All language subtitles for Naufragio.1978.SPANISH.1080p.WEBRip.AAC2.0.x264-KUCHU

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional) Download
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish Download
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

GEMİ ENKAZI

Yarın gelecek. Yarın geleceğine eminim.

Amparito.

Geç oldu, acele et.

Su hâlâ sıcak.

O kıyafetleri yıkamaya devam edersen hepsini mahvedeceksin.

Dolaba çok fazla toz giriyor da ondan.

Her şeyi kutuda saklamak daha iyi olur demiştim.

Bugün Miguel Angel'i odasında bulacağıma neredeyse emindim.

Rüyamda binayı arıyordum

ama bütün binalar birbirine benzediği için bulamadım.

Buna inanabiliyor musun?

Yolda karşılaştık ama birbirimizi tanımadık

ve birbirimizle konuşmadık.

İğne ve ipliğini ödünç alabilir miyim?

Eteğimin kenarı sökülmüş.

İplik var ama iğne bulamam.

Sorun değil, gecikeceğiz zaten.

Belki ofiste vardır.

Amparito.

Lety.

Teşekkürler.

Masanda görebileceğin bir yere koy.

Rüyam beni endişelendirdi.

Miguel Angel seni hiç görmedi Lety.

Birbirinizi görseniz de tanımayabilirsiniz.

Ama ben onu görünce tanırım. Merak etme.

Fotoğraflardakine benzemesini bekleme.

İnsanlar altı senede çok değişir.

Şimdi belki sakalı vardır.

Rüya bir uyarı olabilir, sence?

Yolda olduğuna eminim. Biliyorum. Hissediyorum.

Artık daha yakında.

Haftaya burada olacak. Belki de yarın.

Seninle tanışınca sana âşık olacak Lety.

Ve bir daha asla ayrılmayacak.

Asla.

Lety,

patron yine bizi çağırıyor.

Öğlende çıkmak için izin istemeyi unutma.

Hayır, katılmıyorum.

Bay Romay, Gustavo A. Madero ofisinden.

Çok memnun oldum.

- Daha önce tanışmıştık. - Sorun değil.

Her şey ayarlanır.

Elbette.

Cumartesi mi?

Pekâlâ. Orada görüşürüz.

Selamlar. Görüşürüz.

Lety, bakalım yardımcı olabilecek misin.

- Müsaadenizle. - Buyurun.

Yönetimin prosedürü acil.

Bay Romay benim yakın arkadaşımdır.

Neye ihtiyacı olursa yardım edin.

Sen de öyle Gustavo.

Peki kim imzalayacak? Bay Paz burada değil.

Direktör imzalar. Onunla konuşurum.

İmzayı Norma'nın rica etmesi daha uygun olur.

Rica ettiğimi söyleyin.

Olur mu?

İzin istemedin.

Ne zaman isteyecektim? Konuşmama bile izin vermedi.

Oturup müsait olana kadar bekleyeceğim.

- Ne diyeceksin? - Kliniğe gidiyorum derim.

Acil mevzuları Bay Romay hallediyor.

İnsanları harekete geçiriyor, gördün mü?

Sonra da biz gelip nasıl halletiklerine bakarız.

Fon idaresinden alınan makbuz falan.

Muhasebe her şeyi onayladıktan sonra

ödeme kontrole teslim edeceksin,

Tere ve Amparito'ya. Ben seni onlara götürürüm.

Tere harikadır, sana hemen asılır.

Amparito biraz daha zordur.

Ama ona Miguel Angel hakkında soru sorarsan hemen tavlarsın.

Oğlu.

Eskiden kasiyerlik yapardı ama beş yıl önce buradan gitti

ve ondan kimse haber alamadı.

Peki ya ona beraber okuduğumuzu söylesem?

Harika.

Birileri hakkında soru sorunca çok seviniyor.

Sen dediğim gibi yap, göreceksin sana harika davranacak.

- Bir sigara verir misin? - Evet, dostum. Elbette.

İsmi neydi?

- Amparito. - Oğlunun ismi aptal.

Miguel Angel.

Ne oldu? Çıkmak için izin aldın mı?

Teşekkürler.

Bu ne?

Sen de mi yarınki kulübe katılıyorsun?

Lanet olsun.

İyice epidemik hâline geldi.

Sen de fotoğrafını verirsen onu da masama koyarım.

Böyle davranacaksan neden ayrılmıyoruz?

Vaktimizi harcamanın manası yok.

Senden istediğim şey o fotoğrafı kaldırman.

Hayır.

Niyeymiş?

Çünkü bana böyle emir yağdırman hoşuma gitmiyor.

Ayrıca onu oraya koyacağıma dair söz verdim.

- Ne sözü? - Suratını unutmayayım diye.

Miguel Angel'in suratını kimse unutmaz.

Tamam, kaldırırım.

Yarın.

Senden onu düşünmemeni istiyorum.

Yarın.

Umarım geri döner. Hayal kırıklığına uğrayacaksın.

O kadar yakışıklı değil mi?

Çirkin sayılmaz ama çok bencil biriydi

ve sen bencil insanları sevmezsin.

Amparito'nun yanında böyle şeyler söyleme.

Amparito'ylayken ancak Miguel Angel'in erdemlerinden bahsedebilirsin.

Ondan şevkle bahsediyorsun.

En yakın arkadaşımdı.

Sen de onunla gitmeliydin.

Evet.

Bir de her şeyin canı cehenneme deyip

maceracı olmayı isteyen bendim.

Eskiden her gün bürokratların meslekî rutininden şikâyet ederdim

Burada kısılıp kalmaktan.

