Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
Cadı!
Beni affet, buna mecburum.
Cadı! Cadı!
Cadı! Cadı!
Onları uyarmayı denedim. Ama beni dinlemediler.
- Onları korumaya çalıştım. - Cadı!
Kahretsin, sağ olun. Otobüsü hiç görmedim.
Ben de.
İnsanlar "görmek inanmaktır." der. Ama bu benim için tam olarak geçerli değil.
5 yaşındayken görme yeteneğimi kaybettim. Kafamdaki anılar...
...artık kendimi bile tanıyamayacağım kadar bulanık.
Artık diğer duyularımla görüyorum. Yağmurun kokusunu, daha başlamadan alabiliyorum.
Ama yağışını izleyemiyorum. Güneşi yüzümde hissedebiliyorum.
Ama doğuşunu veya batışını seyredemiyorum. Ben de dünyayı herkes gibi görmek istiyorum.
Güneşi, yağmuru ve müziği görmek istiyorum.
Eminim müzik muhteşem görünüyordur.
Teşekkürler.
Mutlu yıllar.
- İyi akşamlar, Bayan Wells. - Selam, Miguel.
- Teşekkür ederim. - Rica ederim.
- Zambak. - Daha sabah geldiler.
Güllerin yerine onları koydum. İlk fark eden siz oldunuz.
Yarın için gergin misiniz?
Hayır.
Aslına bakarsan, hayatım boyunca hiç bu kadar korkmamıştım.
Dinle, annem, ameliyatından önceki gece...
...iki kadeh İspanyol şarabı içmişti.
- Ertesi gün uyandığında taş gibiydi. - Sağ ol.
- İyi geceler. - İyi geceler.
Dr. Hoskins'in County General'daki ofisinden arıyorum.
Yarınki ameliyatınız tam vaktinde gerçekleşecektir. Hazırlıkların yapılması...
...için hastanemize 4 saat önceden gelmeniz rica olunur, teşekkürler.
Selam, hayatım. Ben kardeşin. Uçağım 5'de kalkıyor ve...
....sanırım bir gecikme olacak, o yüzden beni doğruca hastaneye...
...götürecek birini ayarlayacağım.
Seni seviyorum, Sydney. Seni görmek için sabırsızlanıyorum. Hoşça kal.
12:10
- GÖZ -
ÇEVİRİ; -- eMrE_bEkMaN --
Kim o?
Bakıcım duyabilir. 12'den sonra çıkmam yasak, eğer yataktan çıktığımı görürse...
...bütün çikolatalarımı alır. Ben Alicia, sıkman için elimi uzatıyorum.
Ben Sydney.
Biliyorum, Sydney Wells. Azıcık çizelgeni okudum da.
Kornea transferi yapmışlar.
- Kaç yaşındasın sen? - 9.5
Kafamda golf topu gibi bir şey var.
Bu hastalık yüzünden bisikletime bile binemiyorum.
O yüzden doktorlar onu çıkarmaya çalışıyorlar.
- Sen ne zaman görebileceksin? - Sanırım, yakında.
Güzel, ben gene gelirim ve sen de beni görebilirsin.
Hoşça kal, tanıştığımıza sevindim.
Bay.
Parmaklarımı hissetmemeye başladım.
Ben de.
Bize müsaade eder misiniz, lütfen?
Evet.
Pekâlâ, Sydney. Sargıları çıkaracağız.
- Hazır mısın? - Evet.
Bu bir.
Bu da iki.
Şimdi, sana gözünü açman için yardım edeceğim, yavaşça.
Tamam.
İşte başlıyoruz.
Çok yavaş, çok yavaş.
Evet, devam et.
Harika. Şimdi bana ne gördüğünü söyle.
Göremiyorum...
Elimi kaldıracağım.
Bana kaç parmak gördüğünü söylemeni istiyorum, anlaştık mı?
Vay canına. Bunlar parmak.
Evet, öyle.
İşte başlıyoruz.
Bütün parmakların.
Evet, çok iyi.
Sydney, uzanıp, elimi tutmaya çalışmanı istiyorum senden.
