Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
Frisian
Ga
Galician
Georgian
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Slovak
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
(Erkek) Son iki, üç, dört.
("Aytekin Ataş - Sen Çal Kapımı" çalıyor)
(Serkan) "Yanlışlarımdan ders alacak kadar olgun değilim"
(Eda) "Bu yalan bir mecburiyet, yoksa sana vurgun değilim"
"Ama gözlerimde bir ışık, kalbimin tıkırtısı"
"İçim içime sığmıyor, ya bu neyin kıpırtısı"
"Dön yüzünü gökyüzüne, bak bir aşkın yıldızına, aman"
"Parlayacak, sönecek, biliyorum"
"Her şey olur, her şey biter"
"Bir yıldız gökyüzünde kayar yiter"
"Her şey olur, her şey biter"
"Yalnızlık hep aynaları mesken tutar"
(Müzik)
Hiçbir sıkıntı yok.
Çok şükür sadece ufak bir şok atlattı, o kadar.
(Doktor) O yüzden endişe etmenize gerek yok.
Aşkım.
Aşkım?
Ne oldu?
Ne oldu bana?
Genelde bayıldıktan sonra böyle şeyler yapıyor.
Kendine gelir.
Ormanda küçük bir kaza geçirdiniz Eda Hanım.
Hatırlamıyor musunuz?
Yok.
Ama iyiyim ben.
(Doktor) Tabii ki iyisiniz. Gayet sağlıklısınız...
...ama sizden birkaç bir şey istirham edeceğim.
Öncelikle bu gece uyumanızı kesinlikle istemiyorum önlem olarak.
(Doktor) Hatta mümkün olduğu kadar sabit kalmaya bakın.
Sarsıntı pek iyi gelmeyebilir.
Bir de uzun yol yapmak yok.
Tamam. Öyle yaparız.
Eda, uyuma dedi, uyuma.
Tamam.
Canım, canım.
Gidelim mi?
Bir Doktor Bey ile konuşacağız. Sen burada uzan.
Bence bizim hastaneye gitmemiz lazım.
Serkan Bey, şu anda gayet iyi.
Hiçbir sorun yok.
Sorun yok diyorsunuz da...
...Eda benden nefret ediyor.
Tamam mı? Benim yüzümü görmek istemiyordu.
Şu an bana hayatım, canım falan diyor.
Sizi anlıyorum Serkan Bey.
Emin olun şok etkisinden. Birkaç saate düzelir.
-Düzelecek? -Endişe etmeyin.
Anladım.
Peki, tamam. O zaman biz yavaştan toparlanalım.
Eve gidin. Dediğim gibi, uyumasını istemiyorum.
-Tamam. -Uzun yol yapmak da yok.
Aksi takdirde kötü bir şey olduğu zaman beni arayın. Telefonum her zaman açık.
Tamam.
Teşekkürler.
-Geçmiş olsun. -Sağ ol.
(Mesaj geldi)
Eda, uyuma.
Telefonuna mesaj geldi.
-Bakacağım. -Baksana.
Uyuma.
(Eda) Tamam.
(Müzik)
Bir Ceren'e yazacağım, tamam mı?
(Eda) Tamam.
(Müzik)
Tamam.
-(Pırıl) Edacığım! -(Ceren) Eda!
-Telefon falan da-- -Yok ya!
(Mesaj geldi) (Engin) Eda!
Eda mesaj attı!
Serkan'layım yazmış. Ne demek Serkan'layım?
Serkan'la barıştı mı bunlar? Bir şey oldu. Hadi kampa dönelim.
Ne olmuş? İyi mi?
-Ceren, sakin ol. Bir nefes al. -(Ceren) Nasıl sakin olabilirim Engin?
Kesin bir şey oldu. Serkan'layım yazmış. Serkan'la olması imkânsız! Yürüyün!
İyi miymiş? Önce bir dur. Gidemeyiz şu an.
Zaten bizim oraya gitmemiz üç saat sürer.
-(Pırıl) Yanlış mıyım? -(Engin) Öyle.
Mesaj atmış. Oradan çıkmışlar demek ki.
Biz oraya yetişemeyiz. Ne yazmış, rica etsem söyler misin?
İyiyim. Serkan'la olacağım bugün falan yazmış da imkânsız diyorum.
Daha dün yüzünü görmek istemiyordu. Kesin Serkan bir işler çeviriyor.
-Ne olur gidelim. -(Engin) Sen bana ne bağırıyorsun?
