Afrikaans
Akan
Amharic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Czech
Danish
Dutch
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hmong
Icelandic
Igbo
Interlingua
Irish
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Punjabi
Quechua
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
[yankılanan bağırış]
Günaydın.
Günaydın.
[muhabir] Türkiye'de çok nadir görünen sıtma virüsünün
bir hafta içinde İstanbul'da hızla yayılması sağlık yetkililerini...
Hep bu kadar erken mi uyanırsın? Güneş daha yeni doğuyor.
Geç bile kaldım aslında.
[muhabir] Beyoğlu'ndaki hastaneler dolup taşarken
Tarlabaşı Mahallesi karantinaya alındı.
Faysal Bey, "İstanbul'un çivisi çıktı." demişti.
Haklıymış.
Baksana şu hâlimize.
Yani başımıza daha ne gelecek belli değil.
[muhabir] ...uzun süredir böyle bir vakayla karşılaşılmamıştı.
Yetkililer şaşkın.
Sıtmanın İstanbul'a nasıl geldiği hâlâ araştırılıyor.
Benim duşa girmem lazım. İki saat sonra toplantım var.
Biraz geç kalsan olmaz mı?
Hım...
[Leyla] Olmaz.
[muhabir] Şimdi kameralarımız mahalleye dönüyor
Ve durumla ilgili bir bilgi almak istiyoruz.
[mahalleli] Doktora geldik ama hastaneler dolu.
Benim hanım, bizim köye geri döndü.
Ben de döneceğim artık.
İstanbul'dan kimseye hayır gelmez.
[muhabir] Hastalığı yayan sivrisinekleri yok etmek için
belediye belirli semtlerde ilaçlama da yapmaya başladı.
Bu ilaçlamanın nasıl...
[muhabir] ...sıtma virüsünün bir hafta içinde İstanbul'da hızla yayılması
sağlık yetkililerini harekete geçirdi.
[Zeynep iç çeker] Ölümsüz'ün işi olmalı bu.
[Zeynep] Sağ ol.
Onu en son gördüğünüzde ne hâldeydi?
Bok gibiydi. Nasıl olsun...
Merak etme.
Hakan bakar başının çaresine.
[Emir] Güven Muhafız'a.
Muhafız, Hakan olunca pek güvenemiyorum.
Evet.
[Kemal] Yok mu hâlâ bir haber?
Yok. Başına bir şey gelecek diye çok korkuyorum.
[sinyal sesi]
[Emir] A, açtı işte telefonunu.
Tabii ya.
[Zeynep] İstanbul bu hâldeyken başka nerede olabilirdi ki?
Nasıl ya? Adam zaten orada çalışıyor.
Mesai daha başlamadı. Saat sabahın altısı.
"Moralim çok bozuk, kendime bir süit tutayım." deyip mi kaldı yani?
Leyla'ya gitmiş işte.
Leyla kim?
Hakan'ın, Ölümsüz'ü bulmak yerine peşinde koştuğu kız.
Ama ne olduğunu bilmiyoruz ki şimdi daha.
[Zeynep] Tamam, ben gidip getireyim o zaman. Anlatsın bize ne olduğunu.
-[Zeynep] Burada delirelim o yok diye... -Sen kalıyorsun Zeynep.
Emir, sen git getir Hakan'ı.
-Niye ben kalıyorum? -Bizim seninle başka bir işimiz var.
[ezan okunur]
Saat kaç olursa olsun haber verin demiştiniz.
Dün akşam bulmuşlar.
[Mazhar] Size göstermeden açmalarını istemedim.
[Faysal] Güzel.
Arkeologları aramayın.
Bu odayı hiç bulmadınız.
Anlıyorsun beni, değil mi?
[Faysal] Şimdi yukarı çık. Aşağı kimse gelmesin.
Mazhar.
-[Hakan] Lan ne işin var burada? -Seni almaya geldim abi.
Dün akşam çok merak ettik seni.
