All language subtitles for Money.Heist.S02E01.SPANISH.WEBRip.x264-ION10-tur

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic Download
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian Download
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English Download
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew Download
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam Download
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal) Download
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian Download
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian Download
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese Download
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish Download
es-419 Spanish (Latin American) Download
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish Download
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

Bütün ekiplerin dikkatine...

Salonu arıyoruz.

Üst katı arıyoruz.

Batıdaki oda sınıfa benziyor.

Masalar ve beyaz pano var.

İçeride kimse yok.

Komiser,

bir şey daha bulduk.

Adli Tıp'tan olmayan girmesin.

-Peki. -Komiser.

Mutfak ve banyo ipucu dolu. Benimle gelin.

O ne?

Marine balığa benziyor.

Ançüez.

Komiser, Palomeque'deki eczaneden çaldıkları alışveriş kayıtları.

-Bir çekmecedeydi. -Lanet olsun.

Dışarıdan yardım eden kişi buradaymış.

30 saatten kısa bir süre önce.

Çevredeki yollar kontrol altına alınsın.

On kilometre içindeki bütün yolları kesin.

Şüpheli yakınlarda olabilir. Tekrar ediyorum, şüpheli yakında olabilir.

Ekipler yola çıktı, trafik şubesi bilgilendiriliyor.

Komiser adrenalin ve kortizol salgılamaya başladı.

Ceylan peşindeki bir dişi aslan gibi

nabzı ve tansiyonu yükseldi.

Avına yaklaştıkça heyecanı artıyordu.

Sekiz parmak izi var. Biri eşleşti.

Silene Oliveira'ya, namıdiğer "Tokyo"ya ait.

Raquel kanıtların kendisini...

bir sonuca mı yoksa çıkmaz sokağa mı...

götüreceğini düşünmeden edemiyordu.

Bu hiç mantıklı değil.

Raquel haklıydı.

Çünkü Profesör özenle çalışarak, polisi Toledo'ya götürmek için

arkada soygunla alakasız insanların DNA'sıyla dolu

Oscar ödüllük bir suç mahalli bırakmıştı.

Ama planında olmayan şey, polisin saptadığı

parmak izlerini koymak için geri dönmek zorunda kalmaktı.

Berlin'in, Rio'nun... ve benim.

Ayrıca, ançüez ve eczane kayıtlarıyla

hedef şaşırtmıştı.

Murillo'yu çıkmaz sokağa yönlendirerek

ona en az üç gün kaybettirmeyi amaçlıyordu.

Bizim için çok verimli üç gün,

çünkü saatte sekiz milyon banknot basılabiliyor.

Hem de rehinelerin yardımıyla.

Yarım saat içinde bunların kesilmesi gerek.

Sorun ne? Uyanın. Bakın, herkes gülümsüyor.

Çalışın! Çalışmak insanı yüceltir!

Bir gün postayla bir milyon avro alma vaadiyle suç ortağı yapılmışlardı.

Benimle geliyorsun!

Ama hesap tutmamıştı.

O duvarlar arasında bilmedikleri hiçbir şey yoktu.

Profesör'ün üç günde çözeceklerini hesapladığı şeyi

komiser 50 dakikada çözdü.

Suárez. Alberto'yu ara, hemen buraya gelsin.

Eski kocan Alberto mu?

Adli Tıp'ta üstüne yoktur. Ara onu.

Dikkat, merkez. Burası Ekip 315, Toledo'daki ev.

Komiser Murillo, Adli Tıp'tan Komiser Vicuña'yı istiyor.

Raquel, ben Julia, Paula'nın öğretmeni.

Babası Paula'yı öğlen okuldan aldı.

"Ailevi bir durum." dedi.

Seninle görüşmek istiyorum.

Konu Paula değil, o başarılı.

Ama babası derslerden sonra benimle kahve içmek istiyor...

ve sorunu nasıl çözeceğimi bilemiyorum.

-Giremezsiniz. -Komiseri tanıyorum.

Raquel.

-Salva. -Özür dilerim, veda etmek istemiştim.

-Karışıklığın kusuruna bakma. -Çalışıyorsun, dert etme.

Sorun değil.

Geldiğimiz yoldan köye dönüp Madrid otobüsüne bineceğim.

Bekle. Suárez.

Madrid'e giden bir araç var mı?

İlk delil aracı yarım saat sonra gidiyor.

Sıkıntı vermek istemem. Bir otobüs bulurum.

Ana yol bu yolun sonunda, sağda.