Sorun değil. Herkes ilk seferde yapamaz zaten. Sorun yok.
- Biraz yanma hissediyorum. - Bu normal mi?
Evet, kesinlikle normal. Çok iyi.
Teşekkürler.
Hayal ettiğin resme benziyor muyum?
Bilmiyorum.
Çok bulanıksın.
Keşke annem ve babam da bunu görebilselerdi.
Evet...
Sanırım bunu senden daha çok istedim, Sydney.
Helen, daha 12 yaşındaydın.
15 yıldır bu günü bekliyordum, ben... şu an kendimi daha kötü hissediyorum.
Olanlar için üzgünüm.
Senin hatan değildi.
Senin hatan değildi.
Üzgünüm.
Sadece zamana ihtiyacın var.
Geçecek.
- İyi geceler. - İyi geceler.
- Seni seviyorum. - Ben de seni.
Sydney, beni görüyor musun?
Eğer göremiyorsan da üzülme.
Kafandaki ne öyle?
Bandana. Büyük babam vermişti.
Belki yarın bir yürüyüşe çıkarız ben de sana parkı gezdiririm.
- Palmiye ağaçları... - Alicia.
Oh, geldim.
- Yakalandık, gitmeliyim. - Hoşça kal.
Lütfen. Gitmek istemiyorum.
Bayan Hillman.
Bayan Hillman.
Onu nereye götürüyorsun?
Bayan Hillman.
Onu nereye götürüyorsun?
Çok soğuk.
Çok soğuk.
Çok soğuk.
Bayan Hillman nerde?
Üzgünüm. Kendisi dün gece vefat etti.
Her şey tıkırında.
Gayet iyi bir iyileşme gösteriyorsun. Göz sulanmaların kesildi mi?
- Sanırım, evet. - Güzel.
- Bu gözler kimindi? - Pardon?
Gözü veren kişi?
Korkarım bu konuda sana yardım edemem. Onlar artık senin gözlerin ve görüyorlar.
Nerden geldiği önem teşkil etmemeli. Acıdı mı?
Evet, birazcık.
Ne zaman daha net görmeye başlarım?
Hastaya göre değişir. Birkaç gün ya da hafta.
Ama asıl mesele görüş netliğin değil. Uzun zamandır kördün...
...o yüzden seni bir uzmana göndereceğim, Paul Faulkner. O sana yardımcı olacaktır.
- İyi misin? - Evet.
- Sana iyi günler. - Sağ ol, Sydney.
- Merhaba. - Hey.
Tur rehberim olmaya hazır mısın?
Gidiyor musun?
Evet, sanırım burada benimle işleri kalmadı. Bu kız kardeşim Helen.
- Helen, bu Alicia. - Merhaba.
- Beraber bir resim çekinebilir miyiz? - Tabi.
- Bene çekerim. - Tamam.
Biliyorum korkuyorsun, Sydney. Ama korkma.
Dünya gerçekten çok güzel.
Çekiyorum.
Benim eşyalarım bagajda, birkaç gün kalabilirim.
Beraber yemek ve temizlik yaparım. Sanat müzesine gideriz.
Sıkıldın mı? Rahatlamak için bir yerlerde duralım ister misin?
Hayır, her gün konuşabiliriz, her zaman beni kontrol etmeye gelebilirsin.
Ben sadece kendi başımın çaresine bakmayı öğrenmeliyim.
Pekâlâ, anlıyorum.
- Evin için yeni lambalar aldım. - Sağ ol.
Hepsini eve koydum.
- Dur, ben yapayım. - Tamam.
Sürpriz.
Daha çok erken. Neden böyle bir şey yaptım, bilmiyorum.
Hayır, hayır. Sorun değil.
- Sizleri tanıyor muyum? - Eve hoş geldin.
Merhaba, Jim. Nasılsın?
- Seni görmek güzel. - Seni de öyle.
Sydney, ben Brett. Eve hoş geldin.
Hey, Syd. Benim Alex, üst kat komşun.
Alex, seni görmek ne güzel.
Ben kuzenin, Sarah.
