Afrikaans
Akan
Amharic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Danish
Dutch
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Punjabi
Quechua
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
[kılıç sesleri]
[Kemal] 1502'de,
Ölümsüzler, İstanbul'u neredeyse yok eden bir veba salgını başlattılar.
Ölüm her yerdeydi.
Şehir düşmeye başlamıştı.
Ölümsüzler neredeyse kazanmışlardı.
Ancak Muhafız,
yani senin atan, Hakan, yenilgiyi reddetti.
Senin de aynı yola koşman lazım.
[kalabalık sesleri]
Günaydın.
[hareketli müzik çalar]
He?
[Hakan] Biz de Kapalıçarşı çocuğuyuz.
-[Zeynep] Allah Allah! -Aynen.
[Hakan bağırır]
Bu mu yani yapabildiğin, ha?
-[Zeynep] Daha yeni başlıyoruz. [güler] -[Hakan inler]
[Zeynep] Yüzüğün öyle kendiliğinden ortaya çıkacak hâli yok.
[Hakan inler]
[Hakan kesik kesik nefes alır]
Kahve isteyen var mı?
[Zeynep] Ben almayacağım. Çıkmam lazım.
Okuduğum kâğıtları fakülteye bırakmam gerekiyor.
Nereye?
Hayrola?
Hani yüzüğü bulacaktık, çok önemliydi, vaktimiz yoktu.
[Hakan] Ne oldu?
Ona sonra bakacağız.
[Zeynep] Ben gidince buraları toplarsın.
Değil mi?
[soluk verir]
[Leyla] Faysal Bey, ben Fikirtepe'deki kliniğe gidiyorum.
-Var mı başka bir istediğiniz? -Yok, sağ ol.
O çocuktan haber var mı?
Var tabii, ben ulaştım kendisine.
Ailevi bir takım sıkıntıları varmış.
-Yarın buluşacağız. -Güzel.
Ama ben size daha nitelikli elemanların olduğu bir liste hazırladım.
-Hatta... -Leyla.
Birleşmiş Milletler'e koruma aramıyoruz. Sakin ol.
Ben, güvenlik ekibinde sürekli aynı tip adamlardan çok sıkıldım.
Hepsi mafya kılıklı adamlar.
Ben,
daha genç, daha dinamik, daha cevval birilerini arıyorum.
Daha farklı birisini, o çocuk gibi.
Anladın mı?
Anladım.
Bir yolun bulup onu ikna edeceğinden eminim.
Müsaadenizle.
[Orkun] Biraz daha kalsaydın keşke ya.
Bak, bu hafta çocuklar annelerinde kalıyorlar.
Biraz kafamızı dinleriz.
İşim var.
[Orkun] Ne o öyle kaçamak kaçamak kısa kısa cevaplar?
Yanlış bir şey mi söyledim?
Orkuncuğum, her şey seninle alakalı değil.
İşim var işte.
İşin var...
[Orkun iç çeker]
Neymiş o iş bakayım, ha?
Babamla buluşacağım.
Gelmek ister misin? Hem aradan çıkmış olur böylece.
[Orkun güler]
Kalsın, istemem.
Bak, yanlış anlama ama kafam gerçekten çok dolu.
Ve hayatımda şu an böyle bir şey istemiyorum.
Yani sadece seninle değil, herhangi biriyle istemiyorum.
Hem her şey böyle çok güzel, değil mi?
[Zeynep] Ha?
[Zeynep] Görüşürüz.
[Martılar ötüşür]
Şu piçin telefonundan mesaj attığımız adam var ya.
Adamı araştırdık.
İsmi, Neşet Korkmaz.
[Tekin] 62 yaşında, ihtiyarın teki.
Yani şu geçen gün Beyazıt Meydanı'ndaki kurşungeçirmez çocuk olmasına imkân yok.
Ailesi?
Evlenmemiş. Çoluğu çocuğu yok.
