All language subtitles for Seven Ne Yapmaz 4. BΦlΒm

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

Ozan.

Nazlı.

Getirdin mi yüzüğü?

Bitti değil mi her şey?

Sana ah etmiyorum.

Vah etmiyorum.

Hürsün artık.

Kendine bensiz bir hayat kurabilirsin.

Yüzüğü bulamadım.

Her yeri aradım ama bulamadım.

Özür dilerim.

Yüzüme bakmayacak mısın?

Bir şey söyle bari.

Bir şey yap.

Ne dememi bekliyorsun?

Ben…

Sen…

Ben seni…

Hiç, yok bir şey.

Bulamadım işte.

Özür dilerim. Yapamadım, bulamadım yüzüğü.

Bir an önce bulsan iyi edersin.

Yeter artık!

Bitsin bu iş.

Nazlı! Kızım!

Güzel kızım, gülüyorsun sen. Ne oldu, iyi misin?

Canım.

Kızım.

Neye gülüyor bu şimdi ya?

Anlamadım.

İçinden gelmiştir diyeceğim ama hayırlısı demek daha bir mantıklı geliyor.

Ana, bu kızda bir haller var.

Ana! Oğlanı öldürmüş olmasın?

Tövbe.

Kesin aşağıya itti.

Ya da ne bileyim, kafasını taşla filan ezmiş olabilir yani.

Olabilir.

Tabii. Kimseler anlamasın diye de, cesedi göle attı.

Çeneniz çekilmesin. Tuzsuzlar, uğursuzlar ya.

Kızım.

Hadi anlatsana.

Hadi.

Hadi ya.

Hadi kızım. Heh ne oldu?

Beni seviyor.

Ne?

Ne?

Ne?

Beni seviyor. Yüzüğü avucunun içinde tuttu.

Ama geri vermedi.

Boşanmak isteseydi verirdi.

Beni seviyor.

Of! Nazlı ya!

Ozan.

Beni seviyor.

Nereye gideceğini biliyor musun genç?

Bir bilsem.

Nereye gideceğini bilmeyen gemiye hiçbir rüzgar…

Tamam abi. Tamam. Tamam, ben biliyorum o lafı.

Benim meselem o değil.

Benim meselem.

Ben rüzgârın tersine gitmek istiyorum.

Yani galiba.

Beyhude.

Yorulursun.

Kafam fena karışık vallaha.

Belli.

Havaalanına.

Ya bakışlarını bir görseydin diyorum kardeşim.

Ya bu adamın olayı bu.

Bu adamın olayı bu!

Sen hala bakışına, gülüşüne kanıyorsan hepimize geçmiş olsun.

Heh. Ağzına sağlık. Doğru dedi kız.

Bir sus kız.

Gerçek aşk bu mu ya? Bu adam bu güne kadar neyin arkasında durdu?

Öyle sevmeye, bakmaya gelince sevmek olmuyor efendim.

Senin o ağzından düşürmediğin emek var ya, o emek sokakta bulunmuyor.

Ya sen ne laftan anlamazsın, ne inatçısın be!

Hissettim diyorum ya. Hissettim.

Hem sen orada değildin ki, nereden biliyorsun yalan olup, olmadığını?

Nazlı.

Seven ne yapmaz?

Ne yapmaz ki? Her şeyi yapar.

Ben sana söyleyeyim. Seven, sevdiğini aldatmaz.

Seven yarı yolda bırakmaz. Seven, yalan söylemez.

Seven, bırakıp kaçmaz.

Seven sevdiğinin el, aleme karşı yüzünü düşürmez.

Tamam.

Anladım, haklısın.

Ama ben de haklıyım.

O ho!

Bunun gerçek olup, olmadığını anlamanın tek bir yolu var.

Ozan’ı test edeceğim.

Fatma anam gözden ırak olan, gönülden de olur der. Değil mi Fatma ana?

Doğru kızım, derim.

Sadede gelebilir miyiz artık?

Gözünün önünde olacağım diyorum.

Hiçbir şey anlamadım.

Ya anlamayacak ne var?

İstanbul’a gidiyorum.

Gizem mi yaman? Nazlı mı yaman?

Mantıklı.

Çok mantıklı ya.

Bence de çok mantıklı.

Ama bu sefer sizsiz olmaz Fatma ana.

Peşim sıra, hepiniz geliyorsunuz İstanbul’a.

Nazlı geliyor, Nazlı!

Bak.

Hafta sonu Ozan Ekinsoy’un evinde, bir parti var.

Saat 8’de orada olacaksın.

Ben seni içeri sokacağım. Tamam mı?

Nazlı’da gelecek mi?

Artık onu Ozan’a kendin sorarsın tamam mı?

Selamünaleyküm kardeşim.

Merhaba. Şu adresi tarif eder misin?

Ozan.

Ne oldu kardeşim? Karadeniz de gemilerin mi battı?

O yüzük ne oğlum? Sen o yüzüğü vermeye gitmedin mi?

Kime diyorum?

Alo, oğlum, kime diyorum ya?

Yapamadım.

Neyi yapamadın? Nasıl yapamadın?

Yüzük sende. Sen Kastamonu’dasın. Nazlı karşında.

Neyi yapamadım abi? Kıza bir şey mi oldu yoksa.

Nazlı iyi çok şükür ya.

Ben iyi değilim.

Oğlum anlatsana şu işi doğru, düzgün, lütfen.

Yapamadım işte. Karşısına geçince, veremedim yüzüğü.

Oğlum sanki böyle içimde bir yaprak hışırdadı.

Böyle baktım onun gözlerinin içine…

Birazdan seviyorum lan diye bağıracaksın be!

Seviyorum lan.

Bak kardeşim aşk, sevgi.

Tamam, bunlar iyi güzel ama bunlar üç günlük şeyler.

Bir tarafta da hayatını kurtarmanın bir yolu var.

Hem kendi hayatını, hem de ailenin hayatını.

Sorun da o zaten. Hem de büyük sorun.

Zeynep’i düşünüyorum abi. Zaten babam da gitti.

Şimdi ben de onu yüzüstü bırakırsam, kız perişan olur.

Annem desen beni asla affetmez, yataklara düşer.

Hayatlarını alıştıkları bir biçimde sürdürmeye...

...mecburum.

Ama haklıyım değil mi kardeşim, her söylediğimde?

Sen oradan bana bir shut espresso versene.

Bak bunu da yapmanın bir tek yolu var.

Gizem Haznedar ile iyi geçinmek.

İyi geçinmekten bir tık fazlası olabilir aslında.

Kadın hem güzel, hem zeki.

Uyuzun da en önde gideni.

Ozan!

Selam tatlım.

Ben de kalkıyordum.

Ama ben yeni geldim hayatım.

Sana devrediyorum işte mekânı.

Hadi eyvallah. Görüşürüz.

Görüşürüz.

Ozan! Ozan dur!

Ozan!

Affettin mi beni?

Problem yok, tamam.

Problem yok, tamam.

Ama bir tanem ben senin evlendiğini görünce gerçekten şok oldum.

Yani...

Sema. Ne olur yeter. Tamam.

Peki. Bir şey söyleyeceğim. Neden bu Nazlı denen kızı sır gibi saklıyorsun?

Meraktan öleceğim artık.

Nazlı çok uzakta, çok uzakta bir hayal olarak kaldı.

Hayal.

Vay. Senin ağzından böyle hayal gibi romantik kelimeler duymak gerçekten çok ilginç.

Of Sema ya!

Tamam o zaman tamam, şey...

...sarılalım, barışalım, öpüşelim.

Küs müyüz?

Tamam. Küs değiliz, tamam. Hadi iyi günler.

Tamam o zaman.

Tamam mıyız bebeğim?

Tamamız bebeğim.

Göster bakayım.

Ay bu süper! Bu çok güzel olmuş. Tamam.

Şimdi bunları hemen magazinci Demir’e atıyorsun tamam mı?

Ama hiç zaman kaybetmesin, hemen yayınlasın tamam mı?

Tamam bebeğim.

Bağrı tutuşuk gibi ne gezinip duruyorsun?

Sen biz her köyden döndüğümüzde, ağzın böyle kayacak mı Nazlı?

Benim zaten normal ağzım bu.

Sarı yazmalı Nazlı’yım ben.

Sen söyle bakayım bana derdin ne? Hı?

Planlarımız arasında Nazlı’nın İstanbul’a gelişi yoktu.

Şu an bir çuval inciri berbat etme riskimiz çok fazla.

Ya sen az biraz güven bana ya.

Benim maksadım gerçeği öğrenmek.

Ozan Nazlı’yı seviyor mu, sevmiyor mu gerçekten.

Madem beni dinlemiyorsun.

Al o zaman.

Burada seni ilgilendiren bir şey var.

Boyu devrilsin de, altında kalsın inşallah.

Kalp bırakmadı paramparça ede, ede.

Kendine gel Nazlı, kendine gel.

Bu adama nasıl güvenirsin? Bu adamın olayı bu.

Yüzüğü bulamadım.

Bu adamın olayı yalancılık.

Sen bu yalancıya inanmak mı istiyorsun?

Rezilliğimiz ayyuka çıktı. Paçalarımızdan akıyor, maşallah.

Bir prestij gecesi yapalım, parti verelim dedik.

Başımıza gelmeyen rezillik kalmadı.

Şimdi de bu.

Sen şimdi bunun hesabını nasıl vereceksin Gizem Hanıma? Sen bana onu söyle he Ozan'cım.

Kimin hesabını, kime veriyorum anne ya?

Allah Allah!

Gizem Hanımcım, benim biraz içim kıyıldı da böyle acele ettim.

Kusura bakmayın. Oturun lütfen.

Gizem abla, nasılsın?

Tedirgin olmana gerek yok Zeynepçim, haberleri gördüm.

Ben bu magazincileri gerçekten anlamıyorum.

Yani hiç haberin olmadan oradan, buradan yapıştırıp, yoluyorlar. Ruhun duymuyor.

Dediğim gibi, problem yok.

Zaten beni ilgilendiren bir mesele de değil.

Ozan beyi tanıdık.

Kendisi böyle bir insan işte.

Böyle bir insan derken?

Abi!

Ozan'cım çocuğum

En basitinden sorumsuz.

Partideki rezaletten sonra biraz dikkat etmesini beklerdim ama...

...malum bir de rezaletten bizzat kendisi sorumlu.

Sorumlusu benim değil mi, ben.

Sizi uyarmama rağmen, tanımadığınız insanlarla aranıza mesafe koymayıp, samimi olan sizsiniz.

Kiminle samimi olup, olmayacağımı sizden mi öğreneceğim Ozan Bey?

Bu yaşa kadar ilişkilerimi kendi aklımla yürüttüm çok şükür.

Öyle mi?

Peki şunu cevabını verin.

O herif sizin odanıza girme cesaretini nereden buldu o zaman?

Sen neyi ima etmeye çalışıyorsun?

Çalışıyorsunuz Ozan Bey.

Beni başkasıyla karıştırdınız siz galiba.

Şu yanınızdaki çem…

Ozan Bey. Çemçük ağızlı demeye çalışıyor Gizem Hanım.

Ay Ayşegül ne diyorsun? Çümçük falan.

Onun orjinali Gemçük ağızlı.

Ay Allah’ım oksijen.

Aman neyse.

Bu tartışma gerçekten çok yararlı oldu.

Şükür Allah’ım.

Özellikle sizinle, arama mesafe koymam gerektiğini hatırlamış oldum.

Bak, bak, yorumlara bak bebeğim.

Ay, süper!

Yalnız bir şey diyeceğim, anket açmışlar.

Ozan Ekinsoy’la, Sema Koçak birbirine yakışıyor mu diye.

Oy ver, oy ver Serkan. Hadi bas evete.

Sema'cım tatlım.

Söyle tatlım.

Abi bir düşmedin adamın peşinden ha.

Vallaha şekerim Ozan benimdir, benim olacak, hep benim kalacak.

İşte o kadar.

Sema!

Vallaha şu paparazzilere de yüz verdik, ya görüyor musun şu magazincileri Ozan'cım?

