Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
English
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
BERİNG DENİZİ
58° 31' 00.8" K, 176° 13' 12.6" B
29 ŞUBAT 12.01 ANADIR STANDART SAATİ
Görev Raporu.
Rusya Federasyonu denizaltısı K599 Sivastopol.
Operasyon Podkova.
Gün 74.
Test ettiğimiz aktif öğrenen savunma sistemi
kusursuz bir şekilde çalışıyor.
Hatta mucizevi şekilde denebilir.
Kuzey Kutbu buz örtüsünün altında parakete hesabı ilerliyoruz
ve evden beş gün uzaktayız.
25.000 deniz milinden sonra
Sivastopol kasıtlı olarak dünyadaki her donanmaya yaklaştı
ve kesinlikle fark edilmedi.
Podkova'nın gizlilik kapasitesi tüm beklentileri aştı.
Şu anda savaş teknolojisinde
gelinen son noktadayız.
Şimdiye dek insanlık tarafından tasarlanan
en korkunç ölüm makinesi.
Ve fark edilmemiz imkânsız.
Kaptan, ABD Virginia sınıfı denizaltı sonar tonları yayan
S-83 olarak tanımlanan bir su altı teması var.
Kerteriz 130°, bize doğru ilerliyor.
Seyir Subayı, herkes sessizce silahlara.
Güverte Subayı, geminin durumu?
Elli metre derinlikte. Dibe uzaklığı 72 metre.
Buz tabakasından uzaklığı 21 metre.
-Derin sulara uzaklık? -İki kilometre.
Aleut Uçurumu'na altı dakika.
Uzaklık manevrası. Dümenci, 15 derece sola.
Rotayı 100°'ye sabitle.
Düşük hızda irtifa kazan.
-Komuta kaptanda. -Başüstüne!
Rota 100°'ye geliyoruz.
Rota 100°'de sabit.
Silah Subayı, menzil?
Ateşleme çözümü uzaklığı 15.000 metre olarak gözlemliyor.
Bu çok mantıksız. Sonar tonları bu kadar güçlü mü?
Bundan daha yakın olmalı.
Kaptan, ateşleme çözümü 10.000 metre olarak değiştirdi.
Hiçbir şey bu kadar hızlı gidemez.
Tüm çözümler tutuyor. Uzaklık doğru.
Dümenci, sancak alabanda, rota 270°.
Rota 270°, başüstüne.
Uzaklaşıp derin sulara yöneleceğiz.
Hedef kerterizi 160°.
Kerteriz hızı sıfır mı?
Orada, yine bizimle dönüyor.
Bizi görebiliyor.
İmkânsız. Biz görünmeziz.
Silah Subayı, sonar ve atış kontrolünü test edin. Bir terslik var.
Torpido tüplerini dolduruyorlar!
Torpido odası. Tüm torpido tüplerini doldurun.
Başüstüne.
-Kontrol tamam! -Ön taraf tamam!
-Kıç taraf tamam! Torpidoyu yerleştir! -Tamam!
Torpido tüpleri doldu.
Dış kapakları açtı!
İlk dört tüpe su basıp kapakları açın.
İkinci tüp ateşlemeye hazır olsun.
Başüstüne Kaptan. İkinci tüpü hazırlıyoruz.
Kaptan, bizi kışkırtıyor.
Bizi denize gömmek için bahane arıyor.
Düşman torpidosu suda, kerteriz 200°. 1.000 metre ve hızlanıyor.
Dümenci, iskele alabanda, tam yol ileri.
İskele alabanda. Tam yol ileri gidiyoruz.
-Önlemleri devreye sokun. -Önlemler devrede.
-İkinci tüpü ateşleyin. -Ateşleniyor.
Torpido fırlatıldı. Hızla gidiyor.
Düşman torpidosu hâlâ yolda, uzaklık 800 metre.
Karşı önlemlerimizi atlattı.
-Sancak alabanda. -Başüstüne!
600 metre.
Tüm balast tanklarını patlatmaya hazır olun.
400 metre.
Çarpışma alarmı hazır olsun.
200 metre.
Çarpışmaya hazır olun.
Düşman torpidosuyla çarpışmaya
beş, dört,
üç, iki,
bir.
Çarpışma!
-Ne oldu? -Gitti.
-Bizi ıskaladı mı? -Hayır.
Hiç yokmuş gibi ortadan kayboldu.
Sonar, düşman gemisi nerede?
Kerteriz 330°, sancak baş tarafından 4.000 metre uzakta.
Torpidomuz ilerliyor.
Düşman denizaltısıyla çarpışmaya
üç, iki, bir.
Hani çarpışma?
Kaptan, düşman denizaltısı kayboldu.
Yok efendim.
Anlamıyorum.
Hiç orada olmadı.
Bir hayaletin peşindeydik.
Tam oradaydı. Cihazlar yalan söylemez.
Bugün bize yalan söylediler.
-Silah Subayı, torpidomuzu durdur. -Başüstüne Kaptan.
Torpidoyu durduruyorum.
Silahların başından ayrılın.
Bu yüzden deneme seferleri yapıyoruz.
Sistemde bir hata var.
Sistemde bir hayalet var.
-Eve gitme zamanı. -Kaptan!
Kendi torpidomuz komut almıyor. Bize doğru geliyor!
-Torpidomuz yolda, uzaklık 400 metre! -Tanrım.
Kablolu komut. Torpidoyu kapatın!
Torpidomuz hâlâ yaklaşıyor, uzaklık 200 metre!
Tüm balast tanklarını patlatın! Çarpışma alarmını ça…
Yemek siparişi.
Kimse yok mu?
Kimlik kodu.
Sakin ol.
Sakin ol.
Kimlik kodu.
IZ-254.
BE-11.
Hayır, daha değil.
Önce bana güvenlik sorusunu sormalısın.
Evet. Kusura bakmayın.
Yeminimiz nedir?
Gölgelerde yaşar ve ölürüz
sıkıca sarıldıklarımız
ve asla tanışmadıklarımız için.
Masaya koyabilirsin.
Baksana.
IMF'e hoş geldin.
Doğru seçim yaptın.
Efendim.
İyi akşamlar Bay Hunt.
Uzun zaman oldu.
Hayatlarımız seçimlerimizin sonucudur
ve geçmişten kaçamayız.
Otuz yıl önce, sana bir seçme şansı sunuldu.
Ya IMF'e katıl ya da hayatını hapiste geçir dendi.
Eşsiz doğal yeteneklerin nedeniyle hükûmet seni affetti.
Ama asla unutmayacağız.
Tıpkı yıllar önce seni bize getiren ölümü
senin asla unutmayacağın gibi.
Bu, sana yeminini ve bize sadakatini hatırlatmak için.
Bu görevin riskleri her zamankinden daha yüksek.
Her zamanki asiliğine müsamaha gösterilmeyecek.
Kabul etmeyi seçersen, mutlaka söz dinlemelisin.
Hükûmetin bir anahtar arıyor.
Amacı, bizim için hayati önemi
seni ilgilendirmez.
Seni endişelendirmesi gereken, arkadaşın Ilsa Faust'un işin içinde olması.
ARANIYOR 50.000.000 DOLAR
İstanbul'da bir kuryeyi öldürdü.
Aradığımız anahtarın yarısını kuryenin taşıdığına inanıyoruz.
Bu meseleye karışmayı neden seçtiği bir muamma,
nerede olduğu da.
Kesin olan bir şey var ki hükûmetin onun başına ödül koymuş.
Bu ödül avcıları da onu almanın peşinde.
Bir kaçağı asla canlı geri getirmezler.
Ve nadiren tek parça getirirler.
Arkadaşını aramak için Arabistan'ın
Rubülhali Çölü'ne gittiklerine inanıyoruz.
Ödül avcılarını bulursan onu da bulabilirsin.
Görevin, eğer kabul edersen,
anahtarı ele geçirip bize teslim etmek.
Ondan sonra Ilsa'ya ne olacağı sana kalmış.
Her zamanki gibi, ekibinizin bir üyesi yakalanır veya öldürülürse
bakanımız sizi tanımadığını beyan edecek.
Bu mesaj beş saniye içinde kendini imha edecektir.
Bol şans Ethan.
ARAP ÇÖLÜ YEMEN SINIRI YAKINLARINDA BİR YER
Gel.
Ethan.
Neyle karşı karşıyayız?
Bu "varlık" birçok kişiliğe sahip, bazen bilgisayar virüsü gibi hareket ediyor,
İSTİHBARAT TEŞKİLATLARI BRİFİNGİ VAŞİNGTON, D.C.
bazen solucan, bazen botnet.
Temasa geçtiği her türlü dijital bilgiyi çarpıtıyor.
Bir kez bulaşınca
dijital kaydedilen, saklanan veya iletilen hiçbir şeyin gerçekliğine güvenilmez.
Başta, genelde amaçlarımıza uyduğu için bizi pek ilgilendirmeyen
haberlere ve sosyal medyaya odaklandı.
Altı ay öncesine kadar,
varlık, Suudi Arabistan İstihbarat Müdürlüğüne sızdı.
Ve Çok Gizli Etkin Öğrenme Yapay Zekâsını
bulutta kaybolmadan önce özümledi.
Sonraki saldırılar bir gecede 10.000 kat artarak
katlanarak yayıldı.
Varlık'ın o zamandan beri bilinçli hâle geldiğini gösteriyor.
Yani bu şeyin kendi benliği mi var?
Yalnızca son üç hafta içinde
uydu telekomünikasyonlarımıza, Merkez Bankasına,
borsaya ve ulusal elektrik şebekesine erişti.
FAA, NASA ve ordumuzun birleşik birimlerine.
Yalnız da değiliz. Dünya ve Avrupa Merkez Bankalarına sızdı.
Rusya, Hindistan, İsrail, Avustralasya ve tüm Avrupa'nın
başlıca savunma, finans ve altyapı sistemlerine girmeyi başardı.
Tüm bu sistemlere tam olarak ne yaptı?
Hiçbir şey.
Hiçbir şey mi?
Geldi ve gitti,
kolayca bulunabilecek parmak izleri bıraktı
ve çok net bir mesaj yolladı.
"Geri geleceğim."
Asıl hedefi ne olursa olsun, onu durduracak gücümüz yok.