Ben de bir şey bilmiyorum. Sen ne biliyorsan o kadarını biliyorum.
Barışmışlar belli ki. Ne güzel.
Pırıl, imkânsız diyorum.
-Sen şimdi hastalık hastasısın ya. -Evet.
Ben böyleyim diye beni yalnız bırakamazsın, değil mi?
Yani bırakmayacağım.
Bırakma.
-Bırakmayayım mı? -Bırakma.
Hatırlatırım bunu.
Olur.
Olur. Tamam.
Bir Engin'i arayayım. Sen bence biraz daha uzan.
Uykum var benim.
Ama uyumaman lazım. O yüzden sadece uzan.
Keçi falan say.
(Telefon çalıyor) Nasıl barışabilirler? Bir şey oldu!
Serkan arıyor. Dur!
Alo, ne yapıyorsunuz? Eda iyi mi abi?
Her şey yolunda mı?
Evet, yolunda. Sadece ufak bir travma geçirmiş ama...
...şöyle bir durum var...
...bizi sevgili sanıyor. -Ne?
-Ne? -Ne?
Nasıl yani?
-İyi yani Eda da? Süper, harika. -Ne diyor?
İyi Engin ama dediğim gibi, sevgili sanıyor.
Uyuma Eda! Eda, uyuma! Uyumaması lazım.
O yüzden yalnız bırakamam.
Uzun yol da gitmemesi lazım. O yüzden onu yazlık eve götüreceğim.
(Serkan ses) Zaten hastaneye de yakınım.
Ne yapacaksınız peki sonrasında?
Sonrasında muhtemelen kendine gelecek, benden nefret ettiğini hatırlayacak...
...saldıracak. Ne diyeyim sana?
İyi. Madem öyle diyorsun tamam.
Benim telefonum açık. Bir sıkıntı olursa ara beni, tamam mı?
Tamam. Konuşuruz.
Ne diyor? Eda bizi niye aramıyor da mesaj atıyor sadece?
Tamam. İkisi de gayet iyilermiş. Hiçbir sıkıntı yokmuş.
Bunlar bizi yanlarında istemiyorlar.
Biz de en iyisi yavaştan gidelim, oradan da evlere dağılalım.
Bizi yanlarında istemiyor... Bir şey oldu.
Eda mesaj atmaz, arar. Kesin bir şey oldu.
(Ceren) Bir şey oldu. İmkânsız mesaj atması.
Arar, bizim ne kadar merak edeceğimizi bilir.
Eda, hadi. Eda...
Eda, uyuma. Uyumaman lazım.
Hadi gel.
Sen endişelendin mi benim için? Yüzün bembeyaz olmuş.
Korkma, iyiyim ben.
İyiyim.
Güzel. O zaman hadi gel, gidelim.
Gidelim.
Gel.
Çantanı alayım. İstersen bunu giy.
(Hareketli müzik)
Seyfi, Serkan'ı ara, akşam yemeğinde bize katılacak mı sor.
Aradım. Gelmeyecekmiş.
Nasıl gelmeyecekmiş?
Taşınıyor mu? Bu gece mi gelmeyecek, her gece mi gelmeyecek?
Aydan Hanım, bilmiyorum.
Alptekin nerede?
Sabahtan beri sulama sistemine takmış, onu değiştirmek istiyor.
Sabah da panjurların gıcırdadığını söylüyordu.
Seyfi, alet çantasını getirir misin?
Alptekin, sen alet çantasını isterken oğlumuz elden gidiyor.
-Elden değil, evden gidiyor. -Sen git evden!
Alptekin, bir şeyler yapmak zorundasın.
Zaten evden çıkamıyorum. Ben bu çocuğu evdeyken bile görmüyordum.
Şimdi ne yapacağım?
Aydan, benimle konuşmuyor.
Kafamı dağıtmak için neyle uğraşacağımı bilemiyorum. Delireceğim neredeyse!
Bırak sulama sistemini, alet çantasını falan, unut.
-Bir çare bul. -Alptekin Bey.
Şimdi ben seni tamir edeceğim.
Bir şeyler yap!
Tamam, ben halledeceğim.
(Müzik)
(Müzik)
Eda, uyuma. Uyuma.
Nereye gidiyoruz peki?
Yazlık eve. Uyumayacağından emin olmam lazım.
Aynı zamanda hastaneye yakın.
Olur, değil mi?
Olur tabii. Olmaz mı?
Seninle her yere gelirim ben.
