Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
English
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
MAYMUN KRAL
Asırlar boyunca kâinata Buda kol kanat germişti.
Cennetin sakinleri olan Ölümsüzler ve cehennemde yaşayan krallar
dünyevi işlere göz kulak olurlar,
iblisler aramızda dolaşır, ejderhalar denizlere hükmederdi.
Her şey bir denge içindeydi.
Tanrılara saygı duyar, kurallarına uyardık.
Ta ki bir gece büyülü bir kaya çok güçlü bir şeyi dünyaya getirene dek.
Karşınızda...
Püsküllü bela.
Evet, hadi bakalım. Kulağınızı dört açın.
Konuşmamız gereken mühim konular var.
Evrenin mimarı, Ölümsüzlerin şahı, Yeşim İmparator olarak
geçen salı günkünden bu yana gelmiş geçmiş en güzel ziyafeti vereceğim.
- Eğlenceli, değil mi? - Peki efendim.
Oturma düzenine gelelim. Ölümsüzler'i baş masaya alın.
Küçük tanrıları arka mutfağa...
Bu da ne böyle?
Ele avuca sığmaz bir maymun gözlerinden ışın mı saçıyor?
- Heyecanlanmıştır efendim. - Olmaz, kurtulun şundan.
Sabır!
Buda, seni görmemiştim.
Bu maymun çok güçlü bir varlık.
Kaderinde önemli şeyler var.
Bırakın da yolunu kendi bulsun.
Pekâlâ, zaten en kötü ne yapabilir ki?
Nerede kalmıştık? Tatlı.
Üç metre boyunda tarttan heykelimi yapalım diyorum.
Akıllı bir maymun erişemeyeceği dala uzanmaz.
Bıraksana beni!
Dediğim gibi,
eğer Hindistan cevizi kaderimizde varsa
ulaşabileceğimiz yerde olacaktır.
Vakti değil.
Güneşe çıkma!
Hayır!
Bu dünyanın kuralları ve belli bir düzeni var.
Bak şimdi.
Avucumu içinde yaşadığımız evren varsay.
Bu ihtişama kıyasla
tek bir maymun önemsiz bir çakıl taşı gibidir.
Kuralsız yaşamak cennetteki Ölümsüzler'e özgüdür.
Yerini bil ufaklık.
Hemen buraya gelin, güneşe çıkmak yok!
Geri gelin!
Kaçın, iblis burada!
Pervasızlığın başımıza Yıkım İblisi'ni bela etti.
Sen buraya ait değilsin yabancı.
Ceviz yağdırın.
Hayali ailem, çakın bir beşlik.
Çok yavaşsınız!
Gelin, etrafıma toplaşın çocuklar.
Güven duygusunu hissedin.
Ne kadar önemsiz olduğunuzu hatırlayın.
- Nefes... - Uyanın!
- Yine mi sen? - Tehlikedesiniz, gelin...
Açıkçası beklentim başka yöndeydi.
- Hadi ama, kaçıyor! - Ahmak! Kendini kahraman mı sandın?
- Ama onu yenebilirim. - Ya bebek?
Vakit olursa kurtarırım.
Hindistan ceviziyle mi? Yıkım İblisi'ne ceviz işlemez.
- Silah bulabilir. - Nereden?
- Buldum, Ejder Kral'dan! - Evet, Ejder Kral'dan.
Denizin dibinden mi?
Oraya gidersen ölürsün.
Sen öyle san.
- Seni budala! - Silahı kapıp hemen geliyorum!
Alkışlarınızla karşınızda...
- Tarz sahibi ejder. - Denizlerin kralı.
Su gibi sesiyle...
- Ejder Kral! - Ejder Kral!
Sadık kullarım...
Kendimizi bildik bileli bu muazzam sütun burada durdu.
Sabır içinde bekledi.
En güçlü, en çetin, en asi ve en tarz sahibi kişiyi bekledi.
Bekledi ki muazzam potansiyeli ortaya çıksın.
İşte o asi ruhlu kişi benim!
Muhteşem makinem sütunun gücünü serbest bırakacak
ve gelmiş geçmiş en büyük fırtınayı yaratacak.
Vay canına!
Konuşuyorsun!
Beni mi bekliyordun? Ne zamandır?
Beş dakika pek...
5.000 yıldır mı?
Hava soluyan kara yaratıklarının
deniz canlılarına küçümseyerek baktığı günler geride kaldı.
En güçlü varlığı mı arıyorsun?
Hadi canım! Ben de en güçlü silahı arıyorum.
Tesadüfe gel!
Bence birbirimize yardım edebiliriz.
Aslında biraz daha küçük olsan...
Mücadelemiz başlasın!
Ama önce bir şarkı. Beş, altı, yedi, sekiz!
Bu planlı mıydı?
- Neler oluyor böyle? - Aman!
Biri dev sütunu çalıyor.
Bir maymun mu o?
Muhteşemsin!
- Affedersiniz efendim... - Kes, birini aramam lazım.
- Çözüm istiyorum! - Sen miydin? Ne var? Meşgulüm.
- Bir maymun sütunumu çaldı. - E, yani?
"Yani" mi? Biri onunla dünyayı birbirine katabilir.
Koskoca kralsın, kendin halledersin.
Belki de bunu yukarıdakine iletmek istersiniz.
- Olmaz mı? - Şöyle mi?
"Sevgili Buda, dokunmayın dediğin maymun vardı ya?
Bir sopa çalmış. Çok korkuyoruz, yetiş."
Hayatta olmaz.
O zaman bu işe şahsen pençe atacağım. Görürler günlerini...
Yani en güçlü, en çetin, en asi o maymun muymuş?
- Tarz sahibi de. - Evet, ihtiyacınız olan tek şeyi çaldı.
Ne maymun ama.
Başka bir yorumu, yapıcı eleştirisi olan var mı?
- Yok. - Hayır.
Öyle mi? O zaman banyomu hazırlayın!
- Yabancı dönmüş. - Ölmemiş, silahı da bulmuş.
Altı üstü bir sopa.
Yapabiliriz, değil mi?
"Sıkı tutun" mu? Nasıl yani?
Vay canına!
Sen ortalığa göz kulak ol.
Dur, bekle.
Acele ediyorum zaten. O kadar zekiysen kendin yap.
Sopa, neredesin?
Oraya değil!
Dur, ne yapıyorsun?
- Maymun! - İyice öfkelendi, kes şunu Sopa.
Yardım et Sopa!
İşte bu, müthiş! Şimdi anladım.
Pisi pisiye veda et.
Ne?
Seni kötü kedi tanrı!
- Maymun Kral! - Maymun Kral!
"Maymun Kral" mı? Hoş bir tınısı var, sevdim.
Kahramanların şahına silahların şahı yaraşır!
Bu saçmalık! Sen bir çakıl taşısın, unuttun mu?
Kendisi sizi sevmiyor. Sizin onu sevmenizi istiyor, o kadar.
Asla bizden biri olamayacaksın.
Bencil, asi bir budalasın.
Yapayalnız kalmaya mahkûmsun.
Yalnız değilim ki, sopam var.
Bu silah bir Ölümsüz'ün elinde olmalı.
Dur, yani Ölümsüzler'e mi katılayım?
- Ne? Hayır! - İlginç fikir.
