All language subtitles for Maskineriet.S01E02.NORWEGiAN.720p.WEB.H264-HENRETTELSE

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian Download
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

Ne yapıyorsun?

Üzgünüm.

Özür dilerim. Sadece...

Berbat bir rüya gördüm.

Farkettim. Neyse ki yanındayım...

Lilly nerede?

Onu okula götürdüm.

Yani burada yalnızız.

Ne kadar uyudum?

Epey oldu. Bilemiyorum. Oldukça fazla süredir.

Yani küçük Olle'nin ayağa kalkma zamanı geldi. Ya da büyük olanın.

Dünkü polisi arayacak mısın?

Kartını bıraktı.

Belki bu soygunla ilgisi vardır. Duymadın mı?

30 milyonla kaçtılar.

30 milyon! Bu ne kadar biliyor musun?

Yani, dün bütün gün haberlerdeydi.

Onu arayacak mısın?

Cidden. Belki önemli bir şeye tanık olmuşsundur.

- Belki de hırsız sensin. - Pekâlâ...

Soyguncu sen misin? Bu yüzden mi uzaktaydın?

Seni tutuklamam gerekecek mi?

Lily'i de alabilir misin? Kuaföre gitmek istiyorum.

Tabii.

Hediye alabilirsin.

Ne?

Babam için.

Tabii olur.

Hallederim.

Siz Norveçlilerin yüzüğü sağ ele takması çok hoş.

Böyle el ele tutuşup...

...bir arada görmek çok güzel.

Tanrım, seni ne kadar çok seviyorum.

Keşke benim şu an ki hissettiklerimi biraz da olsa hissedebilsen.

Ne kadar şanslıyım.

Ben de seni çok seviyorum.

Ve Viggo da öyle sevecek.

Ya da Greta.

İlişkiden yedi dakika sonra çocuğumuzu vaftiz ediyorsun.

Öyleyse ne olmuş?

Başka bir tane daha istiyor olmaya hevesli olman hoşuma gitti.

- Bir tanesine daha sahip olacağız. - Olacaksın.

Lilly'ye karar vermemiz beş ayımızı aldı. Acele etmesek mi?

- Hemen başlayabiliriz, hiç sorun değil. - Ona ortalığı toplamayı öğretmeliyiz.

İyi kazanmaya başladın. Bir temizlikçi bulamaz mıyız?

Olle?

Ne bu?

Bu büyük bir yanlış anlama inan bana.

Norveç'teki bir soygundan evimize silah ve para getirdin.

Ne yaptığını anlıyor musun?

Dün kendimde değildim.

Hâlâ bana yalan söylemeye devam ediyorsun! Sürekli yalan söylüyorsun!

- Josefin, ben niye... - Sanki seni hiç tanımıyorum.

Benim.

Olle.

Ben... Ben ne olduğunu hatırlamıyorum. Ben değildim.

Dün yaptığım seçimler... Neler oldu bilmiyorum.

O soygunda sen de var mıydın Olle?

Hayır.

- Hatırlamıyorsan nasıl bilebilirsin? - Bunu neden yapayım?

Uyandığımda çanta oradaydı.

Dinle. İstediğim her şeye sahibim.

İyi bir işim ve ailem var.

Silah kullanmayı bile bilmiyorum. Bana bak. Benim.

Olle'n.

MAKİNELER

Çeviri: D-530 ~İYİ SEYİRLER~

Çok naziksin.

Buz makinesini de tamir ettim.

Sensiz ne yapardım?

Bazen ben de merak ediyorum.

- Harika bir iş çıkarıyorsun. - Sözü açılmışken, maaşımı almadım.

Bu çok kötü.

Bana söylemene sevindim. Ne yapabilirim bakacağım.

- Söz veriyor musun? - Söz veriyorum.

- Selam tatlım. - Selam.

Tatlı getirdim.

Gerek yoktu.

Sadece donmuş tatlılarınız var.

Sağ ol.

- Güzel görünüyor. - Henüz hazır değil.