Keşke bu dediklerine bir imza alabilsem.
-Ne? -Yok bir şey.
Patlamış mısır yaparız.
Romantik bir film koyar izleriz, olur mu?
(Müzik)
Ne düşünüyorsun?
Bu anda sonsuza kadar kalmak için her şeyimi verirdim.
Romantik robot.
İyiyim ben.
Gerçekten iyiyim. Endişelenme.
Hatta ben müzik açayım, kendimize gelelim.
Bu şarkı da sana gelsin, olur mu?
("Başak Gümülcinelioğlu - Sen Çal Kapımı" çalıyor)
"Edalı bir bakış attın"
Bu şarkı neden ha bire çalıyor?
-Ne güzelmiş. -Değil mi?
"Anlaşmamız da yok, tamam"
(Geçiş sesi)
Olmuyor.
Üzgünüm. Olmuyor.
(Geçiş sesi)
"Nefretle başladık seninle"
Yapamıyorum. Ben böyle biri değilim.
Benim için...
...kariyerim...
...işim her şeyden daha önemli.
Ben de nasıl başladıysam öyle bitireyim.
Senden nefret ediyorum Serkan Bolat.
"Nefretle başladık seninle"
Serkan Bolat, beni hemen indir şu arabadan!
Ve hoş geldin Eda Yıldız.
Nereye götürüyorsun beni? Durdur arabayı!
-Durduramam. -Durdur arabayı!
Sen nasıl bir adamsın ya? Ben seninle hiçbir yere gelmem! Durdur arabayı!
-Zaten yaklaştık Eda. -Durdur diyorsam durdur!
Fırsatçı! Durdursana arabayı!
Bu kız hep işle ilgili konuşur normalde, biliyor musun? Çalışkan bir kız.
Ama sen hiçbir zaman işle alakalı... Geldi.
Çantaları taşıyın artık.
(Pırıl) Sen değil tatlım. Sen dur.
-(Pırıl) Azıcık yardım etsin. -(Erdem) Engin Bey...
(Leyla) Ne gündü ya.
-Ver, ben hallederim. -(Erdem) Tamam.
(Pırıl) Ben sana yardım edeyim.
Sence de böyle atraksiyonlu, macera dolu bir gün olmadı mı?
Oldu da böyle...
...bir işimiz sakin olsa dişimi kıracağım gerçekten.
Ama öyle demiyorduk. Ne diyorduk?
Pozitif bakacağız, pozitif düşüneceğiz.
Ya bunların arasında acaba...
(Anlamsız sesler çıkartıyorlar)
Siz ne miyavlıyorsunuz orada?
-Hiç. -Leyla.
Erdem, Engin Bey'le Pırıl Hanım arasında bir şey mi var dedi.
(Leyla) Ben de bilmiyorum dedim.
Evet. Gerçekten ben bunları söyledim tam olarak.
(Pırıl gülüyor)
Gülsene sen de. Çok komik değil mi?
Gülme geldi çünkü bana.
Engin'le Pırıl arasında. Olabilir mi böyle bir şey? Nereden çıkıyor bunlar?
Hayal gücü bunlar hep, biliyor musun?
Biz abi kardeş gibiyiz. Öyle bir samimiyet o.
O samimiyet yanlış anlaşılıyor.
Arabaya binelim mi? Gülsene. Niye gülmüyorsun?
Engin, arabaya bin.
Abi kardeş mi?
Ne diyeyim? Niye gülmüyorsun ayrıca?
Sen niye hemen yetiştiriyorsun? Hemen yetiştiriyorsun ya!
Yetiştirmedim. Biri bana Leyla diye yüksek sesle söyleyince anlatıyorum.
Senden nefret ediyorum Leyla Haktan.
Duygularımız karşılıklı Erdem Şangay!
(Hareketli müzik)
Evet.
Eda, iner misin?
Efendim?
-İner misin? -Hayır.
Hayır.
Peki, o zaman gecemizi arabada geçireceğiz.
Sen neden beni rahat bırakmıyorsun?
Emin ol, ben de seninle geceyi birlikte geçirmek istemiyorum.
Tamam mı? O yüzden için rahat olsun.
-İstemiyor musun? -Hayır.
O zaman taksi çağır, gideyim.
Maalesef onu da yapamam. Doktor dedi ya...
...uzun yol yapamazsın. Sarsıntı yaratır.
-Sarsıntı? -Evet, sarsıntı.
-İyiyim ben. -Doktor öyle demiyor.
