All language subtitles for [Toolbxs]Sen Çal Kapımı 17. Bölüm-Türkçe

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic Download
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English Download
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino Download
fi Finnish
fr French Download
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German Download
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian Download
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal) Download
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian Download
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese Download
sk Slovak
sl Slovenian Download
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish Download
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

(Erkek) Son iki, üç, dört.

("Aytekin Ataş - Sen Çal Kapımı" çalıyor)

(Serkan) "Yanlışlarımdan ders alacak kadar olgun değilim"

(Eda) "Bu yalan bir mecburiyet, yoksa sana vurgun değilim"

"Ama gözlerimde bir ışık, kalbimin tıkırtısı"

"İçim içime sığmıyor, ya bu neyin kıpırtısı"

"Dön yüzünü gökyüzüne, bak bir aşkın yıldızına, aman"

"Parlayacak, sönecek, biliyorum"

"Her şey olur, her şey biter"

"Bir yıldız gökyüzünde kayar yiter"

"Her şey olur, her şey biter"

"Yalnızlık hep aynaları mesken tutar"

(Müzik)

Eda...

...burada ne işin var? -Sen işte değil miydin?

Erken çıktım. Ne yapıyorsun burada?

Annen çağırdı.

Canını sıktı mı?

Oğlu kadar değil.

Gerçekler.

(Müzik)

Of!

(Müzik)

Anne...

...Eda'yı artık buraya çağırmanı istemiyorum.

-Karşılaşacağınızı bilseydim-- -Fark etmez anne, istemiyorum.

(Aydan) Ayrılık sebebinizi bilseydi belki de böyle olmazdı.

Fark etmiyor çünkü artık ayrıldık. O yüzden lütfen ortalığı...

...daha fazla karıştırma.

-Tamam. -Tamam?

Aydan Hanım.

Ee... Sen gitmemiş miydin?

Asıl sebep dediniz.

Sebep ne?

Ayrılmamızın sebebi ne Aydan Hanım?

Bunu Serkan'la konuşsan daha iyi olur.

Hayır, ben sizinle konuşmak istiyorum.

Bana iş olduğunu söyledi. Sebep ne, söyler misiniz?

Edacığım, ben bu konuda konuşamam.

Ama Serkan'la konuşuyorsunuz. Benimle de konuşun.

Aydan Hanım, ben bunu öğrenmeden hiçbir yere gitmiyorum.

Serkan'la...

...sizin birbirinize uygun olmadığınız konusunda konuşmuştuk.

Zannediyorum o da ikna oldu.

Siz...

Siz beni istemediğinizi söylediniz...

...Serkan da sizi dinledi, öyle mi?

-Evet. -Sebep bu yani?

Siz istemediniz ve Serkan sizi dinledi! Ben buna inanmıyorum.

Edacığım...

(İç çekti)

Peki.

Umarım kendinize dilediğiniz gibi bir gelin bulursunuz.

(Duygusal müzik...)

(...)

(İç çekti)

-Eda mıydı o? -Bizi duymuş.

(Duygusal müzik)

Eda.

Duydum Serkan.

Evet, annenle konuşmalarını duydum. Sebep bu mu?

Gerçekten sebep bu mu? Ailen mi?

Neden cevap vermiyorsun?

Eda, annem sana ne dedi, bilmiyorum...

...ama bu benim kararımdı. Tamam mı?

-O yüzden lütfen daha fazla kurcalama. -Neden kurcalamayayım?

-Çünkü sonuç değişmeyecek. -Sonuç derken?

Aramızda her şey bitti.

Tamam.

Kurcalamam.

(Gerilim müziği...)

(...)

(Hareketli müzik...)

(...)

Sol, sağ. Sol, sağ, sol. Sağlam vuruyorsun.

Başka çarem yok kızım. Hayal gücümü kullanıyorum.

Vallahi bu kız melek abiciğim.

Onca olay oldu, bak hâlâ daha annenin evden çıkması için...

...ona yardımcı oluyor.

(Figen) Sol.

Çık.

-Yoruldun mu? -Yorulmadım.

Yorulmadım. Aptallık bende. Aptallık bende.

Niye hâlâ peşindeyim ki? Seni terk etti işte! Terk etti!

Bıraktım artık, bitti. Nefret ediyorum Serkan Bolat'tan.

Nefret ediyorum!

-Engin, susar mısın? -Ne var abiciğim bunda?

Kız hayatını yaşıyor.

Kendine sensiz bir hayat kurmaya çalışıyor.

Hem senin istediğin hep bu değil miydi?

Hata mı yaptık acaba?

Sana söyledim Fifi. Yürüyüşe falan çıkalım dedim.

Kızın bütün kinini şu an kusturuyorsun.

Eda, yavaş mı olsan? Sakatlanacaksın.

Daha deşarj olmadım kızım.

Bak, o ofisteki her erkek tehlikeli.

Sen Erdem'den uzak dur, sen Ferit'ten. Sonra çok ağlayacaksınız.

Tamam Edacığım ama bunu daha sonra başka bir yerde mi konuşsak?

Mesela yemeğe falan gidelim. Ben çok acıktım, yoruldum artık.

Bak, sürekli etrafımda, tamam mı? Sürekli.

Sanki hayatından çıksa ne fark edecek ki?

Vallahi hiçbir şey fark etmeyecek. Evimden bütün eşyalarını çıkarttım...

...hâlâ her yerde o var. Her yerde.

(Figen) Çık.

-Ne oluyor be? -Ne oldu?

Ne oldu?

Midem bulandı.

Tabii ki midesi bulanır çünkü midesiyle bütün organları yer değiştirdi.

-Hadi gidelim, çok acıktım. -Hayır.

Devam, hadi.

-Ya-- -(Eda) Hayır.

Eda, tamam artık, bir dinlen. Bittim.

-(Ceren) Bitti, hadi. -Bitemez!

-Bitemez. -Bitti.

(Hareketli müzik)

(İç çekti)

Ah, Serkan! Senin bu hâlini ne yapacağız abiciğim?

(Hareketli müzik...)

(...)

(Konuştukları anlaşılmıyor)

(...)

(Hareketli müzik...)

Serkan beni araştırıyor.

Gizli ortağımın kim olduğunu sorup duruyor.

Hisselerin yarısı bende...

...ama sanki tek başına ortakmış gibi davranmaya devam ediyor.

Aynen. Ben de ona bana güvenmesi için bir ders vereceğim.

Merak etme.

Bir değişiklik olursa haber veririm.

Tamam.

Görüşürüz.

(Gerilim müziği)

Of, sen harika bir insansın Ayfer abla!

Ellerine sağlık.

Dünyanın en tatlı halası! Çok açım.

Afiyet olsun.

Bu koku ne?

Bilmem. Şey... Melo... Köyden... Peynir gö...

Kızarttım.

Ne oldu?

Üstümüze alınacak bir şey yok Ayfer abla. Biz de anlamadık ki.

Kaç gündür durduk yere midesi bulanıyor.

Spordan çıktık, duş alıyorduk, oradaki şampuandan da midesi bulandı.

Galiba kokulara hassas.

Kokulara?

Ham... Hamile değil?

(Hep bir ağızdan) Yok artık.

-Yok canım, daha neler! -Bence de.

-Saçmalamayalım. -Hamile değildir ya!

Yok canım, ne hamilesi!

-Yok. -Yok.

Yok artık!

-Yok canım. -Yapmayın. Değildir canım.

Siz böyle birbirinize bakıp beni şüphelendirtmeyin, tamam mı?

-Yok. -Yok canım, nereden çıktı!

Yok çünkü zaten kötü kokuyor.

-(Ayfer) Peynir kötü kokuyor. -Kötü.

Ne yaptın, saçına falan bir şey mi yaptın?

Hiçbir şey yapmadım, normal hâlim.

-Kendi hâlim, hiçbir şey yapmadım. -Hadi canım oradan!

-Bayağı şampuanını değiştirmişsin. -Ofisteyiz. Bir şey oldum.

Burası da ortak alanımız. Hah! Engin Bey, Pırıl Hanım.

Gözde Hanım, Emre ve Aslı Kafesçioğlu çiftinin...

...asistanı kendileri. Bugün ofise geleceklermiş.

Bir dakika, ben doğru mu duydum?

Emre ve Aslı Kafesçioğlu bizim ofise... Yani bayağı bizim ofise geliyorlar!

Haklısınız tabii, onlar bir yere gitmez, onlara gidilir.

Efe Bey'i ziyaret edecekler.

Beni de rutin kontrol için gönderdiler.

Ofis güvenli mi, yangın çıkışı nerede gibi.

Benim neden bundan haberim yok? Tam olarak niçin geliyorlardı acaba?

Benim iş tanımımda iş verenlerimin sebeplerini sorgulamak yoktur.

Eminim sizinkinde de yoktur.

Anladım.

Ben patron olduğum için yoktur büyük ihtimalle sorgulamak.

Ee... (Boğazını temizledi)

Öncesinde kahve falan içer misiniz?

Yok, asla kahve içmiyorum ama bitki çayı güzel olabilir.

Evet, bitki çayı da buluruz. Tamam, buyurun.

-Neye bakıyor, sen neye bakıyorsun? -Ne?

-Bakıyorsun. -Neye baktım?

O da bakıyor, sen de bakıyorsun. Neye bakıyorsunuz?

-Her şey tam mı diye bakıyorum. -Tam mı diye bakıyorsun?

-Kız şeye gelmiş işte. -Kız şeye gelmiş?

-Buraya gelmiş. -Aynen, anladım.

-Ben gideyim, sen bir bak bakalım. -Yangın merdivenlerini...

...bazen kilitli tutuyorlar.

(Motor çalışmıyor) Üf!

Dayıcığım hadi, otoparka kadar!

Bak, böyle burada bırakamam. Rezil olacağım.

Bravo Dayı, beni yine rezil ettin!

-Ters yöndesin. -Ters falan yok. Benim yönüm bu.

Öyle mi?

Ne yapayım, Dayı öyle kolay çalışmıyor. Kestirmeden getirebildim.

Dayı zaten çalışmıyor, Eda.

Çalışıyor, buraya kadar geldim.

-Öyle mi? -Evet.

Anahtarını vermeyecek misin?

Merak etme, zarar görmeyecek.

Zararın nereden geleceği belli olmaz.

Öyle mi?

Sen de iyi baksaydın zarar görmezdi.

Senden alacağım en son ders!

Çalıştırabilirsen.

Dikkat et.

Buyurun, Eda Hanım.

(Serkan) Arabana bir şey yapmayacak.

-Aradığım ikili. -(Eda) Günaydın.

-Selam, günaydın. -Ne oldu, bir şey mi oldu?

Emre ve Aslı Kafesçioğlu birazdan buraya gelecek.

-Bildiğimiz? -Aynen.

Ne güzel!

Emre benim üniversiteden arkadaşım. Aslı da onun eşi.

Bunların babadan kalma bir evleri var ve bunun içinde yaşamaya karar verdiler.

Yenilemek istiyorlar.

Bu arada harika bir bahçeleri var ve çiçeklere bayılıyorlar Eda.

Seninle kesinlikle tanıştıracağım.

-Gerçekten mi? Çok sevinirim. -(Efe) Evet.

Güzel. Herhâlde benden bir şey istemeyeceksin. O yüzden--

Hayır, isteyeceğim. Asıl mesele de o zaten.

Zaten bu tadilat bahane.

Adamlar seninle ortak olduğumu duydular ve seninle tanışmak istiyorlar.

Ben de projelerimizden bahsedebiliriz diye düşündüm.

Onların da bazı fikirleri var, geliyorlar.

-Tamam, olur. Güzel. -Tamam.

-Ne zaman geliyorlar? -Birazdan gelecekler. Az önce aradılar.

-(Erdem) Hişt! -Ne?

-Müjdemi isterim. -Ne?

İşten ayrılacak. Bence senin yerine geliyor.

-Ne alakası var Erdem? -Beden dilinden öyle anlaşılıyor.

Anlaşılıyor hemen, bak, beden dilinden anlaşılıyor.

Bir güne kalmaz istifa edecek, bak gör sen.

Bence sen beden dilinden anlıyor olsaydın Fifi'yi çözerdin Erdem.

Şu anda Fifi'yi niye karıştırıyorsun? Neden karıştırdın Fifi'yi?

Sen niye hemen sinirleniyorsun? Sen ayrılmak istiyordun.

Belki istemiyorum Erdem. Belki istemiyorum!

Eğer haklı çıkarsam bana kahve ısmarlayacak mısın?

(Gülüyorlar)

-Emre, hoş geldin. -(Emre) Ne haber?

-Aslı, hoş geldin. -Ne haber?

Oy, bebiş! Oy, çok tatlı!

Siz bana ne zaman söylemeyi--

Geldiler.

Buyurun.

Arkadaşlar, sizi tanıştırayım. Emre, Aslı.

Serkan, Engin, Pırıl.

Aa, oğlumuzun adı da Serkan. Biz Serkan ismini çok severiz.

Öyle mi?

Ne güzel.

Robot Serkan'ımız vardı, bir de bebek Serkan'ımız oldu. Harika!

Şu an sırası değil.

Biz Efe'yle üniversiteden çok yakın arkadaşız.

Serkan Bey, sizinle de yıllardır çalışmak istiyorduk.

-Çok memnun oldum. -Ben de öyle.

-Ayakta kaldınız, lütfen buyurun. -Buyurun.

Aslıcığım, Gözde nerede? Bebeği aldı gitti.

En fazla üç, dört metre ötededir hayatım.

Sen ona söylemedin mi gözümüzün önünden ayrılmaması gerektiğini?

-Nerede bu kız? -(Aslı) Ben Gözde'nin bakıcısı mıyım?

Doğurduğum yetmiyor, bir de 24 saat gözetmek bana mı düşüyor, anlamadım?

Peki Aslı. Sen devam et, ben bir bakayım.

(Aslı) Tamam.

Kusura bakmayın, Emre doğum sonrası sendromu yaşıyor da.

