All language subtitles for Karam 2005

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic Download
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian Download
br Breton
bg Bulgarian Download
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English Download
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian Download
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian Download
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese Download
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

çeviri: ekimdevrimi Bollywood.Tc Sunar

John günlük tutmama gülerdi. Derdi ki;

geçmişi unutmak gerekir, hatırlamak değil.

Ama onunla geçirdiğim günleri nasıl unutabilirim ki?

Onu o kadar çok sevdim ki,

kiralık katil olduğunu bile bile sevdim.

O ilk gün eline silahı almasaydı, belki de...

Böylelikle John, suç işleyerek bu kısır döngünün içine girdi.

Bu 500 dönümlük araziyi tek isteyen ben değilim.

Sadece bir siyasetçi yapabilir bunu.

Trivedi'ye güvenmiştim, ama...

Peki o istemezse? - Eğer istemezse,

o zaman onu bırakırım.

Neden, bana güvenmiyormusun? - Güvenmek mi? Güveniyorum.

Merhabalar, kaptan.

Bay Trivedi, size çok kırgınım. - Niçin?

Javed, adamlarımı tehdit ediyor. Malezya'da, Hong Kong'ta,

benim adamlarımı o öldürdü.

Ama siz onunla el sıkışıyorsunuz. Bu çok yanlış, Trivedi.

Siz benim dostumsunuz, öyle değil mi? - Tabi ki,

ben sizin dostunuzum, Kaptan. Haklısınız.

Buna bana sormanız iyi oldu. - Biliyorum.

Bizden ayrılmayı düşünmüyorsunuz umarım? - Hayır.

Ama, ben sizi tanımıyorum. - Üzgünüm,

bu benim oğlum. John. - İlginç, kaptan.

Aileniz olduğundan hiç bahsetmemiştiniz. - Kim demiş?

Onlar benim ailem sayılmaz mı?

Farid benim ailem değil mi?

Ama sizi buraya ailemle tanıştırmak için çağırmadım,

arazinin durumunu öğrenmek için çağırdım.

Şey... durum şu ki kaptan araziyle ilgili problemler var.

Şimdiye kadar kaç kere sizden arazi aldım, hiç problem çıktı mı?

Bu sefer de çıkmayacak. Şimdi bütün miktarı ödeyeceğim size.

Farid, avans! - Hayır. Beni dinleyin Kaptan.

Parayla ilgisi yok. Lütfen anlamaya çalışın.

Bana biraz zaman verin. - Bu problem Yunus'la ilgili olmasın?

Hayır, Yunus ile ilgili değil.

Javed. - Öyle mi?

Javed de bu araziyi istiyor.

Beni affedin Kaptan, bu sefer size hiçbir şekilde yardımcı olamam.

Kahretsin!

Yapabileceğim başka bir şey söyleyin? - Oh, Bay Trivedi.

Başka ne isteyebilirim? Bana bu konuda yardım edemediniz.

Hiç değilse küçük bir şey yapın benim için. - Buyrun, hemen yapacağım.

Balıklara yem lazım.

Söyleyin, nereden almalıyım?

Nereden mi? Sizde zaten var.

Biraz alacağım. - Ne yapıyorsunuz?

Delirdin mi, Kaptan!

Gördün mü, John? İnsanların ne tuhaf hobileri var.

Benim hobim balıklar, onun hobisi ise, balıklara yem olmak.

Onu çok sefer uyardım, ama beni dinlemedi.

Sanırım Javed'in de hobisi bu.

Yarın Singapor'a gidiyor, Anna ile buluşmaya.

Buluşamayacak.

Bull.

Sana bir bilmece. Hayvanat bahçesinde iki giriş varmış, biri büyük, diğeri küçük.

Geyik, çıkarken küçükten geçiyormuş, geldiğinde büyükten, sence neden?

Herhalde geyik çıktığı zaman küçük olan kapatılıyordur.

Hayır.

Girişin yüksekliğinde mi sorun varmış? - Geyik döndüğünde,

kapıda vahşi bir hayvan onu bekliyor olabilir, aslan mesela.

Hayır. - Pes ediyoruz. Sen söyle, John.

Bu geyiğin tercihi. İstediği yerden girip çıkar.

Nereye kayboldu! - Ne?

Sinema biletleri. Buldum işte.

Sushmita Sen'in filmi. Benim Sushmita'mın.

Kaçıncı seans? - Birinci tabi ki, salak.

Birinci mi? Deli misin sen? Nasıl gideceksin oraya?

Ne olmuş yani?

Boş eve gireceğiz, biraz bekleyeceğiz, patron golf oynayacak, sonra gideceğiz.

Bu kadar basit.

Aishwarya! Ben Aishwarya'yı seviyorum! O nasıl vücut, o nasıl surat!

Bulbul'um benim, neden ona aşkını itiraf etmiyorsun?

Bunu düşündüm. Ama eğer benimle evlenirse,

film endüstrisi ne hale gelir. Başkalarının acısına dayanamam.

Peki. Hadi gidelim.

Size bir sürü oyuncak aldım, çikolatalar aldım güzel kızlarım için.

Tatilde eğlendiniz mi? - Evet.

Galiba o ağlıyor, baba. - Diya.

Ağlıyor!

Baba, bence aldığımız bütün hediyeleri ona vermeliyiz.

Sen neyle oynayacaksın? - Önemli değil.

Çok yakışıklı.

Şapka, Kaif.

Silahlar. İki tane.

Kapıyı ben açacağım. - Hayır, ben açacağım.