Yoktun.
Biraz yalnız kalmaya ihtiyacım vardı. Kafamı toplamam gerekiyordu.
-Arabayla mı geldin? -Yok abi, otobüsle geldim.
Kahvaltı yapalım mı?
Sarnıca gidip takımı giymem lazım mesai başlamadan.
-Çok mu açsın? -Abi, çok açım. Hem laflarız biraz.
İyi tamam. Seni bir yere götüreceğim.
[Hakan] Kolay gelsin.
[Hakan] Burası.
Sağ ol kardeşim.
Eyvallah.
Ne o lan uyumadın mı dün gece?
Yok be abi. Sabahladık. Seni çok merak ettik.
Çocukken Muhafız olabilmek için her şeyimi verirdim.
Neden?
Abi çok kutsal bir görev.
Lan ezbere konuşma oğlum. Dürüst ol ya. Neden?
Babam benimle gurur duyardı belki o zaman.
İnsan önce kendiyle gurur duymalı.
Senin yerinde olsam ben de kendimle gurur duyardım. Sen Muhafız'sın abi.
İstanbul'u kurtaracaksın.
Bütün ailemi kaybetmişim.
İstanbul'u kurtarsam kaç yazar?
Babam hep şunu söylerdi:
"Hayatta bir seçemediğin bir de seçebildiğin ailen vardır."
[Hakan] Yani?
Yani biz hep buradayız abi.
Keşke Muhafız sen olsaydın lan.
[soluk verir]
-Nar suyu içer misin? -[Emir] Olur abi.
Bize iki tane yapar mısın nar suyu?
-Bırak! Ya bırak! Ne yapıyorsun? -Çık kardeşim.
-Bırak! Bırak! -Randevusuz Faysal Bey'le görüşemezsin.
-Bırak! -Randevusuz görüşemezsin. Uzaklaş!
-Ön taraftan çıkaramıyorsunuz, değil mi? -[güvenlik] Uzaklaş!
Kimsiniz siz?
[Kemal] Nefes. Öfkeni kontrol et.
[Zeynep bağırır]
Canını sıkan ne? Söyle bakayım.
"Mazhar hakkında bilgi toplayacağım." deyip gitti orada işe girdi.
Şimdi bir kızın peşine takılıp kaldı orada.
[Kemal] Aşkın gözü kördür derler.
Hıh! Hormonal doz aşımı desek.
Senin tek derdin bu değil.
Harekete geçmek için hep Muhafız'ı bekliyoruz.
Hep ikinci plandayız. Ben boş boş beklemekten çok sıkıldım.
O zaman devam et. Konuşma, hadi!
[Kemal] Evet, aferin. Çok güzel.
Yüzde yüz emin olmak için yüzük taşını bulmamız gerektiğini söylüyorsun.
O zaman bir şeyler yapalım!
Bir şey demeyecek misin baba?
[Kemal] Ne diyeceğimi biliyorsun.
Probleme değil, çözüme odaklan.
Nereye?
Faysal'ın iş teklifini kabul edeceğim.
Böylece Mazhar'a daha yakın olurum.
Bir sürü bilgi toplarım.
Hakan işini umursamıyor olabilir ama ben öyle değilim.
[Kemal] Zeynep.
Merak etme. Dikkatli olacağım.
Onu söylemeyecektim.
Seninle gurur duyuyorum.
[Yasin] Bir çakmak versene abi.
Sağ ol ya zahmet ettin.
-[Hakan] Kardeşim, afiyet olsun. Kalsın.
[Yasin] Ne haber yakışıklı?
Hatırladın mı beni?
Yasin ben. Yasin Karakaya, gazeteci.
Partide tanıştık.
Hatırladım seni, evet. Ne haber?
-İyi. Sen? -Biz de kahvaltı yapıyorduk.
Arkadaş kim?
Güvenlik ekibinden mi?
Biraz müsaade edebilir mi? Ben özel bir şey...