Şimdi, biz evine gittik ama...
Pek bir şey bulamadık yani.
Parmak izi arıyoruz ama oradan da bir şey çıkacağını sanmam.
Yani, yine yetersizliğinin raporunu vermeye mi geldin?
Şimdi biz ee...
Yani bu adam bir deliğe saklanmıştır Mazhar.
Yani biz araştırıyoruz ama buluruz elbet.
Bana bak.
Herkesin ikinci bir şansı hak ettiği saçmalığına inanmam.
Bunu da zor yoldan öğrenmeni istemem.
Tekin.
Anlaşıldı mı?
Peki.
Bu Neşet'i bulursan hem gömleği hem de diğer herifi bulursun.
[ateş cızırdar]
Sen, Muhafız soyundansın.
Bazı yeteneklerin genlerine işlemiş.
Gömleğin dikişleri gibi.
Neden hâlâ gözlerin açık?
Bu neyin eğitimi doktor?
Amaç ne?
Amaç, içindeki fırtınayı dindirmek.
"Öfke rüzgâr gibidir, bir süre sonra diner ama..."
"Dallar çoktan kırılmıştır."
Mevlana Celaleddin Rumi.
Vay vay.
Omurganı dik tut.
Unutma sanki başının ortasından bir ip seni havada tutuyor gibi.
Çok güzel.
Ne kadar güzel bir söz söylemiş, değil mi?
Öyle.
Öyle de...
Tasavvuf dersleri Ölümsüz'ü öldürmemize nasıl yardımcı olacak, onu anlamadım.
[Kemal] Gömleğin kendine göre bir iradesi var.
Bunu zamanla göreceksin.
Gömleğin seni koruması için duygularına hâkim olmayı öğrenmen gerek.
Onun gücüne inan.
Kendi gücüne ve görevine inan.
Avucunu aç.
Neden?
[Kemal] Sorgulama. Avucunu aç.
Çok güzel.
Nefes almaya devam et.
Ateşe girmeyi, yanmayı göze al.
[Kemal] Konsantre ol.
Annemle babam nasıl öldüler Doktor?
İkisini de o son Ölümsüz öldürdü.
Adam bütün sevdiklerimi aldı benden. Biz hâlâ burada yoga...
[Hakan] Ah!
-Ya bırak! Ne yapıyorsun? -Panik yapma.
-[Hakan nefes nefese] -Panik yapma. Nefes almaya devam et.
Konsantreni bozma.
[Kemal] Sadece nefesine odaklan.
Her şeyi unut.
Bütün acılarının ve öfkenin vücudundan akıp gittiğini düşün.
Gömlekle bir ol Hakan.
Gömlekle bir ol.
[kapı açılır]
[Zeynep] Ne haber?
İyi, senden?
[Hakan] Ne bunlar?
[Zeynep] Bunların son Ölümsüz'ün işi olduğundan şüpheleniyoruz.
O, insanlığı yok etmeden önce onu bulmamız lazım.
[Kemal] Çocuklar.
Artık zamanı geldi.
Ölümsüz'ün yüzüğün peşine düşmesi an meselesi.
Ayşe Tokatlı.
Şehrin epey dışındaki bir evde oğluyla beraber yaşıyor.
Herkesin çok güvendiği kıdemli Sadıklardan.
Yüzük ona verildiği gün bir daha irtibata geçmemek üzere ant içmiştik.
Ta ki...
Muhafız gelene kadar.
Ben hazırım.
-Hadi gidelim. -Başlıyoruz o zaman.
[Kemal] Dikkatli olun.
[hareketli müzik çalar]
[Hakan] Ha siktir!
Oha!
[Zeynep] Hayır, Hakan.
Şunu alayım.
-Şunu alayım? Alayım, şunu alayım. -[Zeynep] Hayır. Ver şunu!
[Zeynep] Bırak şunu, hadi.