Javed bugün Singapor'a gidecek, öyle değil mi! - Singapore iptal oldu.

Cennete uçacak bugün. - Yunus bu duruma şok olacak.

Şok mu? Şoktan ölecek.

Hiç boğaya benzemiyorsun sen. Sana kim koydu Boğa 'Bull' adını?

Öldüğün zaman gidip babama sorarsın, tamam mı?

Patron sana doğru isim takmış, Bulbul. - Bu kadar şaka yeter.

Ben ateş edeyim mi, John?

Sen mi?

Javed, sadece beş saniye görünecek. Eğer ıskalarsan..

Kötü bir nişancı değilim ben, tamam mı?

Diya, gel buraya.

Çekil!

Amca.

Hadi, John. Gitmeliyiz.

Hadi, John!

Hadi ama, affet beni, Kaif. Ne oldu sana?

İyiyim ben.

Javed, dışında dört kişiyi öldürdünüz ha?

Bir alana bir bedava!

Ama ben sadece bir kişilik ödeyeceğim.

Burada evin boş olacağı yazıyordu.

Evet. Ailenin gelecek hafta dönmesi gerekiyordu,

ama beklenmedik zamanda geldiler. Ne olmuş yani?

Bunu biliyordun yani. - Oldu bitti.

Ateş edeyim mi?

Sonra da oldu bitti derim?

Unut gitsin, John. Bırak onu.

Bir daha bunu yapmamanı tavsiye ederim.

Bir daha yapmadan, git burdan!

Javed'e olanlara çok üzüldüm.

Yeter. - Kaptan yanlış yaptı.

Yanlış yaptı, Yunus Abi.

Daha fazla dayanamayız. Önce işimize ortak olmak istedi,

şimdi ise uyuşturucu işi için para talep ediyor.

Az da olsa, ona kendi payını verdik.

Artık aynı değil hiçbir şey. Bhatia ve Kapoor kendi paylarını istediklerinde,

sevkiyatın ele geçirildiğini söyledi. - Ama polis kayıtlarında böyle bir şey yok.

Yunus-bhai, Javed'in ölümünün intikamını almalısın.

Biz ise Kaptan'ı öldürmeliyiz.

Ya Kapoor? O ne dedi?

Buraya gelip, Verma'yla yüzyüze gelmeyecek.

Ama onunla golf kulübünde konuştum. O da Kaptan'ın ölümünü istiyor.

Kaptan bana çok iyilik yaptı.

Galiba onun borcunu,

ödeme vakti geldi.

Buradan, efendim.

İfadelerini al, nazik davran. Sonra alanı kapat.

Peki.

Onu ne zamandan beri tanıyordunuz?

Aman Tanrı'm!

O, binbaşıydı, efendim. Nagesh Thakur.

Bir aylığına tatile çıkmışlar, bir hafta sonra döneceklermiş,

ama bir tanıdıklarının düğünü için erken gelmişler.

Evde kim varmış? - Binbaşı Nagesh,

karısı ve çocukları.

İki kız çocuğu.

Yanında şeker ya da çikolata var mı? - Hayır, efendim.

Güzel bebek.

Bak, benim de bir oyuncağım var.

Haydi, sen bana kendi oyuncağını ver ben de sana benimkini vereyim?

Korkma kızım, sorun değil. Bak.

Bir tane daha var. - Efendim, adı Diya.

Biliyor musun? Benim de bir kızım var, aynı senin gibi.

Adı ne biliyor musun?

Adı Piya. Bak, resmi bile var bende.

Bak.

Kim daha sevimli? Sen söyle.

Sen mi? Piya mı?

Al.

İyi iş, efendim!

O akşam, John beni izlemeye geldiğinde,

gözlerine baktığımda bir terslik olduğunu anladım.

Önce beni dinle. Etrafta çok salak vardı.

Şurada oturan adamı gördün mü? Tam şurada.

Gördün, değil mi? Ne dedi tahmin et?

Cebinden iş kartını çıkardı bana verdi ve şöyle dedi:

''Özel partilerde şarkı söyler misiniz?'' Ben reddettim.

Üç kere aynı şeyi sordu, ben de üç kere reddettim.

Sonra ne yaptım bil bakalım? Ona bu parmağımı gösterdim.

Yüzü görülmeye değerdi. Ne yapacağını bilemedi.

Çok komikti, John. - Evet.

Neden gülmüyorsun, canım? İyi misin?

İyiyim.

15'ine kadar izinliyim.

Neden? - Nasıl neden?

Neden mi izin aldım?

Hatırlamayacağını söylemiştim sana. Ne demiştim sana hatırla?

15'inde ne var? - Hatırlamıyorum.

Hatırlamıyor musun?

Shalini, bugün hiçbir şey hatırlayacak durumda değilim.

Gerçekten bu ayın 15'inde ne olduğunu bilmiyormusun?

Hatırlayamıyorum.

Emin misin?

Bu ayın 15'inde, bizim üçüncü tanışma yıldönümümüz.

Nasıl unutabilirsin? - Özür dilerim.

O kadar tatlı özür diliyorsun ki, affetmemek elde değil.

15'ine kadar hiçbir şey yapmak yok. Ne sen bir yere gideceksin ne de ben.

Sedece sen ve ben!

Favori şarabını buzdolabına koydum.

Laxmi'yi de gönderdim.

Yiyeceğiz, içeceğiz, eğleneceğiz, tamam mı?

Oturma. Sana bir şey göstereceğim.

Gel.

Bu tomurcuğu görüyormusun, John?

