Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
www.OpenSubtitles.org ile bugün bağlantı kurun ve ürününüzün ya da markanızın reklamını burada yapın.
Üç Euro.
İki. Sana ikiye veririm.
Bir buçuk?!
Mutlu yıllar sana!
Mutlu yıllar!
Mutlu yıllar, Audrey Stockman!
İşte oradaki küçük hanım!
Komik ve muhteşem olan!
Oradaki komik, harika kadın!
Audrey o!
Bugün doğum günün ve artık 30 yaşındasın!
Seviyorum seni, mutlu yıllar.
Morgan, tam bir ucubesin. Seviyorum seni.
- Ben de seni. - O mikrofonu nereden çaldın peki?
Audrey, bilirsin beni. Benim kendi mikrofonlarım vardır.
Hay sikeyim! Tess burada!
Aman Tanrım, bu ne arsızlık!
- Morgan... - Doğum gününde buraya gelecek kadar katıksız bir kibire sahip!
- Morgan... - Barı rezerve eden az sayıda insan vardı.
- Morgan... - Çok üzgünüm! Aman Tanrım!
Buraya geleceğini düşünmemiştim.
Özel bir kokteyl istiyor.
Kendimi öldüreceğim ya!
Ne söyleyeyim?
"Erkek arkadaşım beni telefon mesajıyla terk etti."
- Bunu nasıl açıklarım? - Biliyorum ya.
Basit bir çözümü var, yalan söylemek.
Hayır, ben çok kötü yalan söylerim.
Biliyorum çünkü apır sapır konuşuyorsun. Çok fazla detay veriyorsun.
Sonra da insanlar yalan söylediğini anlıyor.
Bu konuda kısa ve öz olmalısın.
Hadi, bana son zamanlarda ne yaptığımı sorsana.
- "Neler yapıyorsun?" - "Bir tekne aldım" ve işte bu kadar.
Tanrım, bu tarafa geliyor. Senin yanındayım.
- Hadi şu işi yapalım. - Tamam.
Selam, kızlar!
- Bunu yapamam. - Benim için artık ölüsün!
Doğum günün kutlu olsun!
Selam, kızım!
Nerede şu sevimli erkek arkadaşın?
Siz çok şaşırtıcı bir çiftsiniz.
Onunla, senin sevgilin olarak tanışmasaydım...
Onunda daha çok farklı ve havalı bir kızla çıkıyor olacağını varsayardım.
Havalı bir modelle falan yani.
Sonra ikinizi birlikte gördüm ve "Bu da olur madem" dedim.
Nerede o? Buradaysa ona sarılayım.
Pekala.
Pekala.
Tanrım, hadi ama.
Bu çılgınca resmen. Sen Ukrayna'lısın ve ben de bir GEİCO reklamında...
...Ukraynalı bir çiftçi kızını oynamak için oyuncu seçmelerine katılmıştım.
- Sonuç? - Çok otantik olduğumu söylediler. Her neyse...
Ukrayna mı Ukreyna mı?
Değişir. Sen nasıl söylemeyi seviyorsan öyledir.
Daima güzel, seksi kadının karar vermesine izin vermelisin.
Peki.
Bu mudur yani?
- Biliyorsun ya... - Pekala.
- Oyuncak bebek gibi bir yüzün var. - Peki.
Böyle küçük, dar belli. Küçücük.
Arabayla eve gidecektim ama...
...sanırım şimdi arabayı bir duvara süreceğim.
Vur bana.
Bekle, bunu kullanabilirim.
Gel buraya.
- Audrey. - Evet?
Bu adam Viktor. Kendisi Doğu Avrupa'dan bir misafir.
Sana söylemek istediği bir şey var.
- Öyle mi? - Evet. Evet.
O benim en iyi arkadaşım. Çok kötü bir gece geçiriyor.
Agresif erkeklik tavrını sırf kötülük yerine...
...bir kez olsun iyilik için kullanabilir misin?
Az önce bana söylediğin şeyi ona da söyle.
Ne yapıyorsun?
Oyuncak bebek gibi bir yüzün var.
Hayır, ona özgü bir şeyler söyle.
Onu gerçekten nesneleştir.
- Öyle mi? - Evet.
Peki, iyi.
Büyük bebek gözlerin var ve yumuşacık...
Kıvrak memelerin var. Evet.
Aman Tanrım! Bu ne lan?!
Çok teşekkür ederim, Viktor.
- Çok iyi iş çıkardın. - Pekala.
- Çok teşekkür ederim. - Peki, hoşçakal.
Senden nefret ediyorum be!
Hadi ama, gülüyorsun işte!
Selam, Audrey. Drew nerede?
Boğuldu.
Görüyor musun? Bütün gecedir böyle devam ediyor.
Tanrım, çok özür dilerim.
- Hayatına devam etmelisin. - Evet, biliyorum.
Dairemizde bir kutu bok püsürünü bırakınca...
...hayatıma devam etmek gerçekten çok zor oluyor.
Üstelik onları toplamamla ilgili bir mesaj dahi atmayacak.
Biliyorum.
- Telefonuna bakabilir miyim? - Tabii.
Google'dan bir şeye bakacağım da.
Vay be!
Kime mesaj yazıyorsun?
Morgan, telefonuma bir bakayım!
- Drew'e mesaj atıyorum. - Tanrım!
"Senin amına koyayım, peş para etmez sikik herif!"
"Eşyalarını yakacağım!"
Tanrım, hayır!
Bunu neden yazdın lan?
Çünkü onun eşyalarını yakacağız.
Siktir!
Harbi mi, Drew?
İç çamaşırında leke izleri var ya.
Kaç yaşındasın sen, sekiz mi?
Onları benim yıkamamı mı istiyordu?
Bu yüzden mi benden ayrıldı ki?
Çünkü ona yeterince annelik yapamadım mı?!
Sikerler! Kendi götünü kendin sil!
Pekala, bu ne?
Bu aslında, Los Angeles'da en çok sevdiği...
...kahvaltılık meksika gözlemesi mekanlarının yazılı bir listesi.
- Kes şunu! Not falan yazmış. - Evey.
"En iyi yumurtalı Meksika gözlemesi."
Siktiğimin aptalı!
- Ateşte yan! - Yan!
Aman Tanrım, ödülü burada.
Fantazi futbolundan aldığı ikincilik kupası.
Bir de sakladı ya.
Hayır ya! Bu gerçek futbol bile değil ki!
Bu alt tarafı bir fantazi lan!
Bekle.
Tanrım, arayan Drew.
- Alo? - Selam.
Gerçekten mi? Bu mudur yani? Selam mı?!
Kulakların yanıyor mu? Çünkü eşyaların yanıyor!
Üzgünüm. Her şeyi batırdım, tamam mı?
Bekle bir saniye. Ne?
Ne demek, işleri batırdın? Hangi kısmını?
Yarın gelip sana her şeyi anlatacağım, tamam mı?
Lütfen eşyalarıma hiçbir şey yapma.
Yarın geri döneceğim.
Drew?
Drew!
BENİ SATAN CASUS ÇEVİRİ: JAVAJAVA2002
- Çok özür dilerim. - Önemli değil.
Doğum gününüz kutlu olsun.
Nasıl...
- Şu... Evet. - Böyle demek.
Doğum günüm bugün değil.
Ortamın sıcaklığına uyum sağlamak için giyiyorum.
Eğer doğum günün olsaydı şöyle derdim...
"Mutlu yıllar!"
Muhtemelen ben de, "Teşekkür ederim" derdim.
Rica ederim.
Bir çeyrekliğim kaldı.
Görevin, tabii kabul edersen...
...müzik kutusundaki tartışmasız en kötü şarkıyı bulmak.
Tamam.
Bir sakız, lütfen.
Tabii.
2.25 dolar.
İyi günler.
Arabama kadar eşlik etmene ihtiyacım olmadığını sormayacak mısın?
Peki...
Nerelisin?
İngiltere.
Ben de öyle düşünmüştüm.
Evet ama bazen böyle düşündüğümde...
...insanlar Avustralyalı çıkıveriyor.
İnsanlar bazen Avustralyalı olabiliyor işte.
Kapa çeneni!
Tanrım! Gerçekten de "kapa çeneni" demek istemedim.
Lafın gelişi söyledim.
İngiltere'de böyle konuşuyor musunuz, bilmiyorum.
Ne? Lafın gelişi mi?
- Evet. - Evet, bunu biz bulduk zaten.
Doğru ya.
Bazıları...
Bazı insanlar, tuhaf bir adamı bilmediğim bir yere kadar takip etmemin...
...iyi bir karar olmadığını söyleyebilir.
Sonuçta insanlar bu şekilde eski bir minibüsün arkasına atılıyor, değil mi?
Bu durumu oldukça tuhaf bir hale soktu.
Minibüse bin.
Ne?
Aman Tanrım! Pekala, neler oluyor?
Yanlış bir şey mi yaptım? Başım belada mı?
Dinle, seninle sadece Drew Thayer hakkında konuşmak istiyoruz.
- O senin erkek arkadaşın, değil mi? - Hayır.
Yani evet. Erkek arkadaşımdı ama artık ayrıldık.
Neden? Onun mu başı belada?
Evet, Drew'ün başında çok büyük bir bela var.
Bu yüzden bir minibüstesin ya.
Eski sevgilinizin nerede çalıştığını biliyor musunuz, Bayan Stockman?
Evet, NPR'da.
Bir podcast'i vardı. Hatta konusu...
%100 ne olduğundan emin değilim ama caz ve ekonomi gibi bir şeydi.
Pekala. Kimse öyle bir podcast'i dinlemez.
Harvard'a gittim ama ben bile dinlemem.
Sadece 2 dakika sürdü be.
Durumla alakalı olduğu için ona bu bilgiyi verdim, Seb.
Bu podcast Drew'ün görünürdeki işiydi.
Drew hiç başka bir işi olduğundan bahsetmedi.
Drew, CIA ajanıydı.
Affedersin, ne?!
Aman Tanrım!
Celine Dion'u gördüğümüz zaman siz de mi Vegas'taydınız?
İronik bir biçimde.
- Aman Tanrım! - Dinle, Drew kayboldu.
Onu bulmadığımız takdirde birçok masum insan ölecek.
Seninle iletişime geçti mi?
Hayır.
- Emin misin? - Hayır.
Tabii geçen Salı gecesi olduysa başka.
Çünkü telefonumu küvete düşürmüştüm ve bir süre çalışmamıştı.
Evet, işte böyle olmuştu.
Sonra internete girdim ve..
..."Telefonumu nasıl düzeltirim?" falan yazdım.
Bir kase pirincin içine koy yazıyordu ama bende de piriç yoktu ve...
Pekala, bize yalan söylemek istemezsin.
Tamam. Tamam, peki. Evet, beni dün gece aradı.
Sanırım beni geri aradı. Sonunda yani.
Onu 100 kere falan aramıştım.
Sadece bu hafta ama! Sonra ondan hiç ses seda çıkmadı.
Birlikte olduğumuz zamanlarda ise normal bir şekilde aradım.
Ben normal birisiyimdir.
Peki.
Tanrım! Seni seviyorum, anne.
Morgan! Morgan, seninle konuşmam lazım!
Bekle bir saniye. Audrey de şimdi eve girdi.
