Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Dutch
English
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
- "Bu sabah kaçta kalktı?" - "Ben yanında değildim, S vardı."
- "Kızımız tam erkenci değil mi?" - "Takıntılı."
"Bilinçli diyorsun yani."
"Belki de."
"Onu hâlâ seviyorsun öyleyse."
Hazır mısın?
Hayır, neyse, mikrofonu görmezden gel.
Evet, orada yokmuş gibi. Öyle söyle şarkını.
Evet...
Tamam mı?
Düzenleme: nutuzar
- Kalabalığa hazır mısın? - Evet.
Gidelim.
Buradaysanız, kim olduğunu muhtemelen...
biliyorsunuzdur; zamanımızın en önemi...
müzik figürlerinden biri.
Lydia Tár'in kariyeri kabarık...
Curtis Enstitüsü'nde piyano performans mezunu...
Harvard'dan Phi Beta Kappa üyesi.
Viyana Üniversitesi'nde Müzikoloji doktorası yaptı.
Doğu Peru'daki Ucayali Vadisi'nin...
yerel müziğinde uzman...
orada Shipibo-Conibo ♫ yerlileriyle...
beş yıl geçirdi.
Orkestra şefi olarak, Tár kariyerine...
Cleveland Orkestrası'yla, "Büyük "Beşli"den biriyle başladı.
Bunu bir dizi önemli hadise takip etti...
buna Philadelphia Orkestrası...
Şikago Senfoni Orkestrası...
Boston Senfoni Orkestrası ve sonra da buraya vardı...
yani New York Filarmoni Orkestra'mıza.
Sonuncusu ile Zaatari'de...
Highway 10 mülteci konserlerini düzenledi.
Buna 75 binden fazla insan katıldı.
Özellikle Jennifer Higdon...
Caroline Shaw, Julia Wolfe...
ve Hildur Guğnadóttir'in çağdaş çalışmalarını...
görevlendirmesiyle tanındı.
Eserlerini kanonun bestecileriyle birlikte...
programlamaya özen gösterdi.
Şöyle söylediği aktarıldı...
"Bu besteciler görüşme hâlinde..."
"...her zaman çok kibar olmayabilirler."
Lydia Tár tiyatro ve sinema için de beste yaptı.
Hatta 15 EGOT'tan biri kendisi, anlamı da şu...
dört önemli eğlence ödülünü de kazanmış kişiler...
Emmy, Grammy, Oscar ve Tony Ödülleri.
İnanabiliyor musunuz?
Bu son derece kısa ve parıltılı bir liste...
bu listeye Richard Rodgers, Audrey Hepburn...
Andrew Lloyd Webber ve tabii ki Mel Brooks da dahil.
2010'da Eliot Kaplan'ın desteğiyle...
Akordiyon Şefliği Bursu'nu kurdu...
bu, kadın şefleri girişimciliğe ve performans...
fırsatlarına teşvik eden, dünyanın çapındaki büyük...
orkestralarda ikamet imkânı sunan bir burs.
2013'te Berlin, Tár'ı, Andris Davis'in ardından...
ana şef olarak seçti...
kendisi o zamandan beri orada.
Akıl hocası Leonard Bernstein gibi...
Tár'ın Mahler'a yönelik belirli yakınlığı var...
onun dokuz senfonisini Büyük Beşli...
görevi sırasında kaydetti.
Ancak, şimdiye kadar sözde "döngüyü..."
Tek bir orkestra ile tamamlamayı başaramadı.
Onun yönetiminde Berlin, Mahler'ın sekiz senfonisini kaydetti...
büyüğünü, Symphony No. 5'ı sona sakladı.
Pandemi sebebiyle bu performans...
geçen yıl için planlanmıştı ama iptal edilmişti.
Duyduğuma göre gelecek ay...
Mahler'ın 5. senfonisini canlı kaydedecek...
böylece döngü tamamlanacak...
ve Mahler'ın doğum gününde Deutsche Grammophon...
kutu setini çıkaracak.
Bu da yetmezmiş gibi, yeni kitabı Tár on Tár...
Doubleday'den Nan Talese'in baskısıyla çıkacak...
Noel'e yetişecek, tam bir Noel hediyesi...
altına koyabileceğiniz büyük yılbaşı ağacınız varsa tabii.
The New Yorker olarak, hoş geldiniz. Bugün eşlik etmeniz çok güzel şef.
Teşekkürler Adam.
Lydia, biyografini...
okurken bir miktar çekindiğini...
fark ettim. Başka müthiş başarılarını mı unuttum yoksa?
Yoksa başardığınız inanılmaz çeşitli...
şeyler hakkında biraz öz farkındalığınız mı var?
Bugünün dünyasında "çeşitli" biraz kirli bir kelime.
Çağımız uzmanlar çağı...
ve birden fazla şey yapmaya çalışırsanız...
- bu sıkça uygun görülmez. - Her sanatçıya aynı rol verilir.
Evet, hırçın biçimde.
Peki sizce şöyle bir ân gelecek mi...
yani klasik müzik topluluğunun...
cinsel ayrımı kullanmamaya karar verip...
sanatçıları ayırmadığı bir durum?
Yorumları okumuyorum yani yanlış kişiye sordunuz.
- Hiç mi? - Hayır.
Bence herhangi birinin "maestro" yerine "maestra"yı...
kullanmak zorunda hissetmesi garip.
- Yani astronotlara "astroniye" demiyoruz. - Doğru.
Cinsiyet önyargısı sorusuna gelince...
cidden şikâyet edeceğim bir durum yok.
Marin Alsop, JoAnn Falletta, Laurence Equilbey ve...
Nathalie Stutzmann'ın da. Bizden önce bir sürü harika kadın var.
Asıl işi gerçekleştiren kadınlar. Bu etkileyici bir şey.
Kim mesela?
Tabii, peki. İlk başta Nadia Boulanger.
Mutlu bir örnek olarak görülebilir.
Mutsuz olarak ise Antonia Brico...
her açıdan inanılmaz bir şefti...
ama gösterişsiz "konuk şef" statüsüne...
tecrit edildi...
ve esasen dönek muamelesi gördü.
Büyük bir orkestrayı yönetme şansı hiç olmadı mı?
Evet, Berlin Filarmoni'yi yönetti, Met'i de öyle...
ama sadece konuk şef olarak.
Yani o zamanlar...
her şey cinsiyet gösterisiydi.
Neyse ki zaman değişiyor...
ve Paulcü dönüşüm tamamlanmamışsa bile...
güzelce gelişiyor demektir.
Tökezleme, ilerlemeye etki etmemiş yani.
Lydia, biraz çeviriden bahsedebilir miyiz?
Çünkü şefi hâlâ bir...
insan metronom olarak görenler var.
Bu kısmen doğru.
Zamanı tutmak küçük bir şey değil.
- Bence bundan fazlası var. - Ben de öyle umuyorum.
Fakat mesele zaman.
Yorumlamanın asıl parçası zaman.
Bensiz başlayamazsın.
Saati ben başlatıyorum.
Sol elim şekil alıyor, ama sağ elim...
ikinci el yani, zamanı belirtiyor ve ilerletiyor.
Yine de saatin tersine, ikinci elim bazen duruyor...
yani zaman da duruyor.
İşin illüzyonu şu ki; sizler gibi...
orkestraya gerçek zamanlı cevap veriyorum...
doğru ânla ilgili karar, yeniden yapma veya sıfırlama için...
ya da zamanı camdan komple atıyorum.
Gerçeklik şu ki; ta en başından beri...
zamanın ne olduğunu çok iyi biliyorum...
seninle hedefe aynı anda varacağımız kesin ânı belirliyorum.
Benim için asıl keşif...
provalarda oluyor.
Asla performans sırasında değil.
Zor soru biliyorum, ama Bernstein'ın verdiği bir şeyi...
tanımlayın desem, ne derdiniz?
Kavvanah.
Bu İbranice bir kelime, anlama veya amaca dikkat çeker.
Bestecinin öncelikleri nedir...
seninkiler nedir ve birbirlerini nasıl tümler?
Bu kelimenin seyirciler arasında pek çoğu için farklı anlamı olacaktır.
Evet, öyle sanıyorum.
Bir orkestra şefinin klasik müzikte...
her zaman sahnede yer almadığını...
- düşünmekte haklı mıyım? - Bu doğru.
Bir yerde uzun süre sorumlunun ilk keman olduğunu okumuştum.
Evet, ilk kemancı. İlgileri ve becerileri olsun ya da olmasın.
İlk ne zaman değişti ve kim değiştirdi?
Fransız besteci Jean-Baptiste Lully...
yere tempo vurmak için oldukça büyük...
sivri bir sopayı kullandığı biliniyordu.
Çalgıcıların bilhassa takdir ettiğini düşündüğüm bir şey değil.
Neyse, bu teknik bir performans sırasında bitiverdi...
Lully kazara...
kendini ayağını bu şeyle yaralayıp öldü. Evet, kangrenden.
Her neyse.
Neyse, ama şef...
topluluklar büyüdükçe cidden gerekli hâle geliyor.
Tekrar Beethoven'a dönüş yapıyoruz.
Sekizinci notayla başlamıyor.
İlk vuruş...
Sessiz, değil mi?
Birinin o saati başlatması gerekiyordu.
Birinin bayrağı kuma dikip...
şunu demesi lazımdı, "Beni takip edin."
O biri Lenny olunca, orkestra...
en olağanüstü zevkler turuna çıkarıldı.
Çünkü o müziği biliyordu, özellikle Mahler'ı...
başkası kadar veya daha bile iyi.
Sıklıkla biçimiyle de oynardı.
Çünkü orkestranın bu müziği, bırakın duymayı ya da icra etmeyi...
hiç görmediğini hissetmesini istedi.
Yani radikal şeyler yapardı...
ilk tempoyu görmezden gelme...
ya da kısa parçayı çok yavaş bitirmek gibi...
böyle bir işaret olmasa da.
- Aşırıya mı kaçıyordu? - Hayır, hem de hiç.