Onu hergün düzenli sularsak, açacak.

Tam bizim tanışma yıldönümümüzde.

Çok romantik değil mi?

Kafan nerede senin?

Sabahtan beri bir şey yedin mi?

Lütfen böyle yapma! Bana o menajeri hatırlatıyorsun.

Evet mi, hayır mı, kesin konuş.

Aslına bakarsan, bugün çok sızlandı gariban.

Çünkü ona dedim ki; 15'ine kadar şarkı söylemeyeceğim.

Eğer söylersem de, sadece benim tatlı kocam için söylerim.

Bana dedi ki, ''Maaşından 15,000 düşürürüz.''

Düşünebiliyormusun? Eğer hiç izin almazsam...

Lütfen şu bezi uzatırmısın, John.

Kendi evimiz olduğunda,

her yere bitki yerleştireceğiz. Hem içeri hem dışarı.

Büyük pencereler... temiz hava, perdelerin uçuşması...

Ve mümkünse yerler tahta olsun. mermere daha fazla dayanamayacağım.

Düşünebiliyormusun?

Sadece sen ve ben.

Deniz kenarında...

masmavi deniz...

dalga sesleri...

Şimdiden duyabiliyorum.

Size Challenger binasından yayın yapıyoruz.

Bu ev, vahşice öldürülen,

Binbaşı Thakur ve ailesinin yaşadığı ev. Şahitler henüz yok.

Ne oldu, tatlım?

Bana söylemezsen kime söyleyeceksin?

Tek kurtulan kişi, klimanın üzerinde saklanarak kurtulan,

7 yaşındaki çocuk, Diya.

Polis, Binbaşı Thakur'un düşmanlarını araştırıyor.

Plan çok basitti.

Birden ses duyduk.

Bir yanlışlık oldu. Çok büyük bir yanlışlık.

Birden karşımda belirdi.

Ölümle karşılaştığını bilmiyordu o küçük çocuk.

Sadece 30 saniye içinde, bir aile son buldu!

O mutlu, neşeli aile!

Uğursuz bir ölüm haberi kulağımda yankılandı.

Elleri, elleri soğudu.

Gözlerimi açtığımda,

onların yüzü geliyor aklıma.

Kapattığımda ise,

kulağıma çığlıkları geliyor.

Shalini, lütfen beni anla.

Bana sarılmayacak mısın?

Lütfen bize yardım edin. İsminiz, adresiniz,

ve sizinle ilgili tüm detayları gizli tutacağım.

Üzgünüm, Shalini.

Üzgünüm.

Senin özrünle ve benim affetmemle,

hiçbir şey değişmeyecek.

Eğer bu işi önceden bıraksaydın, bunlar olmayacaktı.

Buradan gitmeliyiz.

Haydi gidelim, çok uzaklara.

Kaptan sizinle konuşmak istiyor, Yunus.

Yunus, çiçekler geldi mi?

Çok teşekkürler, kardeşim.

Milyon kere.

Uzun zamandır sesinizi duyamadım ne yazık ki.

Ve şükredin ki Allah size,

biraz daha zaman verdi, yaşamanız için.

Yunus, o çiçekler Javed için değil.

Onlar senin tabutun için.

Oh, kardeşim.

Ne imparator, ne kral, ne de prens kurtulabilmiş.

Sizin tabuta girmeyeceğiniz yanlışına neden kapılıyorsunuz?

Bu düşüncelere bir ara verin. Emekliye ayrılma vaktiniz gelmiş.

Yunus, sen dahil Kaptan'ın gemisinin batacağını düşünen,

diğer pisliklere de, günlerini göstereceğim.

Ve Yunus, üzülme, yalnız kalmayacaksın.

Diğer arkadaşlarının da işini göreceğim.

Neden her şeyi yanımıza alamıyoruz?

Ben böyle gidemem, Shalini.

Polise her şeyi anlatacağım.

Ne düşünüyorsun? Polisin seni serbest bırakacağını mı?

Hadi bıraktılar diyelim,

sağ bırakırlar mı?

Eğer sen benim yerimde olsaydın... - Zaten senin yerindeyim, John!

Hiç benim ne düşündüğümü düşündün mü?

Biz kaçarsak, ve sana bir şey olursa?

Peki eğer sana bir şey olursa? Bir düşün.

15 dakika sonra buradan gideceğiz. Sadece 15 dakika!

Sonra bunu iyice düşünürüz. Lütfen, John.

Müfettiş Naik. - Komiser Wagh ile görüşmek istiyorum.

Hangi konu hakkında? - Bunu sadece ona söyleyeceğim.

Kim arıyor diyelim? - Telefonu ona verin.

Şu an toplantıda. Mesajınız var mıydı?

Gidelim. Sonra düşünürüz.

Kaptan'a saldırı düzenlendi. Seni çağırıyor.

Sonra gelirim.

Seni şimdi istiyor. Sensiz dönmememi söyledi.

İstersen gelmeyeceğini kendin söyle. - Bir dakika bekle.

Seni seviyorum.

Deniz kenarı... sadece sen ve ben.

Onları bırakmadan önce cenazelerini hazırlayalım.

Tamam ama bir sorum var.

İşimiz hallolacak mı? Problem çıkmamalı.

Kaptan ile konuştuğunuzu unutmayın!

İyi misiniz? - Evet.

Dinle; taviz yok, tartışma yok, toplantı yok. Sadece eylem.

Bu hoşuna gidecek, John. Yunus'u yok edeceğiz, hemen.