Enerjisinin tüm gücü artık tek bir hedefe yönelik:
Dünyanın istihbarat örgütleri.
Bildiğimiz gerçekliğe.
İstihbarat camiasının tamamı, en güvenli veri merkezlerimize sızılıp
bozulmadan önce
gerçeklere dayalı bilgi tabanlarımızın çıktılarını arşivlemek için yarışıyor.
Ki bu sadece an meselesi.
Varlık, her gücümüzü nasıl baltalayacağını
ve her zayıflığımızdan nasıl yararlanacağını net olarak bilecek.
Müttefiklerimizi nasıl düşmana,
düşmanlarımızı nasıl saldırgana çevirebileceğini de.
Neden istihbarat sunucularımızı tecrit etmiyoruz?
Dış dünyayla ilişkilerini keselim.
Çoktan kestik.
Ama sunuculara bakım yapılması için insanlar gerekir.
Ve insanlar, bir güvenlik zincirinin en zayıf halkasıdır.
Özellikle de dinsiz, vatansız, ahlaksız bir düşmanla uğraşırken.
Sabırla dinleyen, okuyan, izleyen.
Yıllardır en derin kişisel sırlarımızı toplayan bir düşman.
Kandırabilir, şantaj yapabilir, rüşvet verebilir veya istediği kişi olabilir.
Ve özenle kurulmuş bir dijital gerçekliğe tamamen bağımlı olmamız yüzünden
bizi istediği zaman manipüle edebilir.
Her yerde olan,
hiçbir yerde olmayan
ve merkezi olmayan bir düşman.
Pekâlâ, yani demek istediğiniz
gezegendeki en muhteşem istihbarat ve taktik teçhizatının
bu şeyi yok etmesi imkânsız.
Onu yok etmek istemezsiniz efendim.
Kontrol etmek istersiniz.
Bunu nasıl yapacağız Bay Kittridge?
CIA'in Kremlin'deki muhbirleri bize,
Rusların istihbarat faaliyetlerinin çoğunu haç biçimli bir anahtarın
iki yarısını ele geçirmeye yoğunlaştırdığını bildirdi.
-Neyin kilidini açıyor? -Tam emin değilim.
Ama Ruslar, bir şekilde gizemli Varlık'ı
etkisizleştirme gücüne sahip olduğuna inanıyor.
Yine de, tercihen
onu kontrol etmeyi, ondan yararlanmayı umuyorlar.
Buna inanıyor musun Kittridge?
Önemli olan dünyanın geri kalanının inanması.
Japonya, Hindistan, Almanya ve Britanyalılar inanıyor.
Yine de kimse
en yakın müttefiklerimiz bile,
bize isteyerek tek bir kelime bile etmedi.
Bu da, anahtarın iki yarısını elde etmek için
küresel bir yarış olduğunu gösterir.
Her ulus kendi çıkarı için peşinde, bu şeyi yok etmek için değil efendim,
silah hâline getirmek için.
Böylece, küresel hâkimiyetin tartışmasız yeni bir
modeli kurulur.
Bu anahtarı nasıl buluruz?
Önümüzdeki 72 saat içinde bir alıcının
Orta Doğu'da bir yerden geçeceğini biliyoruz.
Anahtarın yarısının zaten onda olduğuna inanıyoruz.
İnanıyorsunuz.
Şu anda, sahte olmadığından emin olamayız.
Bunu nasıl doğrularsınız?
Anahtarın orijinal yarısını doğrulayabilecek tek şey,
anahtarın diğer orijinal yarısı. Yani gerçek eşi.
Bizce bu bir tür emniyet tedbiri.
Eşini nasıl bulacağız?
Anahtarın diğer orijinal yarısının
bu kadının elinde olduğuna inanıyoruz.
Kim o?
Ilsa Faust.
İngiliz İstihbaratı eski ajanı.
-Şimdi nerede? -Öldü efendim.
Kendisi... Affedersiniz,
ödül peşindeki paralı askerler tarafından öldürüldü.
Ödülü kim verdi?
İşlerine bakılırsa herkes olabilir.
Yani anahtarı herkes almış olabilir mi?
Sıradan biri değil.
Onu bulması için bir adam yolladım.
Anahtarın yarısını emanet edebileceği tek adam.
Peki onda mı Kittridge?
Şu anda bunu bilmiyorum efendim. Gelmeyi reddetti.
Reddetti öyle mi?
Kimmiş bu adam?
Bu gizli bilgi.
Ben Ulusal İstihbarat Başkanıyım.
Bilmemem gereken tam olarak nedir?
IMF.
-Bay Kittridge. -Yani Dünya Bankası.
Hayır, o, Para Fonu.
-Bay Kittridge. -Hayır, diğer IMF. Bizimki.
Açılımı nedir?
İmkânsız Görev Gücü.
-Ciddi olamazsın. -Maalesef öyle.
Tam olarak ne yapıyorlar?
Adından anlaşıldığı gibi. Bizim yapamadığımız her şeyi.
Başında kim var?
Geleneksel anlamda emir alan kişiler değiller. Daha çok
not bırakıyoruz.
Not bırakıyorsunuz.
Bay Kittridge, efendim.
IMF istihbarat dışında çalışır ve doğrudan başkana hesap verir.
Bakalım anlamış mıyım.
Hiçbirinizin üstesinden gelemeyeceği bir görev olduğunda,
isimsiz bir adama not bırakıp
işi bitirmesini umuyorsunuz.
Öyle mi?
Tabii kabul etmeyi seçerse.
Ne tür bir ekip hangi emirleri kabul edeceğini seçer?
IMF, istenmeyen sonuçların olmamasını
sağlamak için özellikle kuruldu.
Bir görevin nihai sonucunu garanti edemezlerse
reddetme yetkileri var.
Anlıyorum.
Kızgınsın.
Kızgın değilim Kittridge.
Dinlememi istedin.
İşte dinliyorum.
Tamam.
Ilsa'nın başına ödül koydum.
Sana onu nasıl bulacağını da söyledim!
Ve anahtarı çalmasını istemedim. Onu kendince sebeplerle yaptı.
Ama olay bu, değil mi?
Sen onu beladan kurtarırsın, o hep başını yeniden belaya sokmanın yolunu bulur.
Dur! Ilsa.
Ilsa, dur! Benim!
Benim.
Sakin ol.
Beni dinle! Sen öldün! Ölü kal!
Ethan, bekle!
Senden özür dilemeyeceğim Hunt.
Benim görevim seni kullanmak.
Senin görevin de işe yaramak.
Görevini tamamladın mı, tamamlamadın mı?
Bunun diğer yarısı neredeyse,
birleşen anahtar neyi açıyorsa,
onu bulacağım.
Sonra ne yapacaksın?
Varlık'ın kontrolü konusunda hiç kimseye güven olmaz.
Niyetim onu yok etmek.
Ethan
bir sonraki dünya savaşı soğuk olmayacak.
Hızla küçülen bir ekosistem üzerinde sıcak bir savaş,
balistik bir savaş olacak.
Azalan enerjimizin, içilebilir suyumuzun, solunabilir havamızın
son kalanı için bir savaş olacak.
Varlık'ı kontrol eden gerçeği de kontrol eder.
Doğru ve yanlış kavramları,
yüzyıllar boyunca herkes için açıkça tanımlanabilir.
Ne dediğinin farkında mısın?
Senin deyiminle, bütünün iyiliği için savaşmanın devri
artık bitti.
Bir taraf seçmelisin.
Ben her zaman olduğum taraftayım.
Yolumdan çekil.
Bunu yapamam.
Senin peşine düşeceğiz. Dünya senin peşine düşecek.
Ve öyle veya böyle, görevin
sana pahalıya mal olacak.
Bunu açmazsam çok yakında misafirlerimiz olacak.
Alo.
Başkan Denlinger, lütfen.
Başkan şu anda müsait değil. Nasıl yardımcı olabilirim?
-Kimle görüşüyorum? -CIA Direktörü Eugene Kittridge.
-Kimlik kodu? -"Bassnote." Küçük harf, tek kelime.
-Efendim, bir sorunumuz var. -Kesin.
Yardımcınız 10 dakika önce evinde baygın hâlde bulundu.
Belli ki ilaçla uyutulmuş.
Anlıyorum.
Anladığınızı sanmıyorum efendim.
Güvenliğe göre tesise 15 dakika önce girmiş.
Anladım, sağ ol.
Rahat konuşabiliyor musunuz?
-Hayır, teşekkür ederim. -Bir güvenlik ekibi yolda.
Tehlikedeyseniz, ben beşe kadar saymadan telefonu kapatın.
Bir, iki…
Buradan nasıl çıkmayı planlıyorsun?
Elbette.
MISSION: IMPOSSIBLE ÖLÜMCÜL HESAPLAŞMA BİRİNCİ BÖLÜM
AL DHAFRA HAVA ÜSSÜ BİRLEŞİK ARAP EMİRLİKLERİ
Dinleyin.
Ülkesine kin besleyen bir Amerikalı ajan
kayıp ve yoldan çıktı.
Hedefleri, ulusal çıkarlarımıza tehdit oluşturuyor
ve ne olursa olsun etkisiz hâle getirilmeli.
Bu adamın elindeki her şey hayati önem taşıyor
ve sağlam olarak ele geçirilmeli.
Adam gözden çıkarılabilir.
Ama hafife alınmamalı.
İçeri sızma, aldatma, sabotaj ve psikolojik savaş ustası.
Esas olarak, hanımlar ve beyler,
kaosun zihin okuyan, şekil değiştiren, vücut bulmuş hâli.
Yani, kendi güvenliğiniz ve çevrenizdekilerin güvenliği için,
açık kalbine
tahta bir kazık saplamadıkça onu güvenli sanmayın.
Bu bir tatbikat değil.
Tüm siber uzayı istila eden,
kendinin farkında, kendi kendine öğrenen,
gerçeği çarpıtan bir dijital parazit.
Er veya geç, böyle olacağı belliydi.
Anahtarın iki yarısı,
bu Varlık'ı kontrol etme imkânı sağlayabilir.
Yani gezegendeki her hükûmet o anahtarı almak için bizi öldürür.
Bizimki dâhil.
Kesinlikle.
Bize, daha başlamadan yoldan çıkan onaylanmamış bir görev veriyor.
Yani bu konuşma teknik olarak vatana ihanettir.