Keşfinin keyfini sürüyordu.
Biraz önce keşfinizin provalarda olduğunu söylediniz.
Bu süreç sizi için bir daha ne zaman başlayacak?
Pazartesi başlıyoruz.
Hemen mi?
Bu seferkinde mesele cidden...
Mahler'ın niyetinin falına bakmak gibi olacak.
Diğer senfonileriyle bu konuda çok şey biliyoruz.
Rückert'in şiirlerinden öyle etkilenmiş ki...
yıllarca müziğe başka bir yazar atamamış.
Tüm bunlar Beşli'yle değişiyor.
Beşli tam bir gizem.
Bize bıraktığı tek ipucu da...
taslağın kapağında.
Yeni eşi Alma'ya olan ithafında.
Mahler'la 5. senfonisinde...
partner olacaksanız...
yapmanız gereken ilk şey...
karmaşık evliliği anlamaya çalışmak.
Bu evlilikle ilgili, Bernstein'dan farklı bir...
yorumunuz olduğunu söyleyebilir misiniz?
Amazon'daki etnografik saha çalışmalarımdan bahsettiniz.
Adam, Shipibo-Konibo...
tek bir icaro, ya da şarkı alır...
eğer şarkıcı oradaysa.
Onu yaratan ruhun aynı tarafında.
Bu şekilde, geçmiş ve şimdi birleşir.
Aynı kozmik madeni paranın iki yüzü.
Sadakatin bu tanımı bana mantıklı geliyor.
Ama Lenny teshuvah'ya inandı.
Talmudik güce, geçmişe gitmeye ve kişinin...
geçmiş eylemlerinin önemini dönüştürmesine.
Robert Kennedy'nin cenazesinde Adagietto çaldığında...
12 dakika sürdü.
Olaya topluluk gibi davrandı.
Kaydını dinleyecek olursanız...
trajedi ve acıyı muhakkak hissedersiniz.
Tabii bu yorumlama...
Mahler yaşlanınca epey doğru oldu...
profesyonel son meydana geldi...
ve Alma onu Gropius için terk etti.
Ama dediğim gibi, zamanla uğraşıyoruz.
Bu parça, acı bir trajediden doğmadı.
Genç bir aşktan doğdu.
Siz de...
Aşkı seçtim.
Doğru, tam olarak ne kadar süre?
Şey...
yedi dakika.
Adam'a söylediklerinden çok duygulandım...
yorumlamayla ilgili...
ve özellikle hisler ile...
aşkı seçmen konusunda.
Gözyaşlarını seyirciye bırakman gerektiği...
söylenir biliyorum, ama...
podyumdayken hiç duygulardan bunalmış...
- oluyor musunuz? - Evet.
Evet, bu oluyor.
Bir beklenti-ödül döngüsü var...
bazı eserler ve içindeki noktalarda...
bunu muazzam buluyorum, şeflik yaparken...
tam olarak acele ettiğimden değil...
ama o noktaya gelmek için sabırsızım...
evet, öyle oluyor. Hem de her zaman.
Yani duygusal olduğu kadar fiziksel de.
Dünyaya dönmek saatler sürüyordur.
Sonra bir şeyler söylüyorsun, onlar hatırlıyor ama sende yok.
Uyku da imkânsız tabii.
Smith'teki ilk yılım gibi.
Bunu size hangi parça yapıyor?
Sizi gördüm.
The Rite of Spring'i yönetirken, geçen yıl Met'te.
Çok güçlüydü.
Çok teşekkürler.
11 atış mesafesi.
Asal sayı...
hem kurban hem fail olarak vuran bir sayı.
Yönetene kadar fark etmedim...
ama hepimiz cinayet işleyebiliriz.
Bu harika bir çanta bu arada.
- Teşekkürler, beğenmenize sevindim. - Beğendim.
Affedersiniz, Bay Kaplan'la yemeğiniz var.
- Şoförü bekliyor. - Pekâlâ.
- Affedersin, adını unuttum. - Whitney Reese. -Whitney.
Whitney, elbette. Çok özür dilerim...
ne yazık ki geciktim ve buna gitmeliyim.
Anlıyorum. Size mesaj atabilir miyim?
"Gördüğümü görüyor musun?"
"Placido Domingo'nun Odası."
"İronik olduğunu düşünüyor."
Harika Aldo.
Kutlarız diye umuyordum.
Hayır, ben de öyle.
Juilliard'da dersim var.
- Güzel. - Ben'e söz verdim.
Akordiyon yeri için birkaç dirsek atarsın yani.
Burs açmalıyız.
- Ne, sayıyı mı artıralım? - Hayır, seksimizi.
Her şeyi tek cinsiyette tutmak tuhaf hissettiriyor.
Görüşümüzü belirttik.
Açıkçası, başarıyla yerleştirirken hiç sorun yaşamadık.
Biri hariç.
Şey...
sorunları vardı.
Duydum.
Babasıyla her Citibank toplantısında mevzu gündeme geliyor.
- Üzüldüm. - Sorun değil.
Halledemeyeceğim bir şey değil.
Akordiyon'un kuruluş ilkesini mahvetmek mi istiyorsun?
Muhtemelen donör kaybedeceğiz.
Evet, sanırım bu doğru.
- Belki buna yine değiniriz. - Tabii.
Bryant Park ayın 25'ini tuttu.
Nan yeri doldurmaya yardım istedi...
böylece Kaplan Fonu birkaç radyo yayını ve açıkhava reklamı yapacak.
Bir de şakşakçıları.
Bu çok büyük Eliot. Strand'i ayarlamalıydı.
Sakin ol.
İyi olacak.
Neredeyse doğum gününe denk geliyor.
Londra'daki Mahler Three'me gelemediğin için üzgünüm.
Ben de.
Petra okul işi vardı.
Sharon'a, orada olacağıma söz vermiştim.
Tabii.
Senden dürüst bir fikir umuyordum.
Çalgıcı reyting çizelgem alışılmışın dışındaydı.
Bunlar gizli bilgi Eliot.
Baş obuacı büyük bir hayranı.
Dönüş yolunda İsrailli Phil ile seninkini dinliyordum...
son harekette ipler elindeyken...
yaptığın şey beni epey etkiledi.
Onları oraya nasıl getirdin?
Salon mu yaptı bunu? Çalgıcılar mı?
Çalgıcılar pek istekli değildi.
İlk provadan sonra baş kemancı yanıma geldi...
- Yahudi misin dedi. - Ne?
Yahudi olmayan birinin Yahudi müziği yönetmekle...
ilgilenmesi ona şüpheli olmasa da olağandışı geldi.
Max Bruch gibi hissettirdi.
Ben büyük bir Yahudiyim, Kaplan Fonu...
klezmer komisyonu için onlara büyük meblağ taahhüt etti.
- Belki konuk şeflik için çağırırlar. - Epey şanslı olurlar.
Lütfen.
Yerimi biliyorum.
Para her zaman her şeyi satın alamaz.
Buna cidden inanmıyorsun.
Şunu bil ki, notalarına bakmak için Francesca'ya rüşvet verdim.
Beni sepetledi.
Aferin ona.
Şurada yaşlı adamla oturan beyefendi...
acilen masamıza odaklandı.
Önce bana bakıyor sandım...
ama sanırım sana bakıyor.
Onu görmezden gel.
İzin isteyip ellerimi yıkamaya gidebilirim...
yalnız kalmak istersen.
Ben de seni asla affetmem.
İsteyeceğim son şey burada kendim gibi...
biriyle tek kalmak.
Yarın kaçta gidiyorsun?
Francesca uçuşlara bakıyor.
Ara iptal et. İstediğin zaman git.
Bunu yapman gerekmiyor.
Güdülerim tamamen diğerkâm değil.
Tek bir bakış. Partisyonu gerçekleştirirken.
Pekâlâ.
- 15.15 olur mu? - Tabii.
Tamam, yani ben hızla dönmeliyim.
Açık kadro dolduruyoruz.
Sebastian olduğunu söyle.
Âdil olmak gerekirse Eliot...
Sebastian'ın iyi bir tekniği var.
Çubuğu var.
Bir ay önce Bunkamura'ya gidip...
Turing makinesini Chopin One gösterisini izledim.
Yaşlı Sebastian cidden Bay Tempo Rubato gibi.
Robot-O gibi sanki.
Neden onu tutuyorsun?
Andris'in adamı, biliyorsun.
Aynen öyle. Bu kararı miras aldın.
Yedi yıl, saygı duyuyormuş gibi yapmak için uzun.
Orada farklı iş sözleşmeleri var.
O ilginç biri.
Kim? Andris mi?
Hayır, Sebastian.
Fetişi var.
Fetiş mi? Ne gibi?
Savaş öncesi Kalmus minyatür müzikleri nostaljisi...
gördüğü demirbaş kalemler...
von Karajan'ın olduğu fotoğraflar, bu gibi şeyler.
Bu üzücü.
Evet ama haksız değilsin.
Onu bir noktada döndürmem gerekecek.
Kim için?
What Love Teaches Me.
Bu dizi notaları.
Mahler bunu sana kendi verir.
- Hadi ama. - Güven bana.
Başkasının kalemleriyle okula gitmek istemezsin.
En azından benimkilerle.
- Ama istiyorum. - Tamam, kafamı ütülemeyi kes.
Olur.
Bedava hürmet.
İzleyicinin bakması için hoş değil...
ama çalgıcıları zorluktan uzaklaştırırsan...
ses çok güçlü çıkar.
Robotun şanı yoktur Eliot.
Kendi işini kendin gör.
Pekâlâ...
Orada bir duralım.
- Teşekkürler Max, çok iyi. - Sağ olun.
Kendi bilgilenmem açısından...
niye Juilliard'a geldin?
Ülkedeki en iyi müzik konservatuarı da ondan.
Curtis, Eastman ve diğer yerlerden olanlar farklı diyebilir.
Juilliard bir marka yani, değil mi?
Bir markayla çalışmaya mı geldin?
- Hayır. - Elbette. Yani bir noktada...
bir öğretmen veya mezun bir öğrenci...
hayal gücünde bir şey çağrıştırdı.