Ya tek tek elinde mi alacağım? Bırak şunları!
-Ben silah almayacak mıyım? -Ben aldım.
Senin tılsımlı gömleğin var. Silaha ihtiyacın yok.
Şu hançeri alayım.
[martılar ötüşür]
[Kamuran] Kızım!
-Kime bakmıştınız? -[Leyla] Merhaba.
İyi günler. Ben Hakan Demir'i aramıştım. Burada oturuyor galiba.
-Kim? -Hakan Bey.
Öyle biri yok bu mahallede.
Yok yok.
Anladım, sağ olun. İyi günler.
Gomiz!
Hey! Neredesin lan?
[Sıla] Şu topu bırak da bak para koydum şunun içine.
Bize bir ekmek alıver.
Gomiz!
[uzaktan telefon çalar]
Selamünaleyküm.
[güvenlik] Aleykümselam. Buyur kardeşim.
Siz de şey var mı? Ee...
Bu hastanenin güvenlik koridorlarının kayıtları var mı?
-Niye sordun? -Bir arkadaşa lazımmış da.
[güvenlik] Kimmiş o arkadaş?
Vallaha, bilmiyorum.
Şurada kâğıtlardan birinde ismi yazıyordu ama...
Tam olarak göremiyorum. Şey, dur bakayım...
[Kemal] Hay Allah.
İsterseniz siz şöyle iyice bir bakın.
Anlarsınız.
[klavye sesleri]
[kapıya vurulur]
-Oha! -[Leyla] Selam!
-Sepetin ipi kopmuştu da ben de yardım... -Teşekkürler.
Ya bir saniye. Adım, Leyla Sancak.
Cavidan Holding'de Faysal Erdem'in Genel Koordinatörüyüm.
Buyurun, bu da kartım.
Hangi Faysal Erdem kızım?
Kaç tane Faysal Erdem var anne ya!
Bakın, çok fazla zamanınızı almayacağım. Sadece birkaç sorum var.
Zaten benim de yarım saat içinde
Faysal Bey'in Fikirtepe'deki kliniğinde olmam lazım.
Kendisi kamu sağlığı konusunda oldukça duyarlıdır da.
-Çok duyarlıdır o hayırsever. -[Kamuran] Sıla!
Oh! Mis gibi börek kokuyor galiba, ha?
Ben de biraz acıkmıştım.
Tanrı misafiri, ha?
Elinize sağlık. Anneminkinden güzel olmuş vallaha.
-[Kamuran] Afiyet olsun. -Sağ olun.
Ya bu sahte olabilir.
Nereden bileceğiz senin Faysal Erdem'le çalıştığını?
Sıla, kızım. Sen git bulaşıkları yıka.
Şimdi kızım...
Ee...
Faysal Erdem, Hakan'a iş mi teklif ediyor?
Evet ama biz kendisine bir türlü ulaşamıyoruz.
Yani pek güvenilir biri değil galiba.
[Kamuran] Olur mu kızım? Pırlanta gibi bir çocuktur o.
Çalışkandır, dürüsttür.
Kalbi tertemizdir.
Onun gibisini bu zamanda bulması çok zor.
Sanırım Faysal Bey de bunu gördüğü için kendisini işe almak istedi.
Ama dediğim gibi biz kendisine ulaşamıyoruz.
Yani...
Ben onu nasıl bulabilirim acaba?
Kızım, ona ulaşmaya çalışırım da...
Bence uzun süre buralara gelmeyecek hiç o.
[martılar ötüşür]
[dalga sesleri]
Her şey yolunda mı?
Kusura bakmayın, sizi rahatsız ediyorum.
Güvenlik ekibine yeni bir eleman almışsınız.
Evet.
Leyla'nın kesin teyidinden sonra.
Benim teyit etmem gerekmez mi?
İçin rahat olsun Mazhar. Kimse senin pabucunu dama atamaz.