Orada herkes aklına eseni yapıyor. Tam benlik.
Kural yok. Benlik.
Güzel silahları var. Benim de var.
Haklısınız, ben buraya değil, oraya aitim.
Maymun Kral!
- Seni asla aralarına almazlar. - Ama bir iblis yendim.
Onların dikkatini çekebilmek için en az 100 iblis yenmen lazım.
- Evet, sanırım haklısın. - Tabii ki haklıyım.
100 iblis, hemen hallediyorum!
Eyvah...
Kim o bayıldığımız Yakışıklı kahraman?
Maymun Kral!
Kim o iblislerin yüreğine Korku salan?
Maymun Kral!
Kim o cesur, yiğit, güçlü savaşçı
Yakışıklılığıyla gönülleri çalan?
Evet, Maymun Kral!
Kim o peşine düştüğünü Elinden kaçırmayan?
Maymun Kral!
Kim o halkın gözünde Krallar kralı olan?
Maymun Kral!
Kim o maymun Hep zirveye oynayan?
Kazanana kadar asla bırakmayan?
Aynen öyle, Maymun Kral!
99 iblisi devirdik, bir tane kaldı.
Kahraman geldi!
Gelin de kahraman görün!
Nerede bu millet?
Kahraman isteyen var mı?
- Defol. - Duyacak!
- Gitsin. - Bizi öldürteceksin.
Benim adım Maymun Kral.
Maymun Muhafız ve Efsanevi İblis Avcısı da derler.
Bu da Sopa.
Sopayla dövüş, yumruk, tekme,
üçlü kombo, sopalı ve sopasız çift tekme
ve sopa çevirirken yalandan tekme bizden sorulur!
Maymun Kral mı?
- Adını hiç duymadım. - Ben de seninkini hiç duymadım.
- Bu köye bir Ölümsüz lazım. - Afili sopası olan maymun değil.
Siz bu çöplüğe köy mü diyorsunuz?
- İşleri iyice batıracak. - Defolsun.
Uğradığın için sağ ol.
- Siz gücümü anlamadınız... - Maymun haklı, o yaşayan bir efsane.
- Öyle miyim? Tabii ya. - İblis sorununuz varsa çaresi onda.
Sen nereden çıktın?
Muhtarın eşiyim, herkesi tanırım ama kızı tanımıyorum.
Ya tanışırız ya iblislere yem olursunuz.
Doğru. Tamam, fısır fısır vakti.
- Belki iblis maymunu yer. - Yakamızdan düşer.
- Her halükârda biz kazanırız. - Tamam, güzel. Dağılın!
Cesur savaşçı, zavallı, biricik evladım kaçırıldı.
- Her yağmur mevsiminde o ateş canavarı... - Ateş canavarı mı?
İşte 100'üncü iblis. Ben varım.
- Pekâlâ köylüler. - Nereye gidiyor?
- Göğe yükseliş törenimi konuşalım. - Ne töreni?
- Ne? - Zafer kutlamamı.
Ölümsüzler beni alacağını ne bilsin?
- 35 çalgılı orkestra. - Olmaz.
- 100 dansçı. - Hayır.
- Devasa bir havai fişek gösterisi. - Benimkiler mi? Çok para.
- Maalesef köyümüz fakir bir pirinç köyü. - Evet, fakiriz.
- Çok ayıp. Gel Kral, gidelim. - Durdursana!
- Yardımcınızla bir daha düşünseniz? - Yardımcı mı? Tanımıyorum ki.
- Kimsin sen? - Bir numaralı hayranınım.
Beyaz ve kırmızı kemik iblislerini, renksiz kemik iblisini yendi.
- Adına şarkılar yazıp bir konuşma yapsak? - Başka?
- Adını bir sokağa veririz. - Başka?
Pirinçten yapılma kocaman, parıl parıl bir madalya.
Bu onları etkilese gerek. Peki ya yardımcım?
- Kız mı? - Hayır, sopam için neyiniz var?
- Ne ister? - Ne istersin?
Gitar.
Ama sopa gitar çalamaz ki.
10 gitar dersi.
- Bu kadar mı? - Evet.
Evet.
- Eyvah. - Ateş canavarı geldi.
Yalvarırım, yavrucağımı kurtar!
Merak etme, ne kadar çabuk avlarsam o kadar çabuk kutlarız.
Lütfen bırak beni!
Susmazsan seni mideye indiririm!
İşte buradasın iblis.
Eyvah.
- Ne yapıyorsun? - Ölümsüzler'e katılıyorum tabii.
Ne?
- Baba, iblis bana çok kötü davrandı! - Geçti yavrum.
Çocuk o muymuş?
- Niye bu kadar geciktin? - Kahraman aradık.
- Sen çok kötü bir babasın! - Babana vurma oğlum.
Yemek getirmedin mi?
Amanın.
Bu benden olsun.
Kızıl Kız'a ne cüretle meydan okursun Maymun Kral?
- Kızıl Kız da ne? - Kızıl Kız benim!
Karşımda tir tir titreyin ve gücümün önünde diz çökün.
Bu zavallı çirkin köylüleri rahat bırak.
Ama yılın bu zamanı çocuklar iyi semiriyor.
- Leziz! - Baba!
Tam ağzıma layık!
- Plan ne Maymun Kral? Yoksa... - Bunu bana bırak küçük kız.
Göster gününü!
Kes şunu!
Uslu dur!
100'üncü iblis için biraz cılızsın ama olsun.
- Kötü maymun! - Çok da tın.
Sakın pes etme, harika gidiyorsun.
Kes şunu!
Tebrikler, Maymun Kral'ın son kurbanısın, meşhur olacaksın.
Eyvah.
Sopa!
Elveda Maymun!
İşte bu!
Yetti ama!
Maymun tüm köyü ateşe verecek!
- Hadi millet. - Hadi!
Havai fişeklerim!
- Buraya! - Su geliyor!
At hadi.
- Ateşin tadına bak. - Sen bak.
- Beni yenebileceğini mi sanıyorsun? - Yenebileceğimi biliyorum.
Eti marula mı saralım, şiş mi yapalım?
Şiş diyelim.
Dikkat!
- Baba, acıktım! - Oğlum...
- Maymun geliyor! - Benim ev olmaz!
Ürkütücü.
- Sopa! - Alev alev yan Maymun!
- İşte bu! - Ne ekip ama!
O sopayı nereden buldun? Muhteşemmiş.
İyi fikir Sopa.
- Sopayı ister misin? - Evet, ver!
10 saniye tutabilirsen senindir.
Bir, iki...
- Dört. - Dört.
- Yedi. - Yedi.
- Beş. - Kes şunu!
- Dört, sekiz, altı... - Bir, iki, üç...
Tutamadın!
Yaşasın!
100'üncü iblisi de alt ettik.
Maymun Kral buraların hâkimi! Sopa da öyle.
Bu muhteşemdi, tuzağına düşüverdi. Senden çok şey öğreneceğim.
- Hâlâ burada mısın? - Yalvarırım... Benim adım Lin.
Küçücük bir köyden gelen, fark yaratmak isteyen bir kızım.
Yardımcın ve silah arkadaşın olmak istiyorum.
Vay canına, yardımcım mı olacak?
Yok, kalsın. Bu maymun kahramanlığı tek başına yapar.