Veracruz yolculuğunu sen planlamıştın, değil mi?

Hayır, plan yapmamıştık.

Ayıldığımızda sahildeydik.

Denizi gördüğü andaki surat ifadesini görmeliydin.

- Daha önce görmemiş mi? - Hayır.

Bunu sana bin kere anlattım.

Sonra?

Sonra mı? Sonra rıhtıma gittik.

Yemekten sonra onu almamızı istedi.

Döndüğümüzde onu bir gemide bulduk.

Bir İngiliz gemisi.

Bir Leh gemisi.

Nasıl yaptı bilmiyorum,

çok geçmeden denizcilerle konuşuyordu,

yükleri boşaltmaya ve Lehçe konuşmaya başladı.

Akşama doğru hava kararırken

hep beraber dönmek için onu almaya gittik.

Hiç paramız kalmamıştı, daha fazla kalamazdık.

O bize kendi parasını verdi.

Düşün, o kadar cimriydi ki kimseye bira bile ısmarlamazdı.

Bu herif delirmiş dedim.

Diğerleriyle anlaşıp

onu arabaya sokup geri götürme kararı aldık.

Vahşi bir hayvan gibiydi.

Bacak aramıza tekme atıp bizi yumruklamaya çalıştı.

Başkası olsa zorla arabaya sokardık

ama Miguel Angel'i değil.

O anda değil.

Şerefsiz.

Onu çok severdik.

Geri dönmeyeceğini öğrendiklerinde

ofistekilerin yüzünü görmeliydin.

Burada kendime yer bulamadım.

Sık sık ayrılmayı düşündüm,

onu aramayı, hayatını öğrenmeyi.

Miguel Angel'in sureti aklımdan çıkmıyor.

Geminin önünde dururken.

Fena hırpalanmış, tek gözü mor,

burnundan kanlar akıyor.

Yumrukları sıkılı,

onu bu sıradanlığa döndüremeyeceğimizi söyleyen bir iradeyle.

Hep buralardan gidip onu aramayı düşündüm…

Eskiden hep yarın ya da arabanın taksidi bitince derdim.

Onu nasıl da kıskanıyorum.

Tek tesellim ne biliyor musun?

O bunların hepsine sahip olabilir;

denize,

özgürlüğe.

Ama ben sana sahibim.

- Saat kaç? - Siktir, bir olmuş.

Duş alacak vaktimiz yok.

- Üniversiteye mi gidiyorsun? - Evet.

Hernández Pimentel çok kızacak.

Gece dönmemi söyledi diye bana izin vermedi.

Senden hoşlanıyor, dikkat et.

Merak etme. Onunla nasıl başa çıkacağımı biliyorum.

Bulaşık yıkayıp çöp çıkarmak benim işim değil.

Lety?

Leticia, benimle evlen.

Yarın.

Ciddiyim. Harika bir çift oluruz.

Baksana.

Bir şey öğrenmek ister misin?

Her ne kadar emin olmasam da

karmaşa çok şiddetlendi.

Hernandez Pimentel,

önce yardımcı direktör olup sonra da lider olma çabasında.

Sessizliğin benimle evlenmek istemediğin manasına mı geliyor?

Bilmiyorum manasına geliyor.

Bilmiyorum.

Amparito'yu şu anda bırakamam.

O odaya verdiğin kiraya ihtiyacı yok.

Ondan bahsetmiyorum.

Odasını kiralayacak başka dostlar veya insanlar bulabilirim.

Belki de bana ihtiyacı vardır.

Hayır. Sen Miguel Angel için oradasın.

Miguel Angel için mi?

Miguel Angel'in anısı için, ki bu daha da beter.

Anlamıyorum.

Lety, sana evlenme teklif ettim ve beni reddettin.

Bence açık konuşmalıyız.

Tamam, açık konuşalım.

Bence benimle birlikte olmanın tek sebebi Miguel Angel'den bahsetmem.

Konu sürekli ona geliyor.

Eğer sen öyle diyorsan.

Sen Miguel Angel'e âşıksın.

Anlıyorum. Ama yazık ediyorsun, Lety.

Çünkü ölü bir adama âşıksın.

Miguel Angel üç sene önce Vietnam'da öldürüldü.

Daha yakında Venedik'te görmüşler.

Kesin görmüşlerdir, kuzenimin arkadaşının teyzesi falandır.

Geç kalıyoruz.

Lety, bunlar yalan.

Miguel Angel'i gondolcu kılığında düşünebiliyor musun?

Evet.

Tabii, boş vaktinde de güvercin yemi satıyordur.

Miguel Angel'in Venedik'te fotoğrafı var.

O fotoğraf o kadar bulanık ki oradaki ben bile olabilirim.

Miguel Angel yaşıyor.

Evet, tabii. Yarın gelecek, değil mi?

Evet, olabilir.

Gidelim mi?

Leticia,

artık birbirimizi görmesek daha iyi.

Evet,

görüşmememiz daha iyi olur.

Ellerimi boş bıraktın Lety.

Hayır Gustavo, sen María Luisa'ya sahipsin.

Ayrıca Mexico City ofisi genel denetçiliğine geçtiğinde

finans yönetimi bütçe kontrol departmanının da

başına sen geçeceksin.

Eminim.

Lütfen, ayrılmayın, beraber kalın.

On dakika sonra uluslararası girişinde buluşalım.

Teşekkürler.

- Merhaba. - Nasılsınız?

Ajansı aradım ve bugün bir grup götüreceğinizi öğrendim.

- İyi yolculuklar dilemeye geldim. - Teşekkürler.

Size bir de ufak hediye getirdim.

