Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
Frisian
Ga
Galician
Georgian
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Interlingua
Irish
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Portuguese (Brazil)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
Iyi seyirler dileriz (Diamond) SizinTV sizlere sunar
CONTINENTAL'DA DAHA ÖNCE
Frankie'nin aldığı şey çok önemli.
Abini bul. Bulmazsan
bu kurumun tüm gücünü kullanarak peşinize düşerim.
Para makinesi nerede?
Frankie aldı.
Yüksek Şûra'yı alt edebileceğini mi sandın? Aptalca.
Silah kaçakçılığı galiba. Oradayken yakın mıydınız?
Canını kurtaracak biri lazımsa
hep Frankie'yi seçerim.
Babama bir söz verdik.
Bu dojo onundu.
Vazgeçemediğin bir para tuzağına dönüştü.
Buraya gelmekle büyük hata ettin Winston.
Artık hepimiz kaçıyoruz. Yardım edebilirim.
İkinize de. Bana güvenin.
Bu olayı görmezden gelip
sevişmeye devam ederiz mi sandın?
İşim bu mu yani?
Tedarikçiyi arıyorum.
Adı Francis Scott, kayıplara karıştı.
ÖZÜR DİLERİM!
Burada yetkimiz yok.
Dış destek lazım. Müsait konuklarımız olabilir.
İkizler.
Şu İkizler'i getir.
Birbirinize sahip çıkmalısınız.
Beni istiyorlar. Ve bunu.
Frankie!
Silah lazım.
Çok silah lazım.
Bezi versene.
Ben yapayım.
Olmaz.
İyi atıcı olan bendim hani?
Geçen hafta seni iki kez yenen kimdi?
Hatırlatıp durursan sana hiçbir şey yaptırmam.
Olay sırf o değil.
Niye? Küçüğüm diye mi?
Of be çocuk.
Beni neden getirdin ki?
-Bezi taşıyayım diye mi? -Tamam.
Peki.
Bunu sağlam fırlatsan iyi olur
yoksa Cormac ağzımıza sıçar, anladın mı?
Eline dikkat et Winston.
At hadi.
Hadi.
WALTER GİYİM MAĞAZASI
İçeride birileri var.
Koş.
Frankie, içeride birileri var.
Winston, koş!
Selam.
-Kardeşi mi? -Evet, kardeşi.
Kişisel eşyalar.
Sağ ol Ezra.
Çok vaktimiz yok.
Sana erkek evlat veremediğim için üzgünüm.
Kaderinde yoktu zaten
Yen'ciğim.
Görünen o ki en büyük ölüm aracım
sadece can almayı beceriyor.
Öyleyse ben neden cezalandırılıyorum?
Ceza mı?
Hayır Yen.
Şeref bu.
Artık hepimiz fedakârlık yapmalıyız.
Davamıza karşı görevini fazlasıyla yerine getirdin.
Şimdiyse nihayet son bir bedel ödemen istendi.
Ardından
sevgin ölümsüz olacak.
Şuraya koy.
Hey!
Dojo'mda ne işiniz var?
Hey!
O benim değil. Yanlış gelmişsin.
Hey! O benim değil.
Hey! Kime çalışıyorsun?
Sana değil kaltak.
Hey!
Burton mı?
Vay be.
Denilenden daha hızlısın.
Burada yeni misin?
Chen'in haberi var mı?
Chen yok artık.
Yeni kurallar. Benim kurallarım.
Bu mahallede herkes sigara makinesi alır.
Babamla Chen'in anlaşması vardı.
Chen babamın işine karışmazdı, biz de onunkine.
-Durum bundan daha karışık. -İşte
benim kuralım.
Mekânımla uğraşırsan ailemle uğraşıyorsun demektir.
Ben iş adamıyım.
Sen de iş kadınısın.
İşine odaklan,
kırık cam toplamaya değil.
Weiko!
Selam. Benim.
-Ne var? -Telefonunu açmıyorsun.
Ne işin var burada?
Bugün salı.
Salıyı sikeyim.
İşte tam da bundan bahsediyorum.
Evime girip dosya bırakabileceğini sanıyorsun.
Soruşturmana yardım etmeye çalışıyorum.
Hoşuna gider sandım.
Seninki kayıplara karışmış. Boşuna arama.
Yardım istemez. Ayrıca kayıplara karışmadı.
-Öyle mi? -Öyle.
Hayırdır? Gördün mü ki?
-Hayır. -Peki nasıl biliyorsun?
İçime doğdu.
-Önsezili bir dedektif. İlginç. -Siktir git ya.
Adama niye bu kadar taktığını söylesene.
Anlaşmıştık. Ben ailene dair soru sormayacaktım...
-Bu farklı. -Farklı değil.
Özel meselelerime karışma.
-Tartışmaya gelmedim. -Niye geldiğini biliyorum.
-Öyle mi? Ne ideal ilişki. -Evet.
Peki.
Diğer işimizi karıştırmıyoruz.
-Evet. Hayır, yapma. -Gel buraya.
Özür dilerim.
Alo?
Benim.
Francis Scott mı?
Kesin o mu?