Kendin olmayı arzuladığın biri.
- Kimdi peki bu? - Sarah Chang.
- Kemancısın, değil mi? - Evet. -Pekâlâ.
Neden böyle bir parça yönetmeyi seçtin anlayabiliyorum.
Akort ediyormuş gibi davranan yaylı...
grubunu yönetmek tanıdık bir zevk olmalı.
Şimdi, bu parçaya son derece...
aşinayız. Burada besteci diyor ki...
"ileri geri tremolo vuruşları ile başlayın"...
"tel fırça kullanın ve yavaşça crotales'i deri üzerinde gezdirin."
René Redzepi'nin ren geyiği tarifi gibi.
Yeni bir müzik türü çalmak heyecan verici.
- Evet. - Evet.
Harika. Diğerlerine katıl lütfen.
Hepiniz Bay Wolfe'un orkestra yönetme...
öğrencilerisiniz, fakat kaçınız...
beste de çalışıyor?
- Adın nedir? - Olive Kerr.
Pekâlâ Olive.
Dinlediğimiz şeyden sen ne çıkardın bakalım?
Oldukça harika.
Muazzam atonal gerilim var.
Gerilim kısmına katılıyorum.
Sözde "atonal" ın kolaylığı hakkında entelektüel olarak...
tefekkür edebilir veya kendinizi tatmin edebilirsiniz...
önemli soru şu: Neyi yönetiyorsunuz?
Bunun etkisi ne? Bana esasında ne yapıyor?
İyi müzik katedral gibi gösterişli olabilir...
ya da kulübe gibi yalın...
bu iki soruyu da yanıtlamaya izin verdiği sürece.
Max.
Hadi, ne düşünüyorsun?
Anna Thorvaldsdóttir ustalık dersini verdiğinde...
içinde büyüdüğü manzaraların ve doğanın...
biçim ve yapısından sık sık etkilendiğini söyledi.
Ama bu gerçek sesleri tarif etmekle bizatihi...
ilgilendiğinden emin değilim.
Çok Nokta Kontrpuan.
Evet.
Kompozisyonunun amacı, en hafif tabirle belirsiz.
Belirsizse şayet, orkestra şefi olarak sizler...
nasıl bir bakış açısına sahipsiniz?
Açıkçası, bazen seçeneğiniz olmadığı zamanlar olacak.
Orkestra önünde durmak zorunda kalacaksınız...
görünmez yapılar varmış gibi davranacaksınız.
Size dua ediyorum...
"4'33" müzik yapıtıyla sahneye...
çıkma utancından kurtulur...
motorsuz araba satar gibi kalmazsınız.
Çünkü şimdi dostlarım...
şimdi sizden bir şeyler...
gerektiren müziği yönetme zamanı.
Herkesin bildiği müziği...
onlar için farklı yorumladığınızı dinleme zamanı.
Mesela Max, neden Kyrie olmasın?
Şey gibi, Bach'ın Mass in B minor'ı gibi.
Pek Bach sevmem.
Sevmez misin?
Max.
Schweitzer kitabını okudun mu?
Hayır.
Okumalısın.
Önemli bir metindir.
Antonia Brico öyle düşünmüştü.
Öyle ki Ekvator Afrika’sına yolculuk etti...
ve Schweitzer'in izini sürmeye Kongo Nehri'nde kanoyla gitti...
Bach hakkında bildiklerini öğretmesini istedi.
Bende onun güneş kasklı...
bir fotoğrafı var.
Hiç Bach müziği...
çaldın mı veya yönettin mi?
Açıkçası, beyaz olmayan pancinsiyet bir olarak...
diyebilirim ki Bach'ın mizojenik yaşamı...
müziğini ciddiye almama...
engel oluyor.
Hadi.
Ne demek istiyorsun yani?
20 çocuğa babalık yapmadı mı?
Evet, bu belgeli.
Önemli miktarda müzikle birlikte.
Affedersin, anlayamadım...
evlilik yatağındaki olağanüstü becerilerinin...
B minor'la ilgisi ne?
Tabii.
Tamam, her neyse. Bu senin tercihin.
Nihayetinde, "ruh, kendi topluluğunu seçer."
Fakat unutmayın, madalyonun öteki yüzü...
kişinin dikkat vanalarını kapatır.
Tabii kabul edilebilir olanla...
olmayanı silolamak çoğu kişinin temel yapısı...
herkesin olmasa da, bugünkü senfoni orkestraları...
aptallar için küratörlüğü imparatorluk...
hakları gibi görür. Ne kadar kaypak olsa da...
Max'in alerjisini incelemenin bir erdemi var.
Bir grup hetero, Avusturyalı-Alman, kiliseye giden...
beyazlar tarafından yazılan klasik müzik bizi...
bireysel ve toplu olarak yüceltebilir mi...
ve buna kim karar verecek?
Peki ya Beethoven?
Onu seviyor musun?
Çünkü benim gibi U-Haul bir lezbiyen için...
yaşlı Ludwig'den pek emin değilim.
Ama onunla yüzleşiyorum.
Büyüklüğü ve kaçınılmazlığıyla...
burun buruna geliyorum.
Hadi Max. Şımart beni.
Bach'a da benzer bir bakış atalım.
Otur.
Bu bir telkâri, değil mi?
Birinci sınıf bir piyano öğrencisi olabilir.
♫ Veya Schroeder for Lucy'yi çalar. ♫
Veya bu nedenle Glenn Gould.
Değişene kadar bir şey yok...
içine girince asıl olanı duyuyorsun.
Bu bir soru.
Ve bir cevap.
Yeni bir soruyu getirir.
Bach'ta tevazu var.
Hiçbir şeyden emin gibi davranmıyor.
Çünkü biliyor ki her daim soru...
dinleyiciyi barındırır.
Mesele cevap değil.
Senin için en büyük soru...
sen ne düşünüyorsun Max?
Çok iyi çalıyorsunuz.
Ama bugünlerde beyaz, erkek, sis besteciler...
- benlik değil. - Gücenmeye bu kadar heveslenme.
Ufak farkların narsisizmi...
en sıkıcı benzerliğe yol açar.
Edgard Varèse olur sanırım.
"Arcana" yı seviyorum yani.
O hâlde Varèse'in bir zamanlar...
cazla ilgili şöyle dediğini bilirsin...
"Yahudilerin sömürdüğü Zenci ürünü."
Jerry Goldsmith'i Planet of the Apes müziğiyle...
onu mahvetmekten alıkoyamadı.
Çok iyi bir aşağılama değil mi?
Kendini epistemik bir muhalif olarak...
kabul ettirmedeki sorun...
eğer Bach'ın yeteneği cinsiyetine, doğduğu ülkeye...
dinine, yönelimine indirgenebilirse...
seninki de öyle olur.
Max, bir gün dünyaya açılıp...
büyük veya küçük bir orkestraya konuk şef olunca...
çalgıcıların kürsülerinde ampul ve müzikten...
fazlası olduğunu göreceksin.
Ellerinde puanlama kâğıtları da olacak...
bu şekilde seni oylayacaklar.
Ne tür bir kriter...
ile bunu yapmalarını umarsın?
Müzik okuma ve çubuk tekniğin mi, başka bir şey mi?
Pekâlâ millet, Max'in kriterini kullanarak...
Max'inkini ele alalım.
Yani bu durumda Anna Thorvaldsdóttir.
İki gözlem hususu konusunda anlaşabilir miyiz?
Birincisi; Anna İzlanda'da doğdu.
İkincisi; o bir, yani...
Waldorf hocası ağzıyla, çok ateşli güzel bir kadın.
Elle oylama yapalım.
Tamam, şimdi bakışımızı...
piyano kürsüsüne çevirelim...
bunlardan birinin, önümüzde oturan kişiyle...
ilişkisini çözüp çözemeyeceğimize bakalım.
Nereye gidiyorsun?
Tam bir sürtüksün.
Sen de bir robot.
Ne yazık ki ruhunun mimarı...
sosyal medya gibi duruyor.
Maskeyle dans edeceksen besteciye hizmet etmelisin.
Kendini arıtmalısın; egonu ve evet, kimliğini.
Hatta toplumun önünde durmalısın ve Tanrım...
kendini saklamalısın.
Pekâlâ.
Kapanmada bence dikkat çekici bir şey yaptın.
Bedava müzik yaptın.
Herkes Berlin performansını tek kuruş ödemeden...
izleyebildi.
Bu...
çalgıcıların verdiği demokratik bir karardı.
Keşke fikrin benim olduğunu iddia edebilseydim...
bu tamamen Sharon Goodnow'ın yüreğinden gelen bir şey.
Sharon, partnerin.
Bir çocuğunuz var ve Berlin'de başkemancı.
- Bu mesele hiç... - Evet, bu doğru.
Senin için karışıyor mu?
Eve iş getirme veya başka yollarla...?
Jake, koltuğun kumaşını kesin seversin dedi.
Seveceğim...
önümüzdeki aya kadar yağdan kurtulabilirsem.
Hiç kilo almıyorsun.
Annen mesaj attı.
Meşgul olduğunu biliyor ama uğramayı umuyor.
Sonraki yolculuk.
Yemek için ne düşünüyorsun?
Hayır.
Hayır, evde kalıp piyanoyu değerlendireceğim.
Çello dizinindeki E natural minörden endişeliyim.
Sana da yeniden ele alınmış Charles Ives gibi gelmiyor mu?
Hayır, hem de hiç.
Merak etme, Houston'u ararım.
Esnek olacaklardır.
Bu gece New Haven'dan arkadaşlarını görmek istersin belki.
Hayır, pek değil.
Notalar için sonra uğrayayım mı?
Hayır, buna gerek yok.
Tamam.
Neredeyse unutuyordum...
bu resepsiyona senin için bırakılmış.
- Kim bırakmış? - Söylemediler.
Kart falan yok mu?
- Hayır. - Tamam, şuraya bırakıver.
Sağ ol.
- İyi geceler. - Sana da.
