Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Interlingua
Irish
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Punjabi
Quechua
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
Edited at https://subtitletools.com
Tanrım, değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etmeyi bahşet bana...
Hayır, dostum, sus ya. Gelmek üzereyim.
Hayır, senin hakkında öyle hissetmiyor, dostum.
Değiştirebileceğim şeyleri değiştirme cesareti bahşet...
Hayır, bu Stephon. Anlıyor musun?
Yolda olduğumu söylediğimi ve her şeyin iyi olacağını söyle ona.
Ve farkı bilme bilgeliğini bahşet.
Çeviri: Mert Yıldız Keyifli Seyirler.
Ben'in yanına döneceğim. Ve beni okula götüreceğini söyledi.
Dinlenebilesin diye de haftanın kalan günlerinde beni alacak, tamam mı?
Tamam.
Anne.
- Al şunu, tak. - Hayır, hayır Justin. Bunu yapmana gerek yok.
- Yardımı olacağına yemin ederim. - Justin, hayır.
Sen okuluna git, bir sorun yok. Sorun yok.
Lütfen, yardım et.
Ve pastadan bir dilim daha yemeden önce, kardeşinin hediyesini aç.
- Güzel paketlemişsin, Justin. - Güzel ama, değil mi?
Çok bant kullanmışsın kanka.
Yeni bir saat mi? Niye yeni bir saate ihtiyacım...
Çok güzel.
Çok parlak, annem seçmeme yardım etti. İkimizden sayılır yani.
Tamam, anladım. Yine geç kaldım, o yüzden yeni bir saat.
Ondan değil, benim hediyemi aç.
Pekâlâ.
- Hayır. - Dıştan güzel görünüyor, anne.
Tekrar bak, tekrar bak.
Dostum!
- Hadi ama! - Şehre yenileri gelmiş, ben de iyi ikinci ellerden aldım.
Kes oynamayı. Şuna bak be.
Dostum, bu harika.
Ufak bir kamerası da var. Üniversiteye gittiğinde annem bize de alacak...
...böylece seni görüp konuşabileceğiz.
Hoşuna gidebileceğini düşündük ve tam buraya koyabiliriz.
Buraya mı?
- Sadece bana aldığını sanıyordum. - Sana aldım.
Evet, ama bir şeyi kullanmadan önce falan imza atmalıyım.
Dostum, hadi ama.
Tek dediğim, artık bir erkeğim ben.
İyi hissediyorum.
Yani...
...tam olarak iyi değil, sanırım.
Çekmecenin arkasında Charles'ın bu resmine rastladım.
Anıların acı vermesi gerekirken, iyi hissettirdi bu.
Çok tatlı.
Gerçeği istiyorsan, bu çok tatlı bir yüz.
Yaklaşıyorum gibi hissediyorum.
Tanrı'nın takdirini kabul etmeye yaklaşıyorum.
Ve mola için de sizlere limonlu kek getirdim.
- Oğlum çok severdi. - Teşekkürler, Patrice.
Devam et kızım.
Bizler anneyiz. Annesel içgüdümüz, çocuğumuzu korumak.
Ve en kötüsü gerçekleştiğinde, o çocuk öldürüldüğünde...
...suçlu hissettik, depresyona girdik...
...başarısız olduğumuzu hissettik.
Evlerimizi, akıllarımızı bazen hayatlarımızı bile kaybettik.
O yüzden bir destekçi bulun.
Konuşabileceğiniz, dışarı çıkıp...
...takılabileceğiniz, bir hobi edinebileceğiniz, hayata devam...
...etmeniz için bir çeşit kabullenme bulabileceğiniz birini bulun, değil mi?
Şimdi, sanırım yeni bir yüz görüyorum.
Ben Lila Walcott. Ben buradayım...
Şehir için çalışıyorum. Devlet arşivlerinde kâtiptim.
Ben...
...ayrıldım şimdi.
Oğlum Stephon...
Geri çekilin lütfen, hanımefendi. Hanımefendi?
- Tanrım... - Dışarı...
- Sorun değil. - Söylemene gerek yok. - Acele etme.
Stephon? Stephon, bizimle misin?
Beni duyabiliyor musun?
Stephon!
- O kelimeyi kullanmayacağım. - Söylememelisin, sorun yok.
Hepinizi dinledim ama... Stephon öldü ve ben...
Onu...
Geri istiyorsun.
Bitir, Lila. Ne istiyorsun?
Beni davet ettiğiniz için hepinize teşekkür etmek.
Rica ederiz.
Bir hobi edindin mi?
Oğlun ölüyor ve onlar sana pul koleksiyonu falan yap diyorlar.
- Yardım etmeye çalışıyorlar sadece. - Evet, yapabilecekleri bir şey yokken...
...milletin yardım etmeye çalışması ne kadar komik.
Kartlar gelmeye devam ediyor, biliyor musun? Önce dedektiften ve rahipten.
Orada da bir tane aldım.
Belki de bu senin hobin olabilir, kart toplamak.
Ya da tavsiye almak.
Evet.
İç tasarımda çalışıyorum ben.
Ve patronum bana çok güzelce dedi ki...
..."bir çocuk daha yapabilirsin."
Bunu duymuştum sanırım.
"Bir oğlun daha var."
Feda edebileceğim biri var gibi.
Diyorum sana, dostum. Konuşmanın bir anlamı yok.
Seninkini anlat bana.
- O zaman konuşuyor olurum. - Biliyorsun, destekçi...
...konuşacak birini bulun dediler eğer istersen...
Senin destekçin olmak mı?
Bu çok güzel ama akıllıca değil.
Bu tüm şey benim olayım değil.
Burada olmak bile beni işe yaramaz hissettiriyor beni amına koyayım.
Bekle bir dakika, bir şans tanı. Seninle konuşabileceğimi hissettim ben.
Al numaramı, ama araman gereken ben değilim.
- Polisi aradım ama, ya sen? Yapanı buldular mı? - Bakmadılar bile.
Benim ufak kızım onlara göre gerçek değildi.
Nasıl olduğunu bilirsin yani. Biz sürekli düşünürüz ama başkaları takmaz.
Onlar bizi düşünmezler.
Bizi görmezler bile lan.
Ben devam edeceğim ama, arayacağım.
Evet, iyi şanslar sana.
- Hanımefendi? - Bak, yeterince oturdum zaten. Bir saattir bekliyorum.
Dedektif Holliston geldi mi?
Hanımefendi, çağrı cihazını aradım. Mesaj bırakmak ister misiniz?
- Dedektif Holliston! - Yardımcı olabilir miyim?
Oğlumun davasıyla ilgili aradım ve kimse cevap vermedi bana, gideyim dedim ben de.
Ne davasıydı?
Beni... hatırlamıyor musunuz?
Hatırlıyorum tabii ki. İlgilenecek çok dava var da.
Tekrar söyleyin.
- Bayan Walcott. - Efendim?
- Bir şey var mı diye mi geldiniz? - Evet.
Mahalleyi gözden geçirdik ancak ne yazık ki şimdilik bir şey yok.
İhtiyacımız olanı bulana dek aramaya devam edeceğiz, hanımefendi.
Oğlum sokakta yürüyordu sadece. Bir oğlum daha var, ne yapmalıyım?
Ben olsam giderdim.
Bayan Walcott. Bayan Walcott, dinleyin.
Dahası da var. Sadece, sizinle konuşabilir miyiz biraz?
Bildiklerimiz bunlar. Elimize çok şey geçti.
Özellikle, her köşe bir mülk parçası.
Ve her mülk parçasının bir de sahibi var.
Köşede çalışırsan kira ödersin. Bunu çok gördük.
Bu Ray ise, serbest çalışıyordu.
Onu uyardılar mı uyarmadılar mı bilmiyoruz.
Ancak, siyah bir s.u.v. araç kullanan birinin onu öldürdüğünü biliyoruz.
- Kim? Kimler onlar? - Kimse bize bir şey söylemez.
Bunu da çok gördük.
Kanıt lazım bize. Bir ipucu, bir isim.