Ama önce Yunus'un Kaptan olmasını,

Yunus'un aklına sokan kişileri yok edeceğiz.

Bunu seveceksin, John. Bu işi çok seveceksin.

Sorun değil. Kaif ve Bull halleder.

Hayır. Bu işi sen yapacaksın.

Kaif ve Bull seninle gelebilir. Ama işi sen yapacaksın.

Yunus'tan korktuğunu söyleme sakın.

Hayır. - Hadi, oğlum.

Elimi sık, her zamanki gibi.

Ben işi bırakıyorum.

Bana hayır diyorsun, öyle mi?

Peki neden? - Shalini ve ben,

bu şehirden gideceğiz. - Nereye? Ne yapacaksın?

Çiftçi mi olacaksın? Sığır mı otlatacaksın? Yoksa kümes hayvanı mı besleyeceksin?

Ne yapacaksın? Aptal olma!

Bak, John. Bunu bana 2 gün önce söylemiş olsaydın,

seni kendi ellerimle yolcu ederdim.

Ama bugün değil.

Seni oğlum yerine koydum, John.

Şimdi babana saldırdıklarında, oğlu ardına bakmadan gidecek mi?

Asla, hayır.

Ben sadece... - Otur!

İnsanlar senden korkuyor. Çünkü sen bunu taşıyorsun.

Sadece bunu taşıdığın için, John.

Ama benden korkuyorlar, çünkü benim param var, gücüm var,

sen varsın.

Hiçbir şeyi olmayanlar her zaman yardım ister.

Diğer insanlar güçlüdür.

İstediklerini yaparlar.

Onlar istedikleri her lanet olası şeyi yapar!

Aklından bu saçmalıkları çıkar.

Hadi... hadi.

Bugün son kez elinizi sıkıyorum.

Bun işten sonra asla görüşmeyeceğiz.

Döneceksin, John. Mutlaka döneceksin.

Çünkü bu dünya, göründüğü kadar romantik değil.

John!

İyi şanslar.

Ona dönmeyip ne yapacaktım? Bu işi artık yapmak istemiyorum.

Biliyorsun, John. Kaptan 'hayır' kelimesini sevmez.

Zamanla alışacak. - Anlamaya çalış, John.

Kaptan'ın Fakru'ya ne yaptığını biliyorsun. Sadece küçük bir yanlış uğruna.

Arabaya ne olmuş? Neyine bakıyorsun?

Fakru kim? Ve ona ne oldu? - Senden önceydi.

O da Kaptan'a karşı geldi. Kaptan kılıcı aldı ve...

Fakru kafasız kaldı.

Kaptan 'hayır' gelimesini duymaya alışık değildir.

Tüm tehlikeleri biliyorum. - İyi o zaman.

Acele et. - Ben de öyle yapıyorum.

Bir şey söyleyim mi?

Bu sadece 2 günlüğüne. Kaptan'ın işi hallolacak,

ve sen Shalini ile özgür kalacaksın.

Kimse bilmeyecek. - Ya ben? Ben de mi bilmeyeceğim?

Şu an Shalini ile gitmek zorundayım.

Bir dakika. Bitiyor.

Shalini'siz çok yalnız görünüyorsun.

Çok güzelmiş. Şanslısın.

Yanlız sıkıldım ve onu çağırdım yanıma.

Shalini ile burada 2 gün geçireceğiz,

konuşup dertleşeceğiz.

Shalini nerede?

Onunla konuşmalıyım. Şimdi, hemen!

Kapa çeneni!

Kaptan! Shalini nerede?

Zavallı kız, henüz onu kaçırdığımızı bilmiyor.

John... Sen misin... Alo...

Shalini. - Neredesin? İyi misin?

Tehlikede olduğunu söylediler.

sen, telefonunu bile evde unutmuşsun.

Neredesin şimdi? - Şimdi tehlikesiz yerdeyim.

Kendime yeni bir pasaport çıkarttırıyorum.

Bu yüzden seni bıraktım, tehlike altında olma diye.

Bana doğruyu söylüyorsun, değil mi? - Güven bana, Shalini.

Güveniyorum. Sen nerede olacaksın? - Benim için endişelenme.

Nasıl endişelenmeyim? Beni buraya getirecekleri konusunda uyarabilirdin.

Dinle, senden bir şey istesem yapar mısın?

Eve gidebilir misin? - Neden?

Galiba ben, şofbeni kapatmayı unuttum.

Peki.

Ve... hazır eve gitmişken...

tomurcuğu sula. Eğer birgün sulanmazsa ölür.

Sulayacağım. Kendine iyi bak.

Öpücüğüm nerede?

Her şey yolunda, değil mi?

İçimde bir kuşku var.

Korkma.

Sana hiçbir şey olmayacak.

Seni seviyorum. - Ben de seni seviyorum.

Söz veriyorum, bana o beş kişiyi getirirsen,

aşkını buradan götürebilirsin.

Beşinden birini getirirsen,

aşkınla sadece telefonda konuşursun. Anlaştık mı?

Eğer ona bir şey olursa,

seni öldürürüm.

Ne zaman, nasıl ve nerede. Bize anlat.

Öğüdümü dinle kardeşim. Yapma.

Yenge... Yani bu çok riskli, kardeşim.

Haber var mı?

Bak yine söylüyorum, eğer Kaptan'la anlaşma yaparsak... - Adres.

Shalini nerede? Çabuk söyle! - Beni öldürecek misin?

O zaman, Shalini de ölür.

Kazandık, Kaptan.

