Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Czech
Danish
English
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
YARIN SONSUZA KADAR
Çeviren: peaceflower
- Bay Lawrence. - Teşekürler, Ambros.
Tadına bakın, Bay Lawrence. Büyükbabanızın şarabı.
Gelin, gelin.
Her gün bir savaşın sona erdiğini göremezsiniz.
Baylar...
...ve bayanlar.
Sizleri unuttuğum için kusura bakmayın ama benim zamanımda...
...kadınlarımız evleri onurlandırırdı, ofisleri değil.
Huzurunuzda kadeh kaldırmak istiyorum.
Bu Hamilton ailesinin kazanılmasına yardım ettiği üçüncü savaş.
İçkini getirdim, kadeh kaldırıyoruz.
Üretim kapasitemizi savaş dönemi üretimine çevirmek zorunda kaldık. 1860...
...1898, 1917.
Lincoln, McKinley, Wilson.
Üç baş komutan.
Siz, onlara ve ülkemize en iyi şekilde hizmet ettiniz.
Bu yüzden hep birlikte barışa içelim.
Her yerde, herkese barış ve refah için.
Oğlum ve ben bugünün geri kalanını tatil olarak ilan etmek istiyoruz.
Bayan MacDonald, tüm bu olayları sakin karşıladığınızı görüyorum.
Hayır, sakin değilim.
O kadar heyecanlıyım ki, zor nefes alıyorum.
- Gerçekten mi? - Kocam artık dönebilir.
Fransa'da mı? Peki ne zamandır orada?
Sadece Ağustostan beri ama yıllar gibi geliyor.
Oraya gidebildiği için şanslı, bende denedim...
...ama bana buradaki işimi tavsiye ettiler.
Belki bu daha önemlidir.
Ama hiçbir zaman öyle olduğunu hissetmedim.
Evli değilim, beni burada tutacak hiçbir bağımda yok.
Olsa bile yinede gitmek isterdiniz.
John'da böyleydi, evde kalmaya zorlanmış olsaydı...
...hiçbir şey rahat etmesini sağlayamazdı.
- Siznle olması bile mi? - Evet, benimle olması bile.
Hatta bunu denedi.
Herkes nereye kayboldu?
Babam bugünü tatil ilan etti. Duymadınız mı?
Ne yazık ki duymadım.
Bayan MacDonald burada ne iş yapıyor, stenograf mı?
Hayır, araştırma kütüphanesini düzenlemekle görevli, çok da iyi iş çıkarıyor.
Kocası savaş için Avrupa'da.
Evet, biliyorum.
Şanslı adam.
BAYAN MACDONALD'A...
346. PİYADE BİRLİĞİNDEN JOHN MACDONALD'IN...
...5 KASIM 1918'DE ÇATIŞMADA...
...ÖLDÜĞÜNÜ RESMİ OLARAK DUYURMAKTAN ÜZÜNTÜ DUYARIZ.
Elizabeth.
Elizabeth.
Sana bir sürprizim var.
Olduğun yerde kal, hemen döneceğim.
Ne peki?
- İçeri geliyorum. - Hayır, gelme.
- Olduğun yerde kal. - Hiç adil değil ama.
En azından nasıl bir sürpriz olduğunu söyle.
Yeni bir takım. Bu sefer sen olmadan kendi başıma aldım.
Demek sonunda büyümeye başladın.
- Kapının önünde mi bekliyorsun? - Hemde tam önünde.
O zaman biraz geriye çekil. Bu pek alışılmadık bir takım.
Belirli bir açıdan bakılması gerekiyor.
Yoksa bir tür şaka mı yapıyorsun...
Hazır ol ya da olma içeri geliyorum.
Evet?
Bir şey söylememi mi istiyorsun yoksa çok mu geç?
Duruma bağlı.
Başka bir geçici heves için heyecanlanmanı bekleyemem...
...ama bu konuda...
Hayatım gitmek zorunda olduğumu biliyorsun, değil mi?
İstediğini biliyorum.
- Ama seni anlamıyorum. - Anlamıyor musun?
Hayatım bu konuda kendin bir şey yapmazsan peşine düşerler.
Gelip beni evin altında aramalarını istemezsin, değil mi?
Neden bana söylemedin?
Korkuyordum.
Ama John, işin ne olacak? Burada o kadar çok şey başarıyordun ki.
Aslına bakarsan onlarla iyi bir anlaşma yaptım.
İşe teğmen olarak iyi bir ücretle başlayacağım.
Bunu yazılı olarak aldın mı?
- Elbette. - Kontrat mı?
Hayatım orduyu öyle bir köşeye sıkıştırdım ki...
...onların izni olmadan parmağımı bile kıpırdatamam.
Onları yola getireceğini biliyordum, hayatım.
- Başka? - Çatışma olmayacak.
Hiç mi?
Düşmanın en küçük bir saldırısında borazan çaldığı zaman...
...ben güvenli bir yere gidene kadar her şey olduğu gibi bırakılacak.
Seni çok özleyeceğim.
Özle ama lütfen korkma.
Gitmene izin vermem gerekiyor, değil mi?
Evet.
Bırak seni kendi yolumla seveyim.
Beni kendi delice yolunla sevebilirsin.
Geri döneceğine söz ver.
- Beni unutmayacağına söz ver. - John.
Geri döneceğim.
Söz veriyorum.
Döneceğim.
Kütüphane.
Bayan MacDonald yemekten dönmedi mi?
Öğle vakti eve yemeğe gideceğini söylüyordu. Ama çok zaman geçti.
- Özür dilerim geç kaldım. - İyi değil misiniz?
Hayır, iyiyim. Teşekkürler.
Biraz su getir, çabuk.
Sorun nedir? Kim o?
Bayan MacDonald bayıldı.
Ambros, biraz brendi getir.
Peki, Bay Lawrence.
- Bayan MacDonald nerede oturuyor? - Sanırım George sokağında.
- Ailesinin evi mi? - Hayır, yalnız yaşıyor.
Arabayı al ve ön tarafa getir.
Peki, efendim.
Arabaya kadar götürülmenizi sağlayacağım.
- Doktor ne dedi hala? - Hala yukarıda.
Yukarıda olduğunu biliyorum, ne dedi? Çok mu hasta?
Larry, kim bu kadın?
Bayan MacDonald bizim ofiste çalışıyor.
Bebeği olacak.
Kocası savaşta ölmüş. Onu çok seviyordu.
Korkarım önümüzdeki birkaç gün onun için çok zor olacak.
Ne dersin, burada tutup, ona bakabilir miyiz?
Ne de olsa bu şeyi tek başına yapması kolay olmaz.
Hayır, elbette kolay olmaz.
Kocasının eve döneceğini düşünürken o kadar mutluydu ki.
Ama artık ölü.
"Hasta kaydı, adı: Bilinmiyor. Rütbesi: Teğmen."
Bana işimi bitirecek bir şey ver.
- Konuşma. - Çok şey istemiyorum.
Konuşma.
Geldiğim yerde yaralı köpeği öldürürler.
Neden ölmeme izin vermiyorsun?
Doktorlar yüzümün param parça olduğunu söyledi.
Bu umut yok demek, değil mi? Umutsuz.
Evet, kısaca anlamı bu.
- Umutsuz. - Ama ben onlarla aynı fikirde değilim.
Bunu sana açıklamak çok zor.
Belki de hiç açıklayamayacağım ama deneyeceğim.
Benim için sadece bir kişi değilsin, tüm insanlıksın.
Yaşamak istemiyor olabilirsin, bu hakkın.
Ama senden öğrendiklerim bir gün yaşamak isteyenlere...
...yardım etmemi sağlayacak.
Ölmek istiyorum.
Ölmek.
Elizabeth.
Sadece "Elizabeth"e diye yazılmış.
Hala bize kim olduğunu söylemek istemiyor musun?
Elizabeth karın olabilir mi?
Hayatta olduğunu öğrenmesini istemiyor musun?
Beni anladığını zannetmiyorum.
Seni savaş alanından aldığımızda...
...üstünde bu mektuptan başka bir şey yoktu.
Aradılar ama künyeni bulamadılar.
Başkaları bulduysa muhtemelen şu anda ölü olarak duyurulmuşsundur.
Sen buna yaşamak mı diyorsun?
İki kolunu bile kaybetmiş olsan, hatta gör bile olsan...
...senin için elimizden geleni yapardık.
Hayat yinede güzel olabilir.
Gözlerim olsa bile yüzüm olmadan mı?
Dostum, artık estetik cerrahi diye bir şey var.
Sana bir yüz verebiliriz.
Veremeyeceğimiz tek şey bir isim.
Lütfen kim olduğumu sormayı bırakın.
Benimle ne istiyorsanız yapın, istediğiniz ismi verin.
Şu anda karına öldüğün haberi verildiğinin farkındasın, değil mi?
Senin yasını tutuyor.
Senin için gözyaşı döküyor olmalı.
Henüz genç ve çocuğu yok.
Onu bana bağlayacak bir şey yok.
Hiçbir şey.
Bana acıması dışında.
Acımadan fazlası var.
Büyük bir sevgi ve sevgi ihtiyacı.
Hayatta olduğun sürece senin için sevgi olacak.
Sakatlanmış bile olsan.
O senin ellerin, ayakların...
...kaybettiğin tüm organların olacak.
Ben, seni sadece iyileştirebilirim.
Ama o, seni yeniden bütün yapabilir.