Hayır.
Hemen çıkıp geliyorum, tamam mı?
Teşekkürler.
Acını dindirmeyecek olsa da söyleyeyim,
son gülen Frankie olmuş diyorlar.
Sandık boşmuş.
Ne demek boşmuş?
Onu ne için öldürdülerse o şeyi alamamışlar.
Her şey hep Frankie'nin kontrolünde.
Bence biri bir şey söylemeli.
-Ben şey edebilirim... -Cormac'i geberteceğim.
Hepiniz lazımsınız.
Dua ederim falan diyordum.
Cormac artık farklı bir seviyede Winston.
Kapısına tükürsen
oteldeki ve civarındaki her ucube peşine düşer.
Onu diyorum zaten.
Para makinesi hâlâ kayıp.
Frankie'nin her tanıdığını yakarlar.
Bu olayla ilgimiz yoktu.
Adam çaresiz. Önce davranmalıyız.
İstediğini verelim. Bu husumet bitsin artık.
Bende değil.
Frankie nereye sakladı, bilmiyorum.
Bunu anlayana kadar hepimizi öldürürler.
Onu alt etmek o kadar basit değil. Continental'ı da halletmeliyiz.
Devralma mı?
Tüm oteli mi?
Bakın.
Cormac'i öldürürsek
canını almakla kalmayız.
Evini ve içindeki her şeyi de almış oluruz.
Silah kaçakçılığındaki gücü dâhil.
Aynen öyle. Her şey sizin vasıtanızla yapılır.
Sistemin dışında yaşayan bir aracı olmaz,
sistem olursunuz.
Boyun bağı takan bir adamın bunu başaracağına nasıl inanalım?
Basit. Cormac'i tanıdığım için.
Nasıl çalıştığını,
düşündüğünü ve manipüle ettiğini biliyorum.
Küçüklüğümüzde Frankie'yle bana da yapmıştı.
Onun ayakçısıydık.
Gözümüzde tanrı gibiydi.
Bu yetmez.
Ayrıca çok param var.
Sorunları çözüp ordu kurmaya yetecek kadar para.
Bu parayla sıfırdan başlarım diyordum.
Frankie nerede?
Ne dedi?
Frankie'nin nerede olduğunu soruyor.
Frankie.
Bir saniye.
Yen, yapma.
Lemmy, konuş... Tanrım!
Bak...
Tamam. Dur biraz.
Bir saniye.
Açıklayabilir miyim?
Vaktimiz yoktu.
Hızlı hareket etmeliydim.
Yen.
-Yen, dur! Yapma, dur! -Yen, dur!
Geri çekilin.
Buna hakkın yoktu.
Biliyorum.
Özür dilerim.
Bir saniye. Geri çekilin.
Yen, özür dilerim.
Yen, dur.
Bu ne...
Pardon.
Continental'a kafa tutacaksak
ona ihtiyacımız var.
Francis Patrick Scott.
Evet.
Tamam da şu an nerede?
Ezra, gel buraya.
Efendim?
101 numaradaki Francis Scott nerede?
Bilmem. Onu ben etiketlemedim.
Bu senin el yazın değil mi?
Değil.
Karışıklık için kusura bakmayın. Burada ortam kâbus gibiydi.
Her kış cesetlerin yığılması çok yorucu oluyor.
Adam ortaya çıkınca seni ararım.
Öyle yap.
Sağ ol.
Baksana Ezra.
Francis Scott'ı sen etiketlemedin mi?
Hayır.
İlginç.
Adli tabip yardımcısı mı?
Barınaktaki köpekleri gazla zehirleme yetkisinden fazlasına sahiptir.
Burada olan korkunç şeyleri hayal bile edemiyorum.
Etrafa bakmamı istemezsin herhâlde?
Senden korkmuyorum.
Ya şimdi?
Tanrım.
Şöyle yapalım.
Francis Scott'ın cesedini kimin gelip aldığını söylersen
burada yaptığın şeye devam etmene izin veririm.
Adını bilmiyorum.
Arada yurt dışından buraya kaçak mal göndertiyor.
Hiç soru sormam.
Bu yurt dışından değildi.
Onlar gelip tomarla para göstererek
cesedi yaktırdılar.
Güzel saatmiş.
-"Onlar" mı? -Evet.
İki kişilerdi. Birini ilk kez gördüm.
Galiba ölen adamın kardeşi.
Buralı değil, şık biri.
Kardeşinin adı ne?
Bilmiyorum.
Ne biliyorsun peki?
Yeşil Volkswagen minibüsle geldiler.
Galiba Çin Mahallesi'nde yaşıyorlar.
Aklına başka bir şey gelirse yerimi biliyorsun.
Cidden olağanüstü bir yetenek.
Sizin sayenizde keşfedildi efendim.
Kriz anında herkes kendince oburluk yapar.
Sen çellistlerle karnını doyuruyorsun,
bense daha geleneksel yiyecekleri tercih ediyorum.
-Geleceğini bilseydim... -Beni beklemiyor muydun?
Dün gece olanlardan sonra?
Bir de tıkınıyorsun.