Bu deli, Shalini'yi kurtarmaya geldi.

Bak, John.

Bu öfkeni o beş adamı öldürmek için sakla.

Ve zaman kaybetme.

Shalini balıklar için yem olmadan bunu yap.

Hadi, oğlum.

Hatırlamaya çalışın. Gözlerine baktınız.

Nasıldı gözleri?

Kaybedecek vaktimiz yok. Erkenden halletmeliyiz işi.

Eğer yapmazsak... - Bunu sürekli söylemek zorunda değilsin, Bull.

Kolay bir iş değil bu, kardeşim.

Küçük bir hata, yenge için büyük kayıp olabilir.

Bilgilere bakalım.

Yunus lsmail. Otelinin en üst dairesinde oturuyor.

Orada çalışan herkes onun koruması.

Oteldeki saatlerin içinde kameralar var.

Patil.

Şerefsiz polis. - Devam et.

lnder Kapoor. Endüstriyle ilgileniyor. - Etrafı korumalarıyla çevrili.

Her yere özel korumalı arabasıyla gidiyor.

Sadece golf oynarken serbest.

Verma. Önceden de vuruldu. Ama kurtulmuştu.

Evini ofis yaptı. Tavşan gibi saklanıyor.

O hep korkaktı. Her zaman öyleydi.

Bhatia. Lüks içinde, çok lüks içinde.

İşi bakanla spor salonuna gitmek.

Korumalar da orada.

Her sabah koşuya gider. Ofisi Nariman Point'te.

Korumaları çok güçlü. İmkansız gibi.

İmkan dahilinde olmalı. Bhatia nerede şu an?

Nariman Point'te.

Gidelim.

Acele et. - John, o gidiyor. Acele et.

Çocuk? - Çocuk mu?

Ne çocuğu, John? Çocuk yok orada.

John, uzaklaşıyor!

Ne yapıyorsun, John?

Bu son şanstı!

Artık Bhatia'yı sadece gece klübünde kızlara birlikte yakalayabiliriz.

Oranın korumaları çok güçlüymüş. Ama hallederiz, John.

Bilmiyorum nasıl, ama hallederiz.

Bu bir emir. Komiser Wagh bizzat koruyor orayı.

Ve eğer John, Bhatia'yı öldürmezse, Kaptan çok kızar.

Bana ufak bir şey olması bile John'u kahrediyordu.

Bunu bilen sadece ben değildim. Kaptan'da biliyordu.

Evet, Kaptan? - Kaif?

Arkadaşına sor, daha ne kadar günah işletecek bana?

Boşver. Söyle ona, vakti azalıyor.

Anladın mı? - Evet.

İyi akşamlar, efendim. Nasılsınız? - İyiyim, teşekkürler.

Memur Bey, içeriye polis gerekmez.

Korumalarımız iyidir.

İçeri düşündüğünüz gibi yabancılar giremez, efendim.

Endişelenmeyin, efendim. - Hiçbir şansı kaçıramam.

Portre hazır. Şahidi bile çağırdım.

Kaptan, Shalini ile konuşmana izin verdi.

Shalini, ben...

Burada çok mutluyum. Hiçbir problemem yok.

Üzgünüm.

Parmağımı kestikleri için mi üzgünsün?

Doğruyu söyleyim mi? Hiç acı hissetmedim.

Tabi çığlık attım.

Ama parmağımı kestikleri için değil, John.

Biliyorsun...

biz seninle birbirimizden hiçbir şey gizlemezdik.

Küçük bir kız çocuğu gibi bağırdım, John.

Eğer daha önceden bilseydim,

susup kabullenirdim.

Neden bana her şeyi anlatmadın, John?

Benim yerimde sen olsaydın, ne derdin?

Hiç olmazsa şimdi bana doğruyu söyle, John.

Ve bana pasaport yalanını söyleme tekrar.

Eğer yine yalan söylersen,

son yalanın olur.

5 kişiyi öldürmek zorundayım.

Bu işi yine mi yapacaksın?

Bilmiyorum, ama söz veriyorum artık yalan söylemeyeceğim.

Sana bir şey olmasına izin vermeyeceğim.

Kaptan, beni ve adamlarımı öldürmeyi planlıyor!

Şuna bakın.

Demek, Kaptan'ın planı bu?

Nerede o? - Wagh araştırıyor.

Öğrenir öğrenmez biz de öğreneceğiz.

Çok haklısınız, Bay Lalwani.

Öldürülecekler listesindeniz.

Bu yüzden sizden dikkatli olmanızı istiyorum.

Gün içinde nereye gideceğinizi, neler yapacağınızı bize bildirmenizi istiyorum.

Bay Patil, banka hesabınızdaki yeşil banknotları sayma vakti.

Neden bir kaç adamınızı listeye sokmuyorsunuz?

Yoksa sadece bayanlar mı ilginizi çekiyor?

İki polis, sivil kıyafetleriyle sizi takip edecek.

Bir şeyler ters giderse, lütfen beni arayın.

Evet? - Kapoor geldi bile.

Zamanından önce, Kaif! Acele edin! - Ne?!

Orada bekle. Hemen geliyoruz. John, Kapoor zamanından önce gelmiş.

Hadi! Gidelim!

John, Komiser Wagh birden geldi, ve Kapoor'u buradan götürdü!

John, Komiser Wagh birden geldi, ve Kapoor'u buradan götürdü!

Komiser Wagh, Yunus'un adamı.

Shalini Kaptan'ın elinde.

4 kişi kaldı. Benim yanımda kimim var?