Dr. Ludwig, bana vaat edebileceğiniz en iyi şey nedir?
Kolumu kullanma yeteneği.
Koltuk değeneği ile yürüme gücü mü?
Hayatımın bu küçük parçası için tüm yaşadıklarımı yok etmemi mi istiyorsunuz?
İyileştirebildiğin hastaları iyileştir ama beni öldür doktor.
Yapmazsan, yemin ederim...
...elime fırsat geçtiğinde ben yaparım.
Bana başka seçenek bırakmıyorsun.
Bu korkunç hatayı yapmana yardım etmek zorundayım.
Seninki büyük bir aşk.
Ve sen bunu büyük bir yücelikle yapıyorsun.
Uyuyor.
- Nasıl peki? - Doktor pek memnun değil.
Çekil. Çiçek gördüğü zaman tombul kedi gibi değil de...
...yavru kedi gibi davranıyor. Larry seni görmeye geldi.
- Nasılsın, Elizabeth? - Sanırım tembelleşmeye başladım.
Bayan Hamilton hiçbir şey yapmama izin vermiyor.
Saçmalama, benim gibi çekilmez bir kadına arkadaşlık ediyorsun.
Bu paket, dün sana geldi.
Teşekkür ederim.
İşte, buyur.
Ne oldu?
Ne kadar da aptalım, tahmin etmeliydim.
Hayır, kalsın.
Görmek istiyorum.
Teğmen John A. MacDonald.
- "A" Andrew'un kısaltması. - Güzel bir İskoç adı.
Babası İskoçya'da doğmuştu.
Bir keresinde maskeli baloya gitmiştik ve ona kilt giydirmiştim.
Nefret etmişti.
Ama o kadar yakışıklı olmuştu ki.
Bunu ona gitmeden bir gece önce vermiştim.
Bir hafta boyunca New York'ta kalmıştık.
Ağustostu ve tüm çatı bahçeleri açıktı.
Orada oturmuş...
...şehrin ışıklarını seyrederken...
...gelecek hayalleri kurmuştuk.
Artık planlayacak bir gelecek yok.
Evet, var.
John için yok.
Bir erkeğin çocuğu onun geleceğidir.
Beni korkutanda bu.
Ya bir şey olursa?
Öyle sıradan bir bebek değil. Bu John...
...John'un geleceği.
Bebeği kaybedecek olursam...
...John'un yeniden ölmesi demek olur.
Mesleğimin en sevdiğim yanı bu.
Bebeği getirip, ilk kez babasına göstermek.
Güzel bir oğlan, değil mi?
Larry, onu şımartıyorsun.
Al bakalım ufaklık.
Nezaket kurallarından haberi yok, onun yerine ben teşekkür ederim.
Aslına bakarsan bu bir şey değil. Ona köpek almak istiyordum.
Hayır! Almamana sevindim.
Eve döndüğümüz zaman sadece onunla ilgilenmek bile yeterli olacak.
- Eve mi? - Sonsuza kadar burada kalamayız.
Aslında benim bu konuda bir fikrim var.
- Fikrin mi var? - Evet.
Evi satman gerek.
Yani, bence oraya geri dönmemelisin.
O evin senin için ne demek olduğunu biliyorum.
Bundan her zaman korktuğumu kabul ediyorum. Sence bu korkaklık mı?
Hayır, hiç sanmıyorum.
Bak, Elizabeth, senin için düşündüğüm bir ev var.
- Farklı türde bir ev. - Kiralık mı satılık mı?
Aslında, eski bir ev...
...büyük odaları var, tavanı yüksek.
Mutluluk dolu bir ev.
Nehir kıyısına kadar uzanan çok güzel bir bahçesi var.
Bu genç adamın büyümesi için güzel bir yer olur ve...
Larry, bu senin evin.
Seninde olabilir.
Eğer istersen.
Bir gün bunu söyleyeceğini bilmiyormuş gibi davranmama gerek yok.
Hatta kafamda bir cevap bulmak için düşünüp durdum.
Anlayacağın Larry, John'la evli olduğum o kısa süre boyunca...
...inanamayacağın kadar mutluydum.
Belki John hayatta olsaydı bu mutluluk sürmeyebilirdi.
Ama yaşamadı. Artık o mutluluk hiç bozulmayacak.
Anlamıyor musun, bir şeyler daha farklı olsa...
...şimdi farklı bir kadın olacaktın.
Belki de seni sevmemeliydim.
Larry, bana karşı o kadar iyisin ki.
Tarif etmem imkansız.
Sana karşı dürüst olacağım.
Kimseyi John'u sevdiğim gibi sevemem.
Henüz benimle evlenip evlenmeyeceğini söylemedin.
- Sadece emin olmak... - Baksana, sanırım dişi çıkıyor.
Bakayım...
Bakayım.
John Andrew, dişin çıkıyor!
Ona Drew demeye ne dersin?
Drew!
Drew!
Drew, görünüşe bakılırsa kardeşin yine başını derde sokmuş.
Gelip bana yardım etsene, ben yetişemiyorum.
Dümeni kırmışsın.
Hayatım hoş geldin. Ama yine geç kaldın.
- Biraz golf oynadık. - Bu sıcakta mı?
Biliyorum ama kıramadım. Çok iyi oynadığını biliyor musun.
- Seni yenebildi mi? - Elbette hayır.
Kazandım ama çok az farkla.
Baba, içeri girmeden önce biraz softball oynayalım mı?
Elbette, hepimiz oynarız. Sen de gel, Liz.
- Olmaz ve bana Liz demeyi kes. - Hadi ama Liz!
- Birinizin arsızlık etmesi yetiyor zaten. - Tamam anne.
Merhaba!
Bakıyorum Washington'dan dönmüşsün?
Doğruca buraya geldim, umarım bir şeyi bölmüyorumdur.
Sadece Hamilton softball maçını, hepsi bu.
- Merhaba Bay Norton. - Merhaba.
- İçeri buyur. - Merhaba çocuklar.
İşte maçımız gidiyor.
Elimizde olan bir şey değil. Hadi, eşyalarınızı toplayın.
- Neşelen Brian, sana yardım ederim. - Uçağımı onarmamada yardım eder misin?
- Bize iki viski, Daniel. - Peki, efendim.
Sorun mu var?
Gelen haberler pek iyi değil.
- İş mi? - Dolaylı olarak.
Polonya'nın her an işgal edilmesini bekliyorlar.
Emin misin, bu bizim savaşımız olamaz, değil mi?
Belki olmaz, belki de çabuk panikliyorum.
- Viski ve soda. - Teşekkür ederim.
- Gerisini sen halledebilir misin? - Elbette.
Drew, saat altı oldu. Bak bakalım haberler başlamış mı?
Geçen savaşta okumak için gazeteleri beklemiştik.
- Bu savaş çok daha çabuk gelecek. - Henüz ortada savaş yok.
Avrupa'da savaşın önüne nasıl geçileceğini tahmin etmek imkansız.
Polonya'da sabah olmak üzere...
Washington'da hava çok sıcak olmalı, değil mi?
Kongre kütüphanesinde çalışan bir annem vardı.
Kitapların bile terlediğini söylerdi.
Lütfen anne, dinlemeye çalışıyoruz.
Emirleri bekliyorlar.
Almanya iddiasını sundu.
Evet, işte başlıyor.
Zaman sınırı koşulları yerine getirmeyi imkansız kılıyor.
Almanya'nın saldırması durumunda, İngiltere ve Fransa...
...Polonya'yı destekleyecek.
Barış anlaşmasına dair umutlar tükendi.
Lanet olası Almanlar, onları durdurmak imkansız.
Üzgünüm dostum, senin Alman olduğunu unuttum.
Avusturya'lıyım.
Korkmana gerek yok, sadece radyoda konuşan bir adam.
Nazilerin Viyana'ya girdiği günü hatırladı.
Hayır, hayır. Yoksa Londra'da öğrendiklerimizi unuttun mu?
- Londra mı? - Son bir yıldır oradaydık.
Aslında dilinizi çok iyi konuşur.
- Sizin gibi. - Teşekkür ederim.
Hadi, Margaret. Yemek zamanın geldi.
Yolculuğun heyecanı yüzünden...
...düzenli yemek yiyemiyor.
Gel, Margaret. Önce güzel bir uyku çekelim...
...sonra sabah olduğunda uyanacağız...
...ve Özgürlük Heykeli'ni göreceğiz.
Bunu kaçırmak istemeyiz, değil mi?
Hayır, çavuş.
Baba.
Harika. Biliyor musun, Margaret?
Şimdi dilimizi Amerika'daki bütün kızlar gibi konuşabileceksin.
Bu da tamam. Sıradaki.
- Kessler, Eric. - Kessler mı?
- Dışişlerinin mektubu var mı? - Evet, evet.
Eric Kessler, kimyager.
Viyana doğumlu.
İşte burada, ve kızı Margaret...
Ülkeye kimyager olarak giriş yapıyorsunuz.
Güvenlik izni aldığınızı görüyorum. New York'da mı kalacaksınız?
Hayır, Baltimore'de kalacağız.
- Baltimore mi? - Vizemle birlikte bir de mektup olacaktı.
Evet, evet. Gördüm.
Tüm belgeleriniz tamam.
Bir saniyeliğine şuraya geçer misiniz bayım?
- Tabii. - Teşekkürler.
- Margaret. - Doktor.
Evet, Bay Becker.
Bu adam için ne diyorsunuz?