Çok kibarsınız.

Ama zahmet etmeseydiniz.

- Bir şey değil. - Çok güzelmiş.

- Umarım işinize yarar. - Elbette, bu alanda.

Söylesenize, oğlunuzdan haber alabildiniz mi?

Haber yok.

Bu yolculuğunuzda Venedik'e gidecek misiniz?

Evet. Gözlerimi açık tutacağıma söz veriyorum.

San Marcos Plaza'daysa onu göreceğime eminim.

Teşekkürler.

Son gittiğimde de bunu vermiştiniz.

Evet ama bu daha iyi

ve arkasına da bilgilerini yazdım.

Bir tanesi yeterli.

Ama diğer rehberlere ve iş arkadaşlarıma da verebilirim.

Ayrıca otellerin resepsiyon masalarına.

Çok minnettar olurum.

- Hanımefendi. - İyi yolculuklar.

Dey Hanım…

İnsanlar altı yılda çok değişiyor,

lütfen bunu unutmayın.

Sakalı olabilir veya saçları uzun olabilir.

Erkekler nasıldır bilirsiniz…

Lety!

Bir içki ister misin?

Hayır, teşekkürler.

Yarım saate çıkmam lazım.

Geç kalırsam Amparito endişeleniyor.

Kendi dairene çıkmalısın Lety.

Ben mi? Buradan kazandığım parayla imkânsız.

Doğrulamada sorun çıkacak.

Mal kontrol ofisi onayı olmadan işlenmiş.

Peki ya kendi dairene çıkmana yardım etsem?

Eşin ne der?

Bilmesine gerek yok.

Almayayım, teşekkürler. Ben Amparito ile iyiyim.

Birbirimize arkadaşlık ediyoruz.

Kalemi ısırma.

Ya kalemi ısıracağım ya da seni.

O zaman tüm kalemi çiğneyebilirsin.

Gerçekten içki istemiyor musun Lety?

Tamam, peki. Ama sadece biraz.

- Bay Hernández Pimentel. - Guillerma, bana Guillermo de.

Bugün bana Miguel Angel'in,

Amparito'nun oğlunun öldüğünü söylediler.

Sen ne biliyorsun?

- Doğru. - Kim diyor?

Hukuk departmanından gelen bir raporda yazıyordu.

Yolsuzluktan arandığı dönemde gelmişti.

Yolsuzluk mu? Ne yolsuzluğu?

Miguel Angel giderken yanında 22. ofisten aldığı para da vardı.

Bilmiyor muydun?

Amparito aldığı her maaşla bunu geri ödüyor.

Rapora göre Miguel Angel ABD'ye giderken

ölü bir Amerikalının doğum belgesini kullanmış.

Aynı yaşlardalarmış.

Ama gemiyi görene dek hiçbir şey planlamamış ki.

Ne gemisi?

Leh gemisi. Veracruz'dan bir Leh gemisiyle gitmiş.

Onların hepsi yalan.

Bir tırla Chicago'ya gitti

ve orada Charles Reina adı altında

bir fırıncı olarak çalıştı,

ta ki oradan da Vietnam'a gönderilip ölene dek.

Olga Hanım.

- İyi yolculuklar. - Teşekkürler.

Bu herifi görürsem bu kadına haber vermem,

adamı kaçırırım.

Benimle bir içki daha iç.

Hayır.

- Hayır, gerçekten, teşekkürler. - Bir tane daha.

Gitme tatlım.

- Ne? Benden hoşlanmıyor musun? - Hayır, hoşlanmıyorum.

Git o zaman.

Ama pişman olursun.

Hayatını mahvederim. Pişman olursun

Çok az

Aslında konuşmayacaktım.

Elbette birkaç kelime var,

iyi geceler, teşekkürler, evet, elbette, evet.

Her şey gerçekten harika.

Nacho dediklerinde haklıymış.

"Hayır, New Orleans'a gitmelisin, New Orleans'a git, orası çılgın bir yer."

Oradayken Lupita'nın bir dostu beni alıp farklı bölgelere götürdü.

O kadar değerli şeyler gördük ki…

Her şey çok güzel, hayal dahi edemezsin.

Özellikle de Fransız Mahallesi, hiç duydun mu?

Meksika'da neden böyle şeyler yapmıyorlar merak ediyorum doğrusu.

Burada hiç hayal gücü yok.

Hayranlık içinde kalıyorsun

çünkü tüm kapılar ve tüm camlar rengârenk.

Çok güzel. Tarif bile edemiyorum.

Sonra turdayken,

James ve Guadalupe sürekli etrafı anlatıp,

bana her şeyi gösterdiler, "Şuraya dön, şuna bak."

Neye bakacağını şaşırıyorsun.

Sürekli olarak kendime gözlerini açık tut deyip durdum

çünkü insan bir daha şans bulamayabilir.

Benim bir daha böyle bir ödül kazandığımı düşünsene.

Bunlar hayatta bir defa olur.

Sonrasında elbette ki bunları hatırlayıp

derinlemesine düşünürsün.

Şu hâline bak, neredeydin?

ISSSTE mağazasına gittim. Fişi burada.

Kişi başı 173 peso düşüyor.

Gelecek hafta ödesem sorun olur mu?

Hiç param yok.

Ama daha geçen salı maaş aldın.

Borç ödemem gerekti.

Ama paraya ihtiyacın varsa sana kupon verebilirim.

Geçen hafta ödediğim ev kredisinden de borcun var.

Benim paraya ihtiyacım yok

ama anneme istediği meyve sıkacağını alacağıma dair söz verdim.

