All language subtitles for Kacis.S01E05

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali Download
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa Download
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
en English Download
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish Download
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

Mr. Robert, Rahman geldi.

Sonunda yüz yüze konuşabiliyoruz.

Haberlerini aldım.

Lamar'ın dediği kadar iyiymişsin.

Sen yokken Ebu Abidin ile her şeyi konuştuk.

Her şeyi organize ettiğini söyledi.

Yirmi gün sonra

İstanbul Ayasofya Sultanahmet bölgesinde

bir etkinlik olacak.

Dünya barış ve kardeşlik organizasyonuna

bir çok ülkenin yöneticisi katılacak.

Bu etkinlik Türkiye'nin güvenilirliği açısından çok önemli bir adım.

Bu olmamalı.

Senden katliam istiyorum.

Merak etmeyin Mr. Robert

istediğinizi alacaksınız.

Bütün dünya olanları konuşuyor olacak.

Harika.

Görüşmek üzere Mr. Robert.

Mr. Robert sana çok güveniyor.

Senin başarın örgütün de başarısı olacak.

Mr. Robert bizim için de çok önemli.

O yüzden ne istiyorsan söyle.

Her yeri kana boğalım. Gücümüzü gösterelim!

Bu aralar Türkiye’ye giriş çıkış çok sıkı.

Ama olay yerinde plan yapmak istersen

seni Türkiye’ye gönderebilirim.

Mesela yarın gidecek bir grup var, onunla.

Yarın ben de onlarla beraber gidebilirim. Planı yapıp geri dönerim.

Tamam. Musaf ne gerekiyorsa yapar.

Ha, sakın unutma,

bu planı sadece biz biliyoruz.

Gerçek adın ne?

Anlamadım.

Yani Rahman gerçek adın olamaz.

İngiliz'in adamısın.

Gerçek adın ne?

Rahman.

Anladım.

Söylemek istemiyorsun.

Neyse.

Gel bırakayım.

- Ben giderim, sağ ol. - Dikkatli ol.

Gel.

Selamünaleyküm.

Aleykümselam Cahit.

- Yeni ismine alıştın mı? - Evet alıştım.

- Bir şeye ihtiyacın var mı? - Hayır, hayır.

Ama Kartal'la ilgili bilmeniz gereken önemli bir durum var.

Nedir?

Yurt dışı ile iletişime geçtikleri bir telefon var.

Burada Hattat'ta.

Ama VPN kullanıyorlar.

- Hattat'ta öyle mi? - Evet.

Kim olduğunu bulabilir misin?

Kim olduğunu değil

ama nerede olduğunu bulabilirim.

Tamam. Cahit?

- Evet? - Bu konuşmayı kendine sakla.

İkimizin arasında kalsın.

Tamam, merak etmeyin efendim.

Gel.

A, Musaf.

Selamünaleyküm.

Aleykümselam.

Emîrim seni ziyaret etmemi istedi.

Rahman abi, abi baksana fotoğraf renklendirmeyi öğrendim.

Kimi arıyorsun abi? Ben varım bir tek.

Öyle baktım işte.

- Rahman abi sana bir şey soracağım. - Sor.

Abi sen kaza mı kılıyorsun?

Anlamadım?

Abi seni hiç namaz kılarken falan görmedim de,

acaba kaza mı kılıyorsun diyorum.

Görüyorsun işte, koşturup duruyorum.

Geceleri kılıyorum kazasını.

Ne kadar güzel değil mi abi dinimiz?

Yani ibadetini kaçırsan bile

sana böyle her daim bir telafi şansı sunuyor ya.

- Ahmet sen on altı yaşındasın değil mi? - Evet.

Annenle baban burada olduğun için ne düşünüyor?

Babam kâfir abi benim.

Ve ayyaşın teki.

Annemi, beni hep dövüyordu.

Ben evde olmadığım için annem çok mutlu.

Peki burada olduğun için mutlu mu?

Evde olmadığım için mutlu.

- Dayak yemediğim için. - Peki burada olduğun için?

Annem benim burada olduğumu bilmiyor Rahman abi.

O beni sınırdan Irak tarafına geçtim diye sanıyor.

Neden yalan söyledin?

İzin vermezdi ki abi. Ama baksana abi,

burada bana yemek veriyorlar,

meslek öğrendim.

Kamera kullanabiliyorum Rahman abi.

Belime silah koydular abi.

Ben burada erkek oldum.

