All language subtitles for The.Protector.2018.S01E05.Episode.5.720p.NF.WEB-DL.DDP5.1.x264-MZABI_tur

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic Download
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian Download
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
en English Download
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian Download
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian Download
ia Interlingua
ga Irish
it Italian Download
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal) Download
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

[soluk verir]

[Kemal öksürür]

Ne aradığını söylersen belki yardımcı olabilirim.

[Kemal soluk verir]

[inler]

Zeynep.

-Zeynep? -Ayılır birazdan.

Elektroşoktan kimsenin öldüğünü görmedim.

Kızım, gözlerini aç.

[Kemal] Zeynep!

-Beni duyuyor musun? Zeynep! -Ya kes sesini! Bır bır bır!

Bak, bir şeyi yok işte.

[Kemal] Nasıl bir şeyi yok!

Görmüyor musun? Kımıldamıyor. Zeynep!

[bağırır]

Kimsin lan sen?

Kimsin?

[Zeynep] Konuş! Gebertirim seni burada!

-Zeynep, yeter. Nefes alamıyor. -Gebersin baba.

Kesin Ölümsüz'ün adamı.

Ben, Sadık... [nefes nefese]

Sadık Olanlardanım.

Dövmeni göster.

[kesik kesik nefesler]

Şah damarımdaki kan gibi usul.

-Şahi topu gibi gürleriz biz, fâniyiz. -...gürleriz biz, fâniyiz.

Sadık Olanlardanız.

-[öksürür] -[Zeynep nefes nefese]

[Kemal soluk verir]

[Emir] Siktir! Ne yaptım ben!

Adın ne senin evlat?

Emir Türker.

Büyükada'da Serdar Türker var. Akrabalığın var mı?

Oğluyum.

Siz babamı nereden tanıyorsunuz?

[Kemal] Baban benim eski dostum.

Nasıl...

Son zamanlarda iyi mi? Ben uzun zaman oldu, görmüyorum.

-İyi iyi. -Ya sen bizi çözsen de

sohbetimize öyle mi devam etsek?

Ne kadar farklıymış.

Dövme mi bu? Nerede yaptırdın?

Mahalleden arkadaşım yaptı.

Farklı bir tekniği var.

Kolyen ne kadar güzel.

Çok güzel.

Tıpkı senin gibi.

Hıhı.

Şimdi burada böyle

romantik romantik konuşmaya başlamayacaksın herhâlde, değil mi?

[Hakan] Kim? Ben?

Hayır tabii ki! Asla!

[telefon çalar]

Ne oluyor? Ne bu acele?

Arkadaşım Zeynep.

Bana ihtiyacı var, gitmem lazım.

Arkadaşın Zeynep...

Yani o senin için ne ifade ediyor bilmiyorum tabii ama...

Onun seni arkadaşı olarak görmediği kesin.

Belki de kardeşi olarak görüyordur ya da abisi.

Bence sen benim ne demek istediğimi anladın.

Leyla.

-Hakan. -Leyla.

Bir şey demiyorum.

Sadece bu telaş bana biraz fazla geldi.

Gerçekten gitmem lazım.

Bu arada...

söylememe gerek yok tabii ama bu yaşananlardan kimseye bahsetmek yok.

Tabii canım.

Yani koskoca Leyla Hanım'ın

bir Kapalıçarşı çocuğuyla ilişkisi olduğu ortaya çıkarsa

hiç hoş olmaz, değil mi?

Beni hiç tanımıyorsun.

[Hakan] Tanımak istiyorum ama.

Seni de buradaki herkesi de.

Mesela Mazhar.

Derdi ne o adamın? Dün bütün gün ensemdeydi.

Bence onunla iyi anlaşmaya bak.

Yoksa başına bela olabilir.

Sen bela görmemişsin.

[Kemal] Ne yapıyor baban? Hâlâ Büyükada'da mı?

-Evet. -Ya o şey yapıyor mu hâlâ?

Bir oturuşta bir tepsi baklavayı götürüyordu. Hâlâ götürüyor mu?

Götürüyor da annem izin vermiyor artık.

-Baba. -Hı?

Hakan açmıyor.

Ee, anlat bakalım kıvırcık!

Nasıl buldun burayı?

Ayşe'nin evini gözetliyordum.