- Çok uzun zaman oldu. - Çok mutluyum.
Sesimi tanıdın mı?
Merhaba, Cynthia.
- Ben olduğumu nerden anladın? - Nasıl anlamam, Cynthia.
N'aber güzel kız?
- Richard, merhaba. - Nasılsın?
Demek keller böyle oluyormuş.
- Hey, Sydney, nasılsın? - Miguel, sen nasılsın?
Çok iyi görünüyorsun?
Merhaba, canım.
- Nasıl hissediyorsun kendini? - Biraz rahatla.
Merhaba nasılsın?
İyi misin? Su falan getireyim mi?
Ben mutfağa gideceğim. Sen misafirlerimizle kal.
Geldiğiniz için teşekkürler.
1:06
- Selam. - Selam.
Üzgünüm, geciktim.
Onun adı Henry.
- Ben Paul. - Sydney.
Oturmaz mıydın?
5 yaşındayken korneanı zedelemişsin.
Evet, kız kardeşimle ben fişeklerle oynuyorduk.
12 yaşımdayken bir göz nakli denedik ama bünyem onları kabul etmedi.
Ayrıntılı araştırma. Bir daha denedin mi?
Hayır, aslında bütün bu işlerle içli dışlı olan ablamdı.
Bunlar Dr. Haskins'in test sonuçları.
Fiziksel olarak hiçbir sorunun yok. Ameliyat sorunsuz geçmiş.
- Ama muhtemelen bir sarsıntıya girdin. - Neden?
Sen zaten ses, dokunuş ve kokuyu hissedebiliyorsun.
Ama artık, varlığından bile haberdar olmadığın şeylerin saldırısına uğrayacaksın.
Bu da sende yeni bir keşmekeş yaratacak.
Oraya mı, şuraya mı bakıyorum? O parlak nesne önemli mi?
Şu belirsiz şey bana mı geliyor yoksa uzaklaşıyor mu?
Tehlikeli mi, değil mi?
Gözlerin açık olduğu sürece birçok kafa karıştırıcı şey göreceksin.
Yani nasıl konsantre olabilirsin ki? Misal, ben senle konuşuyorum...
...sen ordakine bakıp acaba bu yeniyor mu diye düşünüyorsun.
Bu arada, o bir ananas. Kesip açarsın.
Ananası severim.
Affedersin.
Her neyse, artık görebildiğin için, insanlar senden yapamayacağın şeyler bekleyecekler.
İşaretleri okumanı, vücut dilini, insanların hareketlerini ve yüz ifadelerini tanımanı...
...ve yoluna çıkacaklarını görmeni isteyecekler.
Gözlerin dünyayı algılayış şeklini kontrol altına almak isteyecek.
Ama henüz onlara güvenemezsin, daha değil.
Önümüzdeki birkaç hafta, dünyayı olduğu gibi görebilmen...
...için sana yardım edeceğim, tamam mı?
Bazı şeyler muhteşem, birçok şey de zor olacak....
...ama asıl önemli olan bunlara hazırlıklı olman.
İşte o noktada ben devreye gireceğim.
Bu işte beraberiz.
Beni korkuttun.
Karnemi gördün mü?
Karneni mi?
- Burada mı oturuyorsun, tatlım? - Babam bana çok kızacak.
Karnemi gördün mü?
Kusura bakmayın.
Bir ara alalım.
Üzgünüm. Bana neler oluyor, hiç bilmiyorum.
Gevşe.
Kendini çok zorluyorsun.
Flarmonica'da çalmam için Londra'ya ilk gidişimde...
...çok gergindim. Prag'da en iyi bendim.
Londra'da ise benden iyi yüzlercesi vardı.
Ama Londra'da çok iyi iş çıkardınız.
Hiçbir zaman hazır olduğumu düşünmedim. Ama zamanı geldiğinde...
...her şey yok olmuştu. Sadece ben vardım.
Artık beni tedirgin edecek hiçbir şey yoktu.
Sydney, hazır olacak mısın? Hepimiz sana güveniyoruz.