-Başımın çaresine bakabilirim. -Doktor öyle demiyor.
Burası iyi. Hastaneye yakın burası.
Eve gitmek istiyorum ben.
Halana ne diyeceksin?
Şimdi yazık değil mi kadına? Üzülecek boş yere.
Merak etme, içeride ben bir odada, sen bir odada.
Ayrı odalarda olacağız, tamam mı?
Sadece uyumaman lazım. Sabah olunca normal hayatına geri dönersin.
Sanki seninle normal bir hayat mümkün de.
Of!
Gerçekten inanmıyorum!
Seninle burada bir gece geçireceğime o çukurda kalsam daha iyiydi.
O çukurda, ki hatırlatayım, o çukurdan ben kurtardım seni.
O yüzden rica ederim Eda.
Hiç hatırlamıyorum.
Beynim gereksiz anıları silmiş demek ki.
Biraz yavaş yürü. Sarsıntı yaratmasın.
(Müzik)
(Duygusal müzik...)
(...)
(...)
Yardım edeyim mi?
İyiyim ben.
(Duygusal müzik)
Evet.
(Duygusal müzik...)
(...)
(...)
Kahve yapayım mı?
-Olur. -Tamam.
(Müzik...)
(...)
(...)
Al.
Sağ ol.
İstersen üzerine rahat bir şeyler verebilirim.
Madem kalacağız burada, olur.
Tamam. Gel.
(Serkan) Evet.
Al bakalım.
("Marc Lane & Nicholas Carter & Shelley Nelson - Who Do You Love" çalıyor...)
(...)
(...)
("Marc Lane & Nicholas Carter & Shelley Nelson - Who Do You Love" çalıyor...)
(...)
(...)
("Marc Lane & Nicholas Carter & Shelley Nelson - Who Do You Love" çalıyor)
Çıkar mısın?
Tabii.
("Marc Lane & Nicholas Carter & Shelley Nelson - Who Do You Love" çalıyor)
Fifi, Serkan'la Eda nasıl barışırlar? Ben hâlâ anlamıyorum.
Asıl soru şu; gerçekten barıştılar mı?
Onu da sen bileceksin kızım. Fal bakan sensin.
Bunun için falcı olmaya gerek yok.
Eda, Serkan'ın onca yaptığı şeyden sonra bir lafıyla affetmiş olamaz.
(Telefon çalıyor)
Eda, hoparlördesin. Ceren’leyiz. İyi misin?
Pek değilim kızlar.
Biz Serkan'la yazlığa geldik ve her yerde anı var.
Daha birkaç gün önce bu...
-Eda gelelim mi? -Alalım mı seni?
Yok. Ben size haber veremedim zaten.
Ufak bir kaza geçirdim ben ama iyiyim, merak etmeyin.
Sadece Serkan'la ayrıldığımızı hatırlamadım ben.
Yani yeni yeni kendime geliyorum.
-Ne? -Travma mı geçirdin?
Yok, önemli bir şey değil dedim ya. Abartmayın.
Sadece size bir şey söylemem lazım.
Ben o hâldeyken Serkan'ın omzuna yattım arabada.
O da bana, bu anı sonsuza kadar korumak için her şeyi verirdim dedi.
Madem benden ayrıldı, niye böyle dedi? Ben çok taktım kafaya.
Eda, travma geçirmişsin, sevgili olduğunuzu zannetmişsin.
Kendini kötü hissetmeni istememiştir.
Hayır. Rol yapmıyordu. Gerçekten.
Ya da ne bileyim, ben öyle anlamak istedim belki de.
Ama bir şey var. Başka bir neden var.
Benden ayrılmasının bir nedeni var. Ben hissediyorum.
-Ne olabilir ki Eda? -Bilmiyorum.
Gerçekten hiç bilmiyorum.
Tamam Edacığım. Sen şimdi bunları düşünme.
Bak, o kadar olay yaşamışsın, travma geçirmişsin.
Biz yarın bir aradayken seninle bunları konuşuruz, olur mu?
İstediğin zaman da haber ver, gelip alalım seni.
Tamam, merak etmeyin. Sizi seviyorum.
-Biz de seni seviyoruz. -Dikkat et. Çok öpüyoruz.
Fifi, ne olacak böyle?
Ne?
Güzel olacak.
Televizyonu açayım mı?
Olur, aç.
(Müzik)
Niye yapıyorsun bunu?