NPR News'tan All Things Considered'ı dinliyorsunuz.
All Things Considered, Corporation for Public Broadcasting sponsor...
- Public Broadcasting. - Ve I Eat Ears...
- 2008'den beri dinleyicilere... - 2008.
- I Eat Ears... - I Eat Ears...
- siz de yapmalısınız. - Siz de yapmalısınız.
NPR'den yeni haberler var.
Önümüzdeki haftalar içinde...
Ulusal Gençlik Şair Ödülü'nden...
dört finalistin şiirlerini dinleyeceğiz.
Bundan ne zaman haberin oldu?
Bu sabah.
Bay Kaplan çok mahcuptu.
İstediğiniz gibi Münih üzerinden sabah 7.00 uçağına yer buldum.
Bağlantı kısa, ama özel hizmetler beklemede.
DG'yle durumlar ne âlemde?
Lütfen bu yayın için Tanrıya karşı dürüst LP'nin...
bilgeliğini görmek için uyanık olsunlar.
Henüz bir hareket yok.
Taslağını yolladığım e-postaya baktın mı?
- Dün gece yolladım. - Cevaplarını bana yönlendir.
The New Yorker söyleşisiyle ilgili ne düşünüyorsun?
- Bence iyi geçti. - Lafı geveleme.
Boşboğazlık ettim.
Hayır. Hiç de bile, harikaydın.
Francesca. Şefliğe dair herhangi bir ilgin varsa...
aklından geçeni söyleyebilmelisin.
Tamam, belki de sen...
Şeyle ilişkiyi daha az tutabilirdin...
- Lenny'yle mi? - Hayır.
Mahler ve Alma'yı düşünmüştüm.
Kadının adama ihanet ettiğini ima ettin. Buna pek katılmıyorum.
- Sahi mi? - Alma da besteciydi...
ama adam, bırakması için ısrar etti.
- Eve bir şerefsiz yeter dedi... - Evet.
Kadın da bu kurallara uydu.
Kimse onun yerine karar vermedi. #OyununKuralları
Bir kadının iskeleye çıkma hakkı varsa...
podyuma çıkma hakkı da olmalı.
Tamam.
- Akşamın nasıldı? - Sıradandı.
Sharon'ın haplarından kaldı mı?
Hayır, ama Dr. Korovin bunları sipariş etti.
Teşekkürler.
Krista'dan garip bir e-posta daha geldi.
Ne demeliyim?
Bir şey deme.
Bu seferki bilhassa çaresiz gibi geldi.
Kamu hizmeti şirketiyle benim bilmediğim...
bir çeşit kâr paylaşımı anlaşman mı var?
Çarpıntı nüksetti.
Kalbim fena çarpıyor.
Metoprolol'umu hiçbir yerde bulamıyorum.
Sikeyim be.
Bunu çekmecede dağınık hâlde buldum.
Bu doğru olan mı?
Evet.
Teşekkürler.
Bu yeni bir çanta mı?
Eliot'tan bir hediye.
- İstiyor musun? - Hayır.
Sana uyuyor.
Dakikada 60 atışa düşürelim.
Aslında 64 atış.
Dün gece cebini aramayı denedim.
Sonra da otelden bir daha.
Uyumuş olmalıyım.
Hiç o kadar derin uyumazsın.
Cadalozluk yapma.
♫ Bir şey hissediyorum ♫
♫ Fazla kalmayan bir şey için ♫
Petra için endişeliyim.
Kendi içinde kaybolmaya başlıyor.
Açık ol.
Bacaklarında yaralarla geliyor eve.
Bunu sorunca da sessizliğe gömülüyor.
Umarım futbol oynarken olan bir şeydir...
ve Biyoalman meselesi değildir.
Bunu konuşmuştuk.
Belki de ona arkadaş bulmak için...
daha fazla çabalamalıyız.
Geçen yıl çok zordu...
bizim gibi iki yaşlı hanımla kapalı kaldı.
Piyano öğrenmek için yeteri kadar büyük.
Ona öğreteceğim.
Tamam mı?
Bu iyi olabilir.
Kalbin nasıl?
Şimdi daha iyi.
Tık tık, kim var orada?
Lenny?
Walter?
Sensin MTT.
Neden böyle şeyleri bu şekilde göstermekte ısrar ediyorsun?
Buradaki işin sevindirmek...
siktiğimin porno yıldızı gibi çığlık atmak değil.
Michael Tilson Thomas...
Merhaba Petra.
Niye saklanıyorsun?
Söylersen yardım ederim.
Sharon?
Petra'yı okula götürüyorum.
Okay.
- Hadi. - Güle güle.
Tabutu kim taşıyacak?
"Biz." dedi çalıkuşu...
- "...horozla tavuk." - Tavuk.
"Ben..."
"Biz taşıyacağız."
İlahiyi kim söyleyecek?
"Ben." dedi ardıç kuşu, çalıya otururken.
"Şarkı söyleyeceğim."
"Çanı kim çalacak?"
"Ben." dedi boğa, "Çünkü çekebilirim."
"Çanı ben çalacağım."
Havadaki tüm kuşlar...
iç çekti ve hıçkırdı...
zavallı Horoz Robin için...
çalan çanı duyunca!
Her şey yoluna girecek.
Pekâlâ, o hangisi?
Kırmızılı olan.
- Güle güle. - Hadi bakalım.
Merhaba Johanna.
Ben Petra'nın babasıyım.
Bana senden çokça bahsetti.
Ona ne yaptığını biliyorum.
Bir daha yaparsan, sana ne yaparım biliyor musun?
Seni yakalarım.
Söylediğim şeyi bir yetişkine diyecek olursan...
sana inanmayacaklar. Çünkü ben bir yetişkinim.
Ama bana inanmalısın...
seni yakalarım.
Bunu unutma Johanna...
Tanrı hepimizi izler.
Selam.
- Hepsi konser salonunda mı? - Evet.
Hayır.
Günaydın.
Üzgünüm Şef.
Geleceğinizden emin değildik.
Çizelgede sorun olabileceği söylendi.
- Not almamı ister misiniz? - Hayır, sağ ol Sebastian.
Buna gerek olmayacak.
- Hepimizde puanlama kâğıtları var mı? - Üçe indirdik.
Kimsenin tartışacak başka bir işi yoksa...
bir numarayı alalım.
Goossens ayağa kalkar, A'sını verir.
Ve tabii ki Léon oldukça geniş...
vibratosuyla ünlüydü.
Beecham bakıp şöyle der, "Beyler, birini seçin."
Yazma işi nasıl gidiyor?
Bu soruyu nasıl yanıtlayacağımı hiç bilmiyorum.
Fiziksel bir şeymiş gibi geliyor kulağa.
Sıçmak nasıl gidiyor, der gibi.
Tamam. Düşünme işi nasıl gidiyor?
Pek iyi değil.
Bir şeyler duyup heyecanlanıp duruyorum...
sonra da öykünüyorum.
Her şey öykünme zaten.
Hepimizin aynı müzik grameri var.
Beethoven Beşlisi'ne bak.
Üçüncü hareketin temasında aynı aralık sekansı var...
Mozart Senfoni 40'ın son hareketinin açılış teması gibi.
Bu bir rastlantı olabilir.
Bu durumda, hayır.
Skeç defterlerini incelersen...
Mozart'ın finalinin 29 ölçüsü görünüyor.
Beethoven tarafından kopyalanmış.
Tanrım, bu son derece bunaltıcı.
Taslağını okumayı bitirdim. Çok iyi bir fikir Lydia.
Asırlık bir şey.
Ve kitabım unutulduktan sonra bile mevcut olacak.
Haklısın.
İlk baskının tamamı hep mevcut olacaktır.
Her zamanki gibi çok mütevazı.
Teşekkürler Andris.
Bu benim için değerli.
Kullanabilirsin.
Kapak için tanıtım yazısı.
Teşekkürler.
Yayınevine göndereceğim.
Umarım hâlâ zaman vardır.
Öğrencim demekten ötürü gururluyum...
sana öğretebilecek bir şeyim olmadıysa da.
Bu doğru değil.
Sen olmasan bu noktada olamazdım.
O zaman Londra'da, New York'ta olurdun.
Berlin değil ama.
Ayrıca, ayrılsak Sharon ne yapardı bilmiyorum.
Ailesine çok bağlı.
Goodnow kız kardeşleri.
Büyük olanın kök söktürdüğünü biliyorum...
DG'ye hâlâ hâkimken hem de.
Heike çok fikri olan bir kadın.
Ve o sesi. Sinyal parazit oranı...
katlanılamaz bir şey.
Yazıyı bitirmek için şehirdeki eski evime sığınmam gerekti.
Schopenhauer insan zekâsını...
sese karşı hassaslığıyla ölçmüş.
Daha sonra ona dava açan bir kadını merdivenlerden...
- aşağı atmamış mıydı? - Evet.
Yine de bu özel ve şahsi hatanın işiyle...
olan ilgisi belirsiz.
Geç kaldın.
- Çubuğunu bana ver. -Teşekkürler. - Aldım.
Tamam.
Güzel.
Christian...
Tamam mı? Fakat aynı zamanda...
sanki çok, ama çok uzaktan duyuyormuşuz gibi.
Yani...
Pardon. Harald orada mı?
Harald? Aslında şey...
bize hızlıca bir şey hazırlasan?
Güzel.
Harald?
Canlı kayıt için aynı sahne arkası kurulumu lazım.
Bir, iki, bir.
Tamam mı? İyi gözüküyor, ama duymalıyız.
Tamam mı?
Tamam mı?
Hayır.
Çok yavaş.
Tamam.
Tamam, herkes.
Burada işler nasıl?
- İyi. - Harika, ama...
bunu direkt diske kayıt etmemiz büyük yazık.
Daha ziyade suç gibi.
Bana MP3'leri atar mısın?
Evet ama WAV dosyalarını istemiyor musun?
Hayır, insanların neyi dinleyecekleri önemli.
- Peki ya video? - Evet, sahne solu A kamerası.