Sonra siz geldiniz. Ondan sonra da burayı buldum zaten.

Bir dakika ya.

Yani sen oradaydın ve bunca zaman hiçbir şey yapmadın mı?

Ama benim görevim sadece gözetlemekti, müdahale edemezdim.

Başka seçeneğim yoktu.

Sadık Olanlar, sadece verilen talimatları yerine getirirler.

Aferin, sen doğru olanı yaptın.

Yıllarca ne gelen vardı ne de giden.

Sonra senle o yanındaki çocuk geldiniz.

Önce ikinizden birini Ölümsüz zannettim.

Ama ötekiler size ateş açınca

hani durumun öyle olmadığını anladım.

Ama kim olduğunuzu bilmediğim için sizi takip ettim.

-Her şeyi öğrenip rapor edecektim. -[Kemal] Hıhı.

Sonra buraya geldin, bizim elimizi kolumuzu bağladın. Ha?

Ama iyisin he. Aferin sana, baban seni iyi eğitmiş.

Yakın dövüşe biraz daha çalışmam lazım.

Yo, hiç fena sayılmazsın.

Daha kötülerini de gördüm.

O yanındaki çocuk kimdi?

O da Sadık Olanlardan?

Ee...

Pek sayılmaz aslında.

O, hani yıllardır beklediğimiz bir Muhafız var ya...

[Emir] Hıhı.

Muhafız'ın ta kendisi.

[uzaktan gelen sesler]

[Faysal] Hakan!

Buyurun Faysal Bey.

Dün gece sana teşekkür edemedim.

Teşekkür ederim.

Sadece görevimi yaptım.

Gerçekten mütevazı bir çocuk, değil mi bu?

Bu gidişle Mazhar'ın pabucunu dama atacaksın.

Faysal Bey, size saldıran çocuğa ne olacak?

[Faysal] Niye sordun?

Yani çocuğun nasıl hissettiğini anlayabiliyorum.

Eğer benim de babamın başına böyle bir şey gelseydi

ben de oturduğum yerde beklemezdim.

Sen de suçlu kişiyi hemen öldürmeye kalkardın, öyle mi?

Hayır hayır. Ben ona katılıyorum.

O çocuğun cezadan çok yardıma ihtiyacı var.

Ve biz de bu yardımı ona sağlayacağız.

Değil mi?

Dün gece,

partide birisiyle konuşuyordun.

Zeynep.

Onun için kusura bakmayın. İsminin listede olması gerekiyordu.

Hayır, Leyla'nın davet ettiğini biliyorum.

Kendisi bir tarihçiymiş. Öyle mi?

Evet evet. Üniversitede hocalık yapıyor.

Kuzenime ders veriyordu.

[Faysal] He.

[telefon titrer]

Müsaadenizle.

Bu iş bende.

Ya neden anlamak istemiyorsunuz?

Babamı en son gören kişi Faysal Erdem.

Evladım, senin baban bir iş adamı.

Bir sürü düşmanı vardır.

Neden Faysal Erdem'den şüpheleniyorsun?

-[memur] Evet? -Mete Gültekin'in avukatıyım.

Sorguya başlamadan önce müvekkilimle görüşmek istiyorum.

Yalnız.

Buyurun.

[kameranın tuş sesi]

Sizi annem mi gönderdi?

Annem gönderdi, değil mi?

Biliyorum. Nefret ediyor, utanıyor benden.

Sus.

Sakin ol.

Nasıllar?

Annen de kardeşin de iyi.

Ne olur anneme söyleyin, kimseyi öldürmek istemedim.

Niyetim sadece babamın nerede olduğunu öğrenmekti.

Bakın...

Faysal Bey ile babamın arası pek iyi değil.

En son da beraber görülmüşler.

Ben de o yüzden onu korkutmak istedim biraz.

Faysal Bey'in babanın ölümüyle hiçbir ilgisi yok.

Ölümü mü?

Babam öldü mü?

Sen bunu nereden biliyorsun?

Çünkü babanı ben öldürdüm.

Orospu çocuğu!

Yavaş ve acılı oldu.

-[kelepçe şıngırdar] -[Mazhar] Öfkene hâkim olmaya çalış.

Yoksa sırada...

...annenle kardeşin var.

Aferin.