Ayrıca bu borçlar ne borcu? Asla yeteri kadar paran olmuyor?

Neye borcun var? Hiçbir şey almıyorsun.

Kendine şemsiye almalısın.

Ne yapıyorsun? Zatürre olacaksın.

- Ben ne yapayım? - Ocağa yaklaşma yoksa hasta olursun.

Miguel Angel'in odasını kiraya vermelisin.

Yemekle beraber 1.800 ya da 2.000 pesoya verirsin.

İyi fikirmiş.

Ama Miguel Angel'in odası olmaz.

Benimkini veririm. Ben salonda uyurum.

Miguel Angel'in odasını kirala.

Döneceğini sanmıyorum.

Vietnam'da öldürüldüğünü söylüyorlar.

O Vietnam hikâyesi oldukça eski.

Üç yıl önce çıkardılar.

Bu fotoğraf sekiz ay önce çekildi.

Onun Miguel Angel olduğuna inanmıyorum.

Çok bulanık.

Miguel Angel ölseydi bunu bilirdim.

Farkında olmadan bir bacağını ya da kolunu kaybedemezsin.

Bu kadar basit.

Anne olunca anlarsın Lety.

O kadar canlı ki tüm arkadaşları onu hatırlıyor.

Bugün onlardan bir tanesi, bir lise arkadaşı beni görmeye geldi.

- Fırsatçının teki. - Ne?

Senden faydalanıyorlar.

Dedikodu yayılmış,

sana ikramiye vermek yerine hikâyeler ve yalanlar anlatıyorlar.

Yakında herkes Miguel Angel'in eski sınıf arkadaşı olacak.

Seni anlamıyorum Leticia.

Çok garip davranıyorsun. Normalde benden şüphe etmezsin.

Ayrıca o adam beni kandırmadı, onu hemen tanıdım,

burada Miguel Angel'le beraber okuyorlardı.

Ama o daha bir oğlan,

Miguel Angel'in sınıf arkadaşı olamaz.

Çok garip davranıyorsun.

Konuyu değiştirsek iyi olur.

Tamam, değiştirelim.

- Şu yolsuzluktan bahsedelim. - Ne yolsuzluğu?

Miguel Angel'in işlediği yolsuzluk.

Miguel Angel kimseden tek sent almamıştır.

Döndüğünde alnı açık gezecek.

İki haftada bir ödediğin para ne o zaman?

Kredi ödüyorum. Evet.

Miguel Angel'in bu dairenin peşinatı için aldığı kredi.

Beni affet lütfen. Aptalca şeyler söyledi.

Aralarında gerçekler de vardı.

Paraya ihtiyacımız var.

Miguel Angel bu hafta sonu gelmezse

odasını kiralarız.

Ama gelecek. Göreceksin.

Geleceğinden eminim.

Yarın.

Bana ödeme yapmayacak mısın?

- Bozuğun yok mu? - Var.

Çok güzel Amerikan elbiselerim var.

Hayır, şimdi değil.

Lety.

Amparo seni arıyor.

Eve gitmiş. Bir şey söylememiş ama gelen bir telefon üzerine eve gitmiş.

Birileri bir yerden döndüğünü söylüyorlar.

Amparito?

Amparito?

- Amparito? - Dur.

- Ne oldu? - Hiç.

Ne demek hiç? Oradaki şeyler ne?

Pasaport falan, kim geldi?

Miguel Angel'i tanıyan genç bir adam.

Ne dedi?

- Miguel Angel'in öldüğünü söyledi. - Hayır.

Dedi ki…

Onu ölüme terk etmişler, bu çok daha farklı.

Üç yıl önce.

Miguel Angel'in yaşadığını söylediğimde o kadar mutlu oldu ki…

Venedik'teki fotoğrafını gösterince ağladı.

Onu görmen lazımdı. Giderken ikna olmuştu.

Ne oldu? Neden yatakta değilsin? Saat çok geç oldu.

Burada düşünüp kaldım.

Sonra da kalkamadım.

Ne?

Bacaklarım.

Yanıt vermiyorlar.

Gücüm kalmadı.

- Sana yardım edeyim. - Birazdan.

Gücümü kaybettim.

Geçen gece ıslandığım için hasta oldum sanırım.

Sana ocaktan uzak dur demiştim.

Neden bana seslenmedin?

Seni uyandırmak istemedim.

Sana yardım edeyim.

Ama sen de dene.

Gördün mü? Hastasın ama benden güçlüsün.

Lety.

Sence o öldü mü?

Bilmiyorum.

Ama sen ne düşünüyorsun?

Fotoğraf hayatta olduğunu kanıtlıyor.

Belki de o değildir. Çok bulanık.

Ben öyle dediğimde sen beni aksine ikna ettim.

Lety.

Seni ikna ettim ama ben daha kendim pek emin değilim.

Yarın daha farklı düşünürsün.

Ateşin var diye böyle oluyor. Soğuk almış olabilirsin.

Hadi. Seni yatağına taşıyalım.

Sıkı tutun.

Bu gece burada kal.

Miguel Angel bu gece gelirse

senin odanda ya da benimkinde kalabilir.

Ağlamayı kes.

Her zaman çok güçlü olduğun için garip geliyor.

Artık kalmadı Lety.

Artık kalmadı.

Derin nefes alın. Lütfen sabit durun.

Hiç kıpırdamayın, sabit durun. Nefes almayın, hareket etmeyin.

Orada ne kadar çalıştınız?

18 sene doktor.

Şu anki maaşınız?

4.200.

Nerede yaşıyorsunuz?

Sonora apartmanı, 6. giriş.

Bölge 101, Nonoalco Tlatelolco.