Son yenilgilerini düşünecek olursak kutlama yemeği diyebiliriz.
-Rahatlamak için yiyorum. -Öyle mi?
Sence tarihin çarpıcı hayatta kalma hikâyelerinde
yenilgiden kurtulan efsanevi adamlar bunu
rahatlayarak mı başarmışlar?
Yani diyorum ki...
Yoksa açlık tehlikesi, kaçınılmaz tecavüz ve yağma,
soylarının yok edilmesi mi
bu adamların mücadeleye devam etmesini sağlamıştı?
Anlaşılır bir durum.
Senin gibi varlıklı doğanlar
genelde zorluk karşısında rahatlamak isterler.
Belki rahatsız hissetme vaktin gelmiştir. Değil mi?
Rahatsızlık en iyi dengeleyicidir.
Seninkilerin dünkü rezaleti yüzünden
kayıp para basma makinesi Yüksek Şûra'ya bildirildi.
-Onu bulacağım. Adamlarım... -Göründüğün gibi değilsin.
Kendi adamların senden çalıyor.
-Yüksek Şûra'nın kaynakları lazım. -Üç günün var.
Makineyi bulmak ve suçluları
bize getirmek için üç günün var.
Beceremezsen Yüksek Şûra yöneticisiz dönem ilan edecek,
biz bir halef seçene dek seni açığa alacak.
Altın kafesin başına yıkılacak.
Afiyet olsun.
Siktir.
Ne yapalım efendim?
Ne mi?
Kadının yüzü aklımdan çıkmıyor.
Sayı.
Bunu bir düşünelim. Ne gibi avantajımız var?
Öncelikle o oteldeki katiller de
bizim gibi etten kemikten, değil mi?
Ayrıca bizi hiç beklemiyorlar.
Çünkü Continental'la aşık atan yok.
Olmaz tabii, delilik çünkü.
Bizim ekibe daha fazla kişi lazım.
Başka asker arkadaşın var mı?
Onları bu işe bulaştırmam.
Adamların çoğu kendini toparlamaya çalışıyor.
Pis işlere girmek isteyenler de Cormac'in adamı zaten.
Onun kontrolünde olmayan birini bulmak çok zor olacak.
İllaki biri vardır.
Gene var.
Jenkins mi?
-Babamın eski dostu olan? -Evet.
Bir ara Continental'da köşe odası vardı.
Peki.
İyi başlangıç.
Lou. Sen ne diyorsun?
Yardım ederim. İhtiyacınız olacağı kesin.
Ama tabanca falan kullanmam ve otele saldırmam.
Ne?
Mazie de olur.
Cormac'i hiç sevmez.
Geçen yıl bizden mal aldı. En azından öyle sanıyorum.
Yüz yüze tanışmadım.
Bowery'de bir işletmesi var.
Tam olarak ne olduğunu ya da ekibini bilen yok.
Denilene göre gaip ordusu gibiymiş,
Mazie de suçluların hanımağasıymış.
Yani ben ona o ismi taktım
ama Cormac'in rakibi.
Onu niye temizlememiş?
Neyi temizlediğini bilmeden temizlemek kolay değil.
Mazie'nin ekibi yabancılarla iş yapmaz.
Bowery'li değilsen mümkün değil.
Şansımı denerim. Bowery'de nerede?
Teslimatı nereye yaptığımızı söyleriz
ama boşuna umutlanma.
Bu tipler oyunu kurallarına göre oynamaz.
ARANIYOR TACİZ, CİNSEL İSTİSMAR,
12 YAŞ ALTI ÇOCUĞA CİNSEL TACİZ
Niye Charlie'nin eşyasını aldık?
Lio, dün onun yüzünden ölüyordum.
Ayrıca bana çok borcu var.
Unutma oğlum, ne kadar ağır, o kadar iyi. Ne kadar parlak...
Hemen karavana gir! Dale! Dale!
Vay, kimler gelmiş.
Millerce öteden gelen Miles.
Rahatına bak.
Piknikten geliyorum.
Şarap ister misin?
Yenisini istediğin nişaneyi getirdim.
Direkt işe dalıyorsun.
Ne eğlenceli.
Ne?
Hiçbir sorunu yok.
Düzgün çalışıyor.
Hayır, bu nişanede kesin bir sorun var.
Ne olduğunu tam bilmesem de
öyle bir şey söz konusu değil.
Seri numarası kaç?
Yok artık Miles, habersiz sınav mı?
Finalleri beklerim.
Lou ne âlemde?
Lou iyi.
Cidden mi?
Hâlâ babanın yokluğunun yasını tutmuyor mu?
Tam olarak atlatamadı.
Gerçeğin o açıdan kısmen faydası olabilir.
Bunu konuşmaya gelmedim Gene.
Bir emekliyi emekli olmaya ikna etmeye geldin yani.
Emekli değilsin.
-Lütfen. -Sevgili bulsana.
-Altın yıllarının tadını çıkar. -Nasıl?
Kadına bir adamın beynini
300 metreden dağıtabildiğim gençlik anılarımı mı anlatayım?
Hangi kadın bunu çekici bulur?
