All language subtitles for [Toolbxs]Sen Çal Kapımı 18. Bölüm-Türkçe

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English Download
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French Download
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German Download
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian Download
ia Interlingua
ga Irish
it Italian Download
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal) Download
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian Download
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese Download
sk Slovak
sl Slovenian Download
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish Download
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

(Erkek) Son iki, üç, dört.

("Aytekin Ataş - Sen Çal Kapımı" çalıyor)

(Serkan) "Yanlışlarımdan ders alacak kadar olgun değilim"

(Eda) "Bu yalan bir mecburiyet, yoksa sana vurgun değilim"

"Ama gözlerimde bir ışık, kalbimin tıkırtısı"

"İçim içime sığmıyor, ya bu neyin kıpırtısı"

"Dön yüzünü gökyüzüne, bak bir aşkın yıldızına, aman"

"Parlayacak, sönecek, biliyorum"

"Her şey olur, her şey biter"

"Bir yıldız gökyüzünde kayar yiter"

"Her şey olur, her şey biter"

"Yalnızlık hep aynaları mesken tutar"

-Serkan! -Efendim Eda, ne?

Sen böyle bir şey yapmış olamazsın.

-Bir yanlışlık var. -Eda, lütfen çıkar mısın?

Hayır, yalnız bırakmak istemiyorum.

-Eda, lütfen çıkar mısın? -Hayır!

Ben seni tanıyorum, böyle bir şey yapmazsın!

Bir yanlışlık olmalı, bir şey olmalı!

Eda, bunu neden yapıyorsun?

Çünkü sana inanıyorum Serkan Bolat.

O zaman yanlış adama inanmışsın.

Mimarlık konusunda değil.

Sen farkında mısın, dünyanın en iyi mimarlarından birisin.

Dev projeler yapıyorsun.

Böyle küçük bir hatayı asla yapmazsın.

Dünyanın en iyi mimarlarından biriyim, değil mi?

O yüzden böyle saçma salak çizimler yapıyorum, değil mi?

Eda bak, lütfen çık diyorum sana!

Tamam mı? Çık!

Hayır.

Eda...

...ben bir hata yaptım.

Lütfen beni rahat bırak.

Serkan...

(Gerilim müziği)

Bak...

...bir şey var.

Bir şey olmuş, yanlış çizimler gitmiş.

Hayır.

Bir şeyler olmuş işte, ne bileyim, biri bir şey yapmış.

Ben sana bunu ispat edeceğim.

Bunu birlikte başaracağız.

Lütfen.

Tamam mı?

(Müzik)

Sonuçta...

...ben de insanım. Hata yapmış olabilirim.

Yani bu koliyi yanlışlıkla...

...Serkan Bey'in evine gönderebilirim.

(Aydan) Seyfi!

(Aydan) Seyfi, neredesin?

Neredesin sen? Saatlerdir seni arıyorum.

Yok bir şey. Şey...

Serkan Bey'in küçük bir ricası vardı, onun için geldim.

Neymiş ricası? Benim niye haberim yok ayrıca?

-Sen kimin için çalışıyorsun? -Sizin için.

Küçük bir kolileme işiydi, o yüzden size haber vermedim.

Kolileme işi mi? Çekil bakayım şuradan.

Ay.

Ne küçük kolilemesi?

Bütün evi kolilemişsin sen!

Aydan Hanım, size mutlu olmayacağınız bir haberim var.

Düşündüğüm şeyi sakın söyleme bana.

Ne yazık ki evet. Serkan Bey yeni ev bulmuş, taşınıyor.

Biliyordum. Biliyordum!

Size son anda söyleyecekti, çok üzülmeyin diye.

Niye benim her şeyden son anda haberim oluyor?

Yapma, yapma. Koli falan yapma, hadi gidelim.

Aydan Hanım, ben yapmazsam bir başkası zaten yapacak.

Durduramıyoruz. Gidecek Serkan Bey.

Tamam, o zaman ben yapacağım kolileri.

Siz mi yapacaksınız?

Koli bandı ver bana.

Emin misiniz?

(Duygusal müzik)

Ah!

Nasıl bantlanıyor bu?

Gerisi bende kardeşim, tamam mı? Merak etme sen.

(Engin) Oo, Alptekin amca, hoş geldin.

Hoş bulduk. Durum bayağı kötü ha.

Sorma, gördüğün gibi, karmakarışık her yer.

İlk defa bir hata yaptık, millet başımıza üşüştü böyle işte.

(Telefon çalıyor)

-Çok pardon. -(Alptekin) Sen işine bak.

Seni merak ettim, dayanamadım, geldim.

-Ortalık bayağı karışmış ha? -Öyle.

Holdingin itibarı...

...bayağı tehlikeye girebilir.

Dava açtırmamaya bak.

Yoksa büyük müşterilerini kaybedersin.

Özür dilerim. Senin tabii ki planların vardır.

Plan derken?

Senin gibi...

...bir olayı örtbas mı edeyim? Anlamadım.

Ben bir hata yaptım ve bunu kabulleniyorum.

O yüzden merak etme, müşterilerimiz...

...ya da holdingin itibarını ben koruyacağım bir şekilde.

Benim derdim iş değil.

Sadece seni merak ettiğim için geldim.

Ha.

Pardon, şimdi anladım.

Sen bizim eşitlendiğimizi düşünüyorsun çünkü.

Sen geçmişte bir hata yaptın, şimdi ben bir hata yaptım, o yüzden...

...bitti, ödeştik, değil mi?

Beni yanlış anlıyorsun. Kastettiğim şey bu değil.

Ben sadece aramızda bir bağ--

Aramızda bir bağ falan olmayacak, tamam mı?

Aramızdaki tek bağ soyadımız.

Bundan başka bir şey yok.

Şimdi müsaadenle benim çalışmam lazım.

Bir kriz yönetmem lazım.

Peki.

Olay aydınlatıldığında biz sizi haberdar edeceğiz.

Evet, teşekkür ederim.

Rahat bırakmıyorlar, değil mi?

Yani uluslararası alanda o kadar ödül alırız, kimse beni aramaz...

...ilk defa olumsuz bir şeyle anılıyoruz, herkes tepemde.

Bu iş nasıl büyüyüp bu hâle geldi, anlayamıyorum.

Bilmiyorum ama bu iş mahkemeye giderse biz mahvoluruz.

Yani maddi manevi yıpratırlar bizi.

Ben tekrar bir Emre'yi arayacağım.

(Telefon çalıyor)

Alo?

Evet ama açıklama metni henüz hazır değil.

Ben size hazır olur olmaz yollayacağım.

Teşekkürler.

Emre bak, biliyorum, öfkelisin ama önce beni bir dinle.

Şu an seni bir mimar olarak aramıyorum.

Arkadaşın, kaç yıllık dostun olarak arıyorum.

Lütfen bir dinle önce beni.

Biliyorum, çok büyük bir hataydı.

Ama ben mutlaka telafi edeceğim, söz veriyorum.

Hayır, Serkan'ın kesinlikle bir hatası yok. Araştırıyoruz şu anda.

En azından mahkemeye vermeden önce beni bir dinle.

Lütfen, dostluğumuzun hatırına.

Söz veriyorum, halledeceğim.

Sağ ol kardeşim. Çok teşekkür ederim.

Tamam.

Ohh!

İstediğin çizimleri getirdim Eda.

Sağ ol Erdem.

İnşaata giden bunlar.

Çok sağ ol.

Eda...

Ne için istedin bunları?

Bir ipucu arıyorum Serkan'ı aklayacak.

Böyle bir şey olabilir mi gerçekten?

Serkan Bey hiç hata yapmazdı, yani...

...ne bileyim, bu ilk oluyor.

İlk olmayacak Erdem. Göreceksin, o yapmadı.

Bence de.

Basına çıkan haberleri engelleyemedim...

...ama Art Life ile ilgili farklı bir haber bombardımanı yaptım...

...o diğer haberler arada kaynayacak.

Elinden ne geliyorsa yap lütfen.

Tamam, bir de bir basın bülteni hazırladım.

Bir beş dakika bakalım mı? Çünkü bu konuşma önemli.

Maalesef öyle bir zamanım yok Selin, biliyorsun...

...şu evle alakalı bir çözüm bulmam lazım bir an önce.

Tamam, ben bakarım o zaman.

-Serkan. -Efendim?

Bana bir on dakikanı ayırabilir misin?

Sadece on dakika, lütfen.

Tamam, olur.

Bak, bu senin bilgisayarındaki çizim, bu inşaata giden çizim.

Bakayım.

Ya Eda, bakmama bile gerek yok.

Çünkü bu çizimle o çizim aynı yani. Birebir aynılar.

Ya bir daha bakalım, ne olacak?

Bir daha bakalım, bir daha kontrol edelim, hadi.

Peki.

Baştan başlayalım.

Eda.

(Müzik)

-Merhaba. -Merhabalar.

Ben İdil Hanım'ın asistanıyım.

Biz siparişleri çıkmıştık, bir eksik mi var acaba?

Hayır, hayır, her şey çok güzel, her şey harika.

Ben Ayfer Hanım'la tanışmak için gelmiştim.

Ha, Ayfer abla çıktı. Ben yardımcı olayım.

Ee, Efe Bey'in tavsiyesiyle...

...çalışmaya başladık. Herhâlde memnun kaldınız, devam ediyoruz.

Efe Bey?

Efe Akman. İdil Hanım'a bizi tavsiye eden kişi.

Yok, Efe Akman'ı camiada tanımayan yoktur ama biz tanışmıyoruz.

İdil Hanım'ın da şahsen tanıdığını sanmıyorum.

O zaman bize kim referans oldu?

Serkan Bolat.

İşinin ehli ve güvenilir tedarikçi bulmak çok zor bu dönemde.

O yüzden o bize birini önerirse, biz de hemen ona bir şans veririz.

Çok güzel, harika.

Şans derken her şey karşılıklı.

Yani siz de bize bir şans vermiş oldunuz.

Tabii, eksik olmayın.

Yalnız sizden bir şey rica edeceğim.

Bu bilgiyi Ayfer abla bilmese olur mu? Aramızda kalsın.

Ayfer abla neyi duymasın?

Merhaba İdil Hanım'ın asistanı Esra ben.

Öyle mi? Memnun oldum.

Ayfer ben.

Ben de çok memnun oldum. Sizinle tanışmak için gelmiştim.

-Şöyle geçelim, bir çay kahve içelim. -(Esra) Tabii tabii.

Teşekkür ederim. Hadi, şöyle.

Bilgisayarındaki çizimlere bakabilir miyim?

Eda, çizimler burada. Bir şey değişmeyecek.

Beş dakika daha dayan bana.

Bakmak istiyorum. Bakacağım, sonra gideceğim, söz.

Neye bakacaksın? Al işte bakacağın şey burada.

Lütfen, hadi.

Şifre istiyor.

-Ver. -Söyler misin?

-Yazabilir miyim? -Söyle hadi.

-49 -49

-31 -31

38...

(Geçiş sesi)

Nasıl yani? Bana yıldız mı aldın?

Evet, yani artık...

...gökyüzünde bir Eda Yıldız var.

Ya sen benim şımarma potansiyelimi unuttun galiba.

Onu unutmak biraz mümkün değil.

Nerede? Hangisi? Göstersene lütfen, hangisi?

(Serkan) Gel, gel.

(Serkan) Şimdi bak, buradan koordinatları ayarlıyorum.

(Serkan) 49, 31, 38...

(Geçiş sesi)

Bir.

Değiştirecek zamanım olmadı.

Değiştirsen de dönüp dolaşıp hatırlayacağın şifre...

...eski şifrendir, haberin olsun.

İşimize odaklansak mı? Yoksa laf mı sokacaksın?

Seviyorumdur belki sana laf sokmayı.

Neyse, bakıyorum şimdi.

(Serkan) Ne gereksiz!

Bu... Bu rakamlar farklı.

-Neden farklı? -Öyle bir şey olamaz.

Ama farklı, baksana.

Nasıl böyle bir şey olabilir?

Böyle bir şey mümkün değil.

Leyla'yı yolladım, ertesi gün çıktıyı aldı...

...başka kimseyle de temas kurmadı.

Yani daha önce yazıcıdan birileri verileri değiştirmiş olabilir.

Tamam işte.

Bak, senin hatan değilmiş.

Senin yapmadığın belli.

Biri sana komplo kurmuş.

Tamam da yani kim komplo kurmuş olacak?

Ee, başka kim vardı o gün burada?

Kurul toplantısı vardı, çalışanlardan hiç kimse yoktu Erdem ve Leyla hariç.

Murat.

Bunlar bana mı bakıyorlar?

Erdem ne yapıyor?

-Bana mı bakıyorlar? -Kim kime baktı?

Serkan Bey'le Eda. Bana mı bakıyorlar? Normalde hiç bana bakmaz...

...şu an bana bakıyorlar.

Son zamanda yaptığın her hatayı gözden geçir.

Bak ya! Sana mı kaldı benim yaptığım?

Belki sana bakıyorlar. Sen Suzan'la ne karıştırıyorsun?

Erdem'e baksana Allah aşkına, komplo kuracak hâlimi var?

Zaten Leyla desen o asla öyle bir şey yapmaz. Onun yerine...

Ölür daha iyi. Seni hepimizden çok seviyor.

Hepimizden çok seviyor derken...

...ben seni sevme seviyesinde en altta bile değilim, bunu bil de.

-İşimize dönebilir miyiz? -Tamam, dönelim.

Tamam. Ee...

...Ferit yapmaz. Kendini...

...kanıtlamaya çalışıyor, yalan da söylemez.

Ee, Engin ve Pırıl desen...

...o söz konusu bile değil.

O zaman sana komplo kuran Selin.

-Ya da Efe. -Selin bence.

-Selin mi? -Evet.

Ya Kafesçioğlu çiftini Efe getirdi buraya.

Sana komplo kurmak için...

...evlerini başlarına yıksa...

...müşterisini kaybetmek ister mi?

Bence Efe. Ama neyse, bak, bu şekilde çözemeyeceğiz, tamam mı?

O yüzden yani gerek yok.

Ben bulacağım, göreceksin, bulacağım.

Evet, Eda Yıldız inadı.

Bulurum dersen bulursun, değil mi?

Tamam, peki. Benim şu an...

...şirketin imajını kurtarmam lazım.

Sonrasında zaten sana kanıtlayacağım Efe'nin yaptığını.

