Akan
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bihari
Bosnian
Breton
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Dutch
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
Frisian
Ga
Galician
Georgian
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hmong
Icelandic
Interlingua
Irish
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Punjabi
Quechua
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
[Hakan] Masallar; bize iyi olanın her zaman kazandığını,
adaletin eninde sonunda yerini bulduğunu,
ve zamanın tüm yaraları iyileştirdiğini anlatır.
Ama bu bir masal değil.
[alarm çalar]
BAŞARININ SULTANI FAYSAL ERDEM
[iç çeker]
[hareketli müzik çalar]
[kemikleri kütürder]
Memo!
[ıslık çalar]
Memo! Hadi kalk!
Hoppa!
Lan kalk, kalk! Geç kalıyoruz ya! Hadi!
Kalk!
[Hakan] At!
Al bakalım.
-[Kamuran] Günaydın oğlum. -Kamuran teyze, nasılsın?
-İyiyim çocuğum. -[Sıla] Günaydın.
-[Memo] Günaydın. -Görüşürüz. Abla, merhaba.
-Lan hadi. -[Memo] Geldim.
[Hakan] Bak, sol taraf var ya?
Oraya porselenleri bir koyarız.
Olur. Yerden tavana kadar da raf çakarız.
Aynen. Sonra şu sağ tarafa da kilimleri koyduk mu...
Ondan sonra gelsin gelsin paracıklar!
Pa-pa-pa paracıklar! Paracıklar!
Lan bak söylüyorum, çok saygın müşteriler gelecek.
Bak gör.
[Memo] Öf öf!
[Memo] Bu arada senin idolünün gölgesindeyiz.
-[Memo] Faysal Erdem'in. -[Hakan] Manzarayı neden sevdim sandın?
Yani bu adamda olup da bizde olmayan ne var?
Ben anlamıyorum arkadaş ya.
Milyarlarca dolar ve şirketler dışında diyorsun?
Onlar dışında.
[hareketli müzik başlar]
[sokak satıcıları bağırır]
Hasan abi, ne haber?
Pala Remzi, ne yapıyorsun? Hadi kolay gelsin.
Dayı, kolay gelsin.
-[Bilal] Hakan. Ne haber ya? -Bilal Baba. Kolay gelsin.
Kolay gelsin dayı, saygılar.
[ıslık çalar]
-Abi? -Ver iki çay oğlum buradan. Yazarsın.
Oh!
Oo...
-Çok büyük bir balık var. -[Hakan] Türkan abla!
Ben de biraz önce falıma baktırdım.
Geleceğimde kocaman bir vitrin gözüküyor.
Hakan, gel.
Buyur abla.
Hakan.
Senin kaderin değişiyor.
Ama öyle dükkan, vitrin falan değil.
Böyle, senin alnına büyük bambaşka bir yazı yazılmış.
Ya bırak Türkan abla, Allah'ını seversen ya.
[Hakan] Neşet Bey, günaydınlar efendim.
Hakan, neredesin oğlum ya?
Baba, bir dükkân bulduk Memo'yla birlikte.
Var ya? Tam bize göre bir dükkân. Yalnız tabii, kirası biraz tuzlu.
Ha! Söyle Memo'ya kredi çeksin.
Ya baba, ben ciddiyim ya.
Tamam, az biraz eksiğimiz var ama...
Yani böyle birkaç ay bizi idare edecek parayı bulduk mu
gerisi zaten yavaş yavaş gelecek be baba.
Hakan, oğlum. Biz bu konuyu kaç defa konuştuk seninle?
-Çok. -Her defasında ben sana ne dedim?
-Yok. -Yok.
Baba, biz gerçekten çok istiyoruz bu işi.
Memo para biriktirmek için işe başladı ya.
-Gece kulübünde çalışıyor çocuk. -Aa!
-Aynen. Evet. -Memo?
-Gece kulübünde işe başladı. -Hıhı.
Bu kaçıncı iş? Daha önce telefon işine girdiniz, battınız.