[Emir] "Biz de kahvaltı yapıyorduk." dedim.
[Hakan] Emir, kuzenim.
[Hakan] Onun yanında konuşabiliriz.
Şimdi benim çok sevdiğim bir söz var.
Balzac'ın.
"Her büyük servetin arkasında bir suç gizlidir."
Benden mi bahsediyorsun?
Oradan baktığında çok mu zengin gözüküyorum?
Faysal'ın sağkolu, Mazhar Dragusha'dan bahsediyorum.
Ne biliyorsun Mazhar hakkında?
Kirli işler karıştırdığını.
Mesela?
Bu partide Faysal Erdem'e saldıran çocuk yok mu?
Avukatıyla görüştükten sonra tek kelime konuşmuyor kimseyle.
Ee? Ne var bunda?
Belki de avukatı konuşma demiştir.
-Avukatı kimmiş peki? -Kimmiş?
Polis tipini tarif ettiğinde ben bire bir Mazhar olduğunu anladım.
Tüm bulabildiklerim bunun içinde.
Sanki birisi adamın hayatına girip ne var ne yok silip yok etmiş.
[Yasin] Çoğu bilgi eksik.
İşte Bordo Berelilerdenmiş.
Maçka'da mı ne yaşıyormuş.
Eski adresi falan filan var işte.
Sadede gel. Ne istiyorsun benden?
Bana kanıt lazım.
Sen bana yardım edeceksin.
Git kendine başka köstebek bul.
Tamam mı?
Bunu da alıyorum.
Bir daha da karşıma çıkma.
[Hakan] Hadi Emir.
Bu arada.
Eğer Mazhar'ın bu kadar tehlikeli bir adam olduğunu düşünüyorsan
peşini bırakırsın.
Tamam mı yakışıklı?
[Hakan] Abi hesabı arkadaş ödeyecek.
[Emir] Sen niye tersledin ki o gazeteciyi?
Ya söyledikleri bana mantıklı gibi geldi.
Gerçekten Mazhar'ı araştırdığını bilmiyoruz ki. Belki de onun adamı.
Belki Mazhar beni tuzağa düşürmeye çalışıyor. Nereden bileceğiz?
Doğru. Vallaha kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi.
Oğlum, biz Kapalıçarşı çocuğuyuz. İnsan sarrafı olduk hani.
Ya...
[Emir] A, Zeynep.
Var ya bence senden hoşlanıyor.
Lan nereden çıkardın şimdi bunu.
E, biz de ada çocuğuyuz be abi. Anlarız bu işlerden.
Lan yok öyle bir şey.
Faytoncu seni.
-[Hakan] Doktor, ne haber? -Konuşmamız lazım.
Ya işe geç kalıyorum. Sonra konuşuruz.
Sen bu işe Mazhar'a yakınlaşıp bilgi toplayabilmek için girmedin mi?
Sadede gel Doktor.
İş yerinden biriyle görüşüyormuşsun.
Özel hayatım olamaz mı?
Öyle demek istemedim.
Vaktimiz bu kadar azken yeni bir ilişkiye başlaman dikkatini dağıtabilir.
Doktor, çocuk değilim. Nerede ne yapmam gerektiğini biliyorum.
Ayrıca,
Muhafız'sın diye diye her şeyime karışamazsın.
Bundan önceki hayalim neydi biliyor musun?
Çalışıp Faysal Erdem gibi biri olmak.
Ama Mazhar'ın peşine düşmekten o hevesim de kursağımda kaldı.
Ne kadar önemli olduğunu anla artık.
-Bize karşı sorumlulukların var. -Bu sorumluluğu ben istemedim ki.
Sorumluluk istenmez, alınır.
Babam bu sorumluluğu aldı. Kurtarabildi mi İstanbul'u? Hayır.
Baban elinden geleni yaptı.
Ya bir ablam varmış benim. Bir abim varmış. Bunlar niye öldüler?
Daha düne kadar haberim yoktu benim. Annem niye öldü?