İstemez. Böyle yalnız yaşamaya devam.
Keyfin bilir.
Seni görmek güzeldi.
Neyin peşindesin?
Nasıl yani?
Yemezler. Seni küçüklüğünden beri tanıyorum.
Bir işler dönüyor.
Bahsedebileceğim bir şey değil.
Neymiş? Continental mı?
Duyduğuma göre bazı gençlerin başı dertteymiş.
Ekip kurmaya çalışıyoruz.
İntihar görevi olabilir.
Delice olduğu kesin.
Cidden öyle mi?
Delice mi?
İntihar olsun ya da olmasın
sizinki haklı bir dava.
Yok edilmeyi hak eden biri varsa
o da Cormac O'Connor'dır.
Amaç bu zaten.
Gözlük alırım.
-Ne? -Reçeteli.
Tamam.
Bana ihtiyacınız var.
Kimse o oteli benden iyi bilemez.
Oranın işleyişini falan.
Hem seni temin ederim ki kimse o şerefsizi benden iyi tanımaz.
Sağ olan kimse yani.
Ne diyorsun?
Tamam, ekiptesin.
Öyle hemen mi?
Doğru şeylere değindin.
Yok artık.
Beni oyuna mı getirdin?
Gözlüğü unutma.
Olur şey değil.
Buyurun efendim?
Korkarım fazla şık gelmişim.
Mazie'yi arıyorum.
Anlamadım?
Mazie. Burası her neyse onun başında olan kadın.
Kimden bahsettiğinizi bilmiyorum.
-Yetkili kişi... -Neyse. Gidip oturayım.
-Sağ ol. -Ama... Beyefendi.
Beyefendi?
Beni görmek istemişsin.
Otursana.
Burada senin gibilere yer yok.
İyi bari.
Kendi türümü yemem de.
Bıçağını indir yakışıklı.
Özür dilerim.
Sanırım aradığım kadın sensin.
Sen de herkesin aradığı hergelesin galiba.
Makine burada değil.
BİRA "33" EXPORT
Şuraya bak.
Bu ne be?
SİKTİR GİT!
Sen siktir git.
Dağılalım.
Genelde bana gelen adamlar
bir şekilde yardım bulmak için gelir.
Abin para makinesini çaldıktan
ve sen ansızın şehre geldikten sonra
kapıma geleceğini
tahmin etmiştim zaten.
Başın sağ olsun bu arada.
Hakkımda ne biliyorsun Winston?
Ordun olduğun söyleniyor.
Şehirdeki diğer oyuncuların aksine
Cormac'in kontrolünde değilsin.
Kaşen ne kadar ve en erken ne zaman
başlayabilirsin?
Parayla iş yapmadığımı bilecek kadar zekisin sanmıştım.
İşte böyle Cormac gibi adamlardan bağımsız olabiliyorum.
Tamam, becerikliyimdir. Ne istediğini söyle.
Sevgi.
Sevgi mi?
Kendi sürüm dediğim adamlar
her gün yolda gördüğün,
fark edilmeyen,
görünmez tipler.
Öz saygıları yok.
Ama aynı adamları alıp
onlara insanlığını geri verdiğinde
karşılığında ne veriyorlar dersin?
Ne veriyorlar?
Her şeyi.
Artık o aynı görünmezliği
benimsiyorlar.
Çünkü artık onları görmene ihtiyaçları yok.
-Çünkü... -Kendilerini görüyorlar.
Sevgi.
Anladın mı?
Zengin bir ailede doğdum.
Paralarını istemedim. Seninkini de istemem.
Bir adam yardım için bana geldiğinde tek talebim olur.
Bana hikâyesini anlatmalı.
Cormac O'Connor'ı öldürecek adamım.
Hayır.
Hayır.
Bu çok kolay.
Neden Cormac O'Connor'ı öldürecek olan adamsın?
Buraya geleceğini sadece ben tahmin etmemişim.
İcabına bakılıyor.
Yuh be!
Artık gitmelisin.
Fiyatını hâlâ söylemedin.
İllaki bir şey vardır.
Beni satın almak zor galiba?
Farklı yerden çıkacaksın.
Hemen geliyor.
Tanrı dünyayı altı günde yarattı
ve yedinci gün dinlendi.
Yüksek Şûra dinlenmemize izin vermeden
bize üç gün verdi.
Şunu bilin ki ben batarsam
siz de benimle batarsınız.
Anladınız mı?
Başarısızlığınız beni rezil ediyor
ve beni rezil edenlere ne yaptığım malum.
Defolup gidin de dua edeyim.
Burada olmanız bile küfür zaten.
Alev almamanıza hayret ediyorum.
Yardım et.
Yardım et.
Keşke çözüm sunabilseydim.
Sana dememiştim.
Tanrım!
Of ya.
Winston, pardon.
Bir daha sırf merhaba de lütfen.
Burada ne olmuş böyle?
Frankie aldığı şeyi geri vermemiş.
O puştlar da bulmak için burayı talan etti.
Tüm gün gizlendim.
Abine üzüldüm.
Kolay hayat değil.
-Charlie'den haber var mı? -Yok.