Yok, estağfurullah. Fakat o kadınlarda olan bir şey değil miydi?

Ben mi yanlış biliyorum?

Evet, onu bile yaşamama müsaade edilmiyor artık, düşünün!

Aslıcığım, sen istersen projelerinden bahsetmeye başla.

Tabii. Serkan Bey, biliyorsunuz, bizim birçok uluslararası projemiz var.

Sizinle çalışmak istiyoruz ama hem birbirimizi yakından tanımak...

...hem de bir yerden başlamak için ailemizden kalan evi...

...size yaptırmak istiyoruz.

Memnuniyetle. Hemen bir ekip ayarlayıp başlayabilirler.

Yok, anlatamadım galiba.

Biz Serkan Bolat'ın bizimle ilgilenmesini istiyoruz.

Tabii, Serkan seve seve ilgilenir ama bina tadilatlarından çok...

...Serkan daha önemli-- -Daha önemli derken?

Serkan Bolat'ın bize önem vermesini çok isteriz.

Çünkü Londra'daki dev spor kompleksi, Katar'daki otel projesi...

...ya da-- -Aslı Hanım, sizi gayet iyi anladım.

Merak etmeyin.

Seve seve ben kendim ilgilenirim.

Efe bize bir de bir arkadaştan bahsetmişti.

-Eda. -Eda.

Ne olmuş Eda'ya?

Onun da peyzajımızı yapmasını istiyoruz.

Galiba çiçekçiymiş. İşini tutkuyla yapan birine benziyor.

Öyledir.

Efe?

Eğer Eda isterse, benim için bir mahsuru yok.

Neden istemesin ki?

O zaman ben Serkan'la baş başa kalayım.

Emzirme saati. Bebek Serkan.

-(Engin) Haa, tabii! -Evet.

Tabii ki biz de öyle anladık. Hatta ben size emzirme odasına kadar...

...eşlik edeyim diyecektim. -Teşekkür ederim.

Rica ederim.

(Aslı) Emre!

(Hareketli müzik)

Çok boş bulundum, ondan, yoksa ne alaka, değil mi?

-Bakıcıları mı? -Asistanları.

İlginç bir çift.

Eda, bir de ben kendi işim zor diyordum.

Düşünsene 24 saat Serkan Bey'in bebeğine baktığını.

Ne bebeği Leyla?

Semt. Bebek semti, nadide bir semt.

Kafe var bir tane. Ona gideceğim, onu anlatıyordum.

Sen nane çayını iç, iyi gelir.

(Leyla) İşte bu.

Kafesçioğlu çiftinin evini yapacağız. Sen ve ben.

Efe öyle istedi.

Tabii eğer senin için bir sakıncası yoksa.

Sakıncası yok.

Yani kiminle çalışacağımı kendim seçemiyorum henüz.

Güzel, o zaman gün içinde eve bakmamız lazım.

Tamam, biz seninle çıkarız.

İyi misin?

İyiyim.

Çıkarız istediğinde.

(Eda öksürüyor)

(Hareketli müzik)

İyi misin?

Evet.

İyiyim. Sadece bugün çok midem bulanıyor.

Benim de bulantım var. Midem çok fena oldu.

Ne kadar zormuş. Benim midem hiç böyle bulanmazdı.

-Hamile misin? -Yok. Yok, yok. Değilim.

Değilim ya.

Ben her şeyi yerim. Önüme geleni yerim. Herhâlde biri dokunmuştur.

Galiba ben de yine hamileyim.

Gerçekten?

Şu an yapmaya cesaret edemedim.

Kapıdaki o tatlı minik bebek sizin değil mi?

Evet, Serkan benim bebeğim.

Serkan mı?

Bebeğin adı Serkan mı?

Evet. O daha adını söyleyemeden ikinci bebeğe hamile kalmak!

Ben çıldıracağım. Düşüncesi bile çok korkunç.

Peki, emin misiniz? Bakmadınız.

Yani bütün semptomlar aynı.

Sürekli bir bebek yüzünden kavga ediyoruz.

Eşim kimseye güvenmiyor. Bakıcı istemiyor.

-Sürekli benim ilgilenmemi istiyor. -Gerçekten çok zor.

Bu hamilelik meselesi aramızda kalsın, olur mu?

Çünkü büyük bir kriz yaşanabilir.

Tabii ki canım, merak etmeyin. Kimseye söylemem.

Teşekkür ederim.

Leyla!

Serkan Bey, merhabalar. Ben bir şey söyleyeceğim.

Bir iddiaya girdik. Eğer Leyla'yı kovacaksanız bana önden söylerseniz...

...lütfen, çok rica edeceğim.

Çünkü daha önce de kovdunuz ama çalışmaya devam ediyor.

-Çok flu bir bölge. -Erdem, eğer susmazsan...

Serkan Bey...

...ne diyecekseniz hazırım. Buyurun.

-Leyla -Serkan Bey.

Eda'nın nesi var?

Onun midesi kötü. Kokulara karşı hassasiyeti var.

Üşüttü herhâlde.

Eğer bir gelişme olursa benim haberim olacak.

-Nasıl bir gelişme? -Herhangi bir gelişme.

Tamam. Oldu.

-Hiçbir şey demiyorsun. -Tamam, demedim.

Nereye gidiyorsun Leyla?

Masan orada.

Hadi Aydan Hanım. Evet, çok güzel. Bir adım daha.

(Seyfi) Evet. Evet.

Aydan Hanım, biraz daha büyük adımlar mı atsak?

Bu şekilde çok zor görünüyor.

Seyfi, sen benim konsantrasyonumu bozuyorsun, sinirimi zıplatıyorsun.

-Yapamıyorum işte! -Haklısınız. Bizim elektriğimiz uymuyor.

Ben sizin dikkatinizi dağıtıyorum.

Ama bu şekilde de olmaz. Bu adımlarla olduğumuz yerde sayıyoruz.

İnsanlık için küçük ama benim için büyük adımlar Seyfi, ne yapayım!

Ben Eda Hanım'la çalışacaksınız sanıyordum.

Ben de öyle sanıyordum ama gelmedi işte.

Ben arayıp ikna edeyim mi? Beni sever.

Yok, arama. Şimdi çok ayıp olur, arama.

Tamam. Ben çayınızı, kahvenizi koyayım.

Bir için, rahatlayın, ondan sonra tekrar denersiniz.

(İç çekti)

Hazır mısın? Çıkmamız lazım.

Hazırım. Çıkalım.

-Ah! -Ne oldu, ağır mı geldi?

Yok. Dün kick boks yaptım da her yerim tutuldu.

Kick boks.

Ben de boksta bayağı iyiyim.

Tabii. Olmasan şaşardım.

Belki bir gün birlikte yaparız. İstediğin gibi döversin beni.

Yok, dün seni zihnimde yeterince dövdüm. Sağ ol.

-Çıkalım mı? -Evet.

(Müzik)

-Benim araçla gidelim mi? -Olur.

-Bu projede yine iş birliği içerisindeyiz. -Evet.

Ben bir profesyonelim. İşime odaklanıyorum.

Sen de işine odaklan.

Tamam.

-Şu eczanede bir dursana. -Neden?

Midem kötü oldu, ilaç alacağım.

Ne demek midem kötü oldu?

(Eda) Midem kötü, ilaç alacağım.

Bence eczaneyi boş ver, direkt Dilek Hanım’a gidelim.

Neden? Sadece midem bulanıyor. Bulantı hapı alıp geleceğim.

Hemen gelirim.

(İç çekiyor)

Dilek Hanım, merhaba. Kusura bakmayın, rahatsız ediyorum sizi.

Çabucak bir şey soracağım. Şimdi Eda’nın midesi bulanıyor…

…aynı zamanda kendini böyle biraz hâlsiz hissediyor…

…kokuya karşı bir hassasiyeti var. Efendim?

Hamile mi? Yok, yok.

Neyse. Bir şey olursa ben sizi arayacağım.

Tamam. Teşekkürler.

(Boğazını temizledi)

(Öksürüyor)

-Ne dedi eczacı? -Bir şey demedi. İlaç verdi.

Ne ilacı verdi?

Seni ne ilgilendirir?

Sen neden hep aynı şeyi yapıyorsun, neden kontrol etmeye çalışıyorsun?

İlacımı da sana mı hesap vereceğim?

Birlikte çalışıyoruz ya, yani eğer hastaysan...

...ben de olabilirim diye soruyorum sana.

Merak etme, sadece midem bulanıyor.

Hep beni kontrol etmeye çalışıyorsun.

Biz seninle neden aynı projedeyiz ki, bir de aynı arabada?

-Hani profesyoneldik? -Hadi Serkan.

Ki yani mide bulantısı bir sürü şey olabilir.

Ebola...

Acıktı çocuk, emzirmen lazım.

Emreciğim, kaç aylık oldu, çocuk öyle her acıktığında emzirilmez ki.

Çok bencilce davranıyorsun.

Gamzeciğim bak, hava soğuk.

Lütfen üstüne kalın bir şey giydirir misin?

Hayır canım, çocuk öyle kat kat giydirilmez.

-Üstüne bir şey giydirme Gamze. -Gamze, giydir.

Gamze, sakın!

Ben en iyisi içeri gideyim. Zaten uykusu geldi.

Ben de bir bakayım.

Ah!

-İyi misin? -İyiyim. Başım döndü sadece.

Emreciğim, yarınki parti hazırlıklarıyla da...

...ilgilenir misin hayatım?

Teşekkür ederim.

-Merhabalar. -Merhaba. Hoş geldiniz.

-Merhaba Aslı Hanım. -Merhabalar.

Serkan Bey, bunlar evin eski tadilat dosyaları.

Ben bunlara bir bakayım. Duyduğumuza göre bir partiniz varmış.

(Aslı) Evet, evet, partiyi sizin için yapıyoruz zaten.

Hatta tüm ekip davetli. Mutlaka sizi de bekliyoruz.

Bahçeniz çok güzelmiş bu arada. Bayıldım.

Teşekkür ederim.

Küstüm çiçekleriniz de var.

Siz bunlara neden küstüm çiçeği deniyor, biliyor musunuz?

Aslında her çiçeğin kendine göre bir huyu var.

Ama ortak özellikleri narin olması.

Mesela küstüm çiçeğine dokunursanız içine kapanır.

Yani içine kapanıktır, korkaktır…

Mesela bir daha dokunursanız dikenlerini çıkarır.

Yalnız kalmayı severler. O yüzden hayat boyu yalnız olmalıdırlar bence.

Hiç bilmiyordum.

Aslı. Kaka yapmış, gelsene.

Merhaba.

Şey, ben de öyle yalnız kalamıyorum.

Gideyim, bensiz bir şey yapamıyor, güvenemiyor kimseye.

Ben gidip bir bakayım, size de içecek bir şeyler göndereyim.

Küstüm çiçeği ha?

-Evet. Duydun mu? -Evet. Narinmiş.

Aynı zamanda korkak.

Başka?

Dokununca ne oluyor?

Dikenlerini çıkarır. Yalnızlığı sever yani.

-Öyle mi? -Hayat boyu yalnız olmalı.

Robot Bolat çiçeği.

Komik.

-Biraz iş yapmak ister misin? -Hayır.

(Emre) Öyle değil. Sen nasıl davranıyorsun? Bırak çocuğu, hayır.

(Gamze) Yeter, istifa ediyorum! Bebeğinize kendiniz bakın, yeter.

Bence biz bir hoşça kal diyelim, sonra gelelim.

Bence de. Evet, hadi.

-İçeri girelim mi, emin misin? -Evet.

(Bebek ağlıyor)

Bir şey anlatmak istemiyorsa niye ağlasın? Belli ki bir sorun var.

Emreciğim, altı temiz, yemeğini yedi, uykusunu uyudu.

(Aslı) Yani bebek bu, arada sırada ağlar. Biraz sakin olur musun?

Ama hiç susmuyor.

Acaba doğru mu tutmuyorsun? Belki çocuk bu pozisyonu sevmiyor.

Buyurun bebeğinizi siz doğru pozisyonda tutun o zaman Emre Bey.

Hayatım, beni yanlış anladın.

Ne ara bu hâle geldik? Nerede benim sevdiğim adam?

65 santim çocukla baş edemiyoruz, nasıl anne baba olacağız?

(Aslı) Bize gerçekten yazıklar olsun.

Eda, karışma.

Bence günün stresini atmak için ağlıyordur.

Ver bana. Gel bakalım buraya.

Gel buraya tatlı Serkan, küçük Serkan.

Ne oldu, çok mu stresli bir gündesin?

Olur öyle şeyler, anne baba arada tartışırlar.

Sustu.

Sen çok tatlısın ama.

(Boğazını temizledi)

Selin.

Pardon. Alo? (Telefon çalıyor)

Merhaba Selin Hanım. Sizin çirkin kız sonunda iyileşti.

Rehabilitasyon sürecini gözlemlemek ve…

…diğer köpeklerle sosyalleşmesi için bu kadar bekledik.

Artık ailesinin yanına dönmek için hazır.

Oh! Süper haber. Tamam. Ben en kısa zamanda gelip kendisini alacağım.

-Ne demek, heyecanla bekliyoruz. -Çok teşekkürler.

Çirkin iyileşmiş.

Şaka yapıyorsun. Oh! Çok güzel haber bu.

Tamam, ben ilk fırsatta gidip Çirkin’i alacağım.

Çirkin benimle kalacak.

Selin, köpek sahiplenmek benim fikrimdi. Çirkin tabii ki benimle kalacak.

Çirkin’i ben buldum, veterinere de ben götürdüm.

-Çirkin benimle kalacak. -Ne alakası var?

Köpekle en çok ben ilgilendim, ben gezdirdim…

…Çirkin benimle iletişim kurdu, benim kızım, tabii ki benimle…

Sen şu an benden intikam almak için bunu kullanıyorsun ama…

…öyle bir şey olmayacak Selin.

İntikam almayı bilseydim burada olmazdın Ferit.