"Tekne işi yapalım." dediniz, yan yattınız.
En fazla ne kadar dayandı? İki hafta?
Bak, baba.
Yahu gıcır gıcır, yepyeni dükkân baba. Muhit desen zaten efsane.
Akanı kokanı yok. Tam bize göre diyorum ya.
-Hakan... -Ya baba, baksana şu dükkâna.
Hakan, oğlum.
Her şeyin yenisi makbul değildir.
Bak, bu çarşının 600 yıllık tarihi var.
Güzel. Güzel de biz ne olacağız baba?
Yani...
Yani baksana şu hâlimize. Sıkıştık kaldık buraya ya.
Yani bizim atılım yapmamız lazım. Biz büyümeliyiz, büyümeli!
Tamam, hadi sen bir atılım yap da şu siparişi yerine teslim et.
Ne siparişi?
Halı.
Dünkü turist kızın siparişi. Hatırladın mı?
Kızı hatırladım.
Kerhaneci!
Hoppa.
Siktiğimin arabası! [nefes verir]
Lan! Lan! Lan!
Gel bakalım buraya.
Ne bu oğlum?
Ya şey. Ya yerde buldum, polise götürüyorum.
Lan bana bak.
Bir daha hırsızlık yaparken yakalarsam tutarım kulaklarından polise götürürüm.
Duydun mu?
Çalmayacaksın bir daha. Tamam mı?
İş bulacağız sana, orada çalışacaksın.
Hadi bakalım.
Ben senin ekmeğinle oynuyor muyum lan?
Utanmıyor musun el kadar çocukları çalıştırmaya?
Bir daha benim çocuklara dokunmayacaksın.
Tamam mı lan?
Aferin.
Akıllı çocuksun.
Amına koyduğumun şişkosu.
[Leyla] Faysal Bey,
Ayasofya'nın İstanbul'un en değerli mirası olduğuna inanıyor.
Restorasyonu için seçilmemiz bir onurdur.
[Selin] Faysal Bey, hayır işleri yaparak Türkiye'nin en zengin adamı olmadı.
Kaynaklarım, bu işten başka bir çıkarı olduğunu da söylüyor.
O zaman kaynakların seni yanlış bilgilendirmiş Selinciğim.
[Leyla] Faysal Bey, ona iyilikler yapmış bu şehrin
naçizane bir kurtarıcısı olarak görüyor kendisini.
Günaydın!
Günaydın, uçuşunuz nasıl geçti Faysal Bey?
Çok trafik vardı.
Ayasofya ihalesinde basınla konuşulacak konular.
Gazeteciler, ihaleyi bir yarış gibi lanse etmeyi planlıyorlar.
Güzel.
Ne diyorsun Mazhar? Kazanacak mıyız biz bu yarışı?
Kazanacağız.
[Faysal] Ayasofya.
Mucizeler ve gizemlerin gerçek olabileceğini göstermek,
biz fânilere ebedî bir an yaşatmak için inşa edildi.
Onun restorasyonuna yardımcı olabilmek bir iş değil, onurdur.
Napolyon'un meşhur bir sözü vardır.
"Eğer dünya tek bir ülke olsaydı başkenti İstanbul olurdu." der.
Ben, bu sözü şöyle değiştiriyorum:
Eğer dünya bir insan olsaydı kalbi muhakkak Ayasofya olurdu.
İlahe sürecinde son günler efendim. Ne düşünüyorsunuz?
Ne düşünüyoruz?
Ne düşünüyoruz Leyla Hanım? Bundan sonrasında siz devam edin.
[Leyla] Evet arkadaşlar...
1.500 yıl...
1.500 yıl Mazhar. 1.500 yıldır ayakta burası.
Ne kadar uzun bir süre olduğunu anlayabiliyor musun?
Anlıyorum Faysal Bey.
Bak, Konstantin de buradaydı, Fatih de.
Hepsi kendi savaşını verdi. Kendi hükmünü sürdü.