- Olacağım. - Bundan eminim.
- 42. - 42 mi? Bu bizimki.
- Sen otur, ben getiririm. - Teşekkürler.
Benden öylece kurtulabileceğini mi sandın?
Bunu yanına bırakacağımı düşündün, değil mi?
- Bunu yapacağım. - Pardon.
Sana bunu yapacağını söylemiştim.
Bunu yapacağım.
Ne oldu?
Bir kadın vardı. Üstüme atladı.
Ne kadını?
Ne kadını?
Tanrı aşkına, Sydney artık kendini toparlamalısın, lütfen.
Üzgünüm.
Affedersiniz.
Kusura bakmayın.
Önemli değil.
Evet.
Son test sonuçlarına göre, gözlerinde hiçbir sorun yok.
Belki de testlerde bir sorun vardır.
Testler bize senin normal tepkiler verdiğini gösteriyor.
Hem de yaratıcı tepkiler, tıpkı bir sanatçı ya da müzisyeninkiler gibi.
Bildiğim kadarıyla sen de bir müzisyensin.
Diğer müzisyenlerin benim gördüğümü görmediklerinden eminim.
Benimle gel.
Ben aptal değilim.
Bana dediklerini anladım. Beynim, etrafındaki dünyayı...
...algılamayı öğreniyor. Ama gerçeğe benzemeyen şeyleri...
...görüyor olmak benim için çok yeni.
Bak, sen gerçeksin.
Buradasın.
Derinlik algım ve odaklanmam gelişmemiş olabilir....
...ama sen gerçeksin. Seni görebiliyorum.
Baktığımız şeyleri görürüz. Ama gördüğümüz şeyler...
...bildiğimiz şeylerin etkisi altındadır.
Ve etrafta hâlâ aklına yatmamış olan bir ton şey var.
Ne demeye getiriyorsun?
Bütün bunları uyduruyor muyum yani?
Bunların başıma gelmesini istiyor gibi mi görünüyorum?
Bundan kurtulamayacağını düşünüyorsun. Eskiden daha iyi olduğunu.
Daha özel olduğunu düşünüyorsun.
Kendinin herkes gibi olduğunu daha yeni anlıyorsun.
Yeter.
İlk tanıştığımızda,senin bir pislik olduğunu anlayamamışım.
Çünkü bir pisliğin neye benzediğini bilmiyordun.
Gördün mü? Gelişme var.
İyi akşamlar, Bayan Chaline.
Bayan Wells, yeni televizyonunuz geldi.
Arkadaşım gelip kurulumunu yaptı. - Teşekkür ederim, Miguel.
Ve 200 kanallı bir evrene hoş geldiniz.
- Sağ ol, bay. - İyi geceler.
İmdat.
Ben Helen. Cumartesiye kadar şehir dışındayım. Eğer bana ulaşmak...
...istiyorsanız, mesajınızı bırakın.
Selam, ben Syd. Lütfen beni ara.
Ne yaptığını sanıyorsun sen?
Dr. Paul Faulkner'ın cebi. Bip sesinden sonra mesajınızı bırakın.
Merhaba Paul. Ben Sydney.
Figueroa 4.sokağın köşesindeki...
...bir Çin restoranındayım.
Bana bir şeyler oluyor.
Sana ihtiyacım var, gel lütfen.
Bakar mısınız?
Sydney, benim.
Benim.
Bu yer.
Daha demin buradaydı.
Neden bahsediyorsun?
Bu yer...
Burada bir yangın çıkmıştı, haftalar önce. 5 kişi öldü.
- Bütün gazetelerde ve TV'de çıktı. - Ben buradaydım.
Daha demin buradaydım. Nereye gitti o yer?
- Neler oluyor? - Çok şey oluyor.
Çok şey oluyor. Evim değişip duruyor.
- Duman vardı ve bir adam üstüme saldırdı. - Ne demek "saldırdı."?
Yangındaydı sonra kayboldu.
Her şey kayboldu o yüzden orayı terk etmek zorunda kaldım.
Sonra sokakta yürürken bir kadın içimden geçti.