Veya sıradan bir iş günü diyebiliriz.
Peki plan nedir?
Amsterdam'dan 746 numaralı uçuşla gelen bir alıcı, 30 dakikalık
aktarma sırasında anahtarın yarısını satın almayı umuyor.
Kuvvetle muhtemel, alıcı, anahtarın diğer yarısını
üstünde bir yerde taşıyor.
Bizdeki yarıyı doğrulamanın tek yolu o anahtar.
Alıcıyı nasıl tespit edeceğiz?
Bu Geiger sayacı
alıcının anahtarına gömülü yumurtanın
radyolojik sinyalini tespit edecek.
Bu gözlükteki artırılmış gerçeklik kaplaması
bizi ona götürecek.
Çok zekice.
Alıcıyı teşhis edip cebinden çalacaksın, işler tıkırında.
-Hayır. -Hayır. Elbette hayır.
Neyi açtığını bilmiyorsak tamamlanan anahtarın hiçbir değeri yok.
Sen anahtarın bizdeki yarısını alıcıya satacaksın,
bu arada biz alıcının aktarmalı uçuşunu bulup
o uçakta sana yer ayırtacağız.
Böylece, anahtarı nereye giderse takip edebilirsin.
Anahtarın neyi açtığını bilen birinin eline geçmesini umarak.
Kesinlikle.
Tamamlanan anahtarı bulmak
sadece bir başlangıç.
Dünyanın kaderi, kilidini açtığı şeyi bulmaya bağlı.
Bu adamı tanıyor musun?
Şahsen tanımıyorum.
Ama şahsi bir mesele.
-Şu nedir? -Ne?
Güvenlik uyarısı. Venedik yolcusu bir şüpheli çanta.
Hayır, kayboldu. Yanlış alarm olmalı.
Overwatch, Snap Shot. Nerede o?
Snap Shot, Overwatch. Buldum.
B terminali, Kapı 15, güneye gidiyor.
-Öyleyim. -Değilsin.
Ethan, şu Net Ranger arkadaşa
en az onun kadar iyi kod yazdığımı söyler misin?
Yorum yok.
İster misin, bizim şu Phineas Phreak
ben elimde şu havyayı tutarken
Varlık'ı tek başına çökertsin?
-Muhtemelen. -Kuşkusuz.
Çekilin yoldan!
Bana yerini söyle.
-Nerede o? -Mavi takım elbiseli. Tam önünde.
-Bu o değil. -O.
-Diyorum ki, o değil. -Ben de diyorum ki
yüz eşleştirmeye göre mükemmel…
Bunu nasıl yaptın?
Kimse Phineas Phreak'in elinden kurtulamaz.
-Onu buldum! -Nerede?
E terminali, Kapı 5.
Lanet olsun, havaalanının diğer ucunda.
Ethan, E terminaline gidiyorlar. Havaalanının bu tarafı senin.
-Sağ ol Luther. Alıcıyı görüyorum. -Gördüm.
Alıcı Otto Von Bork. İsviçre uyruklu.
Otuz dakika sonra 1031 numaralı uçuşla Venedik'e geçiyor.
Benji, beni o Venedik uçağına bindir.
Tamam. 1031 Venedik uçağı. Beklemede kal.
Ethan, ne oldu öyle?
-Adamı çarptı. -Ne demek çarptı?
Şu kadın, cebinden aldı. Onu etiketle. Kimmiş söyle.
VENEDİK
Luther, iletişimi kes.
-Ne oldu? -Şu çanta 1031 sayılı uçuşa gidiyordu.
Ne çantası?
Birkaç dakika önceki şüpheli çanta alarmı.
-Ne olmuş? -1031 sayılı uçuşa gidiyordu.
Venedik'e. Alıcının uçağı. Ethan'ın uçağı.
Luther, duyuyor musun? Kim bu?
Ya yanlış alarm değilse.
Ya biri, o uçağa bomba sokmaya çalışıyorsa?
Ya Varlık, Ethan'ı uzak tutmak için böyle düşünmemizi istiyorsa?
-Luther, neler oluyor? -Onu uyarsak mı?
-Hayır. -Çocuklar? Beni duyuyor musunuz?
O çantayı bul. Seni yönlendireceğim. Git.
Luther, söylesene, bir sorun mu var?
Endişelenecek bir şey yok. Kontrol altında.
Yakaladım.
Kadınla ilgili bilgi şimdi geliyor.
Hırsızlık / YOLSUZLUK / Haraç / Soygun
Her kimse, casus değil.
Kadın hırsız.
Nereye gidiyorum Luther?
Benji, hemen solunda bir kapı var.
Şimdi açıyorum.
GÜVENLİ BÖLGE
Peşinde olduğun çanta 01833 numaralı bantta,
tesisin kuzeybatı köşesine doğru gidiyor.
Anlaşıldı!
Merhaba.
Merhaba.
Anlıyorum.
Beni birine benzettiniz.
İlgilenmiyorum.
Bana bir şans ver.
Bağırırım.
Lütfen bağır.
Ne istiyorsun?
Bu anahtarı.
O adamın cebinden aldığın.
Hiçbir değeri yok
bu anahtar olmadan.
Ama birlikte,
o adamın flash bellekte taşıdığı
kripto para ile dört milyon değerinde.
Bu konuda hiç bilgim yok.
O zaman bu bellek neden cebindeydi?
Sen kimsin?
Biriyle mi çalışıyorsun?
Asla. Kesinlikle tek tabancayım.
Bugün bir ortağın var.
Bunu çaldığın adamın
alışverişi tamamlamasını ve onu çarptığını fark etmeden
bunlarla uçağa binip gitmesini istiyorum, yani…
-Yedi dakikada. -Yedi dakikada.
İkimiz de iyi yankesici olduğunu biliyoruz.
Bakalım yerine koymakta nasılsın.
Yerine koymamı bekliyorsun.
Koyacağını biliyorum.
Sen hırsızsın. Parayı istiyorsun.
Ben sana verebilirim.
Seçim senin. Ya varsın ya yoksun.
Pekâlâ.
Peki plan nedir?
Umarım ne yaptığını biliyorsundur.
Önden buyur.
Buna ihtiyacım olmayacak.
Sigara içmem.
Sende kalsın. Beni hatırlatır.
Ethan, alıcıdan aldığı anahtarın alaşımı eşleşmiyor.
-Sahte. -Ben de bunu bekliyordum.
Bu, hedefimizi değiştirmez. Alıcı her iki anahtarla gitmeli.
Söyle Luther! Nereye gidiyorum?
Benji, merdivenlerden aşağı in,
çanta tam orada olmalı.
Tamam. Geldim. Geldim.
Bu o.
Tam önünde.
Tamam. Kusura bakmayın. Başkası sandık.
Hunt bizimle kafa buluyor.
Millet! İkişerli dağılın.
Ethan, Amerikalı dostlarımız akıllanıyor.
Dağılıp havaalanını arıyorlar.
Gözünü dört aç.
Sana nasıl sesleneyim?
Grace'e ne dersin? Senin adın nedir?
Dinle Grace.
Bu işle tek ilgilenen biz değiliz.
Sana kaç dersem kaç.
Kaçmak mı?
Heyecan artıyor.
Benji, çantayı buldun mu?
Buldum!
İçinde silindirik bir cihaz var. Onu çıkaracağım.
Ne durumdayız Luther?
Ethan, alıcı üst katındaki bekleme alanında.
Yürüyen merdivenin tepesinde.
Hepsi sana doğru geliyor.
Bulunduğun yer her an ajanlarla dolabilir.
Bu her ne ise, çalıştırdım.
Görünüşe göre beş dakikamız var.
-Nükleer gibi. -Ne kadar büyük?
Havaalanındaki herkesi ilgilendirecek kadar büyük.
-Etkisizleştirsen? -Aletim yok!
-O zaman bul. -Ben nereden…
Şimdi mi kaçıyoruz?
Henüz değil.
Benji, bombanın durumu nedir?
Hadi, hadi.
Açtım!
Bu bir silindir şifre. Sekiz çark var.
Her çarkta 14 harf var gibi.
1,5 milyar olası kombinasyon.
Yaklaşık.
Aman Tanrım.
Ne oldu?
Çarklar bana bir mesaj yazıyor.
Sen bittin.
Olmaz. Daha bitmedi.
Hayır, Luther, D-O-N-E yazmıyor.
D-U-N-N.
Bu benim soyadım.
Kim olduğumu biliyor.
Dur. Ekranda bir mesaj var.
"Ağzım olmadan konuşuyorum, kanatsız havada uçuyorum. Ben neyim?"
Bilmiyorum. Nedir?
Bu bir bilmece. Sanırım sesle etkileşiyor. Cevabı söylememi istiyor.
"Havada uçuyorum…"
Yankı!
Oldu! Oldu!
Tamam, yeni mesaj.
"Ölmekten korkuyor musun?"
-Bu ne biçim bilmece? -Bu bilmece değil.
Bu bir psikometrik test.
Ne kadar çok soru cevaplarsan hakkında o kadar çok şey bilir.
"Ölmekten korkuyor musun?" Hayır!
-İşe yaradı mı? -Yalan söyledim. Biliyor.
Ona doğruyu söyle. Söyle.
"Ölmekten korkuyor musun?" Evet! Kim korkmaz?
Tamam. "Sürekli yaklaşıp hiç varmayan nedir?"
Bunu biliyorum.
Zaman azalıyor Luther.
Bilmeceden anlamam Benji. Ne diyebilirim?
Zamanımız daralıyor!
İşte orada.
Çok kolay olacak.
Rahatsız ediyorum, üzgünüm Ethan.
Sürekli yaklaşıp hiç varmayan nedir
biliyor musun?
Sürekli yaklaşıp hiç varmayan nedir?
Yarın.
Ne?
Sürekli yaklaşıp hiç varmaz: Yarın.
-Yarın. -Yarın.
Yarın! Yarın!
Evet! Tamam, sıradaki soru.
Anahtarları ver.
-Gözüm üstünde. -Bana güvenmiyor musun?
Luther, neler oluyor?
Endişelenecek bir şey yok. Her şey kontrol altında.
Sıradaki soru:
"Senin için en önemli şey kim veya nedir?"
Söyle.
-Ama ya… -Başka şansın yok. Söyle.
Arkadaşlarım.