Zafer konuşmam hazır mı bakalım?
Yani...
Kâğıt kalem çıkarıp söylediklerimi not alın, çünkü...
- Parti vakti! - Manyak maymun!
Bum! Evet!
"Biz zavallı, cahil köylüler ne kadar şanslıyız ki
bu akşam yüce Maymun Kral'ın göğe yükselişine
ve Ölümsüz oluşuna tanıklık ediyoruz.
Köyümüzü o kurtardı."
Bir nevi.
"O gelmiş geçmiş en cesur, en muh..."
- Emin misin? - Gerçek bir kelime.
"...en mu-harikulade-azzam kahramandır.
Alkış bekle."
Maymun Kral!
"Sırada müzik var.
Beste ve güfte adını açıklamak istemeyen yakışıklı bir sanatçıya ait."
Kim o bayıldığımız Yakışıklı kahraman?
Maymun Kral!
Kim o iblislerin yüreğine Korku salan?
Maymun Kral!
Kim o maymun Hep zirveye oynayan?
Kazanana kadar asla bırakmayan?
Aynen öyle, Maymun Kral!
Biraz yavan okudunuz.
Yaşasın! Maymun Kral!
Görünüşe göre umduğumun aksine o maymun bizim öfkeli ufaklığa yenilmemiş.
- Gidelim. - Cildiniz yeterince nemli mi efendim?
- Kuru gece havasının etkisi malum. - Doğru ya.
Marş!
- İşte madalyonun. - Yaşasın!
- Ölümsüzler nerede? - Hani tanrılar gelecekti?
Gelecekler. Çekil.
100 iblisi alt ettim. Vay canına, ne başarı ama.
Ölümsüzler'in beni kucaklama vakti geldi.
"Vakti geldi" dedim!
Geldi diyorum. Duyan yok mu?
İşte! Gördünüz mü köylüler? Göğe yükselişimi izleyin!
Sen!
Sen kahraman filan değilsin. Sen bir hırsızsın!
- Sen Ölümsüz değilsin. - Eyvah.
O bana ait!
Ne oldu Sopa? Tanışıyor musunuz?
- Sopa, benimle hiç konuşmazdın! - Dur, sen de kimsin?
Ben denizlerin altındaki krallığın...
- O ne öyle? - Suratına bakın.
Düşük nem, kuru hava...
Sakın bakmayın! Hemen dönerim.
Oh be, kendime geldim.
- Su altındaki ejderlerin kralıyım. - Ne? Hadi ama.
Sense benim sopamı çaldın.
Çalmadım, denizin dibinde rüküş bir sarayın orada buldum.
Rüküş mü?
Sopamı geri aldığımda
siz hava soluyan kara yaratıkları benim gazabımı...
Yine mi?
Hava çok kuru. Bakmayın!
Gazabımı göreceksiniz!
Şimşek çakması lazımdı. İşte çaktı.
- Babbo, sopaya geldiğimizi ne bileceğiz? - Bakıp göreceğiz işte.
- Doğru sopa olduğu ne malum? - Tek sopa var.
Ama ya yanlış olanı alırsak Babbo?
Şu zırha bir bak. Kim altın zırhın üstüne pirinç takar?
Bak, anladık. Sopama hastasın. Zaten herkes hasta.
Ama onun kıymetini en iyi ben bilirim.
Sus, yetişkinler konuşuyor.
Yetmezmiş gibi törenimi mahvettin.
Demem o ki Sopa hiçbir yere gitmiyor.
Değil mi Sopa? Dostum?
- Eyvah. - Yoksa onlar...
- Dayan Sopa, geliyorum! - Olamaz...
Dayan Sopa!
Babbo, sanırım kusacağım.
Sopa, sola!
Şimdi sağa!
Tutturamadın!
Sopacığım? Benim, Ejderha.
- O benim! - Küvete atla!
- O sadece beni dinler pullu! - O senin tapulu malın değil!
Kaşınıyor, dökülüyor...
Tabii, bir çığ eksikti.
Eğleniyoruz, değil mi?
Görüşürüz!
- Babbo! - Yer çekimi batsın!
Maymun Kral buraların hâkimi!
Sopa, tut beni!
Benim sarayım rüküş filan değil!
Tuttum!
Ejder Kral?
Korkma küçük kız. Kötü adam gitti.
- Sandığım kadar işe yaramaz değilmişsin. - İşi aldım mı?
- Hayır. - Hadi ama!
20 dakika oldu, Yeşim İmparator'dan ses yok.
Neyi atlıyorum?
Ölümsüzlük mü? Tabii ya, adı üstünde!
Ölümsüzler'e katılmak için ölümsüz olmalıyım.
Yardım edeyim mi?
Tamam, bak. Şunu gördün mü?
- Avucunu mu? - Hayır! Yani evet ama hayır.
- Bu beni temsil ediyor. - Peki.
Bu ufacık şey de sensin. Anladın mı?
Ben evreni temsil eden elim, sense dandik bir çakıl taşısın.
- Bir çakıl büyük bir dalga yaratabilir. - Bunu anca bir çakıl söyler.
Sopa, ölümsüzlük diyorduk. Nereye?
Cidden mi?
Nasıl gideceğiz?
Mezarlıktan mı? Çok ürkütücü.
- Mezar... Mezarlık. - Okuma bilmiyorsun.
Biliyorum.
Bunlar ot, şu gök, bu bir taş. Okudum işte.
- Mezarlık şu tarafta. - Biliyoruz.
- Hayır, ona ihtiyacımız yok. - Gelmemi istiyor, değil mi?
- Köyüne dön. - Dönemem, köyde durum kötü.
O yüzden yapmamam gereken şeyler yaptım.
- Cinayet mi? - Hayır!
Bir fark yaratmak istiyorum. Senin gibi.
Biliyorum. Hayır, orası doğru ama...
Okunacak kaç şey çıkacak ki?
İyi, tamam. Tamam dedim ya!
Yardımcı kız, geliyor musun?
- Nereye gidiyoruz? - Göreceksin.
Oraya mı gideceğiz? Ama nasıl?
Bununla.
Ölüler âlemi de dâhil her dünyanın kapısını açabiliyor.
- Ama henüz ölmedin. - Başarırsak hiç ölmeyeceğim.
Aralarına karışmak için saklanman lazım.
- Bu nasıl bir kâbus? - Kâbus değil, cehennem.
Geride kalma.
- Buraya girmeye iznimiz var mı? - Hayır, harika değil mi?
Öleceğimiz gün yaşam ve ölüm kayıtlarımıza işleniyormuş.
Ama adımı silersem kaderimde ölüm olmaz.
Peki kim ölümsüz olur? Ben!
Unutmadan, cehennemde ölürsen buradan çıkamazsın, ölme.
Bu kötü bir fikir.
Sıradaki!
Hayalet gibi davran.
Evet, harika. Tüylerim diken diken oldu.
Ben kralım, çekilin! Yol açın.
Sıradaki! Çıkış kâğıdı.
Ahirete canlı tavuk mu getirdin? Burada canlıya yer yok!
- Bence gitsek iyi olur. - İzle de öğren Çakıl.
Olamaz.
Güzel, dördüncü kattaki Sonsuz Izdırap Çukuru'na.
- Sıradaki! - Evet, günaydın.