İşte böyle.

Babam hep anlatırdı.

Muhafız'la tanışmak bir ayrıcalıkmış.

Sadık Olanların çoğunun Muhafız'la tanışma şansı olmazmış.

Eyvallah kardeşim.

Bizimkiler duyunca inanamayacak.

[Kemal] Emir, sen gel bakayım. Babanı arayalım.

Konuşuruz.

Ah...

Ay...

[Hakan] Dün gece aksiyonlu geçti galiba.

Vallaha esas aksiyon sende galiba.

Nasıl geçti geceniz Leyla Hanım'la?

Neler yaptınız?

Ya şu çocuktan birazcık feyzal ya.

Muhafız'la nasıl konuşulur, nasıl davranılır, nasıl saygı gösterilir,

nasıl hizmet edilir?

[Hakan] Cık cık.

Nerede!

Ne öğrendin Mazhar'la ilgili?

Pek bir şey öğrendim diyemem.

Peşindeyim.

Emir birazdan Büyükada'ya dönüyor.

Sen de onunla gidiyorsun Hakan.

Ne Büyükada'sı Doktor? Mazhar'ın peşine düşeceğim ben.

İzin gününde onun peşine düşmen riskli.

Dikkat çekersin.

Ya Doktor, beni kaç zamandır oyalıyorsun zaten.

Meditasyon dedin, eğitim dedin, yüzük taşı dedin.

-Şimdi de Büyükada mı çıktı? -Hakan!

Büyükada senin doğduğun yer.

Ailen oralı.

Hem... [soluk verir]

...babanla Serdar bizden daha eski dosttu.

Belki ailenle ilgili sana bir sürü şey anlatacak.

Ne anlatacak Doktor?

Ailemi o Ölümsüz öldürmedi mi?

Serdar'ın anlatacaklarını dinlemen gerek.

[Zeynep] Tamam.

Benim öğleden sonraki dersime gitmem ben.

-Hakan'la... -[Kemal] Hayır.

Biz seninle yüzük taşını bulmaya gideceğiz.

Geçmişini bilmezsen geleceğine yön veremezsin Hakan.

Git

ve geçmişinle yüzleş.

[teyze] Seni çok özlüyor kızım.

[Leyla] Bundan sonra daha sık geleceğim teyzeciğim.

-Sağ olasın. -Yorgun görünüyorsun bir tanem.

Çok çalışıyorsun.

Yok be teyze. Her zamanki ben işte. Başka bir şey yok.

Bu arada annemin ilaçlarını getirdim.

Yeni hemşire nasıl?

-Memnun musunuz? -İyi iyi.

Aslında gündüzleri ben de bakabilirim.

Bakıcı ateş pahası kızım. Yazık günah.

Teyze, ben çalışıp hallediyorum. Tamam.

Biraz da kendini düşünsen be kızım.

Şöyle çalıştığın yerde bir kısmet yok mu hiç?

Nasıl yapıyorsun sen bunları her seferinde?

Ya o kadar lezzetli olmuşlar ki yanıma biraz ver de eve götüreyim, olur mu?

Armudun sapı üzümün çöpü diye diye geçiyor yıllar be kızım.

[iç çeker]

Anneciğim.

Acaba diyorum ki

teyzeme de ondan bahsetsen mi? He?

Doğru söylüyorsun, haklısın.

Daha erken.

Güzel annem benim.

[ezan okunur]

İşte burası.

Gel.

Taş türbenin içinde olamaz, değil mi?

Zeynep.

Sadık Olanlar asla bir merhumu yattığı yerde rahatsız etmezler.

O zaman buralarda olmalı, bakalım mı?

[ezan devam eder]

Baba, bir saniye şuna baksana.

Mimar Sinan Türbesi'nde dört tane musluk olması gerekiyor.

Bunun başlığı da farklı.

[Kemal] Evet. Bu bir işaret olabilir mi?

Gevşemiş filan, bu...

Bu sahte.

"Yaptığın işi gönlünde hissedersen

-ırmaklar çağlar içinde." -"Irmaklar çağlar içinde."

Mimar Sinan.

O zaman çağlatalım şu ırmakları.

[vapur düdüğü]

[martı sesleri]

Gel gel.

Abi gerçekten bunca zamandır Muhafız olduğundan haberin yoktu yani.