Londra'daki muayenesinden sonra hazırlanan rapor burada.
- Pek de iyi görünmüyor. - Gitmemize izin verecekler mi baba?
- Galiba, Margaret. - Buraya sorun yaratmaya gelmedi.
- Sorun olacağını sanmıyorum. - Teşekkürler, Doktor.
Bay Kessler...
Her şey tamam gibi görünüyor.
İşte oldu.
Hepsi bu kadar, sıradaki.
Baltimore'yi sevdim baba.
Belki de burada kalmamalıyız.
Ama evimizin burası olacağını söylemiştin.
Belkide gitmek en iyisi olur.
Buradan da Viyana'dan ayrılma sebebimiz yüzünden mi gideceğiz?
Hayr, hayır. Amerika büyük bir ülke.
Başka şehirlerde var.
Güzel şehirler.
Burada birini mi ziyaret edeceğiz baba?
Hayır, Margaret. Gördüğün gibi burada yaşayan kimse yok.
Burası sadece boş bir yer.
Eski bir ev.
Burada kimse yaşamıyor.
Affedersiniz.
Bu evin ne zamandır boş olduğunu biliyor musunuz?
Son iki, üç yıldır burada kalan olmadı.
Eskiden kimin kaldığını biliyor musunuz?
Evet, İtalyan bir aileydi.
Spumoni ya da Baroni gibi bir adları vardı. Çok çocukları vardı.
Herhalde ev küçük gelmeye başladı.
Teşekkür ederim.
Buradan gidecek miyiz, baba?
Gitmek mi?
Belki buradan gideriz demiştin.
Hayır.
Artık...
...gideceğimizi düşünmüyorum, Margaret.
Buna gerek yok, hayır.
Kessler.
Yeni plastik üretim tesisinin planlarına bakmanı istiyorum.
En iyi endüstri mimar ve mühendislerini kullandık...
...planların olabildiğince düzgün olduğunu düşünüyorum.
Ne varki farklı departmanlarla ilgili...
...yerler hakkında farklı fikirler var.
Bu rakamlar konusunda en kısa sürede fikrini almak için sabırsızlanıyorum.
Böyle bir proje hakkında fikir beyan etmeden önce iyice incelemek isterim.
Elbette.
Eşiniz hatta.
İzninle.
- Alo. - Merhaba, hayatım.
Bana bir iyilik yapar mısın? Eve 6 kg. dondurma getirir misin.
6 kg. mı, parti mi veriyoruz?
Ah, çocuklar veriyor.
Tamam, neyli olsun?
Dur bakalım.
3 kg. çikolatalı, 1 kg. çilekli ve 2 kg.'da vanilyalı.
Anlaşıldı madam.
Eve erken gelecek misin, çocuklar seninle yüzmeye gitmek için sabırsızlanıyor.
Seni ben de görmek istiyorum.
Öyleyse anlaştık, erken geleceğim.
Hoşça kal.
Mahsuru yoksa bunları tek başıma incelemek istiyorum.
Elbette ama belki bunları birlikte inceleyecek zamanımız olur diyordum.
Öyleyse beş gibi diyelim mi?
Olmaz, çocuklarla yüzmeye gideceğime söz verdim.
Bak ne diyeceğim, öğlen bunları inceleyebilirsen...
...akşamüstü evime getir ve bizimle yemeğe kal.
- Sizi rahatsız etmek istemem. - Rahatsız etmezsin.
Çocuklar parti veriyor.
Pazartesi müdürler toplantısı var, bunları orada göstermek istiyorum.
Saat 6:30'da evine araba göndereyim mi?
- İyi olur. - Öyleyse akşam görüşürüz.
Teşekkürler.
Hayatım, söylemeyi unuttum, bu gece misafirimiz var.
- Şu yeni kimyager. - İngiltere'den gelen mi?
- Fazla İngiliz olmasın? - Fazla Avusturya'lı.
- Göçmen mi? - Hayır, buraya uzman olarak geldi.
Onu kapmış olmam büyük şans.
Bana bir rapor getirecek.
Sorun olmaz, nasıl olsa parti var. Bir kişinin fazla olması fark etmez.
Bu arada çok kötü sakatlanmış.
- Kaza mı geçirmiş? - Hayır, son savaşta.
- Alman ordusunda mıymış? - Avusturya.
Bize karşı savaştılar.
Çok iyi bir adam.
- Girin. - Kapıyı ben açarım.
Nasıl olmuş Bayan Hamilton? İyi akşamlar Bay Hamilton.
Çok güzel olmuş, değil mi?
Evet ama hemen şımarma.
Onun için bizim fikrimiz önemli değil.
Önemli olan Drew'in fikri.
Seni en son ne zaman bu kadar güzel gördüm bilmiyorum.
Gerçekten büyümüş müyüm?
Bu gece bırakmak istediğin izlenim bu mu?
Evet, bir bakalım...
Belki, sadece bir dokunuş daha gerekiyor...
Bayan Hamilton.
Bunları takabilir miyim?
Neden yetişkin görünmek istiyorsun? Drew'de daha çocuk.
Gelecek yıl 21'ine basacak...
...oy verebilecek, imza atabilecek, her şeyi yapabilecek.
Bugün öğleden sonra konuşuyorduk ve...
Misafirimiz gelmiş olmalı, aşağı inmem gerek.
Hadi, küpeni tak.
İyi akşamlar Bay Kessler.
Elizabeth, bu Bay Kessler.
Nasılsınız? Gelmenize çok sevindim.
Teşekkür ederim.
- Oyun odasında içkiler hazır. - Güzel, oraya geçelim.
Ben gidip çocukların ne yaptığına bakacağım.
Planlar hakkında bazı notlar aldım.
Planlar çok iyi ama birkaç öneride bulunmak istiyorum.
Bunları yemekten sonra konuşuruz.
Tabii ama misafirlerinizi rahatsız etmek istemem.
Etmiyorsunuz, ayrıca oğullarımla tanışmanızı istiyorum.
Bay Hamilton, sizinle konuşmak istediğim bir konu vardı.
Baltimore'de kalmaya devam edebileceğimden pek emin değilim.
Tamda size güvenmeye başlamışken bizi terk etmeyi düşünmüyorsunuz, değil mi?
Sorun iklim.
Sağlığım eskisi gibi iyi değil.
Sizi fazla yormamaya dikkat ederiz ama bu gece işi unutalım.
Biraz eğlenmeye çalışın.
Jessie hala.
Jessie hala, Eric Kessler ile tanış, yeni kimyagerimiz.
Halam, Bayan Hamilton.
- Ne içersiniz, Martini? - Hayır, hayır, teşekkür ederim.
Bana bir kadeh getir.
Yanlış harcanmış gençliğimi telafi etmeye çalışıyorum.
Kadınların eğlenceli hiçbir şey yapmasına izin verilmediği bir çağda büyüdüm.
- Alır mısın hala? - Güzel mi?
- Harika. - Oğlum Brian.
Açık büfe, bilirsin yemek tezgahı.
Dışarıda yiyoruz. Bay Kessler'e masayı göster, tamam mı?
Drew, biraz yemek alıp annene ve Bay Kessler'e götürür müsün?
Plak çal Pugh, bugün yeni albümler aldık.
Bay Kessler, sizde buraya gelin.
Yetişkin masası burada.
- Bizimle sen mi ilgileniyorsun? - Evet anne.
Oğlumla tanıştınız mı?
- Drew, bu Bay Kessler. - Nasılsınız, Bay Kessler?
Bu kadar büyük bir oğlunuz olacağı aklıma gelmezdi.
Avrupalılar her zaman Amerikalı kadınlara iltifat etmeleri gerektiğini düşünürler.
Yoksa gençlik kompleksimiz olduğunu mu sanıyorsunuz?
20 yaşında çocuğu olacak kadar yaşlı bir kadın olduğuma yemin ederim.
- 20. - Nisan'da 21 olacağım.
İstediğiniz başka bir şey var mı?
- Hayır, teşekkür ederim. - Anne?
Teşekkürler canım, istediğim bir şey yok.
Sue Ellen.
Sue Ellen Davis, Pugh.
- Evet, Bayan Hamilton. - Hepsinden biraz alacağım.
Peki.
Korkunç.
Çorba istemiyorum.
Orada olacağım.
Drew, Bay Kessler'e kahve götürür müsün canım?
Sende ister misin?
- Kahvenizi buyurun. - Otur lütfen.
Ülkenizin...
...gençleriyle konuşma şansını...
...çok yakaladığım söylenemez.
- Üniversiteye gidiyor musun? - Evet, Maryland Üniversitesi.
Bütün ailemiz oraya gitmiş.
Büyük büyük babam tıp fakültesini orada okumuş.
Ayrıca eve yakın ve kabul edilmek de zor değil.
Ne oldu efendim?
Düşünüyordumda...
İnsanın bir oğlu olması ne harika bir şey.
Drew, kız kardeşim seni bekliyor.
İzninizle.
Drew. Aileden biri mi?
Aslında John Andrew. Kısaca Drew diyorlar.
John Andrew.
Bu parti kızılderili savaş dansını andırsada Bay Kessler...
...inanın bana hepimiz vahşi değiliz.
- Sanada kahve getireyim mi? - Şükürler olsun, seni duyamıyorum.
Onlar müziği kapattığında bende bunu açacağım.
Jessica halam yeni bir işitme cihazı aldı...
Bir şey mi oldu Bay Kessler?