-Göreceğiz. -(Serkan) Görelim.

Teşekkürler Eda.

(Müzik)

Dada'm!

-Kuzum ya, hoş geldin. -Hoş bulduk. Nasılsın?

İyiyim Melo. Sen?

-Ben de iyiyim. -Nasıl geçti düğün?

Vallahi sorma ya, yedi gün, yedi gece düğün olur mu ya?

Vallahi bak, bir şarkıyı bin kere çaldılar.

Hâlâ kafamın içinde dönüyor hatta benim o.

-Bakayım. Ben de duyuyorum. -Evet.

Ya ben çatlak arkadaşımı özledim.

Ya sorma. Vallahi eve bile gitmeden buraya geldim.

Ne oluyor, anlat bakayım. Nasıl gidiyor bu...

...Serkan'la her gün yan yana olma hâlleri falan?

Yani kötü.

Ona her baktığımda ağlayasım falan geliyor.

Ya ciddi misin?

Saçmalama, ben iyiyim. Asıl durum...

Şirkette durum kötü.

Allah Allah.

Serkan'a biri komplo kurmuş.

Sen niye Serkan'a komplo kuruyorsun ya?

Kurmuş diyorum Melo ya. Ben kursam sana söyler miyim?

Başka biri yapmış, ben araştırıyorum. Yardım etsene bana.

Benim de aklım mı kaldı sanki?

Şu kadarcık aklım vardı, kendime yetiyordu, o da bitti gitti.

Neyse, ben bu entrikalara falan...

...konsantre olacağım da...

Yakışıklı Efe nerede?

-Orada. -(Melek) Hah, çok yakışıklı ya.

Tamam Melo, bak anlatıyorum, hadi.

-Anlat. -Bak bana.

Şimdi yazıcıdaki rakamlar değiştirilmiş.

Şantiyeye gitmeden önce. Yani çatı o yüzden çökmüş.

-Kim, niye yapsın ki böyle bir şeyi? -Bilmiyorum, içeriden biri.

Ama bu yüzden gizli yürütülecek, tamam mı?

Tamam, gizli. Benden ne istiyorsun?

Senden...

Erdem. Erdem...

...Erdem, bir gelsene.

İnanır mısın, bunu bile özlemişim.

Ne haber Melo?

-İyiyim. Senden ne haber? Hoş geldin? -İyiyim. Hoş bulduk.

Erdem, bir şey soracağım sana.

Şimdi, bu Leyla yazıcıdan...

...çıktıları alırken sen yanında mıydın?

Evet.

Peki, başından sonuna kadar durdu mu orada?

Yani hiç gitmedi, değil mi?

Leyla bu, işte arada böyle koşturuyordu.

Gitti geldi bir yerlere.

Peki, o gidip geldiğinde...

...başka biri var mıydı orada? Birini gördünüz mü orada?

Ne?

Söylesene ya, kim?

Yalnız mı konuşsak?

-Sen benden mi gizliyorsun? Söyle. -Hişt.

-Selin Hanım. -Ne?

Yok artık. Selin Hanım...

Selin olmaz ya. Selin, Serkan'a niye komplo kursun?

-Komplo mu? -Hişt, hayır!

Yok öyle bir şey.

Biz sadece merak ettik. Sorduk öyle.

Teşekkürler Erdem.

Ani ani bağırıp insanı şey yapma...

...korkutma. Çekil.

Ya kızım, sen ağzında tek bir kelimeyi bile tutamıyor musun?

Ne yapayım, gerildim bir anda.

Vallahi ben tercih yapmak istemiyorum seninle Selin arasında.

Ha, tercih yap dersem ne olacak?

Hemen hiç düşünmeden seni seçerim. Hiç bir dakika bile kaybetmem.

-Evet. -Tamam. Kızma ya.

Ben şey yapayım, gidip bir Selin'e merhaba diyeyim.

-Ben geldim diyeyim. -Tamam, git hadi. Ben araştıracağım.

(Melek) İyi, tamam. Hadi kolay gelsin.

Ayfer abla.

Canım.

-Ben gideyim. Her şey bitti. -Nereye?

-İşe. -Ayy!

Sen unuttum mu sandın?

Senin az önce kadına...

...Ayfer abla duymasın dediğini unuttum mu sandın?

Söyle çabuk. Ne var?

-Şeydi... -Şey?

Şey...

Sen hayatımda tanıdığım en dobra insansın.

Demek ki durum gerçekten çok ciddi.

Ne oldu?

Ayfer abla...

Fifi, tanıyorsun beni!

Hipnoz falan konuştururum seni.

Söyle.

Senin...

Evet?

...çiçekçiyi...

-Evet? ...kurtaran...

-Evet? ...kişi...

-Ee? ...Serkan Bolat.

Serkan Bolat kim ya?

Robot? Yok, hayır.

Ya, yok, hayır.

Robot olamaz.

Sarışın? Hayır, hayır Fifi!

Abi, şimdi emin miyiz...

...bu rakamlarla oynandığı konusunda?

Eminim.

Hem bak, bu ofisten biri...

...bir şekilde rakamların verilerini değiştirmiş.

Yani komplo kurulmuş.

Peki, böyle bir şeyi kim yapmış olabilir ki?

Efe.

Bakmayın bana öyle.

Eminim. Efe yaptı bunu.

Ama şu an bizim odaklanacağımız şey...

...bir an önce Kafesçioğlu krizini nasıl çözeceğiz.

Tamam mı?

Sonrasını ben hallederim.

Peki, sen öyle diyorsan öyle olsun ama bir şey daha var.

Pazartesi günü bize dava açıyorlarmış.

Harika, ne güzel. Bir bu eksikti. Çok güzel.

Serkan, sakin ol, bir şekilde çözülecek hepsi.

(Serkan) Evet.

-(Eda) Çizimleri getirmiştim. -Teşekkürler Eda.

Ben işe döneyim. Bu arada Efe, Emre'yi arayacaktı.

Yani dava açmasın diye.

Harika, ne güzel.

Kaderimiz Efe'nin elinde. Bizi kurtaracak.

Hah, Efe.

-Emre'yle konuştum. -Ne güzel.

Dava açmadan bize zaman vermesini söyledim.

Düşüneceğini söyledi. En azından bu da iyi bir haber.

Evet, ee...

-Emre Bey'i bir daha bir arar mısın? -Olur.

Acaba şimdi aramasak mı ya?

Çünkü hani böyle olaylar daha sıcağı sıcağına ya.

-Efe, arar mısın? -Tamam.

(Gerilim müziği)

Emre Bey, merhabalar. Ben Serkan Bolat.

(Serkan) Kusura bakmayın, zamanınızı alıyorum ama...

...sadece size şunu söylemek istiyorum, çizimlerde bir hata yokmuş.

Evet, eminim.

Ee, şimdi şöyle, biri bize komplo kuruyor.

(Serkan) Neden? Ee, yani...

...siz önemli birisiniz, önemli projeleriniz var.

Şimdi birlikte iş yaptığımız için...

...tabii birileri bundan rahatsız olmuş.

Bakın, size bir teklifte bulunacağım...

...bu olayı telafi etmek için.

Bize iki gün verin, ben ve ekibim...

...çatı tadilatını bitireceğiz.

Aynı zamanda ben tüm binanın tadilat masraflarını...

...kendim karşılayacağım ve onu da bitirmiş olacağız.

İki gün sonra siz de kararınızı vermiş olursunuz.

Peki, tamam. Teşekkürler.

Neden komplo kurulduğunu söyledin?

Öylesine.

-İyi hamle. -Evet.

O zaman işimiz var.

Tamam, ben ekibi topluyorum. Hep beraber bir toplantı yapalım.

-Sonra işe başlarız zaten. -(Serkan) Harika.

(Müzik)

Merhaba.

Neredeydin Alptekin?

Serkan'la görüşmeye gittim.

-Nasıl geçti görüşmeniz? -Nasıl geçsin.

Her sözümün, her davranışımın altında bir şeyler arıyor.

Onu suçluyorsun yine, değil mi?

Hiç kimseyi suçladığım yok Aydan!

Sordun, olanları anlatıyorum.

Ben sana olanı söyleyeyim.

Tek çocuğumuz kolileri toplamış, evi terk ediyor.

Ev bulmuş mu?

Onun yanından geliyorsun, benden öğreniyorsun her şeyi.

İşte bu kadar kopuk ilişkiniz.

Evet, bu kadar kopuk.

Serkan'ı yurt dışına gönderdim çünkü ayakta durabilecek hâlin yoktu.

Sürekli ağlıyordun, her yerde. Çocuğun yanında bile.

Bu konuda biraz daha sorumluluk almanın vakti geldi Aydan Hanım.

Bu hikâyede tek kötü kahraman olmaktan sıkıldım artık!

Ben de bu evden sıkıldım!

Bu evde hapis olmaktan sıkıldım.

(Müzik)

Eda gelmiyor mu?

Eda'nın bitirmesi gereken işleri var, çalışıyor şu anda.

İki gün içinde bahçenin çizimlerini de bitirmesi lazım.

Bitiremez ki.

Bitirecek, yapacak bir şey yok.

-Olur, söylerim. -Önemli değil, ben söylerim.

(Efe) Tamam.

Şimdi arkadaşlar, tadilatı iki gün içinde bitireceğiz, anlaşıldı mı?

Güzel.

Ee, Engin'le ben sahada olacağız.

Serkan da çizimleri bitirdikten sonra sunumu yapacak.

Evet, ben de geleceğim tadilata.

Yalnız iki gün içinde bunu halletmemiz mucize.

Bitecek. Yapacak bir şey yok.

O yüzden şimdiden tüm emeğinize teşekkür ediyorum.

Peki, Pırıl...

...güvenlik şirketinden kamera kayıtları geldi mi?

Birazdan gelecekmiş, mesaj attılar.

Kayıtlar niçin?

Genelde hırsızlar için ama...

...merak ettim, belki...

...ilginç bir şeyle karşılaşabiliriz.

Tamam o zaman.

Tamam, o zaman herkes işinin başına.

Bu arada tadilatla ilgili her detay...

...ama her detay benim onayımdan geçecek, tamam mı?

Engin, ben önce bir Emre'yle konuşacağım bu meseleyi.

(Efe) Sonrasında gelip sizi alırım.

Bir gelişme olursa Serkan, sen de bana haber verirsin.

Tamam.

-(Eda) Engin. -(Engin) Evet?

Selam. Bir şey sorabilir miyim sana?

Tabii, ne istersen.

Selin'in mimarlık eğitimi var mı?

-Bildiğim kadarıyla yok. -Anladım.

Ama emin olamadım sen sorunca.

Pırıl bilir onu. Pırıl, bakar mısın?

-(Pırıl) Efendim? -Bizim Selin'in...

...mimarlık eğitimi var mıydı? -Hayır, yok.

Tamam. Peki, mühendislik bilgisi var mı?

Yok, hayır. Dümdüz yani.

O işletmeci, halkla ilişkiler yapıyor.

Tamam.

Serkan'a karşı herhangi bir olumsuz duygu besliyor olabilir mi?

Hiç sanmam.

Bu ince ince soruları bize niye soruyorsun Eda?

Hiç, aklıma takıldı. Teşekkür ederim.

Ee...

Selin, Eda, onlar hâlâ...

...gergin mi? Bir sıkıntı mı var aralarında?

Pırılcığım, bu ofiste birbiriyle gergin olmayan kim var ki?

Bir tek biz. Bizim aramızda hiçbir sorun yok.

Değil mi? Yok değil mi bizim aramızda sorun? Pırıl!

Bakacağız ona. Kolay gelsin.

Bakacağız mı?

-Eda. -Evet?

-Senden bir şey isteyebilir miyim? -Evet.

Ee, şimdi şöyle...

...iki günde çatı katını bitireceğiz.

Aynı zamanda ben evin çizimlerini bitireceğim.

-Yetiştirebilecek misin peki? -Yetiştireceğim.

Ee, sen de evin...

...peyzajını yapabilir misin?

İki günde bitirebilir misin çizimlerini?

Yapamazsan sıkıntı yok. Ben başkasına söylerim.

Yok, yaparım.

Yaparım tabii de...

...senin desteğine ihtiyacım olur.

Olur. O zaman bana gel, bende hallederiz.

-Olmaz. -Peki.

-Tamam o zaman. Teşekkürler. -Tamam.

(Müzik)

Eda'yla ne konuşuyordunuz fısır fısır?

Önemli bir şey değil. Senin eğitimini merak etmiş.

Niye?

Bilmem, mimarlık okuyup okumadığını sordu sadece.

-Bayağı benden şüpheleniyor yani? -Ne?

Yok ya, hiç öyle bir şey söylemedi.

Demesine gerek yok Pırıl.

Biri Serkan'a komplo kurdu, Eda da benim olduğumu düşünüyor.

İnanamıyorum.

Selinciğim, gerçekten Eda kötü niyetli bir kız değil ki.

Bütün düşündüğü ağzında. Böyle bir şey düşünse söylerdi.

Gerçekten öyle bir şey söylemedi.

Aklından bile geçirmesi yeterli Pırıl.

(Selin) Kim, hangi hakla beni sorguluyor?

Selinciğim!

Böyle böylesiniz. Böyle böylesi... Yine gerildim.

Sen beni mi araştırıyorsun?

Hayır, seni değil.

Yazıcıdan çıktı alırken biri rakamları değiştirmiş de.

O biri de ben mi oluyorum Eda?

Sen hangi hakla beni suçluyorsun?

Şöyle bir hakla Selin.

Eda, bir şey... Sormayayım.

Şöyle bir hakla. Daha birkaç gün önce...

...Serkan'a bile söylemeden hisselerini başkasına sattın.

-Haddini aşıyorsun. -Haddi mi?

Haddini aşıyorsun. Ben bu holdingin ortağıyım.

Sen burada bir çalışansın. Benim hisselerimi kime sattığım...

...seni hiç ilgilendirmez Eda.

Ama ilgilendiriyor. Ne yapacaksın bu konuda?

Öyle mi? Çünkü derdin benimle, öyle değil mi?

Maden sen değilsin, neden bu kadar takıyorsun ki?

Eğer bir kişiye daha benimle ilgili soru sorduğunu duyarsam...

Ne yaparsın? Aa, pardon...

...Serkan'a yeterince zarar verdin zaten geçmişte, değil mi?

-Anlamadım? -Anladın bence.

Selin, ne oluyor burada?