Endişelenme, John. Daha zamanımız var.

Zamanım yok!

Hiç zamanım kalmadı!

Verma ve Kapoor'u beraber öldürmeliyiz.

Tamam John, ama nasıl?

Yani, Verma ve Kapoor birbirlerinden nefret ederler.

Bir araya gelmeleri, imkansız gibi.

Gelecekler. Bir araya gelecekler. Bir ortak noktaları var.

Bankaları. Ve paraları.

Kaptan, Shalini problem çıkartıyor.

Seni öldüreceğim! - Ne yapıyorsun, Shalini?

Çocuklaşma. - Bırak beni!

Shalini, kaçmaya çalışma, sakin ol.

Buradan sadece John'a verdiğim görevler yerine getirilince çıkabilirsin.

Sakin ol.

Biliyor musun? Büyüklere böyle davranılmaz.

John'u oğlum yerine koydum. Yani burası senin evin sayılır.

Sadece bir gün kaldı. Sonra her şey bitecek.

Bununla ilgili bir problem var mı? Var mı?

Yok mu? İyi kız.

Bir dakika. John ile konuş.

John'u bağlayın.

Alo, John? Shalini kaçmaya çalıştı.

Bize problem çıkartıyor.

Sonra ona bir şey oldu diye bize kızma.

Bak, eğer böyle devam ederse,

Farid ve korumalarına başına gelenlere karışmam.

Anlat ona. Tamam mı? Bir dakika.

Al. John'la konuş.

Ve kendine hakim ol. Lütfen.

Farid. - Evet, Kaptan?

İş hallolmadan Shalini'ye dokunma.

Eğer ona bir şey olursa...

Neden böyle yapıyorsun? - Düşündüm ki,

eğer kaçmaya çalışırsam,

seni bu cinayetleri işlemekten kurtarabilirim.

Üzgünüm.

Hata ettim, değil mi?

Bir şey söyleyim mi?

Evimiz olduğunda,

yerler tahtadan olsun.

Mermer çok soğuk. Ve çok sert.

Perdeler ise incecik olacak,

evimize hep güneş girsin diye.

Hatırlıyor musun?

Neyi?

Yıl dönümümüz kutlu olsun, canım.

Sana sarılamıyorum, seni öpemiyorum.

Böyle zor bir yıl dönümü geçireceğimizi hayal bile etmezdik.

Söyle,

o çiçek herhalde solmuştur artık, değil mi?

Hala canlı.

Çiçek açtı mı? - Evet.

Yıl dönümümüz olduğunu unuttun, değil mi John?

Doğruyu söyleyim, hiçbir şey hatırlayamıyorum.

O zaman sesimi bile unutmuşsundur.

Sesin mi? O her zaman benimle.

Çok yakında yine beraber olacağız.

Deniz kenarında, mavi, derin suların yanında,

sadece sen ve ben. Ve senin sesin, havada dalgalanacak.

Her şey iyi olacak, John. Söz veriyorum.

Sadece bir kere beni sevdiğini söyle.

Seni seviyorum, Shalini.

Ben de seni seviyorum.

John eline yine silah aldı, benim yüzümden.

Onu durdurabilmenin tek bir yolu vardı.

Kaptan, kötü haber. Shalini bileğini kesmiş.

Hayır, hala yaşıyor.

Ben, lrani. Öğlen 3 gibi buluşalım.

İşi halledebilmemiz için, bir ya da bir buçuk ay lazım.

Bu riski alabilir misin? Tamam.

Hayır mı? Diğerlerinin bir planı var.

Tamam? Tam 3'te görüşürüz.

Varma, ben lrani.

Bankadaki bütün paranı al.

Banka satılacak Merkez Bankası alacak her şeyi.

Beni arama. Diğerleri uyardığımı anlayabilir.

Tam 3'te sizi orada karşılayacağım.

Tamam mı?

Bay Kapoor'u Powai'ye götürüyorum, efendim.

Ne oldu? Planı niçin değiştirdiniz?

Bankada önemli bir işi çıkmış. Ben de onunla Powai'ye gidiyorum.

Tamam.

İlginç değil mi? İşi, hayatından daha önemli.

İşi, zaten onun hayatı, efendim. - Alo. Ben Shukla, efendim.

Bay Mirchandani programını iptal etti, efendim.

Şimdi onun Alibaug'daki evine gidiyoruz.

Alibaug'taki polislere haber verdiniz mi? - Evet, efendim.

Bir dakika, efendim. Bay Shah.

İyi günler, efendim.

Üzgünüm efendim ama o alanı kuşatabilmemiz imkansız.

Başka ne yapayım, efendim?

Sadece birkaç gün. İdare edin, efendim.

Çok teşekkürler, efendim.

Varma'nın yanından bildiriyorum. - Dinliyorum.

Bay Varma ile Powai'ye gidiyoruz Aarey Milk Colony'den, efendim.

Çekime mi? - Hayır, efendim.

Bankada önemli bir işi varmış. Bağlantı sona erdi, efendim.

Powai polisini harekete geçirin ve alanı kuşatın.

Sivil olsunlar. Çabuk hallet.

Lütfen, efendim! Önceden de sizi uyardım.

Hayatınız tehlikede.

Buraya gelmekle işimizi daha da zorlaştırıyorsunuz. Lütfen benimle gelin.

Kaif nerede? - Gidelim.

O, benim dostumdu.

Bugün onu buradan götürün. - Neden? Bir problem mi var?

Polis kapıya adam dikti. Tüm gün buradalar.