Bırak şunu anne. Uçuracaksın.

Ortada oturabileceğinizi düşündüm, yoksa başka bir yere mi oturmak istersiniz baba.

- Baba? - Hayır, burası iyi.

Bir şey mi oldu?

Arayan Håkan'dı.

Polis Sandefjord'daki soygunu soruyor.

Soyguncular bazı Laholmens malzemelerini kullanmışlar. Bizim malzemelerimizi.

Birini öldürmüşler.

- Ofise gitmem gerekiyor. - Hayır, bırak Olle halletsin.

Telefonuna cevap vermiyor.

Ben hallederim. Yönetim kurulundayım.

Çözeceğim. Gidip ne olduğunu öğrenmeliyim.

Bırak o yapsın. Sana yardım etmesine izin ver Henrik.

Her şeyi kendin yapamazsın.

Olle? Hadi.

Kımıldasana.

Hareket et be. Lanet olsun.

Çantayı teslim et.

Polise gidiyor.

Hayır, bunu kendi yöntemimle halledeceğim.

Selam, Olle.

Daniel'ı mı arıyorsun?

Daniel, Olle Hultén geldi.

Geliyorum.

Merhaba. Nina seni mi aradı?

Konu neydi?

Norveç polisi mi? Sorun nedir?

Aradı ve seni sordu.

İki gün önce Sandefjord'da olup olmadığınızı sordu.

- Evet, oradaydım. Çalışıyordum. - Soygun hakkında konuşmak istiyordu.

Ama neden? Yani oradaydım ama konferans içindi.

Numarasını mesajla atacağım sonrasında neden orada olduğunu açıklayabilirsin.

Sağ ol.

Burada fena halde gerginim. Sonra konuşuruz.

Görüşürüz.

Yapacak bazı işlerim var. Bunu sana bırakabilir miyim?

Gizli mi çalışıyorsun?

Aileme bakmam gerekiyor.

Bakmak için... Ne istiyorsun?

Tamam. Perşembe mi gidiyoruz?

Tabii, perşembe. Anlaştık.

- Bunu arkaya bırak. - Tabii.

Peki? Ne dediler?

Çantayı verdim.

Norveç polisini aramaları gerektiğini söylediler. Hepsi bu.

Yani sana inandılar mı?

Evet.

Belki daha sonra ifade vermem gerekecek. Bilmiyorum.

Peki. Şüpheli falan değil misin?

Hayır, şüpheli değilim. Daniel orada öylece gülerek duruyordu.

Bu...

Tamam.

Peki neden hemen polise gitmedin?

Bilmiyorum. Benim aptallığımdı.

Sadece beni sevdiğini söyle. Hemen şimdi duymam gerek.

Seni seviyorum.

Teşekkür ederim.

BREDE'NİN YAŞ GÜNÜ

Biraz müzik dinleyeceğiz.

Bu şarkı gerçekten çok güzel.

Efendim?

Bu çok karmaşık.

İçinde ve dışında kan izleri tespit ettik. Bunu bulduk.

Bir görgü tanığı, soygunculardan birinin siyah bir takım elbise giydiğini görmüş.

Bu yüzden onun bir parçası olduğunu varsayıyoruz.

- Laboratuvara gönderin öncelik verilsin. - Öyle yapacağım.

Aramayı beş kilometre daha genişleteceğiz.

Bundan fazlasına ihtiyacımız var.

Biri onu almış olabilir.

Pekâlâ. Ulusal Suç Birimi patronu.

- Selam Olle. - Selam.

Selam.

İşte burada.

Nerelerdeydin? Sandefjord'un her yerinde seni aradık.

Bugün fena halde akşamdan kalmayım.

Kim değil ki? Ama söyle bana, o nasıldı?

- Kim? - O kızla ayrıldığını gördük.

Ve odanda değildin.

Hiç de öyle değildi. Koridor ya da onun gibi bir yerde bayıldım.

Hadi ama.

Olle, biraz konuşabilir miyim?

- Votka senden. - Seni sonra ararım.