Alçak.
-Yoksa… -Evet, öyle.
Parayı ver, anahtarı ver.
Tamam. "Boşalttıkça büyüyen şey nedir?"
-Delik. -Delik. Muhteşem!
Başka soru yok ve bir çark kaldı.
Soru yoksa nasıl cevap vereceğim?
Bu son sınavın olmalı.
Kırk beş saniyem var!
Şimdi ne olacak?
Düşünüyorum. Kıpırdama.
Luther, sıkıştım. Çıkmalıyım. Nereye gideyim?
Daha büyük bir sorunumuz var.
Muhtemelen buradan kimse çıkamayacak.
Ne?
Bagaj bölümünde bir bomba var. Nükleer bomba.
Sorduğum sorular onu etkisizleştirmek içindi.
Dur, dur, dur!
Neden bana söylemediniz?
Meşguldün. Rahatsız etmek istemedik.
Nükleer bomba varsa beni anında rahatsız etmelisiniz.
-Ne kadar kaldı? -Yirmi saniye.
Yirmi saniye mi?
Bir bilmece daha var, uğraşıyorum. On beş saniye!
Sakin ol. Bilmece nedir?
Anlatana kadar hepimiz ölürüz!
Hadi Benji.
Neden hep böyle oluyor?
On saniye.
Dokuz, sekiz,
yedi, altı, beş,
İYİ ŞANSLAR
Aman Tanrım.
Ne oldu?
-Bu boş. -Ne demek boş.
İçinde hiçbir şey yok.
Anahtarı aldı.
-Hangi anahtar? -Bizimki. Gerçek olan.
-Ne? -Luther, onu bul.
Buldum. E terminaline gidiyor.
-Hayır, olamaz. -Ne oldu?
Luther, Benji. Görev iptal. Gidin!
-Nerede buluşuyoruz? -Buluşma yok!
Bu göreve son verildi. Hemen gidin.
Hunt! Olduğun yerde kal!
Gören var mı? Nerede?
İzninizle! İzninizle!
Affedersiniz! Affedersiniz!
ROMA
-Çekilin! -Çekilin, çekilin!
Burada bir yerde olmalı.
Kahretsin.
Burada elimizde kısa dalga telsiz,
manyetik ses kaydı, katot ışın tüpü monitörler var.
Artık birler ve sıfırlar yok.
Tamamen analog, çevrim dışı güvenli oda,
dijital tabanlı Varlık'ımızdan korumalı.
Bu yayın nereden geliyor?
Soğuk Savaş'tan kalma CORONA uydusundan.
Hâlâ kullandığımızı bilmiyordum.
Evet, kullanmıyorduk.
Yirmi yıl önce Ulusal Hava Durumu Servisi'ne verdik.
Bu hâlâ çalışan son uydu.
Bu şey sizin isimsiz IMF elemanını bulmamıza yardım edecek mi?
Bunu hiçbir şey yapamaz efendim.
Ama bu kadını takip etmemizi sağladı.
Adamımızla birlikte Abu Dabi havaalanında görülmüş.
Kim bu kadın?
Şimdi nerede?
Buradasınız çünkü İtalyan polisi, eşkâlinize uyan bir kadının
öğleden sonraki uçakla
Abu Dabi'den geleceğine dair isimsiz bir ihbar aldı.
Bu kadının elinde birden fazla pasaport varmış.
Bu, St. Petersburg'da dolandırıcılıktan aranıyor.
Antwerp'te mücevher hırsızlığı. Monako'da sanat hırsızlığı.
Milano'da rüşvet. Mumbai'de haraç.
Ama benim favorim bu.
Rio'da tutuklamaya direnme.
Ben de merak ediyorum
bu kadınlardan hangisi sizsiniz?
Bunları hayatımda hiç görmedim.
Sizin çantanızdaydı.
Ve hepsinde sizin fotoğrafınız var.
-Görebilir miyim? -Lütfen.
Evet, inanılmaz bir benzerlik
ama ben değilim.
Defalarca söyledim,
ben Brighton'lı bir öğretmenim. Ücretli izindeyim.
Neye bulaştıysanız,
belli ki çok güçlü düşmanlar edinmişsiniz.
Tamam.
Avukatı gelmiş.
Avukatım mı?
Yargıç Spezzi.
Özür dilerim, siz kimsiniz?
Interpol.
Abu Dabi'de tutuklanan kadınla ilgili olarak buradayım.
Tutuklandığı sırada üzerinde çıkan eşyaların envanteri gerek.
Kimlik görebilir miyim lütfen?
Gerisi nerede?
Sizi temin ederim, hepsi bu.
-Adınız neydi? -Abu Dabi'den bir anahtarla ayrıldı.
Anahtar yoktu.
Sıra dışı bir anahtar.
Kolye ucu ile karıştırabilirsiniz.
Öyle bir kolye ucu ki şeytana uyup bir zincirle
Amelia'nın boynuna takabilirsiniz.
Amelia mı?
Eşiniz.
Sevgili kızınız Serena'nın annesi.
Sen Interpol'den değilsin.
Olmak istersem olurum.
Her şey olabilirim ve her şeyi bilirim.
El konulmuş malları ilk defa çalmaya kalkmadığını biliyorum.
Bir Cartier bileklik.
Aklanmıştın ama ikimiz de onu
metresin Valeria'ya verdiğini biliyoruz.
21 Ağustos'ta. Yirmi dokuzuncu yaş gününde.
Kimsin sen?
Seni aramak zorundayım,
emin olmak için.
Sekreterin artık bizimle değil.
Teşekkürler memur beyler.
Lütfen.
Dışarıda bekleyebilirsiniz. Teşekkürler.
Sen.
Bunu sen yaptın.
Polisi aradım. Onlara renkli geçmişinden bahsetmedim.
Senin hatan.
Tutuklanmadan önce o anahtarı başka bir yolcunun cebine koydun.
Bilgi alışverişinde bulunup sonra buluşmak için anlaştınız.
Şu anda birisi
senin için o anahtarı sakladığından habersiz.
Habersiz bir kurye. Mükemmel suç ortağı.
Tahminimce, orta yaşlı biri mi?
Hayatı boyunca senin gibi bir kadın tarafından
fark edilmeyi bekleyen bir adam.
Bir yetim.
Çok akıllı. Doğuştan becerikli.
Yoksulluk içinde büyümek, lüks şeyler arzulamana neden oldu.
Başka insanların şeyleri.
Biri potansiyelini gördü ve becerilerini geliştirmene yardımcı oldu.
Sana, istediğini sandığın hayatı veren beceriler.
Ismarlama giysiler, kaliteli yemekler, lüks oteller.
Seni yasaların bir adım önünde tutan beceriler,
şimdiye kadar.
Dürüst olmayan bir yaşam sürmeye çalıştığı için bir kızı suçlayamazsın.
Ne çaldığın hakkında hiçbir fikrin yoktu. Yoksa asla çalmazdın.
Bak ne diyeceğim.
Sen beni buradan çıkar, ben de seni anahtara götüreyim.
Daha iyi bir fikrim var.
Bana her şeyi anlatacaksın
sonra seni buradan çıkarmayı düşünürüm.
Seni kimin tuttuğuyla başla.
Bana yalan söyleme çünkü anlarım.
Beni kim tuttu bilmiyorum.
İletişimimiz neredeyse tamamen elektronikti.
-E-posta mı? -Mesaj.
-Şifreli mi? -Elbette.
-Neredeyse? -Efendim?
İletişimimiz "neredeyse" tamamen elektronikti dedin.
Lüksemburg'da bir kafede bir zula vardı.
-Zarf geldi. -Zarfta ne vardı?
Abu Dabi'ye bir bilet.
Bir de
senin bir fotoğrafın.
Seni havaalanında takip etmem istendi.
Bir hedefi izleyecektin.
Hedefte bir anahtar ve kripto para olarak dört milyon vardı.
Bu arada, o bellek işe yaramazdı. Boştu.
Para kazanmak için tek umudum sizin anahtarı teslim etmek.
Peki kime teslim etmen söylendi?
Venedik'te.
Ducale Sarayı'nda partide. Yarın. Gece yarısı.
Birini mi bekliyorsun?
Havaalanındaki arkadaşların. Birkaç dakika önce koridorda gördüm.
Daha önce söyleyebilirdin.
Senin peşindeler, benim değil.
Seni sapık!
Hayır Grace.
Hayır, hayır.
Kendisi müvekkilimdir.
Grace.
Hayır. Hayır.
Hayır, hayır! Çekilin! Çekilin!
Özür dilerim!
Kim böyle park eder?
Grace! Kenara çekmelisin.
Grace.
Kenara çek. Dinle. Yardım etmeye çalışıyorum! Grace!
Onu bana getir.
İyi misin? İyi misin? Hayır, hayır.
Bir şeyimiz yok.
Elini ver.
Yavaş, yavaş, yavaş. Tamam.
Yavaş.
Kırığın var mı? İyi misin? İyi misin?
Hunt!
Yolun sonu!
Bırak kızı gitsin.
Kelepçeyi tak.
Al hadi. Tak hemen. Hadi!
Merak etme, seni vurmayacak.
Silahları hemen indirin.
Özel Kuvvetler. Adam, terörizm nedeniyle aranıyor.
Kahretsin Degas, şu kadınlardan kurtul.
Hunt, beni dinle. Dinle.
Kızı bırak. Kelepçeyi tak.
Silahlarınızı indirin, hemen.
Her şey kontrol altında.
Tamam! Tamam!
Herkes eğilsin! Eğil!
-Eğil, eğil! -Siper alın! Siper alın!
-Sen sürüyorsun. -Ne?
Hayır, hayır!
Hadi, hadi. Gaza bas.
Bas, bas, bas!
Bas, bas, bas!
Atla!
İyi gidiyorsun. Devam et.
Durma.
Araba, araba.
Sorun yok. Ayağını frene koy. Arabayı çalıştıracağız.
Bekle, bekle!
-Ne oluyor? -Benden bu kadar. Yapamam.
İnsanlar peşimizde.
Evet. Sen sürüyorsun. Hadi.
Bu da kim?
Hiçbir fikrim yok.
-İyi misin? -Bu iş bitince olacağım.
Olamaz.
Merak etme. Merak etme.
Peşimizde olmayan var mı?