Rakamlarla benim oynadığımı düşünüyor Eda.

Eda...

...bu konuyu kurcalamamanı söylememiş miydim?

-Ben bir ipucu buldum ve-- -Yanlış bir ipucu buldun o zaman.

Öyle değil mi?

Selin'le bir alakası yok bu konunun. O yüzden daha fazla uzatma.

Teşekkürler.

Uzatma!

(Müzik)

İyi misin?

İyi değilim Ferit. Ben Selin'in dokunulmazlığını unutmuşum.

Ne oldu? Neler oluyor? Sen niye Selin'den şüphelendin?

Ben hiçbir şey anlamadım.

Hayatının aşkına en büyük kazığı atmış bir kadından bahsediyoruz.

Kusura bakma Ferit ama öyle.

Haklısın, Selin hisselerini bir gecede Efe'ye sattı.

Haklısın, Serkan Bolat onun hayatının en büyük aşkı.

Ama öyle çatıları çökertecek kadar da kötü bir kadın değil.

Sen de mi onu savunuyorsun?

Değil tabii.

Zaten gazeteciye rüşvet verip Serkan'dan gizleyen de o değildi.

(Geçiş sesi) Ben yaptım.

Ne?

Ben Kaan'a gönderdim, eğlence olsun diye.

O da böyle saçma sapan bir şey yapmış.

Ferit, sen mi?

Bak, Selin gerçekten hiçbir şey yapmadı.

O ne yaptıysa beni korumak için yaptı Serkan'a karşı. Gerçekten.

(Geçiş sesi) Serkan bunu bilse...

...bir dakika tutmaz burada, farkında mısın?

Eda, bunu Serkan'a söylemeyeceksin, değil mi?

(Ferit) Bir söz vermiştin bana. Lütfen.

Söylemeyeceğim Ferit, merak etme ama...

...Selin'e sütten çıkmış ak kaşık muamelesi yapmanızdan bıktım.

(Eda) Bırakın artık.

Nasıl hepinizi etkisi altına almış. Ama hata benim.

Hayır, haklısın. Selin...

...ben suçsuzum deyip bu işin içinden çıkabilirdi ama...

...abartmak onun doğasında var. Piarcı o.

Evet. Kendi piarını çok iyi yapıyor, belli.

Senin için Serkan'la konuşmamı ister misin?

İstemem Ferit, sağ ol.

Kolay gelsin o zaman.

Ne kadar da hızlı taşıyorsunuz her şeyi böyle.

Yavaş!

Bak, o lambayı sarmamışsınız, kırılacak.

Hiç bakmıyorsun.

Aydan Hanım, siz niye burada durup kendinize daha çok acı çektiriyorsunuz ki?

Keşke şu an zaman dursa.

Herkes olduğu yerde donup kalsa.

Oğlum da bir gece daha yanımda olsa.

Ama bakın, Serkan Bey'in mobilyaları burada duruyor.

İstediği zaman gelir zaten. Çok da üzülmeyin.

Çok, çok sevindim. Tamam Enginciğim.

Bundan sonraki haberleri de ne olur bana aktarırsın.

Tamam, görüşmek üzere.

-Oh, şükürler olsun. -Ne oldu?

Yıkım, Serkan'ın hatasından kaynaklanmıyormuş.

-Ah! -Dosyadaki bazı problemlerdenmiş.

Ah, çok şükür, güzel bir haber geldi.

Hadi gözünüz aydın.

Ben size bir yorgunluk kahvesi yapayım, için.

Ee...

...özür dilerim, sana çok kaba davrandım.

Hayır, haklıydın.

Bizim oğlumuz yalnız, işkolik ve...

...insanlara güvenmeyen bir adam.

Ve bunun sorumlusu biziz.

İkimiz.

Evet.

Umarım bir gün Serkan seni affeder Alptekin.

Keşke.

Benim Eda'yla ilgili harekete geçmem, bir şey yapmam lazım.

Eda'yı unutturmaya çalışacaksan, boşuna nefesini tüketme.

Günlerdir bunu düşünüyorum.

Biz bir hata yaptık.

Eda'nın gerçeği öğrenmesi lazım.

Belki o zaman Serkan'ı affeder.

Nasıl olacak bu iş?

Zamanla.

Eda nasıl zamanla benim güvenimi kazandı...

...nasıl sevgimi kazandı...

...ben de onun sevgisini kazanacağım.

Ve bana güvenmeyi öğrenecek.

Ve Serkan'ın hata yapmadığını, suçsuz olduğunu anlayacak.

Zamanla.

Ama önce bu evden çıkmam lazım.

(Müzik)

(Serkan) Eda...

...konuşabilir miyiz?

Sana komplo kuranı kendin bul bundan sonra.

-Ben yokum. Çekilir misin? -Eda!

Konuşabilir miyiz biraz?

Herkesin önünde, Selin'in önünde...

...beni nasıl zor durumda bıraktığının farkında mısın?

Bunun üzerine ne konuşacaksın benimle?

Haksızlık ettin içeride. Zaten sorun Selin değil.

Asıl sorun sensin Serkan.

Başkalarını hayatında tutarken, beni değersiz bir eşya gibi...

...bir kenara atabiliyorsun.

Kırıyorsun. Hep aynı şeyi yapıyorsun.

Ne alakası var?

O kadar yanılıyorsun ki.

Ben bugüne kadar sana verdiğim değeri hiç kimseye vermedim.

Nasıl değer vermek bu? Selin'in yanında beni terslemek mi?

Ya da işin için beni terk etmek mi değer vermek?

Böyle mi değer veriyorsun bana?

Ben neyi merak ediyorum, biliyor musun?

Onca yaşadığınız şeyden sonra onca yaptığından sonra...

...Selin'e bu kadar yakınken...

...bana nasıl bu kadar katı olabiliyorsun?

Ben sana ne yaptım?

Ben hiçbir zaman ona âşık olmadım.

Tamam mı?

Ben seni içeride görmeye dayanamıyorum artık.

Gitmemi mi istiyorsun?

Çünkü seni her şeyden çok seven bir kadından korktun.

Çekil!

(Müzik)

Merhaba.

Evet, biliyorum. Ben bu kadar büyüyeceğini tahmin etmemiştim.

Ama Emre bizi mahkemeye vermeyi düşünüyor.

Serkan da benden şüpheleniyor. Şu an ciddi bir araştırma yapıyor.

Tamam.

Ben halledeceğim. Görüşürüz.

Of!

(Üst üste konuşmalar)

(Serkan) Evet Engin, ne yapıyoruz?

-Abi, ben ekibi hazırladım. -(Serkan) Tamam.

Bir saate falan tadilata başlayabiliriz, sıkıntımız yok.

-Bir saate tadilat başlayacak? -(Engin) Aynen.

Sen ne yapıyorsun burada?

Neyse, kamera kayıtları da geldi. Bakalım mı?

Onlara bakacağız ama çok fazla kayıt var abi.

Biraz ileri sararak bakmamız gerekiyor.

Hızlandırılmış bakmamız lazım.

Çünkü kaç günün, haftanın kaydı var belki.

Hepsini izlememiz lazım. Sen ne yap...

Allah aşkına, ne yapıyorsun burada?

Erdem, çık dışarı. Hadi abi, hadi!

Tamam.

-Allah Allah! -Tamam, siz bakın.

Sadece şuna dikkat edin, çünkü ben kimin yaptığından gayet eminim.

Efe yazıcının başına gitmiş mi gitmemiş mi, en önemli şey bu.

-Tamam, bakacağız. Sen merak etme. -(Pırıl) Tamam.

Hah, Efe. Konuştun mu Emre Bey'le?

Konuştum ama hâlâ anlaşmaya çalışıyoruz.

Hadi bakalım. Ben çıkıyorum o zaman.

Tamam. Yetiştirebilecek misin Eda?

Sabahlayacağım, ne yapayım.

-Kolay gelsin. -Görüşürüz.

Görüşürüz.

-Efe, biz bunlara bakacağız. Gel. -(Efe) Tamam, geliyorum.

Görüşürüz.

-Dada'm. -(Eda) Melo.

Sen bugün üniversiteye gitmiyor muydun?

Gideceğim. Önce eve gideceğim, duş alacağım...

...sonra derse yetişeceğim...

...akşam da kütüphanede biraz çalışırım diyorum.

-Hatta siz de gelsenize. -Ay, çok güzel olur.

-Ben kızları da arayayım o zaman. -Tamam.

-Eşyalarımı alıp hemen geliyorum. -(Eda) Hadi.

Engin, kamera kayıtlarına niye bakıyoruz ki?

(Engin) Abi, ne yapalım? Serkan bakmamızı istedi.

Bir bakalım şöyle güzelce. Zaten çok uzun bir kayıt bu.

Sara sara gideceğiz ama herkes gözünü dört açsın.

Gözünüzü seveyim, hani ne gözünüze çarparsa haber verin.

Hiçbir şey kaçırmayalım, oldu mu?

Yalnız yazıcıyı bütün gün herkes kullanıyor zaten.

Evet, herkes kullanıyor yazıcıyı bütün gün.

-Başlayalım mı? -Aynen, doğru da bir bakalım.

-Nereden başlatıyorduk? Bu mu? -(Pırıl) Evet.

Tamam.

(Müzik)

Erdem, sen hâlâ burada mı kalıyorsun?

Evet Pırıl Hanım.

Erdem burada mı kalıyor?

Anlatacağım ben sana, anlatacağım.

(Müzik)

Erdem, bu ne hâl? Siz niye gülüyorsunuz?

(Pırıl) Sinirim bozuldu Engin.

Bende diyorum bu kolum niye ağrıyor.

Ama buraya kamera konur mu? Benim özel alanım burası.

Özel alanın?

-Ofis senin özel alanın mı Erdem? -Değil ama orası tam...

Erdem!

Tamam, devam edelim mi?

-(Efe) Pırıl. -Pırıl geldi, çalışıyor.

(Müzik)

-(Engin) Pırıl! -Engin!

Tamam, bunu saralım. Almıyor ki.

Almıyor abi, ileri almıyor.

(Engin) Çalışmıyor.

-Tamam, tamam. -Siz de çıktı almışsınız.

-Evet. -(Efe) Bir dakika, tamam.

Bir bakalım tekrar.

Selin geldi ve çıktı alıyor.

Tamam.

Erdem ve Leyla geliyor...

...onlar da çıktı alıyor ve...

...ben geliyorum, ben de çıktı alıyorum.

Atlıyorum burayı.

Yani şimdi...

...her şey normal gözüküyor.

Evet, dediğimiz gibi çıktısını alıyor, normal ofis.

Birkaç detay dışında her şey normal gözüküyor.

(Erdem) Evet, ufak detaylar.

Ne yaptı o? Elinin fotokopisini mi çekti o?

Bu kızı çok seviyorum ben ya.

Çok.

(Engin) Ne yapıyor?

Yuh! Yuh!

Bu nedir ya?

Abi, tamam, bence daha fazla bakmayalım.

-Çıkalım artık, yeter. Hadi. -Tamam ama bu...

...kamera kayıtlarına daha sık bakmamız gerekiyor.

Emin misiniz Engin Bey? Daha sık bakalım.

-Fifi. -Serkan.

-Ofistesin? -Evet.

-Erdem için mi? -Hayır.

Benimle konuşmak için mi?

Ben değil, arkamda.

Anladım.

-Eda bende. -Tamam.

-Ayfer Hanım. -Evet, biraz konuşabilir miyiz?

-Tam çıkacaktım-- -Konuşabilir miyiz?

Tabii, buyurun.

-(Serkan) Canan. -Efendim Serkan Bey?

(Serkan) Ayfer Hanım, bir şey içersiniz, değil mi?

-Yok, içmeyeyim. -Kahve alabilir miyiz iki tane?

-(Canan) Tabii. -Teşekkürler.

Evet?

Şu Fifi mi?

Fifi tabii. Başkasıyla karıştırılacak biri mi o?

Benim için mi geldi?

Tamam, aşırı yakışıklı olabilirim de Leyla...

...bana amma yürüdün sen bugün ya.

Hişt, derhâl kaybol Erdem Şangay.

-Derhâl! -Niye?

-Kullanılmaktır bu. -(Erdem) Ne var bunda?

-Artı kullanılmak. -(Erdem) Benim için...

...bunu yapmaz mısın? -Hayır, git buradan! Git buradan!

(Leyla) El kol yapıyorsun bir de.

Çiçekçinin battığını haber alıp...

...İdil Hanım'ı bize yönlendiren senmişsin.

Evet.

Ama dürüst olacağım, onlar zaten...

...iyi bir yer arıyorlardı. O yüzden sizi önerdim.

-Tek sebep bu yani? -Evet.

Eda bunu duysa asla kabul etmez, biliyorsun değil mi?

O zaman duymasın lütfen.

Bak, İdil Hanım'la çalışmaya başladık ve iyi anlaştık.

O bana güveniyor ve...

...ve sırf bu yüzden onunla çalışmaya devam edeceğim. Tamam mı?

Çok sevindim.

(Müzik)

Yüzüğünü hâlâ çıkarmamışsın.

Evet.

Kendime göre nedenlerim var.

Eda'dan niye ayrıldın, bilmiyorum...

...ama kalben ayrılmadığın ortada.

(Boğazını temizliyor)

Eda niye olduğunu anlayamadı, çok yıprandı.

-Ama toparlıyor, toparlayacak yani. -Biliyorum.

Sana yalvarıyorum, çok rica ediyorum, lütfen...

...onun kafasını karıştırıp daha fazla üzme, lütfen.

Olur.

-Kahveniz? -İçmeyeceğim demiştim.

-Peki. İyi günler. -(Ayfer) Sana da Serkan.

(Duygusal müzik)

Yepyeni bir akım getirdin, tebrikler.

Koştur koştur beni şantiyeye getirdiniz.

Her şeyim, elim ayağıma dolaştı.

Ben gerginliğimi atamıyorum gerçekten.

Ona ne yapsam geçmedi. Rezil olduk herkese.

Hayır, kimseye rezil olduğumuz falan yok.

(Engin) Sen bir rahat olsana. Oldubitti işte, boş ver.

(Pırıl) Her şeyi oldubittiye getiremezsin Engin.

Herkes benim iş yerinde aşka ne kadar karşı olduğumu biliyor.

Kendi sözünü çiğneyen patron mu olur?

Hiçbir şeyi oldubittiye getirdiğim yok.