-Bana hâlâ masal anlatıyorsun! -Hakan, dinle beni.
[Hakan] Bok yoluna harcamış gitmiş kendisini.
Annemi, kardeşlerimi...
Neymiş? İstanbul'u kurtaracakmış!
Babanın kemiklerini sızlatıyorsun.
Ya babamda şu kadar akıl olsaymış bulaşmazmış bu işlere.
Salağın tekiymiş o da.
Bak, aklın varsa bu işleri bırakırsın.
Gençsin. Git hayatını yaşa.
Kimse kurtaramadı İstanbul'u. Bize mi kaldı amına koyayım!
[şarkı başlar]
♪ Doktor sadece kalpler kırık ♪
♪ Ne zamana kadar sürüp gidecek Tatsız hayatta bu haksız pazarlık? ♪
♪ Varsın gözü kalsın ♪
♪ Boşa çıkan çabaların hepsi Felekten çalsın ♪
♪ Zaman aksın ♪
♪ Son nefesi verirken günah çıkarsın ♪
♪ Başa sarsın Gözümüzde büyüdü bir ömür ♪
♪ Ama bir defaydı Son basamaksın ♪
♪ Kaldırımlar Silme günah izleriyle hep dolu ♪
♪ Kendisinden korkar oldu İnsanoğlu, insanoğlu ♪
-Endişe edecek bir şey yok. -Kemal amca, bak.
Biliyorsun.
Ben ölene kadar görevime devam edebilirim.
-Mazhar'ı öldürebilirim, biliyorsun. -Bak, önce taşı bulmamız...
[Emir] Hakan, Ölümsüz'ün Mazhar olduğundan emin.
Sen, yüzüğü onun çaldığını teyit ettin.
Zeynep, dün ailesinin olmadığını öğrenmiş.
Daha neyi arıyoruz?
[Emir] Sıkalım kafasına kurşunu.
Baktık ölmüyor, demek ki Ölümsüz oymuş.
Ya ölürse?
[Kemal] Biz katil değiliz.
[Emir] Kemal amca.
Emir.
Sen elinden geleni yaptın.
Artık eve dönme vakti.
Babana selam söyle.
Şu hançeri bulmam lazım.
[bekçi] Hayırdır baba? Nereye?
Timur içeride mi?
Akşama açıyoruz. Uza hadi.
Gençler, sorun çıkarmak istemiyorum. Sadece Timur'un nerede olduğunu sordum.
Uza hadi! Adamın canını sıkma!
[bekçiler inler]
[Timur] Kemal!
Boşuna masraf çıkarma. Sigortaları yok.
Konuşabileceğimiz bir yer var mı?
Bir şey içer misin?
[pilavcı] He! Dragusha.
[pilavcı] O nasıl soyadıysa...
Rum mudur, Ermeni midir...
He, hatırladım.
Arnavut.
Ya ne fark eder amca? Çekip gitti dedin, sonra?
Evet. Gerçi kendi mi çekip gitti
yoksa başkası mı çekip aldı onu zorla belli değil.
O olaydan sonra kayboldu.
Amcacığım, parça parça anlatmasan. Hangi olay?
Karısı ve kızı ölü bulunmuş.
-Karısı ve kızı mı? -Evet.
Bundan 10 15 sene evvel falandı.
Biri bunları boğmuş.
Polis geldi, etti, baktı, araştırdı ama hiçbir şey bulamadı.
Ailesi olduğuna emin misin?
Evladım, sen bunları niye soruyorsun bana?
Gazeteciyim ben.
-Adın ne senin? -Yasin Karakaya.
Eski evinde biri yaşıyor mu şu anda? Biliyor musun?
Kimse yok. Yıllardır öyle duruyor. Kiraya da vermediler.
Anladım, çok teşekkür ederim. Kolay gelsin.
[pilavcı] Güle güle.
Bize iki tane Türk kahvesi.
Biri şekersiz.