-Bir otobüs durağı görmüştüm. -Evet...

Salva. Sorun değil. Birimiz seni götürürüz.

Peki.

SOYGUNUN 80. SAATİ

Vakit geldi.

Daha altıya bir dakika var.

Durumu göz önünde bulundurursak,

İngiliz dakikliğini nerene sokacağını biliyorsun.

Üçüncü cevapsız arama.

Böylece Profesör'den haber almayalı 18 saat oldu.

Bunun anlamını biliyoruz.

KONTROL ARAMALARI

Altı saatte bir kontrol araması yapacağız.

-Bizi aramazsan ne olacak? -Ya da telefonu açmazsan?

Bir sorun çıkarsa,

bir sonraki aramayı bekleyeceksiniz,

dört aramalık döngü tamamlanana kadar. 24 saat.

Peki ya 24 saat içinde seninle temas kuramazsak?

O zaman, kesinlikle demektir ki...

tutuklandım ve sorguya çekildim.

Polis hakkında da bir şey bilmiyoruz.

Dışarıda bir şeyler döndüğüne eminim. Ne yapacağız?

Şey...

döngünün tamamlanmasına hâlâ bir arama var.

-Gece 12'de. -Ne döngüsü?

-Fare kapanı döngüsü mü? -Denver, sakin ol.

Profesör sorunları hallediyordur.

Kaygılanacak bir şey yok... henüz.

Şimdilik rehineleri gözlemeye ve para basmaya devam edeceğiz.

-Dinlenmeye gidiyorum. -Şaka mı bu?

Başımızda bu bela varken

-düzüşmeye mi gidiyorsun? -Tokyo, lütfen.

-Ne? -Kabalaşmaya gerek yok.

Birincisi, sana yakışmıyor, ikincisi de...

birinizi eş olarak

seçmek zorunda olsam, haz açısından

seni seçerdim.

"Anı yaşa"ya ne oldu?

Lanet plan bozuldu, olan bu.

Ölümcül hastalığın olduğu için umursamıyor olabilirsin ama ben

umursuyorum.

-Ben gidiyorum. -Orospu çocuğu.

-Biri daha. -Rehine mi beceriyorsun?

Hangisini? Sekreterin olarak koşturduğun zavallı kızı mı?

"Zavallı kız" değil. Adı Ariadna,

Nairobi. Ayrıca da evet, anlaşıyoruz.

Buraya geldiğimiz gün

Ariadna titriyordu. Kırılganlığı...

yumuşaklığı içimde bir şey uyandırdı.

Tam bir zırva!

Bir rehineyi becermek kadar kötü bir şey yoktur.

Bir rehineyle olmak o kadar da kötü olamaz, değil mi?

Ne olmuş yani?

Yatakta iyi veya kötü olduğum söylenebilir

ama silah zoruyla becerdiğim asla söylenemez.

Denver.

Hayır.

Ne olmuş yani? Evet, ben de bir ilişki içindeyim.

Mónica Gaztambide'yle.

-Ne diyorsun sen? -Onun hayatını kurtardığımı.

Bana sarıldı, beni öptü. Onu bir şeye zorlamadım. Bizimki aşktı.

"Aşk" da ne demek oluyor? Salak!

-Stockholm Sendromunu duymadın mı? -Hayır. Üzgünüm, sanırım duymadım.

Ama bir sendromu veya hastalığı varsa üstesinden geliriz.

Gelemezsiniz çünkü nedeni sensin!

Stockholm Sendromu, rehinenin kendini rehin alana aşık olması demektir.

Kız korku içinde!

Ama sen bunu fark etmeden onunla yatıyorsun ve aşk sanıyorsun.

-Neyin var senin? -Yeter!

Hiçbirimiz kusursuz değiliz.

Birbirimizle didişmeyi bırakmalıyız.

-Kritik bir durumdayız. -Hayır.

Profesör altı saat içinde aramazsa durumumuz kritik olacak.

O zaman da Çernobil planını uygulayacağız.

Profesör o konuda bir şey söylemedi.

Çernobil planı da ne?

İşler yolunda giderse asla bilmeyeceksiniz.

O yüzden lütfen sabırlı olalım.

Tamam mı?

Şimdi izninizle kafamı boşaltmaya gidiyorum.

Salva,

sence bu vakayı bırakmalı mıyım?

İyi değilim deyip izne çıksam mı?

Vazgeçsem mi?

Bu çok kişisel bir konu.

O yüzden soruyorum.