Bu arabadan kurtulmalıyız.
Scooter'lar! Kahretsin.
Ne yapıyoruz?
GÜVENLİ ARABA
Bize yeni bir araba buluyorum.
Tamam.
-Bir saniye bekle. -Tabii.
-Sağ ol. Tamam mı? -Evet.
-Hazır mısın? -Hazırım.
-Vay be. -İyi misin?
Bak, kusura bakma. Bu…
-Sorun değil. -Hayır, bu araba, bazen…
Sorun değil.
Hayır, öyle bir ayarlıyorlar ki bazen…
-Gidelim. -Zaman alıyor.
Trafik kameraları, yüz tanımayla kadını teşhis etti.
Şu an, sarı bir Fiat 500'de.
Ekipler takipte.
Şimdi seni yakaladım.
Onları ektik gibi.
Hadi…
Çekilin! Çekilin!
Bebek, bebek, bebek!
Bir dakika, ne?
Hayır, hayır.
Bas, bas, bas!
Düz git.
-Ayağını gazdan çek. -Yanıyoruz. Yanıyoruz!
Lastiklerden. Düz gitmeye çalış.
-Sakin ol. -Neden dönüyor?
Güzel, güzel!
Oluyor, oluyor.
-Sağa dön. Oradan. -Hadi!
Sağdan git. Sağa dön!
-Kim kullanıyor? -Sen kullanıyorsun.
Git, git. Düz git.
Hadi, hadi.
Düz gitmeye devam et.
Veya sola. Hadi, hadi. İyi gidiyorsun.
Polisler! Bir sürü polis!
Direksiyonu tut.
Fren, fren, fren.
Tamam, direksiyon sende.
Düz mü?
-Sağ, sağ, sağ. -Tamam.
-Şimdi ne tarafa? -Sol, sol.
İyi gidiyorsun.
O bir insan.
-Araba, araba. -Görüyorum!
Gaza bas.
Sıkı tutun!
-Neler oluyor? Nereye gidiyoruz? -Bilmiyorum.
Tamam, frene bas, frene bas!
Benden nefret etme.
Grace? Grace!
Hadi, hadi.
Ethan!
Ethan!
Hadisene.
Anahtarın bir yarısının Grace'te olduğunu biliyoruz.
Gece yarısı Ducale'de olacağını da.
Artık onu orada kimin bekleyeceği konusunda iyi bir fikrimiz var.
Etkinliğin ev sahibi, en sevdiğimiz
uluslararası silah kaçakçısı ve karaborsacı Alana Mitsopolis.
Ak Dul.
Aslında kim olduğunu biliyor mu yoksa hâlâ
dünyaca ünlü kitle katili John Lark olduğunu mu sanıyor?
Olmadığımı kim söyledi?
Paris'te senin başına ödül koymadı mı?
Koydu. O ve Ethan aralarında çözdü.
Nasıl çözdünüz hiç anlatmadın.
Devam edebilir miyiz lütfen?
Tamam.
Bu akşam anahtarı birleştirdiğimizi varsayalım
neyi açtığını hâlâ bilmiyoruz. Yani bilen birini bulmalıyız.
Soru şu, aramaya nereden başlayacağız?
Bombanın havaalanına kendi kendine girmediğini anladık.
Birisi oraya koydu.
Varlık için çalışan biri.
Bu, havaalanındaki güvenlik kameralarından aldığım görüntüler,
tabii ortalık karışana kadar.
Bu da artırılmış gerçeklik güneş gözlüklerindeki görüntü.
Havaalanındaki herkese yüz taraması yapıyorum.
Tuhaf bir şey görüyor musun?
Hayalet gibi.
Hayaletlerin yansıması olmaz.
Havaalanında kimliği belli olmayan tek kişi bu.
Havaalanında başka hiçbir yerde bulunamayan tek kişi,
o yansıma dışında.
Her yerden silinmiş.
Eş zamanlı.
Varlık.
Onu koruyor.
Onu gördün, değil mi?
Emin değildim.
Peki kim o?
Uzun zaman önce
öldüğünü sandığım biri.
Başka bir hayatta.
IMF'ten önce.
Bana seçim sunulmadan önce.
Ve gerçek anlamda
beni ben yapan adam.
Bir adı var mı?
Kendisine Gabriel diyor.
Onu tanıyorsun.
Onu tanımak diye bir şey yok.
Kayıtlı bir geçmişi yok.
Varlık bunu halletmiş.
O karanlık bir mesih.
Varlık'ın seçilmiş elçisi.
Ve ona göre ölüm
dünyanın geri kalanıyla paylaşmak istediği bir hediye.
Nereden biliyorsun?
MI6'te hâlâ birkaç arkadaşım var.
Britanya hükûmetinin Varlık'ın kontrolünü ele geçirmesinden korkan arkadaşlar.
Onları durdurmaya yönelik girişimler vatana ihanet olarak görülecek.
Ve kayıt dışı olduğun için arkadaşların aradı ve senden yardım istedi.
Gabriel'ın Varlık'a hizmet ettiğini biliyorlardı.
Haç biçimli bir anahtarın yarısını
ele geçirmek için İstanbul'a gittiğini biliyorlardı.
Böylece ondan önce başardım.
Ve Kittridge başına ödül koyunca
saklanmak için çöle gittin.
Ama ödül avcıları seni yine de buldu.
Evet.
Bu arkadaşların anahtarın neyi açtığını söyledi mi?
MI6, Varlık'ın kaynak koduna götürdüğünden şüpheleniyor.
Kaynak kodu.
Bunu bana ne zaman söyleyecektin?
Şimdi söylüyorum.
MI6'teki arkadaşların seninle nasıl iletişime geçiyor?
Onlarla konuştun mu? Yüz yüze mi?
Ben kayıt dışıyım.
Benimle şahsen görüşme riskini alamadılar, yani tüm iletişim…
Elektronikti. Dijitaldi.
Varlık olduğundan emin olamayız.
Olmadığından da emin olamayız.
Bu konuşma dışında hiçbir şeyin gerçekliğinden emin olamayız.
Burada olmamalısınız.
-Ethan… -Hayır. Sen Gabriel'ı tanımıyorsun.
Ben tanıyorum.
Ona zevk veren öldürmek değil.
Sebep olduğu acı.
Ve bana ulaşmanın en iyi yolunun
sizden geçtiğini biliyor.
Gabriel beni tanıyorsa…
Varlık da tanıyordur.
Gabriel'ın beni burada istemesinin bir nedeni var. Sizi
burada istemesinin bir nedeni var. Varlık sizi burada istiyor.
"Senin için en önemli şey kim veya nedir?"
Hayır. Gitmelisiniz. Hepiniz gitmelisiniz.
-Ya gitmemizi istiyorsa? -Havaalanından yolladığın gibi.
Ya partide yalnız olmanı istiyorsa?
Yalnız giderim. Sizin için endişelenmem.
Bu yüzden sana söylemek istemedim.
Ethan, bir algoritma ile dört boyutlu satranç oynuyorsun.
Varlık kim olduğumuzu biliyor.
Attığımız her adımı muhtemelen hesaba kattı.
Yaptığımız her şeyi tahmin edeceğini düşünmeliyiz.
Bu şeyi yenmek istiyorsan onun gibi düşünmeye başlamalısın.
Soğuk, mantıklı, duygusuz.
O anahtar gerçekten Varlık'ın kontrolünü sağlıyorsa
dünyada ona sahip olması gereken son kişi Gabriel.
Çok haklı Ethan.
Gabriel o anahtarı almamalı.
Ve hiçbirimizin hayatı bu görevden daha önemli olamaz.
Bunu kabul etmiyorum.
Venedik'e ilk gelişim.
Benim de.
İçki ısmarlayayım mı?
Birini bekliyorum.
Ben de öyle.
Birlikte bekleyebiliriz. Adım Gabriel.
Öyle olsun.
Senin adın da Grace.
Bende değil.
Olmasını beklemiyordum.
Zaten anahtar için gelmedim.
Ne istiyorsun?
Sanırım beklerken sana bir hikâye anlatmak.
Belli ki buluşmaya geldiğim kişi sen değilsin.
Bu senin hikâyen Grace.
Sonunu biliyorum.
Sana bir içki ısmarlayayım, belki değiştirebiliriz.
Hadi partiye gidelim.
Affedersiniz efendim.
Benimle gelir misiniz?
Şunu anlaman çok önemli sen eşsiz değilsin.
Otuz yıl önce
adı Marie idi.
Ortak dostumuza güvenen birçok kadının ilkiydi.
Hepsinde istediği bir şey olan kadınlar.
Boyundan büyük işlere kalkışan kadınlar. Onun söylediğine göre.
Tanıdık geliyor mu?
Marie'ye ne oldu?
Kullandığı tüm kadınların başına gelenin aynısı.
Ve o anahtara dokunan herkesin.
İnsanlar yaşamış veya ölmüş umursamıyor.
Umursadığı tek şey hedefleri.
Ve şu anda, yolundaki tek engel
sensin.
-Sana neden inanayım? -İnanmamalısın.
Yalanlar dünyasına girdin Grace.
Kimsenin dediği doğru değil.
Seni korumaya söz verdiğinde bunu hatırla.
Grace.
Uzun zaman oldu Ethan.
Fırsatın varken beni öldürmeliydin.
Hepinize iyi akşamlar.
Bu, John Lark değil mi?
Aslında değil tabii.
Ama sen bana gerçek adını söyleyene kadar
Lark ile idare ederim.
Seni görmek güzel Alana.
Sen Gabriel'sın sanırım.
Hakkında çok az şey duydum.
Şahsen çok daha yakışıklısın.
Çok da beyefendisin.
Sen de Grace olmalısın.
Sizi tanıyor muyum?
Sanırım bana bir şey getirdin.
Beni sen tuttun.
Seni itinayla seçtim.
Yapma!
Sen yapma.
Onda değil.
Nerede?
Bakmayı düşüneceğin en son yerde.
Neden yukarı çıkıp bir şeyler içmiyoruz?
Nereye gidiyorsunuz?
Bu özel bir parti. Giremezsiniz.
Kahretsin.
Çoğunuzun bildiği gibi ben sadece bir aracıyım.
Alıcı ve satıcıyı ayarlarım.
Bazen para için, bazen bilgi için
ama çoğunlukla arkadaşlık için.