Tam içimden geçti. Ve gölgeyi gördüm.
Daha önce de hastanede görmüştüm. Ölmüş insanlara...
...bir nevi refakat ediyorlarmış gibilerdi.
Sanki bir şeye kızmışlardı.
Görülmek istemiyorlar.
Bir de bu var. İnsanları, sanki hiçbir şey olmamış gibi görüyorum.
Ama onlar beni görmüyorlar.
Sydney, dinle beni.
Gerçek olmayan şeyleri görüyorum. Görmemem gereken şeyleri.
Daha önce hiç görmediğim şeylerin rüyasını görüyorum.
Bu ameliyatın beni normale döndürmesi gerekiyordu.
Sydney, sorun gözlerin değil.
Bunlar benim gözlerim değil.
- Evet, senin. - Hayır, değil.
Evet, senin.
- Hayır, değil. - Evet, senin.
Beni dinle.
Şu an bir kargaşa içindesin.
Beynine, hayali ve gerçek imgeleri birbirinden nasıl ayıracağını öğretmeliyiz.
Beni dinlemiyorsun.
Benim gördüklerim hayali imge değil.
Ben...
Ne, ölüleri mi görüyorsun?
Değişen odalar, hayalet refakatçiler veya gördüğüne inandığın her neyse gerçek değil.
Değil.
Gerçek değil.
Bana inanmıyorsun.
Sana yardım etmek istiyorum.
Nasıl edeceksin?
İnanmadan bana nasıl yardım edebilirsin?
Binecek misin, binmeyecek misin?
Bu gerçek değil.
Bu gerçek değil.
Bu gerçek değil.
Gerçek değil.
Bu gerçek değil.
Karnemi gördün mü?
Hayır.
Sana söylemiştim.
Karnemi gördün mü?
Kes şunu.
Hayır.
Karnemi gördün mü?
Ben Helen. Hava alanına gidiyorum.
Sen iyi misin?
Beni arar mısın? Cebimden, tamam mı? Lütfen.
Beni korkutmaya başladın, hayatım. Aç şu telefonu.
Bak, eğer açmazsan başkasını arayacağım, Sydney.
Sydney?
- Bayan Wells. - Sydney.
Ben Paul. Orda mısın? İçeri geliyorum, tamam mı?
Bayan Wells.
Bize biraz müsaade eder misin?
Tabi.
Kardeşin aradı ve kaç gündür telefonlara cevap vermediğini söyledi.
Ne bu şimdi?
Tekrar kör olmak mı istiyorsun?
Görmüyorken, en azından bir yaşamın vardı, hayata tutunmuştun, işin vardı.
Şimdi, bu yaptığın ne oluyor?
Sırf korktun diye eski, bin bir zorluklu hayatına geri mi dönmek istiyorsun?
Peki şimdi ne olacak?
Seni bir hastaneye götürüp, şu kesiklere baktıracağım.
Buna gerek var mı?
Var.
Bu işi çözeceğiz.
Onu bütün gece müşahede altında tutun. İşte telefon numaram.
Sydney Wells?
Dönmüşsün.
Alicia.
Burada ne yapıyorsun?
Kafamdaki golf topu gitti, Sydney Wells.
- Ne? - Artık gitmeliyim.
Dur, bekle...
Alicia.
Alicia?
Biliyorum korkuyorsun. Ama korkma.
Çünkü dünya gerçekten çok güzel.
Hayır.
Alicia.
Sakın gitme onunla.
Alicia.
Alicia.
Nasılsın?
Her neyin varsa, tedavi edilmeyecek bir şey yoktur.
Günaydın.
Günaydın.
- Elin nasıl oldu? - İyi.
Alicia'nın annesi bunu sana vermemi istedi.
Sürekli senden bahsetmiş. Son anlarında bile gülüyormuş.
Bu kim?
Sensin, Sydney.
Ben değilim.
Elbette sensin. Başka kim olabilir?
Ne yapıyorsun?
Sydney.
Beni korkutuyorsun?
Ne görüyorsun?