Size mi ait yoksa kirada mı oturuyorsunuz?

Ödemesini yapıyoruz.

Size ait yani.

Günde kaç öğün yiyorsunuz?

Üç.

Kahvaltıda ne yiyorsunuz?

Sütlü licuado, ekmek.

- Yumurta yok mu? - Bazen.

Bazen sütle ya da pilavla yiyorum.

Saat kaçta kahvaltı ediyorsunuz?

7.00 ile 7.30 arası.

Öğle yemeği?

5.00 civarı.

5.00 civarı mı?

Lokantada mı, evde mi?

Evde.

Ne yiyorsunuz?

Çorba, pilav, yahni.

Sebze, meyve?

Bazen.

12.00 civarı ofisteyken,

içecekle beraber bir sandviç ya da taco yiyorum

Akşam yemeği?

Sadece sütlü kahve ve ekmek yiyorum.

İlk adetiniz kaç yaşında?

Pardon doktor?

İlk adetinizi kaç yaşınızda gördünüz?

Hatırlamıyorum, 14 civarı.

14 mü?

- Normal mi? - Normal.

Menopoz?

44 yaşınad.

- Sorunsuz mu? - Sorunsuz.

Seks hayatınız ne zaman başladı?

20 yaşında.

İlk hamilelik?

20 yaşında.

Yakın tarih.

Normal doğum muydu?

Normal.

- Kürtaj. - Yok.

Kürtaj yok.

Başka çocuğunuz oldu mu?

Yalnızca bir tane.

Hayatta mı?

Hayır.

Lety, Hernández Pimentel kartını istedi.

- Yine mi? - Az önce.

- Amparito nasıl? - Kötü.

Selamımı söyle.

Benimkini gecikmemi yazmak için istemişti.

Gözü senin de üstünde. Erkenden gitmeye çalış.

Amparito Hanım'a mı baktınız?

Pıhtı attığı için onu götürdüler.

Evet. Yedinci katta yoğun bakımda.

Asansörden sola.

Günde üç ziyaret oluyor:

12.00'den 13.00'e, 17.00'den 18.00'e ve gece 22.00'den 23.00'e kadar.

Sonra bir bakmışsın üzgün ve yalnızsın.

Ailen sana acıyor.

Peki ya dostun?

Ne dostu? Lupe mi?

O işte. Seni Chela'dan daha çok sevmişti.

Bu bir mucize olurdu ama maalesef doğru değil.

Asıl sorun öz güvenin olmaması.

Hâlâ gençsin.

Keşke.

Ayrıca bu kadınlar evlenmek istiyor. Chela bana evlilik teklifi bile yaptı.

Çok iyiymiş. Nasıldı?

Evlilik teklifi yaptı,

"Beni istiyorsan ya evleniriz ya da biter." dedi.

Harika.

Giriş iznin hazır, ilk kattan alabilirsin.

Teşekkürler.

- Nasıl? - Çok narin bir durumda.

Önümüzdeki üç gün belirleyici olacak.

İyisi mi bu gece burada kal.

- Burada mı? - Hayır, bekleme odasında.

Giriş izninle istediğin zaman girip çıkabilirsin.

Hanımefendi, o ofis kapalı.

Benim durumuma Amparito bakıyordu.

Kendisi hâlâ hasta. Sıraya geçin.

- Sana söylemeyeceğim bile. - Neyi?

María Luisa ve Gustavo'nun düğün hediyeleri için para topluyorum.

Lütfen, yardımcı olmayı isterim.

Ne almayı planlıyorsunuz?

Bilmiyoruz. Sen ne düşünüyorsun?

María Luisa ile evlenecek ama seni istiyor.

Bekârlığa veda partisinden bahsettiler mi?

Dur, gitme.

Bize çok fena baktı.

Sen onu boş ver.

Bildiklerini anlat.

Gustavo yöneticiliği tutacak mı?

Öyle diyorlar. Düşünsene, turnayı gözünden vurdular.

Benim istediğim Hernández Pimentel'in başka bir yere gitmesi.

Artık ona katlanamıyorum, bana zarar verecek.

Peki ya Amparito? Hastaneden yakında çıkma ihtimali var mı?

- Hiç umut yok. - Çok kötüymüş.

Selamımı söylersin. Görüşürüz.

Kartın Hernández Pimentel'de.

Saat geç oldu Lety.

Leticia, seni arıyorlar.

İyi geceler.

Bu raporu onaylar mısın? Başka bir kata götüreceğim.

Sonra kontrol edersin. Kartı imzala, geç kaldım.

Seni soruyorlardı, bir daha gelirler.

Leticia?

Bana annem hakkında bilgi verebileceğini söylediler.

Sen Miguel Angel'sin.

- Evet, Raquel, benim. - Tanrım.

Seni göreli çok oldu.

Tanrım, çok yıllar geçti.

Annen de çok hasta.

Gel, anlat ona.

Bu Miguel Angel mi?

Lety annenle yaşıyor.

Onun koruyucu meleğiydi.

Gustavo burada olduğunu öğrenince çok mutlu olacak.

Onu hayatta bulduğuna şükretmelisin.

Çok endişelendi.

Seni hiçbir yerde bulamadık.

Onu başka bir hastaneye taşı. Orada onu tedavi edemediler.

Gustavo'yu bulmaya çalış, üçüncü katta olacaktı.

Önce kalbi iyileşti sonra da ciğerleri iflas etti.

Böbreğinden ameliyat edeceklerdi ama…

Çarmıha gerilmiş gibi.

Noel Baba gibi bir şey olduğunu ve gerçekte var olmadığını sanıyordum.