Görüyor musun güpegündüz bizi nasıl çekmişler.

Olacak iş mi?

Sen beni geri zekâlı mı sandın?

Sen ayarladın değil mi bunu?

Ay, ay yok estağfurullah. Yok, Ozan.

Ozan Ekinsoy sen beni itham mı ediyorsun?

İtham falan etmiyorum.

Seni son ama son kez uyarıyorum, beni rahat bırak.

İkimizin arasında artık hiçbir şey olamaz.

Tamam.

Bizim bir an önce bu Recep denen çocuğu bulmamız gerekiyor.

Evet bebeğim.

Allah’ım bunlar ne ya?

Bunun ne işi var ya?

Tövbe. Aha!

Lan benim kafasız oğlanlarım.

Biz İstanbul’a göç etmiyoruz.

Bütün evi niye taşıyorsunuz ya?

Fatma ana!

Hayırlı akşamlar.

Hayırlı akşamlar Sami, hayırdır gece, gece.

Haberler pek hayır değil. Hatice bacının anası ölmüş.

Allah rahmet eylesin ya.

Ay yapma ya? Zehra nene göçmüş mü?

Toprağı bol olsun ya. Geride kalanlara sabır versin.

Âmin. Âmin de, Recep sırra kadem bastı.

Dükkân kapalı, kaç gündür gören yok, telefonuna da cevap vermiyor.

En son geçen gece terminalde, İstanbul otobüsüne binerken görmüşler.

Annesi üzgün.

Cenaze ile mi uğraşsın, Recep ile mi uğraşsın?

Fatma ana bir malumatın var mı?

Yok vallaha nereden olacak?

Nenesinin cenazesini de onsuz kaldıracaklar. Haberin olursa.

Sen merak etme. Ben bulursam Recep’i, kendi ellerimle getiririm buraya.

Tamam, iyi akşamlar.

Hadi iyi akşamlar.

Bana bakın!

Sizin bu işte bir parmağınız var mı? Doğru söyleyin bana ha!

Cenazeyle mi?

Yok, Recep’in kaybolmasıyla.

Yok, vallaha ana.

İki gözümüz önümüze aksın ana, biz de şimdi öğrendik.

Nurcan!

Ben ocakta yemeği unutmuştum da, altını kapatayım yanmasın.

Nurcan! Gel buraya.

Bırak evde yansın, yemek de yansın, buraya gel.

Gel buraya çabuk. Gel, gel, gel.

Nurcan hanım.

Çıkarın bakalım ağzınızdaki baklayı.

Ben malımı tanımaz mıyım ha?

Nerede bu Recep söyle bakayım.

Söyle.

Kolay gelsin, afiyet olsun.

Eyvallah, sağ olun.

Ben bu adrese nasıl gidebilirim acaba?

Bir bakayım.

Oo baya uzak burası.

Nasıl gideceğim?

Buradan minibüse bin, son durakta in.

Oradan metroya bin.

Metroya bindikten beş durak sonra in, sonra vapura bin.

Vapurdan indikten sonra tekrar minibüse bin, bu adrese ulaşırsın.

Allah razı olsun ya.

Ne demek.

Ben köye dönsem daha kolay dönerim zaten sağol.

Hayret bir şey ya. Ne anlattı arkadaş.

Recep geldi.

Bana sordu Nazlı nerede diye.

Ben de...

...dayanamadım.

Dedi Nazlı olmazsa ölürüm falan, filan da deyince...

...ben de...

...Nazlı Ozan’ın yanında, oraya gidersen bulursun...

...dedim.

Güzel.

Sen bunları benden izin almadan güzelce söyledin.

Peki, acaba bu dediğini bana ne zaman söylemeyi düşünüyordun?

Kırmızı karlar yağınca mı Nurcan Hanım?

Ana! Recep cevap vermiyor.

İyi tamam.

Hadi. Başımın garabeleri yürüyün otobüsü kaçıracağız, hadi.

Ya Ozan. Sen beni çok yanlış tanımışsın.

Sinem'cim sende şu Recep’in numarası vardı.

Hemen onu bana at. Arayalım. Bu işi çözelim.

Hemen, gönderiyorum bebeğim.

Ya kardeş, çık gözünü seveyim.

Biz seninle daha çok iş yaparız.

Bende telefonunu unutanın, düşürenin haddi, hesabı olmaz.

Çık gözünü seveyim ya. Hadi.

Vallaha ederi bu. İstiyorsan al, buyur.

Recep açmıyor ya!

Ay vallaha kıracağım bu telefonu artık!

Bir şey diyeceğim. Acaba bu kızı bulup, köye gitmiş olmasın.

Mesaj at o zaman.

Mantıklı. Sinemcim farkında mısın, az önce çok mantıklı bir şey söyledin.

Tamam.

Yalnız bir şey diyeceğim. Bu bizden para da istiyor olabilir.

O zaman mesajda onu da yaz bebeğim.

O da mantıklı.

Anlaşmamızı bozdun.

Bak eğer para istiyorsan.

Para mı?

Bir dakika.

Kaç paradan söz ediyorsun?

Eee. Satıyor musun? Satmıyor musun?

Yok kardeşim. Ben satmaktan vazgeçtim. Hadi eyvallah.

Sen bilirsin abi.

Biz de zorlama yok.

Altın yumurtlayan telefon satılır mı?

Satılmaz. Biz de satmayız.

Bak görüyor musun? Parayı görünce nasıl çözüldü.

Vallaha haklısın. Çocuğun istediği buymuş demek ki.

Yarın sabah buluşuyoruz.

İnan bana, şu hayatta paranın satın alamayacağı hiçbir şey yok.

Haklısın galiba Sinem.

Denizin güzelliğine bak.

Seni yiyeceğim İstanbul.

Lan o seni yeneceğim ulan onun doğrusu!

Kız şu İstanbul’da bir kendinizi kaybetmeyin de önce.

Ondan sonra yersiniz de, yenersiniz de.

Nurcan!

Hah.

Kızım, bak bu seni ilk ve son affedişim ona göre.

Allah razı olsun Fatma ana.

Tamam.

Hikmet, İsmet, Nurcan toplaş şimdi.

Gel, toplaş, toplaş, toplaş.

Beni iyi dinleyeceksiniz tamam mı?

Söyleyeceklerimi harfiyen tatbik edeceksiniz ona göre.

Nurcan sen şimdi nenene gidiyorsun tamam mı?

Tamam.

Nazlı’nın burada bir adrese ihtiyacı var. Onu idare etmen lazım.

Eğer ağzından bir laf kaçırırsan ahdım olsun bir daha yüzüne bakmam.

Tamam, Fatma anam.

Bir daha sözünden çıkmayacağım.

Tamam.

Hikmet, İsmet siz.

Şimdi, dayınların evine varır varmaz ilk işiniz Recep’i bulacaksınız.

İstanbul kazan, siz kepçe o Recep’i bulacaksınız. Anladınız mı?

Tamam anacım.

Evet.

Güzel.

Şimdi 1, Recep’in burada kaybolduğunu Nazlı’ya söylemeyeceksiniz.

Doğru tabii delirir. İstanbul’u başımıza yıkar vallaha.

Tabii canım hiç söyler miyiz yani. Nazlı’yı tanımıyor muyuz biz ya?

Geri zekâlı mıyız biz yani?

2.

Gizem’in, Nazlı olduğunu kimseye çaktırmayacaksınız.

Eğer bir kafasızlık ederseniz, ahdım olsun ki ikinizin de kafasını kırarım ona göre.

Anlaşıldı mı?

Evet.

Evet.

Hadi bakalım şimdi toplaşın, toplaşın gidiyoruz hadi.

Hadi geçin, yürüyün.

Otobüs.

Çay da içelim mi şurada?

Dur şimdi çayın sırası değil kızım.

Şurada otobüsler falan var.

Ay! Anne rahmine geri dönmek istiyorum.

Ozan. Kardeşim!

Siz köye gelmezseniz, köy sizin ayağınıza gelir işte.

Kolay gelsin kardeşim.

Hoş gelmişsiniz.

Ay burada kalamazsınız!

Ay kalamazsınız!

Anne, bunlar kim?

Ay bunlar atasözündeki, insanın istemediği ot evladım.

Bizim kız.

Burada kalamazsınız, çünkü burası artık Gizem Haznedar’ın evi.

Kusura bakmayın, bunlar da uzaklardan gelmişler. Misafirler işte.

Gizem Hanım, ben Orhan Ekinsoy’un kız kardeşi oluyorum.

Adım Fatma. Bu arada eviniz hayırlı, uğurlu olsun inşallah.

Gizem Hanımcım. Onlar da nasıl konuşacaklarını bilmiyorlar tabii.

Uzaktan geldiler. Buraya ait olmadıkları için.

Hoş geldiniz teyzecim.

Bak elin kızı ama, senden daha iyi hatır biliyor. Gelin.

Benimle öyle gelin, falan diye konuşma Fatma.

Yani, misafirlerimiz öyle kapıdan uğramışlar geçici, gidici.

Kısa süreli misafir.

A hayır, hayır. Lütfen burada kalın.

Ev büyük. Hepimize yeter. Kendi eviniz gibi.

Buyurun lütfen, buyurun.

Sağ olasın.

Yerleştirin bavulları.

Siz niye hala buradasınız?

Hemen yola çıkıyorum sahip, merak etmeyin.

Hüseyin abi, Arzu geldi mi?

Geldi. Araçta bekliyor.

Tamam. Sen de lütfen bu sıcakta çok çalışma olur mu?

Sağ olun. Allah razı olsun.

Siz de lütfen dinlenin. Buyurun, geçin. Çok memnun oldum.

Sağol.

Bugün çok mühim bir misafirimiz var.

Kimmiş?

Çok büyük oteller zinciri sahibi, Fazıl Taştan.

Hem bizi ziyaret edecek, hem de sipariş verecek.

Hı.

Ben bu bakışları biliyorum. Sen yine ne oyunlar çeviriyorsun?

Ozan’ı deli edecek oyunlar çeviriyorum.

Şimdi, aile dostumuz Fazıl Taştan ile görüştüm.

Ondan bir şeyler rica ettim. O da beni kırmadı sağ olsun.

Aşk olsun Arzu'cum ben seni kırar mıyım hiç?

Ne istersen. Her zaman.

Bu sektörde sizin sayenizde yer edindim.

Baban beni yetiştirip, kalıcı olmamı sağladı.

Estağfurullah bunu senden bir borç diye istemiyorum.

Aksine sana minnettarım.

Ama anlamama izin ver. Sen Ekinsoy Holding’i aldın. Sonra…

Yok, ben değil. Aslında ablam.

Ne yani? Senin bir ablan var ve ben bilmiyor muyum?

Biz de çok seneler sonra bulduk birbirimizi.

Nazlı çok uzakta, köyde büyümüş.

Sonra da Ekinsoy’ların oğluyla tanışmış.

Ozan Ekinsoy’u bilirim. Hızlı bir arkadaşımız.

Ablanın kalbini kırdı.

Daha fazlası. Ablamla evlendi.

Evlendiği gece onu bırakıp kaçtı.

Kısacası Nazlı’nın dünyasını başına yıktı.

Ozan Ekinsoy bu yaptıklarının hesabınıı misliyle ödeyecek.

Yani anlayacağın Ozan deli olacak.

Ama senin yapman gereken tek bir şey var bak...

...Ozan ne yaparsa yapsın ona yüz vermeyeceksin.

Ne demişler, kaçan kovalanır.

Gizem’e torpil geçiyorsun yani?

Hayır. Onu Nazlı’yla eşitliyorum.

Çok akıllısın kardeşim. Ama Nazlı durur mu?

Nazlı’nın da planları var.

Ozan delirecek.

Kocaman ev değil mi ya?

Sarılır yatarız kardeş, kardeş ya.

Sen niye hayret ettin kara gözlü kızım?

Ay, halasının kuzusu.

Ama yalnız bir şey diyeyim mi? Azıcık zayıf kalmışsın sen ya.