Vallaha Zeynep Hanım...
Bilemiyorum...
Kusura bakmayın çok isterdim ama ben birini aldım bile işe.
Bir günde benim kalibremde birini bulabileceğinizi sanmıyorum.
Yani o kadarını bilemem ama işinde gayet yetkin biri.
En iyisiyle çalışmak varken
daha azına razı olabilecek birine benzemiyorsunuz aslında.
Yani şu öz güvenini gördükçe her seferinde hayran kalıyorum.
Peki, tamam.
-Kalk, gidiyoruz. -Nereye?
Gel.
[Faysal] Gel.
Kolay gelsin.
[Mazhar] Hakan, seni odamda bekliyorum.
Neden geldin Kemal?
[Kemal] Hançeri arıyorum.
Burhan öldüğüne göre yerini sen biliyorsundur.
Senin gibi kuralcı birine bunu hatırlatmak çok komik.
Ancak Muhafız döndüğünde hançerin yerini söyleyebilirim.
Bunu sen de biliyorsun.
Muhafız döndü.
Murat'ın oğlu.
Dışarı!
Levent öldü.
Bunu suratıma tekrar vurmak için geldiysen siktir git!
Ben zaten yeterince suçluyorum kendimi.
Levent değil.
Küçük oğlu Hakan.
Neşet, yetimhaneden alıp yetiştirmiş.
-Neşet nerede öyleyse? -Öldü.
Ayşe de.
Peki ya gömlek?
Muhafız döndüğüne göre
Protokolü devreye sokmak gerek.
Üstada haber vermeliyiz.
-Diğer Sadık Olanlar da bilmeli. -Hakan henüz hazır değil.
Yanlış yapıyorsun.
O da benim yanlışım olsun.
Vay be.
20 yıl sonra kaldığımız yerden devam, ha?
Hançer nerede Timur?
Mazhar Bey?
Hakan.
Bana söylemek istediğin bir şey var mı?
Yani...
Bu arada...
Her sorumun cevabını bilirim.
Ben de aslında yanınıza gelecektim.
Bugün, Yasin Karakaya adında bir gazeteci geldi.
Sizinle ilgili sorular sordu.
[telefon çalar]
Konuş, dinliyorum.
Tamam.
İniyoruz şimdi.
Ne konuştu seninle bu gazeteci?
Saçma sapan şeyler.
Ne gibi?
Kayıp iş adamından, onun oğlundan falan bahsetti.
-Ciddiye alınacak şeyler değil. -[Mazhar] Hım.
[Hakan] Hakkınızda bilgi toplamamı istedi.
Ama reddettim.
Akıllılık etmişsin.
Ben ilgilenirim.
Şirket içi ilişkilerin kesinlikle yasak olduğu aktarıldı mı sana?
Evet, Mazhar Bey.
Güzel.
Madem öyle derhâl Leyla Hanım ile ilişkini bitiriyorsun.
Yoksa seni de işten alırlar, onu da. Bunu da istemezsin, değil mi?
Aferin.
"Her sorumun cevabını bilirim." demiştim.
-[Mazhar] Leyla Hanım. -Mazhar Bey.
-Hakan Bey. -[Hakan] Leyla Hanım.
-[Mazhar] Buyurun Faysal Bey. -Zeynep.
[Faysal] Ee, Mazhar.
Hakan bizimle gelecek. Senin gelmene gerek yok.
Peki.
Hakan Bey.
Sorun çıkarsa ararsınız.
İyi günler.
Sizi tanıştırmama gerek yok herhâlde.
Yok.
-Selam Hakan. -Merhaba Zeynep. Nasılsın?
İyiyim. İş güç uğraşıyoruz.
Çok pardon.
Ya da bir dakika, vazgeçtim.
Siz bizi arkadan takip edin.
Biz şununla gidelim mi?
[Faysal] Kullanmak ister misin?
[hareketli müzik çalar]
[Orkun] Bak, buradaki...
