Neden hep sessizce geliyorsunuz, bir anlasam!

Resmen korkutmak hoşunuza gidiyor.

İnsan tabiatındaki her duyguyu severim. Korku da pek kıymetlidir.

İnsana dikkat etmesi gereken şeyleri hatırlatır.

Vazifelerini, mecburiyetlerini.

Peki, tamam.

Siz sormadan günlük raporumu vereyim o zaman.

Hâlâ öğrenemedim ama öğreneceğim. Müsaadenizle.

Senin işin Yekta'ya avukatlık yapmak değil.

Gelinime savaş açmak da değil.

Çünkü o masum.

-Ne kadar eminsiniz! -Ben katili gözünden tanırım.

Değil diyorsam değildir.

Yekta'ya yakın olun diye siz söylediniz.

Ben de elimden geleni yapıyorum.

Ceylin'e karşı savunma hazırlamak zorundayım.

Başka türlü yanlarında kalamam.

İyi dümene saygım sonsuz.

Ama bu bana tehlikeli geldi. Dikkat et.

Ateşten kaçarken suda boğulma.

Bir de çok uzatma.

Öğrenmen gerekeni öğren, ben de senin ipini bırakayım.

Davanın sonuçlanması uzun sürer. O kadar kalmaya niyetim yok zaten.

Yekta benden sonra savaşmaya devam edecek. Bunu bilin.

Ben olsam da olmasam da.

Ceylin onunla hayat boyu mücadele edecek.

Şimdi tırnaklarımı çıkarmak zorundayım. Yekta'yı inandırmanın tek yolu bu.

Hem Ceylin'in masum olduğuna madem bu kadar eminsiniz...

...ortaya çıkar o zaman. Bırakın araştırılsın.

Evet, korku da kıymetli bir duygu ama...

...siz neden korkuyorsunuz ki?

(Gerilim müziği)

-Geldiğin için teşekkür ederim. -Bu anı kaçıramazdım.

Yakışmış ama.

Şimdilik çıkarabilirim sanırım.

Tutar mısın?

Evet, sevgili meslektaşım. Ruhsatını aldın, aramıza girdin.

Ruhsat ve cüppenin parasını verdiğine göre...

...geriye kaldı vergi açılışı, baro aidatı ofis kirası, çaydı, şekeriydi derken...

...'welcome to the jungle'.

-Ormanda on kaplan gücündeyimdir. -O kadar emin olma.

Ama sıkışırsan yardım ederim, merak etme.

Arabamı aldım ama hâlâ kenarda biraz param var.

Ben ofiste bana bir masa verirsin diye düşünmüştüm ama.

Çömez olduğunu kabul edeceksen neden olmasın?

Hemen reddetme. İşi bir ustadan öğreneceksin. Benden.

O su götürmez canım! Sen bana kim bilir ne numaralar öğretirsin.

(Erkek) Ceylin.

-Cem, ne haber? -İyilik.

Sen hayırdır? İtiraza mı geldin?

-Neye itiraz edeceğim? -(Cem) Karara.

Hangi karara?

Tebligat eline geçmedi mi?

Ne tebli... Neyden bahsediyorsun? Anlamadım.

Reklam yasağına aykırılıktan bir soruşturma açılmıştı ya...

...o sonuçlandı.

Üç ay meslekten men.

Sen cidden bilmiyordun.

-Yok, şu an senden öğrendim. -Kusura bakma Ceylin...

...böyle birden felaket tellalı gibi girdim ama...

Zaten başında bir sürü dert var. Medyadan takip ediyorum.

Yok, önemli değil. Ben hallederim. Sen canını sıkma.

Eğer yardıma ihtiyacın olursa ben hazırım.

-Bende, sağ ol. -Tamam. Görüşürüz.

Görüşürüz.

Hiç sevmiyorum bu çocuğu ya!

-Hakkında soruşturma mı var? -Öf! Evet. Geçen yıldan kalma.

Ulan ya! Tam da sonuçlanacak zamanı buldu.

Bir dakika ya!

Bu durumu biliyor olamazsın, değil mi?

Uzaklaştırma aldığımı, bir süre avukatlık yapamayacağımı falan?

Hayır, ben de şimdi öğrendim işte.

Emin misin?

Bütün bunlar...

...bu ısrarın, istifan. Sonradan çıkan avukatlık hevesin.

Ceylin, kuruntu yapma hemen ya! Tamamen tesadüf.

Hadi şu işin detaylarını öğrenelim de itirazımızı yapalım.

Oo! Hemen avukatlığa soyunuyoruz yani Avukat Beyciğim?

Pars Savcı.

Oo, Seda Hanım! Ben de tam sizi aklımdan geçiriyordum.

Seda Hanım mutlaka beni adliyede karşılar, hiç sektirmez diyordum.

İnsan bazen hayatta yanılmak istiyor ama maalesef olmuyor.

-Size de günaydın. Nasılsınız? -İyiyim. Dinliyorum, buyurun.

Dosyada bir gelişme var mı, onu soracaktım.

Elimdeki tek dosya yeğeninizin dosyası değil.

Dosyadaki gizlilik kararını kaldırmışsınız ama...

...UYAP'tan hiçbir raporu göremiyoruz daha.

İşlenecek. Bunun bir prosedürü, bir usulü var, değil mi?

Siz de biraz sakin ya! Allah Allah!

Bulunan başka bir delil, bilmemiz gereken başka bir şey var mı?

Vallahi dün bütün gün ateş hattındaydım. Yeni geldim.

Ceylin hatırlamaya başlamış. Gelip ifade verecek. En önemli gelişme bu.

Her şeyi mi?

Yarım, tam, az, çeyrek. Siz nasıl tercih edersiniz?

Anlamadım. Umarım her şeyi hatırlar tabii ki.

Ta-tabii. Elbette.

-Alo? -(Yekta ses) Efendim?

Adliyedeyim. Pars Savcı'yla konuştum.

Ceylin hatırlamaya başlamış. İfadeye geliyormuş.

Hemen geliyoruz. Cüneyt, adliyeye gidiyoruz.

Ceylin ifade verecekmiş. Hatırlıyormuş. Hadi, hadi!

Herkes yapıyor ya.

Herkes suç işliyor diye suç işleyemezsin.

Bu suç değil, kural ihlali.

Sadece bir örnek verdim. Küçük bir hatırlatma.

Bak...

...eğer avukatım olmak istiyorsan karşımda değil, yanımda olman gerekiyor.

Al sana hatırlatma.

Savunma yapmak için aynı fikirde olmak zorunda değiliz.

-O başka, bu başka. -Hâlâ damarıma basıyorsun ya!

Avukatların sitelerine gir, hepsi de sürüsüne reklam veriyor.

Kazandıkları davayı emsal gösterenler, referans gösterenler.

Hayır, gözüne ben mi battım? Bu nedir ya!

Bütün dertler üşenmeyip tek tek üstüme geliyor.

Ama ben biliyorum bunu kimin yaptığını.

-Kim? -Kim olacak! Yekta.

Sırf iş teklifini kabul etmedim, sevgili oğlunu da alıp...

...Tilmen'e gitmedim diye aklınca bana savaş açıyor.

Oğlu da kendisi de itinayla hayatımın içine (***) devam ediyorlar.

Lanet sülalesi!

Olan oldu, yapacak bir şey yok. Üç ay sabredeceksin.

Ilgaz, nasıl sabredeyim? Duruşmaya denk gelecek.

Müvekkillerimi kaybedeceğim.

Ulan bütün paramı da arabaya yatırdım.

Ben neden senin bu avukatlık maceranın tesadüf olduğuna inanmıyorum?

Daha ifade vereceksin. Karakola imza atacağız.

-Şartlı salıverme. Hadi geç kalıyoruz. -İyi. Ben kendi arabamla gelirim.

-Ne çabuk ya! -İyi hizmet.

(Süpürge çalışıyor)

Zümrüt Hanım hastaneden geldi.

(Gerilim müziği)

Sizin işlem tamam.