Sevil'le Alp de âşık olmuştu birbirine.

Onlar evlendi ama. O farklı.

(Müzik)

Pırıl, yemek yapmayı biliyor musun?

Pek iyi değilim. Neden?

Tam hatırlamıyorum, sen İngiltere'de...

...yurtta mı kalmıştın yoksa...

...bir eve falan çıktın mı bir arkadaşla? Oldu mu öyle bir şey?

Hayır Engin. Bildiğin soruların niye cevaplarını istiyorsun benden?

Ev falan diyorsun şu an sen bana.

Pırıl...

...biz aynı eve mi çıksak seninle?

Ne diyorsun? Dalga geçme.

Elimde şu kaldı zaten. Dalga geçme benimle.

Dalga geçmiyorsun. Aa, ciddisin!

Biz bence ne yapalım, biliyor musun?

Evlenelim.

Ne? Aa!

-Düştü işte. -(Engin) Şey yapma.

(Pırıl) Şu anda evlilik diyor, bana evlilik...

(Müzik)

Şu an ben doğru mu anladım? Sen benim kolyemin ucuyla...

...bana evlenme teklif ediyor olamazsın, değil mi...

...bu ortalık yerde? Ben bunu yaşanmamış sayıyorum.

-Alıyorum ben bunu. -(Engin) Bir dakika.

Tamam. Ben toplarken öyle elimde kalmış.

Tamam. Bak, hemen evlenmeyelim.

(Engin) Ama en azından aynı eve çıkalım.

Pırıl, benimle ev arkadaşı olur musun? Ne olur.

İyi. Hadi bir deneyelim bakalım.

Çok yakıştı bak. Ben sana bir şey söyleyeyim mi?

-Harika oldu. -Bunu da oldubittiye getirdin.

Bunu da oldubittiye getirdin şu an!

Hayır, hiçbir şeyi oldubittiye getirdiğim yok.

(Pırıl) Getirdin, oldubittiye getirdin yine.

-(Pırıl) Konuşacağız. -Senin de hoşuna gitti.

(Engin) Deme öyle, deme.

Bence senin de hoşuna gitti.

(Serkan) Sirius.

Ne haber oğlum?

Evet. Otur, otur.

Yeni evimize taşınmaya hazır mısın?

Nedense hep sonunda seninle ben kalıyoruz.

(Seyfi) Serkan Bey.

Seyfi.

Ben eşyaların hepsini topladım.

Ama teleskopu götürüp götürmeyeceğinizi bilemedim.

(Müzik)

(Geçiş sesi)

-Bu harika bir şey. -(Serkan) Değil mi?

Nefesim kesildi resmen.

(Geçiş sesi)

Götüreceğim.

Tamam. O zaman onu da paketleteyim.

Seyfi...

...eve geçerken Sirius'u da götürür müsün?

Tabii. O da gideceğini anladığından beri bana hırlamıyor.

Sevindi galiba.

(Müzik...)

(...)

(Dere akıyor)

(Sessizlik)

(Kapı kapandı)

Ne yapıyorsun? (Aydan gülüyor)

(Aydan) Bak.

Bugünü çok iyi hatırlıyorum.

Galiba üçüncü dondurmamı istemiştim.

Dört.

O kadar inatçıydın ki bir de hepsini yemiştin.

Ne kadar güzel bir gündü.

Sen, ben, baban.

(İç çekiyor) Abin.

Adalarda bisiklete de binmiştik.

Anne.

Üzülme. Lütfen. (Aydan ağlıyor)

Çok uzağa gitmiyorum zaten.

Babandan uzak kalmak istediğini anlıyorum.

Sana bunun ne kadar acı verdiğini ve...

...kimseye söyleyemediğini de.

Keşke böyle olmasaydı.

Keşke.

-Bak, zaten sık sık geleceğim. -Yarın gelir misin?

Kahvaltıya gel. Baban erkenden çıkacak.

Beraber kahvaltı yaparız.

-Tamam, gelmeye çalışacağım. -Yaşasın.

Sana bir hediyem var.

(Müzik)

(Sessizlik)

Belki yeni evine koymak istersin.

(Sessizlik)

(Aydan gülüyor) Anne, şaka yapıyorsun.

Bunca yıl sakladın mı bunu?

Yaptığın her resmi sakladım.

Bunu İngiltere'den göndermiştin.

Bak, o zaman bile çizimin muhteşemmiş.

Sana çekmişim.

İç mimar annenin mimar oğlu.

Belki bakarsın birlikte çalışırız.

Keşke. Keşke.

-Benim çıkmam lazım. -Tamam, tabii.

Gel.

-Seni çok seviyorum. -Ben de seni.

Görüşürüz.

(Müzik)

(Seyfi) Hadi bakalım, hadi bakalım.

-Seyfi! Seyfi, ne yapıyorsun? -Öyle su gibi gidin, gelin diye.

-Seyfi, zaten yarın geleceğim. -(Seyfi) Ay, işe yaradı!

Aydan Hanım, yarın geliyormuş.

Ben bunun ilk kez işe yaradığını görüyorum.

-(Eda) Oturalım mı şöyle? -(Melek) Olur.

(Müzik)

Oh be! Resmen kendimi okula dönmüş hissettim. İyi ki geldiniz.

Ayy, evet. Nasıl geçti okuldaki ilk günün? Hocalarınla aran nasıl?

İyi geçti. Tanışma, genel bilgi. Öyle.

Kampüste yakışıklı gözlemciliği, en sevdiğimiz.

Ayy, kızlar, böyle saat yedi buçuk, sekiz arasında gidip gelen bir tane...

Hişt! Öyle bakılır mı? Önüne dön. Ayıp.

Bence on üstünden sekiz.

Yok be, en fazla beş. O da ortalama, senin güzel hatırına.

Bunlar bizden çok mu küçük ya?

-Kukuletası var tepesinde, güzel ya. -Hişt!

Hişt!

Sen niye bakmıyorsun? Sen kiminle mesajlaşıyorsun?

Ben mi? Hiç. Çok yoğunum ben bu aralar.

İşlerle alakalı birkaç konuşma yapıyorum da.

Ofise de gelemiyorum. Ofiste durumlar nasıl, onu anlat sen.

Hah, ben anlatayım. Ofise geldik. Ofiste gerginlik had safhada.

Yani her odadan ayrı bir kavga konusu, ayrı bir ses yükselip duruyor.

Eda'yla Serkan mı yine?

Nereden bildin? On puan, 'ten' puan! Çak.

Bakma öyle, ne yapayım? Beni inanılmaz geriyor artık.

Bugün Selin'i savundu, düşünsene!

Ayy Selin, Selin! Şu Selin hayatımızdan çıkamadı gitti ya.

(Ceren) İki eski sevgilisiyle aynı ofisin içinde bütün gün...

...nasıl zaman geçiriyor, ben anlamıyorum. Bravo!

Bence o da kendini tam ifade edemiyor yani.

(İç çekiyor)

-Kendini tam ifade edemiyor mu? -Ne dedin?

Ne var, yalan mı?

Ben gideyim.

Daha kütüphaneye gidip çalışacağım.

-Dada'm, iyi dersler. -Siz devam edin.

Derse gitmiyorum Melo. Kütüphanede çalışacağım.

-Allah zihin açıklığı versin. -Aklın neredeyse!

-Hadi biz de gidelim. -Aa, olmaz.

Vallahi iki üç tane daha görmeden gitmem. Ben kaç günlerdir hiç görmedim.

-Saçmalama Melo, kalk gidelim. -Hayır! Üç, dört tane göreceğim ben.

Kaç günlerdir yakışıklı görmüyorum. Canım çekiyor.

-Melo, yürü. -Kız, yakışıklı görmedim diyorum.

Melo, kalk. Zaten puanların çok yüksek.

Ya o kadar da yüksek değil. Ben hakkı neyse onu veriyorum.

-Saçmalama. -Bak, şu an mesela üç.

Altıya gidiyor.

-Bak, altıda şu anda. -Değmez, yürü.

(Müzik...)

(...)

O kadar karışıktı ki ortalık bugün ofiste.

Gerçekten otelle ilgili işlerimi bile iptal ettim. Kaçtım, çıktım.

Evet, bayağı zor bir gün olmuş senin için.

Peki, bu kadar karışıklık arasında benimle neden buluşmak istedin?

Şey, bu Emre Beyler dava açacak denilince...

...ben de senden fikir almak istedim.

Holdinge ne gibi zararları olur...

...bizim yapmamız gereken bir şey var mı falan diye ama şey...

...vazgeçtiler şu anda, öyle bir sıkıntımız yok yani.

-Vazgeçtiler. -Evet.

Hazır randevu oluşturmuşken boşa gitmesin diye düşündün.

Ceren, görüşmüş olduk işte. Kötü mü oldu?

Yoo, iyi oldu, aynen.

Bu arada bu ofisteki Eda ve Selin gerginliği de...

...artık çok gelmeye başladı bana.

Yani ofis şu an patlamaya hazır bir bomba gibi, acayip gergin ortalık.

Siz, sen ve Selin yani nasılsınız? Aranız nasıl?

Yani Selin tüm ihtişamıyla ofisteki varlığını sürdürüyor tabii ve...

...bir şekilde görmezden gelemiyorsun.

Görüyorsun yani, o orada ama... Bilmiyorum.

Tabii.

Aa, benim gitmem gerek.

Bir toplantım vardı, aklımdan çıkmış.

-Kusura bakma. -Nasıl yani?

Ben hiç gelmemişim gibi, hatta...

...hayatında değilmişim gibi davranmaya devam edebilirsin Ferit.

Nasıl ya, ne oldu?

Ne oldu?

(Hareketli müzik)

(Müzik)

Ne yapıyorsun ya sen burada?

Hişt, kitap arıyorum.

Evde kitap mı kalmadı?

Yeni bir eve taşındığım için tüm kitaplarım kolilerin içinde.

Okumadan yapamıyorum.

-Yeni ev mi? -Evet.

(Müzik)

Neden benim haberim yok?

Yani ofiste konuşulmadı.

Art Life'ın evlerinden birine taşınıyorum. Pırıl'ın haberi var.

Hmm.

(Müzik)

Sen nasıl girdin buraya?

Kütüphaneye kayıtlı olmayanı, dışarıdan birini almıyorlar.

Evet.

Ama hatırlatayım, bu binayı ben yaptım.

Yani binanın sayesinde tanışmıştık ya.

Doğru ya. Beynim bu gereksiz anıyı da silmiş.

Ya çağdaş mimarlık nerede biliyor musun?

-Burada. -Hmm.

(Boğazını temizliyor)

Bana hâlâ kızgın değilsin, değil mi?

Kızgın olsam ne olacak, olmasam ne olacak?

Özellikle kütüphanede yakalamak istedim seni ki sakin sakin konuşalım diye.

-İstemiyorum seninle konuşmak. -Hah, burada.

Evet.

Tamam, konuş o zaman, seni dinliyorum.

Son iki gün gerçekten çok yıpratıcıydı.

Sen olmasaydın girdaptan çıkamayacaktım.

-Bunu söylemeye mi geldin? -Evet.

İyi. Aramız bozuk olmasın mı diyorsun?

Yani neden bozuk olsun ki? Öyle olmasına gerek yok.

Nasıl olacak o? Bu kadar yaşanandan sonra mümkün mü sence?

-Sen söyle. Nasıl olsun? -Ben söyleyeceğimi söyledim sana.

-Benden uzak dur. -Uzak duramıyorum.

Duramıyorum ne demek ya? Duracaksın!

Sendin söyleyen, hayatımdan uzak dur dedin.

Ama sen benden uzak duramıyorsun, farkında mısın?

Sürekli peşimdesin her yerde, burada bile.

Evet ama durmanı istemiyorum, gereksiz.

-Başka bir çözüm bulabiliriz. -Nasıl bir çözüm mesela?

-Selin'le bulduğun gibi mi? -Ne alaka şimdi?

Bak, mesela empati kur.

Empati ya, ne demek olduğunu biliyor musun?

Yani kendini bir... Ne yapıyorsun şu anda, beni dinliyor musun?

Beni dinle, kendine gel.

-Bir dakika empati kur diyorum sana. -Hişt.

Mesela ben sana desem ki hayatımdan uzak dur...

...ama senin durmanı istemesem bir yandan...

...sonra da her yerde peşinde gezsem.

Gittiğin her yere gelsem, her yerde senin karşına çıksam...

...ne dersin, ne yaparsın biliyor musun, neler yaparsın!

Eda, hişt.

-Bir-- -Çek elini!

-Hişt! -Çık git artık ya.

(Müzik)

Eda, biraz konuşalım mı?

Ne yapıyorsun ya sen? Uzak dur dedikçe niye peşimdesin sen benim?

Bana bunu yapmaya hakkın yok, farkında mısın? Hakkın yok!

Böyle dengesiz davranıp, beni altüst etmeye hakkın yok!

-Eda. -Bırak beni.

-Bir sakin ol. -Çek elini!

-Bir sakin ol. -Beni kontrol etmeye çalışma Serkan.

Sen kimseye güvenmeyen, bencil adamın tekisin.

Beni kontrol etmeyi çalışmayı kes!

Eda, ben bir tek sana güveniyorum.

Ya başlatma güvenine.

Farkında mısın, okulun ilk günü senin sayende kütüphaneden kovulacağım.

Kimse kovamaz bizi, merak etme. Binayı ben yaptım.

(Hareketli müzik)

Ya kütüphaneci kadın nereden tanısın Serkan Bolat'ı?

Gülme.

Kadın çıkar mısınız dediğinde suratını görseydin.

-Komik mi? -Evet.

Neyse, madem kovulduk, biraz yürümek ister misin?

Sen çizim yetiştirmeyecek misin?

Benim şu an kafamı boşaltmam lazım.

Sen kafamı işgal ediyorsun ya, çalışmam biraz zor olacak.

Hatırlatayım, senin de çizimin var.

Ben yetiştireceğim, merak etme de.

Tamam. Yürümek ister misin?

İyi, tamam.

Aydan, ben çıkıyorum.

(Müzik)

Bu hâlde nereye gidiyorsun Alptekin?

-Spora. -Spora? Bu saatte mi?

Hayatımda radikal değişimlere karar verdim.

Bir spor hocası tuttum kendime.

Niçin evde yapmıyorsunuz?

Aman, bütün gün evdeyim zaten Aydan.