Sağ olun. Demek istediğim...
Belki de her şeyi bu kadar kafana takmasan
işine daha çok konsantre olabilirsin.
Güzel şeyler oluyor Mazhar.
Az önce arayıp ihaleyi kazandığımızı bildirdiler.
Gökhan son teklif tarihini kaçırmış.
Yani artık Ayasofya bize ait.
Hayırlı olsun.
-Başka bir arzunuz var mı? -Var.
Çok gerginsin.
Al.
Hediyem olsun.
Belki işine yarar.
[Faysal] Rahat ol biraz.
Hayat çok kısa.
["Like a Motherless Child" çalar]
♪ Bazen sanki ♪
♪ Öksüz bir çocuk gibi hissediyorum ♪
[Zeynep] Bir gömlek, bir yüzük, bir hançer.
Bu üçünü bulmamız lazım.
[Hakan] Yüzük nasıl buluyor tam olarak?
Yerlerini falan mı gösteriyor?
[Zeynep] Hayır. Bir Ölümsüz'e dokunduğun zaman yüzük parlıyor.
Yani önüme gelene el atayım diyorsun yani.
[Zeynep] Ya bunu acaba yüzüğü bulduğumuzda mı konuşsak?
[Hakan] Peki.
Sadık Olanlara para veriyorlar mı?
Yani kim destekliyor sizi? Kim finanse ediyor?
O sarnıç, silahlar falan...
Yani bir eczaneyle döndürmüyorsunuz herhâlde hayatınızı, değil mi?
Hakan, gömleğini giy.
[Hakan] Tamam.
Ee, sadık olmak seni yeterince meşgul etmiyor mu?
Üniversitede hoca olmak falan ne iş?
Aslında sen gelince mesaim bayağı arttı tabii.
Ama yok öyle sandığın kadar yoğun değilim.
Asistan hocayım ben.
[Hakan] Alanın ne?
Osmanlı Zırh ve Savaş Silahları.
[Hakan] Vay.
Şaşırmadım.
Hadi giy gömleğini, geldik galiba.
[Hakan] Oha, burası mı?
[Zeynep] Yani adres bunu gösteriyor ama bu ne ya?
♪ Bazen sanki ♪
♪ Öksüz bir çocuk gibi hissediyorum ♪
♪ Bazen sanki ♪
♪ Öksüz bir çocuk gibi hissediyorum ♪
Hey.
Burası olduğuna emin misin?
Yeni bilmiyorum ki. Adres bu.
Terk edilmiş gibi duruyor.
[Hakan] Silahı var.
[Zeynep] Günaydın.
Ayşe nerede?
Kalk lan.
Nerede oğlum Ayşe? Ha?
Konuşsana ya! Konuşsana!
-[Zeynep] Hadi! -[kekeleyerek] Ona dokunamazsınız.
Anamı rahat bırakın.
[Hakan] Annene zarar vermeyeceğiz.
[kesik kesik nefesler]
[kekeleyerek] Sizden önce gelen orospu çocukları da aynı şeyi söylemişti.
Tamam. Tamam, bırak. Sakin.
Annesini korumaya çalışıyor çocuk. Tamam.
Kardeş, yanlış anladın sen bizi.
[Hakan] Biz annene zarar vermeye gelmedik.
Sadece bir soru soracağız.
[Hakan] Tamam mı?
Başka biri var mı evde?
Yok.
Geç.
[kekeleyerek] Sorun bakalım ne soracaksanız.
Ama bir cevap alamazsınız.
[Hakan] Neden? Hasta mı?
[kekeleyerek] Görünce anlarsın.
[Zeynep] Ne bu böyle kilitli kapılar filan?
Senin annen mahpus hayatı mı yaşıyor?
Hayır.
Güvenli bir hayat yaşıyor.
Bir daha kimse ona saldırmasın diye.
[Hakan] Bu koku ne?