İşler kızışınca tüydü. Tipik Charlie işte.
Helikopter için bana borcu var.
Olmasa şaşardım.
Ben de Mustang'iyle birkaç değerli eşyasını aldım.
Çocuğum aç.
İyi misin?
-İyi misin delikanlı? -İyiyim.
Çoktan gitmişsindir demiştim.
Charlie'den ne istiyorsun?
Bir ekip kuruyorum da.
Her şeyi halleden bir adamı olduğunu söylemişti.
Evet, benim işte.
Vay be.
Bakalım doğru anladım mı.
Tabancaya dokunmayacaksın bile
ama bu ölümcül şey sorun değil, öyle mi?
Babamın düsturu buydu Lemmy. "Tabanca yok."
Burayı birlikte kurduk.
Başka türlü yaşamam mantıklı olmaz.
Yumruk yumruğa ya da başka silahlarda seçme şansın var.
Hayat ya da ölüm.
Tabancayla ise seçme şansı yok.
Sadece ölüm.
Şey mi yapayım... Peki.
Yer değişelim.
Bunu niye yapıyorsun?
-Senden ödüm koptuğu için. -Hayır.
İntihar görevini diyorum.
Frankie'yi sevmezdin.
Ama Miles'ı seviyorum.
Biliyorum.
Bana verdiklerine baksana.
Şurada çalışıyorum, şurada yiyorum,
şurada yatıyorum.
Burası benim siperim oldu.
Savaştan sonra
Miles olmasaydı
şu an hayatta...
Biliyorum.
Ona "hanımağa" demek az kalır.
Ne gördüğümden tam emin değilim
ama kadına ve tüm örgütüne ihtiyacımız olduğu kesin.
Ne kadara patlayacak?
Kadının derdi para değilmiş.
-Sadece sevgi. -Öldürücü bir hippi, tezada bak.
Bu ne?
-Şuna bak. -Frankie mi yaptı?
Teşekkürler Yen.
Ekibe katıldı mı yani?
Umarım öyledir.
Gene?
Hatırladığın şeyle örtüşüyor mu?
Frankie iyi iş çıkarmış ama kroki bu, detaylı plan değil.
Binada gizli kapılardan tut da
Cormac'in kurşungeçirmez cam kapısına kadar her şey var.
Kim bilir şimdi başka neler vardır.
CEPHANELİK
-İşte burada. -Cephanelik.
Hedefiniz burası.
Kimin hedefi?
Önce kim ulaşırsa.
Tetikçi otelinde cephaneliğin ne işi var ki?
Piçler biri peşlerine düşer diye korkuyor.
Polisler ya da başka bir piç.
Cephanelik sayesinde geceleri rahat uyuyorlar.
Bize içeriden biri lazım.
Eskiden mümkündü ama...
Şu an orada iki tip insan var.
Güvenilmeyecek kadar kötü, ihanet etmeyecek kadar beyni yıkanmış.
Orası artık kulüp değil, tarikat.
İllaki bir zayıf nokta vardır.
Siz bakmaya devam edin.
Ben şu teslimata yetişeyim.
Yen? Bana yardım eder misin?
Sol el kırmızıda.
-Zormuş. İyi gidiyorsun. -Başardı.
Yine sağ el kırmızıda.
Sağ el kırmızıda.
Sağ elinizi...
-Evet. Tamam. -Kim eve birini çağırdı?
Tamam.
Of ya.
Bu ara sürprizlerle dolusun.
Bir iyilik lazım.
Hayatım, KD mi geldi?
-Gel birlikte oynayalım. -Olur, çok isterim.
Bu akşam olmaz canım, çalışıyor.
Başka zaman artık. Hemen geliyorum.
İyilik mi lazım?
-O telefon görüşmesiyle ilgisi var mı? -Evet, var.
-Of, çok güzel kokuyorsun. -Ayıp.
Karın on metre ötede.
Farkındayım, sessiz ol.
Yardım edecek misin?
Ne istediğine bağlı.
Çin Mahallesi'nde yeşil bir Volkswagen bulmalıyım.
-İzin olmadan mı? -Evet, izin olmadan.
Kusura bakma da birden kuralları
esnetmeye çalışman tahrik etti.
Aslında...
Hiç ailecek oyun oynamadım. Twister zevkli gibi.
Tamam ya, tamam. Yardım edeceğim.
Seni gördüğüme sevindim Janice.
Bir dahaki sefere artık.
Peki. Ben de seni.
İnanılmaz.
Siktir.
Plana uyacağına söz vermelisin.
Ne yapıyoruz?
Birinin bana iyilik borcu var.
Gerekli aletlerle dolu bir araç ayarladı.
Telsiz, monitör dâhil her şey var.
Dinliyor musun?
Gözlerimle dinlemem.
Çitten atlayıp aracı alacağım.
Ben ne yapayım?
Minibüsü geri götür.
Kötü plan.
Beni minibüsü süreyim diye mi getirdin?
Takım oyuncusu olmalısın.
Tamam mı?
EN BÜYÜK SAVAŞÇI MUHAMMED ALİ
Yüzyılın mücadelesi mi?