(Gerilim müziği)

(Gerilim müziği devam ediyor)

(Gerilim müziği devam ediyor)

(Gerilim müziği devam ediyor)

Şuraya bak! Sözde dertsizmiş. Neresi dertsiz bunun? Her tarafı leke içinde.

Nereye?

-Geleceğim şimdi. Bakkala gidip geliyorum. -Kızım, buralar böyle kalmış ama.

-Tamam. Gelince toplarım. -Aylin...

...Zümrüt'e mi?

-Anne, bırak. -Kızım...

...kocası yanındadır. Gideceksin de ne olacak?

-Ziver gitti. Bırak. -Eline ne geçecek?

-Ne diyeceksin kızım? -Soracağım işte.

Bebek kimden diye soracağım.

O da sana hemen söyleyecek bebek şundan diye. Tövbe tövbe!

Ya düşündüğün gibi değilse? Bir de rezil olmak var bunun sonunda.

Kızım, yapma.

Sana günah. Sorma. Bilme daha iyi.

Anne, benim içim yanıyor.

İçim yanıyor.

Senin başına gelmedi tabii.

Babam seni hep sevdi.

Gözü senden başkasını görmedi. Konuşması kolay.

Benim düştüğüm hâle bak!

Yaptıklarına sustum. Ailem dedim, kocam dedim, kızım dedim ama bitmiyor.

Bitmiyor! Hamile kaldı şimdi Allah'ın cezası. Ben ne yapayım?

Hiçbir şey söylemeyeyim mi? Kenarda mı oturayım?

-Kafayı mı yiyeyim? Ben ne yapayım? -Yemezsin.

Yemezsin, Aylin'im. Sorma da bilme de. Bebek kocasından dersin.

Aklına kazı bunu. Sus.

Daha fazla düşünme.

Düşününce sana zarar.

Hem sadece sana değil, herkese zarar.

Aylin'im, güzel kızım.

Benim şu kadarcık analık hakkım varsa...

...bir günahları varsa Allah'ından bul de, geç.

Yapma kızım. Bilmemek daha iyi.

Güven bana.

(Duygusal müzik)

(Sessizlik)

-Işığa takıldım. -Tabii, tabii!

Aa! Şoförlüğümü sorgulayamazsın yalnız.

Estağfurullah. Bu gözler bir arabaya bodoslama girdiğini gördü.

-Mecburendi o. -Hadi, çok işimiz var.

-Çok saçma. -Ne o?

Bir hafta öncesine kadar benim avukat, senin savcı olarak girdiğin adliyeye...

...ben vatandaş, sen avukat olarak giriyorsun. Çok saçma değil mi?

Hayat.

Biraz fazla üstümüze gelmiyor mu?

Ceylin, bana vekâletini vereceksin, değil mi?

Bir avukatım yok. Mecbur.

Ama...

...resmî olarak olmasa da tüm kontroller bende olacak.

Ben ne dersem o. Ayrıca kabul et. Şu an acemi sayılırsın.

Ben fakülteden dün mezun oldum ya! Adliye kapısını ilk kez görüyorum.

Dava, duruşma falan belleğimde hiç yok. Biraz güven ya.

-Masama bırakabilirsin, tamamlandı. -Tabii.

Ne oluyor orada? Ben mi yanlış görüyorum?

Ceylin vatandaş, Ilgaz avukat olarak girdi.

Gel.

Ee, Avukat Bey, hazır mısın?

Abartmasak.

Benim avukat derken dilim dönmüyor. Senin kulağını tırmalamıyor mu?

-Girelim mi artık? -Dur.

İçeride eski Pars'ı bulamayacaksın. O zıtlaştığın, eşit olduğun.

Hatta bir şaka bile yapamazsın.

Farkındayım.

-Farkında olmak başka... -Bu başka. Evet, tamam.

Tamam, ben senin için söylüyorum yahu.

Allah Allah! Seni hazırlamak için söylüyorum.

Başka bir derdim yok yani.

Ayrıca alınma ama ikinizin arasında da adsız bir rekabet var.

Pars da bunun tadını çıkaracak tabii.

Hatta benim önümde yapmaktan emin ol, büyük bir keyif alacak.

Beni düşünmeyi bırakabilir misin artık? Buraya senin için geldik.

Sen olaya konsantre ol. Girelim, ne hatırlıyorsan bütün detaylarıyla anlat.

-Tamam? -Tamam.

Güzel.

Pars Savcı'm, müsaitseniz Ceylin Hanım ifade verecek.

Ilgaz, gel. Ben de bekliyordum.

Güzel, hatırlamışsın Ceylin. Toparlamışsın da. Geç, otur.

Sağ olun.

Ilgaz, yalnız bundan sonra usulüne uygun gidelim mi?

Eşti, falandı filandı olmuyor. Yalnız alayım.

Avukatı olarak buradayım. Vekâletini dosyaya koyacağım.

Vay be! Bu ne hız! Sen ruhsatını ne ara aldın ya?

Bugün.

Vallahi ne hızınıza yetişiliyor ne işinize akıl sır eriyor arkadaş!

Bir gün geliyorsunuz, evliyiz. Cüzdanı çat diye önüme koyuyorsunuz.

Ertesi gün geliyorsun, savcı gitmiş, avukat gelmiş.

Daha sizin kaç versiyonunuzu izleyeceğiz acaba?

İhtimaller sonsuz sanki.

-Sen niye kendini savunmuyorsun, Ceylin? -Sonrasında dosyaya vekil lazım.

Barodan da ceza aldım. Üç ay avukatlık mesleğimden men.

Hop, yeni bir versiyon daha!

-Büyüyünce ne olacaksınız acaba? -Kısmet.

Rıdvan gel, ifade al biraz.

Demek şimdi böyle oldu.

Neyse, işimize bakalım.

Ee, nasıl oldu da hatırladın Avukat Hanım? Aman... Ceylin Hanım.

Ben cezaevinde çıkınca, yani kendime gelince...

...öyle hatırladım işte. Bilmiyorum ki.

Gerçekten hatırladınız, değil mi? Yani yazmaca filan yok?

Yazsam o zaman yazardım, savcım.

İyi bakalım.

Raporlar ne zaman işlenecek acaba? Dosyaya erişim hakkımız var.

Sisteme tam yüklüyordum ama şimdi daha ifade alınacak.

-O bitsin, sonra hallolacak. -Ceylin Hanım geldi mi?

Bilmiyorum. Savcım bana gel dedi. Şimdi müsaadenizle yanına gidiyorum.

Durum nedir? Pars, Ceylin'in ifadesini almış mı?

Sanırım şimdi alıyorlar. Kalem memuru yeni girdi.

O ifadeyi ne yapıp edip görmeliyiz.

Ceylin Hanım neler yumurtladı, bilmemiz lazım.

Ee... Ben hemen geliyorum, Yekta Bey.

(Kapı vuruldu) Buyurun.

Müsait misin? (İç çekti)

Ceylin ifadeye geldi, değil mi?

Aynen.

Buyur.

Bir kadındı demek.

Evet, bir kadındı.

Saçları dalgalanıyordu. Hatta burnuma şampuan kokusu doldu.

Eminim bir kadındı.

Ne renkti?

-Anlamadım? -Saçlarını diyorum.

Gördüm diyorsunuz ya. Ne renkti? Siyah, kızıl, kahve?

Uzun, kısa, kıvırcık, düz?

-Bilmiyorum ki. Hatırlamıyorum. -Nasıl bilmezsiniz ya?

Bir kadın olarak şampuan kokusunu hatırlıyorsunuz da...

...saç rengini bilememek de ne bileyim, biraz...

...ilgi alanı meselesi ya. Algıda seçicilik.

Misal ben bilmem ama Rıdvan bilir. O saçıyla çok ilgili.

Değil mi Rıdvan? Vallahi her gün ayna karşısında bir saat mesaisi var.

-Gördüğün saçın rengini bilmez misin? -Bilirim, savcım.

Al.

Dediğim gibi, hatırlamıyorum. Bir de karanlıktı zaten.

Kafama da bir cisimle vurulunca her şey bulanıklaştı.

-Gözümü zar zor açtım. -Bunlar tartışmaya açık ifadeler Ceylin.