Hem Onur Hoca dışarıda, deniz kenarında yapılan sporun...

...hem mental açıdan hem bedensel açıdan...

...daha faydalı olduğunu söylüyor.

Onur Hoca... Tuttum ben bunu. Evet, mental olarak ben de katılıyorum.

-Evet. -Görüşürüz.

İyi sporlar.

Onur Hoca tamamdır.

(Gök gürlüyor)

(Duygusal müzik)

Ne düşünüyorsun?

Tam bir sonbahar gecesi.

(Gök gürlüyor)

(Serkan) Yağmur yağıyor, yapraklar dökülmüş.

Her şey bitmiş.

Aslında tam tersi.

Yaprağını dökmüş ağaçlar güçlü kalır.

Sonra yeniden daha güçlü kalkarlar.

-Öyle mi? -Öyle.

(Gök gürlüyor) (Duygusal müzik)

Yani senin hüzün olarak düşündüğün şey aslında mucize.

Son değil, bir başlangıç.

O zaman belki de hiçbir şey göründüğü gibi değil.

Belki de.

Üşüyor musun?

Biraz.

Pardon.

(Duygusal müzik)

Bunu da boynunun etrafına saralım böyle.

-Oldu mu? -Teşekkür ederim.

Ha, bir de bu senin için.

Ufak bir şey aldım sana. İlk gün için.

-Açıyorum. -Aç.

(Duygusal müzik)

Bu bayağı iyi mimarların kullandığı bir kalem.

-Benim için fazla değil mi? -Az bile.

Yani okul kariyerini mahvettim, ödememe de izin vermiyorsun.

O yüzden en azından benim için bunu lütfen kabul et.

Tamam. Bu akşam çalışırken kullanacağım.

Seni de sık sık arayacağım, öyle demiştim zaten.

Belki de aramana gerek kalmaz.

-Birlikte çalışabiliriz benim evde. -İstemem.

Yani yeni evimi hiç merak etmiyor musun?

Ha?

Aslında birlikte çalışırsak daha çabuk yetiştirebiliriz.

Bence de.

(Müzik)

Ben de ilk defa göreceğim mobilyalı.

Şemsiyeni oraya bırakabilirsin.

Gel bakalım.

(Müzik)

Tam sana uygun bir ev, senin gibi.

Soğuk.

Hayır, kendine özgü.

Aa, Sirius!

Sana yazık Sirius. Sen burada Serkan Bolat'la baş başa mı kaldın?

Senin için çok üzgünüm.

(Müzik)

Yeni bir ev, yepyeni bir başlangıç.

Geçmişten hiçbir iz yok. Tam sana göre.

Evet. Keşke geçmişimizi silebilseydik, değil mi?

Bir şey içer misin? Gerçi dolapta bir şey var mı emin değilim ama.

Kitaplarını getirmişler.

Kütüphaneye gelmene gerek yokmuş.

(Duygusal müzik)

(Serkan) Evet.

Dolap bayağı doluymuş.

Yemek istersen ayarlayabilirim bir şeyler.

Yok, aç değilim.

Bunun için teşekkür ederim.

-Yani sende kalabilir istersen. -Hayır.

Evde hiç çiçek yok.

Evet, öyle.

Belki bana yardım edersin o konuyla alakalı.

Ederim tabii, neden etmeyeyim?

Sana komplo yapanı bulacağım. Vazgeçmedim bu konudan.

Öyle mi? Teşekkür ederim.

Ya, ben eve gideyim. Halamı da aramadım, haberdar etmedim.

Aklı bende kalmıştır. Ben evden çalışırım, sana zaten gönderirim.

Eda, zaten buradasın. Yani böyle konuşmuştuk.

Gel, bir çizimlere bakalım. Bir saat bile sürmez.

(Serkan) Sonra gidersin halana.

Peki. İstersen orada çizelim.

-Olur. -Daha rahat olur.

-Açıldı ya. -Ne güzel, dileğin tutmuş.

-Eda nerede kaldı ya? -Ya ben bundan öncekiler...

...tutmadı diye kızdım, fala kızdım, dilek tutmadım bu sefer.

Kızım, boşa fal mı bakıyorsun?

Melo, hadi dışarı çıkalım, ne olur.

Kara kız, sen benden sıkılıyor musun?

(Kapı açıldı)

Oo, nerede kaldınız? Geç kaldınız hanımefendi.

Teşrif ettiniz Ceren Hanım.

-Ferit'le buluştum da. -Oo!

Selin'in eskisi olan bir Ferit o.

Melo, Ceren bu konuda çok hassas. Dikkatli ol.

Hmm.

Kızlar, ben o kadar çok kapris yapıyorum ki...

...değil Ferit, kim olursa olsun bana katlanamaz.

Çok saçma bir hâl almaya başladım ben.

Sen şimdi kankaya da bağlamışsındır.

Kanka mı? Sevgili olamıyorum ki bırak kanka olmayı.

Ne yapacağım ben böyle?

-Kızım, açık ol, ara sor. -Evet.

-Arayayım sorayım? -Evet.

Ama biz az önce beraberdik, saçma olmaz mı?

Aman yok, niye saçma olsun canım?

Bir şey sorarsın, herhangi bir şey sorarsın, ne olacak ki? Yani.

Bak, bir tane kâğıt seç. Çek bakayım.

Çekiyorum.

Ne o, ne?

Karo dokuz. Tamam, aşk. Ara onu sen.

-Aşk demek, falımda aşk çıktı, arıyorum. -(Melek) Evet. Ara.

Arıyorum. Ne uyduracağım acaba?

(Ceren) Çalıyor.

-Ne soracağım? -(Melek) Ne soracaksın?

Aramıyorum ben, kapatıyorum.

Ferit.

Nasılsın?

İyiyim ben de. Eve geldim.

Ben sana şey soracaktım.

Ne?

-Ne soracaktım? -Ne soracaktın?

Şey soracaktım...

-(Melek) Neydi? -Şu liman işi sözleşmesi vardı ya...

...sen onu imzaladın mı? Onu merak ettim de gece gece.

Yok, olmaz bundan.

Tamam, anladım.

Kusura bakma, rahatsız ettim seni Feritciğim.

Tabii, görüşürüz.

Of! Selin ilgileniyor o konuyla, git Selin'i ara, ona sor dedi.

Niye arattınız ki şimdi bana durduk yere?

Aramasaydın.

Aramasaydın?

Ayy, böyle böyle bir kâğıt seçiyorum kara kuru bir kâğıt.

Aa! Aramasaydın kâğıdı.

Ne yapayım ben yani? Gideyim üstümü değiştireyim bari.

Benim niye hiç mantıklı düşünen arkadaşım yok ya?

Ne yapacağım şimdi?

(Boğazını temizliyor)

Buraya da koyacağım.

Buna ne dersin?

Bir de şöyle düşün.

(Müzik)

Nasıl yapıyorsun bunu?

Bir kalem hareketinle bambaşka bir şeye dönüştürüyorsun.

Acaba senin kadar iyi olabilecek miyim?

Sen başladığın günle...

...bugün arasındaki farkı görmüyor musun?

Hem bak, ne kadar kendisinden hazzetmesem de...

...Efe sendeki cevherin farkında.

Bence sen de farkında ol.

Senden öğrendiklerimi göz ardı edemem de.

Sen alanında çok iyisin, iş alanında.

Sana ne kadar kızgın olsam da...

...yalan söyleyemem.

Sen de bugüne kadar tanıdığım en orijinal insansın.

Güzel bir şey.

(Telefon çalıyor)

Halacığım, birazdan geliyorum eve.

Tamam, görüşürüz.

Ben gideyim.

-Çizimler. -Alayım.

(Müzik)

İyi geceler.

(Müzik)

(Engin) Pırıl, ahh! Niye bütün gece şantiyedeydik ya?

Of, Pırıl sana bir şey diyeyim mi? Vallahi ayaklarıma kara sular indi.

Of!

Bak, su toplamış bile olabilirler, biliyor musun?

Ha...

Engin, acaba ayakkabılarımızı şöyle dışarıda mı çıkarsak?

Doğru dedin de çok geç artık, girmiş bulundum.

(Pırıl) Anladım.

Ben zaten hayatta ayakkabılarımı çıkarmam.

Bunu buraya bırakayım.

(Müzik)

Pırıl, ortalık da biraz dağınık, kusura bakma artık.

Biraz mı? Yani durum analizi için soruyorum.

Bu senin için biraz mı?

Toparlanır ya, nedir ki? Bir şey olmaz.

(Pırıl) Evet.

Bu arada karnın falan açsa buzdolabında yiyecek bir şeyler vardır.

Atıştır oradan bir şey.

Ya...

Benim karnım aç ama bir yaratık, bir başkalaşım çıkar...

...ne bileyim, bir hayatı rahatsız ederim falan.

Hiçbir şey çıkmaz, sen merak etme. Kendi evin gibi rahat ol.

Ben bakayım, ben içerinin de hâline bir bakayım.

Oh.

(Engin) Rahat ol. Kendi evin gibi rahat ol.

(Müzik)

Vay arkadaş ya! Ne şantiyeymiş be.

Buldun mu bir şeyler?

Evet. Gidiyoruz.

-Nereye? -Şantiyeye.

-Şantiyeye mi? -Şantiyeye. Nasıl fikir?

Çok iyi fikir değil mi? Şantiyeye.

Ya Pırıl, daha yeni geldik. Duş falan alsaydık, dinlenseydik.

Bizim zaten seninle duş almak için gereken asgari şartlar hakkında...

...bir uzun toplantı yapmamız gerekiyor ama şimdi değil.

Günü bugün değil, saati bu saat değil.

Şu an gidelim mi? Şantiyemize gidelim güzel güzel, tatlı tatlı.

Sen bu kadar özledin mi şantiyeyi ya?

Evet, çok özledim. Canım şantiyem.

Biraz daha otursaydık şurada, ne olur. Dinlenelim.

Yuvam gibi özledim Engin, tamam mı?

Hadi gel gidelim, hadi gel. Hadi bakalım, şantiyemiz.

-Dur, ayakkabılarım. -Ayakkabıların kaldı.

(Pırıl) Ben önden gidiyorum, sen gel, tamam mı?

(Engin) Bu neymiş arkadaş ya!

Bak, bak. Hem iş hem okul, yoruluyor tabii.

Yok ya, iyiyim ben.

Çalışmak kurtaracak bizi hala.

Ya ben o okulun çimenlerinde yattım, bana bir iyi geldi.

Bence sana da iyi gelecek ha.

-Ben dün kütüphaneye gittim ya. -Ee?

Bir baktım gece gece karşımda Serkan.

Hayda!

Sen ofise gitmedin mi ya? Serkan'ın evinde miydin akşam?

Ne?

Ayfer ablacığım, ben böyle bir anda atlamış gibi oldum lafa.

Ama atlanmayacak gibi bir laf değildi, ondan atlamış oldum ben.

-Hoş geldin Melo. -Hoş bulduk.

-Hoş geldin aşkım. -Hoş bulduk.

Ee?

Evine gittim. Yeni eve çıkmış.

Bizim de çalışmamız gerekiyordu, iş yetiştiriyorduk.

İlk ziyaretçisi ben oldum mecburen.

Mecburen, mecburen.

Çünkü bu yüzeyde çalışacak başka bir yer yok. Mecburen. Mecbur.

İş yetiştiriyorduk diyorum hala.

Yani başka bir şey yok, endişelenecek bir şey de yok.

Endişelenecek çok şey var Eda.

Senin kalbini kırdı, döktü, parçaladı. Sen kalbini koru, kendini koru.

-Güvensene bana ya. -Kızım, güveniyorum ben sana.

Ben o Serkan'a güvenmiyorum.

Hem ayrıldı hem de etrafında bık bık bık--

Çok affedersiniz, bık bıkınızı bölüyorum, bir saniye.

Bu Serkan eve çıktıysa o zaman Aydan Hanım ne yapıyor?

Ben de bilmiyorum o konuyu ya.

Ben normalde bugün dışarı çıkaracaktım onu da...

...nasıl yapacağım, hiç bilmiyorum.

Aa, bizim sandık otundan götür biraz.

Biz Mardin'de çayını demler, içer... Allah'ım bir güzel, bir keyifli...

...böyle gevşerdik yani.

Harbiden ya, bak çok iyi fikir ha.

Rahatlatır belki gerçekten kadını.

O kadın doğduğu ilk günden beri gergin.

(Melek) Bak, ben sana söyleyeyim. O kadına öyle...

...şu kadarcık, bir çimdik olmaz. O gevşemez öyle.

Ona hamuduyla lazım...

...evladiyelik kepçeler var ya, o kepçeyle atmak lazım onlardan.

Hamut ne?

Hamut, iki nokta üst üste.

Ne bileyim ben? Annem söylerdi işte, oradan kalmış benim aklımda.

Bunların önceliği var. Bunların hemen teslim edilmesi gerekiyor.

Tamamdır. (Telefon çalıyor)

Efendim Serkan Bey?

Leyla, şimdi sana mail attım. Çizimleri attım.

Çıktıyı sen al. Bizzat sen Emre Bey'e teslim et, tamam mı?

Tamam Serkan Bey.

Bir de IT'cilerin yazıcıyı incelemesini istiyorum.

Kimin saat kaçta ne bastığını görebiliyorlar mı bakalım.

Tamamdır Serkan Bey, hallediyorum.

Bunları acilen gönder, ben sonra uğrayacağım.

(Müzik...)

(...)

Merhaba hocam.

Hocam, ben hazırım da size bir şey sormak istiyorum.

Yani benim yaşımda birisinin böyle...

...tayt falan giymesi... Bir eşofman altı mı giysem?

Tayt gayet güzel. Çalışmamız için de oldukça uygun.

Ayrıca yaşınızı kimseye söylemeyin. Çok genç gözüküyorsunuz.

Tamam. Teşekkür ederim. Görüşmek üzere.

Eh!

İyi işte, hiç de fena değilim yani.

Evet.

(Aydan) Ayy!

Yandım.

Nasıl güzel oluyor soframız.

Nerede kaldı bu Serkan?

(Seyfi) Gelir birazdan.

Oo!

Yine mi tayt?

Onur Hoca tayt dedi, ben de tayt giydim.

Alptekin, göz var izan var, değil mi?

Yani bu Onur Hoca git kör kuyuya atla dese, atlayacaksın.

Onur aşağı, Onur yukarı.

Hadi görüşürüz.