Hayır, bir şey yok.
Belki de bu gece gelmenizi istememeliydim.
Hayır, lütfen, çok güzel bir gece.
Oğullarınızla ve karınızla tanıştım.
Öyleyse yine gelmelisiniz. Küçük bir kızınız olduğunu duydum.
Onu da getirmelisiniz.
Teşekkür ederim.
- Annemle konuşuyordun değil mi? - Nereden anladın?
- Onun küpelerini takmışsın. - Çok zekisin.
Ne dedi?
Kapı çalındığında tam konuyu açıyordum...
...aşağı inmek zorunda kaldı.
Hala rüyadaymışım izlenimini üzerimden atabilmiş değilim.
Müzik, dans...
...neşeli genç insanlar.
Avrupa o kadar uzak geliyor ki.
Zaten uzakta.
Sorunları ve savaşlarıyla Avrupa.
Onları uzak tutmamız gerek.
Umarım tutarsınız.
Pek umutlu konuşmadınız.
Belkide çok fazla şey gördüm.
Zamanında kurtulduğunuz için şanslısınız.
Karınızı getirdiniz mi?
Karım yok, sadece Margaret var.
Bay Hamilton, belki de artık raporlara bakmalıyız.
- Şayet yorgun değilseniz. - Elbette hayır.
Pekala, müsaadenizle.
Ne kadar cana yakın biri.
- Çok asil. - Öyle mi dersin?
Anne, seninle ve babamla konuşabilir miyim?
Tamam tatlım, odamda bekle şimdi geleceğiz.
Geldiğiniz için teşekkür ederim.
- İyi geceler Bay Kessler. - İyi geceler.
- Teşekkür ederim. - İyi geceler.
O kadar kötü olmadı, değil mi?
Aşağı inerken onu gördüğümde...
...garip bir hisse kapıldım.
- Başka emriniz var mı efendim? - Hayır, teşekkür ederim.
- İyi geceler. - İyi geceler.
Merhaba Andrew. Ne işin var burada?
Seninle ve annemle konuşmak istiyorum.
- Bu sefer ne kadara mal olacak? - Öyle bir şey değil.
Sanırım ben ne olduğunu biliyorum.
Bak, hayatım...
...Sherry'i bende çok seviyorum.
Tanıdığım en iyi kızlardan biri.
Ama ikinizde henüz çok gençsiniz.
Konu Sherry değil, kimse değil.
Yani biri olsa elbette Sherry olurdu ama öyle bir şey değil.
Sadece masum bir seyirciyim...
...ama biri neler olduğunu açıklarsa çok mutlu olacağım.
Aklından ne geçiyor, ciddi bir şey mi?
Kraliyet Hava Kuvvetlerine katılmak istiyorum.
- Neye? - İngiliz hava kuvvetleri.
Pilotlara ihtiyaçları var. Pugh ve Ted de katılıyor.
Eğitimi Kanada'da göreceğiz.
Çok pilota ihtiyaçları var.
- Elbette öyle. - Öyleyse gitmeme izin verecek misiniz?
Gitmene izin vermek mi?
Yani yapmamız gereken şey bu mu?
- Ama anne... - Lütfen, Drew.
Bu delice fikirleri kafana kim sokuyor?
Pugh ise bu eve bir daha adım atamayacak.
- Bu kadar kızmana... - Onun fikri değil, benim.
Sen savaş hakkında ne bilirsin?
Kahraman mı olmak istiyorsun?
Kahramanlara ne olduğunu biliyor musun?
Ölürler. Larry, bunu kabul edemem, hayır olmaz.
Geçen savaşı hatırlıyorum, bu konuda bildiklerim var. Seninse yok.
Drew, geç oldu, git yat hadi.
- Bunları sabah konuşuruz. - Bu konu bir daha açılmayacak.
İyi geceler.
Gitmesine izin vermeyeceğim, Larry.
Bak hayatım, yorgun ve kızgınsın.
Bu gece düşünmemeye çalış.
İyi bir gece uykusundan sonra daha iyi hissedeceksin.
Bu konuda değil, fikrim asla değişmeyecek.
Hayatım, hiçbir aile oğlunun savaşa gitmesini istemez.
Ama gittiğinde de duygularını saklarlar.
Ama savaş falan yok, onu kimse askere almıyor.
Ondan böyle vazgeçmemi bekleyemezsin.
Ben de onun gittiğini senin gibi görmek istemiyorum Elizabeth,...
...ama unutmamalısın ki birkaç ay sonra 21 yaşına basacak.
O zaman istediğini yapmak için bizim iznimize ihtiyacı olmayacak.
Drew'e bir şey olursa, John yeniden ölmüş olacak...
Bunca yıldan sonra.
Hayır hayatım, neredeyse unutmuştum.
Bunu sana borçluyum.
Ama aynı şey Drew'e olmamalı.
Buna dayanamam.
Hayatım, henüz gitmedi ve başınada bir şey gelmedi.
Konuş onunla, Larry. Anlamasını sağlamaya çalış.
Keşke yapabilsem.
Keşke anlamasını sağlayabilsem, hayatım.
Margaret.
Neden hala ayaktasın?
Öğretmenimin okuldan verdiği kitabı okuyordum.
Dediğine göre çok çalışırsam ingilizce'yi...
...onun gibi iyi konuşabilirmişim.
Çok iyi ama yatmış olmalıydın.
Bay Hamilton'un evinde iyi vakit geçirdin mi?
- Çok güzeldi. - Evi güzel miydi?
Çok güzel bir evdi.
Ve dedilerki gelecek sefer gittiğimde...
...senide götürebilirmişim.
Şimdi yatağına git.
Orada çocuk da var mı?
İki... iki...
- Oğlan. - Benim yaşımdalar mı?
Hayır, büyükler. Biri 12, 13 yaşlarında, diğeri 20 yaşında.
20 mi? Neredeyse adam olmuş demek.
Evet.
Neredeyse adam olmuş.
Yatağına git bakalım.
İlacını unuttun.
Sana biraz su getireyim.
İlaç falan almak istemiyorum.
Almadığında uyuyamadığını biliyorsun.
Tamam, alacağım.
- İyi geceler, Margaret. - İyi geceler.
Mektuplarımın zengin ve dolu dolu olmasını istiyorum.
Ayrıca içten ve özel şeyleri, seni izlerken...
...elin elimdeyken söylemek istiyorum.
Mektup yazarken elimden geleni yapıyorum.
Ama birkaç özel sözü seninle yeniden kavuşacağımız...
...ana saklarsam çok mu bencilce davranmış olurum?
Aslında adım John Andrew.
Kısaca Drew diyorlar.
Hadi, Drew. Bir tane daha ve eşit olacaksınız.
Tamam, işte geliyor.
- Önde. - Yeter, Brian.
Şimdi gününü göstereceğim.
- Ulu tanrım. - Ne yazık.
Bunu isabet ettirmen gerekirdi.
- Günaydın, Bay Kessler. - Günaydın, Bayan Hamilton.
Bu da Margaret olmalı, merhaba.
- Memnun oldum. - Bunlar Drew ve Brian.
- Merhaba ufaklık. - Nasılsınız?
Bakıyorum çiçek toplamışsın.
- Onları saklamana gerek yok. - Ama anlayamıyorum.
Geldiğimiz ülkede o kadar çok şey yasaktı ki.
Hadi, ona çiçeklerin adını söyle.
Bunlar yaldız çiçkleri...
...ve bunlarda...
...krizantemler.
Vay canına, bu gerçekten harika.
Hadi, Drew.
Daha fazla oynayamayacağım. Matematik çalışmam gerekiyor.
Tamda ısınmaya başlamıştım.
At nalı oynamaya ne dersin?
- Oynamayı bilmiyorum. - Annem sana öğretir.
Ailedeki en iyi at nalı atıcısıdır.
Erkeklere karşı oynayacağız.
- Larry, onun yerine geç. - Gel, Brian.
Onlara bir güzel tekmeyi basalım.
Merak etme canım, lafın gelişi diyor. Kazanmak anlamında söyledi...
...ama elbette kazanamayacaklar.
Şimdi buradan atacağız...
...böyle tut ve at.
Demire kadar atabilir misin?
Elimden geleni yaparım.
Hadi bakalım.
Tam isabet, harika bir atıştı.
Hesaplar ha?
- Matematikle aran nasıl? - Gerçekten çok kötüyüm.
Ben de öyleydim. En sevdiğin konu nedir?
- Tarih. - Tarih ha.
Şimdi yaşadığıma göre bu konuda okuyabilirim derim.
Bay Kessler, savaş hakkında ne düşünüyorsunuz?
Yemekten önce mi?
Sizden çok şey istediğimi biliyorum...
...ama siz Avrupa'dan yeni geldiniz, ilk elden bilgi almak istiyordum.
Buradan doğru bakış açısını yakalamak pek mümkün olmuyor.
- Beni şaşırtıyorsun. - Neden?
Yani bunları düşünüyor olman bile...
Seninde söylediğin gibi bakış açısı yakalamaya çalışman.
Bizi yurtta bir araya geldiğimizde görmelisiniz...
...çok fazla konuşur ve düşünürüz.
- Neler düşünüyorsunuz? - Öncelikle bunun...
...sahte bir savaş olmadığını düşünüyoruz.
Elbette değil ama böyle düşünme sebebiniz nedir?
En uzun yolculuk bile bir adımla başlar derler.