Hayır.
Asıl yüzyılın mücadelesi
Vietnam'ı reddetmesiydi.
Hükûmet onu yok etmeye çalışıp
boks yapmasına izin vermedi, beş yıl hapse mahkûm etti.
O ise kariyerinin
zirvesindeyken mücadele etti.
Yargıtaya kadar gitti ve kazandı.
Hapse girmedi, Vietnam'a gitmedi.
Banghiang.
Banghiang Nehri mi?
Evet.
Ama Frankie ve benim için savaşın en gürültülü günüydü.
20 milimetrelik top atışı vardı.
Savaş helikopterleri, B-52 bombardıman uçakları.
Yanındakinin sesi duyulmuyordu.
Bizim birimden geri kalanlar tam ortasında kalmıştı, kaçacak yer
ya da telsiz yoktu. Düşman yaklaşıyordu.
Tek çare dua etmekti.
Biz de dört saat boyunca dua ettik.
Bir ara Frankie'nin Tanrı'yla konuştuğunu duydum.
Bomba
ya da helikopter yoktu.
Tamamen sessizlik hâkimdi.
Çok tuhaf bir histi.
Sanki savaş birden bitmiş, bize söylemeyi unutmuşlardı.
Üsse döndüğümüzde
savaşın neden durduğunu anladık.
Tüm dünyada yayınlanan şey
Madison Square Garden'daki Muhammed Ali - Joe Frazier maçıydı.
Maçı dinlemek için iki taraf da birbirini öldürmeye ara verdi.
Biz de Frankie'yle
radyonun başına geçip
muhtemelen ikimizin de hiç yaşamadığı bir şey yaşadık.
Tam bir huzur anı.
Sonuçta iki tarafta da düşman yoktu.
Dediğim her şeyi anladın mı?
Sana hiç teşekkür etmedim.
Ne için?
Frankie'nin beni buraya getirmesine yardım ettiğin için.
İşaret geldi.
Bir şey olursa bensiz git.
Kahretsin.
Hey.
Ne oluyor? Kesinti mi var?
Evet.
Telsizle bildiren olmadı.
İlginç. Emin misin?
Araçtan çıkar mısın?
Hey!
Kötü plan.
Hey!
Hey!
Hey!
Hey!
Hayır! Dur!
Daima günümün en güzel kısmı.
Beni şımartıyorsun.
Yine babana mı yazıyorsun?
Evet.
Senin müthişliğinden bahsediyorum.
Onun kadar yetenekli değilimdir.
Şu bina var ya,
en çok oradan zarar verebilirim.
Hepsi daire gibi.
Boş bir tane bulma şansımız ne?
O iş bende. Ben dışarıdaki adamınım.
İçerideki adamlarını düşün sen.
Gitmeyi düşündün mü?
-Otelden mi? -Evet.
Dışarıda yaşanacak çok şey var.
Doğru.
Ama bence Bay O'Connor bensiz yapamaz.
Ya da sen onsuz.
Baban burayı biliyor mu?
Tabii ki. Ona söyledim.
Cidden söyledin mi?
Sence buranın olayı ne?
Söylentiler duydum.
Ülkemi terk ettiğimde
babam Amerika'ya gelebileyim diye tüm birikimini bana verdi.
Onun yaşamadığı yeni başlangıç.
Tam burada şehir manzarası önünde bir fotoğrafımı gönderdim.
Ne oldu dersin?
Babam ağladı.
Başarım için sevinç gözyaşları.
Bizim oralarda şiddetin kol gezdiğini belirteyim.
Burada en azından kontrol altında.
Burada memleketimden daha güvende hissediyorum.
Hayal bile edemem.
-Kırmızı ışık vardı ya? -Evet.
Cormac o düğmeye basınca tuvalet dâhil her odada
kırmızı ışık yanar. Bununla birlikte
otelde öldürmek serbest olur
ve planımız daha başlamadan biter.
İşi düzgün yaparsak
Cormac kırmızı düğmeye basamadan ölür.
Diğerleri onun öldüğünü öğrendiğinde
iş işten geçmiş olur.
Yadsınamaz taktik avantajımız olur.
Peki.
O yadsınamaz taktik avantaj için
Cormac'e nasıl ulaşacağız peki?
Continental'da iki tip insan var demiştin ya?
Kötü ve beyni yıkanmış. Neden?
Kim hangisi?
Zeki olan sen değil misin?
Sana şeyi söyleyecektim,
İrlanda'daki bir müzik okuluna kabul edildim.
Yakında şehirden gidiyorum.
Senin için iyi olur.
Belki sen de benimle gelirsin.
Bunu asla yapamam.
Neden?
Buraya ilk geldiğimde
Bay O'Connor kendimi kanıtladığım zaman
babamı getirteceğini söylemişti.
Buna az kaldı.
Umarım sözünü tutar.
Çellist geçici eleman, peki çocuk?
Bilmiyorum Winston.
Cormac bir süredir onu yetiştiriyor.
Çok riskli olur.
Ödül de büyük olur.
POSTANE
JAMAL PLAK
-Dostum. -Kardeşim.
