All language subtitles for Kacis S01E01 tur

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian Download
am Amharic
ar Arabic
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali Download
bh Bihari
bs Bosnian Download
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa Download
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
en English Download
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish Download
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili Download
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

[Mehmet'in eşlikcisi] Yetenekli adamsın. Kamera sanki elin, kolun, gözün gibi.

Senin bir parçan olmuş artık.

Nereye bakman gerektiğini biliyorsun.

Ama doğru zamanı bilmiyorsun.

Haklısın.

Haklısın.

Savaş muhabirliği yaparken şimdi magazin muhabirliği yapıyorum.

İşin şakası bir yana da

olmayınca olmuyor işte, olmuyor.

Dediğin gibi,

ışığı iyi biliyorum, kamera elim, kolum, gözüm gibi.

İyi fotoğraf çekiyorum

ama olmuyor.

Savaş bölgesinde yaralı bir çocuğa yardım ediyorum.

Aylarca dağlarda tepelerde kurşunların altında kalıp

eve döndüğümde başkalarının aldığı ödülleri alkışladım ben!

Her defasında günün sonunda öyle amaçsız, tek başıma kalakaldım işte.

Hiç mi aklında bir fikir yok?

Var. Var.

Var ama kimseye söylemeyeceksin.

Allah'ın emrettiği gibi yaşamayanlar

bir gün bu kâfir gibi cezasını çekecekler.

Siz günahkârlar tövbe edin. Günahlarınızdan arınmak için bize katılın.

Bu dünya değil, diğer dünya için yaşamayı görev bilin

ve Allah'ın emirlerine boyun eğin.

Tekbir! [Arapça] Allah büyüktür! Allah büyüktür! Allah büyüktür!

Rahman Bey, servis lütfen.

Balık ve patates cipsi.

- [Türkçe] Kimin maçı var ki bugün? - Motherwell-Rangers maçı var bugün.

Ya ben sana uçakta demedim mi Türkler dünyanın her yerinde diye.

Bir isteğiniz olursa bana işaret edin.

- Abi? - Hı?

Şimdi biz bu ZT News gazetesiyle görüştük ya.

Cevap yazmışlar.

Alındık mı?

Alınmadık, değil mi?

Kendi haberimizi kendimiz yapacağız oğlum. Onlar bizim peşimizden koşacak!

- Noah'larla gideceğiz deme bana. - İki hafta sonra İstanbul'da olacaklar.

Onlar gidiyor, biz de gidelim.

Abi, başımıza bir şey gelmesin bak?

Sen savaş muhabiri olmak istiyor musun, istemiyor musun?

İstiyorum!

Abi istiyorum, ben istemesem ne diye senin peşinde iki yıldır dolanayım?

Güzel.

[İlker] Abi? Al.

Hişt? Yeni aldım. Güzel değil mi?

Hı, gökkuşağı gibi olmuşsun.

Biri daha aramıza katılacak.

Tut şunu.

Bak, dört kişi olacağız demiştik. Kalabalık oluyoruz, farkında mısın?

Zeynep gelmek üzere.

Ya bravo size ya, bravo size! Ya bir iş nasıl zorlaştırılır...

- Ver şu kahveyi! - Sorun çıkmayacak, için rahat olsun.

Alman politikacılarının baş belası. Zeynep Karaca. Tanıyor olabilirsin.

Abi. Baksana bir.

Abi?

Baksana bir. Buldum kızı.

- Hangi kızı? - Dedikleri kızı işte ya.

Zeynep. Zeynep Karaca.

- Soyadını nereden biliyorsun? - Noah'a sordum.

Abi sen bir bak şuna, bak.

Kız biraz sorunlu bir tip, olaylar olaylar yani.

Bak bir.

Başlat.

- Alman olmayan herkesin... - Faşist!

Faşist!

Faşist!

Bu karardan sonra nasıl uyuyacaksınız Bay Roth?

Çocuklarınızın yüzüne nasıl bakacaksınız?

Kusura bakmayın, geciktim.

Önemli değil, geldin.