- Seninle konuşmam lazım. - Asıl benim seninle konuşmam lazım!
Viktor şu anda benim odamda.
Onun kim olduğunu bilmiyorum.
Viktor, dün geceki bardaki herif.
Görünüşe göre ehliyetimi orada bırakmışım.
O da bana bir Facebook mesajı attı.
Sonra da bana sikinin iki fotoğrafını attı.
- Tamam. Ben pek... - Gerçekten... Biliyorum...
Bu tarz bir davranışı ben de ödüllendirmek istemem...
...ama ehliyetimi geri almam gerekiyordu.
Motorlu Taşıtlar Dairesine gidemem yani. Öldür beni daha iyi!
Kesinlikle! Acaba... Sana bir şey söylemem lazım.
Ama bu fırsatı ona feminizm hakkında bir şeyler öğretmek için kullanıyorum.
İşte burada!
Dün geceden Audrey'i hatırlıyor musun?
Evet. Audrey, biliyor musun...
"Biz kadınların başarabileceği şeylerin sınırı yoktur."
Michelle Obama.
Pekala, ben duşa gireyim.
Tamam.
Çok iyi gidiyor. Bir saniye bekle.
Anne, sana gönderdiğim sik fotoğraflarını gördün mü?
- Morgan. - Ne var?!
Audrey, her şeyi birbirimize anlatmamızın tuhaf olduğunu düşünüyor. Bence bu...
Biliyorum, Tabii ki bu normal bir şey!
Evet! İşte ben de onu söyledim!
Daha pişmemiş ay çöreğine benziyor.
Hayır, kesilmmemiş hallerini sevdiğini biliyorum.
Bekle bir saniye. Annem, sünnetsiz biriyle birlikte oldun mu, bilmek istiyor.
Morgan, sana yalvarıyorum! Bırak şu siktiğimin telefonunu!
Tamam, seni seviyorum. Sonra konuşuruz.
Ne oldu?
Dinle şimdi. İş yerime CIA'den iki adam geldi.
Drew hakkında konuşmak istediler.
Onun bir casus olduğunu söylediler.
Ne demek bir casus?!
Morgan, ciddiyim ben!
Bana onun ölü bedenlerle, silahlarla falan kanlı fotoğraflarını gösterdiler.
- Bekle! Bekle, ne? - Biliyorum!
Bunu kulağa deli saçması geldiğinin farkındayım ama bir düşün, olur mu?
Bu adam hakkında cevaplanmamış çok fazla soru vardı.
Mesela gerçekten Vassar'a gittiyse...
...neden "kutuphane" diye telaffuz ediyordu ki?
Aman Tanrım! Aman Tanrım!
Üzgünüm.
3A mı 3B mi, hatırlayamadım.
Ne?
Mesajlaşma konusunda iyi değilimdir. Daha çok e-posta konusunda harikayım.
Bunu sen de biliyorsun.
Bu neden çakmak gazı gibi kokuyor?
Çünkü eşyalarını yakacağımı söylediğimde şaka yapmıyordum.
Dinle, anlıyorum.
Anlatması uzun hikaye.
Bir süredir halletmem gereken bir şey vardı.
Tamam mı? Sadece kafam pek rahat değildi.
Bir casus olduğunu biliyorum.
Evet.
Adamlar iş yerime geldiler, beni bir minibüse tıktılar...
...ve bana korkunç fotoğraflar gösterdiler.
Nereye...
- Onlara ne anlattın? - Ne demek, "onlara ne anlattın"?!
Bunu inkar etmeyecek misin?
Ya da o fotoğraflarla oynanmış falan demeyecek misin?
Aman Tanrım! Elinde silah var lan!
Onlara tam olarak ne anlattığını söylemen gerekiyor.
Bekle, bu yüzden mi benden ayrıldın?
- Alnındaki şey de ne? - Ne ne?
Alnında küçük, kırmızı bir nokta gibi bir şey var.
- Siktir! - Tanrım!
Git! Git, git!
Eğil!
Hadi! Hadi!
Eğil!
Pencerelerden uzak durun!
Baba, seni sonra ararım.
Neler oluyor lan?!
Morgan!
Bekle, yaralanmışsın.
Siktir!
Bazı kötü insanlar benim peşimde.
CIA mi?
Başka insanlar da var ve artık senin de peşindeler.
- Tam olarak bu yüzden seni terk etmiştim. - Aman Tanrım.
Seni tehlikeye atmak istemedim.
Ayrıca bu yüzden bunu da sende bıraktım.
- Ödülün mü? - Çünkü sana güvendim.
Bunu, gitmesi gerektiği yere götürmezsek birçok masum insan ölecek, tamam mı?
Şimdi şöyle yapacağız: Binadan çıkacağız ve Viyana'ya gideceğiz, tamam mı?
Orada "Cafe Schiele'ye" gideceğiz.
Yarın saat 11:00'da Verne isimli birisiyle buluşacağız.
Bekle, neden bunları birlikte yapamazsak diye bana anlatıyorsun?
Buradan canlı çıkamama ihtimalime karşın.
- Hayır, Drew! Ölmeyeceksin! - Dinle beni.
Saat sabah 11:00'de. Cafe Schiele. Verne.
- Anladın mı? - Tamam, anladım.
Ve hiç kimseye güvenme.
Hiç kimseye.
Hoşçakal, Drew.
Aman Tanrım!
Aman Tanrım! Drew öldü!
Kapıyı açın!
Yangın çıkışı! Yangın çıkışı!
Kapıyı hemen açın! Elimizde arama emri var!
Koridor temiz!
Sağdaki kapı.
Temiz!
Kontrol edin!
- İyi misin? - Ne?
Hayır! Ya sen?
- Hayır. - Tamam.
Peki nereye gidiyoruz?
Bilmiyorum, neresi güvenli olur ki?
Şuradaki park alanına gir.
Şu plates salonunda tuvalet var.
Bir plates salonunda falan saklanmayacağız!
Polis karakolu nerede?
Ne?! Polis olmaz!
Polise gitmiyoruz çünkü birisini öldürdüm.
- Aman Tanrım! - Aman Tanrım!
CIA'deki herifleri ara.
Hayır! Drew, kimseye güvenemeyeceğimi söyledi...
...ve haklı da! Çünkü o öldü!
Muhtemelen onlarla konuştuğum için öldü.
Hayır, suikastçinin evimize girmesine izin verdiğim için öldü.
Tamam, öyle olsun. İkimizin de suçu var.
- Siktir! - Açacak mısın?
Alo!
Audrey, ben Sebastian.
Drew'ü öldürdün!
Onun nerede olacağını söyledim ve sen de onu öldürdün!
Üzgünüm, bir soru sorabilir miyim? Kim bu adam?
CIA'deki şerefsizlerden birisi!
Audrey, onu nereye götürüyorsun?
Neden sana söyleyeyim?
Paketi bize ver.
Güven bana.
Artık hiç kimseye güvenmiyorum.
Bana yine de güveniyorsun, değil mi?
Evet, tabii ki. Sana güveniyorum. Sen sayılmazsın.
Güzel çünkü bu, Rusların yaptığı sahte bir casusluk dostluğu falan değil.
Kapa çeneni, kızım ya. Biliyorum.
Pekala, Drew eğer bu paketi yerine ulaştırmazsak...
...çok fazla insanın öleceğini söyledi.
Yani bu yapmadığımızda bir terörist saldırısı falan olursa ne olacak?!
Sana ne yapmanı söyledi?
Viyana'daki bir kafeye gitmeliyiz.
Avusturya'daki Viyana mı?
- Evet, öyle söyledi işte. - Tamam, niye öyle yapmıyoruz o halde?
Ne yapmıyoruz?! Bir sürü insan bizi öldürmeye çalışırken Avrupa'ya gitmek mi?!
Hiç Avrupa'ya gitmeden mi ölmek istiyorsun?
Yoksa Avrupa'ya gidip Avrupa görmüş birisi olarak mı ölmek istiyorsun?
Neden sadece bu iki seçeneğim var ki?
Pekala, bu bir işaret.
Tijuana yolculuğumuzdan kalma pasaportlarımız hala burada duruyor.
Pekala, sevdiğin birisi az önce öldü...
...ve senden son bir şey yapmanı istedi.
Bence bunu yapmalısın.
Seninle gelirim.
Tamam, sikerler! O halde... Avusturya'ya gidelim.
Avusturya'ya gidelim!
- Neden dönüyorsun? - Arabayı park etmem lazım.
Bizi öldürmeye çalışan insanlar var!
Açık otoparka falan park etmeyeceğiz!
Bize bir bavul lazım.
Uluslararası güvenlikten hiç bavul olmadan...
...sadece bir ödül kupası ile geçersek tuhaf görünürüz, değil mi?
Bekle! Peki içinde sadece bir kupa olan bir bavulla...
...güvenlikten geçersek daha tuhaf olmaz mı?
Evet! O halde bize daha fazla kupa lazım.
O zaman öyle yapacağız.
Viyana'ya tüm ödülleriyle giden kadınlardan olacağız.
Dikkate değer, saygın kişileriz.
Kupamız var be, bebeğim!
"En İyi Torun" ödülü mü?
Evet.
Gergin olma.
İnsanlar kendilerine güvenmedikleri zaman yakalanırlar.
Merhaba, yeni misin sen? Genelde burada Cesar olurdu.
Siktir ya! Telefonlarımızdan kurtulmamız lazım.
Telefonlar kapalı olsa bile kötü adamlar bizi takip edebilir.
Doğru ya. Gerçi ben bunu uzun zamandır biliyordum.
Edward Snowden ile aynı sahne sanatları kampına gitmiştim.
Doğru ya. Eskiden Snowden'la çıkıyordun.
Hayır, hayır. Ama denedi.
Tanrım, beni takıntı haline getirmişti.
Ska müziğini acayip seviyordu.
Her şey ortaya çıkıp olaylar olduğunda...
..."Neden kimse Edward Snowden'ın ska müziğiyle...
...bu kadar çok ilgilenmesini konuşmadığını" merak edip durdum.
- Telefonuna ver. - İşte al.
232 numaralı uçuş için son çağrı.
232 numaralı uçuş için son çağrı.
Orospu!
Orospu!
- Mambo No. 5? - Lütfen ama.
- Ne? - Önceki 4 Mambo'yu dinledin mi? Onlar harika şarkılar.
- Vay be! - Öyle.
Güzel, güzel.
Buldum bir tane, gözlerini kapat.
- Gözlerini kapat. - Tamam.
Olamaz...
Bir zamanlar bir çocuk vardı...
Bir kaza geçirip okula gidemeyen bu çocuk...
Evet, en kötü şarkı bu.
- Kazandın. - Değil mi?
- Tebrik ederim. - Teşekkür ederim.
- En kötüsü bu. - Teşekkür ederim.
Avrupa'da her yerde bunları çalıyorlar.
Sanki bütün kıta şöyle demiş gibi...
"Biliyor musunuz? Ben 1994 yılını seviyorum. Hadi daima orada kalalım."
Bilmem ki, hiç Avrupa'ya gitmedim.
Oh!
Bugünün yemeği için sizlere...
...etimizi, bir tabak ekmek çeşitlerinden ve sıcak bir fondü öneririm.