Herkesin iyi anlaşmasını isterim.
Özellikle benimle.
Ama dünya değişiyor.
Gerçek yok oluyor.
Savaş yaklaşıyor.
Ve dünya hâkimiyetinin anahtarı, her şeyden önce bir anahtar.
Varlık'ı kontrol etme gücüne sahip olan anahtar.
Dünyadaki herhangi bir hükûmetin
ele geçirmek için bir servet ödeyeceği şey.
En iyi arkadaşlarımdan bazısı
yani her büyük nükleer güç ve bir avuç küçük güç
bu anahtarı teslim etmemi istedi.
Elbette anahtarı bulursan
imkânsız bir ikilemle yüzleşmek zorundasın.
Anahtarı kime verirsen sana sonsuza dek borçlu kalır.
Ama dünyanın geri kalanı için düşman olacaksın.
Onu sevdim!
Onun nesi oluyorsun?
Gabriel başka bir ilgili tarafı temsil ediyor.
Aslında, bu parti
o ilgili taraf tarafından düzenlendi.
Hatta bu parti ilgili tarafın kendisi denebilir.
Yoksa bu?
Varlık.
Ve olay iyice karışır.
Anahtarı eski arkadaşlarımdan birine mi versem
yoksa onu ve kaderimi, Gabriel ve onun
şeytanca makinesine mi teslim etmeliyim?
Tamamlanmış anahtarı alacağından nasıl bu kadar eminsin?
Yarısı sende.
Ve o, diğer yarısının yerini biliyor.
Alabileceğini varsayarsak,
neden anahtarı ve tüm bu gücü kendine saklamıyorsun?
Çünkü neyi açtığını
o da bilmiyor.
Hoşuna gitse de gitmese de bir talip seçmelisin.
Çok nahoş ifede ettin Lark ama bu doğru.
Tabii ben neyin kilidini açtığını biliyorum.
Peki anahtar için o ne teklif ediyor?
Grace'e daha önce açıkladığım gibi anahtar için gelmedim
çünkü yarın her iki yarısı da bende olacak.
Bundan nasıl bu kadar eminsin?
Temsil ettiğim güçle ilgili hiçbir fikrin yok.
Milisaniye başına binlerce katrilyon hesaplama,
milyarlarca kişinin zihnini sinsice manipüle ediyor
ve bu arada her olası neden ve sonuç,
her senaryo, ne kadar mantıksız olsa da,
bir sonraki olayın gerçek haritasına dönüştürülüyor.
Ve şimdiki zamanda birkaç değişiklikle
gelecek neredeyse garanti oluyor.
Anahtar bana gelecek.
Yarın.
Innsbruck'a giden Şark Ekspresi'nde.
Innsbruck mu?
Varlık biliyor.
Senin talibini çoktan seçtiğini biliyor.
Çaresiz bir kontrol hırsıyla anahtarın iki yarısını
birleştirme niyetinizi biliyor.
Ama bana, tamamlanmış anahtarın
ayaklarıma serileceği sözü verildi,
tabii bu gece birisi ölürse.
Kim?
O.
Veya o.
Sen de şahit olacaksın Ethan.
Anahtar benim olacak ve ben gideceğim.
Kasırgadaki duman gibi.
Ama değer verdiğin biri öldükten sonra.
Böyle yazıldı.
Ne olduğunu anlıyorsunuz,
değil mi?
Gabriel korkuyor.
Varlık korkuyor.
Bir şekilde yaklaştığımızı biliyor.
O, başka neden gelsin?
Yardım et. Anahtarı tamamlamama yardım et ki bu şeyi yok edeyim.
Her sırrını biliyor Alana.
Bu manyağı dinlemeyin.
Yardım edersen sen de ölürsün.
Ona yardım edersen herkes ölür.
Yarın görüşürüz.
Alana?
Ethan'ın kaderi yazıldı.
Seninkini de yazalım mı?
Alana.
Özür dilerim Lark.
Eski günlerin hatırına senin seçmene izin vereceğim.
Ilsa
veya Grace.
Öldür onu Zola. Öldür. Onu olduğu yerde öldürün!
O zaman seçim senin Alana.
Ama hatırlatayım, Grace anahtarın yarısının yerini biliyor.
İkisinden birine bir şey olursa
senin veya tanrının dünyada benden kaçabileceği hiçbir yer yok.
Seni öldürmek için gitmeyeceğim yer yok. Bu da yazıldı.
Seni görmek güzeldi eski dostum.
Yakında görüşeceğiz.
Sen korkunç bir hata yaptın.
Burada benim hayatım tehlikede.
Yarın o trende olmalıyım.
Ve o anahtarı almalıyım.
Nasıl alacağım umurumda değil.
Kıpırdama.
Kaçabildiğin kadar uzağa kaç.
Ne olu…
Grace! Grace!
Grace!
Luther, Benji, duyuyorsanız, görüntü lazım.
Grace, Ducale'den yaya kaçıyor. Anahtar onda.
-Buradayız. Devam et. -Onu bulmalıyım. Nerede?
Kahretsin! Görüntü gitti. Başka uydu lazım.
Rus Zenith 4 casus uydusunu hack'liyorum.
Kötünün iyisidir ama işe yarar.
Bu taraftan!
Nereye gidiyorum? Hadi, hadi.
-Bekle. -Acele et.
Hemen kuzeyinde, köprüyü geçiyor.
Tekrar et Benji.
Kuzeye git. Köprüyü geçiyor.
Ethan, sağındaki geçidi kullan.
-Gördüm! -O dar sokaktan git ve sola dön.
-Görüntü yine gidiyor. -Başka arıyorum.
Varlık, uyduları ben daha hack'leyemeden hızla bozuyor.
Benji, onu görmüyorum. Nerede?
-Dar sokaktan git ve sola dön. -Anlaşıldı.
Sağa dön.
Affedersin, benim hatam. Sol diyecektim. Yine sol.
Aman Tanrım.
Ethan, iletişimimize sızıldı! Varlık ile konuşuyorsun!
Sola dön. Sağa dön. Solundaki köprüden geç.
Ethan, o ben değilim! Duyuyor musun?
Ethan, cevap ver.
Soldaki sokaktan aşağı. Sola dön.
Sağa dön.
İletişimi yeniden kur.
-Nereye? -Ethan'ı bulmaya.
Sokağın sonuna git ve sağa dön.
Ethan, Grace yaklaşık 800 metre önünde. O geçide gir.
Dur! Oradan değil!
Neden?
Ne taraftan?
Sol mu sağ mı?
Fark etmez.
Ne demek fark etmez? Grace nerede?
Minich Köprüsü'ne gidiyor,
Gabriel orada bekliyor.
Asla zamanında gidemezsin.
Ama sen gidebilirsin Ilsa.
Senin için neyin önemli olduğunu biliyorum Ethan.
Bu Benji değil.
Hayır, değil.
Ama sen bittin.
Öyle olsun.
Sen olmasını umuyordum.
Kusura bakma.
Adını unuttum.
Luther.
Benji.
Ya o?
Ilsa.
Yakın mıydınız?
Onunla yani.
Kendi çapımızda.
Ölümüne ben sebep oldum.
Hayır.
O, senin hayatta olma sebebin.
Ve bu gerçek.
Ne hissedeceğimi bilmiyorum.
Muhtemelen hiç bilmeyeceksin.
Çok üzgünüm.
Yapabileceğim bir şey varsa…
Biz de seninle bunu konuşmak istiyoruz.
Yaklaşık üç saat içinde
Ak Dul, Innsbruck'a giden Şark Ekspresi'nde olacak.
Orada bir alıcı, tamamlanmış ve onaylanmış anahtarı almak için bekleyecek.
Ama tamamlanmış anahtar onda değil.
O, Dul'da değil.
Ama bizimkinde olabilir.
O nedir?
Başka biri olma şansın.
Anlamıyorum.
Yalan söyleyecek değiliz Grace. Başın büyük belada.
Hiçbir sahte pasaport seni bundan kurtaramaz.
Hükûmetler kim olduğunu biliyor.
Ak Dul biliyor.
Varlık da biliyor.
Geleceğin artık üç seçenekten ibaret.
Hapis.
Ölüm.
Veya seçim.
Seçim mi?
Bir zamanlar,
her birimiz seninkine benzer bir durumdaydık.
Ve her birimize bu seçim sunuldu.
-Şimdi sana sunduğumuz seçimin aynısı. -Nedir peki?
Bizimle gelmek.
Ve hayalet olmak.
Bekleyin, bekleyin. Durun, durun.
Ciddi olamazsınız.
Yardım etmek için her şeyi yaparım demiştin.
Sen anahtarla trenden mi atlıyorsun?
Evet.
Sen.
-Biz değil. -Evet.
Peki bana ne oluyor?
Gizli Servis tarafından gözaltına alınacaksın,
büyük ihtimalle Abu Dabi'den beri peşimde olan aynı adamlar.
Kısa süre sonra bir adam seni görmeye gelecek.
Adı Eugene Kittridge.
Seni benim yolladığımı, sana seçenek sunduğumu
ve kabul etmeyi seçtiğini söylersin.
Kittridge denen bu adama güveniyor musun?
Senin değerini anlayacağına güveniyorum.
Seni kullanmak isteyecek.
Sonra ne olacak?
Bu mu?
Hayatımı ne zaman geri alırım?
Ne hayatı?
Ciddiyim Grace. Ne hayatı?
O hayatı yaşadım. Hepimiz yaşadık.
Kimse bizi buna zorlamıyor Grace.
Biz istediğimiz için buradayız.
Size bir kerelik katılırım.
Anahtarı bulmanıza yardım ederim
ve geçmişimi temizlersiniz.
Yeni bir isim, biraz cep harçlığı…
Ölürsün.
Ekip olmazsa hayatın yıllar, hatta aylar bile sürmeyecek.
Saatler sürecek.
Ama kalırsam güvende olurum,
beni korursunuz, öyle mi?
-Evet. -Hayır.
Buna söz veremem.
Hiçbirimiz veremeyiz.
Ama yemin ederim
hayatın
benim için her zaman kendiminkinden daha önemli olacak.
Beni tanımıyorsun bile.
Bu ne fark eder?
Burada, BASE paraşütü ve yamaç paraşütü var.
Trenden nasıl ayrılmak istersen.