- Tamam. - Sağ olun çocuklar.
Güle güle, hiç önemli değil.
- Şu mu? - Evet.
Orada daha kuvvetli mi gelelim?
- Tamam öyleyse. - Evet.
Buradaki dinamik güçlü...
- pek iyi değil. - Evet?
Ufak bir şey var Şef.
Canlı bölüm sırasında...
solo klarnet biraz fazla gürültülü.
İlk giren kemanlara eşlik etmesi gerek.
Bunun dışında, iyi olduğumuzu söyleyebilirim.
Teşekkürler Sebastian.
Teşekkürler.
Doğru değerlendirme mi?
Sanmıyorum.
Klarnet piyano olarak işaretli, biz de çok yavaş diye işaretledik.
Sebastian tribünde oturmayı sever...
ama daire dengesinde bir sorun yok.
Biraz daha eğlenceli bir şey.
Burada Tanya ve benim Gustavo'yla yaptığımız bir şey.
- Bence çok güçlü. - Evet, harika bir iş Karl.
Biraz daha az düşünülmüş bir şey deneyebiliriz.
Şöyle basit bir şey mi?
Nasıl aydınlatmak istersin bilemedim.
Harald ışıkları yarıya kadar kıssın.
Işıklar yarı azalsın lütfen.
İşe yarayabilir, ama biraz ışık lazım.
Böyle bir şey yapmak istiyorsak...
önümüzdeki hafta sıcak ışıkları getirmeliyiz Tanya, flaşları unut.
- Beklediğiniz için teşekkürler. - Elbette Şef.
Bugünkü prova için nasıl hissediyoruz?
Sebastian'a göre canlı müzikteki solon...
biraz yüksek sesli.
Mümkün.
Katılmıyorum.
Dinamik işaretlemen ilk kemana göre daha yüksek.
Evet, bu doğru.
Bak, Sebastian's yaşlanıyor, Knut.
Onu değiştireceğim.
Bunu bilen ilk kişisin.
Şey...
Öyleyse bir toplantı düzenleyeceğim ve oylayacağız.
Hayır, yapmayacaksın.
Bir oylama yapılmalı.
Seçim toplantılarına aşinayım.
Fakat asistan şefin atanması tamamen...
benim kararım.
Evet.
Diğerleri konusundaki desteğine güvenebilir miyim?
- Evet. - Güzel.
- Yerine kimi getireceksin? - Birkaç ismi değerlendiriyorum...
asıl önemlisi, hemen devam etmemiz.
Anlıyorum.
Şef, diğer çalgıcılar tamamlayıcı parçayı...
seçtin mi bilmek istiyor.
- Yakında Knut, söz veriyorum. - Tamam. Teşekkürler.
- Ben... - Sorun değil.
Teşekkürler.
♫ Majörden minöre geçiş. ♫
Kusura bakma, kapıyı çaldım.
Anahtarları mümkün olduğunca çabuk istediğini biliyordum.
Evet, teşekkürler. Şirket kartını mı kullandın?
- Evet. - Şey için kullanabiliriz...
eve taksi için.
Evet, sorun değil. Gidebilirsin.
Mesele sadece anahtarlar değildi.
Beni tutacak biri lazım.
Sırası değil Francesca.
Sen... Bu şey değil...
Ben sadece...
Bunu Accordion'daki birinden aldım.
Hayır.
- Ne zaman oldu bu? - Dünden önceki gün.
Sana yolladığı o e-posta, sanki çoktan...
Sil onu, tamamını.
Entrikaya hiç gerek yok.
Şimdi olmaz.
Hadi, onu durdurmamızın yolu yoktu.
Bizden biri değildi.
Üçayalı'ya yaptığımız geziyi düşünmeden edemiyorum.
- Üçümüz çok yakındık. - Evet.
Bu, onun talepleri başlamadan önceydi.
Onda tam olarak yolunda gitmeyen bir şeyler vardı.
Gelecek vadediyordu.
- Vardı. - Evet.
Neredeyse senin kadar.
Onu unutmalıyız.
Anladın mı?
Tamam mı?
- Üzgünüm. - Hayır.
Çalıştığını biliyorum.
Senin...
anahtarların mutfaktaki masada.
Direkt uykuya daldı.
Ayağını tutması bile gerekmedi.
Eve çok daha iyi bir modda geldi.
Aferin kızıma.
Bugün yeni çellocuyla tanıştım.
Nasıldı?
Olga Metkina. Rus.
- Sağlam çalgıcı. - Güzel.
Yüz duruşu biraz fazla.
- Nasıl yani? - Müziğe bağlı çalışı.
Doruğa çıkmanın eşiğinde gibi.
Genç biri.
Demek onunla tanıştın.
Hayır.
Francesca bir şeyden bahsetti. Galiba hoş geldin yemeği ayarlıyor.
Erteleyebilirsin.
Daveti koşullu.
Rezervasyonun var mı?
Hayır.
Pek değil.
Uyum sağlar mı görmeliyiz.
İlaçlarını aldın mı?
Hayır.
Hatırlattığın için sağ ol.
Dün Johanna nasıldı?
Artık uzak duruyor.
Durum değişirse bana haber ver.
Petra, dün gece çalışma odamda değildin, değil mi?
- Hayır Lydia. - Çünkü orada bensiz olmamalısın.
Biliyorum.
Doğru.
Bu kadar basit değil. Daha karmaşık olmalı.
Tamam mı?
Epey baskı olmalı. Tamam mı?
Tamam mı?
Buradaki herkes için tanıdık.
Şarkıyı iyi bilmenin yardımı olmuyor. Tamam.
Aynı yerden.
Lütfen.
Lütfen.
İzlemelisiniz.
Tamam mı?
Şey gibi olmalı, bir kişinin yürekten şarkı söylemesi gibi.
Ve...
Tamam.
Tamam.
Şef.
Bu ne sürpriz, ben de yemek yiyordum.
- Bir şey yer misin? - Hayır, teşekkürler.
- Çay var içersen? - Hayır, teşekkürler Sebastian.
Buradaki koleksiyonunun etkileyiciliğini bazen...
unutuveriyorum. Şu Kalinnikov mu?
Evet.
Harika değil mi?
Müzeye ait.
'90'larda Kiev'deki bir panayırdan...
birkaç yüz rubleye kurtardım.
Tam Duvar yıkıldıktan sonra.
Epey olay olmuş olmalı.
Bunu atlatmış olması acayip bir şey.
Buraya Andris'le daha yeni gelmiştim...
- ve imkânsız, imkânlı oluverdi. - Evet.
Bunu konuşmak isterim.
- Uzlaşmayı mı? - Hayır. Otur lütfen.
Hayır, bir abonelik orkestrası...
başlatmaya ön ayak olmanla ilgili.
- Zaten yapıyorum. - Ama Kapellmeister olarak değil.
Şimdi değilse ne zaman Sebastian?
Berlin'i bırakayım mı yani?
Evet, başka yere geç.
Ama burası evim.
Tek evimiz, şef platformu.
Hepimiz göçebe yaşıyoruz, bunu siz de biliyorsunuz.
Bir düşünün.
Acele etmeyin.
Şu an karar vermemiz gereken bir şey değil.
- Mesele kız, değil mi? - Hangi kız?
Sormuyorsun.
Söylüyorsun.
O gelince günlerimin sayılı olacağını biliyordum.
Andris endişelenme demişti, ama...
Biliyordum.
- Neden bahsettiğini bilmiyorum. - Hadi ama.
Kimse söylemeye cesaret edemiyor. Yaptığın şeyleri biliyoruz.
Yaptığın küçük iyilikleri.
Ben...
ne diyeceğimi cidden bilmiyorum Sebastian.
Bunca insan arasından sen mi...
- dürüstlüğümü sorgulayacaksın? - Hayır.
Üzgünüm Şef. Ne dediğimi bilmiyorum.
Hayır, ne dediğini çok iyi biliyorsun.
Hakkımda cidden böyle hissediyorsan...
- burada kalman olanaksız. - Hayır Şef, lütfen affet beni.
Ne için?
Yalakalığın, ikiyüzlülüğün, mizogamin!
- Kadın düşmanı değilim! - Evlilik düşmanlığın.
Evlilikten nefret etmek.
Andris hâlâ evli.
Sen de aynı kattaki bir dairede oturuyorsun.
İma ettiği şeyi sevmedim.
Kulaktan kulağadan daha fena yayılabilir.
Biliyorum.
Birlikte açıldığımızda Der Spiegel'dan zor kurtulduk.
Francesca söz konusu olunca kimse suçlayamadı.
- İkiniz ilişkide değildiniz yani. - Bu doğru.
Yaşlı robotun haklı olacak olması midemi bulandırıyor.
Çoktan Andris'e gitmiştir bile.
Francesca'dan daha nitelikli olduğunu...
düşündüğün biri mi var?
Göreve eşit başkaları da var.
Belki karar için beklemelisin.
DG'de ne âlemdeyiz?
Boyd Muir'in ofisinden bir asistanla konuştum...
neden sadece dijital sette karar kıldıklarından...
kriterler nelerdi emin değiller.
Ama Long Yu için tam bir plak baskı yaptılar.
Tabii yaptılar, Çin pazarı muazzam.
Pekâlâ, işe koyulalım. Direkt Lucian'a gideceğim.
Belki de Annenberg Kapsayıcılık Girişimi'nin hatırlatılması lazım.
- İletişim bilgileri var mı? - Hemen gönderiyorum.
Makinem yine hata veriyor.
IT'cilerle konuşmuştum. Seninkini alayım.
Teşekkürler.
Maça çayı nerede?
Nerede olduğundan emin değildim.
Pürüzleri düzeltiyordum.
- Çay soğudu, yenisini getireyim. - Sorun değil, ihtiyacım yok.
Çalışmaya devam.
Francesca, dediğim gibi...
Krista'yla tüm yazışmaları sildin...
değil mi?
Emin değilim.
Emin değilim, tekrar kontrol ederim.
Sebastian bizi bırakıyor...
yerine gelebilecek...
uygun yedeklerin bir listesini yapar mısın?