Ölsem

cennete gideceğim.

Buradan daha güzel bir yer olabilir mi Rahman abi?

Birini öldürünce cennete gidiliyor mu?

Bizden olmayan herkesler düşmanımızdır.

Onların hepsi cehennemde yanacaklar.

Ne oldu abi? Yoksa sen öyle düşünmüyor musun?

Ahmet bak.

Bak, dediğin gibi

güzel dinimizi tanımak için herkesin bir şansa ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.

Eğer insanlara İslamiyet’i tanıma şansı verirsen,

onları öldürmek zorunda kalmazsın.

Hem annenle baban bir başkasının çocuğunu öldürmeden önce

ona bir şans vermeni isterlerdi, değil mi?

Sen bunları bir düşün, hı?

Bir düşün, sonra yine konuşuruz, tamam mı?

Benim şimdi gitmem lazım.

Emîr bu hacker'ları ne yaptığını sormamı istedi.

Yerleştirdim onları.

İstedikleri şeyler vardı, onlar da alındı.

Bize uyum sağlamaya çalışıyorlar.

Yavaş yavaş.

Gelişme oldukça haber vereceğim.

Sana güveniyorum, biliyorsun.

Haber vermekte geç kalma.

Kardeşim,

için rahat olsun.

Allah'a emanet ol.

Allah'a emanet ol.

Başarabilirsin.

Başarabilirsin.

Türkiye’ye gidebilirsin. Hı?

Başarabilirsin. Haydi.

Tamam korkma, tamam, korkma.

Bak, burada korkman gereken en son insan benim, tamam mı?

Keşke nasıl belanın içine düştüğümü bir anlayabilsen.

- Selamünaleyküm. - Aleykümselam.

Gel Ebu Zalim, gel.

Alelacele çağırdım seni.

Bu kardeşlerimiz örgüt için çok değerli olduklarını

gelir gelmez gösterdiler.

Biliyorum bu ekip senin kontrolünde.

Ama çalıştıkları yeri bizzat ziyaret ettim.

Çok önemli şeyler anlattılar,

aldım geldim onları.

Bana gösterdiklerinizi bir de Ebu Zalim'e gösterin.

Musul, Horsabad,

İmam Dur türbesi ve Apamea...

Buraları biliyorsun, bize çok yakın yerler.

Hattat bölgesinde, burada, içimizde yaşayan bazı bizden korkmazlar,

gizlice gidip buradaki kâfirlerin eserlerini alıp Avrupalılara satıyormuş.

Bunu yapanları bulalım.

Bunu yapanları bulmak bu işin sonunu getirmez.

Sen ne diyorsun peki?

Ben diyorum ki sadece Musul, Horsabad, Apamea değil

Mari, Duro, Ninova bölgeleri de günahla dolu.

İslamiyet'te, şeriatta yeri yok bunların.

Hepsi yerle bir edilmeli.

Hazırlıklara başla Ebu Zalim.

Ne var ne yok ortadan kaldır. Yok olsun o topraklar.

- Allah'a emanet ol. - Allah'a emanet ol emîrim.

Selamünaleyküm.

Aleykümselam.

Ahmet yok mu?

- Düşünmeye yolladım. - Düşünmeye mi?

Geç şuraya!

Bir sorun mu var?

Buraya geldim, Ahmet düşünceli oturuyor.

Dedim "Neyin var?" Anasıyla konuşmuş.

Burada olduğunu bilmiyordu.

Ben söyleme demiştim ama o söylemiş.

Annesi de ağlayarak "Dön evine" demiş sürekli.

Dedim peki oğlum "Neden aylar sonra söyledin?"

Seninle konuştuktan sonra söylemeye karar vermiş.

İslamiyet’ten bahsetmişsin ona.

- İkinci bir şans vermekten. - Kötü bir niyetim yoktu.

Bak, Rahman.

Rahman, bir şey diyeyim mi? Sen çok akıllı adamsın.

Bana bunu bir kere daha gösterdin

ama aklını düşmanı yok etmek için kullan, affetmek için değil.

Bir daha ne Ahmet’e ne de bir başkasına bunları söyleme.

Söylersen aramız açılır,

söylemedi deme.

Tamam.

Maşallah. Maşallah. Maşallah.

- Hoş geldin aslanım. - Sağ ol.

Sağ ol.

Sıkıntı yok Ahmet, senin suçun yok.

- Kızmadın mı? - Kızmadım.