[Orkun] Buradaki gördüğün bu sütunların restorasyonunu sana vermeyi düşünüyorum.
Hayırdır? Senin ne işin var burada?
-[Zeynep] Sadece görevimi yapıyorum. -[Hakan] Hım.
[Zeynep] Orkun Hocam.
[Zeynep] Selamlar, nasılsınız?
Zeynep?
İyiyim, sağ ol. Sen nasılsın?
Teşekkürler.
[Zeynep] Merhaba.
Orkun Bey.
Nasılsınız? Nasıl geçiyor ilk gününüz?
Gayet iyi.
Bu güzel fırsatı yarattığınız için de tarihimiz adına ayrıca teşekkür ederim.
Evet, sizi dinliyoruz.
He!
Üst kattaki mozaiklerin temizlenmesi projesine
hem İtalya'dan hem de Almanya'dan iki özel ekip dâhil olmak istiyormuş.
Bana sorarsanız İtalyanlar daha makul olacaktır.
[Faysal] Öyle mi dersiniz?
Sizin fikriniz nedir bu konuda?
Evet, İtalyanlar bu konuda çok deneyimli.
İkinci Mehmet'in sıvayla örttüğü mozaikleri de
Gaspare ve Giuseppe Fossati çıkarmıştı.
Ama Alman arkeologların altyapısı daha sağlam.
Altyapı veya deneyim.
Sizin için hangisi önemliyse.
Sizin için hangisi önemli olurdu?
Bence en önemlisi buranın eski görkemine kavuşması.
Ya. Evet, katılıyorum.
Bu projede zaman ya da para mevzu değil.
Onun için iki ekiple de çalışalım.
Harika bir fikir.
Biliyorum.
İçeride yeni bir kazıya başladık. Görmek ister misin?
-Tabii ki. -Gel. Gel.
Ee, Orkun Bey.
İsterseniz siz dışarıda...
...kemerli geçitlerle alakadar olun.
Tabii. Tabii efendim.
Öğrenci değil miydin sen ya?
Mezun oldum.
Burası Bizanslılara ait olmalı. Osmanlılar burayı böyle bırakmazdı.
[Faysal soluk verir]
Bu kapı 500 yıldır ilk defa açılmış olmalı.
Ve onca sene sonra kapıyı ilk açanlar biziz.
[Zeynep] Gerçekten inanamıyorum!
[Zeynep soluk verir]
Bu çok ilginç.
Bu, Bizans'tan da öncesine ait olmalı.
Tanrılara adanan kurbanların kanının içildiği kupalara benziyor.
Biliyor musun? Bana eskiden tanıdığım birisini hatırlatıyorsun.
O da senin gibi böyle bilgiliydi. Kendine güvenirdi.
İnatçıydı da biraz.
Kültür Bakanlığı'ndan gelip buradaki her şeyi kataloglayacaklar.
Ver.
[Faysal] Hadi, gel.
[Zeynep] Bu kapı ne?
[Faysal] Orayı da sonra keşfederiz.
Gel yukarıdakileri bekletmeyelim.
İnanamıyorum. Gerçekten teşekkür ederim. Çok güzeldi.
Bu durumda işi aldım galiba Faysal Bey.
Maalesef hayır.
Orkun Bey'e bir söz verdim ben.
Bunu ofisinizde de söyleyebilirdiniz. Buraya kadar gelmemize gerek yoktu.
Beraber vakit geçirdik. Tanışmış olduk.
Şimdi değilse de ileride muhakkak çalışacağımıza eminim ben.
Ben o kadar emin değilim.
Siz kendinizi Orkun Bey'in görevine uygun görmüş olabilirsiniz
ama belki benim sizinle ilgili daha büyük planlarım olabilir.
Sizi Hakan bıraksın isterseniz.
Yok. Gerek yok.
Kendim giderim. Teşekkürler.
Peki.
-Görüşmek üzere. -İyi günler.
[Zeynep] Hakan.