Neden işi gücü bırakıp benimle ilgileniyorsun, bana bakıyorsun?
Zorundayım.
Serkan, sen hiçbir şeyi zorla yapmazsın.
Bana söylemediğin bir şey mi var?
Eğer böyle bir şey başka bir çalışanıma olsa, aynı şeyi yapardım.
O yüzden sana özel değil.
Tamam.
(Müzik)
Orada öylece oturacak mısın bütün gece?
Evet.
O zaman bana bakma.
Çünkü bana bakmandan rahatsız oluyorum.
Ya uyursan?
Uyumam. Bakma.
Sen?
Sakın beni tanıyormuş gibi davranma.
Aklımdan geçenler hakkında ufacık fikrin olsa...
...bana bir kilometreden fazla yaklaşmazsın.
Haklısın.
Ama yine de bakacağım.
Ne yaparsan yap.
Benim karnım acıktı.
(Hareketli müzik...)
(...)
(Telefon titriyor)
(Hareketli müzik)
Alo, Efe?
İyiyim, iyiyim. Merak etme, çok iyiyim.
Bize mi?
Yok, gitme. Ben evde değilim.
Ben Serkan'ın yazlığındayım.
Buraya gelme, çok uzak.
Teşekkür ederim. Zaten yarın görüşürüz.
Ne? Gerçekten mi?
(Eda) Çok severim.
Tamam. Müsaidim, tamam. Yarın görüşürüz.
Efe'yle ne güzel anlaşıyorsunuz.
Evet.
Bayağı iyi anlaşıyoruz.
-Sakıncası mı var? -Yoo.
Sadece çok kalıcı olmayacak holdingde.
Senin hayatında ne kalıcı ki zaten.
-Müsaade edersen sandviçimi yiyeceğim. -Afiyet olsun.
(Hareketli müzik)
Eda. Eda, uyumaman lazım.
Ne yapıyorsun ya? Bana dokunma.
Ben uyumadım. İçim geçmiş.
Eda, uyuma.
-Tamam, uyumuyorum. -Kahve yapayım mı?
Çok içtim.
Tamam, konuşalım mı?
Benim seninle konuşacak özel bir şeyim yok.
Konuşmak istemiyorum.
Peki.
(Rock müzik açtı)
Ne yapıyorsun?
Kapat şunu.
-Pardon, duyamıyorum. -Kapat şunu.
Senden gerçekten nefret ediyorum Serkan. Nefret ediyorum senden!
Beni rahat bıraksana. Kapat şunu.
-Anlamıyorum. -Kapat şunu!
-Anlamıyorum. -Ver şunu bana.
(Müziği kapadı)
-Uyandın mı? -Hayır.
Peki.
Tamam.
Konuşalım.
Harika.
Benim seninle özel konuşacak bir şeyim yok ama.
Sen konuşacaksın.
-Peki. -Ne anlatmamı istersin?
Mesela...
...birini en çok üzdüğün günü anlat.
Sonra...
...en çok üzüldüğün günü anlat.
Sonra da en mutlu olduğun günü anlat.
(Duygusal müzik)
Bence özel bir şey konuşmamıza gerek yok.
Evet.
Çünkü aramızda özel hiçbir şey yok.
(Duygusal müzik)
Tebrik ederim.
Uykum kaçtı.
Sevindim.
(Duygusal müzik)
(Müzik...)
(...)
(...)
Dün doğuyor.
Bence artık gidebilirim.
Evet.
-Seni bırakayım. -Üstümü değiştireyim.
(Müzik)
Eda, bence bugün işe gitmemen lazım. Dinlenmen lazım.
Sana ne ya!
Sen benim patronum falan değilsin. İster gelirim, ister gelmem, sana ne!
Eda?
-Halacığım. -Harika!
Günaydın Ayfer Hanım.
Sen dün Serkan'da mı kaldın?
Gerçekten çaresiz kaldım.
Yoksa...
Ben bir duş alayım, üstümü değiştireyim, anlatırım.
(Ayfer) Tamam.
Evet, o zaman...
Sen...
...yeğenimi üzmeyeceğine dair bana söz vermiştin.
Söz vermiştin!
Nerede o verdiğin sözler?
Ayfer Hanım, emin olun, ben de böyle olmasını istemezdim.
En sevdiğim laf. En kaçamak laf. "İstemezdim"!
Sen benim yeğenimin hayalleriyle, geleceğiyle, kalbiyle oynadın...
...ve istemezdin, öyle mi?