Yeni alarmı ne zaman kontrol edebilirsin?

Bugün gelecektim, ama düşündüğümden daha meşgulüm.

Palle'nin ne işi var burada?

Henrik gönderdi. Bana güvenmediği belli.

Henrik.

Bütün gün sana ulaşmaya çalıştım.

Norveç'te cep telefonumu kaybettim.

- Ne? - Evet.

Dün nereye gittin?

- Ne demek istiyorsun? - Onunla.

"O" diye biri yoktu. Ben...

- Tamam. - Kendi odamda yattım.

Polis bize bir ziyarette bulundu.

Sandefjord'daki soygunda kullanılan ekipmanlar bizden alınmış.

Yükleyiciler, açılı taşlama makineleri vb. şeyler.

Çalınmış mıydı?

Birisi makineler arasından almış.

Anlatabiliyor muyum?

Bu imkansız. Ne yani imza atmadan mı?

Makinelerle çalışıyorsun. Bu konuda bir şey biliyor musun?

Tabii ki hayır. Nereden bileyim?

Yani anlarsın, Henrik polise yardım etmem için her yeri alt üst etmemi istedi.

Elbette.

LAHOLMEN İNŞAAT

SATIN ALMA SİPARİŞİ: YÜKLEYİCİ, PNÖMATİK MATKAP, AÇILI TAŞLAMA

Ne oluyor?

Selam. Bir şey unuttum.

Bunu bu gece Henrik'e verir misin?

Tabii veririm. Teşekkürler.

Davetli değilim.

Sanırım sadece yakın akrabalar davet ediliyor.

Evet. Saygılarımı sun.

Tabii ki. Teşekkürler.

Sağ ol.

Selam.

Selam,Olle. Bu gece Henrik'e benden selam söyle.

65'ine giriyor. Hayal etsene.

- Genç bir adam değil artık. - Evet.

Biz de değiliz.

Hayır, değiliz. Daniel bana bir çanta bıraktı.

Evet, işte burada.

Al bakalım. Harika bir akşam geçirin.

Elimden gelenin en iyisini yapacağım.

- Kendine dikkat et. - Görüşürüz.

Josefin?

Sakinleş.

Korkacak bir şey yok. Sadece sakinleşmeni istiyorum.

Küçük bir iğne sadee.

İşte, oldu.

Tamam.

Gerçek ortaya çıktığında, kendini neden öldürdüğünü herkes anlayacaktır.

Seni piç.

Lilly!

Lilly?

Lilly'i gördün mü?

Lilly?

Baba!

Evet, işte buradasın.

Sadece sana bak. Hayır, hayır, bir şeyim yok.

Baban merdivenden düştü ve biraz yaralandı.

Bir şeyi yok. Hadi eve gidelim.

Çoktan gelmişsin.

Selam.

İyiyim. Ufak bir kaza geçirdim. Çok sakarım...

Çantasını getireyim.

Onu yarın alacağız.

Tamam.

- Hoşça kal. - Bay bay.

Hadi eve gidelim.

Hemen geleceğim.

- Baba? - Baba?

Hadi!

- Hadi! - Hayır, dokunma.

Baba, bak. Kan var.

Yaralı mı?

Kan kaybediyor.

- Neler oluyor? - Bilmiyorum. Yaralanmış.

Koyunun kanı değil bu.

Muhtemelen Arthur'un koyunlarından biridir. Ama telefonuna cevap vermiyor.

Nerede yaşadığını biliyor musun?

Merhaba, ben Suç Birimi'nden Nina Berge.

- Bu koyun sizin mi? - Evet, bu Robert. Ne oldu?

Onu benzinlikte buldum.

Orada yaralanmış olmalı.

Tuhaf olan da bu. Kontrol ettim ve yaralanmamış.

Teşekkürler.

Kapınız açıktı.

Evet rüzgardan açılıyor.

Dün trafik kazasında yaralanmış bir adamı arıyoruz.

Yaklaşık 180 boyunda, kısa saçlı.

İsveççe konuşuyor.