Bu yüzden ona sakinleştirici verin diyorum, onu buradan çıkaracağız.

İşte bu kadar. - Ama ona sakinleştirici veremem.

Peki problem nedir? - O, hamile.

Eğer sakinleştirici verirsem, anne ve bebeğin hayatı tehlikeye girer.

Pardon, hanımefendi.

Diya. Nasılsın kızım?

Tanığı birini buldunuz mu?

Gariban kız! Ya hiçbir yakını bulunamazsa?

Çocuklar yurduna gidecek. Ne olabilir ki?

Böyle tatlı bir nasıl yurda gönderilebilir?

Böyle insanlar... - Biri sizi görmek istiyor, efendim.

Merhaba, Diya! Bak, sana çikolata getirdim.

Birini açayım mı? Yemek ister misin?

Kendini nasıl hissediyorsun?

Evet, Salim? - Kim olduğunu öğrendiniz mi?

Adı John.

İyi iş! Nerede yaşıyor?

Bandra. Ya da orada bir yerde.

Ailesinden kim var? - Sadece karısı var.

Butterfly Restoranı'nda şarkıcı. - Butterfly Restoran?

Dizinizde uyuyabilirmiyim? - Tabi ki. Gel.

Karısını kullanarak John hakkında bilgi al.

Hata yaptın demek? - Evet. Bir anda...

Bir anda mı? Salak! Bir an içinde neler olur biliyormusun?

Bir anda insan ölebiliyor!

Vurmayın, lütfen!

Eğer Shalini biz yakalamadan John ile karşılaşırsa kim ölecek, söyle?

Dediğiniz her şeyi yapacağım.

Gerçekten mi? Eğil.

Biraz daha.

Haberler nedir?

Bir taşla iki kuş. - Harika! Çok iyi!

Peki ya diğerleri? - Onlar daha sonra.

Önce Shalini'yle konuşmalıyım. - Sabret, oğlum.

Birini öldürünce hemen köpek gibi Shalini'ye koşuyorsun!

Shalini nerede? Onunla konuşmalıyım.

''Onunla konuşacağım, şimdi, hemen''

Tamam. Bir dakika.

Shalini... Shalini!

Arabam çalışmıyor. Yağmur yağıyor.

Yardımız lazım, lütfen. - Telefonumu rahat bırakın.

Ben hırsız değilim! Değilim! Sadece bir arama yapacağım!

Lütfen. - Pekala, numarayı verin.

Uyumuş olmalı. - Uyumuş mu?

Evet. Ona iğne yaptırmak zorunda kaldık.

Endişelenme. Uyanır uyanmaz konuşmanıza izin vereceğim.

Umrumda değil! Anlaşma böyleydi!

Tabi ya, anlaşma! Biliyorum.

Numara meşgul. - Bir daha deneyin... lütfen.

Hala meşgul. - Bir daha istemeyeceğim,

lütfen bir daha deneyin. Bir kere daha!

Zaman çok az. - Ben de onu diyorum, salak!

Zaman çok az. Acele et!

Sana diyorum, Kaptan.

Eğer Shalini'yle konuşmazsam, işin zorlaşır.

Kahretsin!

Çalıyor!

John! - Shalini!?

Beni nereye getirdiler bilmiyorum,

şimdi hastaneden kaçtım!

Neredesin şimdi? - Pardon, telefonumu verin!

Bankanın oralardayım. - Hangi banka?

Hint Bankası. - Hint Bankası mı?

Bir şey diyeceğim, John. - Ne oldu, Shalini?

Gitmeliyim, lütfen telefonumu verin!

Çabuk gel, sana anlatacağım.

Endişelenme, Shalini. 20-25 dakikaya oradayım.

Bekle. - Tamam, acele et.

Yoldayım!

Aptallık! Daha 2 insan var!

Onları hallet. - Endişelenmeyin, efendim.

Onların da sırası gelecek. - Onun sözüne inanayım mı?

Kaptan'ın işini halledersek her şey iyi olacak.

Şimdi neredesin?

John, sana bir şeyi söylemeyi unuttum.

Sen, yakında baba olacaksın.

Akıllı çocuk.

Beni neden öldürmediğini biliyorum. Çünkü Shalini benim elimde.

Alo. - Komiser Wagh.

Ben John. - John. Konuş.

Sizinle görüşebilirmiyim? - Ne için?

Önemli bir şey söyleyeceğim. - Ben de mi kara listedeyim?

Telefondan mı dinleyeceksiniz? Buluşmak istemiyor musunuz?

Nerede?

Ben Rashid, efendim. Kızın nerede olduğunu bulduk.

Tamam. - Kaptan'ın elinde.

Nerede takip ediyorsunuz? - Madh'teyiz.

Terkedilmiş bir binaya soktular kızı.

Kaptan'ın kaç adamı var? - 7-8 kadar.

Hepsi silahlı, efendim. - Tamam.

Onları takip ettiğimizi bilmemeliler.

Ne oldu, John? Problem mi var?

Dilekçe vermek için polis merkezine gelebilirdin.

Neden beni buraya çağırdın?

Konuş? Ne oldu?

İş değil. Gereklilik.

Ben size lazımım, siz bana.

Neden sana ihtiyacım olsun? Başka bir şey söyle.

Ve acele et. Yağmurdan soğuk alıyorum.

Shalini. - Kaptan'ın elinde.

Benim işime yarayacak hiçbir şeyin yok.

Lütfen, efendim. Shalini hamile.

Karın hamile.