Ama sonra ne oldu? Ne kaldı geriye?
O.
[kalabalıktan konuşmalar]
[Gökhan] Faysal Erdem.
[Faysal] Gökhan Gültekin.
Sizi burada görmek ne güzel.
[Gökhan] Bakıyorum, ihalenin heyecanı sizi de sarmış.
Evet, öyle oldu anlaşılan.
Yazık! Hep rakip olarak karşılaşıyoruz.
-Ve ben her zamanki gibi iddialıyım. -Ne diyeyim? İyi olan kazansın o zaman.
İyi olan kazansın.
Kolay gelsin.
[kapıyı çalar]
[İngilizce] Merhaba, antikacıdan geliyorum.
[İngilizce] Merhaba!
[İngilizce] Hey!
Teşekkür ederim.
Türkçe biliyor musun?
Biraz. Annem Türk.
Öyle mi? Güzel. Buyur.
-Hatırlıyorum seni. -Ya?
Bir saniye.
["Kral Benim" çalar]
Sağ ol.
Yolculuk var herhâlde.
İki saate yola çıkmam lazım.
-Hm. -Ama İstanbul'dan gitmeden önce,
bir şeyler daha mı yapsam acaba diye düşünüyordum.
Ne gibi şeyler mesela?
Ne gibi şeyler mesela?
♪ Kapıları zorlama ♪
Ha...
[bağırırlar]
♪ Şakaklarına damlayan Batıkent yağmuru ♪
♪ Yolunu kaybetme Hayatına mal olur ♪
Pardon, ne oluyor burada?
İş görüşmesi için bekliyoruz.
-Burada çalışmak için mi? -Evet.
Formlar nereden alınıyor?
-Arka taraftan. -Sağ olun.
Rica ederim.
[Leyla] "Ben, Faysal Erdem'in sıradan bir çalışanı olmak istemiyorum."
Ben ileride Faysal Erdem gibi biri olmak istiyorum.
Arkadaşımla, bir antikacı dükkânı açma hayalimiz var.
Bu CV'yi hazırlarken gerçekten bu işi alabileceğinizi düşündünüz mü?
Neden? Bence gayet samimi.
Hakan Bey, bakın.
Faysal Erdem'in Genel Koordinatörü olarak bu işle bu kadar titizlikle ilgileniyorsam
karşıma gelen insandan da aynısını beklerim.
Teşekkür ederiz. Bence daha fazla zaman kaybetmeyelim.
Sen hiç hayal kurmaz mısın?
Ben zaten hayal ettiğim yerdeyim.
Bu yaşta bu başarı...
Bravo!
Tahmin etmiştim zaten, sen o gruptansın.
Pardon, anlamadım. Hangi gruptanım?
Doğuştan şanslılar.
Zengin bir aile,
kolejde eğitim, yurt dışında master,
peder beyin çevresi, eş dost falan derken
kendinizi burada buldunuz, değil mi?
Yanlış mı?
Sizin hikâyeniz ne?
Böylesine boş bir öz güvenin altında yatan hikâyeyi merak ediyorum da.
Küçükken yoksa aileniz sizi çok mu şımarttı?
Ailem ben küçükken ölmüş.
Her neyse.
Arkadaşımla bir dükkân açma hayalimiz var.
Antikacı.
Öyle çok büyük bir yer değil.
Küçükten başlayıp yavaş yavaş büyümeyi düşünüyoruz.
Ama biliyorsunuz, yer açmak kolay bir iş değil.
Bu yüzden bu işe ihtiyacım var.
Part time olur gece shift'i olur.
-Bir şekilde... -Hakan Bey.
Anlıyorum, tamam ama yani ne üniversite eğitiminiz var
ne de yabancı diliniz.
İngilizce, Rusça, Fransızca, biraz Almanca.
-Hangisi lazım? -Kapalıçarşı'da konuştuğunuz
tarzancadan bahsetmiyorum.
Ama bildiğim kadarıyla Faysal Bey de öyle havalı okullara gitmedi ki.