- O olmadan... - Unutun bunları.
Polise gittim.
Bir şey bilmiyorlardı ve öğrenmeye de çalışmıyorlardı.
Bu konu hakkında düşünmeden duramıyorum işte.
Yani bu, hissettiğim acıların çok ötesinde.
Yemek yiyemiyorum, uyuyamıyorum.
Sadece...
İstiyorum ki...
Hepimiz ne istediğini biliyoruz.
Ona tekrar sarılmak istiyorsun.
- Evet. - Oğlunu geri istiyorsun. - Bu doğru.
Sorumluları istiyorsun.
- Huzur istiyorsun. - Sesini duymak istiyorsun.
- Güzel bir uyku çekmek istiyorsun. - Nasıl hissettirdiğini bilmelerini istiyorsun.
Hepimiz burada yaşıyoruz, değil mi? Bir şekilde üstesinden geldik.
Ama ben gelemiyorum artık.
Siz gelebiliyor musunuz?
Tanrım, değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etmeyi...
...değiştirebileceğim şeyleri değiştirme cesaretini...
...ve farkı bilme bilgeliğini bahşet bana.
...farkı bilme bilgeliğini bahşet bana.
- Erkeklik yaşta değildir, Stephon. - Ama bana 8 yaşımdaymış gibi davranıyorsun.
Gerçek bir erkek sözünü tutar ve gerektiği anda...
...olması gereken yerdedir.
Benim bildiğim budur.
Tamam.
İstersen bir dahakine ararım.
İsterim. Çünkü seni aramamı istemediğini biliyorum.
- Öyle bir şey olacakmış gibi. - Evet.
Evet, ve ağzını sil, Jay-z.
Ağzının kenarındaki pastayı sil.
Jay-z.
Teşekkür ederim.
Teşekkür ederim, anne.
İşte geldim, destekçilik görevi için rapor veriyorum.
Geldiğin için sağ ol.
Gerçekten.
- İyi misin diye bakmaya geldim. - Evet, değilim.
Nasıl olduğumu bilmiyorum.
Burası hastane gibi.
Burayı renkle, güçle neşelendirmen lazım.
Tina Turner gücü gibi.
Ve o kardeşimiz de çok boktan şeylere bulaştı. Ike'i gördün mü?
Kızım, o ufacık sıska bir adam.
Somalili gibi.
Yani, adam elini ilk kaldırdığında onu ortadan ikiye ayırmalıydı.
Üstünde bacaklarını kullanmalıydı.
Polise gittin mi?
Daha iyi misin?
Unutulmuş hissediyorum.
- Ne yapacağımı bilmiyorum. - Sana bir tüyo vereyim.
Temizlik yapmayı bırak.
O benim küçüklüğüme dayanıyor ya, annemle babamın kavga ettiğini duyardım.
İşleri daha iyi hale getirmek için, kontrolde hissetmek için...
...temizlik yapardım.
Hobi edinin dediler değil mi? Düzelt burayı ya.
Makyaj yap ya. Biliyorsun eskiden bir iç tasarımcıydım.
Sana yardım edebilirim.
Bilmiyorum, gelecek hafta part time işe döneceğim.
- Paramı burayı düzeltmeye harcamak istiyor muyum bilmiyorum. - Lütfen.
Bu boktan halıyı buradan kaldırıp yakmak bir şeye mal olmaz.
Taşındığımda buradaydı, pek de sevmemiştim ama...
Kaldıralım hadi.
Biliyorsun, bazen bunların altından çok güzel ahşap döşemeler çıkıyor.
Tam köşeden.
Justin neden çantasını buraya...
Gördün mü? Köşeden kalkıyor bile.
Tanrım.
Tanrım.
Belki, belki de korkmuştur.
Sinirlenmiştir.
Belki sadece seni korumak istemiştir.
Neden... neden...
...neden böyle bir şey yapsın?
Ne yapması gerekiyordu?
Abisini öldürdüler ve öldürenler hala dışarıda.
- Ama bu konuda bir şey yapamam. - Ya yapabilseydin?
Yapar mıydın?
Yapardım tabii, kim yapmaz?
Küçük kızım tıpkı senin gibiydi.
Elimden bir şey gelmediğini, beklememi söylediler.
Bekledim ben de.
Ve hiçbir şey olmadı.
Hadi.
- Ne? - Güven bana.
Justin yatıyor nasılsa, güvende. Gidelim, sana bir şey göstermek istiyorum.
Orada, değil mi?
Stephon'un öldürüldüğü...
Ve onun gibi bir torbacı daha var.
Birileri için çalışıyor olmalı.
Denzel bu adam kaçıranın peşinde.
Gidecek kendi filmim var.
- Kim bu arkadaşlar? - Tanıştın ya.
- Tanışmadıklarım da var. - Asla da tanışamayacaksın.
Evet.
Sen sekizinci sınıftayken bu evi gece gündüz ararlardı.
Merhaba, Stephon'la konuşabilir miyim?
Bu komşu Ben'le olaylar nedir peki? Tesisatçı hani.
Tamam, tamam. Bu akşam buluştuğun...
...arkadaşların arasında düzenli bir kız var mı?
Hayır, onlar benim düzenli kızımın kim olduğunu bilir.
Hadi ama, ben yemem bunu. Çok bayat bu.
Bayat mı? Sen...
- Bayat. - Lütfen kelimelerimi kullanmaya başlama.
Pekâlâ, iyi eğlenceler. Saat kaç?
Hadi ama, 18 yaşımdayım ben.
Umurumda değil. 11’de evde ol lütfen, Stephon.
Barış.
Görüşürüz, Stephon.
Pekâlâ. Sen, ben ve Denzel, bebek.
Evet, her zamanki gibi.
Dedektif, bir isme ihtiyacı olduğunu söyledi.
Bulalım o zaman.
Bulalım o zaman mı? Eve gidelim.
Hayır.
Toplantıda ne istediğini söylemeye başladın.
Oğlumu benden alanlar için adalet istiyorum sadece.
Alalım o zaman.
Oraya öylece gidip soramam. Burası bir cadde, kalabalık bir yer.
Bir şey diyeyim mi...
...herkes illa ki eve gider.
Bu o.
İkizler burada değil. Yemeğim var, eve geliyorum.
Bize bir şey söyleyeceğini sana düşündüren ne?
Hayır. Hayır. Ya biri...
- Yapamayız! - Yapmayacağız. Gerek kalmadıkça.
Kızartmaları yolda yemek istersem yerim.
- Dur, ne yapacaksın? - Sanırım Tina moduma geçeceğim.
Bir saniye konuşabilir miyiz?
Lan, lan. Birine gelme böyle.
Bir soru soracağım sadece.
- Seni tanıyor muyum? - Hayır, ama Ray'i tanıyorsun.
Tanıyorsam sizene? Ne istiyorsunuz benden?
Bir isim.
Çalıştığın köşede geçen ay arabadan ateş açıldı.
- Sorumlu olanlardan birinin adı. - Siktirin gidin buradan.
Bir isim istiyorum!
Şaka mı bu?
Bir isim istiyorum! O ismi ver bana yoksa yemin ederim seni vururum...
- Ne yaptın sen? - Ne yapmalıydım?
Üstüme geldiğini sen de gördün.
O da birinin çocuğu.
Bizi öldürmeye çalıştı.
Hadi, gidelim.
Yürü!
- Tek istediğimiz bir isimdi. - Ve aldık da, değil mi?
Donelle Peete. Yani, doğru isim değil ama ipucudur.
Ve telefonu. Telefonunda daha fazla isim olacaktır.
O dedektife tüyo verebiliriz.
- Sesimi tanır. - Yüzünü bile hatırlamamış.
Sesini falan tanıyamaz.
Bak, şu anda çok korktuğunu biliyorum. Ama daha hafif hissettiğini de biliyorum.
Stephon.
Uyan.
Uyan.
Bırakma beni. Duydun mu? Bırakma beni.
Anneni bırakma. Tamam mı?
Uyan şimdi.