Rahman abi, annem dönmemi istiyor.

Sen?

Buradan kaçamazsın ki abi.

Sen gitmek istiyor musun?

Bilmiyorum.

Anamla konuştuğumda dedim,

"Ana" dedim "Burada ölürsem cennete gideceğim."

"Öyle bir şey yok" dedi.

Çok kızdı abi bana.

Rahman abi hakikaten öyle bir şey yok mu yoksa ben eve döneyim diye mi öyle dedi?

Bunu sonra konuşalım tamam mı Ahmet? Benim eve gitmem lazım.

Olur. Rahman abi.

Cennet var mı peki?

Var Ahmet.

Cennet var.

Ama oraya koşarak gidemezsin.

Otursana, otur.

Haydi afiyet olsun.

Nane mi, kekik mi?

Fesleğen.

Fesleğen.

Sen beni anlıyor muydun?

İyi. Kendi kendime konuşmuyormuşum, güzel.

Uzun zamandır konuştum da.

Adın ne?

Nevi.

Nevi.

Ezidi misin?

Alo.

Ana nasılsın?

İyisindir inşallah?

Ben iyiyim, çok şükür.

Yakında geleceğim.

Merak etme.

Kaçacağım buradan.

Benim demem gereken bir şey var.

De.

Benim sana kadınlık yapmadığım öğrenilirse

beni ya öldürür ya köle pazarına gönderir.

Bir daha oraya dönersem kıyarım canıma.

- Korkma, asla oraya geri dönmeyeceksin. - Benim gibiler sizin gözünüzde kâfir.

Senin kadının olursam ancak cennete giderim.

Kim dedi bunu sana?

Örgütün imamı allamesinin verdiği fetva böyle.

Bizler cehennemde yanacakmışız ya.

Uğursuzmuşum ben.

- Görevlerimi yerine getirirsem ancak... - Nevi bak,

sen ne uğursuzsun ne de cehenneme gideceksin.

Buna kimse karar veremez,

buna sadece Allah karar verir.

Benim sevdiğim bir hikâye var.

Nedir?

Zengin bir adam bir gün ölmüş,

cennetin kapısına melekle beraber girmiş.

Adam meleğe sormuş,

demiş ki "Okul yaptırmıştım, o yüzden mi buradayım?"

Melek kafasını sallamış "Hayır" demiş.

Adam sormuş, "İki tane cami yaptırmıştım, o yüzden mi buradayım?"

Melek yine kafasını sallamış, "Hayır" demiş.

Adam bütün yaptıklarını saymış durmuş. Melek hepsine "Hayır" demiş.

Sonra melek dönmüş, adama demiş ki...

"Hatırlar mısın? Yağmurlu bir akşamüstü.

Yavru bir kedi karşıdan karşıya geçmeye çalışıyordu.

Sen ona yardım ettin, evine aldın" demiş.

"İşte o yüzden buradasın."

Yani işin özü şu ki Nevi, neden cennetteyiz,

neden cehennemdeyiz,

bunu asla bilemeyiz.

Bu söylediklerini duyarlarsa

seni de öldürürler.

Biliyorum.

Biliyorum.

O yüzden ikimizin de buradan gitmesi lazım.

Nereye?

Ben yarın Türkiye’ye gidiyorum.

Benimle gelmek ister misin?

Ben...

- Tek başıma ne yapacağım orada? - Merak etme,

ben seni öyle tek başına bırakmam.

Haydi afiyet olsun, haydi ye.

Haydi. İnin.

Ebu Zalim.

Ebu Zalim.

- Selamünaleyküm. - Aleykümselam.

Bana hâlâ kızgın mısın?

Söyle Fatima, önemli bir şey mi var? Emîr bekliyor.

Bu kadar üzüleceğini bilseydim,

o kâfire gözümün içi gibi bakardım.

Söyle kardeşim.

Tüccar Cemal'e vermişler kızı.

Sağ ol Seyfi kardeşim, sana borçlandım.

Dikkatli ol.

Fatima.

Kendini affettirmek istiyor musun?

Köle pazarına git.

Tüccar Cemal'i bul.

Benim yolladığımı söyle.

- Ne için? - Kaybettiğin kız orada,

onu al ve benim evime getir.

Konuşmamız gerek.

Al, bu senin.

Bu ne?

Fotoğrafların arasında pasaportlarınız da vardı.

Senin ve arkadaşlarının kim olduğunu biliyorum.

Casus musunuz siz?