Tabii kendi adını da yaz.
Teşekkürler.
Yeni çellocuyla yemeğin var.
Orkestra oylamasından sonraya planlamanı isteyecektim.
Hemen mesaj atarım.
Bekle.
Nasıl biri olduğunu da görebilirim.
Bu yemek.
Hıyar salatası güzeldir.
Vejetaryensen, buradaki tek iyi seçenek bu.
- Balık yer misin? - Pek değil.
Başka yere de gidebiliriz.
Store Kitchen gibi.
Biraz saçma bir eski gelenek bu...
yeni üyeler buraya getirilip...
geçmişin hayaletleriyle takılırlar.
Bir noktada herkes, Napolyon'dan tut...
Beethoven'a kadar bu masalara oturup yemek yemiş.
Evet, Clara Zetkin de.
Acaba hangi masada?
O kim? Müzisyen mi?
Almanya'da Sosyal Demokrat kadın hareketine ön ayak oldu...
ve KPD'ye, sonra da Hitler geldi...
ve o Sovyet Birliği'ne sürüldü.
- Clara Zetkin mi? - Evet.
Her 8 Mart'ta Kremlin Duvarı Mezarlığı'nda...
tabelası önüne çiçek bırakırız.
- Doğum gününde mi? - Hayır, Dünya Kadınlar Günü'nde.
Hazır mısınız Şef?
- Evet... - Önce şaşlık, sonra dana eti.
- Ya siz? - Hıyar salatası.
- Teşekkürler. - İyi seçim.
Biraz daha ekmek?
Tadı güzel, bir ısırık ister misin?
Hayır.
Hayır, teşekkürler.
- Berlin'de uzun süre yaşadın mı? - Hayır, hiç.
Wicker'da ziyaret ettiğim dostlarım var, orkestra kararına kadar.
Simonov yerini alacak mı?
Evet, sanırım. O amcam.
Hayalim hep Berlin'le çalmaktı.
Benim de.
Onun gibisi yok.
Sanırım Rostropovich kahramanınız.
Tabii, o harikaydı.
Moskova Konservatuarı'nda onu öğreniyoruz...
ama büyürken favorim Jacqueline du Pré'ydi.
Bana çello çalmayı sevdirdi.
- Hangi kaydıydı? - Kayıt değil, YouTube.
Viyolonsel Konçertosu.
Elbette. Barenboim, Londra Filarmonisini yönetmişti.
Kim yönetiyordu bilmiyorum.
Ama kadın bana bir şey yaptı.
O zaman parçayı öğrenip orkestranızla çalmaya karar verdim.
Epey bir mücadele. Kaç yaşındaydın?
13.
Duymayı çok isterim.
Videosunu yapıyorlar. Size mesaj atarım.
Güzel.
Mola vermeden önce...
çoğunuzun ortak parçayı...
merak ettiğinizi biliyorum.
Bunun hakkında epey düşündüm...
ve Beşli'yi Elgar'ın...
Çello Konçerto'su ile eşleştirmek için gayrı resmi anket...
yapabilir miyiz merak ediyordum.
Yaşadıklarımız göz önüne alınınca...
hâlâ yaşıyoruz tabii...
nihayet bir aile olduğumuza göre, ben...
bence, belki de solist...
- kendi saflarımızdan gelmeli. - Evet.
Tamam, peki.
Pardon, bir sorum daha var.
Bu tamamen sana Gosia.
Yani...
pratik olarak, demek istediğim...
bu soru sana geliyor.
Mahler'de senden istenecekleri düşünürsek...
seçmeleri yapsak rahatsız olur musun diye merak ettim.
Bu biraz alışılmışın dışında.
Teoride hiçbir itirazım yok.
Tek tereddüttüm, seçmelerin ne zaman yapılacağına bağlı.
Bölümlere herhangi bir müdahale olsun istemem.
Tabii, bu iyi bir nokta.
Yani...
hızlı olmalı.
Pazartesi nasıl?
Pekâlâ.
Güzel. Knut, pazartesi için yeter sayı toplar mısın?
Bakalım o ne diyecek.
Tamam, kapatmalıyım.
Britta, selam.
Lydia. Sonuna yetiştim.
- Nasıldı? Kulağa nasıl geldi? - Harika.
Canlı kayıt için sabırsızlanıyorum.
E yani.
Bittiğinde mutlu olacağım.
Hep öyledir.
Meşgulsün biliyorum, iş yüklemek de istemem...
ama...
Andris Davis aradı.
Sebastian'ı değiştirdiğim için çok üzgün.
Hayır, hayır. Bu başka bir şey.
Yerine birini seçersen lütfen Laura'ya hemen haber ver...
- böylece basın bülteni hazırlayabilir. - Elbette.
Ne istedi peki?
Kurulun kendisine tahsis ettiği şoförün...
dakikliğinden şikâyetçi gibi.
Bu konuda bir şey biliyor musun?
Evet.
Bu benim ödediğim bir şey.
Öyleyse neden kurul olduğunu düşünüyor?
Çünkü buna inanmaya ihtiyacı var.
Unutulmadığını...
hissetmeye ihtiyacı var Britta.
Akademinin üzerinde von Karajan'ın adı var...
ve her yerde Abbado'ya adanmış aşk mabetleri var.
Ama Davis'in adı görülebilecek bir yerde değil.
Pekâlâ.
O zaman belki Francesca şoförle biraz konuşabilir.
Elbette.
Bir şey daha var.
Bu nahoş.
Öyle mi? Operasyonel bir açık?
Bayan Sewing'i yine içmeye götürmeliyim öyleyse.
Hayır, orkestrayla ilgili değil.
Akordiyon Akademi üyesi Krista Taylor'u biliyor musun?
Evet, neden ki?
Görünüşe göre intihar etmiş.
Tanrım, zavallı şey.
Ailesi darma...
Bekle, kafam karıştı Britta.
Bu kötü haberi vermek niye sana düştü?
- Akordiyon niye bana direkt ulaşmadı? - Hassas mevzu Lydia.
Bay Kaplan avukatla görüşmenin en iyisi olacağını düşündü...
Akordiyondakilerle konuşmadan önce iyi olur.
Muhtemelen Eliot da dahil buna.
Pardon ama niye bunu yapmam gereksin?
Belli ki bazı ithamlarda bulunulmuş.
Öyle mi? Ne gibi ithamlar?
Söylemedi. Ama Akordiyon'un istişaresine iletildi.
Bay Kaplan bundan kesin bir şey çıkmaz dedi...
ama kimse çok dikkatli olamaz.
Bu saatte aradığım için üzgünüm. Ben Lydia Tár.
Hemen Bay Singer'la görüşmeliyim.
Evet.
Evet, acil.
Yorgun musun?
Uyku zor.
Kayıt günü öncesi ben de böyle olurdum.
Lydia...
Sebastian hakkında kesin kararlı mısın?
Yerine kimi getireceksin?
Muhtemelen Andrew Crust.
VSO'da Otto Tausk'a asistanlık yapıyor.
Kız değil mi?
Andris...
hiçbir sıkıntı yaşadın mı...
bir öğrenciyle veya iş arkadaşıyla...
niyetini yanlış yorumlamış biriyle yani?
- Biri beni mi şikâyet etti? - Hayır, hayır.
- Elbette hayır. - Mesele buysa, şanslarını kaybettiler.
- Bu işlerden çekildim. - Evet, biliyorum.
Elbette.
Tanrıya şükür Jimmy Levine gibi platformdan çıkarılmadım.
Ya da Charles Dutoit gibi avlanmadım.
Bir sebepten soruyorsun sanırım.
Son zamanlarda böyle şeyler sıklıkla oluyor.
Bugünlerde suçlanmak, suçlu olmakla aynı.
Ama sanırım bu yıllar önce Furtwängler için de geçerliydi.
Karajan'la da öyle.
Hangisi daha iyi şefti?
Hiç Furtwängler'ın altında çalmadım.
Buraya ilk vardığımda, daha eski üyeler...
dingin görüşlere sahipti.
Aynı zamanda o dönemi geride bırakmak istiyorlardı.
- Savaş mı? - Hayır, savaş sonrası.
Nazilerden arınma dönemi.
Biri sana parmak doğrulttuğunda...
süreç baştan başlıyordu.
Furtwängler Parti'ye hiç katılmadı.
Selam vermeyi reddetti...
ya da "Horst-Wessel-Lied" i yönetmeyi.
Veya mektuplarına "Çok yaşa Hitler." yazmayı.
Hitler'e yazdıklarına bile.
Ama Nazilerden arınmak zorunda kaldı.
O vakte kadar yarı emekliydi...
cesetlere çalıyordu.
Cesetlere mi?
Gizlice mezarlıkta çalıyordu.
Cinsel uygunsuzluğu, suçlanan bir Nazi olmakla bir tutmuyorsundur?
Her türlü hazır olman gerekirdi.
Yıllarca, dolabımdaki tüm askılıkların aynı yöne...
baktığından emin oldum.
Pazartesi kaç kişi seçmelere gelecek?
- Kimse. - Kimse mi?
Belki Martin.
Gosia'yla hiç iyi geçinememiş.
- Bir kez olsun sahne arkasında oturmayı çok ister. - Şey...
yine de seçmelerde olacak.
Elbette.
Kurallara uymalı.
Biraz resmi olmuyor muyuz, Francesca?
Anladığım kadarıyla tek bir çalgıcı var.
Hayır Şef, iki tane.
Oybirliği olmuş.
İki numara.
Bir sorunumuz var.
Orkestranın üyesi olması için resmî olarak davet edilmedi.
Bizim için solo olmasına gerek yok.
Seçmelerin kriterleri, tüm bölüm üyeleri için değil miydi?
- O zaman seçmeleri iptal. - Hayır.
Francesca, Martin'i içeri çağır da haberi verelim.
Bekle. Gosia, bunu konuşalım.
Siktir!
Evet!
Solo prova günlerini ona söylerim.
Teşekkürler.
Otur.
Sebastian'ın değişimi için bir karar verdim.