Vay be.

Ama Ölümsüz'ü bulmuşsun, onunla çalışmaya bile başlamışsın.

Nasıl yaptın abi?

Emir, bak. Ben Kapalıçarşı çocuğuyum.

Yani muhafızlığı ne kadar yeni öğrensem de

insanları eskiden beridir tanıyorum.

Dövüşmeyi çabuk öğrenmişsin. Gerçi tekniğin biraz zayıf ama...

-Kapışalım mı? -Abi ya!

Ya gömlek üstünde. Yapma ayıptır.

Ya şaka maka.

Böyle gömleği giyince ne oldu?

Kurşun yedim.

Zeynep ateş etti bana.

Sert kızmış.

[Kemal boğazını temizler]

Merhaba, siz burada mı çalışıyorsunuz?

Evet.

Buralarda bir şey varmış, türbe.

[kör adam] Var. Var da hangisi?

[Kemal] Vefa Türbesi.

He.

[Kemal] Gelmişken oraya da gidelim diyoruz.

[kör adam] Tamam, doğru yerdesiniz.

Şuradan dönünce 100 150 metre ileride sarı bir bina var.

[kör adam] Orayı hemen geçince.

-[Kemal] Sarı bina? -Evet.

[Kemal] Çok teşekkür ederim. Demek o kadar yakınız.

-[kör adam] Yakın yakın. -Tamam.

[ağustos böcekleri sesleri]

Ya tüh! Biz de kahvaltı yapmıştık!

-[Emir] Tüh! Ne yapacağız şimdi? -Oğlum!

-Emir! -[Emir] Anne!

Serdar, koş. Emir geldi.

[Emir'in annesi] Oğlum.

Emir?

Senin ne işin var burada?

Merhaba baba.

Merhaba.

Ayşe?

Peki ya Ölümsüz?

Kim olduğunu tespit etmişler baba.

Etmişler?

Baba, görev tamamlandı. Ben de geri geldim.

Bu, Hakan. Son Muhafız.

[Hakan] Merhaba.

Hakan.

-Hoş geldin Hakan. -Hoş bulduk.

[Emir'in annesi] Hoş geldin Hakan.

Aynı babana benziyorsun.

[soluk verir]

-Hadi, mis gibi kahvaltı hazırladım. -[Hakan] Şey, ben...

Tamam. Tamam, kahvaltıyı sonra yaparız.

Annenle babanın evini görmek istiyorsun, değil mi?

İyi olur.

Emir, gel.

Hadi gel.

Ya yıllardır evden uzağım. Bana kuru bir hoş geldin.

Muhafız'a kahvaltılar börekler.

-Ya anne ya. -Oğlum, hepinize yeter.

Erdal abi?

-Nasılsın abi? Kolay gelsin. -Eyvallah, hoş geldin.

Hoş bulduk abi.

Abi, şeyi soracağım ya.

Dün bu Faysal Erdem'e saldıran Mete Gültekin'in

burada olduğunu söylediler de.

Kıl payı kaçırdın.

Hapishaneye mi sevk edildi bu kadar çabuk?

Hapishaneye değil.

-Hastaneye. -Nasıl yani?

Avukatı gelene kadar konuşan çocuk,

bir anda dut yemiş bülbüle döndü.

Ortalığı devirmeler, bağırmalar...

Sakinleştirici verip gönderdik.

Nereye abi?

Şişli Etfal.

Ama ben senin yerinde olsam hiç gitmezdim.

Tek kelime konuşmuyor.

Peki abi. Sağ ol.

Abi, bir şey soracağım ya.

Bu avukat nasıl biriydi?

Mazhar.

Ne işin var burada?

Şirket içinden biriyle ilişki yaşayacağını hiç tahmin etmezdim.

Hele şu yeni çocukla.

Sen beni mi gözetliyorsun?

İşim icabı.

Sen Faysal Bey'in Güvelik Şefi'sin.

Benim değil.

Hıhı.

Faysal Bey demek bütün holding demek.

Bu şirkette hiç kimse gizli kapaklı işler yapamaz.

Senin gibi mi mesela?

Hani şu kasadan 100 bin euro almıştın ya.

Aferin.

Bunu fark etmeseydin hayal kırıklığına uğrayacaktım.