Uyan, Stephon.
Duyuyor musun beni? Duyuyor musun beni?
Nefes al.
Cüzdanı almışlar ama saat duruyor.
Rolex.
Tetikçi bir Rolex'i bırakmış mı?
Salak bir de içinde kasıtlı madde olan bir cep dolusu ilaç bırakmış.
Kasıtlı mı?
Seni yine o koca sözlükle görürsem vura vura öldürürüm seni.
- Forensikler nerede? - İşi biliyorsun, burası getto.
Bu demek oluyor ki, buraya istediklerinde gelirler.
Onları suçlayamam. Bu basit bir atm davası.
Silahı yerleştir, tak, tak, tak parayı çek.
Telefonu alıp uyuşturucuları bırakmış mı? Ve etrafta hiç kovan da yok.
- Altıpatlar olmalı. - Hayır, anladım.
Senfoni orkestrasının kondüktörü...
...kovanları opera pelerininin altına saklamış.
Ukala.
- Columbo işi bitirdi. - Evet, Columbo bokum kadar eski.
Hayır, o senin böyle düşünmeni istiyor. Sen onla dalga geçerken, o suçu çözüyor.
Hayır, hayır, hayır.
Tüm temasını anlıyorum ama sana ilk söyleyen ben olacağım...
...böyle şeyler hep olur. Geçen gece TVLAND'de gördüm.
Bir sürü kumaş ceketli ve kravatlı adamlar.
İşte olmadığın zaman yaptığın şey bu mu? TVLAND?
Bilmiyormuş gibi davranma. Evli hayatını biliyorsun.
Bozuk plak gibi. Forensikler nerede ulan?
Okula gidiyorum ben.
Abin için kızgın olduğunu biliyorum, ve ben de öyleyim.
Ama Justin, bir daha asla elini silaha sürme, duydun mu beni?
- Duyuyorum, ama... - Söz vermeni istiyorum.
Stephon'a söylediğim gibi, erkek sözünü tutar.
- Anlıyorsun ama bilmiyorum... - Git şimdi.
Ve çantanda bir sürü kitap getir...
...çünkü bir süre okul haricinde dışarı çıkmayacaksın.
Sakin olman gerek.
- Ya nakit? - Onunla bir şey yapmak istemiyorum.
Ben de.
Belki de toplantılardaki bağış kutusuna atmalıyız.
Sanırım ziyan edemeyiz.
Endişelenmene gerek yok.
Gazetelerde bir şey yoktu. Bizi aramıyorlar, Lila.
- Ama silah hala... - Her şeyi halledeceğim dedim sana.
Halledeceğim.
Kimin aradığını gördün mü?
Mesajdı.
- Ne yazıyordu? - "JJ'lerde dedik.
Her zamanki vakitte. Cumartesi, Leo." yazıyor.
Bu mesaj çalıştığı adamdan gelmiş.
Yani bu Cumartesi, Donelle'in orada olduğu saatte gidersek...
...Stephon'u kimin öldürdüğünü bulabiliriz.
Lanet olsun.
Vaktiniz var mı, hanımefendi?
Özür dilerim, misafiriniz mi var?
Etrafı toparlamadım da.
Buyurun.
- Evde iş yapıyorsunuz demek? - Evet, bir hobi edinin dediler.
İbneler.
Bakın, uzun tutmayacağım sizi. Stephon'un odasına bakmalıyım sadece.
- Standart prosedür. - Buyurun, hemen şurada.
- Burası. - Tamam.
- Dediğim gibi, normalde iyi toplardım. - Sorun değil, ben de ergendim bir zamanlar.
Çok zaman oldu gerçi.
Size içecek bir şey getireyim mi? Kahve falan?
- Hayır, sağ olun iyiyim böyle. - Sobada bakmam gereken bir şey var.
- Hemen dönerim. - Pekala.
Teşekkürler, hanımefendi.
Splinter Cell oynamayı sevdiğini gördüm.
Ben de bazen yeğenlerimle oynarım.
Yeni almıştım, hiç oynama fırsatı olmadı.
Pekâlâ.
- Bir gelişme olursa haber veririm. - Ne arıyordunuz?
Köşe ve kira ile ilgili olduğunu mu söylemiştiniz?
Kesin bir kanıt toplama protokolü var.
- Dediğim gibi, prosedür. - Bu mu yani?
Buraya gerçek bir şeyi soruşturma amacıyla gelmediniz mi?
Üstünde adının yazdığı bir kutuyu kontrol etmeye mi geldiniz sadece?
Hayır, hanımefendi. Bana verdikleri davalar arasında seçim yapmam.
Bu yüzden aynı protokolü izlerim.
- Önemli bir şeylerin gözden kaçmadığına emin oluyorum. - Bir dahakine haber verin.
Bir insanın evinde bir anda bitilmez böyle.
"Haber verin." Sevdim bunu.
Potansiyelin var.
İşe koyulalım hadi.
Ev tasarımı dergilerini ve şovlarını hep sevmiştim.
Bu hep yapmak istediğim bir şeydi, ama...
Bir tahminden fazlasına ihtiyacım yok.
Önce hamile kaldım, sonra benimle evlenmek istedi.
Stephon yuvarlanmaya başladığında adımı bile unutmuştu.
Ev tasarımı ondan sonra da pek bir anlam ifade etmedi.
Benzer bir şey bana da oldu. Ama önce o bebeğimi istemediğini söyledi...
...ben de siktiri çektim, ondan değildi nasılsa...
...sonra gidip pizza yedim.
Merhaba, Ben.
İyi misin sen?
Justin, sandalyelerim için gelmenin iyi bir zaman olduğunu söyledi.
- Aç mısın? Çok var. - Ciddi misin sen? Yemek yerken görüyorum seni.
- Sorun olur mu? - Hayır, buyurun. Bir tabak getireyim.
Tamam o zaman.
- Justin, nasılsın? - Üstünde çalıştığım bir sanat projesi var.
Ne? Öylece gidecek misin? Pekâlâ.
Evlat.
Söylemem gerek, bu çok iyi görünüyor.
Ben yapmadım.
- Senin tabaklardan biri bu. - Annem öğretmişti bunu.
Tek ben kaldığımdan bu yana koca bir tencere yapmıyorum.
Çok hoşsun.
Benim de pek pişiresim yoktu, o yüzden...
Bu evin üstünde çok sıkı çalışıyormuşsun gibi görünüyor.
- Yardıma ihtiyacın olursa söyle bana. - Ben idare ediyorum.
Bir şey ima etmedim, Lila.
Özür dilerim, sinirlerim gergin biraz. Sadece...
Yarın gruba geri dönüyorum başka ne yapacağımı bilmiyorum.
İşler neden böyle, insanlar yaptıkları şeyleri neden yaparlar bilmiyorum.
Tek bildiğim, kendi yolunu bulacağındır.
O zamana kadar, yemeyi unutma.
Bunu keseceğim ve sana yemen için bundan bir parça vereceğim.
İşte. Yemelisin.
Gördün mü? Daha iyi misin?
Senin başının etini yediğim o akşam yemeğini sonunda yedik sanırım.
Sorup duruyorum çünkü... Belki de söylememeliyim.
Hayır, hayır, söyle.
Sorup duruyordum çünkü yapmamı Stephon istedi.
Denzel ile olan şeyinin uzun sürmeyeceğini söyledi.
Teşekkür ederim.
Evet.
Ve Justin konusunda yardımcı olduğun için, her şey için, çünkü...
Bahçe çok çalışıyorum, zorlular biraz.
Hayır, değiller.
Pekâlâ, kendine iyi bak.
Tamam.
Görüşürüz.
Lila. Sana bir şey sorabilir miyim? Destekçi bulabildin mi kendine?
- Patrice ilgilendiğini söyledi ama benim destekçim var zaten. Eve - Tamam.
Bak. Patrice? Lila destekçisini bulduğunu sana...
Üzgünüm, şimdi konuşamam. Eve gidip limonlu keklerimden yapmalıyım.