Çirkin benimle kalacak.

Bunlar tadilat için alınan izinler. Bir dakika, çizimler nerede?

Çalışma odasında herhâlde. Ben hazırlıklara bir bakayım.

Ben de gideyim çizimleri getireyim o zaman.

(Serkan) Tabii.

(İç çekiyor)

Dün Eda o kadar kötü oldu ki…

…yani bir şey de yapamadım, öyle çekti gitti.

Yani şimdi ne yapacağımı bilmiyorum. Kim bilir ne hâlde.

Arayım mı, aramayım mı… Hâl hatır sormak için arayabilirim ama.

Bence arayın.

Yani sonuçta Eda Hanım nazik birisi olduğu için sizi terslemeyecektir.

Tamam. Alptekin nerede?

Sabah erkenden evden çıktı.

Kırmızı pantolonuyla deri ceketi geri dönmüş.

Saklıyorum saklıyorum, buluyor. Nereye gitti?

Evde çok bunalmış, hava alacakmış.

Ay, ben evde bunalmanın ne olduğunu anlatayım ona. Yazık.

Arıyorum.

(Telefon çalıyor)

Şuna bakar mısın?

-Telefonuna mı? -Evet.

Ya da sen Serkan’ı al, ben bakarım.

Yok, Serkan kalsın.

-Annem arıyor. -Aç.

Anne, neden hep görüntülü arıyorsun?

Evden dışarı çıkamıyorum da ondan, canım oğlum, güzel oğlum.

Eda’nın telefonu sende ne arıyor?

Eda şu an biraz meşgul.

Sen niye Eda’yı arıyorsun? Hani sana arama demiştim.

Seni ilgilendirmez. Aramamasını istesem ben söylerim.

Aa!

Bebek mi o?

Merhaba Aydan Hanım.

Merhaba Edacığım.

O bebek kimin? Kim o?

Minik Serkan.

Minik Serkan mı?

Hişt! Uyanacak yalnız.

Tamam. Anne bak, kapatıyorum. Meşgulüz, işimiz var. Hadi.

Ne?

Minik Serkan dedi.

Ben çizimleri getirdim. İsterseniz geçelim odaya, bakalım.

Olur. Serkan’ı da yatırırız.

(Serkan) Sağ olun.

(Eda) Telefonumla çantamı alır mısın?

Evet.

Telefon…

…bu ne? Çanta bile değil.

-Bu sizin için uygun mudur? -Evet, çok güzel olmuş.

Çatal bıçak takımında özellikle bu takımı seçtik…

…konsepte uygun olsun diye. Şamdan iyi midir?

Tamamdır. Her şey gayet güzel. Teşekkür ederim. Ellerinize sağlık.

Emreciğim, bu kaçıncı kaçan bebek bakıcısı!

Bak, ben bebek bakıcısına karşıyım, bunu biliyorsun.

Bence bütün bebek bakıcıları sana karşı.

Evet. (Boğazını temizledi)

Tüm odalara baktım. Yani istediğiniz zaman tadilata başlayabiliriz.

Süper. Biz de hemen taşınmak istiyoruz zaten.

Harika.

Ama yani bu yarınki partiyi iptal mi etsek acaba?

Bu hâlde hiçbir hazırlık yapamayız.

Yani doğru aslında.

Bu kadar hazırlığın arasında Serkan’a kim bakacak ki?

Benim bir fikrim var aslında.

Biz birkaç saat bakabiliriz.

Siz de işlerinizi halledersiniz. Hem biraz rahat edersiniz, olur mu?

Olur mu, ne diyorsun?

(Aslı ) Ne diyorsun, olur mu?

İşim var!

Serkan Bey, siz de yanlarında olursunuz herhâlde, değil mi?

Eda Hanım’ı yalnız bırakmazsınız herhâlde.

Tabii ki yanımda olacak. Serkan bu işlerde çok iyidir.

Hep bebek bakar.

İyi. Süper. O zaman ben eşyaları gönderiyorum.

(Aslı) Tamam. Ben de Serkan’ın bir iki eşyası vardı…

…onları hazırlayıp Serkan’la beraber size getiririz.

(Eda) Tamam.

-Senin için de güzel sınav olacak. -Sınav?

Bence bu sınava gerek yok. Çünkü hiçbir zaman çocuk yapmayacağım.

Ama şuna baksana, böyle bir şey yapılmaz mı?

Evet, mesafeli bakmak güzel.

-Almak ister misin? -Hayır.

-İstersin, istersin. -Hayır.

Al. Alır mısın? Midem bulanıyor!

Eda, babası burada.

-Banyo yukarıda mı? -Evet, hemen yukarıda.

-Evet, zor bir iş. -Çok sıkıntılı.

Evet. (Boğazını temizledi)

Ee...

Omzumda bir şey var mı?

Eyvah, eyvah. Bizimki biraz fazla yedi herhâlde. Alayım ben.

Kustu mu?

-(Emre) Maalesef. -Müthiş.

Güzel. Tamam, ben bunu banyoda bir sileyim.

(Emre) Kusura bakmayın.

Çünkü kusmuk iğrenç bir şey de. Nefret ederim kusmuktan.

Hamile misiniz?

Çift çizgi.

Benim Emre’yle konuşmam lazım.

Yani yeni bir formül bulmamız lazım. Uyumuyoruz, yıkanmıyoruz…

…ben yeni bir çocuğu düşündükçe çıldıracağım.

Sakin olun, tamam. Biz Serkan’a bakarken konuşursunuz.

Çok teşekkür ederim. Melek misin acaba?

Kız bebek. Kız bebek olacak. Evet, kız bebek.

(Aslı) Nereden anladın?

(Eda) İçime bir his doğdu.

Ben hep kız bebek istedim.

Bir kız, bir erkek yani.

Eda’nın nesi var?

Ha. Onun midesi kötü.

Şey, kokulara falan hassasiyeti var. Üşüttü herhâlde.

(Geçiş sesi)

(Geçiş sesi)

Ah!

-İyi misin? -İyiyim. Sadece başım döndü.

Umarım istediğin gibi olur senin de her şeyin.

-İnşallah. Bu konu aramızda kalacak. -Aramızda.

-Girebilir miyim? -Gel.

(Müzik)

Hayır, hayır.

(Kapı açıldı)

Eda.

-İyi misin? -İyiyim.

-Kustu mu o? -Ne?

Kustu mu?

Evet, sorma.

Çok tatlı. Nereye kusacağını da biliyor.

(Serkan) Nesi tatlı? İğrenç kusmuş işte.

Oh!

(İç çekiyor)

Yok, yok, mümkün değil.

Değil.

Yok, saçmalama Serkan.

(Müzik)

Hızlı sonuç.

Ne?

Ne demek midem kötü oldu?

Bence eczaneyi boş ver, direkt Dilek Hanım’a gidelim.

Neden? Sadece midem bulanıyor. Bulantı hapı alıp geleceğim.

Gel bakalım buraya.

Gel buraya tatlı Serkan, küçük Serkan.

(Geçiş sesi)

Al. Alır mısın? Midem bulanıyor.

Ay, bu bebek nereden çıktı?

Bunlar prova falan mı yapıyorlar? Çıldıracağım.

Aydan Hanım, aslında işin biraz da pozitif tarafından bakabiliriz.

Sonuçta bebeği Eda Hanım doğurmuş olamaz.

Eda Hanım hamile olsa anlardık. İncecik kız.

Okulda biyoloji derslerini atladın mı sen?

(Aydan) Tabii ki Eda doğurmuş olamaz.

Acaba bunlar dün akşam barıştılar, sabah uyandılar…

…el ele gidip bir çocuk falan evlat edinip…

…ismini Minik Serkan mı koydular?

Gülmeyi kes. Ver şu telefonu.

Ayfer’i arayacağım.

(Telefon çalıyor)

Benimki arıyor.

Hayırdır inşallah.

Alo? Aydan Hanımcığım, buyurun. Hayırdır, yine ne oldu?

Ah, ne mi oldu? Haberiniz yok herhâlde.

Eda’nın kucağında bir bebek var. Nereden çıktı o bebek?

(Ayfer) Nasıl? Ne bebeği?

Alo?

Sana kaç defa dedim şu şarjlar tam dolsun diye!

-Pilinin ömrü bitti. -Sayende benim de ömrüm bitti.

Doldur şunu.

-Bebek mi dedi o? -Ne bebeği?

-Bebek dedi. Şarjı bitti. -Nasıl bebek?

İşte son dediği bebek. Şarjı bitince bebek.

-Nasıl bebek? -Bilmiyorum, bebek dedi.

Tamamdır, bekliyoruz.

(Serkan) Birazdan buradalar.

(Eda) Güzel.

Sen iyi misin?

Kızgın gibi görünüyorsun da.

Kızgın? Yok.

Bebek bakmak zorunda olduğumuz için kızmışsın gibi.

Hayır. Yani yoğun bir iş gününde bebek bakmak…

Bence biraz sevinmelisin de.

Sonuçta en özel müşterilerinden birini mutlu ettin.

-Bebeğine bakarak? -Evet.

(Telefon çalıyor)

Aa! Meşgule verdi.

Ay!

Ne yapıyorsun?

-Halam aramış da. -Neden cevap vermedin?

Çünkü şimdi seninle olduğumu anlarsa sinirleri bozulur…

…bir şey olduğunu zanneder falan. Gerek yok.

Ama biz birlikte çalışıyoruz.

Biz Yıldızlar, Bolatlardan pek hazzetmiyoruz da.

-Öyle mi? -Yıldız, Bolat savaşları yani.

-Diyorsun. -Aynen.

-Bir şey yemedin. -Midem kötü.

Yemek yemeyeceksen lütfen oturur musun o zaman?

Neden oturuyorum? Seni anlamıyorum. Ben iyiyim.

Sanmıyorum Eda. Eczaneler, mide bulantıları…

-Sen gerçekten iyi değilsin. -Tamam, neyse.

Telefonum çalıyor zaten.

-Engin arıyor. -Konuşsana.

-Tamam, açacağım. -Aç.

-Sen üşüyor musun? -İyiyim.

-Emin misin? -Evet.

-Tamam. Açıyorum. -Aç.

Açtım. Efendim Engin?

Abi, neredesin, ne zaman geliyorsun?

Gelemiyorum Engin. Çünkü bugün evden çalışacağım.

Neden?

Kafesçioğlu çiftinin bebeğine bakacağız Eda’yla birlikte.

Eda’yla bebek bakmak…

Bebek bak… Vay, vay, vay!

Evet. Bu arada Engin… (Boğazını temizledi)

…bu liman projesinin dosyalarını bana yollar mısın?

Hatta yollama, sen getir.

Zaten onlar bilgisayarında var.

Yok, Engin. Bak, bir kriz var.

O yüzden o krizi birlikte çözmemiz lazım.

O yüzden gelirsen çok mutlu olurum.

Anlıyorum abi. Tamam.

Yine kriz var. Tamam. Ben birazdan çıkıyorum.

Haber veririm, seni ararım yoldan.

-Erdem. -Engin Bey.

Bu senden istediğim çıktıları aldın mı?

Çıktılar, çıktılar…

Hah! O çıktılar şey oldu, ben tam o çıktıları çıkardım…

…ama ben onları almadan çıkıp gittim, onları unuttum çıkarmayı da.

Ne demek çıkıp gittim?

İşte talihsizlik oldu.

-Gözde geliyor. -Kim?

Leyla, işini elinden almaya geliyor.

-Merhaba Gizem Hanım, buyurun. -Gözde’dir o.

O da olur, fark etmez.

(Engin) Buyurun.

Engin Bey, bundan sonra Kafesçioğlu ailesinin asistanlığını ben yapmayacağım.

Aa!

Yani size getirmem gereken evraklar burada.

İçinde numaram da var.

İşte günün istediğiniz her saati bana ulaşabilirsiniz.

(Boğazını temizledi)

Buyurun.

Mavi, en sevdiğim renktir de.

-Evet, ne güzel. -Ne güzel.

Oldu olacak…

Oldu o zaman. Görüşürüz.

Bak gördün mü, işimi elimden almaya çalışmadı, Engin Bey’i almaya çalıştı.

Sen bekle. Şimdi gidiyor, dönecek birazdan.

Şey, Engin Bey, söylemeyi unuttum, iş arıyorum da ben.

Hop!

Yani öyle değiştirmek istediğiniz elemanınız falan olur, aklınızda olsun.

(Erdem) Değiş tokuş!

Ne yapıyorsun Erdem acaba?

Yok, aslında Serkan personelinden, elemanlarından gayet memnun.

Ama benim acilen bir tane elemanımı değiştirmem gerekiyor.

Aynen! Çok iyi olur...

Alacağınız olsun Engin Bey. Mavi de çok yakışıyor.

En sevdiğim renk. Goncacığım, şimdi senin bu patronunun partisi yok muydu?

Evet.

Senin o partiye gitmen lazım. Bu devirde iş kolay bulunmuyor, lütfen.

Sen maviyi çok mu seviyorsun Gonca?

Hâlâ Gonca falan diyor. Gonca diyor bu herif!

Mavi yakışmış ama.

Allah’ım millet deliye hasret, biz akıllıya.

Sirius. Sen beni özlemedin mi?

Eda, Eda, dikkat et. Ne yapıyorsun Eda?

-Ne yapıyorum? -Öyle ani oturmaman lazım.

-Sirius, yapma. Bir kalkar mısın? -Ne oldu?

Sen beni dinle.

Sen akşam yürüyüşlerimizi özledin mi peki?

(Havlıyor)

Belki bir akşam.

Serkan da gelsin mi yürüyüşlere?

Gelsin diyorsan bir kere, gelmesin diyorsan iki kere havla.

(İki kere havladı)

-Komik, değil mi? -Komik. Evet.

Evet, elimde bebek yok çünkü.

Tamam, hadi geçelim.

Çizimleri çıkarttım, ‘server’a attım.