Bilmelisin ki bu kolay değildi.
Bu pozisyon muazzam bir sorumluluk getiriyor...
ve sana olan kişisel sevgim bir yana...
daha deneyimli biriyle devam etmeliyim.
Beni yalnız bırak.
Raporun bende değil.
Daha önce söylemiştim...
Affedersin, gir lütfen.
Güzel.
Kontrast şimdi çok daha iyi. Ya sence?
Kahveni nasıl istersin?
Sade, sert.
Çalsam sorun olur mu?
Tabii, çal.
Elimden gelen bu kadar.
Ama güzel.
Bu kısım.
Belki de ladan si bemole geçer.
Bu daha iyi, bunu sevdim.
- Hadi, ara ver. - Tamam.
Sharon?
Merhaba.
Sharon dışarıda, kız kardeşiyle.
Fısıltılarından anladığım kadarıyla...
iyi niyetli değiller.
Çocuk, odasında.
Petra.
Burada ne yapıyorsun?
Ondan saklanıyorum.
Niye?
Çünkü eşyalarımı düzene koymamı söyledi...
ama zaten düzenliler.
Görebiliyorum.
Gel.
Hepsi seni bekliyor.
Herkese birer kalem vereceğim.
Herkese mi? Hepsi idare edemez tatlım.
Bu demokrasi değil.
Tamam...
- İyi mi? - Evet, iyi.
Mutlu musun?
Bayan Taylor ile ne kadar zamandır tanışıyorsunuz?
Asistanımla tekrar kontrol etmem gerek...
birikmiş olarak diyebilirim ki birkaç aydan fazla değil.
- Vaktiniz için teşekkürler Şef. - Ne demek.
Bu kayıt, güvenli bir sunucuda olacak...
Bay Singer ile avukat-müvekkil gizliliği altında olacak.
- Harika. - İfadeniz için sizinle hareket edecek.
İfade?
Evet. Farkındasınız sanıyordum.
Bay Singer'ın ofisi, asistanınızla koordineli olduklarını söyledi.
Francesca, o güzel kıçını toplayıp hemen işe koyul.
Francesca'dan aldığımız tek bilgi...
asistanıma gecenin yarısı derhâl istifayla ilgili e-posta atmış...
daha fazla ayrıntı sağlarsa iletişime geçeceğini söylemiş.
- Ne tür ayrıntı? - Yeni bir adres sanırım.
Bu arada, bütün sabah boyunca...
size geçici olarak yardım edecek uygun birini aradık.
Şimdilik, belki de yeni şef yardımcınız doğru seçim olabilir.
Hayır, canlı Beşli randevusuna kadar müsait değil.
Evet, hazırım. Hadi gidelim.
- Ona olan bağlılığını biliyorum. - İki yüzlü sürtük.
- Nasıl incinmiştir hayal et Tár. - Sakın onu savunma! -Yavaşla!
Sürünerek geri gelecek.
Her robot gibi aptal bir telefonum var. Tüm gün mesaj atılmaz mı?
Yavaşla be! Ya da indir beni!
Francesca!
Fräulein?
Çabuk! Gel.
Üzgünüm, yine geciktim.
Burada mı yaşıyorsun?
Normalde hayır.
Rahatına bak. Üstüme bir şeyler giyeceğim.
Havlun var mı?
- Evet. - Teşekkürler.
Yağmura yakalandım.
Müzisyen arkadaşlarımla ufak bir konser var, gelmelisin.
Teşekkürler ama cidden eve gitmeliyim.
Çocuğun var, değil mi?
Bunu yapmayacağım.
Bazı insanlar için hayvanlar daha iyi.
Ne...
- Pardon. - Güle güle.
- Evet, güle güle. - Görüşürüz.
Tamam.
Olga!
Olga!
Olga?
Olga?
Merhaba?
Olga?
Olga?
Olga?
Polise neden gitmedin?
Kavga ettim, adam kaçtı. Ne diyecektim ki?
Tanrım. Acını dindirsin diye ilaç vereyim sana.
- Bir şeye ihtiyacım yok. - Hayır, vereceğim.
- Biri sana kötü mü davrandı? - Evet.
Tanıdığım en güzel insansın.
Lydia!
Lydia!
Ne oldu?
Ayağımı tut.
- Daha iyi mi? - Evet.
Tamam.
Fili odadan kovalım bakalım.
"Suratına ne oldu böyle?"
"Burun ve göz estetiği randevusu vardı da..."
"Cerrah öteki kısmı yapamadan orayı terk mi etti?"
Hayır.
Saldırıya uğradım.
Teşekkürler.
İyiyim, cidden.
Siz bir de adamı görseniz.
Pekâlâ.
Yapma. Acıyor.
Doktora görünmelisin.
Önümüzdeki haftaya kadar dolu.
Onları arayıp acından bahsederim.
Hayır, buradaki işi bitirelim.
Tamam mı?
Genel olarak balans iyi gibi.
Hızlı göz gezdirme dışında, Elgar'a konsantre olmalıyız.
Bundan emin misin?
Sanırım, evet.
Burada çok sağlamız...
ama onları burada tutmaya çalışacağım.
Oradaki nota kayışının gücüne...
kapılıp eşleşmeye çalışıyorlar.
Muhtemelen...
Nerede saldırıya uğradınız Şef?
Önemli değil.
İşte.
Teşekkürler.
Al işte.
- Ne zaman oldu bu? - Her şey çok bulanık.
Üç, dört gün önce.
Sadece omzum, evet.
Yanıyor gibi, havuz kenarında uyuyakalmışım gibi.
Tamam, gömleğini geri giyebilirsin.
Bazı sinirlerin zarar görmüş.
Hissettiğin yanmaya Notalgia Parestetika deniyor.
- Nostalgia mı? - "Notalgia." "S" yok.
- Nasıl tedavi olacağım? - Olmayacaksın.
Nihayetinde geçip gidiyor.
Uyum yardımcı olabilir, deforme duruyor.
"Yahudilerin sömürdüğü Zenci ürünü."
Şimdi bakışımızı piyano kürsüsüne çevirelim...
çok ateşli genç kadına bakalım.
Bu çok iyiydi.
Mastürbasyon yapabilirsin...
ama bana tam olarak ne yapıyorsun?
- Britta. - Selam.
- Gördün mü? - Evet, şimdi gördüm.
Bu öğleden sonra toplanıyoruz.
- Bu öğleden sonra mı? - Sorun olur mu?
Hayır, sadece... bu bir sorun değil.
Öncelikle o sınıf, teknolojiye kapalı şeklinde gerçekleşti.
İkincisi ise, bu kuralı kim çiğnediyse...
kelimelerimi değiştirmek için dilsel tuzaklar yaratmak...
amacıyla gördüklerimizi kurguladı. Öğrenciler ters açıda.
Gerçek zamanlı olması mümkün değil. Bu iftira.
Eminim ki bu doğrudur Lydia.
Bu video olmasa, burada oturuyor olmazdık.
Ne yazık ki, bu video...
New York Post'taki Krista Taylor intiharıyla ilgili...
bu da röportaj yaptıklarını iddia ettikleri...
diğer Akordiyon dostlarını içeriyor.
Laura, bize konuşmalarından bahseder misin?
Hiç olmadı ki. Açıkça bir yanıt vermedik...
önce stratejiyi görüşelim istedik.
- İşte makale. - Teşekkürler Laura.
"Birden fazla genç kadını profesyonel iyilik için..."
"Cinsel eylemlerde bulunmaya ikna ve hazır etti."
"Buna uymayanların olanaklarını bloke etti."
Bu tamamen kurgu.
Post da skandal paçavrası, oh ne âlâ.
Ciddi kimse okumaz bunu.
Krista Taylor'a göre...
o kaçıktı. Bana takılıp kalmıştı.
Ne açıdan?
Bana tuhaf hediyeler yolladı. İnternette troll'ledi.
- Sinyaller göndermeye çalıştı. - Ne gibi sinyaller?
İlham perim olduğunu söylemek için Vikipedi sayfamı çarpıttı.
Bu kolayca kontrol edilir, değil mi?
Bunu hiç raporladın mı veya şikâyette bulundun mu?
Hayır. Bak, muhtemelen yapmalıydım.
Onun için üzülmüştüm.
Bu Sharon'la paylaştığın bir şey mi?
Hayır, ona yük olmak istemedim.
- Yapsa mıydın? - Evet.
Ne tavsiye ediyorsunuz?
Şimdilik o kadar ilgi çekmedi.
Kimse onunla bağlantı kurmadı veya yorum istemedi.
Bekleyip görelim.
Seni olabildiğince uyarmak istedik Lydia.
Bu Cuma ki donör toplantısı öncesi.
- Ne yazık ki orada olamayacağım. - Olmanı tavsiye ederim.
New York'ta kitap lansmanım ve belli ki delilim var.
O zaman dönünce seni bilgilendireceğiz.
İyi hafta sonları.
Açlıktan ölüyorum.
Bugünkü işimi bitirdim.
Tebrikler. Dışarı çıkıp kutlamalıyız.
Yapamam, toplanmam lazım.
- Selam! - Selam Lydia.
Sharon?
Evet?
Performans puanımı gördün mü?
Hayır, niye? Diğerlerinin yanında değil mi?
Hayır, değil.
Ofisimde olmadığından emin misin?
Peki ya orkestra kütüphanesi?
Tekrar bakar mısın lütfen?
Bilmiyorum. Evet, kesinlikle.
Lydia?
- Evet? - Ne zaman döneceksin?
Yarından sonraki gün.
- Söz verir misin? - Evet, söz veriyorum.
- İyi geceler. - Sana da.
Teşekkürler. Şişeniz var mı?
Elbette.
Kabin kapısını kapatmadan başka isteğiniz var mı?
Evet. Bir kişi daha bekliyoruz.
Tüm sorularıma...
Krista Taylor ve diğerleriyle iletişiminizle ilgili olanlara...
cevaplarınız hep...
"Bilmiyorum." veya "Hatırlamıyorum." oldu.