- Yaşam ve ölüm kayıtlarına bakacaktım. - Çıkış kâğıdı!
- Diğer zırhımda kalmış. - Reddedildi!
- Çıkış kâğıdı. - Hadi dünyaya.
Acele etme.
Yardımcım olarak ilk görevin benim adıma kendini feda etmek.
- Maymun! Ne? - Cehennemde canlı var!
Yaşıyorsun! Bu bir skandal! Bir de kuyruğa kaynak mı yaptın?
- Ne? - Buraya canlı giremez!
Maymun!
Ben canlı değilim. O kadar ölüyüm ki. Taze öldüm.
Nasıl öldün peki?
Yaşlılıktan. Yok, vitaminsizlik. Depremde. İki düello yaptım.
Anlatayım.
Bir uçurumdan köpekbalıklarıyla dolu bir çukura düştüm.
Kudurmuşlardı.
Sonra üstüme bir ev çöktü ve boğuldum, evet.
Tamam, gir.
Saçma Ölümler Odası'na. Koridordan beşinci kat.
Sıradaki!
Ne maymun ama.
Selam!
Maymun, beni cehennemde bıraktın! Takım arkadaşları bırakılmaz.
"Takım arkadaşı" mı? Sen yardımcımsın, bir çakılsın.
- Öyle demeyi kes. - Keseceğim.
Kaydımı bulup adımı silelim de. Hadi.
Uzun sürmez.
Ne?
Okumaya başla.
- Soyadın ne? - Soyadım yok. Ben bir kayadan doğdum.
- Kayadan mı? - Yumurtamsı bir kaya.
Kayıtlarda soyağaçları da var. Benim de bir ailem olmalı.
Olması lazım, herkesin bir ailesi vardır.
Kayıtlarınıza mı bakmıştınız?
Benimkini niye almış ki?
Siz buraya ait değilsiniz yabancılar.
101'inci iblisi yenme vakti.
Kudretli fırça! Ceza kaşesi!
Açıl!
- Yakalayın! - Kaçırmayın!
Durdurun şu maymunu!
Ya da 101 ila 115'inci iblisleri.
Kendini klonladın demek...
Öyle mi? Cidden mi? Süper!
Maymun Kral buraların hâkimi!
Gel bakalım!
Sakalım olmaz!
Sıradaki!
Şaolin futbolu!
- Dur, beni karıştırma! - Karıştın bile.
Eğil ufaklık.
Aldım.
Maymun, buldum. İşte benimki.
Seninkini boş versene!
Benim ailem hakkında ne yazıyor?
Diyor ki...
Ailen yokmuş.
Yani kimsem yok mu?
- Çok üzgünüm. - O zaman...
Türümün tek örneğiyim! Eşsizim!
- Ver şunu. - Alttan üçüncü satır.
O parşömeni bırak seni pireli, ölümlü serseri!
- Kapan! - Hadi!
Yakaladım!
İşte bu!
- Maymun Kral! - Yine mi bu kız?
Acıdı!
İşte artık ölümsüzüm.
Durum cidden vahim.
Nasıl gidiyor Yama? Yuvarlanıp gidiyor musunuz?
Yardım edin. Serseri bir maymun cehennemi bastı...
Sen Yeşim İmparator musun? Müjdemi isterim.
Ölümsüzler'i topla, geliyorum. Komşu olacağız.
- Demek Maymun Kral sensin. - Ziyafetlere katılacağım.
- İçip savaş anılarımızı paylaşırız. - Yapma, sen bizden biri değilsin ki.
Öyleyim, adımı listeden sildim.
- Yani artık yarı ölümsüzsün. - Yarı mı?
- Yaşlılıktan ölemezsin. - Harika!
Ama savaşta ölebilirsin.
Bana bakma, plan senindi.
Bana böyle bir şey söylenmemişti.
- Peki nasıl tam ölümsüz olurum? - Olamazsın, imkânsız.
- Sonsuz Hayat Kitabı var ya... - Kapa o sakallı çeneni!
Affedersiniz.
Sopa, kapı!
Yardımcı, kitap!
Maymun, poz kes.
Sakın o kitabı ele geçirmesine izin verme.
Hadi!
Eyvah.
Çekilin!
Yakalayın!
Hayır!
Maymun!
İyi eğlendik. Kitabı aldın mı?
Kayıp mı ettin?
Tek bir görevin vardı, eline yüzüne bulaştırdın.
- Şaka şaka. - Tüm dostlarınla böyle misin?
"Dost" mu?
Orada dur bakalım. Sen bu önemli görevde takım arkadaşımsın.
Çakıl olmaktan iyidir.
Tamam, konuya gelelim. Ölümsüzlüğümün sırrı bu kitapta olabilir.
- Ne yazıyor? - Pekâlâ, diyor ki...
"Ölümsüzlüğe erişmek için
Sihirli Sonsuz Hayat Bahçesi'nden bir şeftali yenmelidir."
- O nerede? - Öğrenmek biraz vakit alabilir.
Sana beş dakika süre.
- Bu maymun kafayı yemiş! - Öyle mi?
Hırgür çıkarıyor, saygısız.
Cehennemden kitap çaldı! Evet, cehenneme gittik.
Öncelikle çemkirme seviyeni on üstünden dörde çekelim.
- Yeter artık, yapamıyorum. - Bak şekerim, bir anlaşma yaptık.
Caymak için çok geç. Yoksa unuttun mu?
Unutmadım.
Yüce Ejder, yalvarırım acımıza son ver.
Ekinlerimiz ölüyor. Lütfen bize bir yağmur bahşet.
- Ne zamandır arıyoruz. - Nasıl yani?
- "Aranıyor" posterleri ne oldu? - Her yere koyduk efendim, bakın.
Bu da ne böyle? Size maymunu çizmenizi söylemiştim!
Ama maymun çizmek sopa çizmekten zor.
- Hayır, durun! - Ne oluyor...
- Havanın Efendisi, çağrıma kulak verdiniz. - Bu ne cüret, seni ölümlü!
- Kafanı çevir. - Affedin.
Suyumuz, aşımız yok. Bize bir yağmur bahşedin.
Sen ne haddini bilmez bir ufaklıksın böyle.
Durun, ne isterseniz yaparım. Yardımcınız, hizmetçiniz olurum.
- İnsan hizmetçi mi? - Zaten iki güvenilir yardımcısı var.
Küveti bizde.
Ben almayayım ama belki maymunun ihtiyacı vardır.
Maymun mu?
Yalan söyleyip pençelerini kirletir misin?
Yalancı, gaddar ve kurnaz olman lazım. Yapabilir misin dersin tatlı şey?
Eğer benimle anlaşma yapacaksan ya sonuna kadar götürürsün ya da...
Dudakların çatlar!
- Benbo, "Seni yerim" diyor. - Evet, o da var.
Tamam, kabul.
Malum maymunla arkadaşlık kur, güvenini kazan, sopasını al.
Sopa benim elime geçtiğinde istediğin yağmuru yağdıracağım.
Sopasını yanından ayırmıyor.
Sopayı getireceksin ki bana, yağsın yağmur damla damla.
Şimdi de şu çaldığımız kitaptaki Sonsuz Hayat Bahçesi'ni aratıyor.