Ama en azından bir saç gördüm. Hatırlıyorum.

(İç çekti)

(Telefon çalıyor)

-Sayın Savcı'm. -Eren, bu Şile'de, olay yerinde...

...ayak izleri tespit edilmişti ya, onların numarası kaç?

Hemen bakıyorum, Sayın Savcı'm.

Oh! Ye Eren Komiser, ye! Afiyet olsun. Boğazına dizilmesin. Yavaş yavaş ye.

Allah sizi inandırsın, sabahtan beri ilk lokmam savcım.

Savcım, bu ayak izinde numara yok.

-Ama tahmini 43 numara. -43?

Sizin Eren 43 diyor.

43 numara kadın ayakkabısı mı olur ya?

Bir yanılsama filan olmasın?

Size verdiğimiz bu listede başka kadınlar da vardı.

Hatta Seda'yı zehirleme şüphesinden ifadesini almıştınız.

Vay be! Ne zamanlardı, değil mi?

Birlikte omuz omuza çalıştığımız zamanlar. Bir ekip olarak.

Ama artık geçmişte hatırlanacak güzel bir mazi.

En azından cinayet gecesi nerede olduklarını sorgulasak?

Sorarız.

Bu olay yerindeki üçüncü kişinin varlığına dair de...

...bir inceleme gerekmez mi savcım?

-Bilmem. Gerekir mi? -Takdiriniz.

Ama Ceylin'in anlattıkları hem delil aramak...

...hem de silah açısını hesaplamak için dosyaya faydalı olur gibi.

Bakarız, Avukat Bey. Ona da bakarız.

Yalnız benim de Ceylin Hanım'a bir iki sorum olacak.

Tabii, buyurun.

Karşı tarafın avukatı Seda Hanım odamdayken...

...birtakım söylemleriniz oldu. Malum...

...ben de avukatınız Ilgaz Bey de şahidiz.

Cezaevinden çıkarsa...

...Engin'i kastederek öldürürüm dediniz.

-Savcım, bu sorunun ucu açık sanki. -Vallahi karşı taraf saldırıda.

Meğerse Ceylin Hanım poligonların fırtınasıymış.

Önüme ha bire delil kuvvetlendirici belgeler getiriyorlar da getiriyorlar.

Yapmayın savcım. Hâkime Hanım'ın karşısında da...

...sizinle bu münakaşayı yaptık. Sizin de silahınız var.

Bu sizi katil yapmaz.

Neyse ki herhangi bir cinayet aletinin üzerinde de parmak izim yok.

Haa, bir de şey vardı.

Siz daha önce bir davaya bakmışsınız.

Müvekkiliniz hırsızlar için tuzak kuruyor.

Paraları zehirliyor. Hırsız da parayı sayınca zehirleniyor.

Evet.

Evet de soruyu anlamadım.

Seda diyor ki Engin'i zehirleme yöntemini buradan öğrendi.

Malum yöntem.

Ben Engin'i ne öldürdüm ne de zehirledim.

Bir dakika. Bu dosyanın vekâleti kimde vardı?

Engin'le benim.

-Ceylin biliyorsa Engin de biliyordu yani. -Evet.

Haa! Kendi kendini zehirledi diyorsun yani?

Biz de sizden bunu bulmanızı istiyoruz savcım.

Rıdvan, hemen ifadeyi yolla Cinayet Büroya.

Bir incelesinler, ondan sonra direkt bana bilgi geçsinler.

Tabii savcım.

(Kapı açıldı)

Hadi.

Ceylin'in ifadesini görmek istiyoruz.

Bir iki ifade daha almam gerek. Ondan sonra görürsünüz.

Kimin ifadesini alacaksınız savcım? Neler uydurdu yine Ceylin?

Seda Hanım, buyurun. Yekta, sen de Laçin Hanım'a haber verirsen...

...sana zahmet, bir daha ifadesi alınacak.

Pardon ama ben ne alaka savcım?

Buyurun lütfen.

(Müzik)

Buyurun, oturun Seda Hanım. Ayakta kalmayın.

Evet, Seda Hanım. Cinayet günü saat 15.00 desek...

...15.00'le saat 20.00 arası neredeydiniz?

Gerçekten neden bu ifadeye maruz kalıyorum savcım?

Cevap verin. Neredeydiniz?

Bir dakika... Ben o gün buraya ifade vermeye geldim.

Sonra da buradan çıktım.

O kısmı tamam. Buradan çıktınız. Sonra?

Hatırlamaya çalışıyorum. Üstüme gelmesenize.

Bir kere zaten...

...suçlanıyorum diye çok kötü olmuştum.

Otelimi de değiştirmeye karar vermiştim.

Otel değiştiriyorsunuz?

Evet, eşyalarımı aldım. Çıkış yaptım.

Öyle birden kafanız attı, otel değiştireyim dediniz, öyle mi?

Yani biraz öyle oldu.

Pisti. Böcek falan görünce delirdim.

Otelden kaçta çıkış yaptınız?

Buradan direkt oraya gittim.

Otel fazla uzak değil. Malum, ikimiz de biliyoruz bunu.

Hesaplaması zor olmasa gerek. Değil mi?

Hadi gittiniz otele, eşyalarınızı topladınız falan diyelim.

Olsun olsun saat 16.00 olsun.

Sonra?

O civarlarda çıkış yaptım sanırım.

Arabama bindim. Biraz dolaştım.

Sahilde bir yerde durdum. Otel aradım kendime.

Görüyor musun Rıdvan? O gün de herkesin kendini sahile atası gelmiş.

Hava çok güzeldi herhâlde. Biz burada kapalı kalınca anlayamamışız.

Ne yaptınız? Kendinize güzel bir otel buldunuz mu bari?

Evet, buldum.

Sonra da bir şeyler atıştırmaya gittim.

Peki, hangi oteldi bu? Otele giriş çıkış kaçta yaptınız?

Biz de bunları bir doğrulatalım, değil mi Seda Hanım?

Gerçekten neden soruyorsunuz bunları bana savcım?

Ceylin Hanım, cinayeti bir kadının işlediğini iddia ediyor.

Niye susuyorsun içeride, anlamadım ki.

Kaldın öyle savcı gibi dimdik.

Yok, sana bayağı ders vereceğiz.

Bak, avukat dediğin boşlukları doldurur.

Hemen cevabını vermen gerekiyor.

Sen küçücük bir an bıraktığın anda vallahi hâkimi savcısı tepene biner.

O arada türlü türlü sorular sorarlar sana.

Ayrıca her zaman önemli bir şey söylemeyebilirsin.

Yani özetle; söyleyecek önemli bir şeyin yoksa...

...yine de bir şey demen gerekir.

Ders bir.

Yani boş konuş da nasıl konuşursan konuş diyorsun, öyle mi?

Hayır. Hukukta biz buna savunma sanatı diyoruz savcım.

Tamam, tamam.

İmzayı kaçıracaksın.

Aç bakalım pergelleri duayen Avukat Hanım.

Neyse ki dakik ve titiz bir avukatınız var da...

...yoksa vay hâlinize.

(Metin) Özkan, buraları milim milim tarayacaksın oğlum. Tamam mı?

Saç, toka, kadına ait ne varsa hepsini bulacaksınız.

Niyazi'ye vereceksiniz. Tamam?

-Anlaşıldı amirim. -(Metin) Tamam.

Bak, ben sebze meyve ne varsa aldım, parasını da ödedim.

Tamam mı? Onları dolaba yerleştirirsen çok güzel hareket olur.

(Tuğçe ses) Tamamdır.

Aç kalma. Tencere, tava, her şey var.

-Ben geleceğim zaten. -(Tuğçe ses) Anlaşıldı merkez.

-Hayırdır, misafir mi var? -Sorma amirim.

Hayat izin verirse anlatırım inşallah.

(Metin) Neyse, sonra konuşuruz.

Bak ne diyeceğim. Versene şunu.

Şimdi bak, daha önce kurşunları bulduğumuz yerler buralar.

Bu açı. Anladın mı?

Sana yanlış gelmiyor mu Eren?