Birlikte yattık. Annemle tanıştın.

Bu soruyu yalnızca sen cevaplayabilirsin.

Duygularını sadece sen bilirsin.

Duygum... bu şey beni aşıyor.

-Yerime başkasını atasalar... -Öyle bir şey yapma.

Böyle bir vakanın başında olmanın nedeni...

senden daha iyi yapacak birinin olmaması.

Bilemiyorum. Çadırda...

Profesör'le konuşup ara buluculuk yaparken kendimi...

yararlı hissettim.

"Nasıl bir elbise giyiyorsun?" gibi sorulara

cevap vermek zorunda kalsam bile.

"Nasıl bir elbise giyiyorsun?"

Ama bilemiyorum.

Sahada ise şöyle hissediyorum...

Benden güçlüymüş, onu yakalayamayacakmışım gibi geliyor.

Bilemiyorum. Şu çalışanlara bak.

Adli Tıp'tan 30 kişi.

Ne yöne gideceğimi bilemiyorum.

Kayboldum.

Özür dilerim. Gecikiyor olmalısın.

Hayır.

Hiç de bile.

Komiser Murillo,

Adli Tıp'tan Komiser Vicuña sahaya girmek üzere.

Benimle gelir misin?

Tabii.

Merhaba Raquel.

Çağırdığın için teşekkürler. Çok profesyonelce.

Ángel nasıl?

Hâlâ komada. Bir değişiklik yok.

Bu Salva, arkadaşım.

Daha doğrusu şu anki partnerim.

Salva.

Komiser Alberto Vicuña.

Salvador...

Martin. Salvador Martin.

-Memnun oldum. -Ben de.

Raquel'le olduğuna sevindim.

Sizi rahatsız etmem. Varlığımı fark etmezsiniz ama bilgi ver.

O ne?

460 bin avro.

Yakalanırsak diye. Hapisten çıkınca sıfırdan başlamak için.

Buraya saklayacağım. Bizim fayansın arkasına.

Bir delik açıp sonra yeniden kapatacağım.

Birkaç yıl sonra geri gelip La Manga'da bir ev satın alacağız.

Yani avrolar hâlâ duruyorsa.

Haklısın.

Dinle.

Yine ayrılmaktan mı söz edeceksin?

Tutuklanana kadar bekle, mektupla bildir.

Beni dinle.

İşler çok kötüleşecek.

Oturup izleyecek değilim.

-Silaha sarılırım. -Biliyorum.

Ama sen öyle yapma.

Senden bir şey isteyeceğim.

Parti başlayınca...

teslim ol.

Beyaz bayrak salla ve teslim ol.

Durum karmaşıklaştığında işleri kolaylaştırır.

Durum karmaşıklaştığında...

yanında olacağım.

Parti başladığında...

seninle olacağım.

Riski ne olursa olsun.

Bak ne diyeceğim.

Beyaz bayrağı sadece Real Madrid kazanınca sallarım.

Peki.

Ne dersin, sevişelim mi?

Peki. İyi bir zaman değil mi?

Parti zamanı mı?

Parti zamanı.

Hey, hadi.

Bu sendromu biliyor muydun?

Stockholm Sendromu mu? Duymuştum.

Onu zorlamadım baba, yemin ederim.

Ona yemek götürdüm ve... kollarını boynuma doladı.

Beni öpmeye çalıştı ve bırakmadı baba.

Yemin ederim ki öpüşmemiz gerçekti, hatta önünde dans bile ettim.

Şu kıza bak.

Hiç böyle bir sevgilin oldu mu?

Vane vardı.

-Vane mi? -Vane güzeldi.

Vane ne güzeldi ne akıllıydı ne de iyiydi.

Ortak noktalarınız olduğu ve aynı dünyadan olduğunuz için...

Hangi dünya?

Rezil bir dünya, değil mi?

Kıza dikkatle bak.

Bak, dedim!

Birincisi, kız bir devlet memuru.

Çok okumuş anlamına gelir.

İkincisi, son sevgilisi Kraliyet Darphanesi genel müdürüydü.

Üçüncüsü de,

kız çok güzel ve kaliteli.

Onun dengi değilsin evlat.

Kız Şampiyonlar Ligi'nde. Biz daha çok...

-yerli takımız. -Pekala, yeter.

Anladım!

Ben bir zavallıyım.

Bir zavallı gibi düşünmem lazım.

Bir zavallı gibi düş kurmam lazım. Anlıyorum.

Kımıldamayın!