Böyle ekmeğin arasına domates koy ye, soğan koy ye

O güzel yanakların kanlansın değil mi?

Gelin aç bırakmışsın bunu, gelin.

Ya kuzen, kalacağımız yeri göster de biz bir yerleşelim ya.

Ay, Ayşegül tansiyon aletini getir. Çabuk koş Ayşegül, koş!

Koş.

Tamam, efendim, anladım.

Şu anlık hiçbir sorun görünmüyor.

Ablacım ben Ozan Ekinsoy’u nerede bulurum?

Tamam, beyefendi, anladım.

Ablacım. Bu Ozan. Aay!

Hanımefendi dikkat etsene.

Ah yandım! Yandım!

Ana! Ya ağabeycim sen bakmıyor musun önüne? Bu ne dengesizlik?

Ya kaç yaşındasınız anlamadım ki ben amcacım.

Hanımefendi dikkat etsenize biraz.

Görmüyor musun önünü sen ya?

Ben sana Ozan Ekinsoy nerede diyorum. Niye cevap vermiyorsun sen bana?

Ya siz kimsiniz hanımefendi?

Allah, Allah. Ben Ozan Ekinsoy’un nikâhlı karısıyım, ne olmuş yani?

Nerede diyorum ya, söylesene?

Ben Mehmet Nazlı kardeş, hoş geldin.

İyi misin? Bir şeyin yok ya?

İyiyim, iyiyim.

Gel. Buyur gel şöyle.

Gel, buyur.

Oh! Maşallah, maşallah.

İşte koca oda ya saray yavrusu.

Abicim nasıl kalacağız burada hep birlikte? Allah aşkına. Yapmayın ya!

Köy hayatı sana hiçbir şey öğretmemiş kuzen.

İsmet yat bakayım.

Bismillah.

Ben yattım, gel.

Ben de yattım.

Bu da yattı. Gel sen de.

Benim çıkmam lazım. Hadi.

Ya gel buraya oğlum, bir dene ya! Git, işine sonra gidersin, bir dene.

Bak, az öncekine ayaklı başlı derlerdi.

Bu da, ayaklı başlının, ayaklı başlısı.

Nazlı ne yaptı acaba?

Yalnız kaldı değil mi o köyde?

Yok, o da İstanbul’a geldi.

Ne demek İstanbul’a geldi oğlum? Öyle iş mi olur?

Ne yapacaktı, o kadar haberden sonra?

Evde mi oturacaktı?

Artık ne halt karıştırırsan beş dakika sonra haber oluyor.

Bilmez gibi.

Seni öyle kadınlarla görünce çok sinirlendi, çok.

Bari boşanana kadar rahat dursun dedi.

Bildiğin gibi sinirlenmedi.

Öyle, böyle sinirlenmedi.

Yani, benden duymuş olma da, Nazlı’yı biliyorsun. Damarı tutunca.

Abi bir lafı da kıvrandırmadan söyleyin be!

Söyleyelim ne olacak?

Hikmet haklı, çok sinirlendi.

Hatta dedi ki, ben şirkete gideceğim dedi.

Şimdi seni orada da bulamayınca…

Ozan Bey’e vereceğiniz cevaplar konusunda anlaştık değil mi?

Evet Arzu hanım.

Ya Mehmet kardeş, çekilsene. Benim seninle bir işim yok ya!

Çekil işimi göreyim, hadi.

Ya çekilsene kardeşim, geçeceğim!

Bacım, tamam. Tamam ya! Ben sana Ozan’ı bulacağım.

Ama şimdi ne yeri, ne de zamanı. Dur bir Allah aşkına. Bir dur ya!

Ya Allah’ın adını verme bana, Allah’ın adını verme.

Ozan!

Ozan!

Ya çekil!

Ozan!

Nazlı.

Biraz konuşmamız lazım.

Bu olayın hesabını sonra aramızda göreceğiz kardeşim.

Tamam.

Gel şuraya sakin bir yerde konuşalım.

Niye?

Utanıyor musun benimle insanların içinde konuşmaktan?

Elalemin karılarıyla resim çektirmekten utanmıyorsun ama.

Bak, açıklayabilirim.

Bana bak Ozan!

Mahkeme emriyle boşanana kadar, edebinle oturacaksın tamam mı?

Ozan bey!

Merhaba.

Yine ne tür bir rezillik peşindesiniz Ozan Bey? Bu kim?

Şey.

Şey, iş istemeye gelmiş.

Garip.

Ben de, bizim şirkette ona uygun bir iş olmadığını söyledim.

O da gidiyordu şimdi.

Nazlı!

Ozan Bey.

Nazlı! Sen de mi buradaydın kardeşim?

Ya biliyor musun Ozan arabayı park etmemize izin verdi.

Nazlı.

Nazlı, kardeşim.

Ne oldu ya?

Burnu Kaf dağında tutuşuk Ozan.

Gör bak, ben sana neler edeceğim.

Ozan Bey! Gizem Hanım toplantıya özellikle gecikmemenizi rica etti.

Emri olur, tabii. Ben hemen geliyorum.

Kardeşim ne oldu ya?

Ya Nazlı’nın neyi var?

Nazlı nereye gitti?

Dışarı çıktı. Yaş gözünden akıyordu vallaha.

Nereye gidiyorsun? Kuzen! Bak bu da gitti ya!

Nereye gitti?

Kardeşim. Az önce bir kız çıktı mı buradan?

Böyle, sarı bir yazma vardı başında.

Ha, o deli kız mı?

Deli, falan ne biçim konuşuyorsun kardeşim!

Kuzen, arkadaşlara biraz söyle de, ağızlarını toplasınlar yani!

Ozan Bey bir sorun mu var?

Ya kardeşim, sen benim soruma cevap versene.

Sarı yazmalı bir tane kız çıktı mı buradan?

Çıktı. Şu tarafa gitti.

Nazlı! Kardeşim! Koş Hikmet, koş.

Ozan.

Ozan.

Oğlum seni bekliyorlar! İyice kaybettin kendini ya. Hadi.

Doğru diyorsun Mehmet.

Hadi.

Garipmiş. O gariplere kurban ol sen be.

Oğlum, hani boşanıyordun sen? Hani kapatıyordun bu mevzuyu?

Ulan her gün bir olay. Her gün kavga, dövüş ya.

Doğru diyorsun Mehmet. Yakında isyan bayrağını çekeceğim vallaha.

Bir yanda dünyanın kendi etrafında döndüğünü zanneden kadınlar...

...bir yandan Nazlı, bir yandan ev.

Bak kardeşim, sırasıyla düşün.

Dem bu demdir.

Şimdi, senin önceliğin ne?

Aileni kurtarmak değil mi?

O zaman önce bunu yapacaksın sen.

Sonra sırasıyla her şey çözülür zaten ya.

Katlanabilirsem çözeceğim inşallah.

Siz ne yapıyorsunuz hala burada?

Nazlı iyi mi bir baka…

Gizem iyi mi diye.

Gizem Hanım iyi mi diye bir bakalım dedik.

Maşallah kardeşime ya.

Bizim toplantıya yetişmemiz lazım.

Sonra görüşürüz.

Görüşürüz. Biz de Recep’i arayacağız zaten.

Ne?

Aramayacağız.

Hay kafana taş düşsün Hikmet!

Recep’i niye arayalım kardeşim ya değil mi?

O düşen taş ta gırtlağını tıkasın da, nefes alama Hikmet.

Değil mi efendim?

Hikmet abi! Nerede Recep?

İstanbul’da.

Nasıl? Başına bir şey mi geldi?

Kayıp.

Ne!

Peki, niye gelmiş buraya?

Seni aramaya geldi işte.

Of!

Sorma.

Nenesini kaybetti. Nenesi öldü.

Hakkın rahmetine kavuştu. Allah rahmet eylesin.

Ölmüş mü? Ay! Allah rahmet eylesin ya!

Ya biz de onu arıyoruz işte, bulamıyoruz, telefonuna ulaşamıyoruz.

Biran önce köye göndermemiz lazım.

Tamam, tamam. Hadi ben de geliyorum.

Olmaz! Bizim toplantıya yetişmemiz lazım.

Ama yok, hayatta bırakmam onu.

Recep’i kurda, kuşa yem edemem.

Ya şimdi biri gelecek, Ozan filan görecek lütfen.

Umurum değil Arzu.

Benim çok umurum ama.

Tamam, o zaman şöyle bir anlaşma yapalım.

Ben babamın güvenlik görevlisine haber vereyim.

O pansiyondur, karakoldur, hastanedir, neresiyse baksın, bulsun. Tamam mı?

Recep bulunacak, merak etme.

Hem sen ne yapacaksın tek başına İstanbul’da?

İyi tamam.

Haber gelirse beni mutlaka arayacaksınız tamam mı Hikmet abi, İsmet abi?

Hadi.

Hadi.

Hayırlı toplantılar.

Ah ulan Recap ya. Başımıza ne işler açtı ya.

Strese girdim ya!

Hadi, hadi.

Ne sıcak be canına yandığım.

Buyur abi, al.

Allah'ın suyu abi.

Oh, oh.

Abi ne yaptın sen ya? İçin yanmış senin.

Benim içim yanmasında, kimin yansın kardeşim?

Parasızlık bir yandan, gurbet bir yandan.

Özlem öteki yandan.

Amma da adamına anlattın be abi.

Elimden bir şey gelmez.

Ama istersen dinlerim.

Anlatırım, anlatmasına, anlatırım da.

Nereden başlayacağım ki hikâyeye, çok uzun.

Dur, dur, dur, dur ben sana benim...

...Nazlı’mı anlatayım, güzel yüzlü Nazlı’mı anlatayım sana.

Bak.

Bak. Benim köyde bir aşkım var, adı Nazlı…

Soydular beni!

Abi sen niye polise gitmedin?

Hem adamları filan bulurlardı belki.

Polis olmaz lan!

Niye ki abi?

Polise gidersem anama haber verirler

Anama haber verirlerse de anam, köye dön der.

Ben Nazlı’yı bulmadan köye dönmem, dönemem.

Ama Nazlı’nın karşısına da, bu halde çıkamam.

Benim...

...üstüme, başıma bir çeki, düzen vermem lazım.

Dur lan! Dur, bak bir de benim...

...şu adrese gitmem lazım. Biliyor musun sen burayı?

Burası az uzak.

Ama yaparız bir şey abi. Önce senin faça düzeltmemiz lazım.

Hadi gel, hadi!

Hadi abi.

Benim param yok ha!

Vallaha yok! Hepsini çaldılar.

Tamam sen hadi gel..

Hepsi gitti ama ha!

Tamam, dert değil abi, tamam.

Tamam. Güvenlik planımız şu.

Eğer biri bir şey yaparsa, topukluları çıkarıp, kafasına geçiriyoruz.

Tamam bebeğim.

Tamam mı?

Tamam.

Aaaah!

Aay!

Ben bir an şey yaptım. Oh, kediymiş.

Ben aslında çok serinkanlıyımdır ama...

...ne oldu böyle anlamadım. Sen böyle birden şey yapınca.

Yok, ben de sen şey yapınca, yoksa hiç korkmam böyle şeylerden biliyorsun yani.

Kediymiş.

O zaman gidelim.

Bu taraftan.

Gidelim.

Ne haber kardeş?

Vallaha ne olsun ya, koşturuyoruz.

Bekleyelim bakalım ne olacak.

Pardon! Merhaba.

Merhaba.

Biz Recep Beyle görüşecektik de, siz tanıyor musunuz acaba?

Tanıyorum. Siz şurada beş dakika oturun.

Ben beş dakikada alayım geleyim size.

Eh madem.

Buyurun, buyurun rahat edin.

Teşekkürler.

Rica ederim ne demek?

Hoş geldin.

Fazılcım, ya bugünlerde hiçbir şey, bu sürprizin kadar beni mutlu edemezdi.

İnan birlikte vakit geçirebilmek için sabırsızlanıyorum.

Tabii çalışmak için de.

Sen gelmeden sima olarak tanıştık.