Böyle daha yere yakın bir yerden ateş edilmiş gibi.

Ne dersin Niyazi?

Öyle görünüyor amirim.

İfadede ne diyor?

Bak, ne diyor amirim.

"Başıma biri vurdu, düştüm.

Ben yerdeyken öldürüldü. Düşüşünü yerden gördüm." diyor Ceylin.

Sonra saçlar falan işte.

Amirim, ben şunu bir alabilir miyim?

Sen de tut şunu Niyazi.

Amirim...

-Ne yapıyorsun oğlum? -Bak şimdi.

Diyorum ki...

...Ceylin yerde baygın yatarken...

...eline silah tutuşturulup, ateş ettirildiyse...

Bak, açılar tutuyor.

Ya da Engin'i vurdu, bunun da kafasına bir şeyle vurdular.

Yere düşerken de o kasılma anında iki el ateş etti.

Her iki senaryoda da üç kurşun ister amirim.

Doğru amirim.

Kalk.

(Eren) Ya Allah.

Niyazi, sağa sola iyice baksınlar.

Çekirdek, kovan, ne varsa bulsunlar.

-Tamam mı? İyice tarayın. -Tamam amirim.

Peki, diyelim ki orada üçüncü bir şahıs var.

Engin'i de o vurdu.

Peki, tabancada niye parmak izi yok?

Ya eldiven giydiyse amirim?

Özkan, oğlum.

Sağda solda eldiven de arayın. Tamam mı?

Hadi, acele edin. Hava kararmadan gidelim evimize.

Ben de dalayım olaya. Dört koldan arayalım amirim.

Siz de benimle gelin arkadaşlar.

Ben de bu taraftayım. Buralar sende Niyazi.

Tamamdır amirim.

Bilmiyorum ne sebeple ama bir kadının yapmış olmasından şüpheleniyorlar.

Belli ki Ceylin'in ifadesi o yönde. Pars o gün nerede olduğumu sordu.

Saat saat anlattırdı her şeyi. Laçin'e de soracak.

Allah kahretsin!

Neden öyle dedin? Ne oldu ki?

Çünkü senin salak ablan, Engin'e veda etmek için o gün Şile'ye gitmiş.

-Ne? -Ya!

Ben arayınca neredesin falan diye panik olmuş, dönmüş hemen.

Mümkün değil, bunu saklayamaz.

HTS'den anında bulurlar.

Açıkça anlatsın her şeyi.

(Müzik)

(Gerilim müziği)

Hadi, savcı bekliyor. Girelim.

Kolay gelsin.

Ceylin Hanım, bir adam geldi, sizi sordu.

Önünüzden çıktı. Şimdi yukarıda.

Bu arada başınız sağ olsun.

Çok sağ olun.

Servisim bitti ama bir şeye ihtiyacınız olursa hemen gidip alırım sizin için.

Yok, sağ ol. Gerek yok.

-Hadi kolay gelsin. -Kolay gelsin.

Merhaba savcım.

-Hah! -Merhaba.

Merhabalar. Ceylin Hanım?

Evet, benim.

Ceylin Hanım, siz beni hatırlamazsınız.

Çok eskiden bir akrabamın davasına bakmıştınız da.

Söke söke de kazanmıştınız davayı.

Şimdi de benim size işim düştü. Müsaitseniz görüşebilir miyiz?

Tabii tabii. Buyurun lütfen.

-Buyurun lütfen. -Teşekkür ederim.

Vallahi Laçin Hanım, bunca zaman bunu...

...anlatmamış olmanıza kaç puan vermek gerek...

...bilemedim.

Sahiller dediniz, darlandım dediniz...

...çıka çıka Şile'den çıktınız.

Olayla alakası yok. HTS saatlerine bakılsın.

Cinayet saatinden önce İstanbul yönünde Şile'den yola çıktığı görülecek.

Elektronik çağda yaşıyoruz zaten Yekta. Neyse çıkar ortaya.

Laçin Hanım.

Sigara kullanıyor musunuz?

Yani arada.

Nadiren de olsa arada içiyorum.

(Gerilim müziği)

Nadir içici.

Bana Şile'ye gittiğimi söylettirmeyecektin.

Tek akıllı sensin çünkü!

Pars öğrenemeyecek miydi sanıyorsun?

HTS diye bir şey var. Teknoloji var. Bilmem, senin haberin var mı?

Seda, HTS ne?

Telefon takip sistemi.

Telefon açıksa, nereye gidersen, nereden kaçta geçersen hemen buluyor sistem.

Muazzam bir şey. Ama bazen de başa bela.

Anladım.

Sen geç, ben geliyorum.

Tamam.

(Gerilim müziği)

Olay yerindeyiz, inceliyoruz Sayın Savcı'm.

Vallahi bunların kadrolu savcısı olduk Eren ya.

Sen de kadrolu polisi oldun.

Estağfurullah Sayın Savcı'm.

Öyle tabii ya. Bitmiyor ki vukuatları, soruşturmaları, ifadeleri, tutanakları.

Yani adliye kabul gününe döndü vallahi.

(Pars ses) Şey diyeceğim, bana bu...

...Laçin Tilmen'in HTS kayıtları lazım. Olay gününe ait. Acil.

Emir anlaşıldı savcım.

Özkan.

(Hareketli müzik)

Amirim!

Arkadaşlar, buraya bir bakın.

Niyazi, çabuk abiciğim.

Gel, gel.

-Ne buldunuz? -Şu eldiven mi lan Niyazi?

Bakarız komiserim.

(Eren) Bak ciğerim, bak.

(Müzik)

Vallahi billahi eldiven amirim.

Su birikintisi diye atmışlar. Sular çekilince takke düştü kel göründü tabii.

Allah'ım, inşallah bir işe yarar.

İnşallah.

Of!

Her şey tamam mı Rıdvan?

Tamam savcım.

(Kapı vuruldu)

Hayırdır Avukat Hanım? Bir şey mi unuttunuz?

Neden sadece iki kadın?

Ben olayla bağlantısı olan başka kadın göremiyorum da ondan.

Oradan bakınca görünmüyor demek ki.

Ama benim olduğum yerden nefis görünüyor.

(Rıdvan boğazını temizledi)

Savcım, müsaadenizle ben bunları sisteme...

Tamam Rıdvan, çık, çık.

(Müzik)

(Kapı kapandı)

Ne görünüyor oradan?

Konuşmam gereken yeri de bilirim, susmam gereken yeri de.

Bir saate sizi otele bekliyorum.

Nerede kaldığımı öğrendiniz ne de olsa.

İyi misiniz?

Evet, teşekkür ederim. Daha iyiyim.

Tamam, o zaman başlayalım.

Dinliyorum, buyurun. Yani dinliyoruz ortağımla.

Şey...

Biz ortağımla dün ofiste biraz gerildik.

Borçlar, alacak vesaire.

Affedersiniz, biraz da içkiliydik.

Hâliyle gerilim tırmandı.

Aslında itiş kakışa kadar gittik.

Ömer kalktı, gidiyordu. Ben arkasından seslendim falan ama...

...tabii durmadı.

Şikâyetçi mi olmuş? Darp raporu mu almış?

Yok, öyle de değil de aslında...

Sabah uyuyorum, ısrarla telefonum çaldı.

Uyandım, açtım. Şirketten.

Dediler polis aradı. Ömer evinde ölü bulunmuş.

Kalktım hemen evine gittim.

Kimse almadı beni içeri. Her yer polis kaynıyor.

Mecbur oldum, şirkete döndüm.

Sonra içime bir dert oturdu.

Dedim, "Lan oğlum Mithat...

...şimdi oklar sana dönmesin?

Sen vurdun Ömer'i demesinler?"

Dedim, polis aradı.

Dediler ifadeye gelmeniz gerek.

Ne yapacağımı bilemedim. Düşündüm taşındım...

...aklıma siz geldiniz.

Belli ki bu iş uzayacak.

Yani kavga da ettik.

Ettiğimiz kavgayı ofiste duydular.

Dağ gibi adam öldü gitti, ona mı yanayım...

...yoksa boş yere... Hani ben mi yanayım?