Kımıldamayın dedi!

Eller başa.

Hey.

Neler oluyor?

Bu çok tuhaf, kimse aramıyor.

Saldırmayı planlıyorlarsa,

televizyondan öğreniriz. Değil mi?

Sorun yok.

Mónica Gaztambide, sen gel.

İlk incelemede sekiz kişiye ait izler bulduk.

İzmaritten, sakızdan, kürdandan, hatta yoğurttan bulduğumuz DNA'lar var.

100'den fazla kanıt bulduk ve artıyor da.

Galiba planı panoya yazmışlar.

Yeniden oluşturmaya çalışıyoruz.

Planı yazılı mı bırakmışlar?

Evet...

Sorun da bu.

Burası kirletilmiş bir suç mahalli

ya da kanıtları yok etmek için tembelce çabalamışlar.

Darphaneye ve matbaaya girdiler.

Tembel veya aptal olduklarını sanmıyorum.

Bunların hiç değeri yok.

Ángel bulduğu parmak izleriyle daha ileride.

Hangi parmak izi?

Sana söylemedi mi? Kişisel bir eşya, bir çay kaşığı buldu.

Kaşıktaki parmak izi polis arabasındakiyle eşleşti.

Ángel gruptan birini buldu veya bulmaya yaklaştı.

Yararlı bir şey varsa nerede bulabileceğimi biliyorum. Gel.

Yok etmek istedikleri şeyleri burada yakmışlardır.

Bir şeyi yok etmenin en güvenilir yolu. Herkes böyle yapar.

Ama burada sadece kül var, o da pek az.

Odun ve kömür külü

ama aynı zamanda belge ve fotoğraf külü var.

Kağıt yandığında maddesinin çoğunu yitirir.

Ateşin yarattığı sıcak dumanla

kağıt partikülleri bacadan yukarı çıkar.

Bazen bu partiküller tuğla duvara yapışır.

Yararlı bir şey varsa oradadır.

Hadi işe başlayalım.

Gandia, koruyucu gözlükleri ve kızılötesi kamerayı getir.

Hadi, acelem var. Çabuk ol.

Kımılda.

Çalışmaya başla.

Arkanı dön.

-Bugün ciddisin. -Hayır.

Durur musun? Elimdeki dökülecek.

Tabii ya, dökersin.

Ciddiyim Mónica.

Sorun ne?

60 saatlik aşkımız sona mı erdi?

Sen rehinesin, ben de seni rehin alan kişiyim.

Bu iş bittiğinde, dışarı çıktığımızda göreceğiz.

Ne?

Sorun ne? Hadi söyle.

Kaçırdığım bir şey mi var?

Belki iraden dışında burada olduğun için fark etmedin...

ama sende bir sendrom var.

-Ne sendromu? -Stockholm Sendromu.

Seni kaçıran orospu çocuğuna aşık oldun.

Aklını kaçırıyor, bana sevgilinmişim gibi davranıyorsun.

-Doktorlar bunun psikolojik bir şey... -Dinle.

-Bu, duyduğum en büyük saçmalık. -Tabii ki öyle dersin,

-sendroma yakalandın. -Öyle değil. Dinle.

Sokakta benimle karşılaşsaydın,

bir barda senden para isteseydim hakkımda ne düşünürdün?

Beni fark eder miydin?

Doğruyu söyle. Sanmıyorum.

Bitti.

Sen kendi yoluna...

ben kendi yoluma.

Bu kadar.

Dur.

Bana karşı bir şey...

hissediyor musun?

-Sendroma yakalanan ben değilim Mónica. -Denver.

Bir şey... hissediyor musun?

Evet.

Ama benim hissettiklerim gerçek, Stockholm yüzünden değil. Ama sen...

aklını kaçırmana izin veremem.

Veremem.

Böyle bir şey yapamam.

Ne düşünüyorsun yeşil gözlüm?

Hakkında her şeyi bilmek istiyorum.

Yaşadığın her günü,

her gülümsemeni, her gözyaşını.

Her mutlu anı.

Benim için harika bir esrarsın Ariadna.

Örneğin...

İlk öpüşmen.

Kiminle olduğunu hatırlıyor musun?

Adı neydi?

Raul.

Raul.

Raul kendini şanslı hissetmiş

olmalı.

Neil Armstrong'un ayda yürümesi gibi.

İlkler özeldir.

Eşsizdir.

Ama sonuncular tartışmasız olarak paha biçilmezdir.

Ancak genellikle insanlar...

bunu bilmez.