En büyük yemekte tek ısırıkla başlar.
Bence Almanya ilk lokmasını yuttu.
Yavaş yavaş Avrupa'yı midesine indirmek istiyor.
- Ama Amerika'yı yutamaz. - O konuda yanılıyorsunuz.
Avrupa sadece ilk öğün, Almanya dünyayı ele geçirmek istiyor.
Arkadaşlarımdan birinin dediği gibi yamyam bir ülke.
Kürsümü getirmeliymişim, nutuk atmaya başladım.
Devam et, atabilirsin.
Sizi sıkmıyorum, değil mi?
Beni sıkmak mı?
Senin yapabileceğin belki de son şey olmalı.
Devam et, lütfen.
Size soru sormak için başlamıştım...
Bu tür şeyleri neden bana soruyorsun?
Belkide cevapların bazısını burada bulursun.
Tarihin tekerrürden ibaret olduğu doğruysa...
...cevaplar gerçekten burada olmalı.
Bu sabah Tom Paine hakkında bir şey okuyordum.
Belki de onu tanımıyorsunuz.
İşte burada: "Han işleten bir adam kapıda duruyordu...
...8, 9 yaşlarında güzel bir çocuk elinden tutuyordu.
Aklından geçenleri açıkça ve mantıklıca anlattıktan sonra...
...sözünü bu pek de babacan olmayan cümleyle bitirdi...
..."Benim zamanımda barış olsun yeter."
Hatırlarsınız, Chamberlain Münih'den döndüğünde böyle demişti.
Kendi zamanımızla barışık, daha cömert bir baba olsaydı şöyle derdi...
Benim günümde olsun.
Benim çocuğum barış içinde yaşasın.
Biliyor musun...
Bir oğlum olsaydı...
...bunu onun için her gün tekrar ederdim.
Baban fikirlerinle ilgili ne düşünüyor?
- Ona pek söz etmedim. - Ama etmelisin.
Bir baba için oğlunun böyle konuştuğunu duymanın nasıl bir şey olduğunu bilemezsin.
Ona bu tecrübeyi çok görmemelisin.
O çok meşgul ve bunu açıklamak zor.
Annemin nasıl hissettiğini biliyorum.
Savaş kelimesini duymak bile onu kızdırıyor.
Bende annemle babamın arasını açmak istemiyorum.
İkisi birlikte o kadar mutlular ki...
...insan doğal olarak bunu bozabilecek her şeyden kaçıyor.
Elbette.
Ve bende anlatacak fazla bir şeyim olduğundan emin değilim.
Ne demek olduğunu bile bildiğimden emin değilim.
Tek bildiğim az önce söylediğim saldırganlık ve fetih fikirleri.
Naziler buna yeni düzen diyorlar. Üstün ırk.
Köle insanlar. Aslında orta çağı...
...geri getirmek istiyorlar, geçmişi yeniden yaşamaya.
İnsanlar geleceği geciktirmeyi neden isterler ki?
Çünkü gelecek düşüncesi insanlar için daha dolu...
...ve zengin bir hayat demek.
Bu adamlar, insanlar için çok olanın...
...kendileri için az olmasından korkuyorlar.
Bu yüzden zamanı durdurmaya çalışıyorlar.
İnsanlara bunu yapamazsın, kabul etmezler.
İşte cevabın.
Ve işte savaş.
Evet, sanırım haklısın.
- Merhaba, Margaret. - Bak baba.
İki isim daha öğrendim, zinya ve petunya.
- Yemeğe oturalım mı? - Teşekkür ederim.
Gel, Margaret.
Yüzmek çok kolay, gelecek yaz sana öğretirim.
- Sana nasıl dalacağını öğretirim. - Çok iyi yüzücü olmalısın.
Evet, her seferinde yüzeye çıkmayı başarıyor.
Margaret gerçekten çok güzel bir kız, Bay Kessler.
Küçük oğlunuz ona karşı çok iyi...
...ve büyük oğlunuz da artık erkek olmuş.
Bay Drew'e telefon var, Bay Pugh arıyor.
- Onu sonra ararsın, de ki... - Hayır anne, önemli olabilir.
Selam, Pugh.
İnsanın genç olması çok güzel, değil mi?
Gençken her şey insana önemli gelir.
Tanrım, Pugh, gerçek olamayacak kadar güzel.
Hayır, imkansız.
Tamam, sonra görüşürüz.
- Ne olmuş, Drew? - Hiçbir şey.
Evet, bundan pek bir şey anlamadık, değil mi?
Arayan Pugh'du, katılıyor.
- Ailesi gitmesine izin vermiş. - Neye katılıyor?
Kraliyet Hava Kuvvetleri'ne.
Annene bunu söylemek istememeni anlamıyorum.
Çünkü gitmek istiyor Jessie hala.
Doğru mu, Kraliyet Hava Kuvvetleri'ne mi katılmak istiyorsun?
- Amerika savaşta değil. - Sizce katılmayacak mı?
Bau Kessler ile az önce bunu konuşuyorduk, değil mi?
Drew, tam sayılmaz.
Ne de olsa bunlar ailenle konuşman gereken meseleler.
Seni etkileyecek bir şey yapmak istemedim.
O Avrupalı, bu onların savaşı. Kendi ülkelerini savunuyorlar.
Şimdi senin oraya gidip savaşman kadar aptalca bir şey olamaz...
Lütfen anne, yeni bir dünya doğuyor ve bunu hiçbir şey engelleyemeyecek.
Ve olanda bu, yeni bir dünya doğuyor.
Karar vermeliyiz, yardım mı edeceğiz yoksa kaçacak mıyız?
Ben kararımı verdim.
Müsaadenizle.
- Ben de gidebilir miyim anne? - Henüz tatlını bitirmedin.
- İstemiyorum. - Lütfen Brian, misafirimiz var.
Margaret'ın tatlısını bitirmek istediğinden eminim, değil mi?
Çok güzel olurdu.
Küçük kızlar dondurmayı çok sever, güzellikle pembe dondurmayı.
Küçük bir kızken, doğum günü partisi verildiğinde...
...hep dondurmamın elbisemle aynı renk olmasını isterdim.
Hatırlıyorum, bir keresinde mavi bir elbisem vardı...
...neden mavi dondurma alınmadığını anlamamıştım.
Hiç unutmam nasılda ağlamıştım.
Ne kadar komik, değil mi?
Elizabeth çocukların kahveyi de beklemesine gerek yok, değil mi?
- Evet, tabii. - Pekala.
Brian, Margaret'e koleksiyonunu gösterelim.
Biliyor musun, Margaret? Brian doğuştan koleksiyoncu.
Drew artık kendi kararını verecek yaşta anne.
Ve istediği şeyi yapamayacaksa...
...nasıl hissettiğimi biliyorum.
Kendimi Patrick Henry gibi hissediyorum;...
..."Ya özgürlük verin bana ya da ölüm."
Elizabeth, hayatım seni böyle etkilemesine izin vermemelisin.
Sadece içten, komik ve mutlu bir çocuk gibi davranıyor.
Elimde değil.
Drew hakkındaki bu korkunç şey aklımdayken olmaz.
Lütfen, Elizabeth.
Bay Kessler bu savaşın daha iyi bir dünya için verilen...
... soylu bir mücadele olduğunu düşünebilir ama ben böyle görmüyorum.
Oğlum dışında hiçbir şey düşünemem.
Ben de böyle hissetmiyor muyum sanıyorsun?
Hayır, bunu hissedebileceğini sanmıyorum.
Seninde içini benimki gibi parçalıyor olamaz?
Sebebini biliyor musun, çünkü o senin oğlun değil.
Senin oğlun olsaydı sen de benim gibi hissederdin.
Drew benimde oğlum, doğduğu andan beri.
Hastanede bana getirdiklerinden beri benim oğlum.
- Ve sen gitmesine izin mi vereceksin? - Gitsin ya da kalsın...
...onun için iyi olan neyse onu yapmasına izin vereceğim.
Belkide bunu daha sonra konuşmalıyız.
Hayır, söyleyecek bir şey kalmadı.
Hayır, teşekkürler.
Kahve, Bay Hamilton?
- Nasıl özür dileyeceğimi bilemiyorum. - Lütfen, yapmayın.
Açıklama yapmanıza hiç gerek yok.
Hayır, eşim adına bu açıklamayı yapmalıyım.
Onu yanlış tanımanızı istemem.
Yanılmıyorsam...
...Drew gerçek babası olmadığınızı bilmiyor.
Doğru.
Onun ikimizin çocuğu olarak büyütülmesine karar verdik.
Elizabeth'e kocasının öldüğü haber verildiğinde...
...yalnız başına yaşıyordu.
Onu, buraya Jessie halamın yanına getirdim...
...ve zor günlerini aşması için yardım etmeye çalıştık.
Belki o zaman bile ona aşıktım ama farkında değildim.
Tek bildiğim güvenebileceği birine ihtiyacı olduğuydu...
...bu hayatın daha fazla zarar vermesini engelleyip, koruyabileceği biri olmalıydı.
Korkarım yanılmışım. Büyümesine hiç izin vermedim.
Gerçeklerle yüzleşmesini sağlamadım.
Şimdi yüz yüze kaldı ve bunu kaldıramıyor.
- Bunun suçlusu benim. - Hayır, hayır, öyle değil.
Sizden beklenebilecek her şeyi yaptınız.
Karınıza olan bağlılığınız ve sevginiz...