(Seyfi) Aa!

O kadar uğraştık şu Alptekin sağlıklı yiyecekler yesin diye...

...bu Onur denen adam geldi, değişti adam.

Vallahi Onur Hoca kimse bayağı ikna edici birisi belli ki.

Hadi, pankekler soğuyor, götürelim artık.

Evet de Serkan gelmedi. Isıtırsın.

(Telefon çalıyor)

Hah, arıyor.

Canım, günaydın.

Nasıl geçti ilk gecen?

Aman tamam, şimdi anlatma. Kahvaltıda anlatırsın.

(Aydan ses) Yüz yüze daha heyecanlı.

Anne, ben bu sabah gelemeyeceğim.

Nasıl gelemeyeceksin?

Serkan, söz vermiştin ama.

Haklısın ama ufak bir krizle uğraşıyorum.

O yüzden onu atlattıktan sonra ilk fırsatta geleceğim, tamam mı?

Tamam canım, tabii, anlıyorum durumu.

Görüşürüz.

Hadi öpüyorum.

Bir daha ne zaman göreceğim oğlumu?

Gelmeyecek işte.

Oyalıyor beni.

Aydan Hanım, demeyin öyle.

Eğer gerçekten gelemiyorsa vardır bir nedeni Serkan Bey'in.

Yok, gelmeyecek.

Çekti gitti.

Ben de bu evden çıkamıyorum.

(Aydan) Niye çıkamıyorum?

Üç çay bardağına bir tutam, acil.

(Aydan ağlıyor)

Aydan Hanım.

Toparlayın lütfen kendinizi. Bakın, ben sizin için geldim.

Bugün dışarı çıkmayı deneyeceğiz.

Tamam.

-Sağ ol Eda. -Gelin böyle.

Üç çay bardağına bir tutam.

Bir tutam.

Müsait misin? Günaydın.

Yalnızsın bugün.

Serkan ve Eda dışındaki herkes şantiyede.

Ben de şantiyedeydim.

Birkaç dosya almaya geldim. Sabaha kadar oradaydım.

Nasıl gidiyor inşaat?

Ekip harıl harıl çalışıyor.

Pırıl ve Engin de organizasyonun başında.

Ben de her tarafa koşturuyorum işte.

Sen de çok üzüldün, sonuçta senin müşterindi.

Öyle, evet, üzüldüm.

Ama Emre'yle konuştum, çizimleri gösterdim. O da çok beğendi.

Bence büyük ihtimalle bizi mahkemeye vermekten vazgeçecek.

Dava falan açmayacak.

İnşallah. Serkan inşaat bittikten sonra...

...uluslararası bağımsız bir kuruluştan sağlamlık belgesi alalım diyor.

Çok iyi fikir, çok mantıklı.

Peki, sen nasılsın Selin?

Bilmem. Yani...

...Serkan bu işin arkasında birinin olduğunu düşünüyor.

Eda da benden şüphelendi. Olacak iş değil.

Serkan neden birinden şüpheleniyor ki?

Biri rakamlarla oynamış Efe.

Anladım.

Sen olamazsın, değil mi?

Selin, ben bu holdingin ortağıyım, neden kendime böyle bir kazık atayım?

Böyle bir şey yapmam.

Doğru. Ama yani şundan eminim...

...Serkan bu işin arkasında kimin olduğunu bulmadan işin peşini bırakmayacak.

(Telefon çalıyor)

Pardon.

Alo?

Evet, benim.

Benim evim mi? Emin misiniz?

Tamam, hemen geliyorum.

Benim evimde su borusu patlamış.

Herkes de şantiyede, benim hemen gitmem lazım Efe.

Tamam.

Geçmiş olsun. Bir şeye ihtiyacın var mı?

Çok sağ ol.

Aydan Hanım?

Aydan Hanım!

İyi misiniz?

Ay, bu çok güzel bir şey.

İyi de daha fazla içmeseniz mi? Seyfi Bey.

Ay!

Eda, biliyor musun, sen de çok güzelsin.

Seyfi, sen bile güzelsin.

(Aydan) Bana bak.

Ama ben nasıl güzelim.

Seyfi...

...herkesi çağır, bütün herkesi, şu güzelliği bir görsünler.

Şahit olsunlar ya şu Eda'nın güzelliği...

Saçlarına bayılıyorum.

Her türlü oluyor. Bak, böyle atkuyruğu da güzel oluyor...

...topuz da güzel oluyor. Açık bırakınca daha da güzel.

Sanki bu kıyafete açık mı gider Eda?

-Kaç tutam koydunuz? -Üç.

-Ne? -Üç dediniz.

Demedim.

Benim matematiğim zaten kötü, niye bana verdiniz ki?

Ben seni hep baştan yaratmaya çalıştım ya...

...bak şimdi, itiraf ediyorum. Ama itiraf...

(Aydan gülüyor)

Niye biliyor musun?

Ben böyle ham bir kumaşı işlemek istedim böyle.

Teker teker işlemek istedim, ondan Edacığım.

Böyle.

Aydan Hanım, hazır mısınız?

-Neye hazır mıyım? -Dışarı çıkmaya.

Hazırım. Hadi çıkalım!

Ben tutamları karıştırdım.

(Eda) İyi yapmışsınız. İyi gidiyor.

Ne olursa olsun yanınızdayım, bekleyin!

(Aydan) Hadi.

(Aydan bağırıyor)

(Aydan) Ta tatam!

İşte benim emektar.

Bu nasıl güzel bir araba.

Aydan Hanım, sizden hiç beklemezdim.

Seyfi, anahtar.

Hayır, yok. Bence artık içeri girelim.

O olmadı yani... Aydan Hanım, siz bu hâlde araba kullanamazsınız.

Bence biz şey yapalım, biz bunu bir gün deneyelim, başka zaman.

Canım, ben bunu gözü kapalı kullanırım.

Aydan Hanım, siz dışarı çıkmayalı bayağı yollar, semtler değişti. Yapmayalım.

Seyfi, anahtar.

Maceraya hazır mısın bebeğim?

Hazırım.

Ama ben kullanacağım.

Tamam.

Ay, çok korkuyorum!

Ama olsun, hadi binelim.

Ben de çok korkuyorum.

(Eda) Hadi.

Ay, bu sesi nasıl özlemişim.

Oo!

(Aydan) Özgürlük!

(Aydan bağırıyor)

Aa!

Selam Ayfer abla.

(Ayfer) Kim gelmiş.

Çalışmak için çiçekçiye müşteri kabul ediyor musun?

Her zaman.

Ofiste biraz sıkıldım Ayfer abla, orası sıkıcıydı.

Böyle burası açık hava, açık alan falan iyi gelir diye düşündüm.

Bir de biraz konsantre olamadım orada.

Sen iyi misin?

İyiyim.

-Her şey yolunda? -Yolunda.

Anladım, sen geç, ben çay getireyim.

Sağ ol Ayfer abla.

(Hareketli müzik)

(Telefon çalıyor)

Al bakalım.

Alo? Efendim Ferit, bir şey mi oldu?

Yoo, nasılsın diye aradım.

İyiyim.

İyiyim.

Sonra konuşsak olur mu? Şu an çalışmak için çiçekçiye geldim de çünkü meşgulüm.

Sen şu an bozuk musun bana hâlâ, trip mi atıyorsun?

Ben?

Yok canım, ben niye trip atayım ki sana?

Sen de beni iyice tripli biri yaptın. Yani yanlış tanıyıp duruyorsun.

Neyse, sonra konuşuruz, olur mu? Çalışmam lazım benim, görüşürüz.

Evet, her şey yolunda.

Yolunda Ayfer abla.

Sen? Sen iyisin.

Ben iyiyim, sakin bugün. Hava da çok güzel.

Buraya gelince içim açılıyor.

Ah, benim de.

Aa!

(Aydan) Oraya bir sürü gökdelen yapmışlar.

Aa! Burası da değiş...

Ay, şuna bak, bu yoktu burada.

Başka bir şehir olmuş.

En sevdiğiniz yeri söyleyin, sizi oraya götüreyim.

Beni denize götür. Denizi görmedim yıllardır.

Seyfi Bey, ne tarafa gidelim? Biliyorsunuzdur.

O zaman Boğaz'a gidelim.

Beni denize götür, çok özledim denizi.

Ama burada bu yoktu.

Her şey ne kadar farklı. Aa!

(Aydan) İnanamıyorum.

(Müzik)

Balıklar, ben geldim!

Sizi çok özlemişim.

Sizi böyle keyifli görmek ne kadar güzel.

Sayende Eda.

Sen ne kadar iyi bir kızsın.

Size bunu hatırlatırım ama.

(Aydan) Tamam, hatırlat.

Deniz!

Ne kadar kolaymış dışarı çıkmak.

Bir adım, bir adım daha, bir adım daha...

...bir adım daha, dışarıdayım!

Oo!

Hadi oğluma gidelim.

Daha dolaşalım, değil mi Seyfi Bey?

Aydan Hanım, acaba çıkmışken biraz gezsek mi? Hemen gitmesek mi?

Hayır, Serkan'a gidelim.

Hadi.

Peki, madem istiyorsunuz.

Serkan, bekle beni, geliyorum oğlum.

Selam.

Selam. Senin burada ne işin var Ferit?

Çok sevdiğim biri için bir çiçek almam gerekiyordu da.

Bizim ofisin geleneği olmuş herhâlde burası, herkes burayı önerdi.

Evet, öyle oldu.

O çok sevdiğin biri çok şanslı. Gelebileceğin en güzel yere geldin çünkü.

İyi, güzel. Sevindim o zaman.

Ayfer Hanım?

Ayfer abla şu tarafta, istersen çağırabilirim.

Yok, yok. Ben giderim. Bu taraf?

-Evet. -Sağ ol.

"Çok sevdiğim birine çiçek almaya geldim."

(Ferit) Ayfer Hanım.

Merhabalar. Nasılsınız?

Tanışmıştık daha önce ama Ferit ben.

Aa, evet, hatırladım. Eda'nın iş arkadaşı.

-Aynen öyle. -Nasılsınız?

-Sağ olun. Siz nasılsınız? -Sağ olun. Teşekkürler.

Benim için çok önemli olan birine...

...üzgün olduğumu anlatmak için bir çiçek istiyorum ama...

...yardımcı olabilir misiniz?

Tabii ki siz hiç merak etmeyin, emin ellerdesiniz.

Geçin oturun, ben hazırlayıp getireyim.

Tamam. Yalnız... Hah, şurada galiba.

Şu notu da ekleyebilirsek çok sevinirim.

-Tabii, seve seve. -Teşekkürler. Görüşürüz.

Rica ederim.

(Seyfi) Durduramıyoruz.

(Aydan) Hu hu!

Oo!

Anne?

Serkan.

(Aydan) Özgürlük!

Aa, ne güzel ev.

Anne...

...ne-ne... Nasıl oldu bu?

Eda sayesinde.

(Aydan) Ay, şu güzelliğe bak sen.

Hadi sarılalım.

(Aydan) Gel, gel. Hep birlikte sarılalım.

(Aydan) Özgürlük ne kadar güzel bir şey, değil mi?

Aa, Seyfi açıkta kaldı. Gel sen de sarılalım hep birlikte.

(Aydan) Ayy!

(Aydan) Ay, ne güzel ev.

Aa!

Çok modern, çok şık, çok minimal.

Çok tarz.

(Aydan) Peki, ben nasıl güzelim.

(Aydan) Kahve içelim mi?

Kahve makinesi burada.

Kupalar nerede? Kupalar da burada. Dur, kahve içelim, ben koyayım.

Annemin nesi var?

Özel bir çay içti.

Ama dozu kaçırmışız.

Dozu kaçırmışsınız.

Ben yardım edeyim.

İşler biraz karıştı...

Ay, ben sana sonra bir ara anlatsam?

Ne yaptın bilmiyorum ama...

...yine bir mucize gerçekleştirmişsin Eda Yıldız.

Teşekkür ederim.

Ay, şu güzelliğe bak.

(Aydan) Hah!

Ay, ne kadar da güzel bir ev burası Serkan.

Bayıldım.

Aa, birisi kapıyı kurcalıyor.

Çok güzel. Bir tuhaflık var.

-Seyfi? -(Seyfi) Selin Hanım.

Aa! Aydan Hanım?

Selin.

Nasıl oldu bu?

Eda sayesinde. Ay, şu güzelliğe bak.

Senin ne işin var burada?

Evimi su bastı da...

...bu evin boş olduğunu söylediler bana. Bir süre burada kalırım demiştim.

Sen daha taşınmayacaktın hani?

Otel yok mu çocuğum? Yani çok tuhaf şeyler. Otel.

Annenin kafası hepimizden daha normal bence.

Neyse, hoş geldin. Kahve?

(Selin) Teşekkür ederim.

Getire getire bu kupayı mı getirdin bu eve?

Seyfi?

Aa, yanlışlıkla gelmiş.

(Geçiş sesi)

Sence kendi ruh hâlimi anlamam için bir kupaya mı ihtiyacım var?

Biraz mantıklı olma ya. Yani birazcık arama mesela mantık.

Bak, üzüntülüysen siyah...

...mutluysan beyaz, heyecanlıysan mavi, âşıksan kırmızı.

Çok eğlenceli, bence bir dene.

(Geçiş sesi)

Kırmızı, tam tahmin ettiğim gibi.

Kırmızı en sevdiğim renk.

Ben onu alayım, size yenisini vereyim.

Ben alayım onu.

Ben alayım mı onu?

Peki.

(Aydan) Peki, biz neden dans etmiyoruz, niye oturuyoruz?

(Aydan) Müzik yok mu? Hadi gelin. Müzik nerede Serkan?

(Aydan) Seyfi.

Yani ortam biraz karışık ama ben bir süre burada kalırım diye düşünmüştüm.

-Nasıl yapalım? -Haklısın.

Ben biraz erken taşınmış oldum.

Şöyle yapalım, konuşabiliriz.

Ama biliyorsun, birkaç oda zaten boş. Ama şey, daha sonra konuşuruz.

-Tamam. -(Serkan) Tamam.

Aydan Hanım, hadi gidelim lütfen.

Evet, hadi.

Daha ofise gideceğim, lütfen.

Serkan, evin çok güzel, ben yine gelirim.

Çok güzel.

Serkan, görüşürüz.

(Serkan) Eda.

(Aydan) Selin'in ne işi var çocuğumun evinde, onu anlamadım.