Hâlâ Ölümsüzler'e katılma peşinde mi?
Aptal maymun.
- Peki ben ne yapacağım? - Sihirli bir şeftali arıyor, öyle mi?
Madem öyle, ufak bir gösteriyle şeftalisini verelim.
Sen onu oraya getirmeye bak, yeter.
- Bahçe bu tarafta mı, emin misin? - Evet, kesinlikle.
- Bu kadar hızlı gitmek zorunda mısın? - "Hızlı" mı? Yapma.
- Hız buna denir. - Hayır...
Yardımcım olacaksan anı yaşamayı bileceksin.
Tabii.
Daha dikkatli olman ve odaklanman lazım.
Sana bel bağlayabileceğimi bileyim.
Maymun!
Geri gelecek.
Ayakkabılarımı parlatman lazım.
Gelmeyecek.
En değer verdiğim şey detaylara verilen önemdir.
Şimdi nereye? Dağlara mı, çöle mi?
Tüh be.
Ağaç...
Amma çok ağaç var.
Köyümde huzur içinde ölebilirdim ama hiç olur mu!
Saçma Ölümler Odası, ben geliyorum.
Kim o bayıldığımız Yakışıklı kahraman?
Maymun Kral!
Dile dolanıyor.
İmdat!
Nerede bu kız?
Hah, buradasın. Eleştirilerimi duydun mu?
Delisin sen!
Ama yakışıklıyım da. Madem beni eleştireceksin, hakkımı yeme.
Herkes yerlerini alsın. Vakit gelmek üzere.
- Vızılda Babbo, vızılda! - Mecbur muyum?
- Hadi, bizi inandır. - İğneme baksanıza.
- Çok sevimliyim! - Kararında bırak Benbo.
Maymunu kandıramayız. Burası hiç sihirli görünmüyor.
Sen inan ki inandırabilesin.
Replikleriniz. Aynı anda konuşmayın, dağılmayın.
Sadece bir ağacı zehirleyebildim.
Zehir birkaç dakika içinde onu bayıltacaktır.
Unutmayın.
Isıracağı şeftali Yanan ağaçtaki
Sarmışsa gecenin gölgesi Yedirme meyveyi
- Anlaşıldı mı? - Yani ısıracağı şeftali...
- Yanan ağaçtaki. - Yani şu değil.
Aksine, tam olarak o!
- Ama bu ağaç yanmıyor ki, sağlam. - O anlamda demiyorum!
Işık koydum, bakın.
Hâlâ mı anlamadınız?
Yani ışıklı olan ağaç mı?
Aynen öyle. Hele şükür.
Maymun bayılır bayılmaz ben sopayı kapacağım...
İşte geliyorlar.
Yerlerinize, hazır olun. Oynarken eğlenmeyi unutmayın.
Amanın!
Bu muydu? Yok, buydu.
Bu şeftali bahçesi pek döküntü. Burası olduğundan...
Evet, sihirli meyveden bir ısırık al, ölümsüz olacaksın.
Şu bahçeye baksana Sihir fışkırıyor âdeta
Sonsuz Hayat Bahçesi
Biz sihirli muhafızlar Polenleri yayar
Bu gerçek mi gerçek bahçede
Nedendir, bilmem...
- Bu çocuklara kanım kaynadı. - Evet, aynen.
Yakışıklı, kıllı yabancı Biz koruruz ölümsüzlük nektarını
-Tehlike sıfır -Zehirli meyveyi ısır
Yani, en sulu şeftali İşte şu ışıktaki
Umarız ki
Çekilin.
Bir şeyler oluyormuş gibi hissetmiyorum.
- Ölümsüz gibi görünüyor muyum? - Yani...
- Belki şu ağaçtır. - Saçmalama.
- Işıklı ağaç... - Senaryodan şaşmayın!
Belki de en leziz olan karanlıktakidir.
Dur, bir deneyeyim.
Hayır, diğeri kadar sulu değil...
O ağaç ki karanlıkta...
Nesi var bunun böyle?
...kabuğu bir harika.
- İşte şimdi işkillendim. - Hayır, doğru ağaç bu.
- Ye. - Sen ye.
- Sen ye. - Doğaçlama yok!
- Önce sen. - Sen.
- Sen ye. Hayır. - Hadi ye, enfes.
Peki ya aynı anda yeseniz?
Tamam, bekle beni ölümsüzlük!
- Bir şey hissetmiyorum. - Ne?
Durun, galiba hissetmeye başladım.
- Kendimi çok iyi hissediyorum! - Ben de!
- Otursanız iyi olabilir. - Kes şu vızıltıyı küçük hanım.
- Sen git kendi... - Kovanıma mı bakayım?
Hayır! Kendi kovanına bak!
Sahneyi boşaltın. O sopayı ben alayım, evet.
Seni tanıdım!
Cildin düzelmiş, muhteşem olmuşsun.
Baban şekerci mi bakayım senin?
Şu şeftalilerin tadına baksana.
Aptal, meyvelerin ne olduğunu anlamadın mı?
Enfes, sulu sulu...
- Kim benimle banyo yapmak ister? - Ben isterim!
Yaşasın!
- Ejderhayla jakuzi keyfi! - Ortalığın altını üstüne getireceğiz!
Tüh, oysa hepsine çok kanım kaynamıştı!
Çok iyi tiplerdi.
Ama siz ikiniz en yakın dostlarımsınız.
Aslında hayır, dostum değilsiniz.
Üçümüz bir aileyiz.
Ne oldu öyle?
Ejderha?
Maymun?
Uyanık mısın?
Dur!
Şeftali işe yaradı mı? Ölümsüz müyüm?
- Kafama vur. - Ne?
Sopayla suratıma bir tane geçir. Hadi, hissetmeyeceğim bile.
İyi, kendim yaparım. Ödlek.
Şeftaliler bozukmuş.
- Belki mevsimi değildir. - Ne? Görev başarısız Sopa.
Ama yarı ölümsüzsün.
- Ben yarım yamalak iş yapmam. - Fark ettim.
İhtiyarın teki bir şey beceremeyip yalnız kalacağımı söylemişti.
Köyde bana da hep "Senden bir baltaya sap olmaz" derlerdi.
Vay canına.
Keşke anlayabilsem.
- Yardım için sağ ol. Gerçi işi ben yaptım. - Gidiyor musun?
- Memnun oldum ufaklık. - Hayır, gitme! Hani biz bir aileydik?
- Öyle bir şey demedim. - Dedin.
- Ama dedin. - Şeftaliler yüzündendi.
Hani fark yaratacaktık? Pes edemeyiz.
"Yaratacaktık" derken?
Ölümsüzler'e katılacağım. Yardımın olmadan.
Belki de o bahçe gerçek bahçe değildi.
Ne? Yani seni bile bile yanlış yere mi getirdim?
Sana tuzak kurduğumu, yalan söylediğimi mi düşünüyorsun?
- Düşünmüyor değilim. - Tamam, git o zaman.
Bencilsin. Hep kendini düşünüyorsun.
- Başka kim düşünecek? - İmkân tanımıyorsun ki!
Bir gün gerçekten yapayalnız kalacaksın.
Sen ne geveliyorsun?
Bu kim? Yardımcı, ne yazıyor?