- Niye acelecisin böyle, Patrice? - Charles eve geliyor.
Eve erken geliyordu ama erkekleri bilirsiniz.
Dışarıda arkadaşlarıyla.
- Eve gidip hazırlanmalıyım. - İlaçlarını almayı bıraktın mı?
Evet, ihtiyacım yok artık. Cevabı buldum.
Cevabı İncil'de buldum.
Biricik oğlunu üç günde büyüten kim? Beni vuran buydu işte.
Çünkü kendi oğlunu büyütebilirse, benimkini de büyütebilir.
O zaman dua etmeye başladım işte. Ve duama cevap verileceğini biliyordum.
Üç gün, üç yıl.
Diğerlerine haber vereyim ben.
Charles eve geliyor.
Charles bir barbeküde bir kavgayı ayırmaya çalışıyordu...
...ve üç yıl önce bugün öldürüldü.
Doğum günleri, yıl dönümleri en kötüsüdür.
Bugün iyiyim ben.
- Patrice, toplantıya kalabilir misin? - Hayır. Biliyor musun...
Bu onun başına daha önce de geldi mi?
Sadece onun başına gelmedi. Hepimizin kötü anları oldu. Birbirimize sahip...
...çıktık, gerekirse birbirimizin yanında kaldık.
O yüzden bu akşam eve gittiğinden emin olacağım.
Ve yarın onu...
Kaybetsem bilir miydim ki?
Sonum onun gibi mi olacak?
İçeride kalıp, her şeyi onun gibi içinde tutarsan...
...çürür.
Hislerin hakkında bir şey yapmalısın.
Uyumaya çalışıyorum ama...
...aklım her seferinde o köşeye gidip geliyor.
- Bunu mu düşünüyorsun? - Düşünmemek elimde değil...
O lanet restoranı ve orada kiminle görüşeceğini.
Onu görmek istiyorum...
...oğlumu benden alan o mu görmek istiyorum.
Bugün Cumartesi.
Ve iki saat içinde, her zamanki vakit olacak.
Gitmelisin bence.
Tek kendim için olmaz ama bu.
Buna en az senin kadar benim de ihtiyacım var.
O zaman belki birbirimize yardım edebiliriz.
Sanırım bu bir polis incelemesi.
Polis incelemesi sırasında polisler ne yapar?
Uyurlar.
Filmlerde aileleri hakkında konuşurlar.
İpucum bu mu?
Sevgilimin adı Mello.
Geldiği memleket JELL-O.
Ayaklarında turşu Ve burnunda bir vişne
Hikâyem böyle gider işte
Sevgilimin adı Billy
Geldiği memleket eski Philly Burnunda bir vişne
Ve kocaman şişman ayakları
Hikâyem böyle gider işte
Şeftalilerini geri veriyorum
Armutlarını geri veriyorum
50 centini geri veriyorum
Ve onu merdivenden yuvarlıyorum
- Annen sana bunu da mı öğretti? - Evet.
Küçük kızın yapar mıydı bunu?
Evet.
Kimseye söylemedim ama hep küçük bir kız istedim.
Geldiler.
Birini öldürdüler mi sence?
- Stephon'u öldürdüler bence. - Bunu bilmiyoruz.
Nasıl hissettiğini biliyorsun.
Onlarla konuşacağız sadece.
- Şimdi, geçen sefer... - Geçen sefer berbat ettin.
Benim de diyeceğim oydu, tamam mı? Geçen sefer berbat ettim.
O yüzden bu sefer sen ilgileneceksin.
Gitmek istersen gideriz. Konuşmak istersen konuşuruz.
O polis için bir isim bulursak tüyoyu ben veririm ona.
Ama hepsi sana kalmış.
Eve gidiyorum.
Eve mi gidiyorlar sence?
Evet! Merhaba, kardeşim.
Oyunun anasını ağlatıyorum resmen lan. Kimle benimle aşık atamaz.
Son vişneyi boku püsürü almak üzereyim.
Hey, seninle konuştuğunu biliyorum evlat.
Lanet olsun, en iyisi benim çünkü. Candy Crush'ta 180. seviyedeyim.
Şuna bak be.
Birini görüyorum sadece, öbürü arabadadır belki.
Saul'u arasan iyi olur, sürtük. Geç lan şuraya.
Kardeşim, takip edildiğimizi söylemiştim sana. Şu boka bak.
Tamamdır, kardeşim.
Ne istiyorsun, Scooby çerezi falan mı?
Kardeşim, sana diyorum ki sürekli ben dikkatimi vermiyormuş gibi davranıyorsun.
Doğru de şuna.
Restoranda gördük seni. Takip ettiğini falan gördük.
Eğleniyor musun?
Ne istiyorsun, dostum?
Köşelerinizden birinde yapılan araçtan ateş açma olayını kim yaptı bilmek istiyorum.
Öyle mi? Bu kadar mı?
Yani, onca yolu bunun için mi geldin? Hayır, hayır, görüyor musun?
Söylemediğin bir şeyler var.
Donelle'i kimin vurduğuna dair bir şeyler mi biliyorsun, sürtük?
Donelle senin neyin?
Lanet soruya cevap ver.
Önce sen ver.
Lan, lan. Senin derdin ne, kardeşim?
Özür dilerim, Yunan partisi çok fenaydı, evlat.
Bir tur daha atmak zorunda kaldım. Bunlar kim?
Bir prosedürümüz var, Bradley.
- Etrafta böyle dolaşma dedim sana. - Pekâlâ, rahatla dostum. Neden hep bana...
...çatıyorsun, o kadar iş getiriyorum sana.
Dostum, sana tüm kampüs yeşilini getirdim.
Sende çok var.
Lanet olsun.
Hayır, hayır!
Ver bana, gidelim.
Hayır! Hayır! Soralım, soralım!
Tamam, ama acele et.
Bilmek istediklerimizi söyle ve kardeşine doktor çağırayım.
Siktir lan, doktor çağır hemen.
Donelle'in köşesi. Araçtan ateş açma. İsim.
- Sen miydin o muydu? - Bir şey söyleme, dostum.
Bir şey söylesen iyi olur yoksa son nefesini duyacaksın. Hiç durmayan bir ses bu.
Amına koyayım, tamam!
Alonzo T'di.
Handro ve onlar için güneye bakıyor şimdi.
Teo!
Lanet sürtük.
Hadi, bunu yapacaksak gitmeliyiz.
Gidelim!
Biliyorsun, belki de değiştiremeyeceğin şeyleri kabullenmek...
...değiştirebileceğin şeyleri değiştirme cesareti bahşedilmiştir sana.
Ancak farkı bilmek için bilgeliği bulmak asıl mücadeledir...
...çünkü kaybının acısı seni çok zayıflatabilir...
...kararlarını etkileyebilir.
Ve bu da Olsen ikizlerine gidiyor.
Buradaki Ashley'nin cüzdanı, parası, telefonu yok.
Mary-Kate öyle değil ama.
Ya buradakine ne demeliyiz? Humpty Dumpty? Opie?
Ek mesai isteyeceğim. Bizi görevlendirip sürekli dışarı yollayacaklarsa...
- ...yani, adil değil bu. - Bizi göndermediler.
Altıpatlar olduğunu duydum, bu işte bir iş var.
- Bildirdim ve ben istedim. - Biliyordum, biliyordum.
Ne yapıyorsun, gönüllü mü oluyorsun şimdi de? Prosedür bu değil.
Prosedüre uymayı ne zaman bıraktın?
Yine altıpatlar, telefon yine yok.
- Çocuğun üstünde uyuşturucu var mıydı? - Evet.
En iyi mezuniyet balosunu yapmaya yetecek kadar vardı. Ne olmuş yani?
Balistik sonuçları geldiğinde, Donelle'i vuran adam çıkacak.
- Hazır olacağız. - Üsttekilerin sikinde değil.
Görev gücümüz, bu orospu çocukları için bir görev daha almayacak.
Bir seri bağlantılı vurulma. Siklerine takarlar.
Evet, elbette takarlar. Birisi daha yeni Opie'yi öldürdü.