Altı ay ömrüm kaldı.

Ya da dört.

Belki daha da az.

Şu anda gerçekten önem verdiğim...

birkaç şeyden biri...

Ne olduğunu biliyor musun?

Burada...

yaşayacağımı bilmek.

Zihninde.

Sonsuza kadar.

Bu güzel kafanın içinde.

Bir şey oldu. Önemli bir şey.

Affedersiniz, Madrid'e gidecek görevliler nerede?

Şu anda kimse bir yere gitmiyor.

Anlıyorum, öyleyse yürürüm.

Komisere veda edebilir miyim?

Benimle gelin.

Bunu yapmak istediğinden emin misin?

Hepsini yanına almalısın.

Hayır.

Bunlar yarından itibaren anı olmayacak, sadece...

tutuklama emri çıkarılmış birine karşı kanıt olacak.

Ayrıca, nostalji baştan çıkarıcı olabilir.

Anılardan kopmakta zorlanırız çünkü...

onların...

gerçekten mutlu anlar olduğunu düşünürüz ama...

değillerdir.

Yarın yapacağımız şey bugünü düşünmemizi gerektiriyor.

Geçmişi değil.

O senin babandı.

Banka Soyguncusu Jesus Marquina, Hispano Americano Bankası'ndaki Çatışmada Öldü

Önemli olan tek şey bu.

Onun için yapıyoruz.

50'den fazla polis Toledo'daki eve gitti,

aralarında Başkomiser,

Özel Harekat İkinci Müdürü

ve adli tıp uzmanları var. Kaynaklara göre

soyguncuların soygunu planladıkları yer olan binada

-çalışmalarını sürdürüyorlar... -Profesör tutuklandı.

Toledo'daki evin kapısında onu sorguya çekiyorlar.

Yargıcın gizlilik kararı almasına karşın, adli tıp

en az üç kişi hakkında

kanıt bulmuş...

Lanet olsun!

Kahretsin!

Sinyali kestiler.

-Hapı yuttuk. -Öğrenmemizi istemiyorlar.

Bu da geliyorlar demek.

Beş saat bekleyebiliriz

veya Çernobil planını uygulayabiliriz ki bence daha iyi.

Çernobil planı umutsuz durumlar içindir.

Bence bu bizim için çok umutsuz bir durum değil. Değil mi?

Unutmayın, bu planda bütün parayı kaybedersiniz.

Şahsen paradan vazgeçmeye niyetim yok. Senin var mı?

Uğruna o kadar uğraştığın her şeyden vaz mı geçeceksin Tokyo?

Millet, Profesör'ü yakaladılar.

Özel Harekat bizi bekleyeceği için

tünel olmayacak. Kapana kısıldık!

Profesör beş saat sonra arayacak. Ona hâlâ güveniyorum.

Gerçi demokrasiye inanmam ama içimden

oylama yapmak geldi. Kimler Profesör'e güveniyor?

Helsinki?

Profesör'e güveniyorum.

Rio.

Ben gördüğüme inanırım.

Gördüğüm kadarıyla Profesör'e güvenemeyiz.

Tokyo'yla aynı fikirdeyim.

Moskova.

Ben kurallar var diye girdim,

kurallar da ihlal edilmedi.

Profesör'e güveniyorum.

Denver.

Oyum buradan hemen çıkmak yönünde.

Bu multimilyoner olma işi bana göre değil.

Peki Denver.

Üçe üç.

Nairobi, sıra sende.

Eşitliği bozacaksın.

Eğer yakalanmamışsa,

Profesör'le olmak için çok iyi bir nedenim var.

Ona sonuna kadar güveniyorum.

Berlin'le aynı fikirdeyim.

Raquel.

Böldüğüm için özür dilerim ama...

-vakit geç oldu ve... -Bunu Canillas'a götüreceğim.

Madrid otobüsüne yetişmeye çalışacaktım.

-İstersen seni götürebilirim. -Ne?

Şey, bana uyar.

Gidelim.

Onu yargılama.

Helsinki yapması gerekeni yaptı.

Askerlerin savaşta yaptığını.

Acılarını dindirmek için hayvanlara yaptığımız şeyi.

Nefretle değil, merhametle.

İndir silahı.

Ben de yapmam gerekeni yaptım.

Nefretle değil...

insanlık sevgisiyle.

Neticede...

yaşamak için savaşmaktan daha insani ne olabilir ki?

Altyazı çevirmeni: Hamit Çalışkan

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.