...çocuklarınıza verdiğiniz sevgi ve anlayış...
...ki aslında öz oğlunuz bile değil.
Evet ama onu savaşa gönderen kişi ben olamam.
Bunu Elizabeth'in yapması gerek.
Evet.
Bunu Elizabeth yapmalı.
Senden özür dilerim baba, sizden de Bay Kessler.
- Kaba davrandığım için özür dilerim. - Ben de özür dilerim.
Beni yanlış anlamayın Bay Kessler, yani annem hakkında.
Başka her konuda o kadar iyidir ki, ama bir saplantısı var...
...üniforma giyersem öleceğime kesin gözüyle bakıyor.
Bunu çok iyi anlıyorum.
Böyle zor günler geçirdiğin için üzgünüm, Drew. İzninizle.
Neden annenle konuşmak yerine bunları bana anlatmıyorsun?
- Doğum günün nisandaydı, değil mi? - Evet, efendim.
- 21'e basacaksın. - Evet, efendim.
Ve haziranda okulu bitireceksin, değil mi?
Ne dersin, sence de biraz sabır iyi fikir olmaz mı?
Hitler beklemeyecek.
Sen ve Pugh savaşı yalnız kazanamazsınız.
Bizim gibi binlercesi var baba.
Neden annem bunun yapılması gereken bir şey olduğunu anlamıyor?
Bay Kessler.
Evet.
Size söylemem gereken bir şey var...
...çünkü bugün olanlarla kendinizi bir aile meselesinin parçası yaptınız.
Özür dilerim, durumun böyle olduğunu bilmiyordum...
Artık daha önce evli olduğumu ve kocamın...
...geçen savaşta öldüğünü bildiğinize göre nasıl hissettiğimi anlıyorsunuzdur.
Sanki bir şey iki darbe arasında...
...dinlenmene izin vereceğiz demiş gibi,...
...ama sadece bir sonrakinde de ayık olmanı ve hissetmeni istediğimiz için.
Sanki ilk oğlun öldürülene kadar...
...yeni bir savaş başlatmayacağız der gibi.
Hayır, yeniden aynı şey olmamalı...
Keşke yardım edebilsem.
Hayır, ancak daha kötü olmasına neden olursunuz.
Ne zaman size baksam, kendime şöyle diyorum...
...onun gibi bir adam kocamı öldürdü.
Bu çok doğru.
Size kaba davrandığımı biliyorum ama daha da kabalaşacağım.
Bay Kessler, bir daha buraya gelmenizi istemiyorum.
Siz bu eve davet edilmemiş bir şey getirdiniz.
- Ne oldu? - Yok bir şey.
- Silah mı? - Hayır anne, sadece bir oyuncak.
- Anlayamıyorum, ne oldu... - Bana nasıl çalıştığını sordu...
...ben de gösterdim, patladı ve o da çığlık atmaya başladı.
Ne oldu, Margaret?
Ne oldu Kessler, sorun nedir?
O ses ona silahı hatırlatmış.
Nazilerin annesini öldürdüğü silahın sesini.
Ve babamı da, babamı da.
Babası mı? Sizi, onun babası sanıyordum.
Hayır. Oyuncaklardan birini alabilir miyim, lütfen?
Bak, Margaret, korkacak bir şey yok, kağıttan bir oyuncak.
Bu uçları görüyor musun? Ortasında biraz barut var...
...fazla değil. Çektiğin zaman küçük bir patlama sesi çıkarıyor.
Beklemiyordun bu yüzden korktun. Hadi sen çek...
...bir kez daha dene.
- Kanla ilgili bir şey mi söyledi? - Sadece sesini değil...
...barutun kokusunu ve kanın görüntüsünü de...
...hatırlattığını söylüyor.
Yüca tanrım, çocuk bunu görmüş olamaz.
Evet, gördü.
Margaret'in babası Viyana'da çok iyi bir doktordu.
Doktor Ludwig.
Son savaşta benim hayatımı kurtarmıştı.
Sadece büyük bir doktor değil çok büyük bir insandı.
Ve Margaret'in bana baba demesine gelirsek...
...onu Avusturya'dan çıkarmanın tek yolu buydu.
Ama babasının o olduğunu asla unutmamalı.
- Bununla gurur duyması gerek. - Hiç unutmayacağım.
Naziler gelip ikdidarı ele geçirdiğinde...
...Margaret'in çok inatçı olduğunu gördüler.
Ona göre bir doktorun kendini...
...insanlığa adaması gerekiyordu.
Bir adam ondan gelip yaralarını sarmasını istediğinde...
...polisin politik görüşlerini sorgularken kan kaybından ölmesine izin veremezdi.
Onu bu yüzden mi öldürdüler?
Evet, ve karısınıda.
Onu kurtarmaya çalışmıştı.
Naziler bu tür aptallıklara karşı...
...anlayışlı insanlar değildirler.
Bir adam öldüğünde çocuğu varsa...
...hayatı devam eder.
Bu yüzden Margaret'in babasının çalışmalarını sürdürmesi gerekiyor...
...böylece o da yaşamaya devam eder.
Çok iyi ve cesur olmalı...
Çok güçlü olmalı.
Ve hiçbir şeyden korkmamalı.
Sizleri rahatsız ettiğim için çok üzgünüm.
- Özür dilerim. - Olanları çoktan unuttuk.
Artık evimize gitsek iyi olur.
Ama çok erken, yemeğe kalacağınızı sanıyordum.
- Margaret'in eşyalarını getirebilir misiniz? - Ben getiririm.
- Benimle gelir misin, Margaret? - Evet, teşekkür ederim.
Korkmana gerek yok, Margaret. Artık bunların olmadığı bir ülkedesin.
Ve hiçbir zaman olmayacak.
- Bana inanıyorsun, değil mi? - Evet, sana inanıyorum.
Tamam öyleyse, gülümsemeye ne dersin?
- Aferin sana, Peggy. - Peggy ne demek?
Margaret adındaki küçük kızlara öyle deriz.
Annem bana Grechen derdi.
Sizi ben bırakacağım, hemen dönerim.
- Arabayı ben getireyim mi? - Teşekkür ederim.
Bay Kessler.
- Çok özür dilerim. - Margaret için mi?
Bir çocuğun böyle acılar çektiğini öğrenmek çok üzücü.
Buraya yeniden gelmemenizle ilgili söylediklerim için özür dilerim.
Yinede gelmesem iyi olacak galiba.
- Sizi çok iyi anlıyorum. - Gerçekten çok iyisiniz.
- Hoşça kalın, Bayan Hamilton. - Güle güle, Bay Kessler.
Zavallı kızcağız.
Bunu daha fazla düşünmesem iyi olacak, yoksa kendimi üzeceğim.
Ekim için ne kadar sıcak bir gün.
John yılın bu zamanını çok severdi.
Ormanda uzun yürüyüşlere çıkardık.
Yaprakların ayağımızın altında çıkardığı sesi hala duyuyor gibiyim.
Ve her şeyin üstünü kaplayan o dumansı sisin kokusunu alabiliyorum.
Birden bire John'dan bahsetmeye başlamanın sebebi nedir?
Bilmiyorum.
Belkide bir tür yıl dönümüdür?
Hayır, değil. En azından şimdilik.
Çok güçlü bir eli vardı.
Kimin?
Bay Kessler'in.
Kavrayışını hala hissediyorum.
Elizabeth, Elizabeth.
Sana bir sürprizim var.
Olduğun yerde kal, hemen döneceğim.
- İçeri geliyorum. - Hayır, gelme.
- Olduğun yerde kal. - Bu hiç adil değil ama.
En azından nasıl bir sürpriz olduğunu söyle.
Yeni bir takım elbise, bu sefer sen olmadan gittim ve tek başıma aldım.
Demek sonunda büyümeye başladın.
- Kapının önünde mi bekliyorsun? - Hemde tam önünde.
Öyleyse biraz geri çekil, bu pek alışılmadık bir takım.
Belirli bir açıdan bakılması gerekiyor.
Yoksa bu bir tür şaka mı?
Hazır ol ya da olma geliyorum.
Bayan Hamilton. İyi misiniz?
Evet, iyiyim.
Evet, iyiyim. Teşekkür ederim.
Eskiden bu evde yaşardım.
John'la birlikte.
Evlendikten sonra taşındığımız ev buydu.
Savaş için ayrıldığında birbirimize burada veda ettik.
Bana öldüğünü söylediği telgrafı burada aldım.
Özür dilerim, rahatsız etmek istemedim...
Tıpkı bunun gibi bir gündü.
Soğuk ve kapalıydı.
Savaş bitmişti ve artık korkmuyordum.
Küçük bir noel ağacı da almıştım. Çünkü her an dönebilirdi.
Evin hazır olması gerekiyordu.
Geri döneceğinden en küçük bir şüphem bile yoktu.
İçeri girip telgrafı bulmadan önce her şey o kadar iyiydi ki.
Buraya sık gelir misiniz?
Bu evi, 19 yıl önce terk ettiğimden beri ilk kez görüyorum.
- Neden buradasınız? - Sadece geçiyordum.
Kütüphaneden dönüyorum.
Sizi burada gördüm.
Bugünün bir önemi mi var?
Evet, bugünün bir önemi var.
20 Aralık.
Bizim evlilik yıldönümümüzdü.
Hatırlamak için uzun bir zaman.
Sizin için bir anlamı yok mu? 20 Aralık diyorum?