O yüzden size geldim.

Peki, ne zaman çağıracaklar ifadeye?

Yarın sabah.

Tamam, biz sizin vekâletinizi alalım.

Yarın da beraber gideriz.

Şimdi en başından anlatın bana. Dün gece ne oldu?

Olur, anlatırım.

Defteri arka odaya koymuştum.

-Ne? -Arka odada.

Anladım. Ben bir defteri alıp geleyim.

(Müzik)

Bulamayacak.

-Ne oluyor? -Ne yapıyorsun?

İş bağlıyorum, sakıncası mı var?

-Atladın hemen. -Ne yapacaktım pardon?

Kapıda insanlar birikmişti de...

Burada kazan böyle kaynıyor yalnız.

Bir sor ya, adama bir sor.

-Neyi soracağım Ilgaz? -Sen yaptın mı de.

Peki, sen öldürdün mü de.

Ben hiç düşünmedim.

Hem bizim tarafta savunma hakkı kutsaldır, eski savcım.

Onca şey yaşadın Ceylin.

Acılar, kayıplar.

İnsan bir değişmez mi? Sorup ona göre karar vermez mi?

Gerçekten inanamıyorum ya.

Bir katili koruyabilir misin, savunabilir misin artık?

(Müzik)

Kusura bakmayın, beklettik.

Evet.

Önce bir şey sormam lazım.

Tabii, buyurun.

Ortağınızı, Ömer Bey'i siz mi öldürdünüz?

Hayır, hayır.

Ömer benim kardeşim gibiydi.

Tamam, tartıştık, biraz atıştık, gerildik.

Ama can almak falan asla.

Yani eğer kafanızda bir şüphe oluştuysa...

...bakın, kafanız bulandıysa ben başka bir...

Yok, yok. Sizin ifadeniz esastır bizim için.

Ee...

O zaman başlayalım.

Evet, dinliyorum.

(Mesaj geldi)

Kolay gelsin Göksucan.

(Göksu) Oo, ganimetleri toplamışsınız.

Vallahi öyle. Bulduk bir şey. İnşallah bununla da sonuca gideceğiz.

Dur bakalım. Öyle mi Niyazi?

İnşallah komiserim.

Hişt, bana bak, ceket işine dönmesin, sende.

Yok abi, bende. Sen rahat ol.

Önce eldivene bir kurutma işlemi yapacağız ki üstündeki çamurdan sıyıralım.

Ondan sonra kan, DNA, ne gerekiyorsa bulacağız.

(Eren) Tamam babacığım. Ne yapıyorsan acele yap, gözünü seveyim.

Pars zaten tepemde, ona göre, tamam?

(Niyazi) Tamamdır abi, merak etme sen.

-(Eren) Hadi kolay gelsin. -(Niyazi) Eyvallah.

(Gerilim müziği)

(Telefon çalıyor)

-Buyurun Avukat Hanım. -Savcım.

Ben otele varmak üzereyim. Geldiniz mi?

Neyse ki aptal değiliz Seda Hanım. Kafamız çalışıyor.

Aklınız sıra beni ayağınıza çağırtacaksınız...

...ondan sonra ses, görüntü kaydı ne varsa toplayacaksınız.

Savcıyı ayağıma çağırttım diyeceksiniz.

Ben savcı, avukatla özel görüştü dedirtir miyim kendime?

Hiç tanıyamamışsınız beni.

-Aşk olsun. -Bana göre hava hoş savcım.

O zaman yarın gelirim adliyeye.

İfadesinin alınmasını istediğim kişinin adını yazılı olarak talep ederim.

Siz bilirsiniz.

Tamam, çık şimdi. Tarif edeceğim yere gel.

Telefonunu da kapat.

Hayhay.

Tamam, o zaman ben vekâleti size vereyim.

-Yakınlarda noter var mı? -Var, var, tabii.

Yalnız benim bir görüşmem var.

O yüzden vekâletinizi Ilgaz Bey'e vereceksiniz. Olur, değil mi?

-Tabii. -Yani...

...sonuçta ikinizsiniz, ortaksınız...

Olur tabii.

Ya ne olur kusura bakmayın, yanlış anlamayın.

Ceylin Hanım, zamanında benim bir akrabamı ipten almıştı da...

...o yüzden beni de boş yere hapis yatırmaz diye düşündüm.

Ondan yani, kusura bakmayın.

Anlıyorum, sorun değil.

Ilgaz Bey de canavar gibi avukattır.

Siz hiç merak etmeyin. Emin ellerdesiniz.

Çıkalım mı o zaman kapanmadan?

İlk işin hayırlı olsun Avukat Bey.

Bekletme müvekkilini.

(Kapı zili çaldı)

-Buyurun? -Gül Hanım'a baktım ben ama...

Evet, benim. Siz kimsiniz?

Abla, iyi günler. Ben Zafer abinin arkadaşıyım.

Arkadaşı mı?

-Zafer iyi mi? -İyi, iyi.

Ee, nerede?

Sen nereden arkadaşısın onun?

Biz birlikte açıldık gemiyle Haiti'ye abla.

Haiti mi?

-Neresi orası? -Çok uzakta abla.

Amerika'nın oralarda.

Bana anan öldü diye haber gelince...

...ben de ilk karaya vardığımızda indim gemiden.

Geri döndüm. Onlar gemide kaldı.

Benim buraya varmam bile iki hafta sürdü.

Ama duydum. Onlar Haiti'ye varmışlar.

İyi de kardeşim, ne zaman gelecek bu gemi?

Kimse bilmiyor ki. Bizim nakliye şirketi batmış.

Öyle olunca gemiyi bekletiyorlar.

Limana yanaştırmıyorlar.

Anlayacağın, gemi yüküyle denizin ortasında kalmış.

Anlaşma için de bekliyorlar.

Elçiye zeval olmaz dedi Zafer abim.

Bunu sana yolladı.

Bana diyecek bir sözün yoksa müsaadenizi isteyeyim.

(Müzik)

Kimmiş anne?

(Gerilim müziği)

(Müzik)

(Gül iç ses) "Gül, cefakâr karım benim.

Bu gemiye bindiğim güne lanet okuyorum.

Her Allah'ın günü.

Evden çıkmasaydım da adımımı atmaz olaydım keşke.

Soframızda otursaydım.

Bakkaldan ekmek alıp gelseydim.

Elinden sıcak sıcak ezogelin içseydim.

Sonra çayımı getirseydin...

...içine ince bir limon dilimi koyup.

Ama hayat işte.

Kaderde böyle ayrılık da varmış.

Ama geleceğim.

Allah'ın izniyle kavuşacağız.

Kendinize iyi bakın.

Sağlıcakla kalın.

Zafer."

Hallettin mi? Karısına verdin, değil mi?

Ayıpsın Merdan abi.

-Aldı zarfı. -İyi.

-Bir şey sordu mu? -Kadın kaldı öyle.

Ne zaman gelir falan dedi.

Sen ne dediysen ben de onu dedim abi.

Daha bekler dedim yani.

Yazıdan huylanmasın da.

-Anlamaz, değil mi? -Yok abi.

Birebir yazısını yaptı Muhsin.

Adamın sanatı bu. Kimse anlamaz.

Ben kefilim.

İyi. Şu cezaevindeki...

...Şükrü müydü, neydi adı?

Koğuş arkadaşı, Zafer'in yazısını yollayan.

Ona da parasını verin.

Arıza çıkarmasın.

-İhtiyaçlarını giderin. -Başüstüne abi.

Hadi. Sen sağ ben selamet.

Sür.

Benim yapmam gereken başka bir şey var mı Avukat Bey?

Yok.

O zaman siz sabah emniyete gitmeden ben gelirim.

-Çok teşekkür ediyorum. -Tamamdır.

-Kolay gelsin. -Görüşmek üzere. Sağ olun.

(Telefon çalıyor)

Vay! İyi insan lafının üstüne ararmış.

(Eren ses) Vallahi ben de tam seni arayacaktım şimdi.

Hayırdır?

Vallahi hayır mı şer mi kuruyunca anlayacağız.