Anılarınızı tazeleyecek ne gösterebilirim size?
Belge falan, belki sizden veya şahsi...
asistanınız Bayan Lentini'den e-postalar...
böylece söyleyip söylemediğinizi hatırlarsınız.
Çoktan duymuşsundur.
Bryant Park seni 53. Cadde'ye getirdi.
Bu, Kaplan Vakfı'nın hazırladığı ifade.
Üzgünüm ki bu galiba birbirimizi son kez görüşümüz.
Artık uçak biletlerimi kendim alabilirim.
Sen de platforma çıkmayı öğretsin diye başkasından istersin.
Arka giriş var mı?
"Aslında müziği açıklamak için kullanılan yaygın metaforlar..."
"Şu fikre dayalıdır; müzik..."
"Bir dildir, fakat gizli bir dil."
"Bu açıdan, kutsal ve bilinmeyen bir dil."
"Çıkardığımız bu neşeli sesler, her birimizin ilahi olarak..."
"Deneyimleyebildiğimiz şeye yakındır."
"Yine de havada hareket eden şeyden doğar."
- "Nasıl gidiyor?" - "İlahi bir şeyler falan diyor."
- "Kuş sesinden farksız." - "Kinayeden bahsederse boku yedim."
Yarım saate yemek için aşağıda buluşalım mı?
Sağ ol, ama jetlag oldum. Şimdi uyuyacağım.
Evet ben de. Muhtemelen öyle yapacağım.
Evet, selam.
Evet, odamda su yok.
Evet, minibara baktım.
Bir şişe su ne kadar sürer?
Önemli değil, aşağı inerim.
Lobi lütfen.
Yüce Tanrım.
Britta'ydı.
Değil mi?
Yani, yalan ticareti yapan bin yıllık robotları böyle duymuşsundur.
Juilliard olayı umurumda değil. Elindeki zaman çok fazla.
Tam sınırda biri. Hem de en kötüsünden.
Bu evden her çıktığımda...
kulağına dalavere fısıldıyor veya bana kalkıp...
sınırda başka birini soruyor, Samantha Hankey gibi.
Tanrım, yemekte adımdan bahsetmekten ve...
bir şeyler ima etmekten başka bir işe yaramıyor.
- Adına üzülüyorum. - Sus.
Dün gece aramaya çalıştım.
Onunla eğlendin mi bari?
Sırtım beni öldürüyor.
Francesca gitti...
çantalarımı biri taşımalıydı. Kime sorsaydım?
Benimle gelsin diye, Knut mu?
Tanrı aşkına be...
Seninle ilgili kabul ettiğim pek çok şey var.
Sonunda ise, eminim böyle bir şeyin üstesinden gelebilirim.
Ama bundan bahsetmiyoruz, değil mi?
Bu ithamlar...
intihar eden kızın ailesinin söyledikleri.
Söyledikleri şeylere cidden inanıyor musun?
Yalan bunlar.
Dün kendi bölümüme girip herkesin hakkımda...
fısıldaştığını görmek nasıldı biliyor musun?
Seni neyle itham ettikleriyle ilgisi yok.
Basit bir mesele...
ailemizin tehlikede olduğuyla ilgili beni uyarmadın.
Bu ne işe yarayacaktı ki?
İşleri daha iyi kılmak için ne yapabilirdin?
Çünkü bunu hak ediyorum.
Kurallar bunlar.
Siktiğimin avukatına danışacaksın...
hep yaptığın gibi.
Buraya kalıcı pozisyon için...
konuk şef olarak ilk geldiğinde yaptığın gibi.
Bana siyaseti sormuştun...
hamleler nedir, durum nasıl değişir diye.
Elbette...
bu diyaloglar başka bir yatakta geçti.
Ya da kanepede...
- bırakıp gidemediğin o iğrenç yerdeki yani. - Eski hüzün esti yine.
İlişkimizi alım-satımsal diye nitelendirmen zalimce.
Sahip olmadığın tek bir ilişki var.
O da bitişikte uyuyor.
Belli ki bu aklından hiç geçmemiş.
Petra!
Buraya gel tatlım.
- Güzeldi. - Öyle mi?
- Evet. - Parka gitmek ister misin?
Bunu yapma, lütfen.
Lütfen.
Merhaba. Ben Anna Franzen.
Burası vefat eden annemin dairesi.
Annenize çok üzüldüm.
Teşekkürler.
Kız kardeşiniz nasıl?
Eleanor Neukölln'de bir tesiste kalıyor.
Rahatsız ettim...
ama eşimle ben evi satıyoruz...
ve müziği işitiverdik.
Beğenmenize sevindim.
Provalarınızın belli saatleri var mı diyecektik...
o saatler dışında evi gösterebiliriz.
Olası alıcıları bunca gürültüyle...
kaçırmak istemeyiz.
Hayır, hayır.
Hayır, bunu istemeyiz.
♫ Satılık daire ♫
♫ Satılık daire ♫
♫ Annen gömülü derinlerde ♫
♫ Şimdi de evi sende ♫
♫ Satasın diye ♫
♫ Kız kardeşin hapiste ♫
♫ Kız kardeşini hapse attın sen de ♫
♫ Hepiniz cehennemin dibine ♫
♫ Daireniz satılık hâlde ♫
Tamam.
Bana dikkatli bakın.
Hadi, bana dikkatli bakın!
Lydia.
Bu benim parçam.
Lydia, kafan karışmış.
Bu benim parçam!
Seni siktiğimin hiçi!
Ben iyiyim.
CAMI makbuzunu imzala.
Normalde, bence Lisa Rich...
rezervasyonda size en uygunu, ama şimdilik çok dolu.
O yüzden sizi Jake'le eşlemek isterim.
Jake, Lydia'ya ona hazırladıklarını...
- gösterir misin? - Şey...
şimdilik bir sıfırlama.
Aradığımız şey çoğu değil, azı.
Seçici olmayı ve...
sıfırdan inşa etmeyi istiyoruz. Yani yeni bir hikâye lazım.
Burası.
Buyurun, teşekkürler.
40 yapın.
Teşekkürler.
Başarıyı hissetmediniz mi?
Müziğin gerçek manasını şimdi gerçekten anlayabiliriz.
Duyduğunuzda size hissettirdiği şeydir.
Nihayet o dev adımı da attık.
Ve sonuca vardık. Müziğin anlamını artık biliyoruz.
Diyezleri, bemolleri, akortları ve tüm bu...
bilmemiz gerekmiyor aslında...
müziği anlamak için bunlara gerek yok, eğer bir şey anlatıyorsa.
En harika şey ise, müziğin size hissettirebileceği...
farklı hislerin bir limiti yok.
Bu hislerin bazıları öyle özel ve derin ki...
kelimelerle tarih dahi edilemez.
Görüyorsunuz, hislerimizi her zaman anlatamayabiliriz.
Bazen söyleyebiliriz; neşe duyuyoruz diyebiliriz...
zevk, huzur, aşk, nefret, her neyse işte.
Fakat arada bir...
öyle derin ve özel hislerimiz olur ki...
onları kelimelere dökemeyiz.
Müzik işte bu yüzden harikadır...
çünkü bizim için isimlendirir.
Kelimeler yerine notalarla.
Müzik böyle hareket eder.
Unutmayın ki müzik bir harekettir...
hep bir yerlere gider, değişir ve farklılaşır...
bir notadan öbürüne akar.
Bu hareket bize bir sürü kelimenin...
yerine ne hissettiğimizi anlatabilir.
Şimdi size bir parça çalacağız...
Tony.
Selam Linda. Affedersin.
Lydia yani.
Annem, atlatacağını söyledi.
Saklanıyorsun galiba.
Niye saklanayım ki?
Canıma okuyor.
Nasılsa beni ilgilendirmez.
Bir sürü yarım kalmış iş var.
Ne demek istiyorsun?
Dediğim gibi, beni ilgilendirmez.
Ama nereden geldin nereye gidiyorsun bilmiyor gibisin.
İçeri girebilir miyim?
Teşekkürler.
Çok üzgünüm.
Bestecinin aslında Osaka'dan konsere...
katılmak için gelmediğini doğrulamak istedik.
Söylemeliyim ki onun parçasını bulmak için...
müzik kütüphanelerine baktım ama bulamadım.
Bu henüz geldi.
Bu harika, teşekkürler.
Shirley ve Cirio size güzel ülkemizi gezdirmekten...
- mutluluk duyacak. - Çok teşekkürler.
Tanrım.
Teşekkürler.
Belki bir yerlerde durup yüzebiliriz.
Evet, şelalede. Ama nehirde olmaz.
Niye? Suda ters bir şey mi var?
Hayır, timsahlar var.
Bu kadar içerideler demek.
Marlon Brando filminden kaçtılar.
Bu uzun zaman önceydi.
Hayatta kaldılar.
Hanımefendi.
Burada reçete var.
- 10 dolar. - Teşekkürler.
Buralarda bir yer var mı... teşekkürler...
masaj yaptırabileceğim?
Jetlag'e çare olur sanıyorum.
Evet.
Bildiğim çok iyi bir yer var.
Teşekkürler.
Teşekkürler. Lütfen akvaryuma doğru ilerleyin.
- Akvaryum mu? - Evet, şurada.
Affedersiniz, kafam karıştı. Durum nasıl işliyor?
Bir numara seçin.
- Numara mı seçeyim? - Evet.
Beş numara.
- Günaydın. - Günaydın.
Başlamadan önce biraz...
bestecinin bu parçadaki amacını konuşalım.
Acaba neyin peşindeymiş?
Beş dakika.
Teşekkürler.
Beşinci Filo'nun kız ve erkek kardeşleri, vakit geldi.
Vedamı kısa tutacağım.
Kelimelerle aram hiç iyi değildi.
Bu gemiye bindikten sonra geri dönüş yok.
Ayaklarınızın değdiği bir sonraki yer Yeni Dünya olacak.
Herhangi biriniz cesaretini kaybettiyse...
o zaman uzaklaşın ve kimse sizi yargılamasın.
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.