Ama arkadaşları daha yakından tanımak isterim.

Tabii, zevkle.

Arzu, en yakınımdaki isim.

Hem danışmanım, hem dostumdur

Genç yaşta olmasına rağmen sektördeki en iyi isimlerden biri.

Şey.

Arkadaşlar, tasarım departmanından.

Mehmet Bey, uygulama şefimiz.

Hiçbir iş, onun onayı olmadan geçmez.

Evet.

Saatimiz akıyor.

İstersen bu tanışma faslını geçelim, bu sıkıcı kısmı.

Sonra kendimizi dışarı atarız. Hadi işimize dönelim.

Kesinlikle haklısın.

Arkadaşı bir yerden gözüm ısırıyor.

Tanışmış olabilir miyiz?

İş istemeye gelmiş.

Garip.

Ben de, bizim şirkette ona uygun bir iş olmadığını söyledim.

Yok ya. Fazıl'cım sanmıyorum yani.

Kendisinin hem bulunduğumuz okullarla, hem bulunduğu yerle pek bir ilgisi yok.

O da gidiyordu şimdi.

Ben ne yapıyorum ki burada? Nasıl bir adamım ki lan ben?

Ozan bey!

Rica etsem acaba projeksiyonla siz ilgilenir misiniz?

Ufak bir sunum yapalım.

Olur vallaha. Doğru.

Oğlum, anahtar üstünde lan.

Mersi canım, sağ ol.

Ay çayı dökecektin!

Çantalar, ay çantalar gitti!

Tamam, tamam. Dur bir soralım

Şey bari bir yardım etseniz, çantayı çaldılar…

Yok kızım yok, yok. Bunlar kesecekler bizi burada.

Çantaları çaldılar bari gidelim.

Ama çantalar…

Ne çantası. Kesecekler bizi, yürü artık.

Sinem, Sinem araba!

Ay gitti! Ay gitti, araba da gitti, çanta da gitti.

Para da gitti! Ay yok!

İmdat! Ay polis yok mu?

Arayalım.

Telefonu ver. Ver.

Ara. Ara.

Bildiğin gibi, çok uluslu bir oteller zinciri markasıyız.

Dünyanın çeşitli yerlerinde de yeni otel projelerimiz var.

Peki. Bizden beklentin nedir?

Eskiden olduğu gibi, bu işin altından da beraber kalkalım.

Anlaştık.

El sıkışalım. Detayları sonra konuşuruz.

Yalnız, işle ilgili titizliğimi bildiğini varsayıyorum.

Şüphesiz.

Arkadaşlarım gün içinde, ekiplerinle gereken bilgileri paylaşacak.

Ama başlamadan önce senin zekice sorularını yanıtlamam gerektiğini biliyorum.

Fazıl.

Yanıtları kutlama yemeğini yerken değerlendiriyoruz öyleyse.

Ozan Bey. Kız arkadaşınız arıyor galiba.

Acildir belki, açın isterseniz.

Açın da kurtarın bizi Ozan Bey.

Toplantıdayım.

Bitti toplantı, bitti Ozan Bey. Rahat olun siz.

Söyle.

Ne?

Neredesin sen?

Geliyorum hemen.

Ozan Bey, bu arada kutlama yemeğini nerede yapalım dersiniz?

Eğlence sektörünü çok iyi bilir kendisi.

Hani bu çarşaf, çarşaf fotoğraflarınızın çıktığı bir yer vardı ya, neydi adı?

Good Moon.

Aynen. Oraya rezervasyon yapmanızı rica edebilir miyim?

Kaç kişi?

Dört. Mehmet Bey’in mutlaka katılmasını istiyorum.

Ay çok özür dilerim sizi unuttum, beş.

oyulduğumuz yetmezmiş gibi bir de böyle, arabamız çalınmaz mı?

Şaka gibi ya!

Ama Allah’tan telefonlar çalınmadı, bir şey olmadı da o saçma sapan, izbe yerden bir an önce kurtulduk.

Kafamıza güneş geçti resmen ya!

Hayır, ben anlamıyorum ki abi. Amacınız neydi yani?

Ben de sizi akıllı bir şey zannederdim ha. İki akıllı kadın.

Kadın başınıza ne işiniz var abi sizin orada?

Ne? Kadın başımıza mı? Şaka mı yapıyorsun tatlım sen? Şaka mısın?

Ay bunun kadınlıkla ne alakası var? Her şeyi oraya bağlamayın bir kere.

Hayır, yani bizim orada başımıza bir şey gelseydi, kötü bir şey gelseydi biz kaşınmış mı olacaktık?

Bu bizim yüzümüzden mi olacaktı?

Yani bunun, oradaki yüzünden pislik akan adamların hiçbir suçu yok mu?

Tamam, tamam. Haklısın, özür dilerim.

Haklı tabii.

Haklıyım tabii. Tabii ki haklıyım.

Bir şey diyeceğim.

Acaba bu fakir köylü, o gün Ozan’ı dolandırmak için şirkete gitmiş olmasın?

Yani hala Ozan’ı magazinlerden falan takip ediyorsa eğer onu zengin sanıyor olabilir.

Olabilir.

Olabilir.

Ne var bunda bu kadar gülecek ben anlamadım.

Kazdığın kuyuya düşmek diye buna diyorlar galiba.

Ya siz hangi akla hizmet gittiniz oralara?

Ay, Ozan'cım biz nereden bilelim yani o köylünün içinden böyle kurnaz bir dolandırıcının çıkacağını.

Hayır, başımıza bunların geleceğini nereden bilebilirdik ki?

Ayrıca sana telefonda söyledim, o gün şirketin önünde böyle tırım, tırım dolaşıyordu.

Ozan, Ozan, Ozan diye her yerde yani.

Aslında biz senin için şey et…

Tamam, tamam, tamam anlaşıldı.

Siz bir umut Recep sayesinde Nazlı’ya ulaşırız diye düşündünüz. Sonra da...

Hay Allah'ım ya!

Tamam, Ozan'cım, tamam. Yani güldük, eğlendik, yeter, bitti.

Ben zaten o köylüyü bulacağım.

Gününü de göstereceğim ona.

Ayrıca hemen polise gittik.

Ne yaptınız?

İşte polise gittik.

Recep denen hırsızın eşkalini falan çizdirdik ki, bir an önce yakalansın, hapse tıkılsın, bir daha da hiç çıkmasın.

Ya Recep öyle bir insan değil Sema.

Ne hırsızlığından bahsediyorsunuz?

Siz bizzat gördünüz mü Recep’i?

Hayır. Görmedik ama. Sonuçta adamlarını göndermiş yani Ozan'cım adam profesyonel.

Bak Sema. Bu Nazlı meselesiyle, Recep’e falan uğraşmayı bırak.

İnsanları rahat bırak. Zaten herkesin canı burnunda, bir de sen dert olma.

Hadi eyvallah.

Abi!

Gel, gel.

Lan. Garip ne yapıyorsun?

Gel lan buraya.

Lan Garip! Lan elalemin gömleğini ne yapacaksın?

Biraz sessiz olsana.

Garip! Beni sinirlendirme. Ne lan bunlar?

Abi al işte.

Lan!

Ne yapacağım ben elalemin gömleğini, pantolonunu?

Abi sen saf mısın, yoksa benimle kafa mı buluyorsun? Al işte.

Olur mu ulan öyle şey? Seninle kafa bulur muyum ben?

Anam da bana saf derdi.

Hadi götür onları yerine.

Abi sen saçma mısın ya? Al işte.

Konuşma lan. Recep abine cevap verme.

Çekil bakayım.

Bismillahirrahmanirrahim.

Dikkat et abi.

Hep senin yüzünden. Sus lan, sus.

Sen kimin çamaşırını alıyorsun?

Ben almadım.

Yetişin yetişin!

Yetişin, yetişin hırsız var!

Annem! Annem! Tamam.

Garip. Bundan sonra hırsızlık etmeyeceksin.

Tamam.

Çok günah. Söz ver.

Söz.

Söz ver.

Söz.

Aferin.

Gel otur.

Lan.

Sen de mi garipsin?

Sen de mi garipsin?

(Şarkı) Pınar başından bulanır, canım oy.

İner ovayı dolanır, canım oy.

Pınar başından bulanır, canım oy.

İner ovayı dolanır, canım oy.

Sen de çok haller bulunur, canım oy.

Dağlar duman olur.

Çayır çimen olur.

Ben yari görmezsem.

Halim yaman olur.

Halim yaman olur vay, vay.

Ben yâri görmezsem.

Halim yaman olur.

Halim yaman olur vay, vay.

Hiç ovaya inmedin mi, canım oy?

Aşk oduna yanmadın mı, canım oy?

Hiç ovaya inmedin mi, canım oy?

Aşk oduna yanmadın mı, canım oy?

Can yakmaya doymadın mı, canım oy?

Dağlar duman olur.

Çayır çimen olur.

Ben yâri görmezsem.

Halim yaman olur.

Halim yaman olur vay.

Recep’ten bir haber var mı?

Henüz bir haber yok.

Ama otel, kaydını mutlaka emniyete bildirecektir.

Ben ilgileniyorum. Savcı bir arkadaşım var, ondan yardım da istedim.

Recep bulunacak merak etme.

Şimdi. Bu akşam Ozan Ekinsoy’un nasıl canına okuyoruz, planlarımızın üzerinden bir daha geçelim mi?

Tamam, geçelim.

Bakalım Ozan Ekinsoy, Nazlı’yı ne kadar seviyormuş, göreceğiz.

Göreceğiz.

Zeynep sen mi geldin?

Hala ne yapıyorsun sen ya?

Bekâr bir adamın odasına pat diye dalınır mı hiç? Ya çıplak olsaydım?

Çok haklısın ya! Bekâr adamın odasına böyle, pat diye dalınmaz.

Ama sen ne bekârsın, ne de adam…

Hadi neyse. Devamını getirmeyeceğim. İçime atıyorum. Hadi.

Halacım benim biraz acelem var da. Daha sonra konuşsak.

Bana bak, oğlanım. Sen bugün Nazlı kızıma ne dedin? El alemin önünde?

Hiç.

Hiç.

İş mi arıyor dedin sen ha?

Gariban mı dedin benim Nazlı kızıma?

Yine herkesin önünde yüzünü yere mi eğdirttin benim Nazlı kızımın?

Özür dileyeceğim Nazlı’dan.

Şu yemek işi bitsin, sen sonra bana adresini verirsin.

Yok. Yok, öyle artık, yok.

Bundan böyle, onun kapısının eşiğinden senin ayak parmağın bir geçsin...

...şimdi bak yukarda Allah var, yeğenim falan dinlemem.

Sen ne yapacağımı biliyorsun. Biliyorsun.

Ay Fatma Hanım, görümcem! Yani beni rahat bırakmıyorsun, bırakmıyorsun.

Bari çocuklarımı rahat bırak.

Yani mesela, bu çocuğun bu akşam çok önemli bir iş yemeği var.

Lütfen, ne olur ya.

Suni gündemlerle şu çocuğu yorma. Yorma.

Biz yeğenimle konuşup, anlaşıyoruz kendi aramızda. Değil mi?

Sen öyle her işe karışma gelin.

Ayrıca sinsi gibi de benim peşimde dolanıp durma.

Görevim.

Ya tamam mı? Hadi, ikinizde beni rahat bırakın.

Geç kalıyorum, benim daha hazırlanmam lazım. Hadi.

Hadi Ozan kardeşim ya! Açmıyor mu?

Alo. Ozan kardeşim nerdesin sen ya?

Başımıza neler geldi bir bilsen yani.

Nazlı!

Evet, doğru duydun Nazlı’yı kaybettik.

Vallaha İstanbul kazan, biz kepçe her yeri aradık, baktık ama bulamadık.

Bulamıyoruz Nazlı’yı ya!

He vallaha. Başına bir şey gelmesinden korkuyoruz. Çık, gel çabuk!

Nasıl? Nasıl kaybettiniz oğlum?

Nerede kaybettiniz? Nasıl ya?