[kekeleyerek] İçeri silahla giremezsiniz.
Yok öyle bir şey. Aç şu kapıyı.
Silah.
Aç lan şu kapıyı! Aç dedim ya! Hadi!
Tamam, açacak. Hadi kardeşim.
Aç kapıyı.
[Zeynep] Aç!
Anne!
Bak, birileri geldi.
[kekeleyerek] Sana bir şey soracaklarmış.
[sinekler uçuşur]
O olaydan beri böyle.
[Zeynep] Hangi olay?
[kekeleyerek] Yedi yıl önce.
Bir gece,
[kekeleyerek] biz uyurken geldiler.
Bir şey arıyorlardı, anlamadım.
Annem, bütün gece bağırdı.
[kekeleyerek] Sonra sustu.
O gün bugündür ağzını açmadı.
[kekeleyerek] Ben bir çay yapayım, siz...
Siz sohbet edin.
[kekeleyerek] Pek gelenimiz gidenimiz olmaz zaten.
[kekelemez] Abi, belki yüzük hakkında konuşurlar diye odada yalnız bıraktım.
Hayır, kapı kilitli.
Her şeyi kaydediyor.
Tamamdır abi, ekibi bekliyorum.
[kâğıdı karalar]
Bu kadın bize yardım edemez ki bu delirmiş.
Baksana şu hâle.
Dur bir dakika ya tamam.
Ayşe.
Ayşe, ben Kemal'in kızıyım.
Ben Sadık Olanlardanım. Kemal'i hatırladın mı?
[iniltiler]
[Hakan] Babamı tanır mıydı acaba?
Öz babamı yani, Murat'ı.
Ayşe?
Tanıyor musun babamı?
Ayşe! Bak!
[Hakan] Tanıdın mı?
[Hakan] Yüzük!
O adam benim oğlum değil.
Tehlikedesiniz.
Siktir!
Ne oluyor lan?
[Zeynep] At silahını.
At.
Hani lan sen kekemeydin, ha?
Kimsin lan sen?
İsmim, Can. [soluk soluğa]
-Kimin için çalışıyorsun? -Birazdan tanışırsınız.
Yoldalar.
-Konuş lan! Konuş! -Buradan çıkamayacaksınız lan!
[silahı kurar]
Kamera kayıtları içeride.
Çabuk! Gelirler.
Şimdi, hadi. Hadi.
Hadi.
Hadi.
[bağırır]
[soluk soluğa]
[Ayşe] Telefon. Telefonu da!
[Ayşe] Telefonu...
Yedi yıldır seni bekliyorum.
Sonunda geldin. Hadi, çabuk!
-[Ayşe] Gelecekler. Hadi! -[Zeynep] Hakan, gel! Gel!
-[Ayşe] Gelecekler! Hadi! -[Zeynep] Gel.
[Ayşe] Çabuk. İçeri.
[Zeynep] Ne yapıyorsun?
[Hakan] Ayşe!
[Ayşe] Biz hepimiz seni korumaya ant içtik.
Ben de benden öncekiler gibi.
Baban için çalışmak benim için şerefti. [soluk soluğa]
Bu yüzük, bu yüzük senin. Al!
Bir dakika! Bir dakika, yüzüğün taşı yok!
-Taşı olmadan bu yüzük hiçbir işe yaramaz. -Evet. Sinan.
Yüzük, Sinan diye birindeymiş.
Ben başka hiçbir şey bilmiyorum.
Al bunu. Şimdi hepimizi sen kurtaracaksın.
-Hakan, yürü. Gitmemiz lazım. -[Ayşe] Hadi.
Hakan! Hakan, kendine gel!
-Ne vuruyorsun be? -[Zeynep] Yürü.
[Zeynep] Atla! Hadi!
Çabuk.
[inler]
[silahlar ateşlenir]
Zeynep.
Yürü!
Yürü lan yürü!