-Ne haber? -İyidir.
İstek var mı?
Şaşırt beni.
Tamamdır kardeşim, tamam.
Sevgili Charon...
Charon?
İyi misin?
Evet.
Sağ ol Jamal.
Cevaben ne yazacağımı hiç bilmiyorum.
Dilim tutuldu.
Evde sorun mu var?
Ne yazık ki dükkânın benim şehrimde olsaydı
bugün dükkân falan olmazdı.
Herkesin peşine düşecek gibi.
Çok saçma.
Biraz gelsene.
Sana bir şey vereceğim.
Kafan biraz dağılır.
Demek buradasın.
Hey! Gel buraya!
Hey!
Kahretsin! Dur!
Gel buraya pis velet! Niye camlarımı kırıp duruyorsun?
Çek elini çocuktan.
İçeri gir.
Camın toplanması gerek.
Ya çocuk ya da sen toplarsın.
NICK'İN SONGJIANG ÇİN YEMEĞİ
Onları yeterince rezil ettin.
Hepiniz zavallısınız.
Evinize gidin.
Lütfen.
Tavuk ayağı.
Burası senin mi?
Mekân değil, sadece insanlar.
Tavuk ayağın geliyor.
Haitili büyükannem kapısına tavuk ayağı çivileyip
öcüyü korkuturmuş.
Yapma oğlum.
Yoksa diğer kolunu da alırım.
Tek kollu dilenciler iki katı kazanır.
İronik, değil mi?
Çocukta da sendeki sorun var.
Kendini özel sanıyor.
Kurallara uymuyor.
Ona amaç verdim.
Dojoma taş atıyor.
Dojo Japonca. Çin Mahallesi'ndeyiz.
Babana çok konuda iltimas geçilmiş.
Buna son mu vereceksin?
Kwoon.
Doğru kelimeyi kullansa yeterdi.
Kwoon.
Çok kolaymış, değil mi?
Kültürel bir detayı atladık diye mi bizimle uğraşıyorsun?
Sizler çok uzun zamandır kayırılıyorsunuz.
Babanın kim olduğu umurumda değil.
Sizler mi? İtiraf etsene.
Kuşakları, gönülleri kazanmasını çekemiyorsun.
Babam siyahiydi diye sinir oluyorsun.
Sana benzemiyoruz diye bir şey çaldığımıza,
dürüstçe elde etmediğimize inanmayı sürdürmek istiyorsun.
Babam en iyisinin iyisini yenerek ve namusuyla yaşayarak
orayı kurdu.
Bu konuya dair bilmediğin çok şey var.
Bu mahalledeki hırsız sensin.
Asalak.
Tavuk ayaklarını kapıya çivile.
Öcü kapınızı çalacak.
Sigarayı bırakıyoruz galiba.
Küçük esnaf sorunları mı yaşıyorsun Lou-Lou?
Continental'da odan olduğunu bilmiyordum Gene.
Çoğu kişi her önemsiz eski detayı söylemeyi sevmez.
Abimin bilip benim bilmediğim başka ne var?
Söylemesi zor.
Abine... Abine sorman gerek.
İzninle.
O nedir postacı?
Taktik avantajımız.
Bu otobüs servis dışı.
-Anladın mı? -Anladım.
Herkes insin. Otobüs servis dışı.
SERVİS DIŞI
Nasıl ya?
-Geç kalıyorum. -Yürü!
Kadını duydunuz.
Sen kal.
Otur bakalım.
Beni çağırmışsınız.
Başka yerdeki bir fırsatı kabul ettiğimi mi söylediler?
Konservatuvar.
Duydum.
Tebrikler.
Teşekkürler.
Bu ortamda yüksek öğretimle ilgilenen
birini bulmak zordur.
Bilmenizi isterim ki
burada kısa süre kalmış olsam da
çok kıymetliydi.
Bunu getirmem söylendi.
Size bir şey çalmamı mı istemiştiniz?
Yeni okulundan bahset.
Canterbury mi?
Cork manzaralı tepedeki mi?
-Öyle. Nereden... -Birkaç kişiyi aradım.
Tamam, tek kişiyi.
Potansiyeline kefil oldum.
Tekrar teşekkürler efendim.
Elimin her yere uzanmasına şaşırdın mı?
Charon yardımseverliğimden bahsetmiştir demiştim.
Bilhassa kendini kanıtlayanlara karşı.
Evet, bahsetti.
Yaptıklarınız ve yapacaklarınız için
size büyük minnet duyuyor.
Bunu duyduğuma sevindim.
Sonuçta daha çocuk, bazen her şey için
tamamıyla minnet duymadığından korkuyorum.
Duyuyor.
Ufkunu genişletmesini
söylediğimde ne dediğini duymalıydınız.
Çok netti.
Geleceğinin burası olduğundan çok emin.
Sizin yanınız.
Başka yer değil.
O sadakate yaraşır
bir şey çal o zaman.
O bağlılığa.
Aklına bir şey geliyor mu?
Don Giovanni'den bir şey.
Tüm eserin teması
efendiye karşı sadakat.
Harika.