"Sonsuz yaşam uzmanı, asil büyücü Wangmu
meşhur Ölümsüzlük İksiri'ni yaptığı laboratuvarında vakit geçirir."
Oyuna döndük. Bir yudum alayım, beni reddedemezler.
Aferin be Sopa!
Sana da Çakıl.
- E, hadi! - Ama o cennette!
Maymun Kral buraların hâkimi!
- Yeşim Saray mı o? - Aynen öyle.
Ne...
İşte orada. Wangmu, cennetin kraliçesi.
Neyse ne. Hadi beni ölümsüz kılalım.
Kilitli.
Hayır, yapma!
Maymun!
Ölümsüzlük İksiri'nin malzemeleri buralarda bir yerde.
- Tek tek tadayım bari. - Hayır, dur.
- İlk malzeme... - Hadi bakalım.
Dur, içme!
- Sadece kokluyorum. - Koklama.
Maymun?
Tamam, bunu yapabilirsin Lin. Arkana bakma, sakın bakma.
Sen korkmuş, küçük bir maymunsun. Ne ailen var ne arkadaşın.
Yalnızsın.
Üzgünüm Maymun.
Daha fazla oyalanamam. Köyümün bana ihtiyacı var.
Şu hâle bak, etrafı niye kırıp döktün ki?
Burada misafiriz, biraz saygılı ol.
Ölümsüzlük İksiri hani?
- Tembelliğe para vermiyorum. - Ya, tabii.
Gerçi para vermiyoruz, değil mi?
Pekâlâ, ilk malzeme...
- İşte, bir tutam karma. - Karıştır.
Bir ihtiyarı mı soyuyorsunuz? Sizi reziller.
Önce cezanızı keseceğim. Sonra sizi utandıracağım.
Utandıramazsın ki. Benim hiç utanmam yoktur.
Buradan kaçışın da yok.
- Korkma, ben hallederim. - Şimşeğimin tadına bak!
Ölümsüzlük İksiri, hadi!
- Bir kaşık chi. İşte, mavi şişe. - Bir kaşık chi geliyor.
- Başka? - Bir damla Ay özü.
- Yeşil şişe. - Kötü maymun!
Geliyor.
Iskaladın!
Evet!
- İşte. - Başka?
- Bu son. Şeftali nektarı. - Evet!
İşte!
- Al bakalım. - Şimdi yaktım çıranı!
Böyle tanrı mı olur? Büyük hayal kırıklığı, yazık.
Çıkmıyor. Kaşık ya da çubuk lazım.
Sopa, yardım et.
Mükemmel.
Sanırım hazır.
- Tadına bak. - Evet.
Ölümün tadına bak!
Yetti ama!
İyi patlattın ihtiyar!
Arkadaşın artık seni koruyamaz.
- Arkadaş değiliz, yardımcısıyım. - Neyi?
Çakıl taşıyım.
Sopasını alıp köyümü kuraklıktan kurtaracaktım.
Yani hırsızın yardımcısı da hırsız, öyle mi?
Sopayı da al, git. Yeşim İmparator seni eve götürecek.
Ona ne yapacaksınız?
O bencil yaratık seni umursamıyor. Git hadi!
Sopa, neredesin?
- Yenilmeye doymadın mı Maymun? - Eyvah.
Arkana bakma!
Hayır, bu kez olmaz.
Elveda seni ölümlü.
Yarı ölümlü.
Aramıza katılıp Ölümsüzler'den biri olacağına
gerçekten inanmadın herhâlde.
İyi eğlendim.
Maymun!
Nasıl yani?
"Yapamazsın" denmesine hastayım.
Vay canına!
Şimşeklerim seni güçlendiriyor mu?
Ölümsüzüm!
Hem de devasayım.
- Artık ben de sizdenim. - Asla bizden biri olamayacaksın.
- Maymun! - Kim demiş?
Ölümsüzler, buraya gelin!
- Geldim bile. - Geliyorlar, kaçalım!
Ne yapacaklar ki? Ben ölümsüzüm.
Ölümden daha kötü sonlar da var.
- Gitmemiz lazım. - Bırak gelsinler!
Ben bir tanrıyım.
- Maymun! - Ne var? Meşgulüm.
Yakalayamazsın ki!
Maymun Kral!
Gelecek...
Gelmeyecek!
Beni kurtarmak için geldi.
- Derdin ne? - Beni kurtardın.
- Tam kazanacaktım. - Ama bıraktın.
- Çünkü umursuyorsun. İtiraf et! - Hiç de bile!
- "Umursuyorum" de, kabul et. - Asla etmem.
Beni önemsediği çok bariz. Aynen öyle!
"Biz aile değiliz, sen bir çakıl parçasısın" filan dedi,
sonra gelip beni kurtardı!
Bitirdiniz mi? Saray'a gitmem lazım.
- Ne için? - Hepsini yenmek için.
Başlarına geçip cennete hükmedeceğim.
Emin misin? Çılgınca bir plan gibi.
Evet, Maymun Kral ne yaparsa tam yapar.
- Durmayacak mısın? - Ölene kadar.
- Yani? - Asla, ben ölümsüzüm.
Sürekli yeni zorluklar arayacağım. Asla doymayacağım, tatmin olmayacağım.
Gerçi böyle söyleyince bayağı moral bozucu geldi.
Vay be, kendim edip kendim mi buldum?
Belki herkesi yenmek çözüm değildir.
Mutluluğu başka şekilde de bulabilirsin.
Mesela insanlara yardım edebilirsin, yeni amacın bu olabilir.
Kıtlık yaşayan bir köyü sopanı ödünç vererek...
Sopamı mı?
Oldu olacak kuyruğumu koparıp onu da vereyim.
Hayat kurtarabilirsin.
Yok, kalsın. Sopa'yla kaderimizde büyük işler var.
Sen yardım et, sen mutlu ol.
Sen bir fark yaratabilirsin, ben sıradan bir ölümlüyüm.
Cennet ve cehennemi bir günde gezmiş tek ölümlü.
O benim başarım değil ki, senin başarın.
Cehennemdeyken kendi yazgımı okudum.
"Lin, sıradan bir köylü kızı" yazıyordu.
"Bir fark yaratmak istedi ama yapamadı."
Böyle bitmesi şart mı?
Bilmem, Lin kim?
- Lin benim! - Selam Lin, ben de Maymun Kral.
- Memnun oldum. - Ben de.
Üzülme Lin, bana da aynısını diyorlardı.
Ama bak, kimse beni arasına almazken ölümsüz oldum.
İster tanrı, ister iblis, ister ihtiyar bir maymun...
Sana mâni olmalarına izin verme.
Bir şey istiyorsan izin isteme, al gitsin.
- Bir iddiaya var mısın? Ama zor. - Nedir? Söyle.
Ölümsüz bir maymun suyun altında nefesini ne kadar tutabilir?
Enteresan. Bilmem ki.
İki üç...
...sene filan.
- Üzülme, sen doğru olanı yaptın ufaklık. - Evine dön, fırtına geliyor.
Seni üç sene bekletecek değildim ya.
Neyse, Sopa'yı al da...
- Sopa hani? - Çaresizdim.
- Ödünç alacak. - Ödünç mü?
O nereden çıktı?
- Ejder Kral... - Ejder Kral mı?
Köyüm yok olmanın eşiğinde. Ailem ölmek üzere.