(Ferit) Aa!

Ferit Bey, buyurun.

Teşekkür ederim. Ellerinize sağlık.

Ceren, gerçekten söylediğin kadar varmış, harika görünüyorlar.

Evet Ayfer abla, çok güzel gözüküyorlar.

Ellerine sağlık. Yine içim açıldı.

Üf! Bir şey değil.

Zaten Ayfer Hanım'ın bir çiçekleri, bir yemekleri çok meşhurmuş galiba.

Yani Serkan Bolat'a bile diyet bozdurduğuna göre.

Biz buralarda pek o isimden hoşlanmıyoruz.

Haklısınız, çok haklısınız. Pardon.

Ee, bir gün ya da bugün, bu akşam bize gelin.

Hem Mardin yemeklerinin de tadına bakmış olursunuz.

Ceren?

Ben hiç zahmet vermek istemem.

Çok sağ olun. O yüzden söylemedim zaten. Teşekkürler.

Yok canım, ne zahmeti. Ceren, sen?

Benim de zaten bu akşam biraz işim vardı da Ayfer ablacığım.

Aa, çok güzel. İtiraz istemiyorum, ikinizi de yemeğe bekliyorum.

Tamam. O zaman ben akşam geliyorum.

-Tamam, çok güzel. -Çok teşekkürler.

-Rica ederim. -Hoşça kalın. Görüşürüz.

Çiçeklerini unuttun.

Unutmadım Ceren, unutmadım.

Hoşça kalın.

Unutmadım mı dedi?

(Ferit dış ses) Seni kırdığım için özür dilerim.

Hâlâ işin var mı?

Yani bilmiyorum, karar vermedim hâlâ.

Sen kararını çoktan verdin.

Eda, ben diğer projeye bakayım, sen de evin çizimlerini bitir, olur mu?

-Çok az kaldı zaten. -Tamam.

Eda, sana bir şey soracağım.

Sor.

Serkan bu son yaşadığımız olayla ilgili sence kimden şüpheleniyor?

Bilmiyorum.

Senden olduğunu mu düşünüyorsun?

Yani bilmem. Benimki sadece bir his, öyle gibi sanki.

Serkan hakkında konuşmasak olur mu?

Olur, peki.

Hatta ne dersin, bu akşam birlikte yemek mi yesek?

Vallahi çok iyi fikir, benim de ihtiyacım vardı. Tamam, yapalım.

Yapalım.

Kolay gelsin.

Ne haber?

Pırıl, konuşabilir miyiz?

Ne oldu? Baktırabildin mi hafıza kartına?

Baktırdım. Ama 24 saatte bir siliniyormuş onlar, gitmiş.

Teknik ekiple konuştun mu?

Konuştum, onlarla konuştum zaten, kurtaramıyoruz diyorlar.

Peki, o zaman senden bir şey rica edeceğim.

Şimdi toplantı yapacağız ya...

...toplantıda hafıza kartına baktırdığını söyle...

...ve yakın bir zamanda her şeyin çıkacağını anlat.

Serkan, bana yalan söyletme, lütfen rica edeceğim.

Pırıl, lütfen yap bunu.

Off! Tamam Serkan.

-Senin için yapıyorum ama. -Tamam.

-Engin nerede? -Arayayım.

Arasana.

Efe, Eda.

Engin, toplantıya giriyoruz. Tamam.

Erdem, hayırdır? Şantiyeden mi böyle?

Şantiyeden.

Ben dedim, ben beyin gücüyüm yani. Bana göre değil şantiye falan.

Benim kafamı kullanacaklar da iş...

Geldi seninki.

İyi şanslar Erdem.

Ne yapıyorsun?

-İyi. Sen ne yapıyorsun? -İyi.

-Niye arayıp duruyorsun beni? -Bir kere aradım seni.

-İşte arama. -İyi, aramam.

-Kahve ısmarlayayım mı? -Olur.

İyi, gel.

Kafesçioğlu çiftinin evinden geliyorum. Tadilat tamam.

Bitmiş. O yüzden hepinize çok teşekkür ederim.

Aynı zamanda çizimleri de yetiştirdik. Onlar da teşekkür etti.

O yüzden bu konuyla alakalı bir sorunumuz yok.

Ben de az önce Emre'yle konuştum, mahkemeye vermekten vazgeçti.

Dava falan olmayacak. Bu mesele de böylece kapanır.

Benim için kapanmadı.

Serkan, yazıcının hafıza kartı silinmişti ya...

...ben teknik ekiple görüştüm, onlar kurtarmaya çalışacaklar.

Harika.

Şimdi ne yazık ki içimizden biri...

...yazıcıdaki rakamlarla oynamış.

Ama Pırıl'ın dediği gibi yakın bir zamanda kimin yaptığını öğreneceğim.

Çünkü IT'ciler kartı bir şekilde kurtaracaklar. Kurtardıkları takdirde...

...kimin Leyla'yla aynı saatte çıktı aldığını görebilmiş olacağız.

Tamam mı? Teşekkürler. Toplantımız bitmiştir.

Eda, bir kalır mısın?

(Müzik)

Ben seni aradım.

Aradın.

-Açmadın. -Açmadım.

-Bir şeyden mi korktun? -Ben?

Neyden korkacağım?

Şarkı söylediğimden beri çünkü...

...bir soğudun bana da o yüzden.

Yoo.

Yoo.

Yemeğe çıkarayım mı seni?

Olmayacak, değil mi?

Tamam.

Akşam 20.00'de Ayfer ablalara gel.

Tamam, 20.00'de alırım ben seni.

Akşam 20.00'de Ayfer ablalara gel.

Anladım.

Öpüyorum. Sağ ol.

Kafesçioğlu çiftinin peyzaj çizimleri.

İki günde bitirdin.

Yani eminim çok güzeldir. O yüzden bakmama bile gerek yok.

Bakma o zaman.

Efendim?

Hayatında ilk defa bir şeyi kontrol etme.

Bana gerçekten güveniyorsan direkt gönder Emre Bey'e.

Güven demek budur.

Bakarız.

Efe'yi köşeye sıkıştırdım, farkında mısın?

Fark ettim, blöf yapıyorsun.

Bu akşam yemeğe çıkaracağım ve kendisine itiraf ettireceğim her şeyi.

-Çok geç. -Efendim?

Çok geç.

-Çok geç? -Evet.

Ne demek çok geç? Bu akşam çıkacağım.

Ben çıkıyorum bu akşam Efe'yle yemeğe.

Ne? Neden?

İş için mi, özel bir şey mi? Yani hangi sıfatla çıkıyorsunuz...

...anlamak istedim.

-Şöyle... -(Serkan) Evet?

...Efe sana itiraf etmez ama bana eder.

Sana bunu yapanı bulacağım demiştim, bulacağım.

Peki, bir şartla kabul ederim.

Kabul etmeme seçeneğin mi var?

Benim dünyamda ben kabul edersem olur.

Çok iyi. Kamyon yazısı mı, ben hiç duymadım.

Telefonunu acık bırakacaksın ve ben her şeyi dinleyeceğim.

Sen kimin dünyasında yaşıyoruz sanıyorsun acaba?

Duyacaklarına katlanırsın o zaman.

Kamyon.

Uçak.

Hişt! Ne haber?

-İyiyim, sen? -İyilik.

Çok rahatladım. Şu tadilat işini çözdük, dava geri çekildi. Çok mutluyum.

Gerçi Serkan bu işin peşini bırakmayacak gibi.

Kim olduğunu bulmaya çalışıyor. Oradan maraz çıkacak ama.

Ruh sağlığımız için inşallah Efe çıkmaz.

-Bana bak. -Efendim?

Bugün bir an önce bitse de evimize gitsek, değil mi?

Eve geldiğinde çok mutlu olacaksın çünkü benim sana bir sürprizim var.

Ne diyorsun?

Ama ben şimdi daha çok heyecanlandım.

Benim biraz zamana ihtiyacım var.

O yüzden bir tık daha geç gelmen lazım eve.

Olur.

Her şey harika gitmiyor mu?

Buradaki herkes ilişkimizi biliyor.

Biz seninle birlikte yaşamaya başlayacağız. Süper ya!

Evet. Bir minik pürüz dışında.

O pürüzler de artık senin ellerinden öper.

-Nasıl istersen öyle olsun. -Hallederim.

-Hadi baybay. -Hallediyorum.

Ben çıkıyorum, sen ne yapacaksın?

Ben bu akşam restoranda yemek yiyeceğim.

-Yalnız mı? -Evet.

Yani şöyle...

...Eda ve Efe'yi izleyeceğim.

-Eda'yı mı, Efe'yi mi? -Efe'yi.

Ben de geleyim istersen, yalnız kalma.

Tabii. Yani nasıl istersen, olur.

Efe yaptı mı gerçekten böyle bir şey?

Evet.

Arabayı.

Gelsene benimle, şimdi iki araba gitmek saçma olur.

-Olur, haklısın. -Hadi.

-Suzan. -(Suzan) Buyurun Serkan Bey.

Bu şimdi Eda'nın peyzaj çizimleri Emre Beyler için.

Bunu lütfen ulaştırabilir misin kapalı bir şekilde?

-(Suzan) Tamam, merak etmeyin. -Teşekkürler.

Teşekkür ederim.

Sağ ol.

Tertemiz oldu.

-(Engin) Ben geldim. -Hoş geldin.

O elindekiler ne öyle?

Şey, akşam maç var ya.

Beraber izleriz diye düşünmüştüm. Buraya ne oldu böyle?

Yoga!

Yoga?

Yoga matlarını koydum, birlikte yoga yaparız diye düşündüm.

Çift aktivitesi. Sen hep istiyordun ya, ne dersin?

Çok iyi düşünmüşsün de...

...arada televizyon falan izlemez miydik Pırıl?

Akşam maç var ya.

Bak, bunu bir adaptasyon süreci olarak düşün.

Sonuçta bu kadar büyük bir değişiklik benim bünyeme ağır gelebilir.

Televizyon yatak odasında, git getir Engin.

Bunları da benim elime verdi, bunlar da bana kaldı.

En son kariyer yapıyordum ben. Of!

Aydan Hanım, gerçekten sizinle gurur duyuyorum.

Bugün yaptığınız şey olağanüstüydü.

Değil mi?

Ay, teşekkür ederim. Hâlâ etkisindeyim.

Ben oğlumun evine gittim.

Çok dağıtmadım, değil mi?

Yok. Zaten uyuyup uyandıktan sonra iyice toparladınız.

(Seyfi) Ama Eda Hanım'ın katkılarını da unutmayalım.

Asla, onun hakkını kesinlikle yiyemem. O kızda bir şeytan tüyü var ya.

-Melek tüyü diyelim. -Melek tüyü diyelim.

(Alptekin) Of! (Boğazını temizliyor)

(Alptekin) Var ya, bacaklarım tutmuyor. Ah ah!

Hayatımın en yoğun antrenmanını yaptım.

Belki ben de onu görebilirim. Tam da onu açıklayacaktım sana.

Bak, videosu da var.

(Alptekin) Görüyor musun, nasıl?

Kaslar yavaş yavaş belirmeye başlamış, değil mi?

Bak, ha? Eski hâlini alır mı dersin?

-Bu kim Alptekin? -Onur Hoca, hani bahsetmiştim ya.

-Onur Hoca bir kadın mı? -Evet.

Ne güzel, bravo! Çok sevindim.

Bak! Of, evet ya.

Yani... Çok iyi ya.

Sen bir şey mi söylüyordun?

-Tayt çok yakışmış. -Anladım.

Evet, Onur Hoca da öyle söyledi.

-Öyle mi? -Hayır.

-İma ettin bir şeyi. -Yok.

Anlamadım... Neyse.

-Çok yorgunum, duş almam lazım. -Tabii, duş al sen.

-Niye söylemediniz? -Bir süre daha öğrenmesin.

Sakın söyleme Seyfi.

Hişt!

(Efe ses) Yemeğini beğendin mi?

(Eda ses) Harikaydı. Baksana, senden önce bitirmişim.

Patates kızarmasıyla şef kalbimi kazandı.

-Afiyet olsun. -Teşekkür ederim.

Bugün çok zor bir gün atlattık, değil mi Eda?

Serkan Bolat'la hangi gün kolay ki?

(Efe ses) Bu aralar sizin aranız bayağı kötü galiba, ne dersin?

Evet. Şöyle söyleyeyim, bana bir gram güvenmeyene ben hiç güvenmem.

Güveniyorum.

Serkan, yemeğine dokunmadın bile. Ne konuşuyorlar?

Hiç.

Hiç. Ee...

Bana iltifatlar yağdırıyor kendisi.

Bu arada bugün çok şık olmuşsun.

Teşekkür ederim.

Eda, özel olmayacaksa sana bir şey sormak istiyorum.

İstediğini sor Efeciğim.

Ya!

Serkan'la neden ayrıldınız?

İşi her şeyden önemliymiş...

...ben de engel oluyormuşum.

-Sen ciddi misin? -Serkan çok ciddi bu konuda.

Senin gibi birisini sırf işine yönelmek için mi terk etti?

Bu delilik.

-Serkan, sakin olur musun? -Efendim?

Ne konuşuyorlar?

Bir de bana deli diyor.

Sen hem çok akıllısın, hem çok yeteneklisin, hem güzelsin.

(Efe ses) Yani...

Teşekkür ederim. Bunları duymak çok güzel.

Umarım ben de bir gün değerimi bilen biriyle karşılaşırım.

(İç çekiyor)

Bulurum elbet ya.

Serkan, istersen kalkalım.

Hayır.

Serkan'la çalışmak gerçekten çok zor. Çok.

Ama iyi ki sen varsın.

(Efe ses) Senin varlığın her şeyi çok kolaylaştırıyor, katlanılır kılıyor.

Seninle çalışmak da çok güzel. Patronumsun, iyi ki varsın.

Bu arada Serkan bana da bayağı bayağı kafayı taktı zaten.

Evet, bayağı taktı.

Dur ben şunu bir arayayım bakayım.

(Meşgul çalıyor)

Meşgul çalıyor, birisiyle konuşuyor herhâlde.

Evet.

O kesin bir müşteriyle konuşuyordur.

Yani hiç telefonu susmuyor ki. İşkolik.

Aç telefonunu. Aç!

Burada konuşacağız.

Eda, bu arada ben bir şey sormak istiyorum.