Burası harbi süslü bir yermiş.
Buraya aitiz.
Drew'ün takılacağı yer burası mıydı?
Yani Drew...
Bimden suşi japon yemeği alan aynı adam mı?!
Pekala, Verne'in kim olduğunu düşünüyoruz?
Bilmiyorum.
Verne de Drew'ü aramıyor mudur?
- Siktir! - Biz olduğumuzu nereden bilecek?
Kahretsin ya! Ne yapacağız?
Olamaz, sorun ne? Ne gördün?
Yok bir şey, sadece...
Kekte benim için fazlaca un ve süt vardı.
Çıkarmak zorundayım.
- Tamam. - Tamam.
Morgan, sen... Muhtemelen gitmelisin.
- Tutabilirim. - Olmaz.
- Olmaz, muhtemelen böyle yapmamalısın. - Hayır.
Hayır, bu daha önemli.
Olmaz! Tanrım! Hiç önemli değil, lütfen git.
Başka bir şey ister misiniz?
Hayır.
Ses çıkartma.
Burada buluşacağın kişi benim.
Affedersin, Verne sen misin?
Bir takma isim. Şimdi paketi bana ver.
Bekle, bunların hiçbirisi mantıklı değil.
- Aman Tanrım! - Tek kelime dahi etme.
Tamam.
Tanrım!
Seni korumaya çalışıyorum.
Evet, Drew'ü koruduğun gibi mi?
Beni korumak için burada olsaydın...
...şu anda bana bir silah doğrultmazdın.
CIA'den olmayabilirim ama bu kadarını da biliyorum.
MI6'denim aslında. Drew, CIA'dendi.
Bu uluslararası bir çaba.
Her neyse!
Sen Verne'sin?!
Günaydın.
Sana da Verne.
Lütfen şunu bana doğrultmayı keser misin?
Beni oldukça geriyor.
- Gerildiğimde de... - Otur ve beni dinle.
Tamam.
Bir anda kafedeki herkes ateş etmeye başlayacak.
Herkes sende olan şeyi istiyor...
...ve onu alana kadar da her birimizi öldürürler.
Kaçarsan ölürsün.
Buradan çıkmayı başarırsan bile...
...hiçbir yere gidemezsin.
Pasaportunla sınırdan geçmeye çalışırsan...
...bundan çok daha büyük silahlara sahip adamlar gelir...
...ve tek kelime dahi edemeden seni öldürürler.
Eğer havaalanına gitmeyi başarırsan...
...seni orada bekleriz.
O yüzden paketi bana ver ve kimsenin canı yanmasın.
Drew hariç.
Pekala, sürekli bu konuyu ortaya koyman pek yaratıcı değil.
O Verne değil.
Paket.
Güzel.
O Verne değil!
Ne?
Neler oluyor?!
Aman Tanrım!
Morgan!
Aman Tanrım!
Hayır!
Hayır! Verne, bekle!
Hassiktir! Koş!
Aman Tanrım! Birisini öldürdüm! Birisini öldürdüm!
- Kes şunu bağırmayı! - Aman Tanrım!
- Tanrım! - Bekle, siktir ya...
Bin şu arabaya! Arabaya bin!
Bu araba mı? Bu araba bizim değil ki!
Üzgünüm, çok üzgünüm! Üzgünüm!
Tamam! Tamam, hazırız!
- Hassiktir! - Ne oldu?
Vites var! Vitesli araba kullanmayı biliyor musun?
- Hayır! Hayır! - Siktir!
- Hangisi fren?! - Bilmiyorum, çok fazla var!
Vitesi nasıl değiştiririm?!
Araban nasıl çalışıyor lan?!
Çok üzgünüm!
- Acil bir durum! - Aman Tanrım!
Aman Tanrım!
- Tamam, o kadar da kötü değildi. - Çık dışarı! İptal! Görev iptal!
Üzgünüm! Üzgünüm! Üzgünüm! Üzgünüm!
Acelet et! Acelet et!
Dur! Taksi! Hadi!
Merhaba! Selam, gidebilir miyiz lütfen?
- Bay Yang? - Evet.
Evet, annem Çinli bir adamla evli.
Aslında çok güzel, uzun bir öyküsü var...
Bizler Yang'iz. Biz Bay Yang'iz. Evet.
- Pekala. - Çok teşekür ederim.
Teşekkürler. Gitmemiz gerekiyor.
Ve işte gidiyoruz!
- Ziyarete mi geldiniz? - Hayır, burada yaşıyoruz.
Soyadı Yang olan bir Avusturyalıyım ben. Gazla hadi.
Ben Lukas.
- Viyana gezinizi nasıl mükemmel hale getirebilirim. - Her şey yolunda.
Her şey iyi. Sen sadece sür.
Olmaz. İyi benim için yeterli değil.
- Tamam. - Muhteşem olsun istiyorum.
Su veya soda ister misiniz?
Hayır sağ ol, susamadık.
Müzik dinlemek ister misinz?
Hayır, müzik istemiyoruz. Arabayı sür yeter.
Aslında tek işim şoförlük değil. Geceleri DJ'lik de yapıyorum.
Hadi canım! Bu çok havalı.
Cumartesi şehirde olursanız uğrarsınız. İşte dinleyin.
Hip-hop müziği.
Zıpla. Zıpla. Zıpla. Zıpla.
Ha? Güzel, değil mi?
- Siktir! - Aman Tanrım!
Pekala, dinle dostum.
Peşimizde olan insanlar var ve onlardan derhal kurtulmalıyız.
Evet be!
Aman Tanrım!
Döndüler! Olamaz ya!
Aman Tanrım!
Sabah alkol içmiştim.
Harika! Aman ne güzel!
Korku bir yanılsamadır!
Çak bir beşlik bakayım!
Siktir!
- Sür şunu. - Tamam.
Aman Tanrım!
- Aman Tanrım! - Aman Tanrım!
Aman Tanrım! Bir tane kaldı.
Biliyorum, onu görüyorum.
Sinyal vermesene! Gideceğimiz yönü belli ediyorsun.
Üzgünüm. El alışkanlığı işte!
Kötü bir alışkanlık.
Hayır! Pek çok yönden bu iyi bir alışkanlık!
Aman Tanrım!
Siktir!
Al bakalım!
- Aman Tanrım! - Pekala.
Öne gel.
Evet. Evet.
Hayır!
- Arkamızda kimseyi göremiyorum! - Nerede lan o?
Aman Tanrım!
Adam tam tepemizde!
Hayır! Siktir git! Git!
- Aman Tanrım! - Aman Tanrım!
Tepemizde! Tepemizde!
Hayır!
Pekala. Tamamdır.
- Neden hızlanıyorsun? - Bir planım var!
- Tamam! - Sıkı tutun!
- Aman Tanrım! - Aman Tanrım!
- Arabadan çıkalım! - Tamam!
Harikaydı! Beş yıldızlıktı!
Beş yıldız!
Aman Tanrım!
Aman Tanrım! Ne olmuş burada?
Gitmeliyiz.
- Buradan gitmeliyiz. - Amanın!
Hadi istasyona gidelim.
Başarısız olduğunu mu söylüyorsun?
Hayır, işler biraz karıştı, ama paketi almayı başardım.
Göster hadi.
Görünüşe göre alamamışım.
Bakalım doğru mu anlamışım!
Paketi alamadın ve paket hala kızlarda.
- Şimdi de paketi Highland alacak. - Buna izin vermeyeceğim, efendim.
Neyse, böyle olmasına sevindim yoksa en iyi torun ödülünü nasıl alacaktın?
Evet. Bu çok komikti.
Efendim? Bizi duyuyor musunuz?
Bizi duyuyor musunuz efendim?
- Efendim, dondunuz mu? - Efendim, duyuyor musunuz?
- Dondu galiba. - Evet.
Efendim, donmadıysanız el sallayın.
Donmadım. Sadece hayal kırıklığına uğradım.
- Onları korumaya çalışıyordum. - Korumaya mı?
Evet, bırakalım ölselerdi. Çok aptallar.
- Aptalı bir bakışta tanırım. - Çünkü sen de öylesin.
Ben aptal değilim Sebastian. Şunu bil ki...
Evet. Harvard mezunusun. Hepimiz biliyoruz.
Harvard'dan söz eden oldu mu?
Her zamanki gibi yine söz edecektin.
Ve evet...
Gir hadi. Tamam, dinle. Prag'a iki bilet aldım.
- Ben de yeni kıyafetler aldım. - Güzel. Trende üstümüzü değişiriz.
10 dakika sonra da uçağa biner Viyana'dan ayrılıp eve döneriz.
Bekle biraz. Seni takdir etmeme izin ver.
- Şimdi mi? - Evet. - Şu anda mı?
Kafede silahla yaptığın o şey inanılmazdı. Bir adamı öldürdün.
- Sorun değil. Kötü biriydi. - Aman ya!
Video oyunlarıyla aram iyidir.
- Artık gidelim. - Dur. Sonra da...
...el çabukluğuyla ödül kupalarını değiştirdin.
Adam istihbarat ajanıydı ama sen ondan daha akıllı çıktın.
Çok manyaktı. Ve arabayla yaptıkların da inanılmazdı.
Olay çok hızlı gelişti. Artık gidebilir miyiz?
Kızım, sen muhteşemsin. Bunu kabullenmen gerek.
Tamam, kabulleniyorum. Gidelim mi artık?
- Bekle! Bekle! - Yine ne var?
Bunu küçümsemene izin veremem.
- Küçümsemiyorum! - Hep böyle yapıyorsun. Hep.
- Yeter artık! - Kendini daha önce hiç bu kadar canlı hissetmiş miydin?
Dikkat. Prag treni kalkmak üzere.
Trene yetişemezsek pek de canlı hissedemeyeceğiz. Tamam mı? Hadi.
Bekle. Şuna bir bak.
Burada Mozart'ı yüceltirken Hitler'i görmezden gelmişler.
- Tamam, anladım. Gidelim. - Tamam.
Hangi peron?
Görünüşe göre 10. peron.
"Szkalas."
"Szass... Szabadszallas."
"Nove Hodejovice."
"Usti Nad Labem."
"Parndorf ich Bahnhof. Prag."
"Prag." 6. peron. Şükürler olsun.
- Tamam, 6. peron. - Dur! Bekle biraz!
Sebastian, pasaportlarımızı kullanırsak sınırda durdurulacağımızı söylemişti.
Siktir!
Ne yapıyoruz?
Pekala, bize benzeyen 2 kız bulup...
...durumu izah edip pasaportlarını alalım. Çalındığını falan söylerler.
- Kim kabul eder ki bunu? - Her kız. Her kız kabul eder.
Tamam. Yapalım.
Şunlara ne dersin? Bize benziyorlar.
Hayır, Avrupa'da onlar olmak istemeyiz.
Avrupa'da şunlar olmalıyız.
Orası olabilir.
Oraya gidelim.
- Tamamdır. - İyi seçim.
Sevdiğiniz adamın gözlerinizin önünde öldürüldüğünü hayal edin...
...ve sizden son bir şey istese her şeyinizi feda etmez misiniz?
12 yıllık dostunuzun tehlikede olduğunu hayal edin.
- Onu korumak için dünyanın öbür ucuna gitmez miydiniz? - Evet.