-Ne öğrendiyse sokakta öğrendi. -Bakın.
Bence siz şansınızı gidin başka yerde deneyin.
İyi günler.
Bence sen hayal kurmaya devam et.
Potansiyelin var.
Daha da yükselebilirsin.
[duygusal müzik çalar]
[müzik yoğunlaşır]
[avize şangırdar]
Ya baba...
Ya biraz anlasan bizi, birazcık destek olsan o dükkânı açabiliriz.
Büyüyebiliriz gerçekten ya.
Yani görmüyor musun? Ben sığamıyorum artık buraya.
İçimden bir şeyler "Hadi Hakan, hadi bir şeyler yap." diyor.
Yani ben yaşamak istemiyorum ki bu...
...fare deliğinde.
Hakan.
Fare deliği dediğin bu dükkân, bizi birbirimize bağlıyor oğlum.
Hayır, baba.
Bu dükkân bizi birbirimizden koparıyor.
Ama sen bunu görmüyorsun.
[kapı çanı çalar]
-[Suzan] Merhaba. -[Neşet] Hoş geldiniz hanımefendi.
Bana çarşıda en özel parçaların sizde olduğunu söylediler.
Elimizden geldiği kadar gayret ediyoruz.
Gerçi sizden önce bin dükkânda daha aynı şeyi işittim ama...
Öyle mi?
Çok özel bir müşterim için
belirgin bir parça arıyorum, kıymetli bir parça.
-Hı hı. Evet. -Osmanlılardan kalma tılsımlı bir gömlek.
[Neşet] Aa...
Maalesef bu gömlek bizde yok.
Kusura bakmayın, yardımcı olamadık.
Baba yok mu depoda bunlardan?
[Neşet] Yok, yanlış hatırlıyorsun. Bundan bizde yok.
Ama biz yine de arkadaşlara, çevreye danışırız.
Sorarız.
-Şey baba, ben gördüm sanki. Baksam mı? -Ih ıh.
Açıkçası müşterim, bunun için çok yüklü bir miktar ödemeye hazır.
Yani bulamazsak yazık olacak.
Merak etmeyin, elimizden geleni yaparız.
Peki. Ben size yine de bir kartımı bırakayım.
-[Neşet] Hay hay. -[Suzan] Bir şey çıkarsa...
-[Hakan] Biz size haber veririz. -Sevinirim.
Suzan Hanım.
-Çok memnun oldum. -Memnun oldum hanımefendi. Güle güle.
-İyi günler. -Buyurun lütfen. Buyurun.
Ya baba, ben bu gömleği depoda gördüğüme eminim.
Kadın yüksek miktardan bahsediyor. Ben bir gidip bakayım.
Hiç boşuna uğraşma.
Ya baba.
Bak, bu bir fırsat olabilir.
Ya görmüyor musun? Kadında para var belli ki.
Hakan, kapat artık şu konuyu. Git, sen bana bir kahve getir.
Ya baba, bir gidip bakayım. Ne olacak ya?
Hadi dedim!
Hay Allah ya!
Cık cık.
Vakit geldi.
[müzik çalar]
Hayırdır lan? Tatile mi gidiyorsun?
He?
Yavşak Cemil...
Attı bizi evden.
Cemil? Niye?
Kirayı ödemedik diye.
[Hakan] Ee...
Lan bu sabah bıraktım masanın üstüne kirayı.
Parayı diyorum, parayı bu sabah masanın üstüne bıraktım.
Bu aptal, ne yapmış ne etmiş bir yerde kaybetmiştir hepsini.
Ne?
Hayallerimize destek olman gerekiyordu Neşet Baba.
-Hayaller? Kumar oynamak mı oluyor hayal? -Ne oldu lan, ha?
-Bütün para gitti mi? -İyi de kazanırsan kumar sayılmaz ki.
-He! Kazanırsan... -Ya bir susun ya!
Allah'ını seversen bana sadece bu ayın kirasını kaybettim de.