- Justin? - Efendim?
- Justin? - Yatak odasındayım.
Sen ne... Ne yaptığını sanıyorsun sen?
- Eşyalarını kaldırdım. - Her şey nerede?
- Tavan arasında. - Bunu yapabileceğini kim söyledi?
- Bu benim odam ve ben... - Hayır, hayır. Burası benim evim.
- Tamam mı? O yüzden hepsini geri getir. Derhal! - Hayır!
Her gün onu eşyalarına bakamam. Sıkıldım bundan. O geri gelmeyecek, anne!
Lila, istersen eve yollarım ama kanepemde kalmak istiyor.
Pekâlâ, ona...
...ona üzgün olduğumu söyle.
Ben burada anıların acısını çekiyorum ve o her gece bunlara bakıyor.
Bak, kendini bu kadar çok suçlama.
- Abisini sonsuza dek ortadan kaldırmaya çalışıyor gibiydi. - Hayır, hayır.
Bir hatırlatıcı olarak Stephon'un saatini aldı.
Senin sakladığın bir şeyler var mı?
Elbette.
Bazı giysileri, resimleri var.
- Ve telefonumda... - Ne söyleyeceğini biliyorum.
Ne söyleyeceğini biliyorum çünkü aynı şeyi ben de yapıyorum.
Yapabileyim diye faturayı bile ödedim.
Hey, ben Stephon. Ne yapacağınızı biliyorsunuz.
Nasıl havalı olmaya çalıştığını duydun mu?
Hey, ben Stephon. Ne yapacağınızı biliyorsunuz.
Bize bir şey söylemeye çalışıyor gibi geldi bana.
Elimizde bir isim var zaten.
Aynen.
Ve onu nasıl bulacağımı biliyorum.
Ne yaptıklarına bak!
Kim olduğunu bilmediği mi sanıyorsun?
Kimse bilmeden bir anda burada bitebileceğini mi sandın?
- Muhabir yok demiştik. - Ben muhabir değilim.
Kimsin o zaman?
Anneler için olan bir yas destek grubundanım.
Ve...
...ne olur ne olmaz diye kart bırakmak istedim.
Teşekkürler.
Aile bir teşekkür kartı göndermek istedi ve o bir adres bırakmadı.
Biz de çiçekçiyi aramaya karar verdik.
Alonzo, evet. İş adresi de olur.
Promiseland, Atlanta mı?
O da ne?
Bir gece kulübü. Peki.
Gece kulübüne gidiyoruz.
Uzun zaman oldu. Nasıl yapacağımı unuttum neredeyse.
Dışa açılıyorsun, stil olarak da açılabilirsin.
Nasıl oldu?
İyi görünüyorsun!
- Benim kadar olmasa da. - O kadarı yeter bana...
...çünkü önüne gelenle yatan kadın gibi görünmek istemiyorum.
Gerçekten mi? Öyle mi?
- Saçın iyi görünüyor. - Beğendin mi? Gerçekten mi?
Kendim kestim. Bir ara götüme kadar inerdi ama...
Kızım öldükten sonra bir makas attım.
- Şimdi böyle de seviyorum. - Güzel görünüyor.
- Pekâlâ, bir fotoğraf çekelim. - Tamam.
Tamam, hazır mısın?
Bu iyi oldu.
- Tamam, bir tane daha çek. - Tamam. - Başka bir poz.
Bekle, tamam.
Alonzo'nun burada olduğunu nereden biliyoruz?
Bilmiyoruz. Teo'nun telefonu yanında mı?
Alonzo yok burada.
Ama bir Zo var.
Lan. Teo'nun telefonundan kim beni arıyor?
Alo?
Bu şarkı.
Benim kulübümdesin.
Ne oluyor lan?
- Gidiyorlar sanırım. - Hayır, hayır, bu gece olmaz.
- Kıza baksana. - Lila, endişelenme.
Hallederim bunu. Güven bana.
Pardon, pardon.
Pardon.
- Tanrım, bebek ne kadarlık? - 6 ay.
6 ay mı?
6 aylık hamile olmakla ilgili ne hatırlıyorum biliyor musun?
Hep istemiştim.
Hormonlarım takla atıyor resmen.
Hayır, eğilme.
Eğilme.
İşte oldu.
- Hiç yemeğe çıktınız... - Ne diyeceğini biliyorum.
Ama daha menüyü bile açmadan herifi eve sürüklüyordum.
- Şimdi nereye gittiğimi düşünüyorsun? - Ne diyeceğini biliyorum.
Harika görünüyorsun.
Biliyorum. Sorumlulukların olduğunu biliyorum ama bir gece çalışmayabilirsin.
Neredeyim ben? Senin evinde.
- Bu çok tipik bir cevap. - Bu çok tipik bir soru.
- Çocuğa isim düşündün mü? - Hayır.
Çünkü zamanı geldiğinde bana bakacaksın ve senin ağzından çıkan ismi onaylayacağım.
Sen düşündün mü?
Elbette düşündüm.
Kafaya çok takıyorsun bunu.
Ne düşündüğümün bir önemi yok gibi.
Bebeğe Worthington adını koymak istiyorum. Duydun mu?
Bebeğim, hadi ama. Beni görmezden gelmeyi kes.
Bebeğim, hadi ama. Komikti.
Be...
Bu da ne böyle?
Başka bir araçtan ateş açma, başka ölü iki insan.
- Birinin adı Ray'di. - Ve birinin adı Stephon.
Stephon benim oğlumdu ve...
Sorumlu olanı istiyorum. Leo senin olduğunu söyledi.
Leo mu?
Teo ve Donelle? Sen miydin?
- Soruları soran benim. Bilmek istiyorum. - Bilmek istediğin şeyi sikerim, sürtük.
Buraya böyle gelip, amına koyayım senin.
- Oğlumu öldürdün mü? Söyle bana. - Bir bok söylemem. - Öldür onu!
- Bilmek istediğimi söyle bana. - Belki sana söyleyecek bir şeyler vardır.
Belki de sen daha tetiği çekmeden oraya gelip boynunu kırarım.
- Belki de Maya'ya sorarım. - Maya'yı hatırladın mı? Evet.
O bencil aklından geçti mi hiç?
Nerede o?
- Dolapta, bir şeyi yok. - Bebeğimi taşıyor o kadın.
Sen benim bebeğimi öldürdün seninki umurumda mı sence?
- Buradan canlı çıkamazsın. - Umurumda mı sence?
Pekâlâ. Duymak istiyor musun?
Söyleyeyim sana.
Ray, doğru şeyi yapmadan benim köşelerimden birinde çalışıyordu.
O yüzden, Teo ve Leo'ya onu uyarmalarını söyledim...
...ama onlar uyarmamış.
Sonra Donelle, Ray'in bana saygısızlık ettiğini söyledi. Mahalledeydim zaten.
Kendim halletmeye karar verdim.
Orospu çocuğunu uyardım.
Her şey iyi olacak.
Rahat olsun ya, Stephon orada olacak.
Ama işleri sıkı tutmazsan sonunda ucu kaçar.
Özel olarak oğlunu aramıyordum ama oradaydı.
Tam oradaydı.
Yani köşedeki o boktan olayın sorumlusunu bana sorarsan...
...sensin.
- Sen ne... - Orospu...
Sokağa saldın onu, orada olmamalıydı bile.
Vur onu.
Araya girdi. Olmaman gereken bir yerde olursan böyle olur.
- İşini bitir hemen. - Yani senin, benim...
...adamım... Mayfield'deki adamım Handro'nun suçu.
Dünya bu işte.
- Aynı şey yarın da olacak. - Öldür onu, öldür onu.
Dünya dönmeye devam edecek.
Bunu durdurabileceğini mi sanıyorsun?
Kimsin ya sen?
Bir anneyim sadece.
Sen iyi misin? Hadi.
- Gidelim. - Hayır!
Gidelim.
Bu korkunç, o zavallı kız.
Zavallı kız mı? Adamın parasını nasıl kazandığını biliyordu.