(Pırıl) Tamamdır. Ben müşteriyle konuştuktan sonra…

...tekrar üzerinden geçeriz, olur mu?

-Olur. -(Pırıl) Tamamdır.

Pırıl, konuşalım mı biraz?

Ne konuşacağız?

Bu yapımı devam eden bir binamız vardı ya...

...onun rengine karar vermek için seninle kartelalara falan bakacaktık.

Gerek yok.

Bence ne yap, biliyor musun? Kartelayı önüne al...

...bütün mavi tonlarını seç, sen onların hepsini kullan.

Mavi mi?

Mavi ne alaka? Kurumsal bir binadan bahsediyoruz.

Aa! Mavi benim en sevdiğim renktir. Senin değil mi? Herkes maviyi çok sever.

Mavi iş hayatının vazgeçilmezidir. Mavi!

-Allah Allah! -(Pırıl) Allah Allah!

-Serkan nerede? -Senden ne haber Selin?

Pardon.

Serkan bugün gelmeyecek.

Eda'yla beraber Kafesçioğlu ailesinin... bebeklerine bakacaklarmış.

Serkan işi gücü bırakıp bebek mi bakacakmış?

Tadilatı başlatmış. Açıkçası ben de çizimleri görmek istiyordum.

Ee... Çizimleri falan, hepsini Serkan halletti.

Sen bence üzerinden falan hiç geçme. Boş ver.

Tabii ki halletmiştir de bunlar dünya çapında önemli müşteriler.

Holdinge bunları ben getirdiğim için çizimleri görmem gerekiyor.

Anladım.

Serkan kontrol edilmekten pek hoşlanmıyor.

Anladım. Sen bilirsin. Kolay gelsin.

(Telefon çalıyor)

(Engin) Çok pardon.

Bu şirkette Serkan'ın dediği olur. Pırıl onu demek istiyor.

Seninle bir şeyler içelim mi? Biraz konuşuruz.

Olur.

Yalnız...

...Ferit biraz kötü kötü bakıyor. Şimdi yanlış anlamasın. Emin misin?

Onun derdi ben değilim, köpeğimiz.

(At kişnedi) Yok, yapma.

Gel.

-Bir bana alışamadılar. -Zaten sen bunlara alışamıyorsun.

Vallahi sen çağırınca koşa koşa geldim.

Benimki aslında biraz kaça kaça oldu ama!

Sorma Serkan, başımda çok büyük bir bela var.

Neyse, sen beni boş ver. Hayırdır, nedir abi mevzu?

Çok ciddi. Bayağı ciddi.

O yüzden kimseye söylemeyeceksin.

Niye böyle bir uyarı yaptın ki şimdi? Kime söyleyeceğim? Allah Allah!

-Kime mi? -Kime?

-Pırıl. Erdem. -Yapma!

Erdem yani.

-Söyleme, tamam mı? -Tamam, söz, söylemem.

Zaten söylemezsem kafayı yiyeceğim, o yüzden söylemek zorundayım.

(İç çekti)

Eda...

Eda...

Emin değilim, tamam mı? Tam emin değilim.

-Evet? -Ama bence...

...hamile. -Ne?

-Hişt! -Allah!

Sus oğlum! Burada!

Ben amca mı oluyorum? Ben amca mı oluyorum?

Allah'ım, ne tatlı bir şey olur o. Yumuk yumuk bir şey olur.

Kıyamam! İnşallah huyu sana çekmez.

Çünkü tipten tamam da huyu sana çekerse yedi nesil bunun acısını çekeriz.

-Vallahi. -Vay be, çok harika bir arkadaşsın!

O demek ya! Bak, o... Şu an onu geç.

Eda'yla olan durumumun farkındasın, değil mi?

Gerçekten biz Eda'yla neredeyse konuşmuyoruz.

Hatırlatayım, ayrılmıştık falan.

Şimdi bir de o da var, değil mi?

Belki bu vesileyle konuşursunuz abi.

Emin değilim. Neyi, nasıl konuşacağım?

Sonuçta Eda'dan bahsediyoruz.

-Sana söylemeyebilir de. -Tamam da değilse?

Değilse nasıl? Yani anladın mı?

Abi, yapacak bir şey yok.

Bir şekilde konuşacaksın.

Bu ciddi bir konu abi, konuşmaya mecbursun.

Üf!

Ayfer abla, sakin ol. Çalışıyordur, telefonunu açar.

Açmıyor! Bu ne zaman benim telefonumu açmazsa kesin bir olay oluyor, kesin!

Ve en son ben öğreniyorum.

Ne olmuş olabilir canım?

-Bebek olmuş olabilir. -Yok artık!

Hepimiz biliyoruz ki bebek bu kadar kısa sürede...

O kadın niye bana bebek var dedi?

(Ayfer) Niye bunu dedi? Bana bebek var, dedi.

Bebe... Ben duramayacağım. Ben dayanamıyorum. Ben gidiyorum.

Ayfer abla, bir saniye. Bir işin şeyini şey yapsaydık!

(Hareketli müzik)

(Seyfi) Ben az önce bir bebek puseti görmüş olabilir miyim?

Hayır Seyfi, görmedin.

Tamam mı? Ama seninle konuşmak istediğim başka bir şey var.

-Ben bir ev buldum. -Aa!

Evet. O yüzden lütfen eşyalarımı toparla, o eve geçecek.

Aynı zamanda mobilyalar, her şey hazır.

O yüzden adamlar seninle irtibata geçecek.

-Lütfen her şeyi organize et. -Bunların hepsi çözülebilir.

Asıl sorum şu; annenizin haberi var mı?

Yok ama merak etme, ben kendisiyle konuşacağım.

Çok sevinirim çünkü bu haberi benden aldığında...

...bütün sinirini benden çıkarabilir. Teşekkürler.

Evet, gerçekten problemler bitmiyor.

Bir ara vermek gerçekten iyi geldi. Bu ofiste bazen boğulacak gibi oluyorum.

Ben de.

Yeni gelmiş olmama rağmen bazen dayanamıyorum.

Özellikle de Serkan'ın bana karşı olan tavırları...

...artık beni çileden çıkarmaya başladı.

Sana güvenmiyor.

Selin, bu, güvensizlikle yürüyecek bir iş değil.

Tonla para harcayıp...

...bu holdingin neredeyse yarı hissesini satın aldım ben.

Serkan benimle eşit ve aynı haklara sahip.

Bunu kibarlıkla öğrenmezse başka yollarla öğrenmek zorunda kalacak.

Onun karşısında çocuk yok.

Başka yollar derken?

İş dünyasını çetrefilli yolları.

Bilirsin işte.

Endişelenmeli miyim?

Kesinlikle hayır.

Herkesin bildiği yöntemler.

Serkan'la mutlaka aramızı düzelteceğiz.

Çünkü öyle olması gerekiyor.

Sen onu bunu boş ver de siz İstanbullular burada ne yapıyorsunuz...

...nasıl eğleniyorsunuz?

Vallahi ben en son ne zaman eğlendiğimi hatırlamıyorum.

Off-road yaparken.

Aynen.

Ben de o gün çok eğlendim. Sen de bayağı hırslıymışsın Selin.

Orada beni de coşturdun.

Bir şeyler yapalım. Çıkalım, eğlenelim.

Bu Art Life Mimarlık'taki herkes çok ot gibi yaşıyor.

-Olur, sen bizi eğlendir. -Olur, anlaştık.

Geldiğimizden beri uyuyor.

(Eda ses) Çok tatlı. Mis gibi kokuyor.

(Aslı ses) Çok teşekkür ederim Edacığım. Sayende ben de birazcık uyuyacağım.

Siz merak etmeyin, kamera açık olacak.

-Görüşürüz. -Görüşürüz.

(Hareketli müzik)

Tatlı Serkan.

Adınla büyü.

Kimse sevginden şüphe etmesin.

Kimse sevgisini senden esirgemesin.

-Evet! Eda, ne yapıyoruz? -Hişt!

-Ne yapıyorsun ya? -(Serkan) Ne demek ne yapıyorsun ya?

Sessiz ol, uyanacak.

Neden yani? Niye? Niye bebeği almak istedin?

Böyle bir mantık var mı?

Başkalarının bebeği bizi... Benim evde.

Ne yapayım Serkan?

Ne demek ne yapayım? Mesela almayabilirdin Eda.

-Şu an bunu mu konuşacağız? -Neyse, zaten şimdi uyanacak.

Ayrıca o kadar uzak durmana gerek yok. Yaklaş, ısırmaz.

Uyanırsa ne olacak? Mesela mamasını vereceksin.

-Ben vereceğim? -Evet.

Ben vereceğim? Öyle bir şey asla yapmam.

Asla! Zaten üzerime kustu.

Alt tarafı mama vereceksin.

Eda, alt tarafı minnacık, yaşayan bir şey. Minik bir ağzı var, minik bir boğazı var.

İçinden ne geçer, hiçbir fikrim yok.

Dokunmayacağım, riske de girmeyeceğim. Böyle bir şey olamaz.

-Ne riski ya? -Ne demek ne riski?

Sen bayağı bayağı korkuyor musun bu küçücük şeyden?

Küçücük bebek!

(Bebek uyandı)

Al işte!

-(Serkan) Uyandı. -Uyandı.

Günaydın.

-Gel buraya. -Öf! Hayır.

-Gel buraya. -Eda!

Ben mamasını yaparken sen göz kulak olacaksın.

-Bak, bu olay benim için çok ciddi. -Buraya gel.

Gerçekten mamasını yaparken göz kulak olman lazım.

Eda, ben bir mimarım. Bir dadı değilim.

(Eda) Gel bakalım, gel.

İdare edeceksin, göz kulak olacaksın. Hadi al, al, al.

Yaşayan bir insan.

Ben mamasını hazırlayıp geliyorum, tamam mı?

Gitme. Ne yap...

Ne yapacağım? Yani ne yapabilirim?

Bir şey anlat, sakinleştir. Onunla konuş mesela.

Mamasını yapıp geleceğim. (Telefon çalıyor)

Telefonum çalıyor. Al, bebeği al.

Leyla arıyor, sonra ararsın.

Hemen geleceğim.

Sen ne kadar şanslı bir minik Serkan'sın.

Bütün Serkanlardan daha şanslı bir Serkan'sın.

Niye? Çünkü bütün gün Eda Yıldız'ın kucağındaydın.

Hişt...

Hişt...

Tamam.

Bak burada ne var.

Evet, mimarlıktan konuşalım.

Bence baştan başlayalım.

Ee... Roma İmparatorluğu.

Serkan'ın arabasını gördüm, eminim.

Aydan Hanım, belki rahatsız edilmek istemiyordur. Yine yakalanacağız.

Ben annesiyim. Aa!

-Bebek! -Evet.

Çünkü tarihine bakarsan çok ilginç bir tarihi var.

Bebişe bir şeyler anlatıyor. Ne anlatıyor?

Belki de babaannesini anlatıyordur.

Aydan Hanım, hadi gelin. Yakalanmadan gidelim.

-Ama-- -Hadi Aydan Hanım.

(Telefon çalıyor)

-Fifi? -Eda'nın hamile olma ihtimali nedir?

Hamile... Ne?

Aydan Hanım, Ayfer ablayı aradı. Bebek, Serkan, Eda dedi...

...şarjı bitti, tam olarak konuşamadılar.

Ne bebeği kızım? Ne diyorsun?

Ayfer ablayı durdurmaya çalıştım ama Aydan Hanımlara gitti. Ne oluyor?

-Ne bileyim, neler oluyor Fifi? -Ben sana soruyorum, ne oluyor!

Ben soruyorum neler oluyor diye. Ben ne bileyim kızım!

Of, Ceren! Bir şeyi de bil!

(Hareketli müzik)

Malzeme olarak da mermer kullanırlardı.

Onu bir şekle sokmak neredeyse mümkün değil.

Yani düşün, o zamanda neler yapıyorlardı.

Hem bu özellikleri, Romalıların çok ihtişamlı yapılar....

Ne yapıyorsun?

Konuşuyorduk. Yani bir şeyler anlatıyordum.

Roma mimarisini şu an çözdü bence minik Serkan.

Bence minik Serkan biraz büyük Serkan'a çekmiş.

Geleceğin iş insanı falan olacak.

-Evet. -Nereden anladın?

Çünkü bakar mısın? Bir, ağlamıyor. İki, bana bakıyor. Üç, dikkatli dinliyor.

Hadi, yemek vakti.

Bir dahaki ders, Mimar Sinan. En iyisi.

O ne?

-Ben yiyeceğim. -Onu yiyemezsin, hayır.

-Nedenmiş ya? Neden? -Cips yiyemezsin.

-Canım istedi. -Daha sağlıklı abur cuburlar...

...kan yapan abur cuburlar. Mesela meyve gibi.

Veya ceviz, incir.

Tamam, meyve olsun o zaman.

Hatta karpuz mu olsa?

Karpuz! Gerçekten çok komiksin.

-Beni burada bir şey rahatsız etmişti. -Gel bakalım.

Gel, gel, gel. Hop, hop, hop.

-Mama vermeyecek misin? -Soğumasını bekliyorum.

Tamam.

Tamam.

Sen bu olaya bayağı yatkınsın.

Çocukken mahallede birkaç kez bebek baktım.

Herkes bilir bebek bakmayı.

Tabii, bebek de seviyorsun. Her canlıyı seviyorsun.

-Evet. -Evet. Peki, hiç...

...düşünmedin mi...

...yapmayı?

Serkan, sen bayağı özel konulara giriyorsun şu an.

Hatta seni hiç ilgilendirmeyen konulara.

Maması soğumuştur.

Tam bir Eda Yıldız.

Gel bakalım buraya.

Ay! Nereden çıktı bu bebek? Kim bu bebek?

Nasıl yani? Az önce doğru duydum, değil mi? Bebek!

Evet. Bebek var, bebek!

Nasıl yani? Siz gördünüz mü?

-Gördüm, evde. -Emin misiniz?

Emin olmaz mıyım? Gözlerimle gördüm.