Bizim telsizleri Gök Dalgası sinyaline göre ayarladım.
Uydu kadar güvenilir değil ama tamamen analog, Varlık'a karşı korumalı.
Anladım.
Seni burada bırakıyorum.
Bu, dün gece kullandığım dizüstü bilgisayarın sürücüsü.
Varlık'ın kodlamasına dair bir iz varsa
onu bulacağım.
Ama her şeyimle odaklanmalıyım.
Varlık'ın beni bulamayacağı bir yerde
tamamen çevrim dışı çalışmalıyım.
Gitmeliyim.
Anlıyorum.
Şimdi
sana bir soru sormalıyım.
Ortağın değil, arkadaşın olarak.
Hedefin nedir?
Varlık'ı yok etmek.
Ya Gabriel'ı öldürme konusu?
Anahtarın neyi açtığını biliyor.
Ona canlı ihtiyacımız var. Bunu unutmadım.
Gözlerine baktığında
bunu hâlâ hatırlayacak mısın?
Bunu bir düşün.
Yoksa Varlık neden ondan, değer verdiğin birini öldürmesini istesin ki?
Herkes Varlık'ı kontrol edebileceğini düşünüyor.
Sadece sen yok etmek istiyorsun.
Muhtemel bir gelecekte
senin kazandığını görüyor, Ethan.
Ve korkuyor.
Gabriel'ı canlı yakalayıp,
anahtarın neyi açtığını söylemesi için onu zorlamandan korkuyor.
Bence iki olası sonuçtan birine güveniyor.
Bir sonuca göre, o trende ölüyorsun.
Diğer sonuca göre Gabriel'ı öldürüyorsun.
Her iki durumda da
Varlık kazanıyor.
Luther
sanırım haklısın.
Anahtarı al,
trenden in ama canlı.
Gabriel'ı öldürme.
Ve sakın, tekrar ediyorum,
sakın planı değiştirme.
Ethan! Ethan!
-Ne? Ne oldu? -İşi bitti.
-Ne demek işi bitti. -Yandı.
Grace için Dul maskesi yaptım
ama seninkini yaparken kısa devre yaptı.
Tamir edebilir misin?
İşi tamamen bitti.
Bir haftam olsa da tamir edemem. Dul'un treni bir saat sonra kalkıyor.
Ethan.
Maskesiz gitmelisin.
Bu imkânsız. İstasyonda Ethan ve Grace'i arayacaklar.
O maske onun tren biletiydi.
Bu ne demek?
Grace bensiz gitmek zorunda.
-O mu? -Ben mi?
Beni o trene bindirmenin başka bir yolunu bulacaksın.
Üzerine atlayabileceğim kadar yavaş gittiği bir viraja ihtiyacım var.
Durun, durun.
Yalnız gitmemi beklemiyorsunuz.
Yalnız yapmayacaksın.
Planladığımız gibi yapacaksın.
Dul'daki anahtarı alıp
bizimkiyle doğrulayacaksın.
Ama tek başına bir değeri yok.
Yine de alıcıyla buluşmalı
ve anahtarın neyi açtığını söyletmeliyiz.
-Nasıl? -Nasıl?
Bir şey buluruz.
Birkaç ayrıntıya daha ihtiyacım olacak.
Ayrıntılar ayak bağı olmaya meyillidir.
Yapabilirsin Grace. Anahtarı al ve bekle yeter.
Seni almaya geleceğim.
Ethan, Grace o trene binecekse
maskeyi takıp hemen gitmeli.
O trende olacağına söz ver.
Orada olacağım,
ne olursa olsun.
AVUSTURYA ALPLERİ
Havaalanında, tren istasyonunda ve kanallarda muhbirlerimiz var.
Grace, haberimiz olmadan Venedik'ten ayrılamaz.
-Bilgi ver Benji! -Merak etme Ethan.
Tren tam zamanında ve erken geldin,
yani zamanımız var.
Emin misin?
Evet, şu anda trene bakıyorum.
Tam iki dakika içinde viraj için yavaşlamalı.
Beni zamanında yetiştir yeter, ne pahasına olursa olsun.
Yetiştiririm. Buluşma yerinde görüşürüz.
DUR
Tamam Ethan, bu bizim tren!
Evet, görebiliyorum.
Birazdan viraja yaklaşmalı.
Yavaşlıyor gibi görünmüyor.
Burada olduğundan nasıl emin olabiliriz?
Çünkü Dul burada.
Ya iyi bir nedeni varsa?
-Kimin? -Hunt'ın.
Ya yoldan çıkmak için iyi bir nedeni varsa?
O hep yoldan çıkıyor.
O ve neşeli sirk ucubeleri sürüsü.
Tek yaptıkları bu.
Peki ya her zaman iyi bir sebepleri varsa?
O anahtar sende olsa ne yapardın?
Dünyayı dize getirme gücüne sahip bir anahtar.
Üstlerime teslim ederdim.
O güçle yapabileceğin her şeyi düşün.
Tereddüt etmez misin? Bir saniye bile mi?
-Hayır. -Neden?
Çünkü bu, bir adamın sahip olamayacağı kadar büyük bir güç.
Kesinlikle.
Kimsenin sahip olamayacağı kadar büyük.
Belki Hunt da böyle düşünüyordur.
Kimin tarafında olduğunu merak etmeye başladım Degas.
Söz konusu dünyanın sonu olunca
herkesin tarafındayım sanırım.
Treni kaçırdım.
Treni kaçırdın mı? Treni nasıl kaçırdın?
Sence nasıl?
Gabriel.
-Harika, ne yapacağız? -Telaşlanma.
Peşlerinden gidiyorum. Beni o trene bindir yeter.
Seni nasıl bindirebilirim?
Otomatik sürüş etkinleştirildi.
Lütfen toplantıdan önce beni rahatsız etme.
Neredesin Ethan?
Alana?
Her şey yolunda mı?
Alana, iyi misin?
Alana?
Alana!
Alana!
Üzerini değişmişsin.
Sen hiç değişmeyeceksin.
Bay Kittridge.
Kittridge.
Sen Alana Mitsopolis değilsin.
Olamazsın.
Benim hatırladığım Alana şu boydaydı,
Tuileries Bahçesi'nde annesiyle sıcak çikolata içiyordu.
-Paris! -Evet!
Paris.
Oturalım mı?
Evet.
Bilgi ver Benji.
Sen şu an gittiğin yolda kal yeter, seni yönlendireceğim.
Anlaşıldı.
Hükûmetim adına, tam ve doğrulanmış anahtar karşılığında
şartlarını istemeyerek kabul etmeye hazırım.
Evet, lafı gelmişken.
Size tam anahtarı vermeyi kabul etmemize rağmen,
küçük bir sorun yaşadık.
Hayır, yaşamadık.
Sadece şartlarım biraz
değişti.
Anlaşılan, merhum annenle yaptığım anlaşmayı sana hatırlatmam gerek.
Onu hapishanede ölmekten koruyan bir anlaşma.
Kötücül aile imparatorluğunuzun, öncelikle
ortak çıkarlarımıza hizmet etmesi şartıyla devam etmesine izin verildi.
Anahtarı teslim ettiğimizde,
diğer tüm güçler anında düşmanımız hâline gelecek.
Bu nedenle, peşinen bir şey daha isteyeceğim.
Benim için.
Dinliyorum.
Zola, beni barda bekler misin?
BİRLEŞİK KRALLIK PASAPORTU
Demek o.
Onu tanıyor musun?
Fark etmesi pek zor biri değil diyelim.
Onu tanısan birkaç iyi özelliği olduğunu görürsün.
Tamam, onun hakkında ne bilmiyorum?
Ben bir iş… Benim için bir iş yaptı ve
onu korumanı istiyorum.
Kimden koruyacağım?
Herkesten.
Ben dâhil.
Onu koruduğumu kimse bilmemeli.
Zola bile.
Hatta, bir dahaki görüşmemizde
bu konuşmayı hatırlamayacağım bile.
Paris dedikleri kişi sen olmalısın.
Mesajda anahtar bende demişsiniz.
Anahtar bu trende olacak dedim.
-Şu anda değiş tokuş yapılıyor. -Biliyoruz.
Onu alan adamdan kurtulmanın da
senin için zor olmayacağını biliyorsun.
Kimse zor olmaz.
Anahtarın neyi açtığını bildiğini sanabilirsin
ama kilidin yerini tam bilmiyorsun.
Bana bir şey olursa
o anahtarın hiçbir değeri kalmaz.
Şimdi bana bir hikâye anlatacaksın.
Tren nerede?
Doğru yoldasın ama kesinlikle daha hızlı gitmelisin.
Olabildiğince hızlı gidiyorum!
Ne zaman yokuş aşağı gideceğim?
Birazdan.
Ajanımızın çaldığı yapay zekâ silah hâline getirildiğinde
uydu aracılığıyla dünyada her yere gönderilebilir.
Bütün ağ güvenliklerine nüfuz edebilir, verilen görevi gizlice yapabilir
ve ardında iz bırakmadan kendi kendini yok edebilir.
Mükemmel bir gizli ajan.
Yapay zekânın ilk kopyasını Rusya'nın en yeni denizaltısına bulaştırabildik.
Çok gizli Akula sınıfı. Denizaltının adı Sivastopol.
Görev, onu gizlice tespit etmemiz için Sivastopol'un görünmezlik yeteneğini
sabote etmekti.
Yapay zekânın hedefi denizaltının sonar küresindeydi,
savunma sisteminin merkezinde.
Tam anlamadığımız nedenlerden dolayı,
yapay zekâ yoldan çıktı
ve görevini aştı.
Mürettebatın donmuş cesetleri, ertesi bahar buz kütlesinde
sürüklenirken bulundu.
Anahtarın iki yarısı gizemli bir şekilde ortadan kayboldu.
Sivastopol kayboldu.
Kimse nerede olduğundan emin değil.
Tam nerede olduğunu biliyorum.
Dünyada bunu bilen tek kişi olmamı sağladım.
Yapay zekâyı itaatkârlaştırmaya yönelik sonraki girişimlerin
kontrolü zorlaştırdığını da biliyorum.
İsyan etti. Kendini yeniden yazdı. Ve Varlık'a dönüştü.
Yalnızca Varlık'ın orijinal kaynak kodunu kullanarak
kontrol edilebilir veya yok edilebilir.