Dönmene sevindim. Yine gel Miguel Angel.

Arkadaşlarını unutma.

Ne zamandır hasta?

İki hafta kadardır.

Nesi var?

Önce soğuk algınlığı sandık.

Tüm vücudu ağrımaya başladı ve bacaklarını oynatamadı.

Onu gören ilk doktor

büyük bir romatizma atağı olduğunu söyledi.

Ama bu sadece başlangıçtı.

Onu kalp yetmezliğinden yatırdılar

ve bir hafta önce de emboli yaşadı.

- Onunla mı yaşıyorsun? - Evet.

- Neden? - Bana oda kiraladı.

Dairenin anahtarları var mı yani?

- Evet. - Güzel.

Onları ödünç almalıyım. Biraz dinlenmek istiyorum.

Gece boyunca uyumadık.

Veracruz'dan geldik.

Hangi bina olduğunu biliyor musun?

Annen her zaman orayı bulamayacağından endişe ederdi.

Tüm binalar birbirine benziyor.

- Yedek anahtarın var mı? - Evet, ofiste.

Ya da kapıyı çal, uyuyor olacağım.

Hastaneye gitmeyecek misin?

Evet, elbette.

Kaptanın işlerini halletmeliyiz.

Birkaç eşlikçiyle geldim.

Park edecek yer bulamadıkları için plazanın etrafında turlamalarını söyledim.

- İsmin Leticia mı? - Evet.

- Leticia ne? - Ramírez.

Daha önce tanıştık mı?

Hayır.

- Ne zamandır burada çalışıyorsun? - Üç yıldan fazladır.

Annem 20 Kasım hastanesinde mi?

Evet.

- Kaçıncı kat? - Yedi.

Yoğun bakım.

Baksana, biliyor musun?

Bir şey söyleyecektin.

Akşamüstü! Dairede!

- İyi akşamlar. - Merhaba. İyi akşamlar.

- Bugün Miguel Angel geldi. - Gerçekten mi? Nerede?

Bilmiyorum. Amparito'yu görmeye gelmedi mi?

Bugün mü? Belki sabah gelmiştir, akşamüzeri gelmedi.

- Akşamüstü geleceğini söylemişti. - Gelen olmadı.

Sakalı vardı.

Belki başka hastaneye gitmiştir?

Hayır. 20 Kasım olduğunu söyledim.

Gece vardiyasındakilere eğer gelirse Miguel Angel'i içeri almalarını söyledim.

Teşekkürler.

- Sarışın olan kadın hastaneden çıktı mı? - Hayır, öldü.

Nasıl? Sabahleyin hiç olmadığı kadar iyiydi.

Ölüm öyle ilerliyordu.

Geceyi burada mı geçireceksin?

Evet ama önce daireye gitmeliyim.

Miguel Angel hakkında endişeliyim.

Ben o tarafa gidiyorum. İstersen bırakabilirim.

- Ama biraz bekler misin? - Evet, elbette.

Amparito.

Bugün Miguel Angel geldi.

Miguel Angel yaşıyor.

Hemen iniyorum!

Anne!

Anne?

Hayır, Miguel Angel, benim, Leticia.

Seni uyandırdım mı?

İyi oldu. Saat kaç?

22.00'ye geliyor.

22.00 mi? Alarmı 20.00'ye kurmuştum.

Bazen çalışmıyor.

Belki de çaldı da ben duymadım.

Çok yorgundum.

Hastaneye gitmemişsin.

Gittim ama beni içeriye almadılar.

Ziyaret saati değilmiş.

- Nasıl? - Aynı.

Şimdi gidebilir miyiz?

Hayır. Ama sabah erkenden gidebiliriz.

- Bizi içeriye alacaklar mı? - Evet. Ben her gün gidiyorum.

Başhemşire beni tanıyor.

Çıkıp yemeklik bir şeyler alalım mı? Ben açım.

Nasıl istersen.

Ama yemek istersen yeşil soslu domuz eti var.

- Gerçekten mi? - Evet.

Öğlen pişirdim.

En sevdiğim yemektir, biliyor muydun?

Evet. Spagetti de kavurdum.

- Spagetti mi yaptın? - Hayır.

Nasıl yapılır bilmiyorum. Hep mahvederim.

Şimdi canım spagetti çekti.

- Hiç peynirim yok… -Hayır, gider alırız.

Bir de şişe kaparız.

İçiyor musun?

Bazen. Özel durumlarda.

Güzel.

Bu oldukça özel bir durum, değil mi?

Ama tek kelime İspanyolca bilmediklerinden kimse onları anlayamadı.

Ben çok konuştum, sen hiç bir şey söylemiyorsun.

Önemli değil. Seni dinlemek hoş.

Olmaz. Konuşma sırası sende.

Annem sana dilsiz olduğum günü anlattı mı?

Hayır.

Çok komikti. Bütün gün boyunca konuşmadım.

- Sesin mi gitti? - Hayır. Dilsiz oldum.

- Gerçekten mi? - Anneme sor.

Neden oldu?

Sonra anlatırım. Konuşma sırası sende.

Neden annemle yaşıyorsun?

Bana oda kiraladı.

Onunla nasıl tanıştın?

Gustavo aracılığıyla.

Gustavo'yu tanıyor musun? O nasıl?

Gayet iyi. Evlenecek.

Evleniyor demek, yokluğumdan faydalanmış.

Hep onun kız arkadaşlarını çalardım.

Onu görmeyi çok isterim.

Onu yarın görebilirsin.

Sonra?

Annemle nasıl tanıştığını anlatıyordun.