-Nasıl yani, doktorla mı gördünüz? -Hangi doktor?

Eda'nın karnındaki bebeği gördünüz mü?

-Eda'nın karnında bebek mi var? -Evet, işte ondan bahsediyorum.

-Yok, evdeki bebek. -Evdeki bebeği nasıl görürsünüz...

...Aydan Hanım? Bebek Eda'nın karnında.

-Beni anlamıyor. -Farkındayım.

-Bu kadın beni anlamıyor. -Onun da farkındayım.

Bebek nerede? Bebek büyük mü?

-Tombiş. -Tombiş mi?

-Çok tontiş. -(Ayfer) Nasıl yani?

-(Aydan) Şu evde. -(Ayfer) Minik Serkan?

-Bu kadar olur mu, olmuş bu kadar. -Minik Serkan? İnanamıyorum!

Anahtarlık mı o, bebek bu!

Çok pardon ama sanki birbirinizle iletişim kuramıyor gibisiniz.

-Gidip bir baksak mı? -Sen karışma.

-Eda'nın karnına mı bakalım diyor? -(Aydan) Sen cidden mi?

Ben o zaman su getireyim.

(Serkan) Evet, şimdi mail atıyorum. Tamamdır.

Meyvemiz de geldi. Cevizimiz de incir de.

(Serkan iç çekti) (Serkan) Tamam.

Ben de çalışacağım.

Çalışmam lazım.

Bebeğin gazını çıkartır mısın?

-Efendim? -Gazını çıkartır mısın?

Serkan? Serkan Bolat?

-Ee? -Mimar Serkan Bolat.

Dadı Serkan Bolat değil, Mimar Serkan Bolat.

Serkan, bir şey yapmayacaksın. Böyle omzuna koyacaksın...

...sırtına yavaş yavaş pıt pıt pıt yapacaksın.

Pıt pıt... Peki, pat pat pat olursa ne olur?

Yapacaksın. Neden ben kadınım diye böyle şeyler bana kalıyor? Yapacaksın.

Kadın? Ne alakası var şu an? Ben gaz çıkarmasını bilmiyorum.

-Çıkarmak da istemiyorum. -Öğrenirsin.

Eda, o zaman bebek istemeyecektin.

Bu kadar basit. Ben istemedim, sen istedin.

Bebek ya, alt tarafı bir...

Merhaba.

(Bebek ses çıkarıyor)

Siz bayağı evli ve çocuklu çiftler gibi olmuşsunuz.

-Efe. -Kafesçioğlu'ndan sana...

...bazı dokümanlar getirdim. Belki görmek istersin diye.

-Sağ ol. -(Eda) Dur, dur, dur, tamam.

Edacığım, bana ver.

-(Eda) Emin misin? -Eminim, merak etme.

Mardin'de sayısını bilmediğim kadar çok yeğenim var. Tecrübeliyimdir, ver.

-Çok iyisin. Dur o zaman, şunu bir al. -Çok iyisin.

-(Efe) Hoppa! -(Eda) Al bakalım.

Yani...

...eğer olay bir okşamaysa biz de halledebilirdik.

Hiç zahmet etme, istersen alabilirim.

Biz hallederdik derken? Sabahtan beri çocuğa dokunmamak için...

...elinden geleni yaptın.

Benim üzerime kustu, farkındasın, değil mi?

O nasıl olabilir? Elim kucağındaydı.

Emre aradı, tadilata başlamışsın.

Evet, acil durum deyince ben kendim şahsen birebir ilgileneyim dedim.

Güzel. Bu yoğunluğunun arasında konsantre olabiliyorsun, ne güzel.

İnşallah ben de çalışmaya başlayacağım, Serkan bebeğe bakmak isterse.

-Benim yapabileceğim bir şey var mı? -Yok.

Gerçekten, eğer isterseniz...

İnan, gerçekten yok.

Peki, tamam.

-Aa! Gazını çıkardı, duydunuz mu? -Evet.

Ne güzel!

(Ayfer) Gaz mı? Eda?

Eda?

Serkan?

Evet, şimdi yandık.

Ben yerine yatırayım.

Çocuk ürkmesin.

-Efe, bunu masaya koyar mısın? -(Efe) Olur.

Yani burada bir bebek var.

Evet anne, var.

Bu sizin değil?

Değil halacığım. Nasıl bizim olsun? Değil.

Ama adı Serkan. Minik Serkan.

Rastlantı.

-Sen rastlantılara inanmazsın Serkan. -Evet, anne.

Neyse, durum bu.

Salonumda bebek var.

Ben bu işi çözemedim.

Hişt, uyuyor.

-Başka sorunuz yoksa... -Benim var. Benim var. Böyle gel.

Benim de var.

-(Aydan) Serkan, sen de gel. -(Ayfer) Gel, gel, gel.

(Ayfer) Bir saniye Serkan.

-Eda, hamile misin? -Eda hamile mi?

Hayır.

Olabilir.

-Emin misin? -Evet.

Hayır.

-Nasıl emin olacaksın? -Soracağım.

-İnşallah o günleri de görürüz. -İnşallah o günleri de görürüz.

Tabii Eda'dan değil.

Tabii Serkan'dan değil.

Bir bebek! Ay!

Yani b...

-Bu konuşma bitmiştir. -Bu konuşma bitmiştir.

Üf! Aman, iyi be!

(Hareketli müzik)

-Allah Allah! Neden gitmiyorlar? -Anlamadım.

Bunlar iki gün önce birbirlerini gırtlaklamayacaklar mıydı?

Evet.

Ama birbirlerine yakışıyorlar da.

Bize niye böyle bakıyorlar?

Allah Allah!

-Koluna mı girdi o? -Evet.

-Ay, daha neler canım! -Tipleri yakışıyor.

-Yok artık! -Hiç olacak şey değil.

-Bence de. -Evlerden ırak.

-Allah yazdıysa bozsun. -Evet.

(Serkan) Tamam.

Sen gel bakalım buraya.

Sen ne yapıyorsun sen?

-Merhaba. -Merhaba.

Sanırım Serkan'la Efe yok.

Yok, hayır, yoklar.

Ben ekibimle beraber dosyaların üzerinden tekrar geçtim.

Yeterince şeyimi aldığın yetmedi mi? Bir de köpeğimi mi alacaksın?

Selinciğim, hisselerini sen sattın, ben sattırmadım.

Ayrıca hisseleri alan da ben değilim zaten.

Kaldı ki bunun Çirkin'le hiçbir alakası yok şu anda!

(Ferit) Ceren, devam edelim lütfen.

Selin, eğer incelemek istersen dosyaların bir kopyası burada.

(Müzik)

Yeni başvuru yaptığımız projeyle alakalı sonuçlar da geldi.

Hepsi olumlu.

Ayrıca kafana göre karar değiştiremezsin Selin.

Öyle mi?

Ama son dakika nikâh masasından kalkabilirim, değil mi Ferit?

Sanırım sorunun köpekle hiçbir ilgisi yok. Ben dosyaları alabilir miyim?

Evet, köpekle ilgisi yok Ceren.

Senin başka müvekkilin yok herhâlde, sürekli burada olduğuna göre!

Selin, anlıyorum, öfkelisin, kızgınsın...

...ama bana bu muameleyi yapamazsın. -Evet, öfkeliyim ve kızgınım.

Bir zamanlar benim olduğum yerde seni veya Eda'yı görmek de...

...işimi kolaylaştırmıyor. Bir kere de ben içimde tutmamış olayım.

Ne bu?

Ben normalde bu yapılana karşı sessiz kalmam...

...ama şu an iş yerinde olduğum için susuyorum.

Ve bir daha Eda veya benim hakkımda...

...en ufak kötü bir şey duyarsam sessizliğimi bozarım, haberin olsun.

(Müzik)

(Sessizlik)

Ben bahçeleri için taslak bir şeyler çizdim, bakmak ister misin?

-Ne ara çizdin? -Oyun odasında oynarken.

Bakmadan önce bir şeyler atıştırmak ister misin?

-Yok, aç değilim. -Ufacık.

-Yok. -Hiç mi? Peki.

Rahat mısın?

Rahatım, her zamanki koltukların.

Tamam. Tamam, bakayım.

(Boğazını temizledi)

Bir kalemi alabilir miyim?

Şimdi şöyle, biliyorsun, bahçelerinde bir eğim var.

O yüzden bu kısmı bence çok güzel yapmışsın.

Ama eğim yüzünden sağ tarafta olamayacak.

Ama arkadaki boşluğu fark etmişsindir.

Bu yaptığın güzel kısmı arkaya alırsak...

...bence çok tatlı bir şey çıkabilir. -(Eda) Tamam.

(Müzik)

-Buraya. -Evet.

Ben ne çizdiğini anlayabiliyorum.

Fakat...

...Kafesçioğlu çifti anlamayabilir.

O yüzden belki biraz daha detaylandırsan...

Şimdi biliyorsun, çift çiçekleri çok seviyor.

Sen de çiçek çok seviyorsun.

-Çiçeklendireyim, tamam. -Evet.

Etkilenirler.

-Sen ne yapıyorsun? -Ben...

Çatıya birtakım şeyler yapmayı düşünüyorum.

Çatının küçük kısmında bir sıkıntı var.

-Tatlı, ilginç bir şey... -Serkan.

Efendim?

Sen değil, minik Serkan uyandı zannettim.

Yok, yukarıdaki martı galiba.

Sana bir şey sorabilir miyim?

Evet.

Neden hiç tanımadığın bir çifte yardım ediyorsun?

Neden sordun?

Sonuçta bir bebek yani. Anlayamıyorum, böyle büyük bir sorumluluğu...

Anlayamadığını biliyorum.

-Beni anlamadığını biliyorum. -Onu demiyorum Eda.

-Seni anlıyorum. Sadece-- -Bunu daha önce de konuşmuştuk.

Benim bu davranışlarımın seni hasta ettiğini söylemiştin bana!

-Galiba sen anlamıyorsun şu an-- -Ben buyum, Serkan.

Ben böyleyim, buyum.

Niye sustun?

Hadi zekice bir şey söyle, sustur beni eskisi gibi.

Belki susmak istiyorum. Belki konuşmanı istiyorum.

Konuşmamı istiyorsun?

-Ne konuşayım seninle yine? -Söylemek istediğin bir şey var mı?

Sana söylemek istediğim o kadar çok şey var ki...

...sonsuza dek sürer ama benim o kadar zamanım yok.

Tamam, peki.

-Bir şey var mı? -Yok Serkan.

-Yok? -Yok.

-Yok? -Ya ben...

Ben sana...

...olduğum gibi geldim.

Seni olduğun gibi sevdim.

Kalbimi verdim. Ama sen?

Bak, ben...

Ben seni hiçbir zaman üzmek istemedim.

Bak.

Sen bana kurcalama dedin.

Evet.

Bence sen kurcalama.

Beni rahat bırak.

Eda.

Merhabalar. Hoş geldiniz.

-(Aslı) Hoş bulduk. -Merhaba.

Benim aslan oğlum.

Vallahi bize kazandırdığınız birkaç saatin karşılığını asla veremeyiz.

Ne demek.

Gerçekten aylardır ilk defa kaliteli bir uyku uyudum.

Bebeğimi özleyerek uyandım.

Bu arada Emre'nin yeni bebeğimizden haberi var.

Söylediniz mi? Tebrik ederim.

-(Emre) Teşekkürler. -(Aslı) Teşekkür ederiz.

Ne?

Yani yeni? O değil.

Yeni bebek? Nerede?

-Burada. -İçinizde?

-(Aslı) Evet. -Haa.

-Aa, hamilesiniz? -Evet.

-İki. -İki?

Sen iyisin!

(Müzik)

Haa... Se...

Sen iyisin.

Siz hamilesiniz.

Tamam! Anladım! Siz...

Sen iyisin. Siz hamile... Tamam, tamam.

-Emre Bey... -Sen bir sussan mı artık?

Sen iyisin.

Darısı başınıza bu arada.

Aa, siz birlikte misiniz?

Hayır, birlikte değiliz.

Değiliz, hiçbir şey değiliz. Hiçbir şey de olamayız yani.

-Patronum bile değil kendisi. -Yani?

Yani işte gördüğünüz gibi.

Ah...

Bu arada yarın partiye bekliyorum ekipçe.

Kesinlikle oradayız.

Tamam o zaman. Yarın görüşürüz.

Tekrardan çok teşekkür ederiz her şey için.

Ne demek, ne demek. Zehir gibi.

(Aslı) Edacığım, seni de bekliyoruz.

Evet, tabii.

Nasıl, güzel mi yemeğin? Oynayıp duruyorsun, yemiyorsun.

Sevmedin mi bu sefer?

Pek beğenmedim.

Niye öyle diyorsun Pırıl? Sen bu restoranı çok seversin.

Yemeklerine de bayılırsın. Sevmedin mi bu sefer?

Bugün sevmiyorum demek ki Engin.

Aa, öyle deme.

Sen tavuğu beğenmedin. Bir de köfteyi dene.

-Ne yap... Ya! -(Engin) Denesene şu köfteyi.

(Pırıl) Bak, üstüme başıma döküldü ya.

Üf.

Rezil olduk herkese de ya.

Pırıl, ben yine neyi yanlış yaptım ya?

Ne oluyoruz?

Farkında değilsin gerçekten, değil mi?

Neyin?

O asistan kız sana bütün gün asıldı Engin.

Yok, yok. Öyle değil o.

Sana öyle gelmiştir ya.

Kız yardım istedi sadece, o kadar.

Ne alakası var, bana öyle geliyor. Ben uyduruyorum yani, benim düşüncem!

Ben durduk yere uyduruyorum bunu!

Ben dümdüz uyandım bugün, uyduruyorum bunu!

Yani Pırılcığım...

...sonuçta kız...

...yakışıklılardan hoşlanıyorsa artık.

Vallahi ben ilgilenmiyorum.

Ben ilgilenmediğim için de hiç benlik bir durum yok.