Muhtemelen paranın nereye gittiğini öğrenmek istersin.

Bu, annen için.

Ulaşım sıkıntısı yaşadığınızı duymuştum.

Faysal Bey ile büyük kapılı bir arabanın İstanbul trafiğinde hayatınızı

kolaylaştıracağını düşündük.

-Teşekkür ederim. -Ne demek.

Ben müsaadenizle...

...etrafı biraz "gözetlemeye" gideyim.

[kapı kapanır]

Gel. Burada.

[kuşlar ötüşür]

Şu ev.

[uzaktan çocuk sesleri gelir]

Doğup büyüdüğün ev burası işte.

[Serdar] Gel.

İşte burası.

O günden beri hiçbir şeye dokunmadık.

[duygusal müzik çalar]

[Serdar] Birbirlerini çok severlerdi.

[Serdar] Nasıl tanıştıklarını biliyor musun?

Burada, adada tanıştılar.

Murat ve Seda birlikte büyüdüler.

Birlikte eğitim gördüler.

Seda kendini korumada çok daha iyiydi.

Ama baban da çok çevikti.

Bir dakika, bir dakika.

Annem Sadık Olanlardan mıydı?

Elbette.

Ailendeki bütün Muhafızlar, Sadık Olanlar ile evlendi.

Neden?

Çünkü Muhafız'ın bu kutsal görevini yalnızca onlar anlayabilir.

Seda, baban için İstanbul'un her şeyden önce geldiğini bilirdi.

O gün.

Ölümsüz geldiğinde burada mıydın sen?

Gel otur.

[Serdar] Murat, o gün eve sabaha karşı döndü.

Bir Ölümsüz'ü yok etmeyi başarmıştı.

Ama o son Ölümsüz'ü elinden kaçırdığı için

içi hiç rahat değildi.

Ve haksız da sayılmazdı.

[kapı açılır]

Murat? Çıktın mı?

[Seda çığlık atar]

[Serdar] Seda'nın çığlığını duyunca...

...bir Muhafız'ın hiç yapmaması gereken bir şey yaptı.

Hayatına mal olacak bir hata.

İçgüdüleriyle hareket etti.

Bir baba gibi davrandı.

[Murat bağırır]

[Serdar] Kendi güvenliğini hiç düşünmedi.

[kemikleri kırılır]

[Murat inilder]

Eğitim kampındaki...

[Serdar] ...katliamı yeni haber almıştık.

Murat'la Seda'yı uyarmaya geliyorduk.

Ama çok geç kalmıştık.

Eve gelene kadar bildiğim bütün duaları okudum.

Tam seni kaybettiğimi zannettiğim an...

...en umulmadık yerden karşıma çıktın.

Dolabın içinden.

Küçücüktün

ama saklanmayı başarmıştın.

Annenle baban sana o yaşta bile kendini nasıl koruyabileceğini öğretmişlerdi.

Muhafız soyunun son varisi.

[Serdar] Keşke...

...kardeşlerin de senin kadar şanslı olabilseydi.

[kekeleyerek] Kardeşlerim?

Ablan ve abin. İkizler.

[kekeleyerek] Ben kardeşlerim olduğunu bilmiyordum.

Ah Neşet ah!

[Serdar] Bir dakika.

[Serdar] Altı yaşındaydılar.

Muhafızlar, eğitimlerine çok küçük yaşta başlarlar.

O yüzden kamptaydılar.

Eğitim kampı katliamı.

"Baban bir hata yaptı." dedin.

"O hata da onun hayatına mal oldu."

Neydi o hata?

Tılsımlı gömleği giymedi.

Gömleği, banyoda elini atsa ulaşabileceği bir yerde bulduk.

Murat, o gün öğrendiği her şeyi unuttu.

Ailesine beslediği sevgi ve onlar için duyduğu korkuyla hareket etti.

Tek hatası buydu yani.

Sevmek.

Bir Muhafız için hiçbir şey

hiç kimse İstanbul'dan daha önemli olamaz.

Olmamalı.

Aksi takdirde hepimiz mahvoluruz.

Biraz yalnız kalabilir miyim?

Bizi nerede bulacağını biliyorsun.

Emir, hadi.

Ben de seninle gelebilirdim.

Tamam, neyse.