Para için herifin ne yaptığını biliyordu ama yine de sikişti onunla.
- Muhtemelen de bunun yüzünden sikişti. - Vurulmayı hak etmedi.
Onu biz vurmadık!
Ve olmaman gereken yerlerde olursan böyle şeyler olur.
Zo'nun söylediği bu değil miydi? Amına koyduğumun ibnesi.
- Adalet istedin ve sağladın. - Daha iyi hissetmiyorum.
Bitmediği için.
Alonzo, azmettirenin Mayfield'deki adamı olduğunu söyledi.
- Mayfield'deki adam umurumda değil. - Olmalı ama.
Çünkü hepsi bağlantılı. Bunu görmüyor musun?
Hayır. Hayır, görmüyorum.
Üzgünüm Eve ama benden bu kadar.
Bu sadece seninle ilgili değildi, hatırladın mı?
Birbirimize yardım etmemiz gerekiyordu.
Ne? Ne yani?
Hiçbir şey olmamış gibi hayatlarımıza geri mi döneceğiz?
Yaşadığımız ve yaptığımız onca şeyden sonra dönebileceğimizi düşünüyor musun gerçekten?
Üstümü değiştirmek için dolaba girdim. Biri arkamdan kavradı beni.
Ve ses çıkartırsam öleceğimi söyleyen bir fısıltı duydum.
- Tanımlayabilir misiniz? - Görmedim ki. Görmek istemedim.
Tek söyleyebileceğim...
...kadının sesinin çok manyak geldiğiydi.
Kadın mı? Kadın mı dediniz?
Sadece birkaç çetede kadın var.
Birileri işe karışıyor diyorum sana. Tek yapmamız gereken isimlere, kayıtlara bakmak.
Neden bahsediyorsun sen? Bir bölgeyi elde etme savaşı değil bu.
"Kadının sesi manyakça geldi." Bu bölgesel değil, kişisel.
Hep kanıtlara göre hareket edin dersin. Şimdi bu ne oluyor?
Çalışma teorisi de.
- Bu da nedir böyle? - Dışarı çıkıyoruz biraz.
- Bu gerçekten çok iyi bir fikir. - Hoşuna gittiğine çok sevindim.
Evet. Ve hoşuna gidebilecek başka birini de tanıyorum.
Pardon.
- Bana hala kızgınsın biliyorum ama... - Domatesler nasıl?
- ...gruptan bazılarımız yemeğe geldik. - Ve sonra da sinemaya gideceğiz.
Yemek ve sinema. Pek senin tarzın değil biliyorum ama...
...haberin olsun dedim.
Tekrar alolaşırız.
Tekrar alolaşırız mı?
- Hepinizin hala bunu söylediğini biliyorum. - Hayır, hayır.
Lila, o arkadaşın Eve miydi?
- Geri gelme olasılığı var mı hiç? - Denedim ama nasıldır bilirsin.
Ondan bahsettiğini duydum ama onunla tanışmadım sanırım.
Decatur'lu gelen yeni kadın mı o?
Hayır, şehir merkezinde yaşıyor.
İzninizle, bayanlar ve baylar.
Bu güzel kadının evden çıkışını kutlamak için burada olduğumuzu biliyorum.
Ancak aynı zamanda oğlu Bay Justin'e...
...ödüllü ressamımıza kadeh kaldırmak istiyorum.
- Ödül mü? - Şerefe.
Bir saniye, ödüllü mü? Ne ödülü?
Hiçbir şey. Okul şeyim sadece. Sanat projem bir yarışma kazandı.
- Neden söylemedin annene? - Söyleyemedim, zamanı bulamadım.
Ne demek zamanı bulamadın, bir anda söyleyebilirdin. Bunun nesi zor?
Son zamanlarda çok zor. Seni hiç görmüyorum.
Ya ev üstünde çalışıyorsun ya da onlarlasın.
Yani, eve gittiğinde...
Görmek istiyorum, lütfen.
Annene göster.
Nasıl hissedeceğinden emin değildim.
Beğendin mi?
Bayıldım.
Seni seviyorum.
- Ben de seni seviyorum, anne. - Seni çok seviyorum.
Selam.
Postacı seninkilerden bazılarını bana bırakmış.
Benim hiçbir...
Forensik kayıtları geldi. Parmak izi yok.
Zo'nun telefonu gitmişti. Kayıtları aldım ben de.
Tahmin et son kim aramış? Teo Corlone.
Ölü falan ama Teo'nun oldukça iyi bir mazereti var.
Yani tetikçide Zo, Teo ve Donelle'nin telefonları var...
- Ne yapıyorsun? Eşyalarıma dokunma. - Evet, ceketini giysen iyi olur.
Sonunda yüzünü yukarı gösterecek kadar büyük bir davan oldu demek.
Oldukça güzel üniversite öğrencisinin öldürülmesi dikkatini çekti.
Bradley Tipton davasındaki son gelişmeler nedir?
Vurulmalarda kullanılan silahın aynı olduğunu biliyoruz. Telefon kayıtları hepsini bağlıyor.
Alonzo'dan Leo'ya, Alonzo'dan Teo'ya...
...Leo ve Teo'dan Donelle'e, Donelle...
Çeşitli permütasyonlar.
10 dolarlık o kelimeyi kullanmayı bekliyordu.
Dediğim gibi, hepsi birlikte çalışmış şimdi hepsi ölü.
Alejandro organizasyonu mahalleye destek sağlıyor...
...ama bu çocuklar yerel.
- Hepsi bir bölge savaşını işaret ediyor. - Ne? Hayır.
Fiziksel kanıtlar işaret etmiyor, olay yerleri hiç etmiyor.
Başka ne olabilir bilmiyorum ve bölge savcısı aradı beni.
Baskı götüme dayandı. Onlara ne söylememi isterdin, Holliston?
Yorum yok diyebilirsiniz, hala soruşturma altında.
Kalbinizin ailelerle birlikte olduğunu falan.
Çalışma teorimiz bölge savaşı. Yardımcı ol bana, Scaketti.
İki çeteye kadar indirgedim. Quincy Köşeleri ve 16. cadde.
- Aralarında kadın olanlar bunlar. - Tamam, bu iyi.
Sürekli bilgilendir beni.
Teorilerin, detaylarla nasıl uyuşuyor bilgilendir beni. Vahşice vurulma diyelim.
Buna telefonu alıp, uyuşturucuları ve geride bir tanık bırakmayı ekle.
- Daha iyi bir teorin mi var? - Evet.
Birileri basamakları tırmanmaya çalışıyor ama sandığın sebeplerden değil.
İndirmeye çalışalım.
Alonzo'nun mahallesi, değil mi?
Leo ve Teo'ya hak veriyor. Bradley, pek masum olmayan görgü tanığı.
Leo ve Teo, Ray'in yerini alan Donelle'yi getiriyor.
Ve Stephon, yanlış zamanda yanlış yerde.
Ve bu bir kadın.
Ne kadını yani?
Tanrım.
Lanet olsun.
Holliston. Amirin ne dediğini duydum oğlum.
Çalışma teorimiz bölge savaşı. Evine git, dostum.
Yarın için bağış toplantısı olduğunu unutma.
Ve eğer birkaç gönüllü bulabilirsem...
...limon kekleri ya da çörek yapabilirim...
Teşekkürler, harika olacak. Teşekkürler, çocuklar. Merhaba, Lila.
Ve... sanırım yeni bir yüz görüyorum.
Nita mıydı?
- Hoş geldin. - Hoş geldin, Nita.
İstersen paylaşabilirsin.
İki oğlumu kaybettim, Leo ve Teo.
Birbirlerini gıcık ederlerdi ama sevgilerini görebilirdiniz.
Her pazar beni görmeye gelirlerdi.
Bu güzel.
Ben sadece bir kasiyerim ama bana bir ev aldılar.
Ama elleriyle çalışmayı çok sevdiler.
İnşaat işindelerdi.
Haberlerde torbacı oldukları söyleniyordu.