Serkan bu çatı çökmesi meselesiyle ilgili sence kimden şüpheleniyor?

Senden. Yani muhtemelen.

Bilmiyorum. Ama yazıcının hafızasını kurtardılar.

Yarın her şey belli olur. Senin yapmadığını anlayınca da rahatlar.

Benim bu konuyla ilgili Serkan'la konuşmam gerekiyor, en kısa sürede.

Öyle mi? Ne konuşacaksın?

Bir şey mi biliyorsun çatının çökmesiyle ilgili?

İkinizle de konuşacağım Eda.

Söz.

Peki. (Telefon çalıyor)

Buna bakmam lazım izninle.

İzninle.

-Ne var? -Ne yaptığını sanıyorsun?

-Ha? -Ne konuda?

Telefonunu aç Eda.

Seni aradı, anlamasın diye kapattım.

-Peki, şimdi açabilirsin yani. -Hayır, açmıyorum.

-Bundan sonrası ikimizin arasında. -O ne demek?

Galiba benim hakkımda olumsuz diyecek bir şeyin kalmadı.

Hıh!

Dünya sandığın gibi senin etrafında dönmüyor Serkan.

Biz ortak noktalarımızdan bahsediyorduk.

-Ortak noktalarınız? -Öyle.

-Onlar neymiş? -Ben görevimi yaptım Serkan.

-Ne görevi, ne? -Evet.

-Daha bitmedi görevin. -Ben görevimi tamamladım, merak etme.

Yazıcının hafızasının kurtarıldığını söyledim.

Yarın her şeyin belli olacağını söyledim.

Şimdi de izninle Efe'nin yanına gidiyorum.

Bu arada Efe yarın seninle bir şey konuşacakmış.

-Ne konuşacak? -Afiyet olsun Selin'le size.

Bir dakika Eda.

Şimdi masama gideceğim...

...Selin'i bir taksiye bindireceğim. Sonra seni alıyormuş gibi...

...mekâna giriş yapacağım. Tamam mı?

O yüzden uzatma, tatlı falan yemeyeceksiniz...

...benimle çıkacaksın buradan.

Ben bekletmesem mi?

Eda, senin benimle derdin ne?

Seninle derdim mi ne?

Ben seni anlamıyorum Selin. Bir öylesin, bir böylesin.

Nasıl bir insansın?

-Konu Serkan, değil mi? -Konu her zaman Serkan'mış.

Serkan'a hâlâ âşık olduğun gün gibi ortada.

-Efendim? -Yanlış bir şey mi söyledim?

Ben diyeceğimi dedim. Efe'nin yanına gidiyorum müsaadenle.

Benimle uğraşmayı bırakıp mantıklı bir hedef bulmana sevindim.

Selin, ben seninle uğraşmıyorum. Sadece birkaç soru sordum.

Ama seninle uğraşsaydım, emin ol bilirdin.

Yani bu uğraşmamış hâlim.

Ben yemek derken bunu kastetmemiştim ama.

Niye?

Seni bu gece bu şehirdeki en leziz yemeklerin olduğu sofraya davet ettim.

Afiyet olsun.

Ceren, beni kırmayıp geldiğin için çok teşekkür ederim.

Ne demek Ayfer ablacığım, her zaman.

Yani Ferit Bey, ben böyle gençlerle vakit geçirmeye bayılıyorum.

İşte onların hayatı nasıl, merak ediyorum.

Onlara sorular soruyorum falan.

(Boğazını temizliyor)

Şimdi ne olduğunu anlamadan...

...birazdan bütün hayat hikâyeni anlatırken bulacaksın kendini.

Korkma, tamam mı?

Ne bileyim, mesela şöyle şeyleri merak ediyorum.

Siz bir ilişkiye nasıl bakarsınız?

Al.

(Boğazını temizliyor)

Ee...

Ben hayatım boyunca hep çok seveceğim birini aradım.

(Ferit) Sonra buldum da.

(Ferit) Ama anladım ki aradığım şey tam olarak bu değilmiş.

Ben, beni de çok sevecek birini istiyormuşum.

Hayatı paylaşmak aslında. İlişkiden beklentim bu.

Anladım.

Ha ha hay diye bir gülme geliyor bana.

Öyle ansızın geliveriyor işte.

Gerçekten benim aklımda bu nikâh masasındaki hezimet olmasa...

...bir anda gözlerim falan dolacak benim.

Çünkü bence bir insanı nikâh masasında terk etmek...

...çok yazık bir şey bence.

-Melo! Melo! -(Melek) Şey...

-Bizim börek ne oldu, bir baksana. -Ben böreğe bakayım.

Yoksa Ferit Bey'e bakacağım belli ki.

Bu arada Melo haklı.

Benim o gün yaptığım şey hoş değildi tabii ki.

Şey, Melo'nun bu hayattaki en büyük korkusu...

...nikâh masasında terk edilmek.

Siz bir şeyleri atlattınız, hayatınıza devam ediyorsunuz ama...

...o kendi kendine bir şeyler yaşıyor, kendi kendine atlatamıyor falan.

Sen takma onu, boş ver.

Hayat, ne zaman ne olacağını bilemezsiniz.

Doğru.

Serkan, biz buraya Efe'yi gözetlemeye mi geldik, yoksa Eda'yı mı?

Efendim? Ne?

Senin Eda'dan ayrıldığını biliyorum ama hâlâ onun etkisindesin.

-Etkisinde? -Evet.

Sana bir tek söz geçirebilen insan o. İlginç değil mi?

İlginç, evet.

Ve orijinal oluyor kendisi.

Yolla şuradan. Yolla, gidiyor adam. Yolla önüne!

Bırak, gidiyor, vallahi gidiyor. Gidiyor! Hadi canım!

Ya ne faulü, ne faulü? Bu faul mü Allah'ını seversen hocam?

Sen as o düdüğü, as! Yapma hakemlik falan!

-Engin! -Ne?

Maçın sesini kıstık, şu an sen bağırıyorsun.

Heyecanlandım biraz, ondan. Özür dilerim.

-Yoga yapıyorum. -Tamam.

-Tamam mı? -Yap.

-Sakin. -Tamam, sen yap yoganı.

Ama Pırıl...

Pırıl, ben böyle hiçbir şey göremiyorum ki.

Birazcık diğer tarafa doğru yapsan şunu olmuyor mu?

-Pırıl bak, gol kaçıyor, gol kaçıyor! -Engin!

Burada sakinleşmek için yoga yapıyorum, pozisyonları kaçıyorum diyorsun.

Senin pozisyonlarını mahvederim Engin!

Biz şu aynı eve çıkma işini bir düşünelim.

Bunu masaya yatıralım, bir toplantısını yapalım bunun.

Tamam mı? Şu an değil. Başka bir zaman yapalım bunu.

Şu an değil. Şu an geldiler bana. Ben gidiyorum şu an.

Gittim ben.

(Neşeli müzik)

-(Serkan) Sen bitirdin mi? -Bitti.

-Ben de yemeyeceğim. Kalkalım mı? -Olur.

Tamam, istersen ben bir taksiye bindireyim seni.

Öyle ayrılırız.

Olur ama aynı yere gideceğiz, bekleyebilirim.

Yok, hiç gerek yok.

-Benim başka işlerim var. -(Selin) Peki.

-Çok güzel bir geceydi. Teşekkür ederim. -Benim için de öyleydi.

-Hesabı isteyelim mi? -Olur, isteyelim.

-(Efe) Hesabı alabilir miyiz? -(Kadın) Tabii efendim.

Bu arada yapalım bunu ara sıra. İş dışında muhabbet etmek güzel oldu.

-Pek iş dışında olmadı ama. -Olsun.

(Efe) Teşekkürler.

-Olmaz. -Eda lütfen, hesabı erkek öder.

O ne demek ya?

Biz iş arkadaşıyız ayrıca. Alabilir miyim?

Bizde böyle oluyor.

Kusura bakma Efeciğim, bizde de böyle oluyor.

Oldu o zaman, size iyi akşamlar.

-İyi akşamlar, hoşça kalın. -(Ceren) Görüşürüz.

(Figen gülüyor)

(Ayfer) Bak bak, gelişe bak. (Ayfer gülüyor)

Evet Ayfer abla, Ferit sende nedir, anlat.

Bendeki Ferit?

İyi çocuk.

Ama ondaki ayrılık ateşi daha sönmemiş.

Yani yeni bir ilişkiye başlayabileceğini hiç sanmıyorum Ceren.

Tüh tüh!

-Bu nasıl yorum ya? -Ne nasıl yorum? Yorum işte.

Allah Allah!

Bir şey söyleyeceğim, ben şimdi şöyle kafamın içinde bir küçük tur attım.

Benim aklıma şöyle bir şey geldi. Sorgu koltuğu var ya...

...şimdi sorun onda olabilir mi acaba?

Çünkü kim geldiyse hep bir problem çıktı.

Serkan geldi, sözleşme mevzusu.

Kaan geldi, evlerden ırak. Çocuk yalancı çıktı.

Bu Ferit, altını kırmızı kalemlerle çiziyorum ki...

...bir kadını nikâh masasında terk edip gitti.

Bence sorun bu koltukta olmalı.

Koltukla alakası yok. Sorun sizin seçimlerinizde.

Çekil. Çekil!

Yani... O zaman yani sorun...

...bende mi? Bende mi olmuş oluyor sorun?

Yok, sorun sende değil de. Bence sorun koltukta.

Bence biz bu koltuğu atalım evden gitsin.

Yak!

Depoda ikincisi var, çıkarır onu koyarız, ne olacak! Anlamaz bu.

(Ayfer) Hemen gelip mutfakta bana yardım ediyorsunuz.

(Efe) Serkan?

-Beni şaşırtıyorsun, hayırdır? -Eda'yı almaya geldim.

Neden?

Çünkü konuşacaklarımız var ve seni eve bırakacağım.

Peki.

-Ben de seni aradım ama meşguldün. -Öyle mi?

Seninle konuşmak istediğim şeyler var. Vaktin olduğu bir ara.

Tamam, konuşalım.

-Şimdi burada mı? -Neden olmasın?

Peki. Zaten söyleyeceklerimi Eda'nın da duymasını istiyorum.

Yazıcının ayarlarını ben değiştirdim.

Ne?

Yazıcının ayarlarıyla oynarken bir hata oldu...

(Serkan) Evet?

...ve sonra işte bildiğin gibi.

Çatı çökene kadar ben de fark etmemiştim.

Öyle mi? Anladım. Ama şimdi söylemek istedin. Neden?

Hatayı düzeltip, durumu kurtardıktan sonra söylemenin...

...en mantıklı şey olduğunu düşündüm.

Emre'yle de konuştum, onun da bilgisi var.

İstersen ona sorup teyit edebilirsin. Durum bu.

Ama sen de biliyorsun, bir hatanın kâğıt üzerinde hiçbir anlamı yok.

Biliyorum.

Bu konuda elimden gelen her şeyi yaptım, emin ol.

Elinden gelen her şeyi yaptın, öyle mi?

Benim hakkımda boy boy haber çıktı--

Serkan!

Serkan bak...

...biliyorum, bir hataydı ve gerçekten bundan dolayı pişmanlık yaşıyorum.

Ben bu durumu telafi etmek için...

...hem kendi adıma çünkü ben de bu holdingin bir parçasıyım...

...hem de senin adına elimden ne gelirse yapacağım, bunu bil yeter.

Bence artık sen kendine yeni bir ortak bulabilirsin.

Ya da ne yapsanız, yarın mı konuşmaya devam etseniz?

Çünkü burası uygun bir yer değil. Zaten itiraf da etti.

-Bunu başkası biliyor mu? -Dediğim gibi Emre'nin haberi var.

(Efe) Ona az önce bir mail atıp her şeyi itiraf ettim, söyledim.

Maili sana da gönderdim. İstersen oradan kontrol edebilirsin.

Peki.

İyi akşamlar.

(Serkan) Evet, bence kendine yeni bir iş bulsan iyi olur.

Çünkü an itibarıyla Efe Akman...

...hayatımızdan çıkmış oldu.

-İnanmadın, değil mi? -Hiçbir cümlesine bile.

Köşeye sıkıştı, itiraf etti.

Tebrik ederim, yine haklı çıktın.

Gidebilir miyim artık ben? Zaten Selin seni evde bekliyordur.

O yüzden iyi geceler.

Tamam, ben seni bırakabilirim Eda. Ve evet, Selin evde ama...

Senin evinde Selin.

Neden olduğunu gayet iyi biliyorsun. Yanlış bir anlaşılma olduğu için.

Senin evinde ama.

(İç çekiyor)

İyi geceler Serkan.

-Eda. -Ne?

-Hişt, sessiz ol. -Ne?

-Eda. -Ne?

Sakin olur musun?

-Ne istiyorsun? -Bu mu derdin?

Ne olsun derdim?

Asıl senin derdin ne ya?

Hem eski sevgililerim yanımda olsun ama hayatıma sokmayayım.

-Öyle mi? -Eda!

Bu nasıl bir rahatlık?

-Biraz sessiz ol. -(Eda) Olamam.

Zaten Selin bende kalsa ne olacak?

Tabii ya. Umurumda değil, ne olacak ki?

Sen beni kıskanıyorsun bir yandan, bir yandan da karşıma geçmiş...

...eski sevgilinle yemek yiyorsun. Bu nasıl bir rahatlık ya?

-Biraz sessiz ol lütfen. -Olamam!

Ben... Benim seni kıskandığımı nereden çıkardın, pardon?

Öyle mi? Kıskanmıyorsun?

Peki, kıskanma o zaman.

Çünkü bundan sonra karşında bambaşka bir Eda göreceksin Serkan.

O ne demek?

Sen hayatına güzelce devam ediyorsun ya...

...eski sevgilin sende kalıyor...

...ben de hayatıma devam edeceğim demek.

"Yanlışlarımdan ders alacak kadar olgun değilim"

"Bu yalan bir mecburiyet, yoksa sana vurgun değilim"

"Ama gözlerimde bir ışık, kalbimin tıkırtısı"

"İçim içime sığmıyor, ya bu neyin kıpırtısı"

"Dön yüzünü gökyüzüne, bak bir aşkın yıldızına, aman"

"Parlayacak, sönecek, biliyorum"

"Her şey olur, her şey biter"

"Bir yıldız gökyüzünde kayar yiter"

"Her şey olur, her şey biter"

"Yalnızlık hep aynaları mesken tutar"

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.