Bir şey bulursan haber ver, tamam mı?

Dikkatli ol.

Tamam, görüşürüz.

[Faysal] Arabayı beğendiniz mi?

Fena değil.

Dün gece tanışma fırsatımız olmadı.

Faysal.

Kim olduğunuzu biliyorum.

-Siz burada... -Tanışmak için geldim.

Osmanlı Tarihi Uzmanısınız

ama benim Ayasofya projemle ilgilenmiyormuşsunuz.

Bunu bana doğru mu iletmişler?

Evet. Benim zaten bir işim var Faysal Bey.

Başkalarının yazdığı tarihi okumaktan sıkılmadın mı sen?

Kendin tarihi yazabilecekken.

Ha?

Teklifiniz için çok teşekkür ederim

ama benim zaten bir sürü sorumluluğum var şu anda Faysal Bey.

Faysal diyebilirsin bana.

Maalesef cevabım hayır.

Faysal Bey.

[adam] Geliyor, geliyor.

Selam!

Faysal Erdem neden senin Ayasofya projesinde çalışmanı istiyor?

Bilmem.

Ama merak etme.

Kabul etmeyeceğim.

Yani sonuçta bayağı iyi bir iş teklifi.

Bence kaçırma hiç.

Doktoramı bitirmeme bir dönem kalmış.

Niye böyle bir şey yapayım ki? Deli miyim ben?

Sen şu ağzındaki baklayı bir çıkarsana ya.

Akademik kariyer yapmak istediğini söylüyorsun

ama ben sende o ciddiyeti görmüyorum.

Ciddiyeti görmüyor musun?

Son üç dersi ektin.

Vize notlarını geç getirdin.

Ya kusura bakma ama artık senin arkanı toplamakla uğraşamam.

Senden arkamı toplamanı isteyen mi oldu?

Yoksa bütün bu tavırlar seninle sevişmeye vaktim olmadığı için mi?

Bir dakika. Bir dakika şimdi, Zeynep.

Orada dur istersen. İki konuyu birbirine karıştırma.

Peki, tamam o zaman.

Ee, Faysal Bey iş teklifini sana değil de bana yaptığı için bozuldun.

Zeynep.

O adamın neden "sana" böyle bir iş teklifini yaptığını hiç düşündün mü sen?

Derste görüşürüz.

Hocam.

Hayırlı işler Salih abi.

[Salih] Sana da.

["Miskindir Bizim Adımız" çalar]

Şu renklere bak.

Ne güzel büyüdünüz siz öyle.

Nasıl güzel büyüdünüz.

Hoş geldin hayatım.

Hoş bulduk.

Annem de senin gibi böyle çiçeklerle konuşurdu.

Konuşunca daha çabuk büyüyorlarmış.

[Murat] Hı.

Ne demek şimdi bu "hı"?

Ne demek şimdi bu "hı"?

Ya bir yerde okumuştum.

Çiçeklerle konuşmak yaşlılık belirtisiymiş.

Şimdi gösteririm ben sana

-yaşlılık belirtisini! -Ah!

[Murat] Ah! Bu ne ya?

Ya ben sana kaç defa söyledim çocukların eşyalarını ortalıkta bırakmasın diye.

Şimdi benim çocuklarım oldu yani?

♪ Biz dünyadan gider olduk ♪

♪ Kalanlara selam olsun ♪

♪ Bilmeyen de bilsin bizi ♪

♪ Bilenlere selam olsun ♪

♪ Bilenlere selam olsun ♪

♪ Bilmeyen de bilsin bizi ♪

♪ Bilenlere selam olsun ♪

♪ Bilenlere selam olsun ♪

[vapur düdüğü]

[müzik biter]

[Faysal] Mozaiklerle çalışacak olan ekiple toplantı istiyorum.

[Zeynep] Faysal Bey.

Sonra devam edelim mi?

Zeynep Hanım.

İş teklifinizi yazılı olarak da yapmışsınız.

Evet.

Teklifim de ne kadar ciddi olduğumu anlamanız için.

Ben de buraya aynen iade etmeye geldim.

Buraya kadar zahmet etmeseydiniz. Telefonla da bildirebilirdiniz.

Mesajımın alındığından emin olmak istedim.

Zeynep Hanım, biraz sakin olun. Lütfen.