Burada birbirimizi desteklemek için bir aradayız.
- Yalan söylemek için fazla acı çektik. - Benim acı çekmediğimi mi sanıyorsun?
Evet. Evet, acı çektin.
Sevgimizi ve rahatlığımızı hak ediyorsun.
Eğer yardıma ihtiyacın olursa, memnuniyetle...
Kurallarımız falan olduğunu biliyorum.
Ve doğru şeyi yapmak istiyorum ama çocuklarının neye bulaştığını biliyorsan...
...ve bunu bilerek onlardan bir kuruş para aldıysan...
...ve onları durdurmak için elinden geleni yapmadıysan...
Patrice.
Rahatlığı ve desteği hak edebilir. Bizden hak etmiyor.
- Üzgünüm ama Patrice' katılıyorum. - Hayır.
O da bir anne. Tıpkı bizim gibi acı içinde.
Yargılamamız gerektiğinden emin değilim.
Yargılamamalıyız.
Bayan Walcott, birkaç dakikanız var mı? Dosya hakkında konuşsak?
Yakında bir yer var... J.J.'in Mekânı.
Elbette, sizinle orada buluşurum.
Miguel Alejandro'nun çetesi tüm güneyi yönetiyor.
Sizin bölgenizde, işleri Alonzo Troys adında yöneten bir adamı vardı.
Alonzo, Leo ve Teo ile bağlantılı. Onlar da Donelle'le.
Hepsi birlikte çalışmışlar ve hepsi öldü.
Bradley, beyaz okul çocuğu...
...kampüste torba tutuyor sadece. Yanlış yerde yanlış zaman durumu bizce.
Bunun olacağı belliydi.
He neyse, Donelle, Ray'in yerini alıyor.
Ve tüm bunların ucu da, Stephon'un öldürüldüğü köşeye çıkıyor.
Şimdi, sormam gereken bir şey var.
Stephon bu adamları tanır mıydı?
Sen kim olduğunu sanıyorsun da soruyorsun bunu bana?
Bunu sormak için buraya getirtiyorsun beni?
Panonda asılı olan amigo kızın ve Bradley'nin...
...annelerine de sordun mu bunu?
Onları bilmiyordu, tanımıyordu, öldürüldüğü güne kadar onlarla hiçbir ilgisi yoktu.
Mantıklı olmasına gayret gösteriyorum sadece.
Bir çocuğu kaybetmek nasıldır hiçbir fikrin yok. Hem d hiç.
Korkarım var.
Üzüldüm.
Eğer söyleyecek başka bir şeyiniz yoksa eve gideceğiz.
Bir şey daha var.
Alonzo'nun sevgilisi Maya...
...tetikçinin bir kadın olduğunu söyledi.
Sesi çok çılgın gelmiş.
Kimse inanmaz buna.
Davaya ne olacak şimdi peki?
Şimdi durursa bir şey olmaz, muhtemelen.
Tekrar olursa, sorumlusunu bulurum.
- Mecbur kalırım. - Biraz fazla bırak.
- Niye? %15 işte. - Oturma bölümü aldık.
- Kadınların ne yaşadığını düşündün mü hiç? - Evet.
Son zamanlarda.
Tutuklusun.
- Bu hiç komik değil, kaldır şunu! - Biraz komik ama.
Kendimi göstermesem nasıl hissedeceksin merak ettim.
Çok korktun.
- Evet, çok korktum. O dedektif biliyor. - Bir bok bilmiyor o herif.
Endişelenmen gereken adam Mayfield'daki, Alonzo'nun patronu.
- Ben ve Justin'in gitme vakti geldi. - Tanrım, kaçıyorsun.
Justin'i düşünmeliyim ve destek grubundaki kızlar da anlayacaktır.
Destek grubundaki kızlar seni sikine takmıyor.
Ben takıyorum.
Kaçmak mı istiyorsun? Tamam.
Ama başlattığımız şeyi bitirmeliyiz yoksa onlar bizi bitirecek.
- Merhaba. - Merhaba.
Yenilemeyi bitirince taşınacağız sanırım.
- Gerçekten mi? - Evet.
- Sanırım bu yapmamız gereken bir şey. - Anladım.
Ya Ben?
Bu iyi bir soru.
- Seviyorum onu. - Ben de seviyorum.
Eğ başını!
Justin?
Birisi ambulans çağırsın!
İyi misiniz?
Justin.
Justin. Justin.
Justin.
- Justin. - Burada, hanımefendi.
Justin.
Selam, Mom.
Bayan Walcott? Oğlunuz hakkında. Bir dizkapağı kırığı var ama iyileşecek.
Tamam, tamam.
Naber, koca adam?
- Araba kullanma hakkında ne dedim sana? - Geldiğin için sağ ol.
Hadi. Buna gerek yok.
Seni ve Justin'i eve götüreyim. İşleri yoluna koyana kadar...
...ikiniz de bende kalabilirsiniz.
- Justin, sen iyi misin? - Evet.
Tamam. Seni buradan çıkartıp eve götüreceğiz.
Bir çocuk öldü ve...
...ve sonra diğer çocuğu tehdit ediyor.
Yani, herkesin çocuğunu gerçekten.
Yeniden aciz hissetmeyeceğim.
Kötü bir şeyler olduğunda ev temizlemenin hoşuna...
...gittiğini söylemiştin ya?
- Daha iyi oluyordun, değil mi? - Evet, kontrolde oluyordum.
Evet.
O zaman evi bitirelim hadi.
- Alejandro'yu bitireceğimiz gibi. - Tamam. Nereden başlıyoruz?
Hey, benim. Tuzak kuruldu.
Peynir yerleştirildi. İhtiyacımız olan tek şey fare.
Bu akşam al beni.
Patrice'in arabasını aldın demek.
Adres, haritalar her şey var bende.
- Nereden buldun bunu? - Biliyorsun.
Ofisimde miydin?
Orası devlet arşivleri ofisi.
- Birisi sana yardım mı etti? - Hayır, kendim yaptım. Kolay oldu.
Yani, işin çoğunu bilgisayar yaptı ama...
Hadi, gitmeliyiz.
2121 Dogwood.
Alejandro'nun evine bakıp ne gördüğünü söylemeni istiyorum.
Bir parti.
Alejandro orada ve biz buradayız...
...ve bize ne yaptığını hiç düşünmüyor.
Benim dediğim bu işte. Sen değil...
...tüm dünya aklını kaçırdı.
Onun telefonundan kim arıyor lan beni.
- Kimsin? - Arkadaşların söyledi ya.
Geçen gün oğlumu okula götürürken birkaç tanesiyle tanıştım.
Ne bekliyorsun? Adamlarıma karışıyorsun.
Ve şimdi de buraya gelip aileme karışıyorsun.
Seni ve aileni kendi ellerimle...
...öldüreceğim.
Sen nöbet tut.
Yarın gelecek.
- Bekle. Silah ve telefonla ne yapacaksın? - Her şeyi halledeceğim.
Nasılsınız, Bay Evhanımı?
Döndüğüne için iyiyim.
Patrice aradı.
- Kız seni ve Justin'i görmek istiyor. - Birkaç gün içinde belki.
- Kendimizi bir toparlayalım da. - Tamam.
Ee, bu sefer Bayan Eve ile tanışabilecek miyiz?
Destekçin hariç herkesle tanıştık.
- Ne olacak o? - Ne mi olacak?
Baksana, seni onunla tanıştırayım. Çünkü herkes Bayan Eve ile tanışmak istiyor.
Herkes Bayan Eve ile tanışmak istiyor.
- İşte burada. - Bakalım.
Üf, kıza bak. Güzel görünüyorsun.
Bu garip.
Endişelenme, diğer kızlarla birlikte ziyarete geldiğinde tanışırım onunla.
Yatağa geliyor musun?
- Benim kadar olmasa da. - O kadarı yeter bana...
...çünkü önüne gelenle yatan kadın gibi görünmek istemiyorum.
Gerçekten mi? Öyle mi?
- Bunu sevdim. - Tamam.