-Ne kuruyunca? -Olay yerinde bir eldiven bulduk.

Yani?

Yani bakıyoruz. İncelemede. Bir şey çıkınca ararım.

Bu, silahta başka parmak izi olmamasını da açıklar.

(Eren ses) Aynen abi, aynen.

Silah olayında da açılar falan, durum bayağı bir karışık.

(Eren ses) Neyse, Metin Amir'im raporu bir tutsun.

Ama biz...

...ipin ucundan tuttuk sanki.

-Güzel. -Siz ne yaptınız?

Ruhsatımı aldım bugün.

Resmî olarak avukatsın yani.

Aynen.

Eren, kardeşim senden bir şey rica edeceğim.

-Emrin olur. -Bugün bir iş adamı ölü bulunmuş.

Aa... Böyle karşılıklı mı koysak masaları?

Yani tabii bir masa da almak gerekiyor.

Gerçi bir süre sonra yüzümü görmek istemeyebilirsin.

Niye? Ne güzel işte.

Ee... Bazen çok sevilesi bir insan olmuyorum.

Kendimi tanıyorum.

Ya da böyle arkalı önlü mü koysak? Ne diyorsun?

-Boş ver şimdi masayı da... -Sakın bana vekâleti almadım deme.

Aldım, aldım.

Utançla.

-O ne demek? -Adam daha katil mi değil mi bilmiyoruz.

Sorduk ya.

Adamın söylediğini mi dikkate alacağız?

Karşımıza geçip yaptım mı diyecek? Yapmadım diyecek tabii ki.

Sen nasıl emin oluyorsun?

Gönül rahatlığıyla oturdun not alıyorsun.

Adama akıl veriyorsun, şöyle yap böyle yap diye.

Hayır, yarın gideceğiz, adamı kolluk kuvvetlerinin...

...gerçeği öğrenme çabasından koruyacağız.

Sorular cevapsız kalacak bizim sayemizde.

Adam belki katil.

Sayemizde elini kolunu sallaya sallaya çıkacak emniyetten.

İşte buna avukatlık deniyor zaten.

Hâlâ bir savcı gibi düşünüyorsun. Farkında mısın?

Ne yapacağız?

Adamı savunmak için suçlu mu, masum mu diye oturup bekleyecek miyiz?

Bak, bu tam bir savcı refleksi.

Yani ya şu ceketini çıkar gel...

...ya da yol yakınken bu sevdadan vazgeç Ilgaz Savcı.

-Bu böyle olmaz. -(Ilgaz) Nereye?

İzin verirsen tuvalete gideceğim.

(Müzik)

Telefonu alayım.

Kapalı.

Çantam da arabada.

Üstümü arayacak mısınız savcım?

Dinleme cihazı falan vardır belki.

Çekinmeyin, bana uyar.

Dinliyorum Avukat Hanım.

(Müzik)

Size karşı özel bir sempatim var galiba savcım.

Tam olarak adını koyamıyorum.

Bir tür zaaf diyebiliriz.

O yüzden resmî olarak talepte bulunmadan...

...yüz yüze görüşmek istedim.

Onu anladık canım, bariz.

Konuya gelelim mi?

Peki.

Neva Hâkim'in, Engin'i cezaevinde ziyarete gittiğini...

...dahası gerekmediği hâlde ambulansa bindiğini biliyorum.

Yani aslında tüm hukuk bürosu biliyor.

Ee?

Ee'si şu.

Madem bir kadından şüpheleniliyor...

...Neva Hâkim'in de ifadesinin alınmasını talep ediyorum.

Ya da bizim ifadelerimizin dosyadan çıkarılmasını.

Laçin’in ve benim.

Yani denklem basit. Ya o, ya bu.

-Öyle mi? -Tam olarak öyle savcım.

İkimiz de Neva'nın katil olmadığını biliyoruz.

(Pars) Neva asla böyle bir şey yapmaz.

Zekisin, insandan anlıyorsun.

Anlamışsındır.

(Gerilim müziği)

İlk karşılaştığımız gün geldi de aklıma.

Hani şu Neva Hâkim'in zaafıyla yüzleştiğiniz an.

Ne kadar da inanıyordunuz kardeşinize.

Asla kötü bir şey yapmayacağından yüzde 100 emindiniz.

Ama neymiş?

Kardeşiniz dosyada usulsüz işlem yapmış.

Hani sizin şu hiçbir şey yapmadığınız...

...yok saydığınız davada.

Ne kadar güzel anlaşıyoruz, değil mi?

Siz beni anladınız, ben de sizi.

Ya Neva Hâkim'in ifadesi alınır...

...ya da bizim ifadelerimiz dosyadan çıkar.

Nok-ta!

(Gerilim müziği)

Ayrıca size çok kırıldım.

(Seda) Hayal kırıklığına uğrattınız beni.

Eve çağırınca siz...

...bir hazırlık falan yaparsınız sandım ben de.

Bir yemek, ne bileyim, bir incelik.

Olmadı böyle. Ama neyse artık.

(Gerilim müziği)

Yarın görüşürüz savcım.

(Gerilim müziği)

(Kapı kapandı)

Sıra mı vardı? Pardon.

Tek bir şey soracağım.

Adam muallak cevap verseydi ya da ne bileyim, ben yaptım...

...ama beni savunun deseydi ne yapacaktın?

Tek değişen sen değilsin Ilgaz.

Ben her ne kadar seni bozduysam...

...sen de beni olumlu anlamda değiştirdin.

Evet, öncesinde sorgulamazdım, umursamazdım bile ama...

...adam yaptım deseydi, o zaman ona kapıyı gösterirdim.

Yemek söyleyelim mi? Çok acıktım.

(Gerilim müziği)

(Cüneyt) Nasıl?

Yani bilemedim.

Beğenmediysen diğerine bakarız.

Doğrusunu söylemem gerekirse, yani sen de alınmayacaksan...

...evet, pek beğenmedim. Mutfak falan hiç içime sinmedi benim.

Tamam, problem değil.

Buraya yakın bir tane daha var. (Telefon çalıyor)

(Cüneyt) Zaten emlakçı haber bekliyor. Buradan çıkışta oraya gideriz.

-Efendim abi? -Neva, neredesin?

Abi, iyi misin? Ne oldu?

Ben hiç iyi değilim Neva.

Neredesin?

(Gerilim müziği)

O değil de sana hâlâ bir yer ayarlayamadım.

İyi, gerek yok. Takılırım işte ben böyle.

Olur mu öyle canım?

Hem sen koskoca makamını bırakıp gelmişsin.

Attan inip eşeğe bindirtmem, merak etme.

Şimdi sana yarın güzel bir çalışma masası alırız.

Bir de yanına rahat bir koltuk. Hop, bitti işte.

Hiç gerek yok.

Bu arada sen olmasan...

...yani yanlış anlama bu söyleyeceğimi tabii de.

Yani ben bu ofiste yalnız çalışacak olsam...

...taşınmayı düşünüyordum, biliyor musun?

Yine taşınabilirsin.

Yani biliriz, buluruz yeni bir yer. Gideriz.

Yo, gerek yok.

Sen varsın çünkü.

Hem ne demiştin?

Acının içinden geçmezsen, dışına çıkamazsın.

Hatırlıyorsun.

-Daha neler hatırlıyorum. -Mesela?

Vallahi hepsi burada. Satır satır hem de.

Yeri gelince vururum, gol olur diyorsun.

Hiç üşenmem, 90'a takarım diyorum.

(Telefon çalıyor)

-Efendim kardeşim? -Eren mi?

Ceylin mi o? Vay, benden selam söyle.

-O da söylüyor. -Eldiveni sorsana.

Yok, daha kuruyordur herhâlde.

Tamam, ne yapalım, bekleyeceğiz.

Abi, bu senin bahsettiğin durum vardı ya...

...hani bir iş adamı öldürülmüştü.

Bizden Umut aramış, şirkete haber vermiş.

Hatta olay yerinde de senin dediğin abiyle muhatap olmuş.

Yani?

(Eren ses) Daha biz bilmiyorduk kurşunlandığını dedi.