Bize iki şekerli Türk kahvesi.

Kahve içmeyeceğim, teşekkürler.

[uzaktan gelen sesler]

Bir kere basman yeterli.

Ben Hakan'ı soracaktım. Gördün mü bugün?

-Evet. -O zaman nerede olduğunu biliyorsun.

Hıhı.

Patronu Mazhar sordu da.

Ben de ulaşamadım.

O yüzden yani.

Başına bir şey gelmesinden mi korkuyorsun?

Evet.

Dün geceyi seninle geçirip

bugün telefonlara cevap vermemesi değil yani sorun?

Hakan, ailevi meselelerle ilgili şehir dışına gitti.

Dönünce seni arar, merak etme.

Teşekkür ederim.

Leyla.

Bak, biz arkadaş değiliz.

Ama eğer arkadaş olsaydık sana şunu söylerdim:

Hakan'ın hayatı göründüğünden biraz daha karmaşık.

Eğer onunla birlikte olacaksan bazı şeyleri göze almalısın.

[Kemal] Hoş geldin Adem.

Yine mi sen?

-Abi... -Gel bakayım şöyle.

Abi, vallahi kimseye bir şey söylemedim.

Otur.

Bakıyorum, davetsiz misafirlere alışkınsın.

Ama o sandığın kişi ben değilim.

Sesin...

Sen dün türbedeydin.

Bir adres sordun bana.

Beni sarı binaya yollamıştın.

Şimdi söyle bakalım Adem.

Kör bir adam binanın rengini nasıl bilebilir?

-Seni kim kör etti? -Abi, iş kazasıydı abi.

Kazara insanın retinası bu hâle gelmez.

[kekeleyerek] Tamam abi. Vallaha her şeyi söyleyeceğim abi, tamam.

Her şeyi anlatacağım.

Ben bir gece türbede gece vardiyasındaydım.

Bir adam geldi.

Bana 1.000 lira verdi.

Başka tarafa bakacaksın dedi.

[Kemal] Ne yaptı peki?

Vallaha bilmiyorum abi.

Sonra vardiya bitince ben çıkıp eve geldim, yattım öyle.

Sonra o, bir gün...

[Adem] Bir gün geldi.

Beni bağladı.

Ben kimseye hiçbir şey söylemeyeceğime yemin etsem de

[Adem] "Güven parayla satın alınmaz." dedi.

Benden istediği her şeyi yaptım.

[Adem çığlık atar]

[ağlar]

[Adem] Her şeyi yaptım.

Yüzünü hatırlıyor musun?

Tarif edebilir misin?

[Adem] Son gördüğüm şey onun suratıydı.

[Adem] Sert bir yüzü vardı abi.

Koyu renk saçları, koyu renk gözleri vardı.

Bir de konuşması çok farklıydı.

Sanki buralardan değil gibi.

Ne işin var burada?

Seni defalarca aradım ama ulaşamadım.

Biliyorum.

Zeynep, ailenle ilgili bir mesele olduğunu söyledi.

İyi misin?

İyiyim.

Hakan, neden buradasın?

[soluk verir]

Gel hadi.

Zeynep.

Enteresan gelişmeler var, konuşmamız lazım.

[Kemal] Ne oldu?

Hakan ortalarda yok, kayıp.

Ay!

[Leyla] Bugün nasılsın bakalım ufaklık?

[Leyla] Sana da.

Biliyor musun? Annem de çiçek yetiştirmeyi severmiş.

Yani benimkine "yetiştirmek" denmez aslında.

Kaktüsler ilgi beklemeden de hayatta kalmayı başarabiliyorlar çünkü.

Dayanıklı.

Tıpkı senin gibi.

[Hakan] Hiç düşündün mü?

Acaba boşuna mı çabalıyoruz bu hayatta?

Yani, belki de...

Roller dağıtılmış herkese.

Bize düşen de sıramız gelince oynamak.

İş görüşmesine geldiğinde CV'ne ne yazmıştın hatırlıyor musun?

Çok şey yazmıştım.

"En büyük hayalim Faysal Bey'le çalışmak."

Ve işte buradasın.

Şimdi ne hayal ediyorum biliyor musun?

[jenerik müziği çalar]

Alt yazı çevirmeni: Burak Patan

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.