Bütün parayı gittim kumara yatırdım deme.
Memo!
Oğlum...
Çok sağlam dediler lan.
Siktir lan.
-Çok sağlam tüyo dediler. -Ha siktir.
[Neşet] Ne demiştim sana?
[Neşet] Bu çocuk aptal.
Seni de süründürmesine izin verdiğine göre sen de aptalsın.
He benim suçum yani? Ben yaptım?
İki geri zekâlı, bir de dükkân açacaklarmış.
Sen bize destek olsaydın böyle olmazdı.
-Kabahat bende yani? -Yok canım, estağfurullah!
Eşek kadar adam oldunuz ama adam olamadınız.
Biz başımızın çaresine bakarız.
[Neşet] Tabii tabii.
Eyvallah sağ ol ya! Kılını bile kıpırdatmıyorsun!
[Hakan] Çok teşekkür ederim!
Hakan, babanla doğru konuş.
Ben senin gerçek oğlun değilim.
[Hakan kapıyı çarpar]
[müzik çalar]
[Gökhan] Mazhar, yapman gereken tek şey Faysal'ın ihaleden çekilmesini sağlamak.
Ertesi gün, 250 bin dolar hesabında olacak.
[Mazhar] Ayasofya projesi, Faysal Bey için çok önemli.
["Pusula" çalar]
Pazarlık, ha?
Peki.
Sen bana bir rakam söyle Mazhar. Ben de onu halledeyim.
Bunu dışarıda konuşalım.
Olur.
[müzik yükselir]
♪ Buldum pusulada yolumu Her doğru yol pusu dolu ♪
♪ Sorsan sarı çiçeğe ♪
♪ Der dert etme yolun sonunu ♪
[müzik çalar]
[Memo] Her yerde seni aradım lan.
[barda konuşan insanlar]
Üf üf!
Saat on bir yönünde iki tane yavru ceylan var.
Bence onlara hemen bir şey ısmarlamamız lazım.
Hangi parayla?
Son paramı da buna verdim zaten.
Oğlum, ben seni ararken plan yaptım lan.
Bundan sonra it gibi çalışacağız. Köpek gibi çalışacağız.
Memo, bir sus Allah'ını seversen.
DJ'lik, dükkân işi, ne bulursak ya. Anladın mı? Ne bulursak!
Ya Memo bir siktir git. Ciddiyim he.
Çalışacakmışız...
Özür dilerim lan.
Vallaha özür dilerim.
Ben ikimiz de yırtacağız sanıyordum.
Öyle kolay yırtılmıyor kardeşim. Yırtmak için çok çalışmak lazım.
En azından öyle düşünüyorum.
[Hakan] Neşet Baba haklı.
Bizden bir bok olmaz oğlum.
Neşet Baba ne biliyor? Allah aşkına ya!
Onun zamanında iş bulmak bugünkü gibi miymiş?
Doğru diyorsun.
O zamanlar simit mi satıyormuş lan üniversite mezunları?
Aynen.
[güler] Bugün bir kızla tanıştım.
Leyla.
-Genel Koordinatör. -Hı.
Aynen.
Kapalıçarşı dışında bir hayalim olamayacağını söyledi.
Siktirsin gitsin.
Yok. Bakma sen, haklı kız.
Oğlum, bizim gibilerin buradan kurtulma şansı yok.
-Cenabetiz lan biz. Cenabet! -Sen manyak mısın oğlum?
Bizim her yerimizden şans akıyor. Görmüyor musun?
Lan siktir git ya!
Şans akıyormuş!
-Tamam, şöyle düşün. -He.
Neşet Baba seni daha yetimhaneden almamış, o zamanları düşün.
Ee?
Sen hayal edebilir miydin böyle cool bir kankan olacağını?
[Memo] He? Ya!
Ya!
Aptal herif.
[Hakan güler]
-Memo, gidiyoruz. -Nereye?
Yeniden başlamaya.
Hadi, kalk.
-Ne oluyor oğlum? -Lan yürü!