Burası iyi.
Charon.
Tekrar görüşmek ne güzel.
İntikam için mi geldin?
Yo, hayır.
Hayır, asıl mesele adalet.
Bu da sadece bir sohbet.
Rahat ol.
Cormac'in abim hakkında ne dediğini merak ediyorum.
Ona alçak hırsız derdi.
Frankie biz onunla tanışmadan önce Cormac'ten çalıyordu.
Hatta...
Onunla bu yüzden tanıştık.
Çalarken mi yakalandınız?
Küçüklüğümüzde Frankie haraç toplardı.
Her cumartesi bir liste alıp
mahalleyi dolaşması gerekirdi.
Herkes sorgusuz sualsiz öderdi.
Frankie fark edilmeyecek kadar
az miktarda parayı ceplemeye başladı
ve birkaç hafta böyle devam etti.
Ta ki bir gece arabamızın ön camı patlayana dek.
Arabada yaşıyorduk da.
Kırık camdan yaka paça çıkarılarak
karşı kaldırımdaki malum kişinin ayağına götürüldük.
Ne yaptı?
İçimden "gördüğüm en korkunç adam" diye geçirdiğimi hatırlıyorum.
Yaptığı ilk şey şuydu.
Kendime hiç saygım yokmuş gibi
ayakkabımın eski püskü olduğunu söyledi.
Sonra ondan para aşırmanın kimin fikri olduğunu sordu.
Frankie yalan söylemeye çalıştı ama ben gerçeği söyledim.
Benim fikrimdi.
İşte o an bizde bir şey gördü.
Bu da sonun başlangıcıydı.
Bana ne yapacaksınız?
Yardım edeceğim.
Yardım gerektiği belli değil mi?
Benim durumumda
sisteme dâhil edildikten sonra uzaklaştırıldım.
Ben de kendimi gizleyecek yeni bir kişilik buldum
ama kendimi
utancımdan gizlemek yalandan ibaretti.
Zira işin aslı Cormac'ten hiç uzaklaşmamışım.
Hayatımın ne olacağına karar veren oydu
ve şu an sana da aynısını yapıyor.
Çalmaya devam et.
Çalmaya devam et.
Herkes müziğini özleyecek.
Bence bir daha vurayım.
Aramıza hoş geldin
orospu çocuğu!
Nefesimi kesiyorsun.
Az önce bilgi geldi, Cormac otelde birini öldürmüş.
Bir şey yapma.
Kimseye söyleme.
Birbirlerini yesinler, para makinesi ortaya çıkar.
Ortak yönümüz yokmuş gibi gelebilir.
İnan bana.
Benzer yönlerimiz farklarımızdan çok Charon.
Maalesef neler olacağını tahmin ediyorum.
Senden istediğim şey kolay değil.
Savunduğun her şeye,
sadakat ve dürüstlüğüne aykırı olabilir.
Sır tutman, yalan söylemen, sözünden dönmen,
sana vadettiği her şeyden feragat etmen gerekecek.
Mesela babanı Continental'a getirme vaadi gibi.
Seni hiç cezalandırdı mı?
Tanıştığınızda, seni ceplerken yakaladığında?
Ertesi gün okulda kitap özeti yazarken
daha önce hiç görmediğim korkunç bir adam içeri girdi.
Öğretmenimin masasına sertçe bir kutu koyup
kutuyu açmamı söyledi.
İçinde ne vardı dersin?
Bir çift yeni ayakkabı.
Baba figürü olan kişi sana sadakat, aile, ilişkiler ve işi
öğretmekle yükümlüdür.
Cormac de böyle tembihliyor olsa da önemsediği tek şey var.
Kendisi.
Er geç fark edeceksin ki
ikinizden biri gidecek.
İş işten geçmeden
kim olmak istediğine karar vermelisin.
Çellist arkadaşımız.
Pek erdemli virtüözümüz.
Çok sadakatsiz çıktı.
Benden çalmaya çalıştı.
İnsanların benden çalmasından bıktım usandım.
İtiraf etti.
Gördüğün gibi epey sinirlendim.
Güvenin böyle suistimal edilmesi
sadık kalanlara iyice minnettar
olmamı sağlıyor.
Dolayısıyla
yeni kadrolu müzisyenimiz
tanıdığımız biri olsun.
Hem başarılı bir uluslararası sanatçı
hem de
bir aile ferdi gibi uyum sağlayacak biri.
Aynen öyle, baban.
Baban hangi enstrümanı çalıyordu?
Keman.
Efendim, ben...
Winston Scott bir ekip kurmuş.
Sizi öldürecekler.
Sen bunu nasıl öğrendin?
Ekibine katılmamı istedi.
Ne hissettin?
Şey gibi geldi...
-Fırsat. -Ne fırsatı?
İlerleme fırsatı.
-Benim yanımda mı? -Evet efendim.
Aferin.
Bir şey sorabilir miyim?
Tabii.
Thomas neyi çalmaya çalışmıştı?
Seni.
Sadakati.
Alt yazı çevirmeni: Günseli Birol
Proje Kontrol Sorumlusu Şengül Usta
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.