Akşam lütfen gel.
Sana ihtiyacımız var.
[anahtar şıngırtısı]
[oyuncak öter]
[Emir inilder]
[Emir soluk soluğa]
[Emir inler]
[Mazhar soluk verir]
-Şu maddeleri düzeltelim, olur mu? -[Faysal] Sence İtalyanlar mı Almanlar mı?
Siz daha iyi bilirsiniz Faysal Bey.
İyi akşamlar Faysal Bey.
İyi akşamlar. Profesör Orkun Akın'ın kontratı hazır mı?
Banu Hanım ilgileniyor. Yarın sabah ilk iş olarak gönderebiliriz.
Güzel. İki dakikaya odamda olsana.
Bir şeyler konuşmak istiyorum.
Peki efendim.
Hakan, bugün asansörde gariptin sanki biraz.
Evet.
Kafam karışık biraz.
Ne hakkında?
Ee, ben...
Biz...
[Hakan] Yani...
Hakan, ne diyeceksen diyebilirsin.
[Hakan soluk verir]
Ben...
Ben Faysal Bey'i bekletmeyeyim.
[Faysal] Gel Hakan.
Otur lütfen.
Nasıl gidiyor ilk haftan?
Alışabildin mi görevine?
İyi. İyi, bir sıkıntı yok Faysal Bey.
[Faysal] Emin misin?
Bir sıkıntı var gibi.
Ee...
Faysal Bey, ikinci kitabınızda
"Hayat seçimlerden ibarettir." diye bir lafınız vardı.
[Faysal] Evet.
Ama o lafın devamı da var.
"Hayat seçimlerden ibarettir
ama bu, tek bir şeyle yetineceğiniz anlamına gelmez."
Peki ya şartlar
tek bir şeyi seçmenizi gerektiriyorsa?
İki şeyi aynı anda yapamıyorsanız?
Kim söylüyor ki yapamayacağını?
Herkes kendi hayatını kendisi belirler.
Bak, ben bu işe girdiğim zaman senin yaşındaydım.
Ve o kadar çok insan bana neyi yapıp neyi yapamayacağımı söyledi ki.
"Aynı anda hem otelcilik hem restorasyon olmaz." dediler.
"Hem hava yolları hem nakliyat olmaz." dediler.
"Hem iş hem aşk olmaz." dediler.
Benim sana iki tavsiyem var.
Birincisi:
O insanları dinleme!
O insanlar başarısız oldukları için senin de başarısız olacağına inanıyorlar.
Üstelik bunu sana de inandırmaya çalışıyorlar.
İkincisi:
Hem Almanları hem İtalyanları işe al.
Nasıl?
Bugün Ayasofya'da söyledim ya.
Biri sana "veya" diyorsa
sen o "veya"yı "ve" yap.
[Faysal] Yoksa yerinde sayar durursun.
Teşekkür ederim.
İzninizle.
[ateş cızırdar]
Ben bu sabah yaşananlardan dolayı özür dilerim.
Asıl ben özür dilerim.
İleri gittim, haddimi aştım.
Ya ama...
Ya ben babam değilim.
Bu benim hayatım, benim tercihlerim, benim hayallerim...
Pes etmiyorum.
Görevimi yerine getireceğim.
Ama hayallerimden de vazgeçmeyeceğim.
Tamam mı?
Tamam komutanım.
[Hakan] Doktor?
Aramıza tekrar hoş geldin Muhafız.
Evet.
Nereden buluyoruz bu hançeri?
Babam bulmuş bile.
Hançer'i, Sadık Olanlar baban öldüğünde
kimsenin bulamayacağı bir yere saklamışlar.
[Kemal] Bulunsa bile
çıkarması imkânsız olan bir yere.
Herkesin her gün gittiği kalabalık bir yer.
Hançer...
...bir müzede.
Müze mi soyacağız?
[jenerik müziği çalar]
Alt yazı çevirmeni: Burak Patan
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.