Siz kızlar çok tuhafsınız.
Tamam. Aslında tuhaf değiliz.
Başımız belada.
Pasaportlarınızı bize verirseniz hayatımızı kurtarmış olacaksınız.
Çok üzgünüz. Size yardım etmek isterdik ama sizi tanımıyoruz.
Yolcuların dikkatine, Prag treni kalkmak üzere.
Tamam. Haklısınız.
- Polonya'da size iyi eğlenceler. - Sizinle tanışmak güzeldi.
Şimdi!
- Hadi! Hadi! Siktir! - Kes şunu!
Hayır!
- Hayır! - Kes şunu!
- Aldım! - Dur! Hayır!
Bel çantamı geri ver!
Hadi! Bin!
Aman Tanrım!
Kapat! Kapat hadi!
- Kapıyı açın! - Çok üzgünüm.
Bel çantamı geri verin, sizi sürtükler!
Bak, üzerinde adresin var. Ölmezsek sana geri yollarız.
Alo?
Tamam. Anlıyorum.
Nadedja.
Nadedja, neredesin?
Nadedja, yine başlama işaretini kaçıracaksın.
Hep böyle yapıyorsun.
Görünüşe göre en iyi dostum hep bir oyuncu olmak istemiş.
Doğal bir yeteneği var.
Benimse hiçbir yeteneğim yok.
- Hukuk okumayı denedim. - Zekice.
- Güzel sanatlar okumayı denedim. - İyiymiş.
Değişim güzeldir.
Sonra ikisini de bıraktım.
Evet, hiçbir şeyi bitiremedim.
Tamam. Biranı bitirdin işte.
Aynen, tek yeteneğim bu.
Niye bitiremedin peki? Neden korkuyorsun ki?
Vasat olmaktan.
Hadi ama, kimse vasat olduğunu düşünmüyor.
Nereden biliyorsun? Daha yeni tanıştık.
Karakter analizim iyidir.
Güven bana.
Dans için teşekkürler.
Bir bira daha ister misin?
- Evet! Harika olur. - Tamam.
- 2 bira alabilir miyim? - Tabii.
Teşekkürler.
Pekala, sana bir tavsiye vereyim.
- Sen de kimsin? - O kız benim kardeşim.
- Gerçekten mi? - Biyolojik kardeşim değil.
Daha çok manevi kardeşim.
Aynen. Bilmeni istemiyor ama bekaretini çok geç kaybetti.
Bu yüzden tam doyuma ulaşmadı. Anlarsın ya!
Harika.
Onunla hoş vakit geçir.
Ama onu incitirsen...
...en yakın arkadaşını bulur...
...sikini keser...
...ve sana yediririm.
- Tamam. - Evet.
İstediğin kondomu takabilirsin ama bu işi bitirmen gerek.
Adın ne?
- Morgan. Nasılsın? - Morgan. Ben de Drew.
Morgan, sana fazlalıksın diyen oldu mu hiç?
Neden böyle dediğini bana söylemedin ki?
En yakın dostun birine aşıksa ona böyle şeyleri söyleyemezsin.
Hislerim incinmedi.
Birazcık incinmiş olabilir tabii.
Morgan. Bak.
Çok üzgünüm.
Ben de.
Öldüğü için üzgünüm.
Tanrım.
Bununla ne yapacağız?
Bilmiyorum. Bu şeyin ne olduğunu veya ne işe yaradığını bilmiyorum.
Tüm bu konuda kendimi aptal gibi hissediyorum.
Ailesiyle bile tanıştım. Gayet normal insanlardı.
İsimleri Tom ve Marsha'ydı.
Ortadan kaybolmasından bir gece önce hep birlikte Cheesecake Factory'e gitmiştik.
Oranın menüsü harikadır.
Dostoevsky yazmış o menüyü.
Kim ailesine kendi için önemsiz birini tanıtır ki?
Ben herkesi ailemle tanıştırırım.
Ama bu onların kazancı. Çünkü ailem muhteşemdir.
- Sence biliyorlar mıdır? - Bilmiyorum.
Keşke hala hayatta olsaydı da bazı cevapları alabilseydim.
Sonra da ona siktir git derdim.
Aç şunu.
Siktir!
Tamamdır.
Bu da ne böyle?
Bu bir USB bellek.
Bunun için mi birbirlerini öldürüyorlardı?
- Aman Tanrım! - Aman Tanrım!
Şimdi ne yapacağız biliyor musun?
- Olmaz. - Babam harika bir avukattır.
- Hayır. - Başı bizden daha belada olan...
...insanların avukatlığını yapıyor.
Olmaz. Kanunları çiğnediğimiz için baban bize çok kızacaktır.
Hayır. Kızmaz.
Basketbol koçumla esrar içtiğimi öğrendiğinde kızmamıştı.
Belize'den kovulduğumda kızmamıştı.
Genç bir sihirbazın büyükannemin evinde yaşamasına izin verdiğimde de kızmamıştı.
Doğru ya, ne oldu ona?
Buna inanmayacaksın ama ortadan kayboldu.
Hadi be oradan!
Hayır, gerçekten de şu anda kayıp.
- Alo? - Anne, benim.
Şükürler olsun! Arnie, o iyiymiş!
- Ne? - Babanı da bağlıyorum telefona.
- Ben Arnie. - Selam baba.
Merhaba canım! Selam!
Gazeteye çıkmışsın tatlım. Seninle gurur duyuyorum.
Dünyanın seni konuşacağını hep biliyordum zaten.
Saçını mı boyadın? Prenses gibi görünüyorsun.
Tatlım, bir şey soracağım.
Audrey'le birlikte 2 kişiyi mi öldürdünüz?
Bana doğruyu söyle. Seni bundan kurtarabilirim.
Hayır, birini öldürdüm ama o bir tetikçiydi, bu yüzden...
O sayılmaz.
Tabii ki sayılmaz.
- Audrey ise Avusturya'da birkaç kişiyi öldürdü. - Aman Tanrım!
- Ama nefsi müdafaydı. - Hiç sorun değil.
Sevgilisi gözümüzün önünde öldürüldü.
- Yakışıklı olan mı? - Fena sayılmazdı sanırım.
Sana yakışıklı birini söyleyeyim. Patrick Dempsey.
- Şimdi neredesin canım? - Prag'dayım.
Bence Doğu Avrupa çok gotik bir tarza sahip.
Pekala dinle. Saklanabileceğiniz bir yer biliyorum.
- Tamam. - Roger Bernstein adında bir dostum var.
Prag'da yaşıyor. Bana iyilik borcu var.
Baban onu hatalı üretim davasından kurtarmıştı.
Carol, sana yakışıklı birini söyleyeyim. Woody Harrelson. Bence çok yakışıklı biri.
- Çantamızı çaldılar. - Aynen öyle.
Bir an için öleceğimi zannettim.
Evet. Başları belada gibiydi.
Morgan?
Hemen gitmeliyiz.
Anne, gitmemiz gerek.
Hadi. Gidelim!
Hedefim kim?
Fotoğraflarını gönderiyorum. Hedefin Amerikalı 2 aptal kadın.
Aman Tanrım!
Geride kalıyorsun.
Geride kalıyorsun.
- Siktir. - Pekala. Goril Sokağı'nı bulmalıyız.
Fil Vadisi solumuzda kalıyor.
Bu yüzden Büyük Kaplumbağa'nın oradan geçmemiz gerek.
Morgan, bu hayvanat bahçesi haritası.
Tamam.
- Kim o? - Hey Roger.
Arnie'nin kızıyım. Seni aramıştı.
- Hadi. - Teşekkürler!
Bu çok komik bir hikaye.
Hatırlıyorum da eskiden babanla birlikte Hamptons'na gitmiştik.
Baban güneş gözlüğü takmıştı.
Yakalarını da kaldırmıştı. Çok havalı görünüyordu.
Sonra diskoya girdiğimizde adamın biri, "Bayım, gömleğinizin yakası kalkmış" dedi.
Tüm hava yerle bir oldu tabii.
Ukala biri olduğumu düşüneceksiniz ama et yahnisini çok iyi yaparım.
Fırında kızarttım.
Çok üzgünüm ama ben veganım.
Morgan, sen vegan değilsin.
Ne? Pastırma yediğim için mi?
Psatırma da ettir!
Dinle, en azından sana şarap ikram edeyim, olur mu?
Bundaki tek hayvan istismarı şarapçının benden aldığı para.
Genellikle en iyi şişeleri çalışma odamda saklarım.
- Bu benim tüm o büyük yazarlara saygımı gösterme şeklim. - Tabii.
Şu an İnsan Komedyası'nın ilk baskısının keyfini sürüp Grenache'yi araştırıyorum.
Balzac sever misiniz?
Deneyimlemekten mutlu oluruz.
Hemen dönerim.
Tamam.
- Yine oluyor işte. - Ne oluyor?
Bana yürüyür.
Neden bahsediyorsun sen?
Beni arzuluyor. Aynen öyle.
Hayır, o sadece birazcık tuhaf biri.
- Yaşlı erkekler bana tapar. - Tamam.
- Beni çekici bulurlar. - Tanrım.
Beni isterler.
- Ona bakarsan matematik öğretmenimle ev sahibim de tuhaftı. - Öyleydi zaten.
Mandy Patinkin de tuhaftı.
Midem bulanmaya başladı. Lavaboya gideceğim.
İyiyim. Sen burada kal. Birazdan dönerim.
Seni seviyorum.
- Merhaba. - Audrey iyi mi?
Evet, o iyi. Yemeğini bitirdi. Ben de bitirdim.
Bu sindirmene yardımcı olacaktır.
Sertmiş.
Sanatı sever misin?
Evet, tabii, sanatı severim. Sanata aşığım.
Şu sanata bir baksana.
Kendini pek fazla sevmiyor gibi.
Bazen en hoş şeyler, kendini sevmediğin zaman ortaya çıkar.
Buna pek katılmıyorum.
Öyle mi?
Tamam. Masaja geçiyoruz demek.
İşte başlıyoruz.
Aman Tanrım!
Aman Tanrım!
Roger, bizi evinde ağırladığın için çok teşekkür ederim.
- Benim için zevkti. - Ama havamda değilim sanki.
Aslında bu biraz da acıtıyor.
Merhaba.
Bu da kim? Ben Morgan.
Aile dostuyum. Sevgilin mi bu?
Nadedja, dur. Onlara canlı ihtiyacımız var.
Amanın.
Tuhaf.
- Audrey. - Aman Tanrım!
Audrey, Roger kötü biriymiş.
Hayır, o Roger değil.
Roger işte burada.
USB belleği istiyorlar.
Onlar dönmeden belleği yutman gerek.
- Ne? - Ben yapardım ama kusuyorum.
- Ne? - Ben yapamam.
Hiçbir şey yutmam ben.
Hap bile yutamam. Elma sosunda ezmeden olmaz.
Yutmak zorundasın.
Olmaz!
Peki. Tamam. Madem istemiyorsun.
Ne kadar da ağırsın!
- Kapa çeneni sürtük. - Tamam.
Evet!
Tamam.
Aç bakalım ağzını.
Siktir! Siktir!
Bir daha deneyelim.
Yut hadi.
Yapamam.
Siktir!
Yapamam.
Denedim.
İşte dondurmacı kadın.