Tamam, ben hemen geliyorum. Siz nerede kaybettiniz tam olarak, bana onu söyleyin geliyorum.

Ne oldu, ne oldu? Ne dedi? Bir şey dedi mi?

Geliyor.

Oh, çok şükür Ya Rabbim!

Nasıl korktum biliyor musunuz? Fatma anam beni affetmeyecek diye, ama nasıl?

Vallaha yanlış anlama ama bir kez daha kendi başına iş yaparsan...

...anam senin bu sefer sırtında oklavayı kırar yani. Kırmaz mı?

Siz de beni iyice köstebek ajanı bellediniz.

Ben hiç öyle bir kadın mıyım? Aşk olsun yani İsmet.

Ya saçma sapan konuşma İsmet ya.

Hem benim tek amacım, aşıklara yardım etmekti.

Recep'i öyle görünce.

Ya neyse ne ya.

Bunu sabaha kadar konuşmanın bir faydası var mı, yok.

Yani, Ozan Bey yolda. Operasyon başlasın.

Bir dakika, bir dakika.

Benim kafam karıştı.

Nazlı şu an tam olarak nerede?

Nazlı şu anda yok.

Yok. Ama Gizem, iş yemeğinde Ozan’ı bekliyor.

Ya biz bu Ozan’ın üstüne çok mu gidiyoruz ya?

Çete olarak çok yükleniyoruz çocuğa sanki.

Saçmalama kardeşim.

Nazlı’nın Ozan’ı vurup ta mezarında çürütmediğine dua etsin yani.

Doğru diyor vallaha.

Haklısın.

Doğru.

Karanfil mi var bu çayda?

Tomurcuk.

Partide de bütün gözler üzerinizdeydi tabii.

İzninizle ben Ozan’ı yine bir arayayım.

Oğlum ne oldu?

Oğlum yalakalığın da bir adabı var yani.

Kardeşim ben, Ozan geç kaldı diye.

Yani yoksa...

Hı.

Hadi be Ozan! Hadi be oğlum be!

Gör bakalım garip Nazlı, ortalığın tozunu attırıyor mu, attırmıyor mu, Ozan efendi?

Bir şey düşündün değil mi şu anda…?

Abi ne yaptınız siz?

Bir insan nasıl kaybedilir bana bir anlatır mısınız bunu ya?

Evet anlatırız. Yalnız acilen Nazlı’yı bulmamız lazım kuzen.

Yani sonradan çok pişman olabiliriz yani.

Yani çok haklısın bence de yani.

İyi de nereye gitmiş olabilir?

Nazlı nereye gider ya koca İstanbul’da?

Mehmet.

Oğlum bitmiyor ki benim başımın belası ya!

Ya idare etmen lazım. Dur, dinle bir şimdi.

Nazlı kayboldu. Benim onu bulmam lazım.

Anlatacağım, anlatacağım sonra. Şimdi acelem var benim. Tamam mı? Hadi, hadi.

Ne münasebet nedenini söyleyemem, Mehmet Bey?

Gizem Hanım, lütfen benden daha fazlasını istemeyin.

Hiç sinirlerini bozma Gizem'cim. Rica edeceğim.

Rica edeceğim. Hadi gel seninle barda bir drink alalım şöyle boğaza karşı.

Ya sahiden alalım.

Sorumsuz insanların, zamanımızı...

...ve neşemizi çalmasına izin vermeyelim.

Fazıl'cım, sen o barı çok seviyordun değil mi?

Çok.

Unutmadım.

Hadi gidelim tatlım.

Hadi gidelim.

Kardeşim, Gizem Hanımlar nereye gidiyor?

Biraz sinir de var herhalde.

Drink almaya Serkan.

Drink almaya, kardeşim.

Nazlı!

Buyrun.

Çok özür dilerim.

Tövbe Ya rabbi.

Kuzen!

Kuzen!

Böyle bulmamız imkânsız.

Allah’ım ya başına bir şey geldiyse?

Geldik, hazırız.

Hepsi benim yüzümden.

Dur bakalım ya. Sıkma canını. Nazlı akıllı kızdır.

Korur kendini. Kendine bir şey yaptırmaz.

Hem, belki köye geri dönmüştür yani.

Evet. Geldiği gibi gitmiştir belki de.

Hani nasıl geldiyse öyle yani.

Tabii ya! Otogar.

Yürüyün, otogara gidiyoruz, yürüyün! Yürü, yürü!

Nazlı!

Nazlı!

Nazlı.

Ozan!

Nazlı nerdeydin? İyi misin? Seni çok merak ettim.

İyiyim.

Bir şeyim yok.

Yalnız kalmak istedim biraz. Sonra da…

Nasıl böyle bir şey yaparsın ya?

Nasıl bir şey?

Nasıl başını alıp gidersin?

Sen bana hesap mı soruyorsun?

Sen benim karım değil misin?

Ben senin hiç bir şeyinim.

Hiç bir şey.

Çekil önümden!

Ölüyordum ya meraktan!

Benim için ne kadar önemli bir iş toplantısını bıraktım da geldim ben biliyor musun?

Bırakmasaydın. Çağıran mı oldu seni?

Bak Nazlı, burası köy yerine benzemez.

Öyle elini kolunu sallayarak, gece vakti buralarda dolaşamazsın.

Yanımda durma istersen. Bir gören falan olur, utanırsın.

Özür dilerim.

Özür dilerim ya, özür dilerim. Ben senden utanmıyorum.

Bak sadece...

...iş yerimin sahipleri katılar biraz.

Tamam mı? Pek müsamahaları yok.

Yani onlar patron, ben ne derlerse yapmaya mecburum.

Bırak o zaman Ozan.

Al ananı, kardeşini gel, köye gidelim.

Hep beraber.

Mutlu, mesut yaşayalım.

Yapamam Nazlı.

Neden?

Çünkü korkuyorsun.

Bu koca şehri, arabaları, boyalı kızları bırakmaya hiç cesaretin yok.

Ama ben sana bir şey söyleyeyim mi?

insan kaybetmekten korkarsa...

...her şeyini kaybeder.

Özür dilerim, açmam lazım.

Alo, Ozan, kardeşim.

Bak bu Gizem Hanım, aldı başını gitti bu Fazıl denen hıyarla.

Çok sinirli, bak işten kovulman an meselesi.

Geliyorum, bekle beni. Ayrılma bir yere.

Nazlı, hadi kardeşim, gel gidelim.

Nereye gidiyorsunuz?

Nurcan’a ya. Nenesinin evi…

Nurcan’ın evi nerede? Gelmek istersem.

Mümkün değil yani. Bunu sana söyleyemeyiz. Anamızın kesin talimatı var.

Nazlı size emanet.

Gözünüzün önünden ayırmayın.

Kardeş. Seni de vallaha sürüklüyoruz oraya, buraya ya.

Asla. Olur, mu öyle şey?

Kusura bakmayacaksın artık.

Hatta eğleniyorum bile diyebilirim.

Ozan Ekinsoy. Zamanında benim de çok yakın bir dostumun kalbini kırmıştı.

Aa! Gerçekten mi?

Evet.

İşte erkeğin en iyisi, yedi kazık üzerinde geberir inşallah!

Kardeş sen farklısın, sen başkasın yani, sana demedim ben.

Yanlış anlama.

Fazıl beyle eski arkadaş mı bu Gizem Hanım?

Evet, evet. Onlar Avrupa’daki okul yıllarından beri arkadaşlar.

Pardon.

Alo.

Efendim babacım.

Evet, evet her şey yolunda.

Fazıl! Geldi.

Hem de nasıl işe yaradı.

Mehmet.

Kardeşim.

Ya hiç başlama Serkan, hiç başlama.

Sen nasılsın? Ben de seni çok özledim.

Seni seviyorum.

Neredeler? Çok mu geç kaldım?

O kadar geç kaldın ki, artık erken gelmene gerek kalmayacak.

Gizem Hanım seni kovmaya karar verdi. Biz de savunamadık haliyle.

Abi zaten yalan, dolan, gizli, saklı sevmem, tamam mı?

Kadın sorunca cevap veremediğime sinirlendi haliyle.

Ama acele edersen bir şansın olabilir belki.

Nasıl, nereye?

Şimdi Fazıl Bey, Bebek’i çok seviyormuş.

Orada manzaraya karşı birer drink içelim dedi.

Tahminimce hala yoldalardır.

Yani acele edersen bir şansın olabilir.

Nasıl ya? Gidip ayaklarına mı kapanacağım?

Neden olmasın?

İnsanları süründürmek hoşunuza mı gidiyor acaba?

Bazıları hak ediyor. Boş versene sen.

Bu arada...

...gizli, saklı falan derken, bana bir şey mi demek istediniz?

Ben anlamadım da.

Yok.

O zaman ben kalkıyorum.

Peki.

İyi geceler.

İyi geceler.

Ya çok alemmişsin gerçekten. O zaman …

Gizem Hanım!

Ozan bey!

Ne yapıyorsunuz burada?

Ben geldim ama yoktunuz. Asıl siz ne yapıyorsunuz burada?

Fazıl beni buraya davet etti, ben de reddedemedim.

Zaten ikimiz de burayı çok severiz değil mi Fazıl'cım?

Bora Beydi değil mi?

Ozan.

Ozan benim adım.

Biraz geç kalmadınız mı?

Yemek bitti.

Biraz yalnız konuşabilir miyiz sizinle.

Yok, Fazıl’ın yanında da her şeyi konuşabiliriz, problem değil.

Yakınlığınızın farkındayım ama bu kişisel bir mesele.

Tamam anladım.

İşten atılmanızla ilgili konuşmak istiyorsunuz.

Yoksa başka, nasıl bir kişisel meselemiz olabilir ki?

Beni daha ne kadar aşağılamaya devam edeceksiniz?

Buyurun.

Bekliyorum. Tokat falan da atmak ister misiniz?

Biraz yavaş yalnız.

Sesinizin tonuna dikkat etseniz iyi olur.

Dikkat etmezsem ne olur?

Fazılcım, ben hemen şimdi bir, iki dakika konuşup geliyorum.

Tabii tatlım.

Tamam.

Ne oluyor Allah aşkına? Olmanız gereken yerlerde yoksunuz.

Davet edilmediğiniz yerlerde dolaşıyorsunuz.

Siz benimle oyun mu oynuyorsunuz?

Çocuk yok senin karşında, ona göre konuş.

Bırak beni!

Sizin benimle derdiniz ne?

Ne yapmaya çalıştığınızı bilmiyorum ama...

...kedinin fareyle oynadığı gibi oynamaktan vazgeçin artık.

Bu adamla da yaptığınız anlaşma, gerçekten bir iş anlaşması mı...

....yoksa gönül eğlencenize figüran mı arıyorsunuz bilmiyorum.

Siz ne demek istiyorsunuz?

Siz benim ne demek istediğimi gayet iyi biliyorsunuz.

Sizi başka kadınlarla karıştırmayayım yani.

Değil mi, Gizem Hanım?

Size açıklama yapmak zorunda değilim.

Elbette ki değilsiniz. Kimim ki ben?

Fazıl beni eşiyle tanıştıracaktı.

Tanıştırayım.

Eşim.

Kusura bakmayın trafik vardı, geç kaldım.

Ne demek.

Ozan bey.

Kovuldunuz!

Kızım! Azıcık bana un ver oradan.

Hadi azıcık da yağını dökeyim.

Hadi anam, hadi

Dök, dök, dök, dök, dök. Tamam, yeter. Yeter!

Ay canım ne gereği var bütün bunlara?

Bak Ayşegül’ün de düzenini bozdunuz böyle. Yani.

Hem Gizem Hanım bunlardan yemez ki boşuna yapıyorsunuz bence.

Sen var ya, yani çenenle, dır, dırınla adamı eritttin, bitirdin ha!

Sen kal orada, köşelerde gelin, kal orada.

Karışma benim işime. Ben senin gibi kukuma kuşu değilim böyle oturup, duramam.

Ana!

Ana!

Ay Ayşegül!

Ne yaptın sen ya? Ay!