[Zeynep] İyi misin?
Gömlek çıktı mı?
[Hakan] Çıktı, çıktı.
Bir dakika, yüzük! Yüzük sende, değil mi?
-Bende, burada. -Oh!
Bu, Ayşe'nin bahsettiği Sinan...
Kim o?
Bilmiyorum ki.
Ben daha önce Sinan diye bir Sadık Olan duymadım.
Yani babama soralım, belki o biliyordur.
O piçin telefonu sende mi?
Bende. Bende, aldım.
-Bakalım. -Ver bakayım.
-[Zeynep] Ne yapıyorsun? -Son aramalara bakacağım.
Hakan, hayır. Şu an kimseyi aramıyorsun. Ver şunu.
Hakan, ver şunu ya!
-[Zeynep] Ya... -Dur. Dur, çalıyor. Çalıyor.
[Mazhar] Konuş, dinliyorum.
Alo? Can?
-[Hakan] Ya ne yapıyorsun ya? -Ne yapsaydım ya?
-Sinyalden yerimizi bulacaklar. -Nereden bulacak!
-Kim olduğunu öğrenecektim adamın! -Nasıl öğrenecektin Hakan?
İsmini sorsam söyleyecekti belki!
Hakan Bey.
Ne zormuş size ulaşmak. Yine bütün gün sizi aradım.
[Hakan] Leyla Hanım, uzatmanın anlamı yok. Daha önce söyledim size.
Bu sıralar iş aramıyorum.
[Leyla] Bakın. Tamam, anladım.
Teklifi reddediyorsunuz, işi kabul etmiyorsunuz.
Bunların hepsi tamam.
Ama ben teklifi ikinci kez reddettiğinizi Faysal Bey'e söylersem
bu benim için hiç iyi olmaz.
Bunu kendiniz iletirseniz çok sevinirim.
Nasıl yani? Telefonda mı?
[Leyla] Hayır, şahsen. Yani ne zaman müsaitseniz otele gelebilirsiniz.
Beş dakikanızı bile almaz.
[asansör sesi]
Hakan Bey?
Merhaba Leyla Hanım.
Teşekkür ederim.
Faysal Bey birazdan çıkar, isterseniz burada bekleyebiliriz.
Refakatçim siz olduktan sonra beklemekte sıkıntı yok.
İşi kabul etmediğiniz için benimle böyle konuşabileceğinizi sanıyorsanız
yanılıyorsunuz.
Yo, ben her zaman rahatım Leyla Hanım.
Ayrıca alınmanıza gerek yok.
Nasıl olsa bir daha birbirimizi görmeyeceğiz.
Leyla Hanım.
Güvenlik ekibine yeni bir adayımız varmış.
Evet. Tanıştırayım.
Mazhar Bey, güvenlik amirimiz olur. Her şey ondan sorulur.
Ve eski eleman adayımız Hakan Bey.
Eski diyorum çünkü kendisi teklifimizi kabul etmedi.
İlginç.
Neden acaba?
-Başka işlerle meşgul olmam gerekiyor. -[telefon çalar]
Konuş, dinliyorum.
Evet.
Peki ya Can?
Hıhı.
Tamam.
Bilgisayarı alın, bakarız.
Güzel, sonra konuşuruz.
Neyse.
Peki.
[Hakan] Bakar mısınız? Aslında...
Yani...
Ya benim son günlerde kafam biraz karışık da.
Çok sağlıklı kararlar veremiyorum.
Faysal Bey'in teklifi hâlâ geçerliyse işi kabul edebilir miyim?
Tabii.
Tabii, geçerli.
Ayrıca bence kesinlikle doğru karar.
Süper.
Akıllı adamı severim.
-Hakan Bey'di, değil mi? -[Hakan] Evet.
Ekibime hoş geldin.
[jenerik müziği çalar]
Alt yazı çevirmeni: Burak Patan
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.