Audrey.
Audrey.
İyi misin?
Tanrım.
Emin değilim.
- Hangi cehennemdeyiz? - Bilmiyorum.
Audrey, nasıl hissediyorsun?
Marsha ve Tom. Bunlar Drew'in ebeveynleri.
Aman Tanrım! Sizi de bu işe bulaştırdığım için üzgünüm.
Drew'in ölmesini hiç istemezdim.
Bunu biliyoruz, Audrey.
Hala hayatta olmana sevindik.
Onlar geri dönüp sizi de bağlamadan önce bizi çözebilir misiniz lütfen?
Olmaz. USB bellek nerede?
Siz de mi biliyorsunuz?
Kapa çeneni sürtük.
Canın cehenneme!
Dostuna sorduğum soruyu cevaplamak ister misin?
İnanın bana, oğlunuz bizi korumanızı isterdi.
Audrey, bence onlar Drew'in anne ve babası değil.
- Elbette öyleler. - Hayır.
Cheesecake Factory'e gitmiştik.
Yemeğimizi bile paylaşmıştık.
Belleğin fiyatını görüşmek için o restorandaydık.
Ama ciddi şeyler konuşmuştuk. Tom'un kolonoskopisini falan.
Kolonoskopi yapılmadı.
Seni restorana kendini korumak için getirmişti.
Bellekle ayrıldığında onu öldürmeyelim diye.
Tamam, bitirelim şu işi.
Lanet olası bellek nerede?
Hayır. Hayır.
Lütfen bayım. Lütfen onu incitmeyin.
O en iyi dostum. Lütfen.
Tuvalete atıp sifonu çektim.
Ne yaptığının farkında mısın sen?
Nadedja.
Aman Tanrım.
Bu da ne?
Güvenli eve yaklaşık 5 kilometre kaldı.
Düşman ağır silahlı, tetikte olun.
Vay be! Çok güzelsin.
Gerçekten de çok güzelsin.
Ayrıca çok da esneksin.
Morgan, kapa çeneni.
Olmaz. Herkes iltifatı sever.
Sevdiğini sanmıyorum, Morgan.
Hoşuna gidiyor. İşe yarıyor.
Sen çok kötü bir kızsın!
Hey! Aç mısın? Ben açım.
Buradan çıkıp bir şeyler yemek ister misin?
Seni sevdim.
Aman Tanrım!
Siktir! Belleği almışlar.
Kahretsin!
Pekala millet. İşaretimle birlikte el bombalarını atın.
- O piçleri havaya uçuralım. - Bekle! Kızlar hala içeride olabilir.
Evet, içerdeyseler bile ya etrafları teröristle çevrilidir ya da ölüdürler.
- Umrumda da değiller. - Bana 5 dakika ver.
Yanıma 4 ajan alıp kontrol edeyim.
4 ajan ölebilir yani?
Bu operasyonun başı benim, tamam mı?
O yüzden yerine otur ve üst üste 9 yıldır futbolda...
...tüm rakiplerimizi ezdiğimiz gibi bu piçleri de ezelim.
Bizden kastım Harvard yani. Havaya uçuralım şunları.
- Anlaşıldı. - Şovu seyret.
Bekleyin çocuklar. Görev iptal.
- Anlaşıldı. - Teşekkürler.
Bir soru soracağım. Cevabı beğenmezsem canın yanacak.
Onun gibi.
Göründüğünden daha acı verici.
Dişlerim çok güçlüdür.
9 yıl diş teli taktım. Dişçim alanında uzmandı.
Bellek nerede?
Söyledim ya. Tuvalate atıp sifonu çektim.
- Yalan söylüyorsun. - Yalan söylemiyorum. Hayır. Hayır.
Aman Tanrım!
Lütfen, sana yalvarıyorum. Lütfen!
Lütfen bana bir iyilik yap ve meme ucumu yala, sürtük.
Ve lütfen ama lütfen gidip kendini becer.
İstediğim bu.
Gidip kendini becer.
İnan bana, yalan söylemeyi beceremem.
Yalan söylediğimi herkes anlar. Hiç yalan söyleyemem.
Ben de hayatım boyunca sır saklayamadım.
Sır bir zehir gibidir.
Belki de o senden sır saklıyordur.
Hayır. Onun hakkında ne bilmek istiyorsan anlatırım.
Her şeyini biliyorum.
Araba sürerken sürekli mesajlaşır.
Instagram'da araba sürüyorum etiketi altında resim paylaşır.
- Ne yapıyorsun? - Sırrımız olmadığını kanıtlıyorum.
Sen de benim hakkımda bir şeyler söyle.
Pekala. Tamam.
- Morgan babasının ağrı kesici haplarını çalıp onları Coachella'da sattı. - Sattım.
Audrey bir zamanlar 8 yaşındaki bir çocuğa bakıcılık yapıyordu.
Ve onu uyutabilmek için onunla flörtleşti.
Adı Liam'dı.
Minyonlarla seks yaptığını hayal eder.
Sadece tek gözlü Minyon'la.
O şey bir sik mi?
Bunu bilgisayarımda aratmış. Artık ekranıma tuhaf reklamlar geliyor.
Özür dilemiştim.
Audrey memelerinin arasını traş ediyor.
Morgan kuzeniyle öpüştü.
- Kuzenim olduğunu bilmiyordum. - Morgan'da HPV virüsü var.
Audrey'de de var.
Morgan bir keresinde parkta seks yapmıştı.
Audrey bir köpeğin suratına vurmuştu.
Morgan yetişkinken bitlendi.
Audrey antidepresan ilaç kullandığı için orgazm olamıyor.
Oluyorum! Bu uzun zaman önceydi.
Bak.
Hey, hey.
- İşe yarıyor. İşe yarıyor. - Evet.
Başka ne bilmek istiyorsun? Her şeyi söyleyeceğiz.
Onun hakkında nasıl bu kadar çok şey biliyorsun?
Ve o da senin hakkında?
O benim en iyi dostum. Birbirimiz hakkında her şeyi biliriz.
Senin de dostun vardır, değil mi?
Elbette vardır.
- Evet. - Şuna bir bak.
Hem çok çekici hem de bir sürü hobisi var.
- Hobiler. - Senin...
- En iyi dostun vardır. - Evet.
Bize en iyi dostundan bahset.
- Kim bu şanslı kişi? - Adı ne? Nasıl biri?
Bobik.
- Bobik? - Bobik.
Bize ondan bahset. Her şeyi anlat.
Bobik.
Bir denge aleti.
Lanet olası bir denge aleti.
- Aman Tanrım. - Denge aletin en iyi dostun mu? - Dur, yapma.
Siktir ya!
Böyle işin!
Şerefsiz herif!
Siktir!
Pekala. Havaya uçurun.
Anlaşıldı. El bombalarını atıyoruz.
Ne oluyor? Aman Tanrım!
O da kim?
Aman Tanrım!
Evet!
Sebastian!
- Selam. - Aman Tanrım!
- Yakınımda durun. - Çok teşekkürler!
Aman Tanrım!
Aman Tanrım!
Tamam, artık sana güveniyorum.
Umarım öyledir.
Kaldırın ellerinizi. Kaldırın ellerinizi.
Ne?
Arabaya binin hemen!
Biz mi?
Uluslararası İstihbarat Bürosu'nun daha gösterişli olacağını sanardım.
Burası geçici bir yer.
Dikkat çekmek istemiyoruz.
Biliyorum ama şuranın haline bir baksana.
Vergilerimiz bunlara mı harcanıyor?
3 yıldır vergi ödemiyorsun.
Bunu biliyor musun?
Bak Sebastian, kafede sana güvenip USB belleği vermediğim için üzgünüm.
Hayır, bunu anlıyorum.
Drew onu korumanı söylemişti.
O bellekte ne olduğunu bize söyleyebilir misin?
Tek bildiğimiz...
...Highland adında uluslararası bir terörist örgüt tarafından yapıldığı.
İstihbarat bize bir dizi saldırı planladıklarını söylüyor.
Belleği ele geçirirsek, onları durdurabiliriz.
Henshaw, ofisime.
Ne? Bekle, bekle.
Patronun bu mu? Patron sen misin?
Aramızda gerçek bir Judi Dench var.
Patronsunuz ve kadınlığınızdan hiç ödün vermemişsiniz.
Bu kadın burayı yönetirken biz neden tüm vaktimizi erkeklerle konuşarak...
...harcadık ki? Vay anasını!
- Size iltifat ediyor. - O resmen devletin Beyonce'si.
Duffer, başlarında kal.
Size olan saygımdan diyecek kelime bulmakta zorlanıyorum.
Efendim!
Özür dilerim efendim. Haddimi aştığımın farkındayım.
Haddini aşmak mı? Hayır.
Bence yaptıkların vatan hainliğine eşdeğer.
Vatan hainliği mi? Sadece yardım etmeye çalışıyordum.
Doktorun, kolunun iyileşmesi ne kadar sürer dedi?
- Burkulma 1 ay, mermi yarası 3 ay. - Harika. 4 aylığına izne ayrıl.
Aslında toplamda 3 ayda iyileşiyorum.
Ne dediğimi biliyorum.
Bana şunu açıkla lütfen.
Belleği klozete atıp sifonu çekerken aklından ne geçiyordu?
O şey yüzünden insanlar öldü. Yani, sen de şöyle mi yaptın:
Onu bir bok parçası gibi tuvalet kağıdına sarıp...
...sonra da klozete atıp sifonu mu çektin?
Bu komik mi? Ölümü komik mi buluyorsunuz?
Hayır, özür dilerim.
Ama tuvaletini böyle mi yapıyorsun?
Harika. Tamam. Harika.
Gülün bakalım.
Bu sırada ben de size aptallığınız yüzünden...
...kaç kişinin öldüğünü ve öleceğini anlatayım.
Afedersin ama şunu açıklığa kavuşturalım.
Tuvalet kağıdını avuçlayıp dışkını içine sıçıyorsun...
...sonra da onu sarıp klozete mi atıyorsun?
- Bu sadece bir benzetmeydi. - Tuvalet bunun için var.
Biliyorsun, değil mi?
Kastettiğim bu değildi.
Öyle demek istemedim.
Ben de herkes gibi sıçıyorum.
Eminim öyledir. Özür dilerim.
Veda etmeye geldim.
Nereye gidiyorsun?
Açığa alındım.
Siz de Los Angeles'a geri dönün.
- Ne? - Ne?
Duffer, bu kadınları Gaulle'ye götür.
Efendim. Efendim. Efendim.
Lütfen bizi eve göndermeyin.
Casusluk kolay iş değil. Bunu anladık.
Ama bizim de bu operasyona çok yardımımız dokundu.
Belleğin gittiğini biliyorum ama bu işte beraberiz, patron.
Eğer bize bir şans verirseniz...
...bence sizin için harika birer kaynak olabiliriz.
Bu operasyonda yer almamıza izin verin.
İstihbarat Bürosu'nda kalalım.
Lütfen. Efendim.
Pekala.
Tamam.
Size bir şans vereceğim.
Gerçekten mi?
İşime yarayabilirsiniz.
Ne?
Ciddi misiniz?
Hayır.
4 saat sonraki uçakla gitsinler.
Bak Morgan, buradan gitsek iyi olur bence.