Bulduklarında küvetin içindeymiş kanlar içinde.

(Eren ses) Bütün beden sular içindeymiş.

Bizim adli tıp da olay yerine geç gitmiş.

Metin Amir'imin gittiği bir olay vardı.

Üç kişi kurşunlanmış, ondan sebep.

Adamı başlarından savdıktan dört saat sonra...

...yani küvetten çıkardıktan sonra anlamışlar adamın kurşunlandığını.

Yani bizim yanımızdayken hemen hemen.

Hemen hemen.

O zaman bizim adam öldürdü. Yoksa nereden bilecek vurulduğunu?

Eren, sana adresini gönderiyorum. Gereğini yap, al gözaltına.

Emir anlaşıldı savcım.

Estağfurullah, tavsiye sadece.

Mesajla atıyorum, konuşuruz.

(Gerilim müziği)

Ne diyor?

Eldiven kurumamış daha.

Bitsin, inceleteceğim dedi.

Peki, senin bu heyecan arayışlarına...

...yaşam maceralarına ne söylüyor?

Takdirle karşılıyor.

Güzel.

Göm, soğudu. Ben de gidip bir çay koyayım.

(Gerilim müziği)

Kardeşim, isimsiz bir ihbar var.

Savcıya da haber verin, hemen gözaltı yapın. Tamam mı?

-Anlaşıldı komiserim. -Hadi.

-(Erkek) Komiserim. -Hop.

Laçin Tilmen'in HTS kayıtları.

Vay, yaşa ya.

Oğlum, bu hiç gitmemiş lan Şile'ye falan.

Doğrudur komiserim.

Tamam, gerisi bende.

(Gerilim müziği)

(Telefon çalıyor)

(Telefon çalıyor)

Umarım dünya barışı kadar önemli bir şey için arıyorsundur Eren.

Sayın Savcı'm, Laçin Tilmen'in HTS kayıtları için...

...acele ara demiştin ya. -Sadede gel Eren.

Laçin Tilmen olay günü de gecesi de...

...öncesinde, sonrasında Şile'ye falan gitmemiş savcım.

(Gerilim müziği)

Yesene yemeğini, buz gibi oldu!

(Telefon çalıyor)

Söyle Cüneyt.

(Cüneyt ses) Yekta Bey, şimdi içeriden haber aldım.

Bu HTS kayıtları çıkmış.

Laçin Hanım o gün Şile'ye hiç gitmemiş.

(Gerilim müziği)

Ne diyor Cüneyt? Bir şey mi olmuş?

Yo.

Hiçbir şey olmamış.

(Gerilim müziği)

Abi! Abi, nas... Abi, iyi misin?

Abi, iyi misin?

Şu hâle bak ya!

Seni eve getirebilmek için numara yapmak zorunda kaldık.

Acınacak hâldeyiz.

Adilik ama bu.

Aklım gitti ya benim. Benim aklıma neler geldi ya!

Gerçekten sana bir şey oldu sandım abi.

Olanlar oldu Neva.

Yarın ifadeni almam gerekiyor.

Pardon, ne ifadesi?

Engin’i ziyaret ettiğin için olabilir mi acaba?

Hatta öncesinde aynı ambulansa bindiğin için.

Hatta evveliyatında...

...davaya hile hurda karıştırdığın için olabilir mi acaba?

-Unut sen onu. İfade falan vermem. -Vereceksin! Ben de ifadeni alacağım.

Hatta cinayet saati neredeydin diye onu da soracağım.

Deli saçması. Evet, Engin’i ziyarete gittim.

Merak ettiğim için! Oldu mu?

Bu beni katil mi yapar abi?

-Cinayet saati neredeydin? -Seni ilgilendirmez!

Ben mi soruyorum kızım! Hukuk soruyor, hukuk!

Sen nasıl hukuk okuyup hâkim oldun?

Bir cinayet işlendi...

...ve sen öncesinde maktulle birlikte aynı ambulanstaydın.

Hukuk bunun cevabını arar.

Adam öldürülürken sen neredeydin diye sorar.

-Sen de cevap verirsin, vereceksin! -Vermeyeceğim!

Bir daha da ölüyorum, geberiyorum desen...

...buraya adım atmayacağım abi!

(Pars) Geleceksin.

Ben seni odama çağıracağım, sen de tıpış tıpış geleceksin.

Bakalım orada da böyle kabadayılık yapıp diklenebilecek misin?

(Gerilim müziği)

(Gerilim müziği devam ediyor)

(Gerilim müziği devam ediyor)

Bırak, iç çayını. Toplama.

İyi, sonra toplarım.

İstersek sonra da toplamayız.

Dağınık bırakabiliyoruz yani? Ortak kullanım kurallarını bileyim de.

Evet. Burada öyle, ruh hâlimize göre.

Yani senin evindeki gibi hiza, istikamet dizilmek zorunda değil.

Ne oluyor?

Uygulamayı indiriyorum da bildirim geliyor. Sana gelmiyor mu?

Yok, kullanmıyorum ben. Vaktim yok zaten.

Gerçekten ne oluyor ya?

Oha!

"İntikam için kardeşinin katilini öldüren karısını...

...savunmak için istifa etti.

Böyle insanların adalet koridorlarında yürümesi yasak..."

Ulan Yekta, ulan Yekta!

Pislik herif ya! Gündem olmuşuz.

Resmen bel altı vuruyor, kamuoyu oluşturuyor!

Bunların hepsi bot hesap, biliyorsun değil mi?

Beklenen hareketler bunlar.

Bir insan hayatında hiç doğru düzgün bir yoldan yürümez mi ya?

Nasıl bu kadar kötü olabiliyor? Ben, ben şaşırıyorum!

Ver bakalım ya! Ver, hodri meydan!

Ceylin.

Kamuoyu nasıl oluşturuluyormuş görsün.

-(Ceylin) Ya ver! -Alo, bırak şunu!

Kendimi savunmayacak mıyım ya?

Hadi beni geçtim, sana bunu yapamaz!

-Bırak yapsın. -Ne demek yapsın ya?

Hayır, senin gibi el âlem ne der diye yaşayan bir insan için...

Yani sen gerçekten buna kızmadın mı?

Pardon, sen beni öyle mi görüyorsun gerçekten?

Kimse yanlış bir şey düşünmesin diye...

...hayatını, kendini şekillendiren sen değil misin?

Başkalarına göre değil...

...kendi doğru bildiklerime göre şekillendirdim ben hayatımı.

Onu bir düzeltelim. Ön yargı dağlarını aşalım en başından.

Tamam, özür dilerim, pardon. Fazla ileriye gittim.

(Ceylin) Sinirlerimi bozdu.

Ama yine de bize bunu yapamaz!

Ceylin, ver şunu, tamam.

Bak, ona cevap vermen onu muhatap aldığın anlamına gelecek.

Masumlar da savunma yapar, yapmalıdır çünkü.

Ceylin, bu çöplükte işler öyle yürümüyor ama.

Senin söylediklerini cımbızla çekecekler.

Daha da zor duruma düşeceksin. Yapacak bunu, biliyorsun.

Haklıyken haksız durumuna düşeceğiz.

Sakin ol, dinle beni bir kere. Gel otur şöyle, gel.

(Ceylin) Sen kazandın.

Bir kahve yapayım sana, güzelce sakinleşelim.

-Hiç mi bir şey yapmayacağız? -Hayır, kahve içeceğiz.

İçmeyeceğim ben kahve falan. Çay içeceğim.

(Duygusal müzik)

(Sessizlik)

-(Osman) Zümrüt. -Ne yapıyorsun ya?

Özledim de.

-Öyle birden yüzünü görünce. -Hasret gidermeye gelmedim buraya.

Başımız büyük belada.

Bebek yüzünden mi?

Ya bir hata falan yok, değil mi? Yani yüzde 100 hamilesin?

Yok, hem tahlil yapıldı hem ultrason bakıldı.

Burada, karnımda.

Kalbi atıyor pıt pıt.

Saklayamadım da Ziver'den.

(Zümrüt) Hastanede sonuçlar çıktığında yanımdaydı.