Öyle birini görmedim.

- Sence hâlâ buralarda mı? - Evet.

Bu adam bir suç mu işledi?

Dün Sandefjord'daki depoyu soyan çetede.

Kahve ister misiniz?

Bu Joseph. Çok usludur.

Muhtemelen kedilerdir. Buraya girerler.

- Merhaba? - Merhaba...

...Daniel Aiobi, Strömstad Polisi.

Benden Olle Hultén'e bakmamı istemiştin.

Eskiden onun adı Terje Mørk'muş.

Norveçli mi?

Altı yıl önce İsveç vatandaşı olmuş.

Olle'nin soyguna karıştığını mı düşünüyorsunuz?

Terje Mørk'a bakıp size geri döneceğim.

Çok teşekkürler.

Bu gece için heyecanlı mısınız?

- Maaşlar ödenmedi mi? - Ödenmedi mi?

- Hayır. - Konuyla ilgileneceğim.

Bunu üçüncü kez söylüyorsun.

Bakın, yarın ilk iş bankaya gideceğim.

Ücret almadan çalışamayız. Ama şu anda partiye odaklanmamız gerekiyor.

Ya da "Para yoksa parti de yok" deriz.

Ödeme yapmayacağımı mı düşünüyorsunuz?

Aslında evet. Ve sendikayı aradık.

Tamam. İşte yapacağımız şey.

Şimdi para işini halledeceğim, o zaman bu sorunumuz olmaz.

Bir süre idare edebilir misin? Bella, yani...

- Tamam mı? - Evet.

Beyler...

Ona bir şans verelim. Bunu artık anlamıştır.

Burada birkaç hap ve yiyecek var.

Oturabilir misin?

Esmer peynir.

Beğeneceğini düşündüm.

Sağ ol.

Bacağın pek iyi görünmüyor. Bir doktora görünmen gerekmiyor mu?

Hayır ben iyiyim. Sadece biraz dinlenmeye ihtiyacım var.

Haberlerde 30 milyon dediler. İyi para.

Sana zaten para verdim.

Bir şey denersen, bütün koyunlarını öldürürüm.

Anlaşıldı.

Dijitalleştirdiğimizi sanıyordum.

Adamlar bilgisayar kullanmayı sevmiyorlar.

Ne söyledin? Salı ya da Çarşamba?

Bakalım.

İşte.

Salı günü 14:35.

Yükleyici ve açılı taşlama makinesi alındı.

İmzan var mı?

Teslimat emrinde yok.

Finans, satın alma emrinin bir kopyasına sahip olabilir.

Sağ ol.

Olle.

Beni korkuttun.

Aslında siparişlere bakamadım ve birinin kasayı kontrol etmeyi unuttuğunu düşündüm.

Doğru, ama orada olma ihtimalleri pek yok.

Ben de olacağını düşünmedim ama babam yine de kontrol etmemi söyledi.

Lanet olsun.

Ne var?

Makineleri kimin aldığını artık biliyorum.

Önce bir fil çizdim.

Sonra öğle yemeği yedik.

Sonra da Micke...

...saçımın yeşilken çirkin olduğunu düşündü.

Onu sevmiyorum. İyi biri değil.

O bıçakla ne yapıyorsun?

Kimse var mı!

Selam.

Ne kadar güzel. Duş alınmış. Harika.

Hey, ufaklık!

Alnına ne oldu?

Evdeki sarı merdivendi.

- Ne? - Çarptım.

- Sana yenisine ihtiyacımız olduğunu söylemiştim. - Alırız.

Lilly ne giyecek?

Gel hadi, ben giydiririm.

Çiçekli elbiseni beğenirsin diye düşündüm.

Evet, ben Nina.

Magnus ben. Raporu gördün mü?

Evet. Terje Olav Mørk.

Olle altı yıl önce adını değiştirdiğinde, Norveç'te beş Terje Mørk vardı.

Üçü 70'in üzerinde, biri 62 ve biri on yaşındaydı.

Hiçbiri Olle Hultén değil.