Hayır, neden olsun ki?
Geri döneceğim demişti.
"Mutlaka geri döneceğim, sana söz veriyorum", demişti.
Zamanında bunu hepsi söyledi.
Hepside inandı.
Ama bazıları bu sözü tutamadı.
Ama ya ölmemişse.
Ya bunca yıldan sonra hayattaysa...
...ve bana dönmek istememişse. Ya başına bir şey geldiyse.
Bilemiyorum, korkunç bir yara yüzünden...
...kendini bana göstermeye utanmışsa.
O kadar büyük, o kadar acımasız bir yanılgıya düşmüş olur ki.
Kendinize işkence ediyorsunuz.
Neden?
Varsayalım hala hayatta olsun.
Varsayalım...
...inanılmazda olsa...
...aptalca sebeplerden dolayı olursa olsun...
...dönmemeyi seçmiş olsa bile...
...bunca yıl acı çekmedin.
Mutluydun.
Evet, mutluyum.
Sana sadık bir kocan var.
İki güzel oğlun oldu.
İyi bir hayatın var.
Böylede kalması gerek.
Sizce Drew'a babasının Larry olmadığını söylememe gerek var mı?
Hayır.
Sizce bilmeye hakkı yok mu?
Ona babasını iki kez mi kaybettireceksin?
Önce sahip olduğu babayı elinden alıp...
...sonra gerçek babasının öldüğünü mü söyleyeceksin?
Bunun kime yararı olur?
Neden fabrikadaki kütüphaneyi kullanmadınız?
Çünkü bu kitaplar Almanca.
Orada Almanca kitaplarda var.
HAMILTON KİMYA ARAŞTIRMA KÜTÜPHANESİNİN MALIDIR
Bana yalan söyledin.
Sen John MacDonald'sın.
Ben Eric Kessler'im, Avusturya'lı bir kimyagerim.
Orduda geçen süre hariç...
...hayatım boyunca işim üzerinde çalıştım.
O yılları hatırlamak için iyi sebeplerim var.
Benimde öyle.
Size kim olduğumu söyledim.
Hayatıma daha fazla girmeniz için bir sebep yok.
İyi günler, Bayan Hamilton.
Bay Hamilton'un ofisi.
Üzgünüm, Bay Hamilton'un Washington'da.
Bay Hamilton bazı raporları kontrol etmemi istemişti.
Masanın üzerinde Bay Kessler, sizin için getireyim mi?
Gerek yok, ben alırım.
Sizin aradığınızı ileteceğim.
Merhaba, Bay Kessler.
Merhaba, Drew.
Sizi gördüğüme sevindim Bay Kessler. İşim birazdan biter.
Babamı burada bulacağımı sanıyordum, Washington'a gideceğinden haberim yoktu.
- Yarın dönecek. - Biliyorum ama bugün görüşmek istiyordum.
Müsaadenizle.
Uzun zamandır bize uğramıyorsunuz.
Evet, çok meşguldüm.
- Matematikle aran nasıl? - İyi.
Çalıştım ve B+ aldım.
Biraz daha çalışırsam sınavdan geçebileceğim...
...ve pilot olma hayalim gerçekleşecek.
- Buna henüz karar verilmedi mi? - Hayır, ama çok yakında verilecek.
Hoşça kalın, Bay Kessler. Sizi yeniden görmek çok güzeldi.
Güle güle.
Babam oradaki notu görür, değil mi?
Evet, elbette.
BABA
Anne uyuyor musun?
- Hala ayaktasın. - Evet, tatlım.
- Anne. - Ne oldu tatlım?
- Bu kim? - Tanıdığın biri değil.
Bana tanıdık gibi geldi.
- Kim? - Bir düşüneyim.
Buldum, tıpkı Drew'e benziyor.
Drew mi?
Neredeyse neden geldiğimi untuyordum.
Drew evde değil anne.
Henüz geç sayılmaz, ayrıca bu gece bir parti vardı.
O saatler önceydi, telefon ettim.
- Neden? - Endişelendim.
- Niçin endişelendin canım? - Drew için.
Anne, son günlerde öyle çılgınca şeyler yapıyor ki.
Garip davranışları yüzünden endişeleniyorum.
Sabah giderken bana golf sopalarını verdi.
Biliyorsun, şu gözü gibi baktığı sopaları...
Bir şey daha var anne, bu öğleden sonra babamı görmek için ofise gitti.
Aklından önemli şeyler geçiyor olmalı.
- Söylemem gerekir diye düşündüm. - Tamam, Brian. Hadi, ışığı aç.
Anlayamıyorum.
Bütün gün tepkime karışımlarıyla ilgili böyle bir sorun yaşamamıştık.
Size telefon var, Bay Kessler.
Meşgul olduğumu söyle. Bu guruba ne zaman başladınız?
- Yemekten hemen önce. - Bayan Hamilton arıyor.
Bayan Hamilton mu?
Bay Hamilton'un özel hattında.
Tamam hemen geleceğimi söyle.
Başka bir gurup deneyin, olur mu?
- Isıyı çok dikkatli izleyin. - Elbette, Bay Kessler.
Hemen dönerim.
Hemen gelecek, Bayan Hamilton.
Teşekkür ederim.
Merhaba, Bayan Hamilton.
Hayır, kocanıza şu anda telefonla ulaşabileceğimizi sanmıyorum.
Birkaç İngiliz alıcı ile toplantıda.
Toplantı uzun sürebilir.
Ne dediniz?
Drew mi? Öğleden sonra buraya gelmişti.
Henüz eve gelmedi mi?
Evet.
Endişelenmekte haklısınız.
Dinleyin, Bayan Hamilton...
...bekli ben nereye gittiğini öğrenebilirim.
Ama sizden çok sabırlı olmanızı istemeliyim.
Evet.
Onu bulursam eve getireceğim.
Hoşça kalın.
- Bana hemen taksi çağır. - Peki efendim.
Bir puro alabilir miyim lütfen?
- Merhaba, Bay Kessler. - Drew.
İstasyonda ne işiniz var, bir yere mi gidiyorsunuz?
Ben de aynı şeyi sana soracaktım.
Birkaç arkadaşımı yolcu ediyorum, tatile çıkıyorlar.
- Sen onlarla gitmiyor musun? - Ben mi?
- Bunuda nereden çıkardınız? - Hey Drew, hadi gidelim.
- Sadece 10 dakikamız kaldı. - Tamam, birazdan geliyorum.
Elini çabuk tut.
Artık kendi kararlarını vermeye başlamışsın.
Umarım beni vazgeçirmeye çalışmazsınız.
- Buraya bunun için geldim. - Boşuna gelmişsiniz.
Tek çıkar yol bu.
Beni burada bulacağınızı nereden biliyordunuz?
- Mektubunu açtım. - Mektubu mu?
- Ofiste bıraktığın. - Onu okudunuz mu?
- Evet. - O mektup babama yazılmıştı.
Biliyorum, Drew, ama nereye gittiğini öğrenmem gerekiyordu.
Neden? Bu sizi neden ilgilendiriyor?
Yoksa anneni unuttun mu?
Annemi tanıyorum, izin vermesini sağlamanın tek yolu bu, hiç sormamak.
Bu şekilde kabul etmek zorunda kalır.
Peki ya sen, Drew?
- Ne demek istediniz? - Sen kabul edebilecek misin?
Drew, binmemiz gerekiyor. Konuşmaya devam edeceksen kendi biletini al.
- Hiçbir yere gitmiyor. - Gitmiyor mu?
Gidiyorum. İyi niyetli olduğunuzdan eminim...
...ama o bileti almak zorundayım.
Acele etsen iyi olursun yoksa treni kaçıracaksın.
Sen git, Pugh, sana yetişirim.
Tamam.
Fazla ileri gitmeye başladınız, kim olduğunuzu sanıyorsunuz?
Ben babanın arkadaşıyım.
Burada benim yerimde olsaydı onun yapacağı şeyi yapıyorum.
Burada durup seninle tartışamam, o bileti almak zorundayım.
Öyleyse bileti benden kolayca alabilirsin.
Ama yapacağını zannetmem.
Bilet olmadan giderim.
Bunu yapacağını da zannetmem.
Anlayacağın, Drew, korkarım yaşının...
...küçük olduğunu unutuyorsun. Yasal olarak engellenmen sağlanabilir.
Şurada duran polisten bunu yapmasını istemek zorunda kalabilirim.
Tren yola çıkmak üzere.
Herkes binsin.
Tamam, sen kazandın.
Hadi, Drew.
Üzgünüm çocuklar ama bakıcım beni eve götürmeye geldi.
Beni yalnız bırakmayacaksın değil mi? Bunu birlikte yapacağımızı sanıyordum.
Ben de öyle. Umudunu kaybetme, nisanda görüşürüz.
Herkes binsin
Acele et, Pugh.
Evet general, nereye gidiyoruz?
Taksi tutacağız.
Annen o kadar korktu ki. İyi akşamlar, Bay Kessler.
Annen babanla konuşuyor.
Onu bulmanıza çok sevindim.
Elizabeth size teşekkür etmek isteyecektir.
Vakit çok geç oldu.
- Çokda yorgunum. - Raporunu sunmayacak mısın?
Bence bunu kendin yapabilecek kadar büyüksün.
Siz hastasınız, Drew, Bay Kessler'i şöminenin yanına götür.
Hayır, önemli değil.
Ben biraz brendi getireceğim.