- Ejder Kral yardım edecek. - Sana güvenmiştim Lin.
- Seni kurtardım. - İlk ben kurtardım!
Yardım istediğim zaman bir şey istiyorsam almamı söyledin.
Aynen öyle dedin.
Mecburdum.
- Merhabalar. - O sopa benim!
Sopişko seninle biraz gönül eğlendirdi
ama artık yuvasına döndü.
Hatta bu akşam vereceğim kutlamada şeref konuğu olacak.
Davetiyesiz giriş yok.
Yardımın için içten teşekkürlerimi sunarım ufaklık.
Köy halkına söyle, artık kuraklığa son!
Hem de ebediyen.
Hem senin için hem halkın için hem de tüm dünya için!
Tüm dünya mı? Onu durdurmamız lazım.
- Bana ihanet ettin! - Çaresizdim!
- Hâlâ aileyiz, değil mi? - Benim ailem filan yok.
- Sopa'yı geri almana yardım ederim. - Sen mi? Önemsiz bir çakıl taşı mı?
Bu maymun kahramanlığı tek başına yapar.
- Asıl deliliği göreceksin. - Maymun!
Ama evimi mahvetti.
Wangmu, küçük bir maymundan çatını koruyamıyorsan...
- İşte karşınızda... - Dünya hâkimiyeti turnesinin ilk ayağında...
- Tüm gösterişi... - Azameti...
Pul pul dökülen cildiyle...
Yüzgeçleriniz patlarcasına alkışlarınızla...
- Ejder Kral! - Ejder Kral!
Biraz bezgin olman normal Hayat zor su altında, bilirim
Doğuştan bir hastalıkla boğuşur cildim
Hayat boyu boğdu beni hüzne ve kedere
Gündüz ne zaman başka çocuklar görse
Adım çıkardı şıp diye Ucubeye, kuru üzüme
Boyun eğdim kaderime Sonsuza dek evim olacaktı H2O
Ama dank etti bir anda
Ne var ki ıslak olmakta?
Niye mahkûm olayım su altına?
İkinci sınıf ve avam
O nefretlik, hava soluyan, karada gezen Güneş âşıklarına kıyasla
Çıkacağım su yüzüne, yaracağım göğü Fırtınalar estireceğim dünyada
Sele boğacağım çölleri, dağları, ovaları
-Fırtınalar estirecek -Aynen öyle
Sulara mahkûm bu iblis Plan kurdu yıllarca
Sıra geldi planı uygulamaya
Gücümü kimse yadsıyamayacak Fırtınalar estirince dünyada
Artık son çiçeklere, gün ışığına Sonsuz yağmur hükmedecek dünyaya
Artık son köstebeklere, solucanlara Kabarıp durmayacak permalarınız da
Artık son adalara, uluslara Yağmuru bahane olarak kullanmaya
Artık son üzülmeye, ağlamaya
Seçmelerde elenmeye de son
Son notada boğazınız kuruyunca
Bir daha asla
Çıkacağım su yüzüne
Yaracağım göğü
Fırtınalar estireceğim dünyada
Ben ki ejderlerin şahı
-Çok da mütevazı -Öyleyimdir
Fırtınalar estireceğim dünyada
Hayat hep cesurlardan yana
Geliyorum dalga dalga
Yayılacak dünyaya büyük bir çalkantıyla
-Çıkacağım su yüzüne -Hükmedecek
-Yaracağım göğü -Yağdıracak
Dünyada kuru neresi varsa
Estireceğim fırtına
Merhaba kara yaratıkları.
İlk boğulma şerefine kim nail olmak ister?
Pullu, sopamı ne yaptın?
Sadece davetliler gelebilir demiştim.
- Eyvah! - Ne yapacağız?
Ben dünyayı sel bastıran, insanlığın sonunu getiren Ejder Kral'ım.
Bir de kum torbamsın!
- Kesin şunu! - Evet!
Hodri meydan!
Maymun!
Olamaz!
Güvendesin.
Yüksek bir yere çıkın. Herkes tepeye çıksın!
Klonlarımı rahat bırak!
Maymun, yalnız değilsin. Yardım edebilirim.
Yakaladım!
- Niye hâlâ hayattasın? - Çünkü ölümsüzüm şapşal.
Ama nasıl? O şeftaliler sahteydi.
- Ejder! - Ne?
- Majesteleri! - Ne?
Köyümü kurtarın, Maymun'un zaafını söyleyeyim.
- Anlaştık. - Onu yenebilecek tek şey şimşek.
Kızartın da kurtulalım.
Sopa?
Olamaz, yine mi?
Seni çok özledim.
- Yardımın için sağ ol ufaklık. - Ben senin yardımcın değilim!
- Onun yardımcısıyım. - Ne?
Elim kolum bağlandı!
Evet, göster gününü!
Maymun?
İyi, tamam. Sopa senin olsun.
Sadece hafta sonları bende kalsa olmaz mı?
- Kovulduk mu? - Evet, bize yeni kariyer lazım.
- Ejder Kral'ı alt ettin! - Maymun Kral buraların hâkimi!
Eyvah.
- Efendim, acaba... - Yine ne var?
Sıra sizde.
Bu iş fazla uzadı.
- Son Çare Kornosu'nu verin. - Ama Buda rahat bırakmanızı söylemişti.
Buda gizemli konuşur, sözüne akıl ermez.
- Yeter bu kadar! - Maymun!
Ölümsüz hayatını tek başına kabahatlerini düşünerek geçireceksin.
Kabahatlerimi mi?
Beni aranıza alabilirdiniz!
Ama artık gücümü göreceksiniz.
Maymun, dur!
Maymun!
Maymun!
Benim, Lin!
Lütfen, dur artık.
Maymun, yapma!
Kim o dev maymun ortalığı karıştıran? Maymun Kral!
Bu benim suçum. Benim yüzümden böyle oldu.
Buda?
Maymun Kral!
Dünyadaki en büyük sopayı sallayan?
Yapma, o kötü biri değil. İçinde hâlâ iyilik var.
İnsanları önemsiyor.
O zaman ona yardım et de yolunu bulsun.
Neler oluyor?
Onu aydınlat.
Ne? O nasıl olacak?
Maymun Kral, dur!
Vay canına.
Maymun Kral, dur!
Buda?
Maymun Kral benim eski adım.
Ben artık cennete aitim, bana Yüce Bilge diyeceksin.
Evrenin merkezi olmadığını ona nasıl anlatacağız?
Buldum!
Sana meydan okuyorum Yüce Bilge.
İlgilenmiyorum.
- Nedir? - Sana layık bir görev.
Çok ama çok zor bir görev.
Bu da ne böyle?
Eğer avucumdan atlayıp kaçabilecek kadar güçlüysen
cennetin krallığına artık sen hükmedeceksin.
Dur, ne dedi o öyle?
Ama başarısız olursan
uzunca bir süre dünyada kalıp yaptıklarını düşüneceksin.
Hadi ama, bu çocuk oyuncağı. Tek yapmam gereken elinden kurtulmak mı?
Öyle olsun. Ama iki saniyeye çok pişman olacaksın.
Bulutlara!
Bu maymuna uyuz oluyorum.
Evrenin sonuna geldik Sopa!
Muhteşemim.