Ay, ay! Ne haliniz varsa görün ya!

Zaten sinirden bir günde kırıştım. Of!

Oğlum! Ya siz ne yapıyorsunuz?

Yerden alıp pirinçleri pilav mı yapacaksınız? Dök şunu kız.

İsmet, Hikmet! Kalkın!

Anne!

Zeynep!

Ay Ozan, ne var evladım? Ne oldu?

Şimdi beni iyi dinle anne.

Hı?

Bitti artık anne, anladın mı anne? Bitti.

Ne bu afra, tafra çocuğum? Ne bitti? Ne diyorsun?

Ben bu kadının şımarıklıklarına artık daha fazla katlanamayacağım!

Ay!

Oğlanım. Oğlum ne oluyor, gece, gece burada ya?

Siz de toplanın hala. Burası artık bizim evimiz değil. Misafirlik bitti.

İyi.

Ay ben bir kötü oldum.

Zeynep’e de söyle hazırlansın! Yarın sabah erkenden gidiyoruz buradan.

Abi.

Ne oluyor?

Zeynep'cim, canım. Abinden bu kadar.

Toparlan. Yarın sabah gidiyoruz buradan.

Nasıl ya?

Ay iyi madem, köye gideriz.

Orada ekmek elden, su gölden yaşar gideriz. Değil mi gelin?

Görümce.

Hı.

Hem bak orada üniversite de var.

Seni oraya yazdırırız.

Hikmet’le İsmet onu her gün okula götürürler, getirirler. Değil mi ama?

Gerekirse köye de gideriz. Bence mahsuru yok.

Ay bu çocuk ciddi! Ay bu çok ciddi.

Ay Allah’ım mahvoldum. Ay, oksijen!

Ben hamuruma gideyim.

Ozan Bey!

Bir şey söylemenize gerek yok.

Annemle, kardeşim yarın sabah eşyalarını toplamış olacaklar.

Sizi daha fazla rahatsız etmeyeceğiz

Şey, ben.

Umarım bir daha karşılaşmayız.

Arzu!

Ozan gidiyor işte. Tabii niye gitmesin? Adamın tepesine kadar çıktık.

Ya adamı bezdirdik.

Bu Fazıl Bey olayı, zaten bardağı taşıran son damla oldu.

Ne yapacağız şimdi? Yandık!

Bir dakika ya, bir sakin ol. Bir baştan anlat.

Bavullarını mı topla dedi? Gidecek miymiş?

Ha, biraz zor gider. Ben de bir şey oldu sandım. Kesin blöf yapıyor.

Ya bu sefer kesin kararlı diyorum.

Aliye’yi bile konuşturmadı.

Ozan’ı hiç böyle görmedim.

Fatma anam dedi ki, köye gelirsiniz dedi. Ona bile tamam dedi.

Ya, blöf yapıyor.

Ya dur! Nazlı'ya gidiyor.

Kazandık.

Nazlı.

Şimdi beni iyi dinle.

Ya Ozan, her şeyi anladıysa.

Ya senin Nazlı olduğunu biliyorsa?

Nasıl yani?

Biz Nazlı’yı İstanbul’a getirerek büyük risk aldık ya.

Hani Nazlı bir orada, bir burada.

İşte ya Ozan, senin Nazlı olduğunu anladıysa ve bize blöf yapıyorsa?

O zaman bittik?

Acaba ben sana, git de hayatının isyanını mı çıkar dedim ya?

Hiç kendini yorma. Ben kararımı verdim kardeşim.

Ozan, uyan! Uyan dostum, uyan!

Ya uyanığım ağabeycim, ben yeterince zaten.

Madem uyanıksın, duyuyor musun bak dinle.

Bak dinle, dinle, iyi dinle kulağına geliyor mu?

Neyi?

Aliye teyzenin feryat sesleri.

Yarından sonra bol, bol dinleyeceğiz zaten.

Gemiyi yakmaya karar verdim diyorsun.

Olur, olur kardeşim.

Bakarsın kendine yeni bir gemi bulursun.

Mehmet sen de çok güzel arkadaşlık yapıyorsun ha.

Oğlum gurur denen şey var ya hayatta.

Gurur, maalesef ki karın doyurmuyor dostum.

Köyde bir taksiye bindim. Taksici nereye diye sordu.

Yüreğimin götürdüğü yere deseydin.

Ya Serkan, sen ne geyik bir insansın ya.

Adam gibi bir şey anlatılmıyor ha.

Ya dur, ben hikâyenin devamını merak ediyorum. Ne dedi şoför?

Gideceği yeri bilmeyene…

Hiçbir rüzgâr yardım edemez.

Vay be!

Rahmetli babam da söylerdi.

Ama ben galiba rüzgârın tersine gitmek istiyorum artık.

Yani babam yıllarca bu gemiyi yüzdürmeye çalıştı.

Ama olana bak, kim bilir nerede, ne halde?

Vallaha babacım, ben sizi anlamıyorum ya.

Bunlar çok derin muhabbetler, benim de kafam almıyor.

Yani böyle aşk, meşk, rüzgâr. Odur, budur, şudur.

Bunlar kafa karıştıran şeyler.

Şu an içinde bulunduğumuz durumda, iki tane soru var.

Para mı, aşk mı?

Cevapları alayım.

Baba!

Burnu yeterince sürttü mü Ozan efendinin?

Biraz fazla sürttü galiba.

Nasıl yani?

Annesine ve kardeşine, gerekirse gider köye yerleşiriz demiş.

Bu oğlan sizin anlattığınız kadar kalpsiz değil demek.

Ya Nazlı ile Gizem’in aynı kişi olduğunu anladıysa?

Nazlı’yı kandıracak, artık seninleyim diyecek.

Nazlı kendini teslim edecek, oyunumuz ortaya çıkacak.

Ozan Nazlı’yla evli olduğu için şirketi de, evi de geri alacak.

Baba, orada mısın?

Bekleyip, görmek dışında çare var mı?

Yok galiba.

Heh. Oğlum versene oradan ekmeği.

Al ama benimkilere dokunma.

Yuh be! Ah be oğlum be.

Hadi! Hadi herkes hazırlansın. Bu ne ya?

Bu neyin rahatlığı böyle? Nerede bavullar?

Ay ne bavulları Ozan, çocuğum ya!

Sabah, sabah İki lokma bir şey yiyeceğim. Zehir ettin.

Ya abi, zaten nereye gideceğiz ki?

Fark eder mi, Zeynep, gideceğiz işte bir yere. Hadi.

Ya ben dedim ya köye gideriz diye.

Ben köye falan gitmiyorum. Burası benim evim. Ben buradan bir adım atmam. Hiçbir yere kımıldamıyorum.

Annemin genişliği sayesinde kimse farkında değil ama bu ev bizim falan değil.

Akşama döndüğümde herkes hazır olsun. Bir daha söylettirmeyin bana.

Halacım, sen de kusuruma bakma.

Yani siz de köye mi gidersiniz, ne yaparsınız siz bilirsiniz.

Elimden bir şey gelmiyor. Yani bir şey gelse.

Başınızın çaresine bakın. Ben yetemiyorum artık.

Abi.

Abi!

Abi! Abi!

Abi ne oluyor?

Biri bana bir şey söyleyecek mi artık ? Üç yaşında mıyım ben ya?

Zeynep, bunların seninle bir ilgisi yok.

Olaylar böyle gelişiyor.

Tamam, ama en azından dertleş benimle. Ne oluyor anlat.

Seni dinlememe, yükünü azaltmama izin ver.

Bak Zeynep.

Çok kötü şeyler oldu. Babam iflas etti.

Sonradan da yetmiyormuş gibi bizi terk etti.

Artık bunu kabul etmeliyiz.

Yani bunların hiç biri olmamış gibi yaşayamayız.

Tamam, ama ne yapacağız? Ya hadi biz yaptık, annem nasıl sıfırdan başlasın abi?

Sen bana güven tamam mı?

Ve sadece dediklerimi yap tamam mı?

Şimdi.

Şimdi, senden bir şey isteyeceğim.

İste.

Bana Nurcan’ın yerini öğren.

Öğreneyim de, Nurcan kim?

Nurcan, halamın Ayşegül’ü öyle düşün.

Çünkü onun yanında çok önemsediğim biri kalıyor.

Madem çok önemsediğin biri, ben niye tanımıyorum abi?

Bir gün tanırsın belki. Sadece senden istediğimi, yap. Lütfen, tamam mı?

Tamam.

Geri adım atmıyoruz Nazlı.

Ya gerçekten o kadar mı eminsin...

...Ozan’ın bu isyanlarının, bozulmalarının sahte olduğundan?

Eminim, blöf yapıyor.

Peki, sen onu, bunu geçte bana söyler misin?

Sen niye bu kadar Ozan’a düşmansın?

Sen düşman değil misin?

Değilim. Ben bırak Ozan’a, kimseye düşman olamam ki.

Peki ben nasıl düşman olmayayım ha?

Söyle bana ben nasıl düşman olmayayım?

Niye olasın ki?

Ya ben seni ilk bulduğumda nezarethanedeydin.

Ozan Ekinsoy’a silah doğrultmuştun.

Kalbin o kadar kırılmıştı ki, kendi hayatını yakmayı bile göze almıştın. Unuttun mu?

Unutmadım.

Ama düşmanlık deyip, husumeti nasıl güdeyim.

Onun tırnağına taş değse, benim içim yanmaz mı?

Yürek bu işte. Nasıl söz geçireyim yüreğime?

Zaten hesabı soracak olan, o söz geçiremediğin yüreğinin ahını almadı mı?

Almaz mı?

Doğrusun. Arada böyle kalbim kayarsa, hatırlat lütfen.

Aşk böyle yapıyor işte.

Bütün karalıkları aklıyor.

Abi ne yaptın?

Ya bu Fazıl Bey’in işini bir planlamamız lazım.

Adamların bize verdiği teslimat süresi çok az ya!

Bir de bu arada ben maliyeti düşürmek için bazı malzemecilerle görüştüm.

Galiba halledeceğiz. Yani bu durumda kara geçmiş olacağız.

Ne dersin?

Abi ne yapıyorsun sen?

Toplanıyorum.

Oğlum Ozan sen...

Sen dün gece ciddi miydin ya?

Herkes alıştı tabii. Sen bile.

Ozan Ekinsoy boşa konuşur, söz verir, tutmaz.

Laf söyler, geri adım atar değil mi?

Yok kardeşim, bu sefer öyle değil

Oğlum. Zeynep, annen, sen nerede kalacaksınız?

Kardeşim.

Bak, başımın üstünde yeriniz var.

Ne yapıyorsunuz?

Ya versenize Ayşegül ablaya assın güzelce.

Bakın böyle olmaz yani. Annem görürse.

Yok, yok ya. Ayşegül hanımın işi başından aşkın.

Hem biz koca adamlarız ya, ona iş mi yaptıracağız.

Evet, doğru söylüyor elimize mi yapışır ya. Biz yaparız.

Tamam, siz bilirsiniz. Ama bakın tekrar söylüyorum.

Annemin hiç hoşuna gitmeyecek bu durum.

Sizin evde de siz mi asıyorsunuz çamaşırları?

Ha, yok. Bizim evde Nurcan bacımız var.

Sizden iyi olmasın.

Bizim bir işimizi, iki etmez yani.

Aaa!

O niye gelmedi İstanbul’a? O nerede şimdi?

Ha, yok burada ya, şeyde...

Beykoz’da bunun nenesi var, orada kalıyor. Şeyde neydi o, iskelede.

Şey yani, çok iyi bir insandır Nurcan yani.

Anlatabiliyor muyum? Kardeşim şunu asar mısın sana zahmet.

Sizden iyi olmasın.

Aa! Benim işim vardı ya.

Şimdi aklıma geldi.

Ben gidip onu halledeyim. Kolay gelsin.

Hoşça kal.

Görüşürüz.

Ayşegül abla, Ayşegül abla!

Bana bir iyilik yapabilir misin?

Yaparım ablam, anlat.