Bu bizi neden ilgilendirsin?
İlgilenmeseydin burada olmazdın,
o yüzden kartlarımızı açık oynayalım, olur mu?
İkimiz de anahtarın neyi açtığını
ve Varlık'ı kontrol etmenin sırrının
Sivastopol'un hafızasının derinliklerinde saklı olduğunu biliyoruz.
Sizi, o denizaltının batmasıyla ilişkilendiren kanıtlarla birlikte.
İkimiz de kimsenin onu bulmasını istemediğimize göre
neden ittifak kurmuyoruz?
İttifak mı?
Düşünsene,
Varlık'ın müthiş hesaplama yetenekleri,
Amerika'nın askerî-endüstriyel kompleksinin büyük gücüyle birleşiyor.
Çok dikkate değer.
Doğal olarak, hükûmet içinde bulunan,
çağ dışı vatanseverlik fikirlerine sahip bazı kişiler
görevden alınmalı.
Anladığım kadarıyla,
Varlık ile bir anlaşma yapıp,
hükûmetinizi eski düşüncelerden arındırmak
ve dünyaya hükmedecek yeni bir üst devlet yaratmak istiyorsunuz.
Ama malum,
çoğunluğun iyiliği için.
Sivastopol'un yerini bilen
dünyadaki tek kişinin
sen olduğundan emin misin?
Eminim.
Bize ihanet edeceksin.
Ve öğrendiğin her şeyi Ethan Hunt'a anlatacaksın.
Çünkü o hayatını bağışladı.
O zaman anlaştık.
Anlaşmamıza Grace için dokunulmazlık ve yeni bir kimlik ekleyeceğim.
Tek yapman gereken
banka bilgilerini girmek.
HAVALE 100.000.000 DOLAR
Blockchain Şifresi Çözülüyor
Bitti mi?
Evet.
Kader anı.
Evet, gerçekten o.
Doğru seçim yaptın.
Bu anahtar
dünyayı değiştirecek.
Blockchain Şifresi Çözülüyor
Benji, sanırım ben
bir yerde yanlış yerden döndüm.
Hayır. Hayır, orası. Orası.
Ne? Nasıl olur?
Treni görüyorsun, değil mi?
Evet. Görüyorum. Ne olmuş?
-Paraşütün de var. -Paraşüt mü?
Ne yapmamı bekliyorsun?
Sadece atla.
-Atlayayım mı? -Evet.
Benji, böyle olmaz. Yeterince yüksekte değilim.
Her yerde kaya çıkıntıları var.
Paraşüt açılmadan onlara çarparım!
Paraşütü açabilsem bile
vadiyi geçip, önünü kesip
hareket hâlindeki bir trene sağ salim inebilir miyim bilmiyorum!
-Duyuyor musun? -Evet! Duyuyorum!
Bak, yardım etmeye çalışıyorum, tamam mı?
Sakin olup kendini toparlamanı istiyorum!
Çünkü şu anda çok fazla baskı altındayım!
Tamam, düşün, düşün.
Ne yapacağım?
Bu dağdan uzaklaşmalıyım.
Blockchain Şifresi Çözülüyor
Başardın mı?
İyi misin?
Bu dağdan uzaklaşmaya çalışıyorum!
Blockchain Şifresi Çözülüyor
Tamamlandı
Kabul Et - Reddet
Kabul Et
Reddet
Alana?
Tuhaf bir duyguya kapıldım,
satacağım tek şey anahtar değildi.
Anlamıyorum.
Doğru ellerde olduğunu bilince daha rahat uyurum.
Hoşça kalın Bay Kittridge.
-Sizi tekrar gördüğüme sevindim. -Seni de.
Onu gözünün önünden ayırma.
İstasyona varana kadar güvende olsun.
-Alana? -Beni merak etme Zola.
Alana?
Başka kim olabilir ki?
Anahtar…
Anahtar nerede?
-Anahtarı almış. -Kim?
Diğeri!
ACİL DURUM FRENİ
Çekil yolumdan, çekil!
Lütfen!
-Arkanı dön! -Lütfen. Tamam.
Tamam.
Herkes dışarı! Hemen!
Treni görüyorum!
Başarabileceğimi sanmıyorum.
Anahtar.
Anahtar!
Yoksa bir sonraki sana gelecek.
Masanın üstüne.
Öldür onu.
Grace!
Ethan!
İyi misin?
Sen iyi misin?
Anahtar!
Anahtarın sende olduğunu söyle.
Anahtar nerede? Buradaydı.
-Tren kontrolden çıkmış! -Biliyorum.
-Peşinden gidiyorum. -Tamam.
Sen…
-Sen treni durdur. -Tamam. Ne?
Hayır! Hayır, dur! Nasıl yapacağım?
Bir yolunu bul!
Ne?
Affedersiniz. Bir adam vardı. Az önce geçti.
Bir adam vardı.
Bay Kittridge?
Efendim, burada ne işiniz var?
Ben burada değilim.
Ama siz varsınız.
Ve yarın postanede mektup ayıklamak istemiyorsanız,
size ne dersem onu yapacaksınız.
Anahtarın neyi açtığını biliyorum Ethan.
Tek bilen benim.
Hunt!
Hunt!
Hunt! Sakın yapma.
Bıçağı bırak.
Bırak onu.
Bırak dedim!
Dediğimi yap!
Ayağa kalk!
Tamam!
Bırak şu lanet bıçağı!
Tamam. Tamam.
Onu alın.
Ona doğrultun. Ona! Sizin istediğiniz o.
-Degas! -Bende, bende.
Sizin istediğiniz o.
O umurumda değil Hunt. Seni alacağım.
Hayır!
Sakin olun.
Sakin olun.
Beni dinleyin.
Dediklerimi harfiyen yapmazsanız
bu trendeki herkes ölecek.
Hanımlar, beyler! Kusura bakmayın. Hemen...
Herkes çıksın! Trenin arkasına gidin!
Grace.
Durduramadım.
Kimse durduramaz.
Gel.
-Ethan, anahtar! -Grace, sorun değil.
Benim hatam.
Bir şey olursa…
Aldım.
Biz aldık.
Ethan!
Ne demek anahtarı kaybettim?
Çabuk! Çabuk! Herkes çabuk olsun!
Doğru trenin arkasına! En arkaya!
Hop, hop, hop. Neler oluyor?
Gerçekten burada olmadığınıza göre efendim, bu sizi ilgilendirmez.
En arkaya!
Ethan!
Grace! Grace.
Grace!
-Atlamak zorundasın. -Ne, atlamak mı?
Atla, atla! Hadi, hadi!
Aman Tanrım.
-Yanıyorum! Söndür! -Kıpırdama!
Söndü.
Sıkı tutun!
Koş, koş! Koş Grace!
Sıkı tutun.
Seni tuttum.
Seni tuttum.
Aşağı bakma.
Aşağı bakma dedim. Bana bak.
Şimdi karşıya atlayacağım, sen burada bekleyeceksin.
Grace, bırakmalısın.
Beni bırakmalısın.
Bırak karşıya atlayayım yoksa öleceğiz.
Bana güveniyor musun?
Bana güvenecek misin? Güvenmelisin.
Tamam.
Hadi Grace.
Elini ver, atlamalısın. Yukarı bakma! Bana bak.
Güven bana, düşmene izin vermem.
Söz. Çok az kaldı. Hadi. Düşmene izin vermem!
Atla Grace, atla!
Bana güvenmelisin! Atla, lütfen!
Aşağı bakma.
Beni çok iyi dinle. Seni birlikte yukarı çekeceğiz.
Grace!
Merak etme. Merak etme.
Üstümden geç. Hadi, hadi.
-Teşekkür ederim Luther. -O nedir?
Yamaç paraşütü.
Bu trenden çıkış biletimiz.
Ethan. Ethan!
Bu doğru.
Bana dedi ki
ona ihanet edecekmişim.
Neden
hayatımı bağışladın?
Hayır, hayır. Benimle kal.
Bu nedir biliyor musun?
Bu nedir biliyor musun?
Neyi açıyor?
Neyi açıyor?
Sivastopol.
Sivastopol mu?
Kırım'daki Sivastopol şehri.
Nerede?
Sivastopol'un neresinde?
Denizaltı.
Denizaltı.
Sivastopol denizaltısı.
Bol şans.
Şimdi gelirler Ethan.
Teşekkür ederim.
Ne oldu?
Ne var?
Tek kişi taşıyabilir.
Anlıyorum.
-Grace. -Ethan, sorun değil.
Plan buydu.
Anahtarı aldın. Gitmelisin.
Grace.
Hunt?
Git. Git!
Hayır, hayır! Hunt!
Çekil yoldan! Çekil yoldan!
Hayır. Hayır.
Nabzı atıyor.
Hadi, benimle kal.
Böylesi daha iyi, değil mi?
Gerçek yüzünle yüz yüze?
Bay Kittridge
Ethan Hunt güvenebileceğim biri olduğunuzu söyledi.
Öyle mi?
Ayrıca bana bir seçim sunacağınızı söyledi.
İlginç.
Kabul ediyorum.
Geçmişten kaçamayız.
Bazılarımız tekrar yaşamaya mahkûmdur.
Grace onu kaderinden kurtardığına inanabilir
ama ikimiz de biliyoruz ki sen ona sadece zaman kazandırdın.
Ama olay zaten bu, değil mi?
Katlanmak zorunda bırakıldığın keder.
Biri sana ne kadar yaklaşırsa
hayatta tutmak o kadar zor olur.
Çok şükür.
Yeni bir gün, yeni bir sıkıntı getirir.
Anahtar sadece başlangıç.
Nereye götürürse götürsün,
oraya ulaşmak için ne gerekirse gereksin,
tek başına yapmak zorunda kalacaksın.
Görevinde başarısız olursan Varlık kazanır,
Gabriel kazanır
ve dünya en yüksek bedeli öder.
Ekibinin herhangi bir üyesi yakalanır veya öldürülürse
fedakârlıkları boşa gider.
O yüzden acele et.
Fazla zaman yok.
Dünyanın haberi yok ama kaderleri senin ellerinde.
Bol şans Ethan.
BİRİNCİ BÖLÜM SONU
Alt yazı çevirmeni: Gülseren Bayındır
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.