[Memo] Nereye lan?
[kapı açılır]
[Hakan] Gel. Kapat.
[Memo] Neşet Baba burada olduğumuzu bilse bizi öldürür.
İşte buradasın.
Suzan.
Bunun ne kadar önemli olduğunu sana söylememe gerek yok.
Kaç yıldır bekliyoruz bu anı...
Umarım bu seferki odur.
[Suzan] Bu defa içimde iyi bir his var Mazhar.
Çocuğun sesi kendinden çok emin geliyordu.
Ve çok da çaresiz.
Bunun aradığın gömlek olduğundan emin olur olmaz arayacağım seni.
[gergin müzik çalar]
[Memo] Vallaha, yıllardır önünden gelir geçeriz
ilk defa oturmak nasip oldu.
Ben bir Alinazik söyleyebilir miyim?
Gömleği görebilir miyim?
["Bu Son Olsun" çalar]
Aradığınız gömlek bu sanırım.
Kafanızdaki rakamı öğrenmem gerekiyor.
Babamı ikna etmek için güzel bir motivasyona ihtiyacımız var.
Yedi basamaklı bir motivasyon yeterli olur mu?
[Memo] Yedi basamaklı...
Pardon, merak ediyorum. Bu gömlek niye değerli bu kadar?
Ne halt ediyorsunuz lan siz burada?
Baba, ne yapıyorsun burada ya?
Bir boklar karıştıracağınızı anlamıştım!
-[Suzan] Lütfen... -[Neşet] Kalkın.
Şöyle oturun, bir konuşalım.
Hanımefendi, gömlek satılık değil.
Hakan! Yat!
[müzik yükselir]
[çığlıklar]
♪ Bugün sen çok gençsin yavrum ♪
♪ Hayat ümit neşe dolu ♪
♪ Mutlu günler vadediyor ♪
[çınlama]
[nefesler]
-[Hakan] İyi misin? Ha? -İyiyim.
-Ha? -[Neşet inler]
Baba?
Hayır! Yaralısın sen!
Gel.
-[Neşet acıyla inler] -Dayan. Kalk.
[Hakan kornaya basar]
[Hakan] Çekil!
Dayan baba, dayan! Az kaldı, hastane hemen şurası.
[inilder]
[Neşet ] Hastane olmaz.
Beni Fatih'e götür.
Orada bir eczane var, Atak Eczanesi.
Ne eczanesinden bahsediyorsun baba?
Doktor lazım bize, doktor! [bağırır]
Sana gerçekleri anlatmak için hep vakit var dedim.
Ama artık vakit kalmadı.
-Dediğimi yap. -[Hakan korna çalar]
Baba, ne gerçekleri?
[kekeleyerek] Baba, sen şoktasın.
-Baba, ne dediğini bilmiyorsun. -Hakan, sür!
-Az daha dayan baba. Kurtaracağım seni! -[Neşet] Beni o eczaneye götür.
Faysal Bey.
Burası bizim lobi.
[Faysal] Evet.
[Leyla] Bu da Kapalıçarşı'da çalışan çocuk.
Tanıyor musun onu?
İletişim Departmanı'nda işe başvurmuştu.
Ama?
Ama yeterliliği ancak komi olabilecek düzeyde.
Diploması yok? Onu mu demek istiyorsun?
Diploması, network'ü, onu öne çıkarabilecek hiçbir özelliği yok.
Hım.
Sanki beni tarif ediyor gibisin.
Yok, yani Faysal Bay...
Bu farklı bir durum. Siz, Faysal Erdem'siniz.
Teşekkür ederim bana hatırlattığın için.
Benim yaşıma geldiğin zaman sen de unutursun bunları.
Yani Faysal Bey...
O, Kapalıçarşı'da çalışan sıradan bir çocuk.
Ama bir kahraman.
Ona iş teklif edeceğim.
Faysal Bey, siz ciddi misiniz?
Ciddi olmadığımı ne zaman gördün?