"Hücresel hafıza", tüm canlı dokuların hatırlama yeteneklerinin olduğu teorisidir.
"Hücresel hafıza", verici dokusundaki enerji ve bilginin alıcıya,...
...bilinçli veya bilinçsiz olarak, nasıl transfer edildiğini açıklar.
Son zamanlarda, vericiye ait duygu, düşünce ve bazı niteliklerin,...
...organ nakli yapılan alıcılarda görüldüğüne dair vakalar kayıt edilmiştir.
- Sydney, şu anda konuşamam, toplantıya yetişmeliyim. - Dinle
Ailemde hiç şizofren yoktu...
...hiçbir psikolojik rahatsızlık,...
...migren veya depresyon geçirmedim.
O yüzden, bu kanıtların hatrına, bana deli muamelesi yapma.
Peki, benimle gel.
Alıcının, vericisinin karakteristik özelliklerini gösterdiği organ nakli...
...olayları daha önce yaşanmış.
- Evet, hücresel hafıza. - Evet.
Geçen sene Kentucky'de bir ciğer nakli yapılmış.
Hemen sonrasında, hayatında hiç sigara içmeyen alıcının canı bir sigara çekmiş.
- Verici sigara tiryakisi miymiş? - Sigara markası bile aynıymış.
Birkaç yıl önce de, küçük bir kız kalbini aldığı kişinin cinayetinin...
...çözülmesinde polislere yardım etmiş. Sürekli o kişinin cinayetini görüyormuş.
Kimyevi bir olay varmış...
Peptid, beden ve zihin arasında iletişim kurar.
O zaman benim naklim için de, hafızanın bana geçmiş olduğunu...
...söylemek çok mantıksız değil.
Hayır, çünkü kornea ana organlardan değil. Ana organları değişmeye benzemez.
Ama bir olasılık var, değil mi?
O olasılığa ihtiyacım var.
Vericinin kim olduğunu bulmalıyım.
Her aynaya baktığımda onu görüyorum.
Kim olduğunu öğrenmeliyim.
Bu gizli bir bilgi.
Benden bunu isteyemezsin.
Lisansımı kaybedebilirim.
Lisansın.
Tabi ya. Aman lisansını kaybetme.
Sydney, hadi.
Sydney, bin.
Teşekkürler.
- Kaçıncı kat? - 14.
Affedersiniz.
Pardon.
Teşekkürler.
O burada, değil mi?
Benim Tommy'im.
Bu da neydi?
Tommy kim?
Oğlu.
Nerdeydi ki?
O öldü.
Kimsin sen?
Ne istiyorsun?
Sana yardım etmek istiyorum.
Ama derdini anlatmazsan nasıl edebilirim?
Sydney.
İyi misin?
Sydney, aç kapıyı.
Aç şunu.
Sydney, aç şu kapıyı.
Neler oluyor?
- Onun kim olduğunu öğrenmeliyim. - Kimin?
Vericimin. Onun göz....benim gözlerim...
Onun gördüklerini görüyorum. Ölümünü görüyorum.
- Sydney, lütfen. - Helen, yapma.
Seni seviyorum, ama sen bana yardım edemezsin.
Bu hiç mantıklı değil.
Bunlar bana oluyor.
Ona olan şeyler şimdi de bana oluyor.
Onun kim olduğunu ve...
...ne istediğini öğrenene kadar da, olmaya devam edecek.
Merkeze lütfen.
Hey.
Senin ameliyatın için gelen kornea, Clínica De Santa Haviera Mosianos'tan gelenle uyuşuyor.
Vericin Meksika'danmış.
Seni araba tutar mı?
Neden?
Ne de olsa 15 saatlik yolculuk.
Teşekkür ederim.
Kayıtlara göre vericin Ana Christina Martinez.
Yaşayan tek akrabası annesi, o da bir seramik fabrikasında çalışmış.
Umarım onu bulabiliriz.
Fikrini değiştiren ne oldu?
Ne konuda?
Benimle buraya gelmen konusunda.
Neden gönül rahatlığıyla kariyerimi baltalamama izin vermiyorsun?