Hayatta olmamız bile bir şans.
Artık eve dönmek istiyorum.
Ne? Bu iş daha bitmemişken neden eve dönmek istiyorsun ki?
Bu bizim işimiz değil. Biz bu değiliz.
Tamam mı? Yeterince şey yaptık.
Artık eve dönebilir miyiz?
Benden bu kadar.
- Morgan, hadi. - Tamam. Tamam.
Bu harika bir fikir. Seb, kızları havaalanına bırakabilir misin?
Belki bir sonraki kariyerine şoför olarak başlamak istersin.
Sırf merakımdan soruyorum.
Bellek hala bizde olsaydı ne olurdu?
- Varsayımsal olarak mı? - Evet.
Bir şekilde şifresini kırardım.
Sonra da Highland'ın planını öğrenip onları durdururdum.
Öyle bir şeyin şifresi nasıl kırılır ki?
Niye bilmek istiyorsun ki?
Bellek şu anda vajinamda olduğu için.
- Ne? - Ne?
Yani, herkes belleğin öneminden söz edip dururken onu tuvalete atamazdım.
Neden Duffer'a vermedin ki?
Çünkü pisliğin teki.
Bekle, yani eve dönmek istediğini söylediğinde...
Aynen, vajinamda bir USB bellek olduğundan dolayı böyle söyledim.
Anam Tanrım! Vay canına!
- Biliyorum! - Acı filan var mı?
Zamanla alışıyorsun.
Bekle, o kaltak bize işkence ederken yalan mı söylüyordun?
- Evet. - Bana da mı yalan söyledin?
Kutsal güven bağımızı bozdun.
Biliyorum Morgan. Çok üzgünüm.
Hiç sorun değil, çünkü bu muhteşem!
Kabalık etmek istemem ama...
...acaba belleği oradan çıkartabilecek misin?
Tabii.
- Ne? Şimdi mi? - Buraya bakma yeter.
Evet, onu çıkarmalısın. Çünkü dünyayı kurtarmak isterken...
...zehirlenerek ölmen çok ironik olurdu.
- Tamamdır. - İşte burada.
Tutmak ister misin?
- Hayır, ben... - İstersen sileyim.
Hayır, gerek yok. Tutarım.
Pekala, işini geri almak için belleği kullanacak mısın?
İşimdeki insanlar hepimizi öldürmeye çalışıyorlar.
Bu yüzden açıkçası kime güveneceğimi bilmiyorum.
Ama bana güvendiğin için teşekkür ederim.
Peki sen de bize güvenecek misin?
Sana yardım edebiliriz.
Yani yaralısın. Bu yüzden de yardımımıza ihtiyacın olabilir.
Biz doğuştan yetenekliyiz. Ajanız.
Profesyonel sayılırız. Aynen. İşimizde profesyoneliz.
Pekala.
Morgan, bu kıyafeti isteyerek mi giydin?
Evet.
Tam bir Fransız kadını gibi görünmüyor muyum?
Ben Fransız kadını gibiyim.
Sen daha çok Fransız perdesi gibisin.
Evet, çünkü takılmayı severim.
Bu bellekte çok tuhaf bir şey var.
Üzgünüm. Herkesin alt bölgesi porno yıldızlarınki kadar kılsız olmuyor.
Bazılarımız da tüyler oluyor.
Hayır. Ben bundaki bilgiyi kastetmiştim. Dışişleri Bakanlığı'na ait şifreleme bu.
- Tabii. - Anlamıştım.
- Ne demek istiyorsun? - Yani, bunu Highland yapmamış.
Bizim devletimiz yapmış.
Yetkim olmadığı için içeriğine erişemiyorum.
Nasıl yani? Sen casussun. Hackleyemez misin?
24 saatte bir şifresi değişiyor.
Şifreyi kırmam günler sürer.
Ne demeye çalışıyorsun?
USB belleğin içeriğine ulaşmamız mümkün değil.
- Ne? - Bir yolu olmalı.
Tek yol, Amerikan İstihbaratı'ndaki bilgisayar uzmanı birine ulaşmamız.
Bekle biraz.
Fransızca dersinden tek hatırladığım bu.
Siktir ya. Fransız filmlerinden hatırladığım kelimeler nelerdi?
Tanrım.
Olmadı mı?
Bunu bir dakikalığına ödünç almam gerek.
Şurada olacağım.
Ben Edward.
Eddie. Eddie Snowden.
Ben Buck'ın Rock Kampı'ndan Morgan.
Aman Tanrım!
Morgan.
Vay be! Uzun zaman oldu.
Ben...
Sana yıllardır bir sürü e-mail gönderip duruyorum.
Öyle mi? Hadi be!
Bu çok üzücü. Çünkü bana hiç ulaşmadılar.
Sanırım AOL hesabını artık kullanmıyorsun.
Evet. Gmail kullanıyorum.
Aslında bunu da biliyorum.
Tabii. Elbetteki biliyorsun.
Seni haberlerde gördüm.
Aman Tanrım. Eddie.
Şunu anlamalısın ki, kimseyi kasten öldürmedik.
Tabii. Yanlış haber. Arada bir olur böyle.
Neye ihtiyacın varsa söyle, Morgan. Senin için her şeyi yaparım.
Bilgisayarın yanında mı?
Tabii ki.
Büyük H. @ işareti. Küçük U.
Küçük J.
% işareti.
- Evet, yüzde. - Büyük Y.
Aman Tanrım! İşe yaradı.
Pekala. Söyle bakalım, Highland'ın planı neymiş?
Burada plan falan yok.
Bu bellek tüm internete gizli erişim sağlıyor.
Para akışları, e-mailler. Herkesin sırları burada.
Hemen buradan gitmeliyiz.
Gitmeliyiz.
Morgan.
Los Angeles'a yolun düşerse beni ara.
Los Angeles'a gelmem çok zor.
Listeye birini daha ekletmek istiyorum.
- 2 katını isterim. - Olmaz.
İki kez başarız oldun. Kızlar hala hayattalar.
Highland'ı hayal kırıklığına uğrattın.
Merhaba güzellik.
Bebeğim, yüzüne ne oldu?
Seninkine ne oldu?
Nereye gidiyoruz patron?
Amsterdam'a. Orada güvende oluruz.
Sana yardım edeyim.
Teşekkür ederim.
Memelerin güzelmiş.
Sağ ol.
Unutmayın, saklanacak en iyi yer şüpheli insanlarla dolu yerdir.
Aman Tanrım, bu koku da ne böyle?
Spor salonunda gördüğünüz çift bu mu?
Ivan ve Raisa Petrenko.
Highland Suç Örgütü'nün Moskova kolunun başındalar.
Oligarşilik, silah satıcılığı, şantajcılık işleri yapıyorlar.
Eskiden jimnastik antrenörüymüşler.
Bunlar da onların eğittikleri tetikçiler.
Tarzım değil.
Audrey, buraya gel. Haberlerdeyiz.
Cinayete karıştıkları iddia edilen kadınların...
Televizyondayız.
- Aman Tanrım! Vay be! - Cidden öyle.
...daha büyük bir terörist eylem planladıkları düşünülüyor.
Cinsel bir sebebi de olabilir.
Cinsel sebep mi? Ne kadar da saçma.
FBI şüpheliler arasında geçen Facebook yazışmalarını yayınladı.
Olamaz Morgan. Yazışmalarımızı yayınlamışlar.
"Tek istediğim onun ölmesi. Çok mu şey istiyorum yani?"
"Biri onu öldürsün istiyorum" diye yazmış Audrey Stockman.
Aman Tanrım.
Morgan Freeman da şöyle yazmış: "Onu öldürmemi istersen yaparım."
"Arkadaşlar bunun içindir."
Sonuna da nota simgeleri eklemiş.
Demek adın Morgan Freeman.
Şimdi anlaşıldı.
Evet. İstediğim her yere rezervasyon yaptırabiliyorum.
Açıkçası, Audrey'in böyle bir şey yaptığına inanmıyorum.
- O böyle bir insan değildir. - Vay be, tamam.
Yani, çok yönlü biri değildir.
30 yaşında olmasına rağmen sefil bir hayatı var, yani...
Eşyaların. Eşyaların.
Bunu konuşmuştuk.
Amerikalı mısınız?
Selam.
Selam.
Haberdeki kızın dediklerine umarım üzülmemişsindir.
Açıkçası hiç şaşırmadım.
Çünkü hayatımda şu ana kadar etkileyici bir şey yapmadım.
Oldukça önemli işler yapışına tanık oldum.
Kafede harika bir atış yaptın.
Bana verdiğin ödül kupasını değiştirdin.
İşkence görmene rağmen ötmedin.
Ayrıca belleği saklamak için vajinana sokman da harikaydı.
Açıkçası, ben de senden etkilendim.
Tüm yaşamını benim için riske attın.
Eski sevgilim de dahil kimse bunu yapmamıştı.
Evet, o konu.
Açıklamak istediğim bir şey var.
Bildiğim kadarıyla sen Drew için sadece bir gizlenme aracı değildin.
Nasıl yani?
Senin doğum gününde ikinizin tanıştığı gece oradaydım.
Ne? Barda mıydın?
Dışarıda, takip minibüsünde.
Drew bir hedef için o bardaydı.
- Bekle, kim için? - Barmen.
ISIS için adam topluyordu.
Tütünlü bourbon kokteyliniz.
Ravent çeşnili.
Aradığımız hedef o mu?
- Pardon. - Pardon!
Mutlu yıllar.
Hayır. Dikkatini dağıtma.
- Evet. - Benim doğum günüm değil.
Ben...
Heyecan olsun diye böyle giyindim.
- Ama doğum günün olsaydı... - Komikmiş.
..."Mutlu yıllar" derdim.
Thayer, hemen ondan uzaklaş.
Bizim işimizde önemsediğimiz insanların olmasını istemeyiz.
Bu işleri zorlaştırır.
Drew senden gerçekten hoşlandığı için sana yanaşmaya çalışıyordu.
Bunu söylemek bana düşmez...
...ama o müzik kutusundaki en kötü şarkı, Vücudunuz Harikalar Diyarıdır şarkısıydı.
Buna şüphe yok.
Aman Tanrım! Ne?
Ne? Hadi canım! Mümkünatı yok.
O şarkı çalarken bekaretimi kaybettim ben.
Ne?
Kiminleydin? Dünyanın en sevimli erkeğiyle mi?
Selam millet.
Kötü bir zamanda mı geldim?
- Her zaman işe yarar. - Aslında biraz komik.
Audrey!
Aman Tanrım! Morgan.
Çok fazla konuşuyor.
Duffer.
Tanrım!
Aman Tanrım! Durun! Durun!
Hey! Hey! Geç şuraya!
Eller yukarı.
- Tamam. - İki elini de kaldır.
Hadi ama, Seb. Daha yukarı.
Sabrımı zorlama!
Bu ne şimdi Duffer? İntikam mı?
Açığa alındım. Sen kazandın.
Kazandığımı biliyorum zaten.
Ben sadece bunun için burdayım.
Bu vesileyle kapanmamış defterleri de kapatacağım.
Hey! Hey!
Pekala! Onun bu konudan haberi yoktu, tamam mı?
Sadece Morgan'la ben biliyorduk.