Mazhar'a da soralım. Nerede o? Biliyor musun?
Tabii ki bilmiyorum.
Adamların kaçmasına izin verdin ve gömleği kaybettin, öyle mi?
Bak, Suzan'ın hayatta olması iyi bir haber değil.
Gömleğin elimde olması iyi bir haber olurdu.
Anlaşıyoruz, değil mi?
Güzel.
Hangi hastane?
Parasetamol söyledin mi sen oraya?
-Söyleyeceğim... -[Kapı çarpar]
-[Hakan] Yardım edin! -[Kemal] Neşet! Çabuk!
-[Hakan] Baba! -[Kemal] Neşet! Ne oldu?
-[Hakan kekeleyerek] Vuruldu. -Takip eden oldu mu?
Bilmiyorum. Nereye götürüyorsun?
-Ben de geleceğim. -Hayır! Hakan, sen burada kal.
[Neşet] Elimden geleni yapacağım. Hiçbir yere ayrılma sakın.
Beni dinle, tamam mı? Burada kal!
Zeynep, dükkânı kapat.
[Zeynep] Tamam.
İyi misin?
İyi misin?
-Bir yerine bir şey olmadı, değil mi? -Kimsiniz siz?
-Neden buraya getirdi babam bizi? -Sakin ol, dur.
Sakin ol, peşinizde kimse olmadığına emin misin?
-Bilmiyorum. Nereye gittiler? He? -Dur.
Çekil.
Baba!
[anahtar şıngırtıları]
[Hakan] Kimsiniz siz?
Ha?
Kimsiniz?
-[Zeynep] Sakin ol. -Nerede babam?
Nereye götürdünüz onu?
[Zeynep] Sakin ol. Telefonu ver.
Yaklaşma!
Yaklaşma. Polisi arıyorum. Yaklaşma sakın!
-Sakın yaklaşma. Çek elini! -Sakin ol.
[nefes nefese]
Yaklaşma.
[Hakan acıyla bağırır]
[nefes verir]
[homurtular]
[Memo nefes nefese]
[Memo öksürür]
Helal helal.
Abi.
Abi, diğerlerine de söyledim. Tanımıyorum diyorum.
Vallahi tanımıyorum ya.
Aynı masada oturuyorsun ama tanımıyorsun, öyle mi?
Ben masamda oturuyordum, bunlar benim yanıma geldiler zaten.
Kimden bahsediyorsunuz, ben onu da anlamadım ki.
Tam masadan kalkarken ateş edilmeye başlandı.
Ben de kaçtım gittim abi.
Anlamıyor musunuz ya?
Vallahi tanımıyorum.
Peki.
-[Memo] Yapmayın abi! -[adam 1] Amına koyduğumun götü!
Yapma! Yapmayın...
[Memo homurtular]
İyi misin?
Ne yaptın bana?
Eğer sakin olacaksan seni babana götürebilirim.
Nerede babam?
Sadece babamı görmek istiyorum.
[Zeynep] Gel.
Hadi!
Geç.
[Hakan] Neresi burası?
Babam nerede?
Baba!
Baba!
-Nedir durumu? -Kurşunları çıkardım.
Maalesef çok kan kaybetti.
Ne duruyoruz o zaman burada? Hastaneye gidelim!
Ambulansı arayın! Burada olmaz!
Üzgünüm evlat. Bunu yapamayız.
Ne demek yapamayız ya? Ne demek yapamayız?
Babam ölüyor benim burada!
[Neşet] Hakan.
Baba?
Baba. Niye hastaneye gitmiyoruz baba?
Kim bu insanlar? Niye burada duruyoruz baba?
Artık çok geç.
Ama sen emin ellerdesin.
Biliyorum, kafanda çok soru var.
Onlar sana her şeyi anlatacaklar.
Gücünden asla şüphe etme.
Gücün, senin kaderin.
Baba!
[Kemal] Baba!
Hayır. Hayır, baba. Gitme baba.
Baba, bırakma beni. Baba.