Sadece fikrini değiştirmenin sebebini merak etmiştim, o kadar.
Bana inandığın için mi?
Paul, durdur arabayı.
Ne gördün?
Burada bir yangın olmuş. Sürekli yangın görüyorum.
Belki çocuklar bir şey biliyorlardır.
Bütün kapıların kilitli olduğunu ve kimsenin çıkamadığını söylüyor.
Kardeşini kaybetmiş.
Nasıl olmuş?
Bir cadıdan bahsediyor.
Gördün mü? "Bruta"
Evet, daha önce de görmüştüm.
Ne anlama geliyor.
"Cadı" anlamına geliyor.
Kimse yok sanırım.
Hayır, ben burada çalışıyorum.
Peki, Martinez ailesinden konuşacağımız biri var mı evde?
Bayan Martinez burada ama şu an istirahat ediyor.
Bekleyebiliriz. Önemli bir mesele de.
İçeri gelin.
- Buyurun. - Teşekkürler.
Lütfen çok uzatmayın. Kendisi pek iyi değil.
Bayan Martinez, ben Sydney, bu da arkadaşım Dr. Paul Faulkner.
Ne istiyorsunuz?
Sizinle kızınız hakkında konuşmak istiyorduk.
Nasıl öldüğünü merak ediyordum.
Bundan size ne?
İzahı zor bir durum.
Kızınızla aramızda...
...bir çeşit bağ var.
Bunlar onun gözleri.
Görünüşümün kusuruna bakmayın. Çalıştığım bir fabrikada yangın çıkmıştı da.
Kızınız o yangında mı öldü?
Hayır, ama orda çok kişi öldü.
Eğer Ana'yı dinleselerdi, şu an hepsi hayatta olacaklardı.
Nasıl yani?
Bunun bir önemi yok artık.
Ana hiç...
...açıklayamadığı şeyler görüyor muydu?
Sen bir şeyler mi görüyorsun?
Gerçek olmayan şeyler.
Evet.
Ruhani dünyayı görmek korkunç bir şey, değil mi?
Ölümü her gün yaşayan ve huzuru bulmaktan yoksun ruhları görmek.
Öyle.
Ana hep yalnız başınaydı.
Etrafındaki insanlar ona acı çektirdiler.
- Onu suçladılar. - Neden onu suçlasınlar ki?
Küçük bir kızken bazı zamanlar...
...birinin evinin önünde oturur...
...ve öylece ağlardı.
Kısa bir süre sonra o evden biri ölürdü.
Bütün bunlara onun sebep olmadığını, ölümü onun getirmediğini biliyorum.
O sadece ölümü görüyordu.
Bu küçük kasabada bir sürü batıl inançlı insan vardır.
Dışarıdaki çocuklar da, bildiğim kadarıyla bunun bir...
- Ambulansı ara. - Ne?
Ambulansı ara.
Her gece...
...bunu tekrar tekrar yapıyor. Lütfen kurtar onu.
Onu kurtar.
Ne oldu?
Kalp krizi geçiriyor. Hemen hastaneye yetiştirmeliyiz.
Yardım edin de onu arabaya taşıyalım.
Anahtarlar nerde?
Ceketimin sağ cebinde.
Aç kapıyı. Pekâlâ bu taraftan, önce kafasını sokacağız.
Sen diğer tarafa geç. Sok içeri, önce kafa.
- Bacaklarını tutar mısın? - Tamam.
Tamam, kapat kapıyı.
Hayır, hayır al anahtarları, sen sür. Yolu biliyorsun.
Acele et.
Çabuk.
- Ben burada kalmalıyım. - Ne?
Ben iyiyim. Siz gidin.
Hemen geleceğim. Sakın bir yere gitme.
Evet, Ana.
Buradayım.
Ne görmemi istiyorsun?
Paul?
Paul, sen mi geldin?
Ana?
Ana?
Ana, hayır.
Dur. Hayır.
Lütfen. Tanrım.
Hayır, hayır, hayır.
Hadi, uyan.
Ne yapmam gerekiyor?
Lütfen, söyle bana.