- Bir telefon daha alıyorum Magnus. - Tamam, kendine iyi bak.

- Merhaba, ben Nina. - Selam, Laholmen'den Håkan.

Ekipmanı kimin sipariş ettiğini buldum. Olle Hultén'di.

- Emin misiniz? - Eminim. Gelmelisin.

Geliyorum.

Bunun için gerçekten üzgünüm.

Bankayı değiştirmek zorunda kalacağım.

Yani... Bu şekilde çalışamayız.

Al bakalım.

Tamam.

Her şeyimizi verelim.

Al bakalım.

Çok tatlısın. Teşekkürler.

Bakayım! Bu güzel görünüyor.

Biraz yardım alabilir miyim?

Tabii.

Karnın nasıl? Mide bulantın var mı?

Biyolojiden yüksek not alamadım...

...ama bu kadar çabuk olduğunu sanmıyorum.

Bilmem. Ben de zor geçmiştim. Sanırım oldu.

Evet, öyle mi? Hiçbir şey hissetmedim.

Hayır! Ruj sürdüm.

Buraya gelin.

- Çok güzel görünüyor. - Sağ ol. Güzel bir his bu.

- Ben arabaya gidiyorum. - Tamam.

- Babam geldi mi? - Afedersiniz?

- Babam geldi mi? - Evet, orada.

Aman Tanrım, Sofie ve Nader.

Hey! Ne yapıyorsun?

- Geliyorum. - Hadi. Bekliyorlar.

TEBRİKLER, HENRİK SAYGILARIMIZLA, HÅKAN

Çok güzel. Beni iyi tanıyorsun.

Olle, biraz konuşabilir miyim?

Sence çalışanlarımızdan herhangi biri bu soyguna karışmış olabilir mi?

İnanmakta zorluk çekiyorum.

İçeride biri olmalı. Onlar böyle çalışmıyor mu?

Sadece emin olana kadar dikkatli olmalıyız, o kadar.

Sen sadece sakin ol. Eğlenmene bak.

Sen de. Çok teşekkürler.

Şükredeceğim bir sürü inanılmaz şey var.

Louise.

Sensiz ben bir hiçim.

Bu noktada çok şey söyleyecektim ama ben sadece... Kahretsin.

Seni çok seviyorum.

Palle, bazen senden şüphe duyduğumu biliyorsun, ama...

...bazen büyük planların var.

Beni bağışla. Sen bir süvarisin Palle.

Bu restoran, düzenlediğin parti...

Kalbimin derinliklerinden: Teşekkürler.

Ve Jossan...

...küçükken "Kendim yapabilirim" demişti ve bu doğru.

Pekâlâ...

Bunu hak ediyorsun.

Seninle inanılmaz gurur duyuyorum.

Ayrıca annene ve bana olabilecek en iyi şeylerden birini verdin:

Bir torun.

Deden yakında konuşmayı kesecek.

Bir de Olle var.

Dümende ben olmadan dünyanın sonunun gelmeyeceğini görmemi sağladın.

Jossan ve Lilly'i ne kadar mutlu ettiğini de görüyorum.

Böylece bu yaşlı kalp atmaya devam edebilir.

Pekâlâ...

Herkese kadeh kaldırıyorum.

Bu da ne?

Siktiğimin aptalları.

Bu ne şimdi?

- Kendi başına yürüyebilir misin? - Bırak beni!

Bırak beni!

Bu binayı ve lanet olası Strömstad'ı yakacağım!

Bunu yarın yapabilirsin.

Daniel?

- Evet? - Merhaba.

- Ben Oslo'dan Nina Berge. - Daniel Aiobi. Tanıştığımıza memnun oldum.

Aynı şekilde. Yardıma mı ihtiyacınız var?

Hayır, idare edebiliriz.

Demek Olle seni hiç aramadı?

Hayır. Onu aramayı denedim ama sadece sesli mesajını aldım.

Olle evde değil. Skagerrak'ta.

Hulténler orada büyük bir parti veriyor.

Strömstad'da olup biten her şeyi biliyor.