Yaparım, yaparım ben hallederim.

Bir dostun olarak bana düşen kararının arkasında durmak.

Karın bir şekilde doyar.

Ama özgür olmak gibisi yok biliyorum.

Ozan Bey! Bizimle vedalaşmadan mı gideceksiniz?

Hepinize çok teşekkür ederim. Kendinize çok iyi bakın.

Siz de kendinize iyi bakın. İyi yolculuklar.

Ne oluyor burada?

Önemli bir şey değil.

Dün akşam kovdunuz ya beni. Gidiyorum.

Ozan Bey!

Efendim.

Nerede?

Gizem Hanım bir saniye bakabilir misiniz?

Önemli. Çok önemli.

Gizem.

Recep'i bulmuşlar.

Ne? İyimiymiş?

Benimle bir saniye odaya gelebilir misin? Sana çok önemli bir şey göstereceğim.

Ama Ozan gidiyor.

Ya bırak, blöf yapıyor. İnanma şuna ya. Gel.

Gel. Önemli.

Ay bu yokuş beni öldürdü ya!

Of!

Hadi ha gayret, az kaldı.

İsmet.

Hı?

Gel yanıma bir şey diyeceğim sana.

Ya bu Nurcan Hanımın anneannesi var ya. Kaç yaşında o acaba?

Bilmiyorum ki. Galiba çok yaşında.

Ya Allah uzun ömür versin.

Amin.

Hikmet gel bir dakika.

Ya bunlar Beykoz’da nerede oturuyorlar biliyor musun?

Ya benim dayımın kızı da orada oturuyor da ondan merak ettim.

Çekil kenara ezileceksin. Avanak.

Şeyde iskelede. Sırtını ver. Soldan üçüncü bina.

Ay benin dayımın kızı da oturuyor.

O zaman belki de bir gün beraber gideriz.

Belli mi olur? Hadi ha gayret. Geldik. Oh!

Tabii ya.

Anlaşılan Recep Beyin sesi birilerini baya etkilemiş.

Recep güzel türkü söyler de. Videosunu bile çekmişler yani.

Yüklemişler işte. Dün yüklenmiş. Demek ki iyi.

Şükür.

Peki, ne olacak şimdi.

Ben güvenliğe telefon açtım. Dua edelim de söyledikleri yerde bulsunlar.

İnşallah, inşallah onu buluruz da...

...sağ, salim köye göndeririz. Başka hiçbir şey istemiyorum.

Abi, çok güzel çalıyorsun be.

Gerçek mi diyorsun kardeşim?

Evet abi. Kalbimin yayları titredi be.

Bak, nevalemizi de topladık. Şimdi ne yapacağız?

Bana üst, baş alacağız değil mi?

Evet, abi Senin façayı yenileyeceğiz.

Ondan sonra seni karşı kıyıya postalayacağız.

Postalayacağız mı? O ne demek lan?

Bana hep hafların Recep derler zaten.

Hadi.

Nevaleyi de topladık. Kalkalım o zaman.

Canım. Senin bu Ayşegül ablan var ya.

Hafiyelik için doğmuş ama yanlış yerlere gelmiş bir insan.

Neyse, bu kâğıtta hepsi yazıyor. Adresi kolayca bulursun buradan.

Harikasın!

Bir şey değil, bir şey değil.

Millet! Hadi, hadi bir toparlanın artık! Hadi, lütfen!

Tamam evladım. Biz bavullarımızı falan hazırladık.

Otobüs biletimizi aldık 3 saat sonrasına.

Yani gidiyoruz biz memlekete, geri dönüyoruz.

Anne! Hadi sizin eşyalarınız nerede?

Ay ben de ne oldu diyorum. Niye böyle höykürüyorsun Ozan'cım?

Sen benim niye höykürdüğümü şimdi anlayacaksın anne. Hadi.

Ay benim tansiyonum çıkacak galiba.

Çıkmaz, çıkmaz. Bir şey olmaz. Hadi gidiyoruz.

Ya abi, ya!

Ozan'cım, bak çocuğum. Ben bu köşkü dişimle, tırnağımla yaptım.

Her metrekaresinde emeğim var.

Öyle, bavulu toplayıp ta, bir çırpıda gitmek kolay mı zannediyorsun çocuğum sen?

İyice düşündün mü, bu son kararın mı? Mantıklı mı? Ne diyorsun?

Ay ben kötü olacağım, ay, ay bir fenalaşıyorum ben.

Sen hiç fenalaşma anne, hiç fenalaşma.

Bu kadar varlık içinde yaşamak herkese nasip olmaz.

Bu güne kadar yaşadıklarına sayarsın. Tamam mı?

Hii! Onlar nasıl konuşmaklar anneyle öyle? Ay nasıl konuşmaklar!

Ay gelin! Ay gelin! Ay gelin!

Üstümüzde çok emeğin var.

Bu senin tazminatın.

Bu bir süre idare eder seni.

Ayrıca yeni işin için de referans olacağım merak etme.

Ozan Bey, sizin de bizde çok emeğiniz var ama.

Ne yapacağız işte?

Hüseyin abi.

Hakkını helal et abi.

Helal olsun.

Hadi, hadi neyi bekliyoruz? Hadi, hadi artık. Hadi.

Hadi gelin, hadi gelin. Toplan sen.

Biz toplandık.

Abi sen bu paraları al.

Yolda falan lazım olur sana.

Kardeşim.

Bu paranın yarısı senin hakkın.

Allah seni benim karşıma çıkardı ya.

Hak geçmesin. Al bakayım.

Abi ben senin gibi adam tanımadım. Yemin ederim.

Ölümü gör al lan.

Al lan hadi!

Hakkını helal et abi.

Bunları da al.

Helal olsun lan Garip.

Şurada.

Heh. Hoşgeldiniz.

Ayşegül'cüm şekerim, hoş bulduk. Nedir bu kadar acele olan?

Gerçekten çok merak ediyorum. Umarım kayda değer bir bilgidir.

Söylüyorum. Şimdi Sema Hanımcım...

...ben bu Nazlı denen kızın, nerede oturduğunu tespit ettim, onayladım.

Tamam, peki dinliyorum.

Şimdi dinliyorum diyorsunuz da dinliyorum derken öncelikle şunu belirtmek isterim.

Ben artık işsiz bir insanım.

Aa! Nasıl? Nasıl yani? Neden?

Nedenini sonra anlatacağım, orası başka.

Şimdi şöyle söyleyeceğim Sema Hanımcım hazır ben işsiz bir insanım.

Diyorum ki siz beni yanınızda işe alsanız...

...bu bilgilerde sadece sizinle benim aramda kalsa...

...dışarılara taşmasa, ele, güne duyulmasa, ziyan olmasa nasıl olur?

Olabilir. Onu bir düşünelim.

Tamam, tamam. O zaman söylüyorum.

Nazlı, Nurcan denen bir kızın evinde kalıyor, al söyledim.

O zaman, Nazlı’yı bulursak, Recep’i de bulmuş oluruz.

Tabii.

Aa! Bahçıvan ne yapıyor orada?

Hüseyin abi!

Vedalaşıyorum çiçeklerimle Gizem Hanım.

Bu gülü 20 yıl önce ekmiştim. Her sene aynı gün açar.

He bir de, şuradaki sardunyalar var.

Ozan Bey doğduğunda ekmiştim.

Onlara iyi bakın olur mu?

Herkes gitti mi?

Fatma anamlar?

Onlar ne oldu?

Fatma anamlar derken?

Yok, yok Fatma Hanımlar dedi.

Fatma ana!

He.

Ozan gitti mi gerçekten?

Aliye Hanım, Zeynep falan.

Gittiler kızım. Hepsi gittiler.

Kızım.

Bak biz Safranboluluyuz. Fındığı kabuğuyla yeriz

İlk defa Ozan’ı kendi kanımdan belledim.

Hakikaten de fındığı kabuğuyla yedi, gitti.

Yani iyi ders vermişsin ha kızım.

Fatma Hanım.

Ah be kızım! Ana, ana diyeceksin.

Fatma ana. Siz bende kalabilirsiniz.

Babam da böyle isterdi zaten.

Sağolasın.

Hiç kimse, hiçbir yere gitmiyor.

Ozan, Zeynep, Aliye Hanım. Hepsi geri dönecek.

Yürü, yürü gidiyoruz. Hadi.

Hüseyin abi.

Neredeler biliyor musun?

Lütfen.

Evet. Nevresimler geldi.

Bunların hepsi yeni yıkandı.

Eyvallah, kardeşim benim.

Aliye abla, bunların hepsi tertemiz, hiç merak etme.

Ya siz bunun böyle göründüğüne bakmayın. Bu aslında çok rahattır.

Yastıkları şöyle kaldırdık mı? Ozan geç, yardım et bana.

Rahattır tabii ya.

Daha da büyük oluyor. Aynen.

Niye rahat olmasın ki?

Tut kardeşim ucundan.

Bunların hepsi geçecek kardeşim merak etme.

Geçecek, geçecek. Neler geçmedi ki?

Ben zaten kendimden geçmişim Mehmet.

Evet, mis gibi işte.

Yastığı da koyduk, tamamdır.

Anne, hadi siz yerleşin, benim işim var, çıkacağım.

Nereye çıkıyorsun sen çocuğum? Senin artık işin yok ki.

Yani sen boş gezenin boş kalfası değil misin?

Sen kaldırım mühendisi değil misin acaba artık yani?

Bak yine nefesim daraldı. Oksijen.

Gülün, gülün siz. Gülün evladım. Aferin size. Bravo, bravo.

Bak gördün mü? Ozan’ın söyledikleri sahte değilmiş, gerçekmiş işte.

Yavaş, yavaş anlayacağız, dur bir Mehmet beylere gidelim önce.

Arzu, Recep burada! Recep burada!

Tamam, tamam Gizem sakin ol, ben halledeceğim, bana bırak sen.

Buyurun birine mi bakmıştınız?

Nazlı Hanıma bakmıştım ben.

Nazlı?

Evet. Nazlı Aycı. Bizim köyden.

Biz Nazlı diye birini tanımıyoruz. Bir yanlışınız var herhalde.

Yok doğru. Adres burası.

Ekin…Ekinsoyların köşkü. Beş numara.

Anladım ben.

Ozan Ekinsoyların Karabük’ten akrabaları gelecekti ya, Arzu Hanım.

Onlarla ilgili herhalde.

Ha.

Bekletmeyelim beyefendiyi yardımcı olalım.

Hüseyin Bey!

Buyurun Gizem Hanım.

Hüseyin Bey. Ozan Beyin akrabalarını çağırır mısınız?

Sanırım biri onları arıyor.

Buyurun lütfen, buyurun beklemeyin.

Teşekkürler.

İyi idare ettin.

Hadi toparlan.

Şimdi Sema Hanımcım, demek ki hani bir laf vardır ya, köylü kurnazı diye.

Bu Recep, köylü kurnazın tekiymiş.

Yani masum görünmüş ama oyununu içinde tutmuş.

Nasıl anlatsam ki.

Yani aslında meğersem bu adam hırsızın biriymiş.

Aynen öyle Ayşegül.

Hayır, yani, kimler, kimler kandırılıyor.

Ne profesörler, neler, neler.

Biz mi kandırılmayacaktık yani?

Aynen.

Olsun, üzülmeyin. Bu da bir deneyim oldu bizim için.

Vallaha oldu.

Bu da bir deneyim.

Ay şuradan bir taksi çevirelim, vallaha ayaklarıma kara sular indi.

Ay, evet bebeğim hadi!

Taksici bey!

Ay Ozan evladım! Benim belim, budunum ağrır yani.

Biliyorsun L4, L5 sakat. Ben burada nasıl yatarım çocuğum?

Normal insanlar nasıl yatıyorsa, öyle yatacaksın annecim.

Ben arkadaşlarıma nasıl söyleyeceğim köşkten ayrıldığımızı?

Zeynep, bana hiç oralardan gelme.

Yıllardır elalem ne der diye yaşıyoruz zaten. Ama yeter artık, yeter.