Baba, ne olur gitme. Baba, hayır! Baba!
Baba! Hayır, baba!
Doktor, bir şey yapsana! Doktor!
Baba, hayır.
Baba!
Hayır, baba!
Şimdi bizim meslekte bir laf var. Derler ki
"İyi bir yalancı, insanı annesinin öz annesi olmadığına bile ikna edebilir."
[Memo nefes nefese]
Şimdi ben sana bakıyorum ama sen iyi bir yalancı değilsin ya.
Yani bana hikâye anlatma.
Şimdi ben sana insan gibi soruyorum ya.
Yanındakiler kimdi?
[boğazını temizler]
Tamam abi.
-He şöyle ya. Güzellikle. -Anlatacağım.
Anan vardı. Bacın vardı.
Akrabaların falan böyle herkes vardı. Anladın mı?
Böyle acayip güzeldi abi. Biliyor musun? Acayip güzeldi.
Çok böyle...
Nasıl söyleyeyim?
[Memo] Lan! Bırakın lan! Bırak lan!
[Kemal] İç şunu, sakinlersin.
Kimsiniz siz?
[Kemal] Bak, bütün sorularının cevabını alacaksın Hakan.
Ama önce bizim bilmemiz gereken daha önemli bir konu var.
Gömlek. Gömlek nerede?
Ne gömleğinden bahsediyorsun sen? Ben babamı kaybettim daha yeni.
-[Kemal] Gömlek nerede? -Hiçbir şeyden haberi yok ki.
Bak, sana her şeyi anlatacağız.
Ama gömlek nerede? Bunu söylemen şart.
Sende mi?
Gömlek güvenli bir yerde.
Babana çok benziyorsun.
O benim gerçek babam değil.
He?
Neşet, benim gerçek babam değil.
[Kemal] Biliyorum.
Yıllardır bu anı bekliyoruz.
Kimsiniz siz?
[Hakan] He? Ne istiyorsunuz?
[Kemal] Ee...
Baştan başlayalım. Ben, Kemal. Bu da kızım, Zeynep.
Biz, Sadık Olanlarız.
Sadık Olanlar mı?
Neye sadıksınız?
-Sana -[Kemal] Sana.
[Kemal] Yani, Muhafız'a.
Çantada ne var?
Al gömleğini.
Ne bok yiyorsanız yiyin.
Ne yapacağım şimdi? Ne yapacağım?
-Ne yapacağım? -Gel gel.
[Zeynep] İnanamıyorum.
[Hakan] Çıkarın bizi buradan.
Çıkarın bizi buradan dedim!
Bundan kaçamazsın Hakan. Bu senin kaderin.
Seni korumak da bizim kaderimiz.
Tıpkı Neşet gibi.
Neşet Baban da Sadık Olanlardandı.
[kekeleyerek] Siz kafayı yemişsiniz. Sadık Olanlar, Muhafızlar falan!
-Delirmişsiniz siz! -[Zeynep] Hakan. Bak.
Senin bir görevin var. Sen Muhafız'sın.
Muhafız'ın görevi Ölümsüz'ü durdurmak. Bunu anlıyor musun?
Ne? Ölümsüz mü?
-Zeynep, her şeyi sırayla anlatacağız. -[Hakan mırıldanır]
Bütün bunların hepsini bir an önce öğrenmesi gerekmiyor mu?
Kafayı yiyeceğim! Ne oluyor burada?
Gömleği giy ve neler olacağını hep birlikte görelim.
Ne olacak? Ha? Ne olacak?
Görünmez mi olacağım?
Baban sırf bu gömlek için öldürüldü.
Bu sana bir şey ifade etmiyor mu? Giy şu gömleği.
Ver.
Al, giydim.
Ne oldu?
Görünmez mi oldum? Ha?
[Kemal] Hayır.
Yenilmez.
[kurşun düşer]
Şimdi istediğini sorabilirsin.
[jenerik müziği çalar]
Alt yazı çevirmeni: Burak Patan
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.