Önüne gelenle yatan kadın mı?
Destekçin hariç herkesle tanıştık.
- Ne olacak o? - Lila, o arkadaşın Eve miydi?
Ondan bahsettiğini duydum ama onunla tanışmadım sanırım.
- Decatur'lu gelen yeni kadın mı o? - Hayır, şehir merkezinde yaşıyor.
O çocuk öldürüldüğünde...
...suçlu hissettik, depresyona girdik...
Evlerimizi, akıllarımızı kaybettik.
- Charles eve geliyor. - Bu onun başına daha önce de geldi mi?
Hepimizin zor anları oldu.
Kaybetsem bilir miydim ki?
Lanet soruya cevap ver.
Önce sen ver.
Gerçek değil o zaman.
Her şeyi halledeceğim.
Deri çantası yanımda olmalı. Yanımda olmalı, dış giyim.
Bunun sona ermesi lazım.
Artık olmaz.
- Artık olmaz. - Artık ne olmaz?
Yardım istedin ve aldın.
- Artık olmaz. - Ne istiyorsun? Daha çok tavsiye mi?
Al sana tavsiye.
- Bazı piçleri mezara erken gönderdin, bunun lafını yapma şimdi. - Kes!
Ne, ağlayacak mısın?
Onlar için bir de. Onlar seçimlerini yaptı.
Günlerinin geleceklerini biliyorlardı. Gün geldiğinde üzüldüler mi?
Hayır! Hala bize doğrulatacak bir silaha uzanmaya çalışıyorlardı.
Stephon öldü.
Öldü o. Başkalarını öldürmek onu geri getirmeyecek. Ve...
Yaptığımız şey...
...yanlıştı.
Alejandro'nun bu defteri kapattığını mı sanıyorsun?
Geliyor.
Geliyor.
Ciddiyim.
- Ve gelmekten vazgeçmeyecek. - Vazgeçmeyecek.
- Seni öldürene kadar. - Öldürene kadar.
- Ve Justin'i öldüreceğini söyledi. - Justin...
- İşi... - Bitirmelisin.
İşi bitirip...
- ...hayatıma devam etmeliyim. - Evet, devam edebiliriz.
- Birlikte. - Birlikte.
Hayır.
Bundan sonrasında yokum. Bundan sonrasında yokum.
Buna sen karar veremezsin.
Silah Justin'in çantasında.
Aferin kızıma.
Tüm bunları kim yaptı sanıyorsun?
Git de veda et.
Bu akşam döneceğim. Benden önce gelirsen ısıt bunu. Lila.
Aç mısın?
Evde kimse yok.
Bu akşam başka bir akşam yemeği ve filmle ilgili konuştum Patrice ile.
Patrice'in arabası bende.
- Arabayla gidip diğerlerini de mi alayım? - Evet.
Dediğim gibi. Neye ihtiyacın olursa, söyle.
Ben.
Sakıncası yoksa Justin'e bakabilir misin biraz? Ben eve gidip...
- ...bazı işleri halledeceğim de. - Tabii.
- Umarım bu gece ayakta kalabilirsin. - Kalırım.
Lanet olsun.
Sürtük sokağın karşısında.
Geliyor.
Sen yapmazsan ben yaparım.
Üzgünüm, üzgünüm, üzgünüm...
Bunu durduramaz.
- Bu ne lan böyle? - Neler oluyor lan?
- Gidelim lan buradan! Gidelim! - Artık durduramaz.
Ama ben seni durdurabilirim.
Söndür şunu, dostum! Gidelim!
Lila.
Yanındayım, yanındayım.
Her şey yoluna girecek, endişelenme.
- Köşe yapışkanı mı? - Hepsi yanıcı.
Pek de güvenli sayılmaz, özellikle gaz olduğunda.
Ve Alejandro'nun evi kurşunlandıktan sonra kadının evinde mi bitiyor?
Hadi ama, biraz hak ver bana.
Birilerinin annesi. Ve Kirli Harry'i oynaman lazım.
Patlayan ocak, teçhizatlı ev.
Kadın yarın hastaneden çıkıyor, buraya getirip sorgularız.
Sonra da yukarı götürürüz.
Uzun süredir ortağımsın.
Ama bunu yukarıdakilere götürürsen, yalnız götürürsün.
İyi iş, ihtiyar. Çok iyi hem de.
Evet. Patrice'ın yaptığı bu harikulade keklerden yemeden önce...
...Lila'ya yapılan şu bağışlara bakın.
Buna hiç gerek yoktu.
Seni neşelendirmenin iyi olacağını düşündük. Kıyafetlerle ve...
- ...ihtiyacın olabilecek her şeyle. - Teşekkür ederim.
Sanırım yeni bir yüz görüyorum.
Böldüğüm için kusura bakmayın.
Pekâlâ, mola verelim hadi.
Bunlardan bazılarını görmüştüm. Oğlunun odasındaydı.
Evet.
Justin bir resim yarışması kazanınca kadınlar da görmek istedi.
- Ben de parti için getirdim. - Yangında yanmaması büyük şans.
Hayır, ben...
Merkeze gelmeniz gerek.
Tüm soruları cevapladım ama.
Birkaç şeyi açığa çıkartmalıyız.
Bence neden bahsettiğimi biliyorsunuz. Yangın, o cinayetler.
İnsanlar öldürüldü ve...
- Üzgünüm, iş buraya kadar geldi. - Başka bir şey yok.
Emin misiniz?
- Buraya gelmesi gerekti. - Kimi ikna etmeye çalışıyorsun?
Eğer şimdi benimle gelmezseniz, önce Ben benimle gelecek.
Sonra da Justin. Size kalmış.
Hayır, bunlarla bir ilgileri olmadığını biliyorsunuz.
Geleceğim.
Ne olursa olsun.
- Konu neymiş? - Sorun yok, Mae. Beyefendiyle gitmeliyim.
Eğer bu yangın ve haberlerdeki o cinayetlerle ilgiliyse...
...eğer onunla bu yüzden konuşmak istiyorsanız bilmeniz gereken bir şey var.
Patrice. Patrice. Gitmeme izin ver, tamam mı?
Lila'nın evi benimkinin yanında. Ve çok zor zamanlar geçiriyordu.
Bunu anladığınızı veya umursadığınızı sanmıyorum.
Ara sıra bakardım ona. Ve bahsettiğiniz gecelerin bazılarında...
...onun yanındaydım.
- Ben de onunla vakit geçirdim. - Ben de. Hepimiz geçirdik.
- Sidney gözyaşları içerisindeydi, hepimiz oradaydık. - Hayır!
- Yemek. Geçen hafta yemeğe gittik. - Hayır!
- Cindy'e limon verdin. - Bunu yapmanızı istemiyorum.
- Lila, dur. - Bunu yapmanıza izin vermeyeceğim.
Lila. Mecburuz.
Bir oda dolusu yaslı anne.
Nasıl da bir mazeret.
Seni özleyeceğim.
Bin hadi.
- Bacağına iyi bak, tamam mı? - Tamam.
- Yakında görüşür müyüz, Ben? - Nereye gittiğinizi söyleyin bana.
- Tamam. - Pekâlâ.
Şimdiden ziyaret etmeyi düşündüğüne sevindim.
Çok şey düşünüyordum.
Ben de düşünüyor olacağım.
Çok uzun bir süre.
Seni çok daha fazla düşüneceğim.
Ben de aynısını hissediyorum.
Ama, yani...
Gidiyorsun ve daha yeni başlamıştık.
Bende özlü sözler yok, keşke olsaydı.
Tek bildiğim, yolunu bulacağım.
Ve bulmanı da umarım.
Size göz kulak olacağım, hanımefendi.
Sen iyi misin?
Değilim, bebeğim.
Ama olacağım. Yanımda sen varsın.
Sevgilimin adı Billy
Geldiği memleket eski Philly Burnunda bir vişne
Ve kocaman şişman ayakları
Hikâyem böyle gider işte
Çeviri: Mert Yıldız twitter.com/MertAliYildiz
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.