Ya sen niye bize böyle yapıyorsun? Benim suçum ne mesela, bütün bunlarda?

Zeynep.

Bak, canım, kuzum benim.

Tabii ki de bunların hiçbirinde bizim suçumuz yok.

Ama bunları yaşamamız gerekiyormuş demek ki. Öyle düşün.

Benim sana söylediğim şeyi yaptın mı?

Yaptım. Al, burada adresi.

Nurcan kimse artık?

Sen bunu bana mesaj atsana.

Gönderdim.

Melislerle buluşacaktım ben.

Gidiyorum, görüşürüz.

Hadi, görüşürüz.

Hadi bye, bye.

Anne benim de çıkmam lazım.

Seninle tanıştırmak istediğim biri var.

Ama nereye gidiyorsun çocuğum? Ben yalnız başına kalamam ki?

Aa! O ne ya? Çocuk musun sen?

Yok. Ama benim travmam var, lütfen.

Ne travması ya? Sen Yonca köy’de büyüdün. O günlerini hatırla.

Ya benim Yonca Köyden hatırladığım tek şey tezek kokusu ve halan.

Hatırlamanda fayda var, hatta alışmanda.

Çünkü gelecek günlerde sık, sık duyabilirsin o kokuyu.

Ay sen beni öldürmeye mi çalışıyorsun çocuğum? Ne diyorsun? Ne köyü?

Hayır, babamın bıraktığı yerden yeniden başlamaya çalışıyorum.

Onlar da beni, buraya getireceğiz diye Kilyos diye bir yere götürdüler.

Çok uzak. Soydular beni.

Bir tek sazım kaldı.

Ama Allah’tan, sonunda buldum burayı.

Şükürler olsun. Nazlı nerede Fatma ana?

Recep Bey, çok geçmiş olsun.

Fakat bizim şirkete dönmemiz lazım.

Eminim Fatma Hanım size yardımcı olmanın bir yolunu bulacaktır.

Bulacağım tabii, bulmam mı? Ben bir baş başa oğlanımla konuşurum şimdi.

Memnun oldum.

Ben de. Köye de bekleriz bir gün.

Nazlı çok sever sizin gibi yardımsever insanları.

Mersi.

Çok geçmiş olsun.

Nazlı nerede Fatma ana?

Recep'im.

He.

Bak oğlanım.

Ben şimdi bir şey diyeceğim ama kendini fazla yıpratma oldu mu?

Yani sonuçta ben de senin bir anan sayılırım değil mi?

Ölümlü dünya.

Deme!

Deme.

Fatma ana!

Benim, üstüme toprak at.

Bunlar beni öldürsün, buraya gömsünler.

Bana Nazlı öldü deme. Bana kötü haber verme.

Ya Recep bir dur ya. Nazlı iyi. Nenen öldü.

He.

Ne?

Nenem mi öldü?

Ya kardeşim, Allah rahmet eylesin ama rekor kitabına girdi diyorlardı. 110 diyorlardı.

Ya 117 diyenler vardı, bu kulaklar duydu.

Bir susun be tuzsuzlar.

Nenem ölmüş.

Benim pamuk yüzlü nenem ya!

Daha torunlarının mürüvvetini görecekti.

Nasıl ölür benim nenem ya?

Ama oğlanım, bak güzel evladım.

Yani namazında, niyazında göçtü, gitti nenen değil mi?

Allah genç ölüm vermesin derler ha?

Şimdi senin ne yapman lazım?

Memlekete geri dönmen lazım değil mi?

Ananın yanında olman lazım.

Lazım değil mi?

Evet.

Ben bir anamı arayayım be.

Ara tabii.

Ama telefonumu da çaldılar.

Ver.

Al.

Al, ara, ara.

Çevir versene anamın numarasını.

Çevir, sen çevir.

Benim nenem nasıl ölür ya?

Pıt diye.

Al, çalıyor.

Bir sus!

Ana!

Başın sağ olsun. Nenem ölmüş!

Toprağı bol olsun anam!

Gelmem mi ben?

Ben gelmem mi?

Pamuk yüzlü nenemin toprağı üstüne, bir avuç toprakta ben serpmem mi?

He, he.

Gömdünüz mü? Allah taksiratını affetsin o zaman.

Üzme sen de kendini. Hadi. Ölümlü dünya. Öptüm.

Fatma ana! Gömmüşler.

Nazlı nerede?

Oğlum şimdi, Hikmet İsmet siz Recep’i bir uğurlayın tamam mı.

Oğlanım, ben Nazlı’yı bulur bulmaz, memlekete geri döneceğim zaten.

Yok. Gömmüşler ama.

Oğlanım, ananın yanında dur. Hadi, hadi.

Hadi bakalım kardeşim gel.

Ne yapacağım ben gidip? Gömmüşler diyorum ya.

Gömmüşler işte.

Ananın yanında dur diyorum.

Hah. Hadi uğurlar ola, uğurlar ola.

Anne sen kaç yaşındasın?

Aa! Yaşımla durumumuzun ne alakası var Ozan?

Yani yaşım yüzünden mi bu durumdayız biz? Çok ayıp!

Hayatın boyunca hiç çalışmadın değil mi?

Ağzından çıkan, kulağına varıyor mu çocuğum?

Ben bakarım.

Gizem hanım!

Buyrun.

Ne oldu bir anda iyileşiverdin?

Ah Gizem Hanım kızım, hoş geldin.

Ay bizim oğlan neler yaptı görüyor musunuz?

Ozan Beyle konuşabilir miyim?

Ay Ozan utan. Görüyor musun? İnsanları ayağına kadar getirdin.

Ne kadar ayıp.

Anne, içeriye geç.

Peki.

Buyrun, buyrun.

Sizi buralarda görmek, şaşırtıcı hakikaten.

Sık, sık şaşırmaya hazır olun o zaman.

Ozan Bey!

Ozan.

Dinliyorum.

Yeterince şey edemedim.

Diyalog kuramadım.

Yurtdışında eğitim aldığımdan sebep, kurallar konusunda biraz katı davrandım.

Sadece kurallarınız mı Gizem Hanım?

Gizem. Şu anda patron, çalışan olarak konuşmuyoruz.

Ne olarak konuşuyoruz?

Arkadaş.

Arkadaş.

Peki.

Sizden...

...özür diliyorum.

Özrünüz kabul edildi. Peki, başka.

Bu mudur yani?

Nasıl?

Buraya geliyorum, özür diliyorum...

... geri dönün diyorum.

Geri dönmüyorum arkadaşım.

Çünkü artık korkmuyorum.

Parasızlıktan...

...evden atılmaktan...

...hatta çalışmaktan.

Sizdeki bu ani değişikliğin nedenini öğrenebilir miyim?

Geçenlerde bir arkadaşım şöyle bir şey demişti.

İnsan kaybetmekten korkarsa...

...her şeyini kaybedermiş.

Şimdi benim çıkmam lazım.

İzninizle.

Beni bekleyen biri var.

Mehmet hadi gidelim kardeşim.

Nereye?

Yolda anlatırım.

Yolunuz açık olsun.

Ee ne oldu?

Haklı çıktım.

Nasıl yani?

Sana, beni seviyor demiştim.

Seni?

Nazlı’yı, Nazlı’yı. Nazlı kazandı.

Hem Ozan’ın burnu sürttü. Hem Nazlı’nın değerini anladı.

Kız köye bile tamam dedi ya. Kıyamam.

Nazlı'cım sen nasıl bu kadar saf olabiliyorsun ben anlamıyorum.

Nasıl inanırsın ona?

Ama işte Nazlıya gidiyor.

Ben sana neden gittiğini bir kez daha anlatayım.

Bak, bizim oyunumuzu anlamış olabilir, bize tuzak kuruyor olabilir.

Rica ediyorum, lütfen şu duygularına bir süre hakim ol ya.

Tamam.

Neyse o zaman biraz acele edelim de, Ozan umduğu yerde bulsun Nazlı’yı.

Ya Recep, köydekilere çok selam söyle lan. Bizi unutmasınlar ya.

İstanbul’da çok güzel şehir ama bizim değil.

Ama köyde öyle mi kardeşim ya?

Hangi taşı kaldırsan altından mutlaka bir anımız, hatıramız çıkıyor.

Çok selam söyle ya.

Ne oyunlar oynardık tarlada, tapanda birlikte.

Nenemde hayattaydı.

Siz, ben, Nazlı. Büyüdük be.

Nazlı nerede?

Nurcan’ın nenesinin evin...

Hay benim gırtlağıma taş tıkansın ya.

Nenesi vardı değil mi onun burada?

Ya o çok uzakta ya, baya uzakta ta Beykoz…

Ay benim Allah belamı versin de, soğu taşa oturayım da...

...karnıma taş düşsün, üstüne bir de çocuğum olmasın emi.

Geçti kardeşim.

Geçti.

Kardeşlerim.

Ben Nazlı’yı göreceğim diye öleyazdım.

Bırakın beni artık

Ben Nazlı'mı göreyim.

Öyle döneyim. Tamam mı? Hadi eyvallah.

Recep!

Kardeşim!

Dur lan!

Pişman etme bizi ya!

Çiçek mi alsaydık Mehmet?

Alalım kardeşim, neden olmasın, alalım ya.

Ne oluyor ya?

Ah!

Abi külüstür arada, yapıyor böyle ya!

Ama endişelenecek bir şey yok. Ben anlıyorum bunun olayını. Dur bir dakika.

Aslanım!

Ay! Bu varoş yerlere geldik bebeğim yine.

Başımıza bir iş gelmesin.

Merak etme Sinemcim. Bu sefer hazırlıklıyım şekerim.

Harika.

Recep mi o?

Recep!

Sema hanım!

Şükür vallaha.

Hırsız! Pis hırsız seni.

Bu neydi?

Polis!

Ya bacım ne etti bu gariban sana?

Hırsız!

Gözlerim hala yanıyor. Nazlı'mı göremeyecek miyim bir daha?

İyi olacak mı bu?

Bu ne böyle? Anam! Gözlerim.

Oğlum burası mı emin misin?

Burası galiba.

Ozan Bey! Ne işin var burada?

Merhaba.

Hayırlı günler.

Hayırlı günler.

Ben Nazlı’yı görmek istiyorum.

Yok, Nazlı burada.

Burada olduğunu biliyorum.

Fatma anamın kesin talimatı var, Nazlı’yı göremezsin.

Hem sen söyle bakayım buranın adresini nasıl öğrendin?

Ablacım, bak benim Nazlı’yı görmem şart. İçerde mi?

Şu çiçekleri falan Nazlı kızımızı bırakıp kaçmadan önce düşünecektin, ama.

Dur, dur bir dakika!

Nazlı!

Bağırma komşulara rezil olacağız!

Nazlı!

Nazlı!

Biraz konuşabilir miyiz?

Olur.

Gel.

Tamam, geliyorum.

Biraz moralim bozuk.

Evet Melis'cim.

Neyse Ekin’ler orada mı?

Zeynep Hanım.

Sizi gideceğiniz yere kadar bırakalım isterseniz.

Arkadaşı mısın sen, bu Ozan Beyin?

Çocukluktan.

O zaman o arkadaşına söyle, bir daha bu Nazlı’yı üzecek olursa var ya...

...öteki dünya lazım değil ha. Burada yanar.

Sana çok haksızlık ettim.

Olsun.

Artık her şeyi düzeltmenin vakti geldi.

Bundan sonra her şey bambaşka olacak.

Sen şimdi, tüm bunları niye söylüyorsun?

Söylüyorum.

Söylüyorum çünkü...

...her şeye en başından...

...yeniden başlamak için bir fırsatımız...

Bana iki dakika müsaade eder misin, hemen geliyorum.

Alo? Efendim anne efendim!

Yani çok mu acil şu an?

Uygun olunca ben dönsem sana.

Ozan!

Ozan çok acil oğlum.

Ozan çok kötü şeyler oldu çocuğum.

Ne?

Zeynep.

Zeynep'i...

...tefeciler kaçırdı çocuğum.

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.