Gazeteciyiz biz.

Gazeteciydik.

Onlar casus değildi. Ben de değilim.

Zaten böyle düşünmesen beni çoktan yakalatmıştın, değil mi?

Senin gibilerin burada olması bizim için tehlikeli.

Merak etme, buradan gideceğim.

Madem gidiyorsun hepiniz gidin buradan.

O ne demek?

Kadın olan, köle pazarında Cemal diye bir adamın elinde.

- Neden bana yardım ediyorsun? - Yardım etmiyorum.

Siz buraya ait değilsiniz, buranın düzenini bozacaksanız.

Gidin buradan.

Mehmet?

Mehmet?

Mehmet?

Zeynep.

Yaşıyorsun!

Mehmet kurtar beni buradan, çıkar beni, lütfen.

Merak etme, kurtaracağım.

Hey.

Fazla yaklaşma.

Buraya gel.

- Selamünaleyküm. - Aleykümselam.

- Türkçe? - Az.

- Ne kadar? - Bunu istiyorsun demek.

Beş...

sıfır...

- 5.000 dolar mı? - E, kıymetli bu kız.

ÖZGÜRLÜK İSLAMDA

Bak, burada...

- 1.200, hı? - Beş.

Bak, sen bunu al. Al bunu, ben üstünü getireceğim.

O zamana kadar bu kızı kimseye verme, tamam mı?

Oo. Sen tanıyor bu kız?

Tam bana göre.

- Hı. Güzel. - Güzel.

Hı, tamam.

Bir hafta. Geldin geldin.

Gelmesen, satarım.

Tamam? Para yok.

- Tamam? - Tamam. Anlaştık.

- Eyvallah. - Eyvallah.

Zeynep, dayan ne olur.

Mehmet, kurtar beni.

Lütfen.

Onlar gibi görünüyorsun.

Zeynep, dayan, tamam mı? Geleceğim, kurtaracağım seni.

Mehmet, kurtar.

Zeynep, geleceğim, Tamam mı? Dayan.

- Geleceğim. - Mehmet.

Geleceğim.

Cemal kim?

Cemal benim, buyurun.

- Selamünaleyküm. - Aleykümselam.

Ben Rahman, emîrle görüşecektim.

Ne diyorsun?

Seni anlamıyorum.

Ben Rahman.

Bu coğrafyada olacaksan Arapça öğrenmen gerek.

Kesinlikle.

- Selamünaleyküm. - Aleykümselam.

Gitmeme gerek kalmadı. Bütün planı burada yaptım.

Gidersem daha iyi olur diyordun?

Gerek kalmadı, bir süre daha burada kalmam gerekli.

Musaf biliyor,

dikkat çekmemek için fotoğraf çekip video montajlıyorum.

Şimdi bir anda ortadan kaybolursam dikkat çekerim.

Sen öyle diyorsan öyle olsun.

Planı yapan sensin,

bir yanlış olursa hiç kimse için iyi olmaz.

- Nereye? - Montaj odasına.

- Cuma namazına gideceğiz. - Yetirişirim ben.

Yok yetişemezsin, benimle geleceksin.

Musul'dan başlıyoruz.

Hazırlıklarınızı buna göre yapın.

Tüm dünya yapacaklarımızı izlesin.

O konuda rahat ol.

Elimde bir adam var ki hem akıllı hem de bu konularda uzman.

İstersen Musul'a girerken tüm dünyaya canlı yayın yaparız.

Güzel, maşallah.

Seyfi, senden Seccir grubuna liderlik etmeni istiyorum.

Benim için onurdur.

Gel.

Gel Fatima.

Cuma namazından sonra son hazırlıkları yaparız.

Allah'a emanet olun.

Fatima?

Ne yaptın?

Kızı alıp eve bıraktın mı?

Üzgünüm. Ben gittiğimde kız orada değildi.

Orada değil miydi?

Tüccar Cemal'in yanına gittim.

Kızı tarif ettim.

- Kızın satıldığını söyledi. - Kime peki?

Yaşlı bir adam almış, tanımıyormuş.

Gelmiş fiyatını sormuş.

- Yalan söylüyorsun. - Hayır, yalan söylemiyorum.

İstersen gidip kendin sorabilirsin.

Adamın kim olduğunu öğrenmeye çalıştım

ama ısrarla tanımadığı birisi olduğunu söyledi.

Eğer bu işin içinde parmağın varsa...

Varsa ne olur?