Bir gün doğum gününü kutlamak için çağırmıştı.

Doğum günümü ben yokken kutlamak için mi?

Her sene kutluyoruz.

- Pastayı ben yapıyorum. - Mumları kim üflüyor?

- Rüzgâr. - Rüzgâr.

Evet, rüzgâr. Pastayı camın dışına koyuyoruz.

Bir gün pastayı düşürdüm ve yoldan bir geçen kadının üstüne geldi.

Hayır, şaka yapıyorum.

Peki ya ailen?

Annem ve üç üvey kardeşim var,

Villa'nın orada üvey babamla yaşıyorlar.

Gustavo'nun iki blok ötesinde.

Bana şubedeki işi o buldu.

Annenle yaşamayı teklif ettim ve o da kabul etti.

Anneme söyleyince o da kabul etti.

Üvey babamla pek iyi geçinemiyorum.

Sindirella gibi.

Peki ya beyaz atlı prens?

Neden evli değilsin?

Gustavo ile evlenecektim.

Sonra ne oldu?

- Peki ya sen? - Bana ne olmuş.

Sen neden evli değilsin.

Ben evliyim.

Denizle.

İlk görüşte aşktı.

İyi geceler Aurelita.

- Amparito nasıl? - Kötü.

Bu Miguel Angel.

Tanrıya şükür!

Sonunda geldi.

Tanrı onu hayattayken görmene izin verdiği için minnettârım.

Sen buraya geldin ya! Görürsün annen nasıl iyileşecek…

İkiniz ona iyi bakacaksınız, değil mi?

- İyi geceler. - İyi geceler.

Kocam. Bu Miguel Angel!

Memnun oldum.

Sonunda geldi Lety, sonunda geldi.

Bu kız…

Sen yukarı çık, ben sana yetişirim.

- Müsaadenizle. - Buyurun.

Sana diyordum ki bu kız annene evlatlık yaptı,

onun koruyucu meleği oldu.

Neydi o? Dikkatli olsana! Kaç kere dedim sana!

Bu modern danslar yok mu… Kalça atmanın eğlencesini anlayamıyorum.

Ya müziği değiştirirsiniz ya da parti biter!

- Müsaadenizle. - Görüşürüz.

Sonra konuşuruz, tamam mı?

Dünyanın dört bir yanında neler görmüşsündür.

Ama bize anlatacak zamanın olur

çünkü burada kalacaksın, değil mi?

- Yardım edebilir miyim? - Masayı kurar mısın?

Pekâlâ.

Annen bana denize çıktığını söylediğinde

seni kıskandım.

Bazen senin gibi bir erkek olmayı istedim.

Erkeklerin böyle şeyleri yapma fırsatı var.

Kadın Özgürlüğü hareketini duymadın mı?

Duydum ama ondan değil.

Ayrıca denizi ne zannediyorsun?

Beni çocukken Baja California'ya götürdüklerini hatırlıyorum.

İlk defa görüyordum ve beni korkutmuştu.

Devasa bir hayvan gibiydi,

her şeyi nefesiyle içine çeken bir canavar gibi.

Ama özgür bir hayvan gibiydi ve hep yaşayacaktı.

Bazen denizlerin de öldüğünü bilmiyor musun?

- Uçuyor mu? - Ölüyor dedim.

Denizler ölüyor. Her geçen gün daha da kirleniyorlar.

Her gün kıyıya tonlarca ölü balık atıyor.

Sarımsak var mı?

Evet. Saklama kabında.

Okyanus tabanınında bile canlıların yaşayamadığı birçok kısım var.

Şimdi sadece sahilden bahsediyorlar.

Elbette, orası çöpün döküldüğü yer.

Tüm şehrin atıkları…

Ama bu atıklar hareket edip denizi zehirliyor.

New York körfezini görmeliydin.

Deniz ceset gibi renk değiştirmiş.

Bir de türleri tüketilen canlılar var,

ispermeçet balinaları, balinalar ve foklar.

- Deniz kızları. - Deniz aygırları.

Deniz kızları hayvan değil.

Neler peki? Kaç tane gördün?

Çok.

Tenleri bakır rengidir.

Fransızca, İsveççe ve Hayvanca konuşurlar.

- Öyle bir dil var mı? - Yok mu?

Bu ne demek?

Tersten nasıl sevişilir bilip bilmediğini sordum.

Geldim.

Lety, benim.

Buyur Aurelita.

Öyle bir uğradım.

Teşekkürler.

Sana dövmelerinden bahsetti mi?

Hayır.

Konstantinopolis şakasını hatırladım.

Belki o birinci gelir.

Sorsana. Bana da haber et.

- Git hadi. - Ben kaçtım.

Ne oldu?

Kek getirmiş.

Evet ama ne dedi? Neden gülüyordunuz?

Pek bir ilgiliydi.

Dövmen olup olmadığını sordu.

Neden?

Dövmeleri çok sever de ondan.

Senin hoşuna gider mi?

Bilmiyorum. Hiç görmedim.

Neye gülüyorsun?

Çok kaba bir şaka var.

Hangisi?

Konstantinopolis yadigârları mı?

Müziği neden kapattın?

Hayır.

"Kararsızlık"ı bir daha çalsınlar. "Kararsızlık"!

Gerçekten dövmen var mı?

Bir tane.

Görmek ister misin?

İsmin ne demiştin?

Josefina. Hayır!

Rita. Hayır!

Parti bitti.

- Rüya gördüm… - Issız bir sahildeydik.

Nereden bildin?

Uykumda mı konuştum?

Sen de mi aynı rüyayı gördün?

Hayır.