Sanırım bu senin.
Bunu daha önceden düşünmem gerekirdi.
Drew, annene geldiğini haber ver.
Senin için çok endişelendi. Ve Bay Kessler'in burada olduğunu söyle.
Alın, bunu için.
Teşekkür ederim.
Islak paltonuzu çıkarmanıza yardım edeyim. Hayır, ısrar ediyorum.
İşte...
İşte oldu.
Elizabeth, Bay Kessler seni görmeden gidecekti...
...ama ben kalması için ısrar ettim, ayrıca hasta görünüyor.
Burada bakmanızı istediğim bir şeyler var.
Belki bunları tanırsınız.
Bunu mesela.
Üzerinde yazanı okuyun.
Okuyun.
"Elizabeth'den...
...John'a...
...bütün sevgimle."
- Hatırlıyor musun? - Çocuk için öyle çok endişelendi ki...
...geçmişi hatırlamaya başladı. Hadi kaldır şunları.
Hatırladın mı?
Hiç tanımadığı bir adam hakkındakileri nasıl hatırlayabilir.
Ama John'u tanıyordu.
Doğru mu?
Ne diyebilirim ki?
Savaşta pek çok esir almıştık.
Onu çok iyi tanıyordu.
- Onu öldürdü. - Elizabeth.
Bunu reddetmek zor olur.
Bir asker düşmana ateş eder.
Hedefi bulup bulmadığını kim bilebilir?
Bence çok düşüncesizce davranıyorsun...
...sana iyilik yapan birini kocanı öldürmekle suçluyorsun.
Neden ona teşekkür edip, evine gitmesine izin vermiyorsun?
Artık yatmamız gerek.
- Hayır, henüz değil. - Ben gidiyorum.
İyi geceler, Bay Kessler. Yapabileceğim bir şey var mı?
Hayır, sağ olun.
Elizabeth, bence gerçekten düşüncesizlik yapıyorsun.
Aç hadi.
Bu çok güzel.
Sana verdiğimde de böyle demiştin.
Benim John MacDonald...
...olduğuma inanmak istiyorsun.
Bana gerçeği söyleyecek misin?
Gerçek bu.
Bugünde yaşamak istemezsen...
...geçmişe uzanırsın.
Ama kaybettiklerine asla kavuşamazsın.
Sadece sahip olduklarını kaybedebilirsin.
Ve şimdi 20 yıl öncesinden...
...daha çok kaybedecek şeyin var.
Neden geri dönmedin? Döneceğine söz vermiştin.
Neden dönmedin?
Söyle...
Çok kötü yaralandığın için geri döndüğünde...
...seni artık istemeyeceğimden...
...ikimiz içinde güçlü olamayacağımdan mı korktun?
Sana ne kadar ihtiyacım olduğunu bilmiyor muydun?
Başına ne gelirse gelsin, hayatta olduğun sürece sana yardım etmeye ihtiyacım vardı.
Seni nasıl sevdiğimi hatırlamıyor musun?
Böyle gecelerde, o küçük evde...
...ateşin önünde oturuşumuzu hatırlamıyor musun?
Başım senin kucağında olurdu...
...sen o eski koltuğunda otururdun. Hatırladın mı?
Evlenmeden öncede senindi...
...ve sen onu atmak istememiştin.
Koca dünyada ikimizden başka hiç kimse yoktu.
Bu kadar sevilmek...
...ve böylesine hatırlanmak çok güzel.
Eskiden elini yüzüme koyar sonrada kendine çekerdin.
Bir mucize eseri...
...kocan sana dönmüş olsa bile...
...onu geri istemezsin.
Çünkü o da seni istemeyecektir.
Gözlerimin içine bak ve beni istemediğini söyle.
Söyle.
Sence aklı başında bir erkek...
...bu parçalanmış vücudu alıp karısına vererek...
...20 yıllık anıları yok etmek ister mi?
Ben kocan olsaydım...
...ve dönmüş olsaydım...
...söyleyeceğim bu olurdu.
John.
Ben John değilim.
Bayan Hamilton, izin verirseniz...
...neden John olmamı istediğinizi söyleyeyim.
Çünkü siz sadece geçmişi istiyorsunuz.
Bugüne katlanamıyorsunuz. Bu yüzden kaçmaya çalışıyorsunuz.
Kalbinizde oğlunuz ve ilk kocanız...
...her zaman birlikte. Şimdi çocukta gerçek babası gibi...
...savaşa gitmek istiyor.
Hayatınız bir kez savaş yüzünden yıkılmıştı.
Yeniden yıkılmasından korkuyorsunuz.
İlk kez evlendiğiniz günleri özlüyorsunuz...
...ama onu değil.
John'u değil.
Siz aklınızda kalan o tasasız, deli dolu gençliği istiyorsunuz.
Birden ben hayatınıza giriyorum...
...savaştan sağ kurtulmuş biri.
Bir Avusturyalı, belki de John öldüğü için hayatta kalan biri.
Bir şekilde bunların hepsini birbirine bağlıyorsunuz.
Sonra oğlunuz size isyan ediyor.
Anladınız mı? Oğlunuzun...
...ölümden kaçmasına izin veremiyorsunuz. Onu serbest bırakamıyorsunuz...
...çünkü kendiniz özgür değilsiniz. Geçmişe bağlanmışsınız.
Geçmiş ise iyi ve kötü yanlarıyla...
...artık ulaşılmaz bir yerde.
Artık yok.
Sizin ve benim...
...hepimizin, dünyanın...
...unutmayı öğrenmesi gerek.
Yarın için yaşamalıyız.
Çünkü...
...yarın sonsuza kadar.
Teşekkür ederim.
İşte beklediğiniz adam geldi.
Kocanız, bir başkası değil.
Merhaba hayatım, işim erken bitti, ben de eve geleyim dedim.
Ne oldu, Elizabeth?
Burada mısın Kessler, bir sorun mu var?
Ciddi bir şey değil. Oğlunuzla ilgiliydi.
- Drew mi? Bir şeyi yok, değil mi? - Hayır tatlım, yukarıda.
Bende şimdi onunla konuşmaya çıkıyorum.
Bay Kessler sana olanları anlatır.
- Size o kadar minnettarım ki. - Önemli değil.
- İyi geceler, Bayan Hamilton. - İyi geceler, Bay Kessler.
Geç oldu biliyorum, sizi tutmak istemem...
...ama Drew'le ilgili olanları anlatır mısınız?
Küçük bir deneme yaptı...
Elizabeth, iyi misin?
Evet.
Evet, Jessie hala.
ELIZABETH'DEN JOHN 'A, TÜM SEVGİMLE
Girin.
Anahtar sende mi?
Tanrı aşkına, Drew, çok kötü hazırlanmışsın.
Fark eder mi?
Kanada'nın bu mevsimde çok soğuk olduğunu bilmiyor musun?
Anne...
Gitmeme gerçekten izin verecek misin, Liz?
Yarın ilk uçağa binersen New York'da Pugh'a yetişebilirsin.
Ayrıca bana Liz deme.
Evet ama sende çok kötü bavul hazırlıyorsun.
Bunu söylememi yasaklayan bir şey yok, sen harika bir annesin.
Övgüyü hak eden ben değilim.
Birine teşekkür etmek istiyorsan Bay Kessler'e teşekkür et.
Bay Kessler'e mi?
Evet, pek çok şeyi görmemi sağladı.
- Kessler mi? Tanrım, anne. - Ne oldu, sorun ne?
Onunla öyle kaba konuştum ki.
Ona kötü bir şey demedin, değil mi?
- Ne yazık ki dedim anne. - Peki ne dedin?
Anne onları söylemek yeterince kötüydü.
Onun işimize karıştığını düşünüyordum.
Anne beni onunla barıştırmalısın. Söyle ona...
Sen ne söyleyeceğini bilirsin, değil mi anne?
Evet, ben ne söyleyeceğimi bilirim.
Seni uçağa bindirdikten sonra ilk iş onu görmeye gideceğim.
Anne, madem gitmemi istiyordun neden beni eve geri getirttin.
Neden gitmeme izin vermedin?
Seni buraya gitmene izin vermem için getirdi.
Seni nasıl sevdiğimi hatırlamıyor musun?
Böyle gecelerde, o küçük evde...
...ateşin önünde oturuşumuzu hatırlamıyor musun?
Koca dünyada ikimizden başka kimse yoktu.
Drew, Kessler'i hava alanından arasa çok iyi olurdu.
Hayatım uçağa bile zor yetişti.
Önemli olan Bay Kessler'in Drew'in gitmesine izin verdiğimi bilmesi.
- Haklısın, hayatım. - Geç kalmam.
- Günaydın Dr. Cameron. - Günaydın, Bayan Hamilton.
Günaydın, Cameron.
Günaydın.
- Şehrin bu tarafında ne işin var? - Arkadaşın, Kessler...
Kessler mi, çok hasta olamaz değil mi?
Bilmiyor musun? Sana haber verilmedi mi?
Margaret, bebeğim, ne oldu sana?
Dünyada sevdiğim herkes ölüyor.
Buraya bu kadar çabuk nasıl gelebildin?
Geleceğimi biliyor muydun?
Babam hep kendisine bir şey olacak olursa...
...senin geleceğini söylüyordu.
Hadi, gidelim.
Hadi, eşyalarını alalım.
Ben alırım.
Nereye gidiyoruz?
Eve, tatlım.
Çeviren: peaceflower
SON
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.