- CIA'ya gidip onlara böyle söyle. - Tanrım!
Kötü adam olduğumu bilmiyor musunuz?
Ne?
CIA işi için burada değil.
Artık Highland için çalışıyor.
Çin Mafyası'nın bunun için ödeyeceği parayı tahmin bile edemezsiniz.
Ya da Rus Mafyası'nın. Birçok mafya bunu istiyor.
Bu yüzden hepinizi öldürüp yoluma gideceğim.
"Tinker Tailor Stoner Spy" adlı filimden bir sahne gibi olacak.
- Tamam, anladım. - Bu bir espriydi, Audrey.
Komikti. Çünkü komik biriyim. Her neyse bunun bir önemi yok.
Çünkü bu odada elinde bir tabancası olan kişi benim.
- Aman Tanrım! - Canımı çok sıktın, Audrey.
Lütfen bunu yapma. Lütfen bunu yapma.
Duffer, bunu yapma.
- İlk sen öleceksin. - Duffer!
Aman Tanrım! Aman Tanrım!
Bu adam bizi soymak istiyordu, değil mi?
Evet, evet. Aynen. Kesinlikle öyleydi.
- Aman Tanrım! Çok korkunç. - Evet.
Bizi nasıl buldu ki?
Bilmiyorum. Her önlemi almıştık.
Nakit ödeme yaptık.
Telefon kullanmadık.
Morgan.
Yine aileni mi aradın?
Evet. Mecburdum.
Babam, Roger'ın öldüğünü öğrenmişse benim de öldüğümü düşünmüştür.
Bu yüzden hediyelik eşya dükkanından tek kullanımlık telefon aldım.
Telefon edip "Merhaba, hayattayım" dedikten sonra telefonu çöpe attım.
İki dakikadan az süren konuşmalar takip edilemez.
- Artık durum öyle değil. - Öyle değilmiş!
Neyse, artık öğrendim.
Tanrım! Tekrar canlanıyor.
Kımıldıyor.
Pekala, telefonuymuş. Bu daha mantıklı.
Parmak izi istiyor.
- Parmakları orada ya! - Cidden mi?
Ayaktayım. Yani, ben yapamam.
Aman Tanrım.
"Paketi alınca bana mesaj at" diye bir mesaj gelmiş.
Paketi aldığını yaz ve buluşma yerini sor.
Siktir. Yine kilitlendi. Bekle.
"Operation Albrecht'a getir" demiş.
- Tamam. - Operation Albrecht ne ya?
E-maillerini kontrol ediyorum.
Hunter Pierce adında biriyle iletişim halindeymiş.
Yani, gay bir porno yıldızı.
Highland belleği Duffer'dan satın almayı planlıyor.
Buna Operation Albrecht adını vermişler.
Buluşma yarın gece olacak.
Berlin'deki Teknoloji Müzesi'nde bir gala gerçekleşecek.
Onlara mesaj atıp, belleği galaya getireceğini söyle.
Telefon yine kilitlendi. Parmak izine ihtiyacım var.
Bak ne diyeceğim. Boş versene.
- Tamam. - Parmak! Tabii ya!
Audrey.
Aman Tanrım!
İşte parmak.
Gidelim.
Pekala, plan şöyle: Berlin'e gidiyoruz.
Bekle, galaya öylece girecek miyiz?
Hayır. Davetli listesindeki 2 kişinin yerine geçeceğiz.
Kanada Büyükelçisi ve eşi'nin.
İnsanlar onları tanımıyor mu?
Hayır.
Hç kimse Kanadalıların suratlarını hatırlamaz.
Saat 2'de Tegel Havaalanı'na iniş yapacaklar.
Aksanlı konuşabilir miyim?
- Lütfen konuşma. - Bu konuda iyiyimdir.
Merhaba! Mullicay çifti siz misiniz?
Mükemmel. Ben Bill.
Ne düşündüğünüzü biliyorum.
Ta Kanada'dan gelen biri Almanya'nın Berlin şehrine nasıl gidebilir?
Arabayla giderken size anlatırım.
"Burada ne işin var, Kraliçe?" dedim.
O da şöyle dedi: "Kalede çok sıkıldım. Oradan çıkmalıydım."
Pekala, hadi gidelim.
Olamaz! Soyuluyoruz.
Hayır! Yine olmaz.
- Üzgünüm. - Lütfen yapma. Ben küçük bir kızım.
- Tamam. Gitmeliyiz! - Eşim ölüyor.
- Çık hadi! Uyudular. - Böbrek nakli olması lazım.
- Morgan, çık artık. - Hikayeyi bitireyim.
Umarım Kanada Büyükelçisi'nin eşi gibi görünüyorumdur.
Umarım NSYNC'den Chris Kirkpatrick gibi görünüyorumdur.
- Benzedim mi? - Evet. Benzedin.
Bence birimiz kılık değiştirdiğinde gizlilik için diğerimiz de değişmeli.
Şu an Amanda Mullicay'a benzemek üzeresin.
Ve ben de şu an sana benzemek üzereyim.
O kadar da kötü değil. Yer değişmiş olacağız.
Madem bir sarışınla bir esmer arıyorlar...
...o halde biz yine sarışın ve esmer olacağız.
Siki tuttuk desene.
Umarım bu gece ölmemize neden olmaz bu.
Hayır. Bu gece ölmeyeceğiz.
- Haklısın. Ölmeyeceğiz. Ama ölürsek... - Aman Tanrım!
Bu hafta çok fazla korkunç şey yaşadığımızın farkındayım.
Ama...
Hayatımın en iyi haftasıydı bu.
- Öyle mi? - Öyle. Bu macerada seninleyim.
Doğru şeyler yapıyorum. Kimse beni yargılamıyor.
Öyle işte.
Genelde kendini yargılanmış mı hissediyorsun?
Drew'in bana söylediği fazlalıksın lafını hayatımda birçok kez duydum.
Sen fazlalık değilsin.
Öyleyim. Öyleyim. Fazlalığım.
Hayır, değilsin.
Sen ve ailem dışında herkes böyle düşünüyor.
Çünkü diğer herkes sıkıcı.
Üzgünüm.
Seninle gurur duyuyorum.
Ben de seninle.
Aman Tanrım.
Bu gece sakın ölme, tamam mı?
Sen ölürsen ben de ölürüm.
Ve ikimiz de ölmüş oluruz. Bunların bir anlamı kalmaz.
Morgan. Pozisyonunu aldın mı?
Evet, bu pozisyonda doğmuşum ben.
Evet, herkes aynı pozisyonda doğar.
Cenin pozisyonu denmesinin sebebi bu.
Evet. Elbette öyledir.
- Amanda. - Ethan.
Doğal davran yeter. Sıradan bir geceymiş gibi.
Tamam.
Cirque du Soleil'de tiyatro oynamak 3 hayalimden biridir.
Bu görev için çok hazırım.
C.I.T.'de akrobatlık ve kampta palyaçoluk yaptım.
Çok fazla rekabet vardı ve ben mükemmeldim.
Bir daha söylüyorum, Morgan. Sakın sahneye çıkmaya kalkma.
Senin görevin sahne arkasında kalıp etrafı gözetlemek.
Alıcıyı bulmamız gerek.
Tamam. Ama... Ama...
Sadece bir şarkılık çıksam?
- Olmaz. - Anladım.
Ama şu gümüş şeyde sallanırken alıcıyı daha kolay bulmaz mıyım?
- Hayır. - Anlaşıldı.
Peki ya trapezde olsam? Trapezde çok iyiyimdir.
- Hayır. - Tamamdır.
Gelincik sahneye çıkmıyor.
Hey!
Hey!
Çocuklar, şüpheli birini gördüm.
Tamam. Sakin ol.
- Tarif edebilir misin? - Tamam.
Acayip bir bıyığı var. Gür ve korkunç kaşları var.
Ve...
Evet. Evet. Elinde bir para torbası var.
Sanırım alıcımızı bulduk.
Bence o adam şovun bir parçası.
Evet Morgan. Kötü adamlar, Bay Monopoly gibi giyinmez.
Bilemiyorum.
İçgüdülerime güveneceğim. Kusura bakmayın.
Yanılmışım. Şovun bir parçasıymış.
Tekrar ediyorum, şovun bir parçasıymış.
- Ne oldu? - Tom ve Marsha da burada.
Drew'in sahte ailesi. Ya da her kimseler.
Morgan, sahne arkasına geçip işaretimi bekle.
Oyun mu oynayacağız?
Morgan, hiç komik değil.
Aynen. Bunda komik bir şey yok.
Pekala. Ben dönene kadar ikiniz burada kalın.
Bellek güvenli bir yerde mi?
Çok güvende.
Geçen sefer soktuğun yerde mi yine?
Görürsün.
Gerçek anlamda görmeni kastetmedim.
- Git artık. - Evet.
Tamam.
Sigara içmek yasak, bayım.
Kusuruma bakmayın. Kötü bir alışkanlık.
- İster misiniz? - Sigara kullanmıyorum, bayım.
Evet, ben de.
Sebastian.
Sebastian, mesaj geldi.
Sebastian, her şey yolunda mı?
- Buluşma noktasındayım. Sen neredesin? - Seni göremiyorum. - Silah odasındayım.
Morgan, Sebastian cevap vermiyor.
Aman Tanrım! Bu çok kötü.
Olmayabilir de. Seni korkutmak istemem. Birçok sebebi olabilir.
Alıcı bana mesaj attı. Adamla buluşmam gerek.
- Ya da kadınla. - Teşekkürler. Sana katılıyorum.
Kadınlar da terörist olabilir.
Aklımıza koyduğumuz her şeyi yapabiliriz.
Sebastian oralarda mı diye bakabilir misin?
Çok fazla uzaklaşmış olamaz.
Tamam.
Pekala. Bunun için merdivene tırmanmam gerekecek. Aynen.
Morgan?
Trapez platformu çok iyi bir görüş açısına sahip.
Morgan!
Aman Tanrım!
Audrey. Aman Tanrım!
Bu da ne?
Tamam.
Tamam.
Audrey, şu anda en üst noktaya çıktım.
Tam emin değilim ama bence yerden yüksekliği 600 metre.
Hayır.
Tamam. Gidiyorum. Bekle.
Ne? Afedersiniz.
Merdiveni uzatın.
Şansımı sikeyim!
- Drew, ölü olman gerekirdi. - Ölü. Evet.
Az daha ölüyordum.
Ama seni düşünmek beni hayatta tuttu.
Seni kurtarmak için buradayım.
- Beni mi? - Bir de Henshaw'ı durdurmak için.
Ne? Sebastian'ı mı? Hayır, o bize yardım ediyor.
Audrey, Highland'ı biliyor musun?
Evet.
Sebastian, Highland için çalışıyor.
Hayır. Bu mümkün değil.
Neden yaşamını riske atsın ki?
Neden kovulmayı göze alsın ki?
Ne dedi sana? Belleğin alıcısını bulmak için burada olduğunuzu mu?
Beni öldürebilmek için seni buraya getirdi.
Beni bulabilmek için seni yem olarak kullanıyordu.
Senin için döneceğimi biliyordu.
Çünkü senin incinmene asla müsaade etmezdim.
Ve işte buradayım.
Evet.
Audrey, kötü haberlerim var.