-Bakma bana öyle hiç. -Ne kadar iyi ilgilenmemen ama.

İlgilenmediğin için herhâlde iş teklif ettin kendisine.

Ama yeter ya.

Vallahi yeter. Ben bu Art Life Mimarlık'taki dedikodu çarkı...

Yani ben Erdem'i korkutmak istedim sadece.

Ne alakası var benimle bu konunun?

Ne kadar korktu Erdem!

O kadar çok korktu ki Erdem.

Erdem korktu, üstüne bir de kızın gözüne girdin.

Bravo!

(Pırıl) Üstüm başım mahvoldu senin yüzünden.

Şey, ee... Tatlı?

Hı, tatlı.

Çok tatlı.

Sen nasıl bir insansın ya!

Efendim?

Sırf benim hamile olduğumu düşündüğün için mi...

...bana bu kadar ilgili davrandın bütün gün?

Miden bulanıyordu Eda.

Midem bulanıyordu sadece Serkan.

Sadece midem bulanıyordu. Sorsaydın!

Sormaya çalıştım. Yani daha evvel sormaya çalıştı--

Ya bir soru! Bir soru!

-Evet. -Bir soru sormayı bile beceremiyorsun.

Ve baba olmayı mı düşündün bir an?

Sen bana ne dedin? Zamanım yok Serkan, demedin mi?

-Nasıl bir ilgi? Nasıl... -Ne?

Ben nasıl anlayamadım ya?

Bütün gün, oturur musun, bir şey yer misin, yok meyvedir, çerezdir...

Yani karnında bir minik Bolat olabilirdi Eda.

Ama yok! Yok! Merak etme, yok!

-Bilmiyoruz onu. -Ya sadece midem bulandı.

İnsanların bazen midesi bulanabilir.

Sadece değil. Leyla söyledi bana. Kokuya hassasiyetin varmış.

-Büyük-- -Bunlardan şüphelendin ve hiçbir şey...

...sormadın mı bana? Sorsaydın!

-Sordum sana! -Ya emin ol...

...senden baba olmayacağını gördüm.

Çocuğa dokunamadın bile.

-Dokunamadım mı? -Evet.

Minik Serkan'ın kusmuğuyla gezdim bütün gün.

Ya koşarak banyoya gittin temizlemek için. Dalga mı geçiyorsun?

Yine de üstümdeydi.

Ki sana söyleyeyim...

...minik Serkan, şu an Erdem'den daha başarılı bir mimar, benim sayemde.

Dokunamadın bile diyorum çocuğa.

Dokundum minik Serkan'a.

(Eda) Bırak ya.

-Nereye gidiyorsun? -(Eda) Sana ne?

-Nereye gidiyorsun? -(Eda) Sana ne?

Hayır...

Eda.

Eda, biraz sakin olalım.

Eda.

-Aydan Hanım. -Ay! Eda, korkuttun beni.

Gidiyor musun?

Korku eşiğiniz minik Serkan'dan sonra değişmiştir diye düşündüm ama...

İsim benzerliği mahvetti bugün beni.

Hazırlanın, yarın size bir sürprizle geleceğim.

Eda, gerek yok. Gerçekten.

Senden böyle bir şey isteyemem.

Siz istemezsiniz belki ama ben istiyorum.

(Eda) O yüzden...

...dışarıda yapmayı en çok özlediğiniz şeyi düşünün bu gece.

Yarın görüşürüz.

(Müzik)

(Aydan) Ne demek istedi?

Eda Hanım'dan bahsediyoruz.

Sürprizlerle dolu.

Dışarıda yapmayı özlediğim o kadar çok şey var ki.

Hadi geçin. Üşüyeceksiniz.

(Telefon çalıyor)

Alo, buyurun Serkan Bey.

Leyla...

...sana Kafesçioğlu çiftinin çatı katı için yaptığım çizimleri gönderdim.

Yarın sabah ofise gidip, çıktısını alıp villadaki ekibe yollar mısın?

Tamam, Serkan Bey. İyi geceler.

(Müzik)

Kızım, ödümüzü kopardın ya.

Allah'tan Ayfer abla söyledi de rahatladık.

Ben ne yapsam bütün şehrin haberi oluyor. Nasıl oluyor bu?

Ben bu şehirden sıkıldım galiba ya. Taşınacağım.

Nereye?

Ne bileyim, Japonya'yı merak ediyorum. Oraya giderim herhâlde.

Kızım, sen ilk önce turist olarak git de sonra yaşamaya gidersin.

Bırak, gitsin ya. Üç gün sonra sıkılıp dönüyor zaten.

(Gülüyorlar)

Ben de ayakkabı tasarımcısı olmak istediğim zamanları çok özledim.

(Müzik)

Kızlar, bir şey söyleyeceğim.

Hı?

Bu Selin var ya, çok fena.

Bütün gün Ferit'in dibinde gezdiğin için böyle söylüyor olabilir misin?

Evet.

Birkaç gündür tuhaf da o kadar fena değil bence.

Ya nikâhtan önce Serkan'a gidip neler söylemiş, biliyor musunuz siz?

Ciddi misin?

Ne demiş?

"Sen benim için hep ilk sırada, en önemlisin.

Herkesten, hatta kendimden bile."

Ne bu? Caydırıcı unsur resmen.

Sen hazırlan, gel. Tamam?

(Müzik...)

(...)

Unutamamış belli ki.

Gıdıklanıyor musun sen? Gıdıklanıyor musun sen?

(Gülüyorlar)

(Müzik...)

(...)

(...)

(Müzik...)

(...)

(...)

"Tesadüf seni önüme çıkarmasaydı...

...gene aynı şekilde fakat her şeyden habersiz...

...yaşayıp gidecektim.

(Serkan dış ses) Sen bana, dünyada başka türlü bir hayatın da mevcut olduğunu...

...benim bir de ruhum bulunduğunu öğrettin.

Bunu sonuna kadar götüremediysen...

...kabahat senin değil."

(Müzik)

Ne oluyor? Ne bu acele?

İş hayatı bizi böyle yaptı Ayfer abla.

Geçen gün ne hesapladım, biliyor musunuz?

Öğle yemeğiyle işe dönmemin arasında on dakika var.

-Ha... -On dakika ya.

Üstelik hafta sonu da çalışmak zorundayız.

Aa, kıyamam.

Vallahi benim öyle bir hırsım yok. Ben sadece çok açım.

Oy, afiyet olsun aşkım.

(Kapı açıldı)

Fifi?

Lütfen hallettim de.

Aşk olsun. Sen benim neyi halledemediğimi gördün?

Ya sen harikasın ya.

O ne? Ne oluyor?

Önemli bir şey değil halacığım. Bir proje üzerine çalışıyorum.

Fifi de sağ olsun, benim için halletti, getirdi.

-Ne ya o? -Hayır.

Aa!

Hmm... İyi.

Ay, gelecek mi, gelmeyecek mi? Ne zaman gelecek? Ne yapacak gelecek?

-Bunları bilmem lazım. -Aydan Hanım!

Son bir saattir aynı şeyleri tekrarlayıp duruyorsunuz.

Geleceğim dediyse gelir.

Gelir, değil mi?

Evet, geleceğim dediyse gelir zaten Eda Hanım.

Aman hiç de laf ettirmez!

Kıyafetim nasıl? Olmuş mu? Yani daha mı resmî bir şey giyseydim?

Ne bileyim... Planını bilmiyorum ki ona göre giyinirdim.

Aydan Hanım...

...çok güzel görünüyorsunuz.

Ama bu kadar endişelenmenize gerek yok.

Tamam, endişelenmiyorum.

O zaman Eda'yı ara.

Tamam. Eğer siz rahatlayacaksanız arıyorum.

Ara, sor.

(Telefon çalıyor)

Kim o?

-Kim o? -Bir dur ya.

-(Seyfi ses) Eda Hanım. -Seyfi Bey.

Aydan Hanım, gelip gelmeyeceğinizi, ne zaman geleceğinizi...

...ne giymesi gerektiğini ve sürprizin ne olduğunu soruyor.

Siz Aydan Hanım'a deyin ki; kahvaltım bitince geleceğim.

Gerisi sürpriz.

Teşekkür ederim.

Kahvaltısını bitirince gelecekmiş. Gerisi de sürprizmiş.

Aa, ben Eda'nın planını anladım.

Beni delirtmek istiyor. Sürpriz o.

(Fısıldayarak) Yok, bence siz beni çıldırtmak istiyorsunuz.

Sen gizli gizli bir şeyler söyledin ama ben duydum sanki.

-Çay getireyim mi size? -Getir.

Kiminle konuşuyordun?

Kimse.

Sen hâlâ onlarla görüşüyorsun, değil mi?

Konuşmalarımı mı dinliyorsun benim hala?

Yok, hayır, yani Aydan'la niye görüşüyorsun?

Hani ne yapıyorsunuz mesela? Niye?

Çünkü bir söz verdim Aydan Hanım'a. Ve o sözü tutmak istiyorum.

Biz her zaman sözümüzü tutarız. Sen söylemiştin.

Ha... Tamam.

İyi o zaman. Ben de geleyim. Hem Aydan Hanım'ı görmüş olurum.

Hala, ben küçük bir kız değilim artık. Farkında mısın?

Yok, sen hiç küçük bir kız değilsin.

Sen bayağı kazık oldun.

(Müzik)

Bu iş yerinde benim bir ayağım çukurda.

Biliyorsun bunu. Ama bu geçen günkü olay yok mu...

...o beni çok hırslandırdı.

Acayip derecede hırslandırdığını söyleyebilirim yani.

Bundan sonra bu kariyer basamaklarını o kadar hızlı çıkacağım ki...

...çok inanılmaz derecede yükseleceğim. Engin Bey de beni kovamayacak.

Erdem, sen bir şeyin farkında mısın acaba?

Şu an hiç farkında değil gibisin de.

(Leyla) Ben bayağı bir koşuşturmanın içindeyim şu anda.

(Leyla) Serkan Bey benden Kafesçioğlu projesinin çatı çizimlerini bekliyor.

Herkes benden çizimleri bekliyor.

Bir de sen acaba izin gününde neden ofistesin?

Hırslandım ben çünkü! Hırslandım!

İnanılmaz derecede hırslandım. O kafesler nedir ya?

O kafesleri ben çizeceğim.

O kadar güzel çizeceğim ki o kafesleri...

...Pırıl Hanım'ın yerini alayım diyorum. Ne diyorsun?

(Telefon çalıyor) O kadar iyi bir zamanda çalıyor ki.

Engin Bey, evet.

(Leyla) Onlar benim bilgisayarımda doküman olarak.

(Leyla) Yukarı çıkıp yolluyorum ben şimdi.

(Leyla) Yukarı çıkıp ben getir...

Erdem'den kurtulup hemen geliyorum. Tamam, tamam.

Erdem ama burada işim var ya!

(Erdem) Söyledin mi Engin Bey'e kafesleri Erdem çizecek diye?

(Leyla) Hayır, ben söylemek istemiyorum.

(Leyla) Neyin kafesi? Kafes diye bir şey yok.

(Erdem) O ne demek ya?

(Gerilim müziği)

-Eda? -Merhaba.

(Aydan) Ayfer Hanım, hoş geldiniz.

-Hoş bulduk. -Hoş geldiniz.

Merhaba Seyfi Bey.

Ee, buyurun.

(Seyfi) Çaylar hazır.

Oturalım biz. Çay da hazırmış.

Bakın, size ne getirdim.

(Aydan) Ne o?

VR gözlükler.

Bugün beraber Londra'ya gidiyoruz. Sanal bir yolculuk yapacağız.

Londra mı?

En sevdiğim şehir.

Nasıl oluyor o?

Gözlüklerimizi takacağız...

...yolculuğa başlayacağız.

Ay, şimdi kalbim patlayacak mutluluktan.

Çok özledim.

Halan da mı geliyor bizimle?

Ee, sanal olarak değil.

Ama fiziksel olarak evet.

Ben sizi pek şey yapmayayım... Baş başa bırakmayayım.

Konuşursunuz, bir şey olur falan.

Şey ama zaten gözlüğü taktıktan sonra hiç konuşmayacaklar.

Sadece gezecekler. Öyle düşünelim.

-Konuşmak yok. -Yok, konuşmayacaklar.

İsterseniz ben size o sırada bahçeyi gezdireyim.

Ay, çok güzel. Hep istiyordum zaten.

-Ben o zaman bahçeyi gezeyim. -(Aydan) Tamam.

Ay, çok istiyordum ben bunu.

(Aydan) Ee, nasıl yapacağız şimdi?

Nasıl gidelim?

Bu tarafa.

Kendinizi rahatsız hissederseniz, tedirgin hissederseniz durabiliriz.

Hemen çıkarırsınız, tamam mı?

Tamam.

Hissetmem.

(Derin nefes alıyor)

Ay!

Eda, bak burası London Eye.

Buranın tepesinden bütün Londra'yı görebilirsin.

Ah.

Londra, çok özledim.

Aa! Şuraya bak!

Oxford Caddesi'ne gidelim mi buradan, alışveriş yapmaya?

Olur, gidelim.

Ama ben bu sefer kendi alışverişimi kendim yaparım.

Sonuçta sanal. Herhâlde bir şey demezsiniz.

İstediğin gibi alışveriş yap.

(Aydan) Aa, bak, şu sağdaki kafeyi görüyor musun?

Londra'nın en güzel tatlıları buradadır.

Ay, Londra'dayım.

Kocaman bir meydanda.

(Aydan) İnsanların arasındayım.

Ne kadar güzel bir yermiş. Hiç gitmedim Londra'ya.

Serkan avucunun içi gibi bilir Londra'yı.

Eminim seni götürmek isterdi.

Ay, Eda bak!

Eda?

Aydan Hanım.

Efendim?

Aydan Hanım, oğlunuzla ilgili tek bir olumlu cümle duymak istemiyorum.

Hatta cümleyi bırakın, tek bir kelime duymak istemiyorum.