[Türkçe] Zeynep ben.

- Mehmet. - İlker.

Kaç izlenme olmuş?

Efendim?

Bana izlettiğin videoyu soruyor.

Uh. Çok olmuş sayı ya, baya çok.

Aslında öyle olay çıkaran biri değilim.

Ama en önemli yerlerini koyunca olaylıymış gibi görünüyor.

Öyle.

Mehmet Yücel, değil mi?

Hı hı.

Ben de sizin geleceğinizi duyunca araştırdım.

Araştırdın?

- Fotoğraflarına baktım. - Benim mi?

Yok, daha çok çektiğin fotoğraflara. Ama güzel kareler var.

Yalan olmasın, tanıyabilmek için birkaç tane de senin fotoğrafına baktım.

Anladım.

Bize de geleceğin son anda söylendiği için

bakmaya fırsat bulamamıştık.

- Sürprizlerden hoşlanmıyorsun anlaşılan. - Yok,

sadece, bu videolardaki gibi davranırsan

orada başına bin tane bela gelir diyorum.

Gittiğimiz yer Avrupa değil.

Orta Doğu.

Beni düşündüğün için teşekkür ederim

ama ben maceraları severim.

Abi bizim uçak bu, haydi.

Kalk gidelim haydi.

Haydi.

- Her şey yolunda, değil mi? - Yolunda, yolunda.

İsmail, rehberimiz. Ezidi köyüne kadar o bizi götürecek.

- Selamünaleyküm. - Aleykümselam.

[İsmail] Ben de şimdi yolu anlatıyordum.

Kırk kilometre yolumuz var.

Türkiye'den çıkacağız Feccar'a kadar.

Yolun yarısını arabayla gideceğiz.

Dağ yoluna varmadan radikal örgütün tutmuş olduğu

kontrol noktasından geçeceğiz.

Adam başı bin dolar. Parayı orada ödeyeceğim.

Ondan sonra sorun olmaz, köye varırız, değil mi?

Ben Noah'a gerekeni söyledim. Bir sorun olmayacak.

- Tamam. İyisin, değil mi? - İyiyim abi, iyiyim.

Pelin'le bolca nikâh konuşmaları,

kongrede biliyor beni, merak etmesin diye aradım.

- İyi, tamam, arama bir daha kızı. - Çekmiyor zaten telefon.

Tamam, haydi, acele edelim. Hemen gidelim.

[fısıldar, Türkçe] Ne yapıyorsun?

Çaktırmadan çektim.

Anlaştılar galiba.

Anlaşmasalar bırakmazlar ki bizi.

Şu adamın tipine baksana.

Beni korkutmaya mı çalışıyorsun?

Üç ay sonra evleniyorum işte.

Duysa sınırı geçiyoruz falan oyar beni, büyük olay çıkarır.

Gerçekten haber vermedin mi?

Sen verdin sanki.

Benim ailem yok.

Ne demek ailem yok?

Yok dedim.

[İsmail] Şşt. Sessiz.

[Noah fısıldar] Haydi, haydi.

Saklanın, saklanın, saklanın!

Bu yolu kimse kullanmıyor artık.

Bizi niye buraya gönderdiler anlamadım.

Burada biraz dinlenelim. Bir sigara içeceğim.

Diğerleri Hattat'ta, biz burada.

Duyuyorum, hepsinin kadınları var. Her gece eğleniyorlar.

Vallahi öyle. Ama bizi dağ tepe gezdiriyorlar.

Örgüte katıldığımızda böyle olacağını söylememişlerdi.

Geri döndüğümüzde bu durumu konuşacağım.

Tamam, tamam, sen yine de çok terslenme.

Sonuçta biz de daha yeni katıldık.

Durduk yere kafamıza sıkıp bir kenara atmasınlar.

Ne oluyor?

Hey! Kim var orada?

- Nereden geldi o ses? - Yukarıdan geldi.

Ama yukarıda kimse yok.

Neyse, haydi gidelim şuradan, kontrol noktasına az kaldı.