Sonra doktor muayeneye aldı, iki aylık dedi.

Ama ben Ziver'e bir buçuk aylık dedim.

Bebek o gece...

Şile'ye gittik ya.

-(Zümrüt) O geceden. -Tamam, bir yolunu buluruz ya.

-Bu böyle ağlanacak bir haber mi? -Ne yolu ya?

Tam senden kurtuldum diye sevindim, ben tövbe ettim!

Allah belamı verdi işte!

Bak karnımda. Ne bir yere kaçabilirim ne başka bir şey!

Zümrüt, bak belki Allah böyle istiyordur ha?

Bak biz bitsin dedikçe bizi tekrar birbirimize bağlıyor.

Görmüyor musun?

Tamam.

Tamam, geçecek.

Tamam, geliyorum.

(Gerilim müziği)

Göksu, bir saate geliyorum. Hiçbir şeye dokunmuyorsun.

Tamam be, dokunmayız! Her şeyi de sen yap!

(Gerilim müziği)

Ee, kurumuş bu.

(Gerilim müziği)

(Gerilim müziği devam ediyor)

Allah'ım lütfen kökü olsun, lütfen kökü olsun!

(Gerilim müziği)

'Yes' be, 'yes'!

Burası tamam, çıkabiliriz.

-Nereye? -Eve.

Hangi eve?

Hani huzuru bulduğun kanepem var ya...

...dün gece yoktun, özlemiş seni.

(Ilgaz) Gideriz, kanepemize otururuz.

Bir film açarız.

Bence...

...bazı soruları cevaplamamız...

...bazı şeyleri netlememiz gerek.

Netleştirelim. Ne karışık mesela?

Her şey.

Çözeriz.

Anı için doğru yer mi acaba Sayın Savcı'm?

Pardon, Avukat Bey. Hayır yani uygun değilse...

Çok.

(Telefon çalıyor)

Duymasak. (Telefon çalıyor)

(Telefon ısrarla çalıyor) Ama çalıyor.

(Ilgaz) Gerçekten tahmin edilemez birisin.

(Telefon ısrarla çalıyor) Açmaz dedim ama.

(Telefon ısrarla çalıyor)

(Telefon ısrarla çalıyor) Buyurun Mithat Bey?

Alo, Ceylin Hanım! Ya beni aldılar apar topar.

İfademi alacaklarmış. Gelir misiniz lütfen?

-Avukat mı bekliyoruz? -(Mithat) Tamam.

Aynen kardeşim.

(Telefon çalıyor)

-Efendim? -Komiserim, kriminalden Göksu ben.

-Hemen buraya gelebilir misiniz? -Sebep?

Eldivende Engin Tilmen'in kanını buldum.

Göksu, senin ağzın ne söylüyor ya?

Bir de kıl buldum komiserim eldivende.

Birazdan çıkar sonucu.

Tamam, ışınlanıyorum ben hemen oraya.

Burası sana emanet ciğerim, tamam mı?

Komiserim, sağ eldivende, işaret parmağında...

...ve orta parmak ucunda kan tespit ettim.

Analiz Engin Tilmen’in diyor.

(Göksu) Eldiven içinden çıkan kıl da bir erkeğe ait.

-Komiserim. -Gel Niyazi, gel.

Göksucan neler bulmuş bak.

Eldivende Engin Tilmen'in kanı bulunmuş.

Bir de erkek kılı bulmuş.

Ben geç kaldım desenize.

Göksucan halletmiş ya.

Canavar gibi maşallah.

Yalnız size bir şey diyeyim mi canlar?

Bana kalırsa katil, bir kadın değil...

...bir erkekti.

-Uzun saçlı bir erkek. -Olabilir komiserim.

Ben şimdi ikinizin de kısım amiriyle konuşacağım.

Size bir izin versin.

Güzel bir gidin dinlenin, tamam mı?

-Hadi kaçtım ben. -Eyvallah komiserim.

Alayım ben kardeşim. Hadi, sağ olun.

(Gerilim müziği)

(Televizyonda maç var)

Oha ya!

Millet neler yazmış teyzeme, katil falan yazmışlar!

Şunlara baksana baba.

(Televizyonda maç var)

Osman, Parla sana diyor.

-Ne olmuş? -Teyzeme diyorum, sallamışlar iyice.

Ya yuh ya, şuna bak!

İntikamını aldı falan demiş bir tanesi.

Altına da döşemişler bir sürü katil falan diye. Abartıya gel!

Allah cezalarını versin.

(Aylin) Yazana söyleyene kolay tabii.

Sevenleri ne hâlde, düşünen yok.

Azalır ya birkaç güne onlar.

Şimdi böyle yazıyorlar falan ama gündem değişince unutur millet.

(Televizyonda maç var)

Yesenize.

Soyup önünüze koymasam, meyve yok mu dersiniz.

Parla.

Osman, yesene.

Yok, midem taş gibi ya.

Hayırdır, ne dokundu midene?

Ya yok, ne dokunacak işte? Fazla kaçırmışım da canım istemiyor.

(Osman) Annem nerede? Yemek yemedi.

Odasında.

Akşamüzeri biri geldi, komşulardan biri herhâlde.

Ceylin'le alakalı bir şey mi söyledi, kapattı kendisini odasına.

(Aylin) Ne oldu deyince de uğraşmayın benimle diyor.

Ben de dokunmuyorum işte.

(Ceylin) Adamı almışlar apar topar. Bayağı korkmuş.

Belki delil falan bir şey buldular.

Dedim sana, yapmadım demesi yapmadığı anlamına gelmez.

Göreceğiz.

İlk polis sorguna hazır mısın Avukat Bey?

Sanırım.

Bir dakika ya.

-Sen niye bu kadar sakinsin? -Bilmem.

Bence biliyorsun.

Nasıl, anlamadım?

Neden şu anda buna şaşırmadığını düşünüyorum?

Hatta beklediğini.

(Ceylin) Bana söylemen gereken bir şey var mı acaba?

Belki.

(Ceylin) Peki.

Söyleyiniz o zaman, dinliyorum.

Adam katil.

-Hatırla, burada ne söyledi bize. -Ne dedi Avukat Bey?

"Benim vurduğumu düşünecekler." dedi.

-Ee? -Sordum, araştırdım.

Adam küvette bulunmuş, suda.

(Ilgaz) Yani adli tıp gecikmiş.

Adam bizim yanımızdayken kanlı küvetten çıkarılmış.

Yani kurşunlandığını çok daha sonra anlamışlar.

Özetle yalan söylüyor, ortağını öldürmüş adam.

Ben seninle ne yapacağım ya?

Ortalığı karıştırdığın için şu an bir müvekkilimi kaybettim.

Hâlâ bir savcı gibi gerçeğin peşine düşüyorsun.

Ayrıca ben burada yemek yerken...

...sen gizlice arkamdan iş çeviriyormuşsun ki bu...

...ortaklığa sığmaz.

Gerçi ben anlamalıydım senin arkada gizli gizli konuşmandan.

Şu anda sana köpürmem, kızmam gerekiyor ama kızamıyorum.

Hatta aksine gururlanıyorum.

Niye bundan mutlu oluyorum, anlamıyorum.

Belki de hayat, neye ihtiyacımız varsa onu veriyordur bize.

Bu dizinin sesli betimleme, ayrıntılı altyazı ve...

...işaret dilini kapsayan eşerişimi Kanal D tarafından...

...Sesli Betimleme Derneğine yaptırılmıştır.

www.sebeder.org

Sesli Betimleme Metin Yazarı ve Seslendiren: Emine Kolivar

Ayrıntılı Altyazı Çevirmenleri: Eylül Yılmaz - Fatih Kolivar...

...Feride Tezcan - Gökberk Yılmaz - Gülay Yılmaz

İşaret Dili Çevirmeni: Müjde Gürbüz

Editörler: Beliz Coşar - Zerrin Çınar - Samet Demirtaş

Teknik Yapım: Dağ Prodüksiyon ve Yeni Gökdelen Tercüme

(Jenerik müziği)

(Jenerik müziği devam ediyor)

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.