Kendini bilmiyorsun, ama karın hamile.

Shalini ve bebeğimin hayatını kurtarmalıyım, efendim.

Söyle bana, John.

Neden şu an seni tutuklamayım?

Beni tutuklayamazsınız.

Ateş edebilmeniz için eliniz olmalı, komiser.

Kaptan hakkında her şeyi anlatacağım.

Lütfen Shalini'yi kurtarın - Pekala, John.

Shalini'yi ve bebeğini kurtaracağım.

Bunun karşılığında sen de bana Diya'nın ailesini vereceksin.

Eğer imkanım olsaydı yapardım.

O zaman senin gibi hayatları sona erdiren biri,

insanların hayatını kurtaramaz?

Shalini senin her şeyin. Ama benim bir şeyim değil.

Tıpkı Binbaşı Thakur, çocukları ve karısı,

senin için hiçbir şey ifade etmedikleri gibi! Shalini de ölürse ölsün!

Kaçabilirdim ama kaçmadım!

Çünkü kendimden kaçamayacağımı biliyorum.

Seçtiğim yolun doğru olmadığını anladım.

Tek umudum her şeye yeniden başlamak.

Neden buraya geldim biliyor musun, John?

Gece kulübündeki jokerin gözlerini yakında görmek istedim,

beni gecelerdir uyutmayan, rüyalarıma giren.

Eğer bana yardım etmek istiyorsan, benimle polis merkezine gel.

Ne dersin?

Ne oldu, efendim? - Kaçmasına izin verdim.

Bize geri dönecek.

Beni kurtarmak için izlediği yolların hepsi kapalıydı.

İşte o zaman John, kendi hayatını ortaya koydu.

Kaptan'ın adamı!

Patil size her şeyi anlatmış olmalı. - Tabi ki.

Evet, yakışıklı? Başını bir yere mi çarptın?

Yoksa yaşamaktan mı bıktın? Yoksa buraya onun sana verdiği,

aptalca planlardan birini yaparken ölmeye mi karar verdin?

Ölmeye değil, öldürmeye geldim.

Kaptan kara liste hazırladı.

Şimdiye kadar ölenlerle birlikte,

sizin ikinizin ismi de bulunuyor o listede.

So you want me to summon a referee to blow the whistle and start the match?

Neden ateş etmiyorsun o zaman? - İş konuşalım.

Neden buraya geldin? - Hayatınızı kurtarmak için.

Kaptan'ı öldürebilirim bile.

Kendin ölümün eşiğindesi ve bize ölmek ve kurtarılmaktan mı bahsediyorsun?

Bizi salak mı sanıyorsun?

Oğlunuz bakan arabasıyla tenis oynayama gidiyor,

her gün, saat 4'te. Doğru değil mi? - Yani?

Ne olmuş?

Hayatını kurtarmak lazım. - Kendin neden yapmıyorsun?

Profeyonelsin nasılsa. - Bunu sadece...

polis yapabilir. Ne tesadüf ki aramızda bir polis mevcut.

Eğer bizi kandırmaya çalışıyorsan, korkunç bir şekilde ölürsün.

Patil dönene kadar, benimle kalacaksın.

Bu odada. Benimle.

Yaklaşma! Onu vururum.

Kimi vuracaksın? Onu mu? Yoksa beni mi?

Beni mi vuracaksın? Hadi o zaman.

Vur!

Vur dedim!

Götür onu buradan!

Wagh nerede? - İçeride, efendim.

Sen burada ne yapıyorsun? Git ona yardım et!

Efendim...

Git dedim sana!

Efendim? - Git hadi!

Gel, beni John gönderdi. Seni ona götüreceğim.

John'un yanına. Tamam mı?

Shalini nerede? - DCP Patil onu götürdü, efendim.

Kimse Kaptan'ı kandıramaz. Kimse!

Yunus, Wagh ne arıyordu orada, anlamadım.

Benim için çok riskliydi bu.

Endişelenme, Patil. Kaptan'ın günleri sayılı.

Anlaşmaya uydum. Sıra sende.

Kaptan'ın cesedini buraya getirmeden,

karın burada bizimle güvende olacak.

Ne diyorsun, yakışıklı? - Hayır, bırak beni.

Gel. Ona iyi bak.

İyi misin? - Hadi, çabuk.

Aptal çocuk! Şimdi seni kimse kurtaramaz!

John! Lütfen. Bir şey söyle, lütfen!

Buradan uzaklara gideceğiz. Yeni bir yaşama başlayacağız, John.

Ambülans gönderin.

Bebeğini taşıyorum, John.

Beni affet. - Hayır, benim...

sana ihtiyacımız var, John!

Bana bak. Lütfen, John.

Bana bak. Aç gözlerini! John!

John! Kalk!

Bak, polis bile gitti!

Uzağa gideceğiz, John. Çok uzaklara.

Kimse bizi ayıramayacak.

Hatırlıyor musun? Deniz kenarında, derin mavi suların yanında,

sadece sen ve ben. Hatırlıyor musun? Kalk, lütfen.

Bizi kimse ayıramaz.

Kendi evimiz olacak. Yerler tahtadan olacak.

Lütfen kalk. Lütfen John!

John, cennetin de cehennemin de yeryüzünde olduğuna inanırdı.

Yaptıklarımızın bedelini yeryüzünde ödermişiz.

O uzağa gitti. Ardında hatıralar,

gerçekleşmemiş hayaller, ve tutulmamış sözler bıraktı.

çeviri: ekimdevrimi Bollywood.Tc Sundu

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.