[İsmail, Türkçe] Haydi kalkın. Başka yoldan gidiyoruz.

[İsmail] Selamünaleyküm.

Aleykümselam. Hoş gelmişsiniz. Hoş gelmişsiniz.

Hoş bulduk.

Misafirlerimiz sana emanettir Memduh.

- Ben geri dönüyorum. - Sen de kalsaydın İsmail.

- Sabah olmadan çıkmam lazım. - E, sen bilirsin.

Köyün lideri Memduh amcamızdır.

Ben birkaç güne geri dönüp sizi alacağım.

Ben gelene kadar ona emanetsiniz.

- Haydi kalın sağlıkla. - Haydi yolun açık olsun.

- Sağ ol İsmail. - Oğlum.

Misafirlerimize ayran verin. Haydi, haydi, haydi, haydi.

Hoş gelmişsiniz.

[Kürtçe] Getirdin mi?

- [köylü] Buyurun. - [İlker, Türkçe] Sağ ol.

[köylü, Kürtçe] Buyurun.

Afiyet olsun.

- [köylü] Buyurun. - [Türkçe] Sağ ol.

Yorgunsunuzdur. Geçin, geçin, geçin, rahat edin. Geç.

Noah.

Teşekkürler.

[Türkçe] Sen gelmiyor musun?

Biraz etrafa bakacağım.

İlker?

Abi yok. Vallaha çok yorgunum, ben yatayım ya.

İyi, tamam. Haydi.

- Dikkat et ha. - Tamam.

Sen yorulmadın mı?

Yok.

Ne yalan söyleyeyim ben biraz yoruldum.

Dediğin kadar varmış.

Ne yapacaksın?

Güneş doğarken toplanıp dua ediyorlarmış.

Bakalım.

Hem güneşin doğuşunu hem de dua anını çekeceğim.

Eskisi gibi.

Anlamadım?

Hatırlarsan fotoğraflarına baktığımı söylemiştim.

Eskiden güzel kareler yakalıyormuşsun.

[alaycı biçimde güler] Eskiden, değil mi?

Kimsenin ilgilenmediği zamanlar.

Bu defa olur belki.

Öyle mi diyorsun?

Bir gün herkesin dikkatini çeken bir fotoğrafı dünya ile paylaşırsın,

sonra o unuttuğun fotoğraflar bile meşhur olur.

İyi, ölmeden değerimiz bilinse bari.

- Nereden çekeceksin? - Gel, gel.

- Uyuyup dinlenseydin ya. - Yok, bu anı kaçıramam.

Hem ileride ben de yanındaydım diye prim yaparım.

Şu radikal örgüt bizim kaldığımız yere çok yakın bir noktada, değil mi?

Öyle.

Sen biliyor muydun?

Çok kalmayacağımız için sorun olmaz.

Bir iki gün kalıp geri döneriz.

Hı hı. Bir iki gün.

Hı hı.

Bir iki gün.

Gel.

Buradan her yer görünüyor.

- Bakmak ister misin? - Olur.

Yalnız bir sorun var.

Ne oldu?

Kartta yer kalmamış. Son 44 kare.

Siktir ya!

Boş kartlar İlker'in çantasında kaldı.

Bana diyeceğine keşke sen uyusaydın.

Tamam, sorun değil, ben alırım.

Harbiden alır mısın ha?

"Ya o kadar yol inilir mi?" diyeceğine senin dediğin şeye bak.

- Ne bileyim, giderim deyince ben de... - Şaka yaptım şaka.

Sen anın tadını çıkar.

Zaten yeterince şey kaçırmışsın, bir de bunu kaçırma.

Yalnız dikkatli kullan, boşa bir şey çekme.

Merak etme, hemen döneceğim.

Kimliklerini bulun.

Bu nerede?

Bunlardan başka kimse yok.

[İngilizce] O nerede?

O nerede?

O nerede dedim!

O burada değil.

Ne?

Burada değil.

[ağlıyor] Türkiye'ye gitti.

[Arapça] Doğru mu söylüyor?

[Türkçe] Yanındaki doğru mu söylüyor?