Bir kâfir için seni seven...

Yani, seven, saygı duyan askerini öldürür müsün?

Çık dışarı.

- Çık dışarı dedim! - Emredersiniz.

Cemal kim?

Cemal benim, buyurun.

Şimdi beni iyi dinle, beni emîrimiz yolladı.

Hoş geldiniz.

Şu kızın hemen satılmasını istiyor.

Emredersiniz.

Al bu da paran.

Kızı hemen bugün ver.

Emîr, kız hakkında

kimseye bir şey söylemesin dedi.

Emîrden yukarıda kimse yok, unutma.

Emîrimiz nasıl emrederse.

- Selamünaleyküm. - Aleykümselam, Cahit.

Sana acil bir şey söylemem lazım.

Telefonun yerini de numarasını da tespit ettim.

Artık sinyali takip edebilirim.

- Kartal'ı buldun mu? - Evet, buldum.

Sinyale ne kadar yaklaşabiliriz?

En fazla 15 metreye kadar.

Güzel, aferin Cahit.

Sen örgüt için çok önemlisin.

Sağ olun komutanım.

Sefer öncesi fazla kalabalık.

- Sinyali yakaladım. - Tam olarak nerede?

- Evet, kalabalığın içinde. - Camiye geliyor.

Telefon numarasını görebiliyorum.

Namazda benim ona iyice yaklaşmamı sağla.

- Söylediğimde numarayı ara. - Tamam.

Gel.

Çekilin.

Çekilin.

- Selamünaleyküm. - Aleykümselam.

Emîrimiz de gelmiş, sefer öncesi iyi olmuş.

Doğru, haklısın.

Ebu Zalim'i gördüm.

Yanında adamlarıyla camiye doğru gidiyordu.

Ama sanki namaza değil de savaşa gidiyordu, korktum yeminle.

- Öyle mi? E haydi, biz de gidelim. - Gidelim.

Cahit, nasıl gidiyor?

Caminin çevresine kadar daralttım alanı.

Bismillah.

Selamünaleyküm, Ebu Zalim.

Aleykümselam Musaf.

Hayır olsun inşallah?

Camiye girmemiş karşısında bekliyorsun.

Birazdan gireceğiz.

Cahit!

Ne yapıyorsun o elindekiyle?

Sefer öncesi genel kontroller.

Kendi cevap verebilir Ebu Zalim.

İşimiz var Musaf.

Ben emîrin adamıyım.

Cahit.

Emîrden bir şey mi saklıyorsun?

- Hayır. - Konuşurken yüzüme bak!

Son kez soruyorum.

Aramızda ajan var.

Onu bulmaya çalışıyoruz.

Cahit ajanın telefon sinyalini yakaladı,

şu an burada.

Nasıl yakalayacaksınız?

Telefon numarası var, namaz sırasında arayıp yakalayacağız.

Güzel.

Sizinle geleceğim.

Telefonun çalıyor.

Emîrim, Ebu Zalim ile getirdiği hacker'lardan birini konuşurken duydum.

Bir casustan bahsediyorlardı, kod adı Kartal'mış.

Başka?

Mr. Robert ile olan konuşmaları dinlemişler.

Şifreyi tam kıramamışlar.

Ebu Zalim, size haber vermeden hareket ediyor.

Ne yapalım?

Madem oyun oynuyorlar, o zaman ben de oynarım.

Dinle beni.

Sana bir kez soracağım.

Emîrimizin arkasından iş çevirmenin sonucu sence ne olmalı?

Sen ve Ebu Zalim'in emîrin arkasından iş çevirdiğini duydum.

İyi birine benziyorsun.

Kimsenin ölmesini istemiyorum.

Emredin, yapayım.

Musaf!

Neden öldürdün? Sorguya çekecektik!

Madem bu bir casus, yaşamamalı.

Haydi! Haydi! Haydi!

Telefonun çalıyor.

Aç Rahman, telefonunu aç.

Rahman, sen misin?

Ben Lamar. Günlerdir sana mesaj atıyorum.

Bir saat içinde doğu tarafı, yıkık binaların arkasında buluşalım.

Beyaz kırmızı puşi olacak, tanırsın.

Orada mısın?

Tamam, geleceğim.

Kim o?

Türk bu.

Arapça bilmiyor.

Benimle birlikte.

Videoları çekip montajlıyor.

Adı Rahman.

Rahman.

Nereden tanıyorum seni Rahman?

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.