Nadedja hala hayatta.
Şu anda trapez platformunda tam karşımda duruyor.
Üzerinde bomba olabilir. Emin değilim.
Bir terör eylemi planlıyor olabilir.
Pek mantıklı değil. Canlı bombaya benzemiyor.
Kızın özgüveni tavan yapmış.
Ayrıca tam donanımlı.
Kısacası Audrey, şu an tam karşımda ve kesinlikle beni öldürmek istiyor.
Sonra da seni öldürmeye gelecektir.
Sanırım bu durumu düzeltebilirim.
Bunu yapabilirim.
New Jersey Sirk Merkezi'ndeki eğitimini hatırla.
Sana bir şey sorabilir miyim?
Ne istersen.
Oradan ayrılamayacağımı düşündüğün için mi o belleği dairemde bıraktın?
Kendimi geliştirip hiçbir yere gidemeyeceğim için mi?
Hiçbir şeyi sorgulamayacağımı bildiğin için mi beni Viyana'ya yolladın?
Hayır. Hayır. Yani...
Seni hafife aldım.
Beni incittin.
Çok özür dilerim.
Mecburdum.
Ama şimdi neler başardığını görünce...
...seni daha çok sevmeye başladım.
Beni mi seviyorsun?
Seni seviyorum, Audrey Stockman.
Çok gerçekçi.
Büyüdüğün yetimhanede seni döven rahibenin adı neydi, kaltak?
Audrey. Audrey, başardım.
Güvendeyiz.
Audrey.
Audrey?
Siktir!
Patronun sana yeni casus aletleri mi verdi?
Hayır.
Artık Kanadalı mısın?
- Evet! - İyiymiş.
- Ben olsam açmazdım onu. - Yoksa havaya mı uçarım?
Kırk yıl düşünsem içinde parmak olduğu aklıma gelmezdi.
Çantanda başka tuhaf şeyler de var mı?
Bellek orada değil.
Hadi ama.
Hey.
Bana güvenebilirsin.
Öyle mi? Çünkü kimseye güvenme demiştin.
- Geri çekil! - Hadi. Hadi.
Sebastian?
- Audrey. - Audrey, arkamda kal. Birlikteler.
- Thayer? - Selam dostum.
Audrey, ondan uzaklaş.
Hepimizi öldürecek.
O da senin için aynısını söyledi.
Merhaba.
Thayer, hedefi yok et.
Canın cehenneme, baba.
Anne.
Bekle, bekle, bekle! Dur, dur, dur!
Audrey, beni dinle. Drew Highland için çalışıyor.
Asıl Sebastian Highland için çalışıyor.
Bu bir yalan.
Audrey, o Duffer'la çalışıyordu.
Sebastian Duffer'la çalışıyordu.
Spor salonuna tetikçiyi yollayan kişi Drew'di.
Seni öldürtecekti.
Spor salonuna tetikçiyi yollayan Sebastian'dı.
Sebastian seni öldürtecekti.
Pekala, söylediğim her sözü bana döndürmeyi kes artık.
Döndürürüm çünkü tabancası olan benim.
İyi misin?
Çok korktum.
Sorun yok. Geçti artık.
Seni bu işe bulaştırdığım için çok özür dilerim.
- Sorun değil. Sorun değil. - Biliyorum.
Artık eve gidebilir miyiz?
- Evet. - Tamam.
Seni hep koruyacağım.
Bunu mu arıyorsun?
Audrey, bu çok hoş ama bence şu an mantıklı düşünemiyorsun.
Beni halen daha hafife alıyorsun.
Audrey, bırak onu.
Audrey!
Bırak beni! Hayır!
Aman Tanrım!
Morgan. Hep böyle dramatiksin.
Siktir!
Tanrım!
Acele etsen iyi olur.
Bitir işimi.
Doğru ya!
Sen hiçbir şeyi bitiremezsin.
Bir metinden alıntı yapacağım.
"Selam sana. Bitti artık. Üzgünüm."
Audrey. Audrey, lütfen yapma.
Yalan söyledim.
Drew Thayer, sakın kımıldama.
Tutuklusun.
Drew Thayer'ı tutukladık.
Fazla mı geldim canım?
Aman Tanrım! İyi misin?
- İyiyim. Sen iyi misin? - Evet.
Sebastian?
Bu ne lan?
Pekala, kurşun geçirmez yelek.
Yine de kaburgaların kırılmasını önleyemiyor.
Hayattasın.
Hayattasın.
Heimlich Manevrası nedir?
Heimlich Manevrası nedir?
- İşte bu. - Sekiz kişilik araç.
Uzun güçlü bir korna...
Amma uzun bir numara.
Alo?
- Anne, hayattayım. - Tatlım, iyi misin?
Şunun sesini kısayım.
Tamam, hoparlörü açıyorum.
- Bekle. - Önce sesi kısayım.
- Kısma tuşuna bas. - Kısmaya çalışıyorum, tatlım.
- Ama kısamıyorum. - Input'a bas.
Input mu? Burada input yok.
Afedersiniz ama uluslararası bir casusun telefonundan arıyorum.
Kim bu casus?
İnput tuşu işe yaramıyor.
Uluslararası bir casus ve adı da Sebastian Henshaw.
MI6 için çalışıyor.
Morgan...
Kimliğimi ifşa etmeden konuşamıyor mu?
Evet, onlara her şeyi anlatır.
Bir dakika. Bekleyen bir arama var.
Sizi seviyorum.
Sebastian Henshaw'ın telefonu. Ben Morgan.
Henshaw nerede?
Aman Tanrım. Düşündüğüm kişi misin?
Düşündüğün kişiyi nasıl bilebilirim ki?
Vay be. Sensin işte.
Audrey'le Sebastian'ı rahatça vakit geçirebilsinler diye yalnız bıraktım.
Ne demek istediğimi anlamışsındır.
- Ona beni geri aramasını söyle. - Hayır, hayır. Sorun yok.
Bence güvenilir bir ajan olabileceğimi kanıtladım.
Bana söyle ben ona iletirim.
- Tamam. - Tamam.
Ona şunu söyle:
Pazartesi günü Büro'ya dönebilir.
Sahiden mi? Vay canına! Bu harika bir haber.
- Sağ ol. - Buna çok sevinecek.
Çok teşekkür ederim.
Pazartesi müsait değilim.
- Tamam. - Hayır. Hayır.
Bir reklam çekimim var.
Ama bak ne diyeceğim! Salla gitsin!
- İptal ederim. - Senden bahsetmiyorum, Morgan.
- Sakın pazartesi günü gelme. - Anladım.
Pazartesi günü gelmeyeceğim. Vay be! Bunu hayal bile edemezdim.
Harika. Sağ ol.
Yine de geleceğim. Pazartesi görüşürüz.
Kahveni nasıl seversin?
İnsanlar sana Avrupa gezin nasıldı diye sorduklarında ne diyeceksin?
Onlara doğruyu söyleyeceğim.
Kesinlikle sıkıcı değildi.
Aynen.
Ama yapmak istediğim her şeyi yapamadım.
Öyle mi? Neyi yapamadın?
Hayır. Hayır, hayır.
Aman Tanrım! Çok üzgünüm. Sanmıştım ki ikimiz...
- Hayır. Aslında... - Üzgünüm.
- Seni öpecektim ama... - Göğsüm acıdı diyecektim.
- Acısı hala geçmedi de. - Tamam, sızlanmayı kes.
Selam.
Bu aşk olayına bayıldım.
Böldüğüm için üzgünüm.
MI6'daki patroniçeyle konuştum.
Ve senin bellekle ne yapılması gerektiğini bildiğini söyledi.
Bu kez ben de işin içindeyim.
Bizden belleği güvenli bir yerde tutmamızı istemiştin.
Aynen. Bu yüzden ben de onu yuttum.
Bu en büyük kişisel zaferim.
Pekala, onu yok etmemiz gerek.
Tabii. Vücudumdan çıkar çıkmaz.
Demek istediğimi anlamışsındır.
Patronumla konuşmam gerek.
Tamam. Şimdilik güle güle.
Ne? Tamam! Tamam!
Evet, evet, evet!
SONDA 2 SAHNE DAHA VAR
1 YIL SONRA
Mutlu yıllar!
Pekala. Üfle bebeğim, üfle!
Umarım eğlence dilemişsindir.
Beyler! Beyler! Durun! Bu sadece bir mikrofon.
Lütfen sakin olun.
Şovun tadını çıkarın. 2, 3, 4, başlayalım.
Audrey, Tokyo'da seninle birlikte olmak çok güzel.
Benim güzel, tatlı arkadaşım.
Seni udon kadar seviyorum.
Udon çok lezzetli bir japon yemeği bu arada.
Şuradaki çok yakışıklı japon yemeklerinin yanına gideyim.
Yemeklerle ilgili söz oyunları mı beğendiniz mi?
Yoksa tatlarını iğrenç mi buldunuz?
Audrey, seni çok seviyorum.
Mutlu yıllar, bebeğim.
Morgan!
Buna hiç gerek yoktu!
Ama yine de yaptım.
Pekala Morgan. Vakit geldi.
Benim Shumai'm! Şu haline bir bak!
Audrey'in doğum günü için...
..."Call and Respons" şarkısını söyleyelim mi?
Ben "mutlu" dediğimde sen "yıllar" diyeceksin. Mutlu...
Mutlu...
Audrey...
...mutlu yıllar.
Audrey'i 15 yıldır tanıyorum.
Bu süre zarfında hep yerinde saydı.
Azıcık bile değişim görmedim.
Onu çok iyi tanıyorum.
O çok sıradan biridir.
Bir şeyi başarmak için gerekli kapasiteye sahip değil bence.
Sadece sevimli bir arkadaş.
- Bir şeyler söylediler. - Evet.
Bunu bir adam için yaptıklarıyla ilgili.
Aynen. Galiba onların gözü önünde öldürülmüş.
Onlardan birinin sevgilisi falanmış.
Emin değilim ama bunu aşk için yaptılar galiba.
Etrafta kendin gibi bir arkadaş bulmak bu zamanda gerçekten çok zor olabiliyor.
Böyle durumlarda asıl kurbanların arkadaşlar olduğunu unutmamalıyız.
İlk günden beri yanlarında olan çocukluk arkadaşları.
Böyle bir yükü taşımak çok zordur.
Bu yükü taşımak zorunda kalmak... Üzgünüm.
Bu yükü taşımak zorunda kaldım. Hem de çok uzunca bir süre.
Şu an karşınızda olsalardı onlara ne söylerdiniz?
Onlara biraz akıl verirdim.
Bel çantamı geri isterdim.
Ben de bel çantamı isterdim.
Pasapotumu ve paramı.
- Evet. - Dudak parlatıcımı, anahtarlarımı, cep telefonumu.
- Her şeyi. - Her şeyimizi çaldılar.
Audrey'in böyle bir şey yaptığını sanmıyorum.
Ama yapmışsa da...
...onu affediyorum.
Sizi şu anda Avustralya'dan izleyenlere ne söylemek istersiniz?
- Harika vakit geçiriyoruz! - Müthiş!
Merhaba! Televizyondayız!
www.OpenSubtitles.org adresinden tüm reklamları kaldırmak için bizi destekleyin ve VIP üye olun.
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.