- Nasıldı? - Şu kahrolası Simon.

Göran. Nina.

- Ben Nina. Selam. - Selam.

- Hazır mıyız? - Evet.

Petterson, beni takip et.

Bugün sivil arabayı alsak iyi olur.

Sana nasıl yardım edebilirim?

Bugün Håkan'la sohbet ettim.

Ofiste gördüm seni.

Doğum gününü mahvetmek istemediğim için babama söylemedim.

Soygun aletlerini senin sipariş ettiğini biliyorum.

Neden bahsediyorsun?

Satın alma siparişlerinde imzanı gördüm.

Dinle. Her gün evrak imzalıyorum.

Bugün babanın doğum günü, mahvetme.

Siparişlerde neden senin imzan vardı?

Sıra sende. Hadi.

Sen...

Konuşmam uzun sürmeyecek.

Ama...

Ama ben konuşmak istiyorum.

Bildiğiniz gibi ailemi küçük yaşta kaybettim.

Ama yeni bir aile edinme konusunda inanılmaz bir şans yakaladım.

Josefin.

Lilly.

Hatta bir anne ve baba.

Ve bir kardeş.

Hepinizi çok seviyorum.

Ailenizin bir parçası olmama izin verdiğiniz için teşekkürler.

Hadi kadeh kaldıralım.

- Şerefe. - Şerefe.

Üzgünüm, Olle. Bizimle gelmek zorundasın.

- Neler oluyor? - Kocanızla konuşmamız gerekiyor.

Yarın yapabilirsin, Daniel. Biz...

- Sakin ol. Her şey yolunda. - Fakat...

Zaten çanta hakkında seninle konuşmaya geldi.

- Hangi çanta? - İçinde para olan çanta.

Konu ne?

Sadece Olle ile konuşmamız gerekiyor. İhtiyacımız olan bazı bilgilere sahip.

- Şimdi mi? - Üzgünüm.

Her şey yolunda. Sonra konuşuruz.

Olle, Olle... Anne, gidin.

- Jossan, ne... - Sorun yok. Halledeceğiz.

- Üzgünüm baba. - Jossan ama...

Daniel, anlamıyorum.

Bana kendimi tekrar ettirme. Onunla konuşmamız gerekiyor.

- Söyleyecek bir şeyin var mı? - Ne?

Para dolu bir çantadan bahsetmiştin.

Tamam. Onunla işimiz bitince bizden haber alacaksın.

Seninle de konuşacağız gibi. Strömstad'dan bir yere ayrılma.

Arayacağını söylemiştin neden aramadın?

Arasaydın bunu yapmamıza gerek kalmazdı.

Kimsin sen?

Olle Hultén.

Ama eskiden başka bir adın vardı, değil mi?

Terje Mørk?

Gerçek adının bu olmadığını biliyorum.

Ama en başta adını neden değiştirdiğini merak ediyorum.

Başka neler yaptın?

Senin gibilerle ilgili kafamı karıştıran bir şey var.

İki güvenlik öldü ve 30 milyonun var.

Buna değer mi?

Para için insan öldürmeye?

Hayatın boyunca bununla yaşamak zorundasın.

Birçok aptalca şey yaptım.

Ama benim o soygunla hiçbir ilgim yok.

Hayır.

Eğer masumsan, gerçeği söyleyebilirsin.

Ben her zaman gerçeği bulurum, Olle.

Bilmeni isterim ki.

Lanet kruvazörler her yerdeler.

Bu da ne şimdi böyle?

Yayılmış durumdalar.

İzle!

Orada duramazsın, anlıyor musun?

Lanet polisler, çocuklar.

Gelin!

Ne halt...

Simon'ı kandıran amcık.

- Hadi gelin. - Arabadan uzaklaşın.

Daniel! Daniel! Daniel!

Daniel! Uyan!

Daniel!

İçeri gir ve onlara yardım et, lanet olsun!

Dışarı çıkar onları.

Kahretsin, özür dilerim.

Çeviri: D-530

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.