Uyurken seni izledim.

Alnın sinema perdesi gibiydi.

Gerçekten mi? Ne gördüm?

Gün batımında ıssız bir sahildeydik.

Neredeyse alacakaranlık olmuş.

Birlikte çıplak bir şekilde suya girdik.

Su ılık ve tuzluydu.

Bolca su yuttuk

çünkü dalgalar bizi hep gülerken gafil avladı.

Sonra gece vaktinde kumlara uzandık.

Sen benim üstümde.

Birlikte yıldızları izledik.

Kayan bir yıldız gördüğünü söyledin.

Sen bir falcısın.

İsmim ne demiştin?

Söylemedim. Sır tuttum.

Ne?

Bu onlar.

Mickey!

Mike!

Sakin ol.

Gelebilir miyim? Bir şeyler içebilir miyim?

- Şerefe. - Şerefe!

Garibalda Plaza.

- Muchachas. - Mariachis.

Hayır. Hayır, Mariachi, mariachi demek.

muchachas da kız.

Kazanamayacaksın Miguel Angel.

Sen kimdin?

Ben Negro Socia, bir entelektüel ve hastayım.

New Yolk'a gittim, Broway'le tanıştım.

Paris! Bir kere kan kan dansı ettim.

Ben bir dünya sanatçısıyım, dünya!

Mösyödür benim adım

Martínez Vidal ve Ruiz

Evet. Oui.

Benim adım Julian

Ama Mösyö Julian Martínez Vidal ve Ruiz

Beni neden itiyorsun?

Ben bir dünya sanatçısıyım.

Oraya kadar giderler.

Mickey.

Lanet olsun.

Max!

Miguel Angel!

Ben kaçıyorum.

Max!

Miguel Angel!

Gitmeliyim! Gemi bugün kalkıyor!

Miguel Angel!

Miguel Angel!

Yakında geleceğim! Ona söyle!

Martínez Vidal ve Ruiz

Ödeme yapmadan mı gitti?

Ödeme yapmadan gitti.

Ben ödemeyi bu yüzden hep önceden alıyorum.

Nereli olduklarını biliyor musun?

Tek kelimesini anlayamadım

ama eğlenceliydi ve iyi ödeme yaptılar.

Dolarla ödediler, şu anda bir dolar 20 peso ediyor.

Burada mı yaşıyorsun?

Beni kahveye davet etmeyecek misin?

Hava buz gibi.

Tanrım, lütfen, hayır.

- Ne oldu? Sorun ne? - Beni soymuşlar.

Ben değildim, üstümü arayabilirsin.

Sahip olduğum tek şey

bana ödedikleri dolarlar ve biraz da bozuk paraydı.

Kim yapar ki?

Çok muydu?

Maaş çekim ve biraz da anneme alacağım meyve sıkacağı için

kenara koyduğum para vardı.

Şerefsizler.

ISSSTE hastanesine gitmeliyim.

Otobüs için biraz borç verebilir misin?

Dört peso yeter mi?

Bu işte yenisin, değil mi?

Merak etme, olur öyle. Toparlarsın.

Eh işte. Hayatta bir yer edinmek.

Ama bir şeylere sahip olmak,

başarmak için savaşmak zorundayız.

Öylesine bize verilmeyecek ya!

Ama ona göre baş düşmanı benim. Çünkü ona özgürlük vermiyorum.

Çünkü onu anlamıyorum. Çünkü onu idrak edemiyorum.

Çünkü onu eski moda yöntemlerimle bağlamışım.

Doris'in üzerine ne kadar düştüğümü bir görsen keşke.

Oldukça güzel giyinimli, oldukça prezantabl.

Yemeği güzel, kendi yatak odası, daha ne söyleyeyim?

Tıpkı televizyondakiler gibi.

Saçını mı boyamak istiyor? Bunu mu yoksa şunu mu istiyor?

Elbette ki ne istiyorsa elimden geleni yapıyorum.

Düşünsene şu anki erkek arkadaşı o Joaquin denen çocuk bile

benimle aynı fikirde.

Bir de babası var. Doris'e diyorum ki

babanı sadece paraya ihtiyacın olduğunda görüyorsun.

Babalar Günü'nde dedim.

Benimle gelin. Sen de.

Hastanız kötüleşti.

Dr. González'i arayın.

Amparito.

İyileşmek zorundasın. Sana ihtiyacım var.

Amparito.

Beni duyabiliyor musun?

Miguel Angel yaşıyor.

Buradaydı.

Seni görmeye geldi.

O yaşıyor Amparito.

Miguel Angel dün buradaydı.

Miguel Angel yaşıyor.

O buradaydı ama sen uyuyordun.

İyileşmek zorundasın Amparito, çünkü o geri dönecek.

O yaşıyor Amparito, yaşıyor! Seni görmeye gelecek.

Yarın mı?

Evet. Yarın.

O nasıl?

Şahane. Gördüğüm en yakışıklı erkek.

Saçları ve sakalı gri. Ama genç.

Yaşlı değil, çok genç ve yakışıklı.

Ve seni görmeye geliyor Amparito.

Bir şey bilmek ister misin?

Göğsünde bir dövme var,

kalbinin üstünde.

Bir gemi dövmesi.

Geminin adını biliyor musun?

Adı Amparo, tıpkı senin gibi.

Onu görmek zorundasın.

Onu görmek için iyileşmek zorundasın Amparito.

Peki şunu biliyor musun?

Ne yarını ne de onun gelmesini bekleyeceğiz.

Gidip onu arayacağız.

Bugün.

Alt yazı çevirmeni: Mert Hadimlioğlu

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.