Annen seni kurtarmamı istedi. Ama nasıl yapacağımı bilmiyorum.
Ne yapmam gerekiyor?
Ne yapacağımı bilmiyorum.
Ne?
Ne istiyorsun benden?
Söyle.
Lütfen.
Sana inanıyorum.
Gördüklerini gördüm. Neler yaşadığını biliyorum, sana inanıyorum.
Bunlar senin hatan değildi.
Bayan Martinez nasıl?
Başaramadı.
Teşekkürler.
Hey, ahbap. Neler oluyor?
Amerika tarafındaki bir araba kovalamacası yüzünden bütün sınır kapatıldı.
Nerdeyse 1 saat oldu.
Yerinde olsam vakit geçirecek bir şeyler bulurdum.
Harika.
Teşekkürler.
- Ne zamandan beri uyuyordum? - Çok olmadı.
Çok soğuk.
Neler oluyor?
Sanırım sınır civarında bir suçlu takibi falan varmış.
Hadi ya.
Oyun oynamak ister misin?
Anne?
Hadi, arabaya geri dönelim.
Küçük kızı korkutuyorsun. Hadi.
Bekle.
Kızın ödünü kopardın. Hemen arabaya gidiyoruz.
Ne?
Oh, Tanrım.
Sydney!
Kusura bakmayın, iyi misiniz? Üzgünüm.
Gölgeleri görüyorum. Her yerdeler.
Bakar mısınız, lütfen. Açın.
Dinle, bir kaza olacak. Fazla vaktimiz yok.
Lütfen, şoför ile konuşmama izin ver. Olur mu?
Lütfen!
Hanımefendi, ne yapıyorsunuz?
Aman Tanrım.
Anlamıyor musun? Görmemi istediği bu işte.
Rüyamda gördüklerim Ana'nın hayatından değilmiş. Burayı görüyormuşum.
Tam şu anı.
Bunun olacağını bana gösterdi ki, sonum onun gibi olmasın.
Bu insanları kurtarmamı istiyor.
Yapmamı istediği bu.
- Sydney. - Bana inanmalısın.
Bana inanmalısın.
Otobüsü boşaltmalısınız.
Hemen otobüsten inmelisiniz.
Hepiniz... Burada kalamazsınız.
Herkes beni dinlesin. Hemen boşaltın bu otobüsü.
- Terörist saldırısı falan mı var? - Evet.
Aynen öyle. Otobüste bomba var.
- Bomba var. - Çabuk.
Çıkın.
Çabuk, çıkın arabadan.
Herkes.
Hadi. Bu taraftan.
Otobüste bomba var.
Kıpırdayın. Çıkın arabadan.
Hadi, hadi, hadi.
Çıkın arabadan.
Burada kal, bir tanem.
Neler oluyor? Çıkın arabadan.
Anne.
Çabuk. Çekin şu insanları yoldan.
Çıkın hemen arabadan.
Anne.
İyi misin?
Aman Tanrım, kız içerde.
Aç kapıyı.
Yardım et! Lütfen.
Lütfen, bana yardım et.
Yardım et.
Geri çekil. Camı kıracağım.
Gözlerini koru.
Acele et.
Gel bana, canım.
Paul, gidelim.
Acele et.
Hadi, hadi.
Anne.
Onları kurtardın, Sydney. Onları kurtardın.
Bazıları "görmek inanmaktır." der.
Şimdi ne demek istediklerini anlıyorum.
Ana Christina ölümün önüne geçmeye çalıştı.
Ama bunu yapmak için çok acizdi.
Ana ve bendeki şey, hem bir lütuf hem de bir lanetti.
Artık biliyorum ki, gerçekleri görmem için bir çift göze ihtiyacım yok.
Ana'nın bu görme yeteneği, kendi korkularımla yüzleşmemi sağladı.
Bu yeteneği kullanmam, sadece kendimi ve diğerlerini kurtarmayı değil...
...ayrıca Ana'yı hayatında göremediği huzura kavuşturmamı sağladı.
ÇEVİRİ; -- eMrE_bEkMaN --
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.