Buna söz vermiştiniz.

Tamam, affedersin. Çok özür dilerim. Ağzımdan kaçtı.

Dönelim mi Londra'ya?

-Peki. -Hadi.

Bak, şu sol taraf Covent Garden.

Binalara bakar mısınız ya?

(Eda) Resmen tarih kokuyor.

Bak, şu sağ tarafta...

...İngilizlerin ve bütün dünyanın en beğendiği markalar satılır.

Ay, burada olduğuma inanamıyorum!

Kalbim duracak şimdi mutluluktan.

Ben Hyde Park'ı merak ediyorum aslında.

Keşke sandviçimizi alıp piknik yapabilsek.

Ay, ne pikniği? Seni Hyde Park'ı kuşbakışı gören...

...lüks bir restorana götüreceğim şimdi.

Doğru, sizin turunuz sonuçta.

Eda...

...bu, 20 yıldır bana verilen en güzel hediye.

Çok teşekkür ederim bunu için.

Siz ne zaman isterseniz elinizi tutacağıma söz vermiştim.

Biz Yıldızlar her zaman sözümüzü tutarız Aydan Hanım.

Teşekkür ederim.

Canım Londra.

(Telefon çalıyor)

Söyle Efe.

Hep böyle mi açarsın sen telefonları?

Günaydın Efe.

Sana kötü haberim var.

Emrelerden almayı düşündüğümüz spor kompleksi projesiyle ilgili.

Maalesef başka biriyle de görüşüyorlarmış.

-Yani? -Yanisi şu.

Eğer bu projeyi almak istiyorsak akşamki partiye katılmamız gerekiyor.

İkna etmek açısından.

Ve öncesinde bir araya gelip bir toplantı yaparsak...

...ve bir strateji belirlersek çok iyi olacak.

Toplantıya gerek yok. Emre o işi bize verecek. Ben hallederim.

Sen halledersin. Ona şüphe yok zaten de...

...bence öncesinde bir görüşsek iyi olur.

Bir toplantı yapmamız lazım.

Gerek yok.

Ay, çok güzel bir bahçe.

Hep gezmek istemiştim. Hiç fırsatım olmamıştı.

Çok teşekkür ederim.

Ne demek Ayfer Hanım.

İstediğiniz zaman gezebilirsiniz.

Hem ben sizin ve Eda Hanım'ın burada olmasından çok mutlu oluyorum.

Ayrıca Eda Hanım'ın Aydan Hanım'a yardım etmesi de çok hoşuma gidiyor.

Eda bana niye söylemedi, ona çok şaşırıyorum.

(Sinek vızıldıyor) Şey, ee...

Aydan Hanım belki istemeyeceğini düşünmüştür.

Aa, bu sinekler!

Gelin, gelin. Şöyle geçelim.

Gelin.

Hah, ne diyordunuz?

Siz sineğin burada biteceğini nereden anladınız?

Lavanta var.

-Yani? -Yani lavantalar sineği kovar.

Bahçenize ne kadar çok lavanta ekerseniz o kadar sinek olmaz.

Hem atlar da var, çok sinek olur burası.

O zaman bahçıvan...

O zaman bir dahaki geldiğinizde siz bizim bahçıvanımızla konuşursunuz.

O daha çok lavanta eker.

Yok yok, ben şimdi kimsenin işine karışmayayım Seyfi Bey.

Yok yok, bu bahçeye sizin elinizin değmesi gerekiyor belli ki.

Hem böylece Eda Hanım'ı...

...bir dahaki ziyaretlerinde yalnız bırakmamış olursunuz.

Siz o tatlı dilinizle her şeyi halledersiniz.

O Aydan Hanım çok şanslı.

Bunu her yerde böyle söylerseniz çok mutlu olurum.

-Daha yüksek sesle. -Bağırarak.

-Hah. -(Ferit) Hah, Ceren.

-Selam Ferit. -Selam.

Başvurularımızla alakalı sıkıntılar çıkmış da onu haber vermek istedim.

Şimdi benim ofise dönmem gerek. Kolay gelsin.

Ceren, bu arada...

Dün olanlar için Selin adına senden özür dilerim.

Selin'in adına benden özür diliyorsun.

Yani hâlâ Selin'i sahipleniyorsun demek oluyor bu.

Şaka gibi.

Yani onun siniri, öfkesi, kızgınlığı banaydı aslında.

Sana patladı. O yüzden söyledim.

Ferit, ben Selin'in prenses tripleriyle uğraşamayacağım artık. Gerçekten.

Neymiş ki o?

Herkes beni sevsin, herkes beni düşünsün.

Ama ben ne istediğimi bilmeyeyim. Bu ne ya?

Haklısın.

-Haklısın. -Haklıyım tabii.

Bu arada...

...sen köpek konusunda hâlâ ısrarcısın sanırım.

Ama derdin köpek değil.

Evet, haklısın.

Bugüne kadar hep onun istediği oldu.

Yani bir şeyde benim istediğim olsun istiyorum.

Biliyorum, çok çocukça, farkındayım yani ama...

...böyle. Bu sefer böyle yani.

Hepimiz ara sıra çocukluklar yapabiliyoruz.

Benim farklı bir fikrim var.

-Neymiş? -Benden haber bekle.

Belki bu sayede bakışlarını Selin'in üzerinden çekip...

...farklı yerlere bakmayı hatırlayabilirsin.

Kolay gelsin.

Hoşça kal.

(Eda) Ay, localara bakın. Nasıl güzel.

(Aydan) Ah, çok güzel.

(Eda) Ay, harika gerçekten.

Eda, bak. Burası Royal Shakespeare Company.

Burada hep Shakespeare'in oyunlarını seyrediyoruz.

(Eda) Ay, ne kadar güzel localar.

(Aydan) Ay...

Aa!

-Eda? -Hişt!

(Fısıldayarak) Serkan.

Ne yapıyorsunuz?

Sessiz ol.

Şu an annenle beraber Shakespeare'in oyunlarından birine geldik.

Lütfen rahatsız etme bizi.

Sen ciddi misin?

-Hişt! -Hişt!

Gerçekten kafayı yediniz.

Zaten ofiste delilerle uğraşıyorum, şimdi de evde delilerle uğraşıyorum.

Kaan Baykaloğlu...

...yani ikinci nesil mimarlardan, babası da Murat Baykaloğlu.

Babası daha çok kamu binaları yapmış...

...ve devlet ihaleleri almış bir iş adamı.

Oğlu da ikinci nesil mimar olarak...

...özel sektörde bayağı başarı sağlamış.

Bu Kaan'la Emre okuldan, yani kolejden çok yakın arkadaşlar.

Babaları da eski ahbap.

O zaman geri kalan isimleri de partide öğreniriz.

Olur.

Serkan Bey...

...istediğiniz gibi çatı katının çizimlerini size gönderdim.

Tamam. Peki, sen neden hâlâ çıkmadın?

Efe Beyler toplantıda ya, bir şeye ihtiyaçları olursa diye.

Yani başka işin var?

Ama tabii ben sizin asistanınız olduğum için...

...aslında siz de toplantıda olmadığınıza göre...

...gidebilirim de.

Çıkmadan bana çizimlerin kopyasını getir.

(Leyla) Tabii.

(Telefon çalıyor) (Ferit) İzninizle.

Merhabalar.

Bensiz strateji toplantısı yapıyorsunuz galiba.

Sen katılmak istemeyince ben de arkadaşları toplayıp...

...açıklama yapmak istedim parti öncesinde.

(Efe) Bir sakıncası yok, değil mi?

Herhâlde arkadaşların da Emre Bey'i ikna etmesini istiyorsun.

Bu arada ben akşam gelemiyorum.

İş için şehir dışına çıkacağım. Ama...

-Başka bir şey var mı Efe? -Yok şimdilik.

O zaman toplantı biter.

Kolay gelsin.

-Efe. -Hı?

Bir daha benden habersiz toplantı yapmak istiyorsan...

...girişteki toplantı odasını kullanabilirsin.

Sen de benim toplantılarıma alışsan iyi olur.

Çünkü ben devam edeceğim.

Öğreniyorsun. Güzel.

(Kapı vuruldu)

-Oo, partiye mi? -Evet.

Aslında sadece ortaklar gidecekti ama...

...beni de aralarında görmek istediler.

Belki de çocuklarına baktığım içindir.

Sen onların peyzajını da yapacaksın, değil mi?

Yapacağım da daha başlamadım. O sayılmaz.

Senin herkese kendini hayran bırakan bir yanın var.

Bu huyunu asla unutma ve kimsenin de köreltmesine izin verme.

-Çok seviyorum seni. -Ben de seni.

Hangisi sence?

Evet, hangisi? Bence...

...mavi.

Serkan almıştı.

O zaman inadına mavi.

-Hı, inadına diyorsun? -Tabii, inadına.

Hem mavi nazarlardan da korur.

Düşüneyim.

Düşünecek bir şey yok, giy çık.

(Ceren gülüyor)

Bir şey söyleyeceğim, çok tatlı değiller mi?

Evet, ne yalan söyleyeyim...

...sen bana, seni bir yere götüreceğim dediğinde...

...hiç böyle bir yer gelmemişti aklıma.

-Neden? Beğenmedin mi? -Olur mu öyle şey?

Bundan daha güzel bir yer hayal edebiliyor musun Allah aşkına?

Ben düşündüm ki tekrar bir köpek sahiplenebilirsin.

Böylelikle Selin'le ödeşmek için uğraşmana da gerek kalmaz.

(Köpekler havlıyor)

-Ne oldu? -Hiç, bir şey olmadı.

Yani sanırım farklı yerlere bakmayı öğrenmem gerek.

(Köpekler havlıyor)

(Ceren) Şuna baksana.

(Ceren) Çok güzel değiller mi?

(Köpekler havlıyor)

Ver bakayım, ver patini.

(Engin) Resmen Kafesçioğlu ailesiyle iş yapacağız.

İnanabiliyor musunuz? Abi, adamlar dünyanın en dev...

...projelerini yapıyorlar. Türkiye'de bizimle çalışacaklar.

-Bu muhteşem bir şey ya! -Engin, biraz daha sakin.

Ne demek sakin?

O değil de Selin nerede?

Bir günlüğüne şehir dışına gitti Selin.

Hıh, geliyor gelmekte olan.

Merhaba. Keyifler nasıl?

Merhabalar.

Siz istifa ediyordunuz. Kısa sürdü herhâlde?

Evet, bırakamadılar.

-Emre Bey çok ısrar etti. -Anladım.

Engin, ben hafta içi geleceğim yanınıza.

Yani daha sık görüşeceğiz bundan sonra.

-Ne güzel. -Evet. Size iyi eğlenceler.

Ne güzel. (Serkan gülüyor)

-Yapma, yapma! -Ne güzel.

Gözde Hanım sana bayağı kur yaptı şu an.

-Farkındasın değil mi? -Hiçbir şey yaptığı yok abiciğim.

Sen ne karıştırıyorsun ortalığı, sana ne?

Ayaklara bak, heyecanlanmaya bak be.

Yapma abi, lütfen.

Çok bariz. Bunu fark etmemiş olamazsın.

-(Engin) Ne alakası var abi? -Görmedin mi hareketi ya?

Ferit, Serkan...

...öncelikle üslubum için sizden çok özür diliyorum ama...

...ben de bu kadar kerizini daha önce hiç görmedim.

Hangisi?

Arkadaşlar bakın, böyle bir şey yok.

-Abartıyorsunuz şu an. -Abartıyoruz!

Ben mi abartıyorum mesela? Abartıyoruz!

O zaman şöyle yapalım mı? Biz seninle bir iddiaya girelim.

Şu Gözde Hanım...

...kahveden hiç hazzetmiyormuş.

Hiç sevmiyormuş, yanında bile duramıyormuş...

...kokusundan nefret ediyormuş. Leyla söyledi.

Sen kendisini bir kahve içmeye davet et.

Eğer gelirse, ben haklıyım.

Ama bak, olur da beni reddederse...

...bundan sonra ne istersem onu yapacaksın, anlaştık mı?

Hayhay, anlaştık.

-(Engin) Hadi bakalım. -Hadi bakalım.

Ben bir Emre Bey'in yanına gideceğim.

Karıştır, git. Karıştır, çorba yap buraları, git.

-Efe. -Serkan.

-Serkan Bey. -Emre Bey.

Hoş geldiniz, teşekkür ederiz.

Olur mu? Biz teşekkür ederiz davet için.

-Gerçekten çok tatlı olmuş. -Teşekkürler.

(Serkan) Ferit de uğrayacaktı.

(Ferit) İyi akşamlar.

-Merhaba, hoş geldiniz. -(Ferit) Merhaba, hoş bulduk.

Merhaba, hoş geldiniz.

Babanızla denk gelmiştik ama sizinle hiç karşılaşmamıştık.

Evet, doğrudur, olabilir. Ama galiba bundan sonra...

...holdingde sık sık karşılaşacağız, öyle görünüyor.

(Emre) Aynen, bundan sonra birçok projede beraberiz.

Evet ama bizim esas istediğimiz proje...

...İngiltere'deki proje. -Elimizdeki en büyük proje.

Zaten daha azıyla yetinmek bana göre değil.

Biz sizi yalnız bırakalım o zaman.

Tabii. Hoşça kalın.

Ben o projeyi başka birine vermeyi düşünüyorum.

Biliyorum ama vermeyin.

O zaman beni ikna edin.

Oğlumuzla isminiz aynı ve bütün gün ona baktınız ama...

...biliyorsunuz, iş dünyasında--

Evet, iş dünyasında bence duygusallığa yer yok.

-Evet, o zaman beni ikna edin. -Tamam.

Şimdi şöyle...

Eda, sen gerçekten muhteşem görünüyorsun bu akşam.

Senin güzelliğin o.

Evet Eda, gerçekten çok güzel görünüyorsun.

-Senin de güzelliğin. -(Ferit) Teşekkür ederim.

-Siz ne içiyorsunuz bu arada? -Engin kahve içiyor.