Evet, burada olduğumun ispatı.
Diğer şekilde de izimi bırakayım.
- Kes şunu Maymun. - "Yüce Bilge" diyecektin.
- Elimden hiç ayrılmadın Maymun Kral. - Nasıl yani?
Dur, ne? Hayır!
Buna hile denir. Baştan alalım!
Yok, kalsın.
- Çakıl? Orada olman normal mi? - Hayır ama muhteşem, değil mi?
Beni kandırdınız! İkiye karşı birim.
- Özür dilerim, yardım etmek istedim. - Dur! Hayır!
Hayır! Sopa!
Haberin olsun, ben de tam böyle olsun istemiştim.
Pişman olacaksın demiştim.
Maymun Kral...
Şimdi meditasyon yaparak yaptıklarının üstüne düşünme vakti.
Ben bir kayadan doğdum, burası doğal habitatım.
Maymun Kral buraların hâkimi!
Ne zaman ki kendini bir hiçliğe uyanmış bulursun,
işte o zaman yolunu keşfetmiş olacaksın.
Hiçliğe uyanmak...
Artık o ne demekse.
Bir düşünürüm.
O sadece aidiyet arayışında küçük bir maymun.
Maymun Kral'ın kaderi
henüz yazılmadı.
Hazır olduğunda dünyanın ona ihtiyacı olacak.
Tıpkı sana ihtiyacı olduğu gibi.
- Selam Lin. Nereye gidiyorsun kahraman? - Karanlığa kalmam.
- İki büyük boy sütlü boba çayı. - Bal koyayım mı? Ellerimle yaptım.
Hayret bir şey! Hiçliğe nasıl uyanacağım ki?
Zaten o ne demek?
Sakin mi olayım? Sabırlı mı? Alçakgönüllü mü?
- Alçakgönüllülük benden sorulur. - Maymun?
Maymun?
Git başımdan! Senden intikam alma planları yapıyorum.
Sakin sakin.
Sana veda etmeye geldim. Buda, dağı tamamen kapatacak.
Ne şanslıyım ama.
- Kızgınsın. Ama kontrolden çıkmıştın. - Biliyorum, hatırlatmana gerek yok.
Tanrılara kafa tutmak pek iyi bir fikir değildi.
İşleri berbat ettim.
Maymun, sen bir kayadan doğdun.
Kimsen yoktu.
Tanrılar senden nefret etti.
Oysa senin tek istediğin sevgi görmekti.
Ama seviliyorsun!
Hayatımı değiştirdin. Bir fark yarattım. İkimiz de yarattık.
Gerçekten en büyük hayranınım.
Galiba ufak bir çakıl da dalga yaratabiliyormuş.
- Tabii yardımınla. - Harika, şimdi yardımcı ben mi oldum?
İyi, tamam. Birbirimize yardımcı olduk.
Ama bunu tek başımıza yapmadık.
- Sopa, dostum! Seni çok özlemiştim! - Yine kavuştunuz.
- Sanırım veda vakti geldi. - Dur, gitme!
Her şey için teşekkürler.
Seni özleyeceğim Maymun.
Kaderini yazmaya devam.
Tamam.
Ben sözümü tuttum ve harika işler başardım.
Eminim Maymun da kısa sürede oradan çıkacaktır.
500 YIL SONRA...
Maymun, iblisler tüm dünyada cirit atıyor.
Buda seni çıkarmamızı istedi.
Batıya yolculuğumuzda bize katılmaya hazır mısın?
Kalbimde barış ve huzurla uyandım.
Benden savaşmamı mı istiyorsunuz?
Evet ama...
Gel, dünyanın bize ihtiyacı var Sopa.
Eyvah...
Kim o bayıldığımız Yakışıklı kahraman?
Maymun Kral!
Kim o iblislerin yüreğine Korku salan?
Maymun Kral!
Kim o cesur, yiğit, güçlü savaşçı Yakışıklılığıyla gönülleri çalan?
Evet, Maymun Kral!
Kim o peşine düştüğünü Elinden kaçırmayan?
Maymun Kral!
Kim o halkın gözünde Krallar kralı olan?
Maymun Kral!
Kim o maymun Hep zirveye oynayan?
Kazanana kadar asla bırakmayan?
Aynen öyle, Maymun Kral!
Maymun Kral!
Maymun Kral!
Maymun Kral!
Maymun Kral!
Maymun Kral!
- Maymun Kral! - Maymun Kral!
Maymun Kral!
Çıkacağım su yüzüne, yaracağım göğü
Fırtınalar estireceğim dünyada
Sele boğacağım çölleri, dağları, ovaları
Fırtınalar estireceğim dünyada
Hey, hey! Fırtınalar estirecek dünyada!
Hey, hey! Fırtınalar estirecek dünyada!
-Ejder Kral geliyor -Sular sel oluyor
O yağdırdıkça dünya bayılıyor
-Benbo -Ve Babbo
Peşindeyiz sopanın
-Maymun Kral çaldı -Geri almalı
-Ejder Kral biliyor -Bizsiz olmaz
-Maymunu bulmalı -Gömmeli kuma, hadi yağmur dansına
-Bu son dansı -Son gülen başkası
Amacımız herkesin malumu
Gök gürültüsü, şimşek Dinmez sağanak
Çıkacağım su yüzüne, yaracağım göğü Fırtınalar estireceğim dünyada
Sele boğacağım çölleri, dağları, ovaları Fırtınalar estireceğim dünyada
Yerin her karışı Göğün her bir yanı
Sayemde gömülecek sulara
Çıkacağım su yüzüne, yaracağım göğü Fırtınalar estireceğim dünyada
Fırtınalar estirecek
Hey, hey! Fırtınalar estirecek dünyada!
Hey, hey! Fırtınalar estirecek dünyada!
Bu plan nereden mi çıktı?
Takılırken balıklarla Sütun girdi aklıma
- Çat! - Buldum planı
Bir makine yaptım Suya gömecek dünyayı
-Ejder iblis geçecekti başa -Evet!
-Ejder Kral biliyor -Bizsiz olmaz
-Maymunu bulmalı -Gömmeli kuma, hadi yağmur dansına
-Bu son dansı -Son gülen başkası
Amacımız herkesin malumu
Gök gürültüsü, şimşek Dinmez sağanak
Çıkacağım su yüzüne, yaracağım göğü Fırtınalar estireceğim dünyada
Sele boğacağım çölleri, dağları, ovaları Fırtınalar estireceğim dünyada
Hepinize ediyorum veda
Kıskananlara, kuru kalanlara
Karada gezen kıllılara İsim takıp dışlayanlara
Ailemin, dostlarımın önünde Beni utandıranlara
Veda edeceksiniz hayata
Çıkacağım su yüzüne, yaracağım göğü Fırtınalar estireceğim dünyada
Sele boğacağım çölleri, dağları, ovaları Fırtınalar estireceğim dünyada
Sulara mahkûm bu iblis Plan kurdu yıllarca
Sıra geldi planı uygulamaya
Gücümü kimse yadsıyamayacak Fırtınalar estirince dünyada
Hey, hey! Fırtınalar estirecek dünyada!
Hey, hey! Fırtınalar estirecek dünyada!
Hey, hey!
Alt yazı çevirmeni: Doğa Uludağ
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.