Yanındaki doğru mu söylüyor?

Ali! Ali! Ali!

İnilmez buraya, dibi gözükmüyor.

Ebu Zalim'e söyleyelim, buradan sağ çıkması zor.

Durduk yere kardeşimizi kaybettik.

[Türkçe] İkimiz kaldık.

İlker?

[fısıldar] İlker.

Kaç.

Kaç kurtar kendini.

Hoş geldiniz Ebu Zalim. Şükür size kavuşturana.

Yusuf, aracın arkasındaki yabancıları özel depoya kapatın.

Önemli birileri mi?

- Evet. - Tamam, ben ilgilenirim.

Boş bir depo var, oraya alırız.

- Güzel. - Ebu Zalim.

Seninle bir şey konuşmak istiyorum.

Yorgunum, sonra.

Şansını zorluyorsun.

Ebu Zalim'in gözü kimseyi görmüyor.

Kapa çeneni.

Yanına adam al,

kamyonun arkasındakileri,

silah deposunun yanındaki boş hangara götür.

- Haydi! - Tamam.

- Evlere bakın. - [yağmacılar] Tamam.

Şuradaki yaşıyor mu?

Artık yaşamıyor!

[yağmacı] Haydi, gidiyoruz.

[Türkçe] Sana gelme demiştim.

[iç çeker] Neredesiniz?

Sana da bir arkadaş bulmak lazım. Burada böyle benim gibi yalnız kalma.

Wilson mı?

[dilini cıklatır] Wilson olmaz.

Şimdi ben sana burada voleybol topunu nereden bulayım?

[alaycı biçimde güler] Uğraştırma beni.

Wilson olmaz. Olmaz Wilson.

Türkiye'ye geri dönmemiz lazım küçük kız.

Bizimkileri kurtarmanın tek yolu bu.

[militan 1, Arapça] Buraya mı ineceğiz?

Ebu Zalim, "Bakın, almaya çalışın" dedi.

Kaç gün oldu. Ölmüştür zaten.

Bence inmeyelim.

Hey!

Yaşıyor musun?

İsmail.

İsmail.

Yaşıyor musun?

Ses yok, haydi gidelim.

Ebu Zalim'e ne söyleyeceğiz?

- Baktık, ölmüştü... - Yok.

- ...orada bıraktık, çıkaramadık deriz. - Yok.

Ya duymadıysa, yaralıysa?

İnmek istiyorsan sen in.

Tamam, gidelim.

İsmail!

İsmail!

İsmail!

[Türkçe] Lan İsmail!

İsmail! Lan İsmail, beni burada bırakamazsın!

Ulan İsmail!

İsmail!

İsmail!

Ulan!

[fısıldar] Lan beni burada bırakamazsın.

Beni burada bırakamazsın.

Burası...

Ya öleceğiz ya da gideceğiz küçük kız.

Neredeyiz acaba?

Hiçbir fikrim yok.

Hattat olabilir.

Hattat mı? O kadar yol geldik mi?

Olabilir.

Ne olacak bize?

- Öldürecekler değil mi bizi? - Şşt. Sakin ol biraz.

Kaç gazetecinin kellesini aldı bunlar biliyor musun sen?

Allah'ım neden geldik ya?

Neden geldik biz buraya? Neden geldik? Gelmeyecektik.

Gelmeyecektik. Gelmeyecektik. Gelmeyecektik.

İlker sus.

Gelmeyecektik.

- İlker sakin ol. - [fısıldar] Gelmeyecektik.

Güçlü durmak zorundayız.

Kaçalım?

Kaçalım? Zeynep, kaçalım. Noah, kaçamaz mıyız?

Üzgünüm ama Hattat'a götürdülerse bizi...

...buradan kaçış yok.

Adamlar sorun mu çıkardı?

Bize kimlik satmaya çalışıyorlar.

[alaycı şekilde] Kimlik mi?

Örgütte kimliği olanlar bölgede rahat rahat geziyor.

Kimliğin varsa onlardansın.

Lan! Dur!

Dur! Dur!

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.