-Bu aralar hep kahve içiyor. -(Eda) Soda alayım.

Pırıl, konuşabilir miyiz? Gel.

(Gerilim müziği)

Dediğim gibi, yani ödüller...

Yani özetle zaten bence bizimle çalışmalısınız.

Diğer şirkete karşı çok zor durumda bırakıyorsunuz beni.

Dediğim gibi, duygusallığa gerek yok.

İş dünyasında iyi olan kazansın.

Peki, iyi olan kazansın o zaman. Proje sizin.

-Müthiş. Çok sevindim. -Konuşuruz.

-Tamamdır. -Tamam. İzninizle.

Tamamdır Emre Bey.

-(Efe) Spor kompleksi ha? -Evet.

-Aldık. -Tebrik ederim.

-Çok istiyordun zaten bu işi. -Müşteriyi sen getirdin.

Bu sadece küçük bir detay.

Hâlâ çözemedim ben.

Neden müşteriyi bana ve peyzajı Eda'ya bıraktın?

Serkan, ben kontrol delisi değilim.

Ortağımın bana güvenmesini isterim.

Ben de zaten ortağıma güveniyorum.

Evet, bunu daha önce konuşmuştuk.

-Evet. Tekrar konuşacağız zaten. -Evet.

-Tebrikler tekrar. -Sağ ol.

Merhaba.

Ne içiyorsun?

Soda.

Elbiseyi özellikle mi giydin?

Halam seçti.

Ne olacak bu hâlimiz Eda?

Sürekli aynı mekânlarda birlikte.

Bu zamana kadar ne oluyorsa o olacak.

Bu zamana kadar çok şey oldu.

Tekrar olmasından mı korkuyorsun Serkan?

Sen korkmuyor musun?

Ya anlamıyorum...

...neden bizimle çalışıyorsun onca yer varken?

Efe'yle çalışıyorum.

Efe de seninle çalışıyor. Rastlantı.

Ben rastlantılara inanmam.

O zaman bu kadar insanın içinde benimle burada...

...sohbet etmek de rastlantı değil, tercih.

Hem benim sana sorularım vardı.

Tüm sorularının tek bir cevabı var.

Benden uzak dur.

Pırıl, şimdi böyle iddia falan attık ortaya da...

...bu olay her türlü bana patlayacakmış gibi hissediyorum ben.

Yani bu kız, teklifimi kabul etse de reddetse de...

...bir şekilde olan bana oldu.

Onu, beni paranoyaklaştırmadan önce düşünecektin sen!

Mavi gömleğini de giymişsin. Sinirimi bozdun zaten benim!

Ben mavi gömlek hep giyiniyorum, yapma ya.

Ne güzel! Ne kadar güzel, değil mi? Çok güzel!

Bakalım hep mi giyiniyorsun, rastlantı mı olmuş?

Gel bakalım, gel. Gel gel, bakalım.

(Pırıl) Gel, buyur. Bakalım, al.

(Gözde) Aa, Engin Bey.

Ben de sizin yanınıza gelecektim.

Öyle mi? Ne güzel.

(Engin) Şey diyecektim ben...

...eğer bir gün müsait olursanız acaba...

...kahve mi içsek?

Şey, tabii yani...

(Gözde) Benim numaram vardı sizde.

Böyle işte mavinin rüyası, kahvenin kokusu falan.

Şahane olur.

Çok isterim gerçekten yani, beni mutlaka arayın.

Tamam, olur, ararım.

İyi eğlenceler.

-Görüşürüz o zaman. -Görüşürüz.

Şimdi şöyle yapıyoruz. Sen benim bundan sonra...

...söylediğim her şeyi uyguluyorsun.

(Pırıl) Uyardığım her şeyi dinliyorsun.

İşine gelse de gelmese de...

...hepsini bir bir uyguluyorsun Engin.

Tamam, ne desen haklısın.

Tamam. Ama şimdi kız da kahve teklifimi kabul etti.

Hayır, kahve içmeye gitmesem de--

Ne diyorsun? Kahve içeceksiniz.

Engin bak, sahalara geri döndün sen.

Sen niye heyecanlandın?

Eski günlerini mi özledin?

Sen bir şey diyordun. Devam et bakayım.

Hayır yani, şimdi...

...kız sonuçta kahve teklifimi kabul etti.

Bir şekilde yani icabet etmek gerekiyor.

Çok ayıp olur. Ne yapayım?

Maça götür.

Hatta ben alayım biletlerini. Siz ikiniz kalkın, maça gidin.

-Ne maçı? -Beşiktaş.

Çubuklu çubuklu formalarınızı da giyersiniz.

Zarafetine başlatma Engin!

Engin, biz dışarı çıksak. Gel.

(Serkan) Daha önemli konular var.

Daha önemli konular var?

Sinirli olduğun zaman çok güzel oluyorsun.

(Engin) Geldim abi.

Sinirimden gülüyorum Engin.

Ne oldu?

Ne oldu? Oldu mu?

Duydu mu?

Ne yaptın, konuşabildin mi Emre Bey'le?

Evet, işi aldık.

Ne diyorsun! Harika bir haber bu!

(Engin) Harika bir haber!

Biraz sakin ol, yani çok belli etme, sevindin ya.

Ne, ne bu 'cool' hareketler? Ne olmuş yani?

Sevineceğiz tabii. İş alıyoruz burada.

Neyse, daha fazla sürprizlerim olacak.

-Şaka yapıyorsun. -Evet.

Ya ben dünyanın en iyi adamıyla ortak olmuşum be!

Keşke aynısını ben Efe'ye de diyebilseydim.

Bu Efe'nin Eda'ya olan yakınlığıyla bir alakası olabilir mi?

Yoo.

-Yok? -Yok.

(Sarsıntı oldu)

Çatı!

Emre?

(Gerilim müziği)

Hamlemi yaptım...

...ama beklediğimden daha büyük bir hasar oldu.

Allah kahretsin!

Bir şekilde çözeceğim.

Halledeceğim.

Ben gerçekten böyle olsun hiç istememiştim.

Tamam.

(Gerilim müziği)

-Ne yapıyoruz? -Çocuklar araştırma yapıyorlar.

Neler olup bittiğini anlamak için.

Böyle bir rezalet nasıl olabilir benim işimde?

-Tamam, bir sakin olalım. -Sakin olamam Pırıl!

Sakin olamam yani! Benim hatam, benim çizimim!

Ben Emre'yle konuşup, bu işi halledeceğim, merak etme.

Hayır. Engin, inşaatta kim çalıştıysa...

...hepsi yarın ofiste olacak.

Pırıl, ne çizim kullandılarsa hepsini görmek istiyorum.

Tamamdır, halledeyim.

(Pırıl) Basına yayılır şimdi bu. Selin de yok, ben Selin'i arayayım.

Herkesi arayayım.

-Bir haber alayım, tamam mı? -Hadi beraber gidelim.

(Gerilim müziği)

Yapabileceğim bir şey var mı?

Yalnız mı kalmak istersin peki?

Evet.

Tamam, ben seni yalnız bırakayım.

(Gerilim müziği)

(Televizyon açık)

Ay, bir dur! Başım döndü, pıt, pıt, pıt!

Karar ver, dur bir yerde.

Ne yapayım? Her yerde reklam var.

Geri gel bakayım.

Aa, yok artık!

Tamam, Serkan'ı hiç sevmem ama...

...adam işinde en iyisi.

Böyle bir şeye nasıl izin vermiş? Çok kötü olmuş.

Ay, çok kötü oldu bu!

(TV spiker ses) Böyle bir skandala nasıl karıştığı merak konusu.

Eda'yı da kötü etkiler mi dersin?

Yani Eda, Efe'yle çalışıyor ama...

...Efe de sonuçta Serkan'ın ortağı.

Herkese zararı olur.

Ay, ya!

Seyfi, ne oluyor?

Aydan Hanım, size bir şey göstereceğim ama...

...lütfen sakin olun.

Peki. Nedir konu?

Serkan Beylerin şantiyesinde küçük bir problem çıkmış.

(Seyfi) Haberleri görünce de size getirdim.

-Can kaybı yok, değil mi? -Hayır, yok.

Ah yavrum!

Mahvolmuştur şimdi.

Ah, canım benim.

Neyse, kimseye bir şey olmamış.

Yanına da gidemiyorum ki.

Telefon edeyim. Nerede telefonum?

Hayır, şimdi arasak da zaten açamaz büyük ihtimal.

-İsterseniz gelince konuşun. -Tamam.

Gelince oturup konuşalım. Bir çözelim neymiş.

Alptekin nerede?

Akşam çok geç geldi, sabah da erkenden çıktı gitti.

Git onu bul, buraya getir.

-O deri ceketini de yak! -(Seyfi) Büyük bir zevkle.

Tamam, tamamdır.

İki dakika konuşabilir miyiz?

Çirkin'le mi ilgili?

Ferit, benim gerçekten tartışmaya niyetim yok.

Yani can sıkıcı olmaya başladı.

Dün akşamki kazadan sonra çok vaktim de yok.

Tamam, benim de niyetim yok. Ben de istemiyorum, kabul.

-Ne kabul? -Tamam, kabul. Çirkin sende kalsın.

Ne değiştirdi fikrini?

Biri ikna etti diyelim.

(Duygusal müzik)

Ne karanlık bir gün ya!

Hava bile kötü.

Bizim üstümüzde kara bulutlar mı geziniyor?

Bizim bir şantiyede...

...bir işimizin ters gittiği ne zaman görülmüş?

Maalesef her şeyin bir ilki var demek ki.

Ne bileyim, belki bir boşluğuna gelmiştir.

Ne bileyim, belki de yorgunluktur yani.

Belki de. İnsan sonuçta, değil mi?

Sorun neyse, Serkan bulacaktır.

(Leyla) Engin Bey bu işi iyi araştırdı.

Şimdi Serkan Bey'le bir konuşsun da.

Biz de yüzlerinden anlamaya çalışalım ne olduğunu.

Abi, didik didik inceledim.

Hata, çizimden kaynaklı. Yüzde yüz.

Nasıl böyle bir şey olabilir?

Abi, çok normal. Sen de insansın.

Hayır, böyle bir şey olamaz yani.

Ben böyle bir şey yapmış olamam.

Serkan, bak, kafan karmakarışık.

Eda'nın hamilelik mevzusu falan, çok normal.

Lütfen, iyi bir haber ver.

Basına çıkmasını engelleyemedim.

"Art Life'ın yaptığı inşaatta çökme oldu." diye manşetlerdeyiz.

Ne demek çöktü? Ne inşaatı ya?

Bir evin çatısının bir bölümü, bu kadar!

Yani büyüyor böyle işte haberler, biliyorsun Serkan.

(Telefon çalıyor)

Tamam abi, biz ilgileniyoruz. Sen merak etme.

(Gerilim müziği)

Serkan Bey de hata yapabiliyormuş demek ki.

Bu projede çalışan bütün ustaları...

...hemen burada istiyorum! -Tamam, dur.

(Gerilim müziği)

Büyük hayal kırıklığı Serkan Bey.

Çok haklısınız. İkinizden de çok özür diliyorum.

Hepimiz evdeydik, birimize bir şey olabilirdi.

Biliyorum, yani inanın, ilk defa böyle bir şey yaşıyorum hayatımda.

Emre, ben de sabahtan beri size ulaşmaya çalışıyordum.

Lütfen bakın, bizim bir açıklamamız var...

...ve ben bu açıklamayı yapacağım, gerçekten.

İzah edeceğim her şeyi.

Efe, neyi izah edeceksin Allah aşkına?

Yani her şey ortada.

Bu saatten sonra sizinle çalışmamız mümkün değil.

Dava konusunu da avukatlarla konuşacağız.

Emre bak, acele karar verme istersen ha?

Gerçekten sen önce bir sakinleş, sonra konuşalım.

Bu mahkeme olayı falan da yani, lütfen.

Kusura bakma Efe.

Çok haklısınız. Yani gerçekten ne yapmanız gerekiyorsa yapın.

Kusura bakmayın.

Emre...

(Duygusal müzik)

-Serkan! -Efendim Eda, ne?

Sen böyle bir şey yapmış olamazsın.

-Bir yanlışlık var. -Eda, lütfen çıkar mısın?

Hayır, yalnız bırakmak istemiyorum.

-Eda, lütfen çıkar mısın? -Hayır!

Ben seni tanıyorum, böyle bir şey yapmazsın!

Bir yanlışlık olmalı, bir şey olmalı!

Eda, bunu neden yapıyorsun?

Çünkü sana inanıyorum Serkan Bolat.

O zaman yanlış adama inanmışsın.

Mimarlık konusunda değil.

Sen farkında mısın, dünyanın en iyi mimarlarından birisin.

Dev projeler yapıyorsun.

Böyle küçük bir hatayı asla yapmazsın.

Dünyanın en iyi mimarlarından biriyim, değil mi?

O yüzden böyle saçma salak çizimler yapıyorum, değil mi?

Eda bak, lütfen çık diyorum sana!

Tamam mı? Çık!

Hayır.

Eda...

...ben bir hata yaptım.

Lütfen beni rahat bırak.

Serkan...

(Gerilim müziği)

("Aytekin Ataş - Sen Çal Kapımı" çalıyor)

"Yanlışlarımdan ders alacak kadar olgun değilim"

"Bu yalan bir mecburiyet, yoksa sana vurgun değilim"

"Ama gözlerimde bir ışık, kalbimin tıkırtısı"

"İçim içime sığmıyor, ya bu neyin kıpırtısı"

"Dön yüzünü gökyüzüne, bak bir aşkın yıldızına, aman"

"Parlayacak, sönecek, biliyorum"

"Her şey olur, her şey biter"

"Bir yıldız gökyüzünde kayar yiter"

"Her şey olur, her şey biter"

"Yalnızlık hep aynaları mesken tutar"

"Her şey olur, her şey biter"

"Yalnızlık hep aynaları mesken tutar"

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.