-Haklısınız. -Haklıyım! Haklıyım!
-O zaman ben gideyim. -Bence de.
İyi günler.
(Serkan) Bana da.
(İç çekti)
(Hareketli müzik)
Leyla, şimdi ofise geliyorum, Engin ve Pırıl'la acil bir toplantı istiyorum.
Aydan Hanım gelmeden hemen özet geçeyim. Siz eve gelmediniz diye çok panikledi.
-Zor sakinleştirdik, haberiniz olsun. -Neden panikledi?
Dün gece gelmediniz diye evden tamamen ayrıldınız sandı.
Tamam.
(Aydan) Aa!
-Günaydın anne. -Oğlum. Bebeğim.
(Aydan) Özledim seni.
Kahvaltıya kalır mısın? Hem baban da seni görür, sevinir.
Kalamayacağım, acelem var.
Ama dün gece de gelmedin, merak ettim.
Anne, lütfen endişelenme.
Endişelenecek bir durum yok zaten. Eğer taşınırsam emin ol, haberin olacak.
Öyle söyleme.
Tamam? Çıkmam lazım.
-Tamam. -Çıkıyorum.
-Çık. Kolay gelsin. -Sağ ol.
Görüşürüz.
O parmaktaki yüzük hâlâ niye duruyor Seyfi?
Bilmem.
Buradan gitmek istiyor çünkü çiçekçi kızı unutamıyor.
Eğer unutabilseydi burada kalırdı.
Hangimiz unutabildik ki Eda Hanım'ı?
Deli mi bu çocuk? Yüzüğü neden çıkarmıyor ki?
Yani hem kızdan ayrılıyor hem yüzükle dolaşıyor. Neden?
-Hakikaten, gidip sorayım mı? -Hayır, sorma.
Soruların cevabını biz bulacağız.
Şimdiye kadar hiçbir sorunun cevabını bulduk mu?
Cevapları biz bulacağız.
(Figen) Eda, bizi çok korkuttun.
Asıl korkuyu ben bunların ikisini yan yana görünce yaşadım.
Anlattım ya, mecbur kaldım.
Niye ben her şeyi en son öğreniyorum? Niye?
Sen gerçekten bu adama mecbur musun? Beni arasaydın.
Hastaneye yakın bir yerde beraber kalırdık.
Haklısın. Özür dilerim.
Zaten her gün ofiste beraberler. Bu bile katlanılmaz bir şey.
Bu adama söyle, bir daha evimizin önüne arabasıyla falan gelmesin.
-Gelmeyecek, merak etme. -Gelmesin.
Biz Melo'yu mu arasak? Bizi özlemiştir, değil mi?
Tamam, benden de selam söyleyin. Ben geç bile kaldım, gidiyorum.
-Bugün siyah güller geliyor. -Aa!
Ben birazdan gelirim.
-Tamam, hadi görüşürüz. -Görüşürüz Ayfer ablam.
Eda, çabuk söyle. Ne yaptınız, ne oldu, ne dedi Serkan Bolat?
Ben de anlamıyorum ki kızım ne yaşıyorum.
Ben dün arabada söylediğine taktım.
Hem neden benimle bu kadar ilgilendi? Sabaha kadar başımda bekledi.
Çünkü patronun. Kendini sorumlu hissetmiştir Eda.
Adamın işi gücü iş zaten, biliyorsun.
İş değil. İş değil.
Ayrılmamızın altında bir sebep var.
Bana söylemiyor ama var. Ben o sebebi bulacağım.
Diyelim ki sebep var, sana yaptıklarını ne haklı çıkartabilir ki?
Hiçbir şey.
Hiçbir şey bana yaptıkları için onu haklı çıkarmaz bu dünyada.
Neyse ki şarj oldu, bir iki gün dayanır. Hadi ben kaçtım.
-Ben de hazırlanıp işe gideceğim. -Ben de gelirim seninle, beraber gidelim.
Bir şey var.
Bir sebep var, ben bulacağım.
-Eda, çok fazla takıyorsun. -Bulacağım.
-Hadi. -Hadi.
(Sessizlik)
Ee, abi? Mesele nedir?
Efe.
Ne olmuş Efe'ye?
-Güvenmiyorum. -Hımm.
İyi de abiciğim, sen zaten kimseye güvenmiyorsun ki.
Bunun Efe özelinde bir durum olduğunu zannetmiyorum.
Ferit'in hisselerini satın almaya çalışmış.
Eğer tek derdi Türkiye pazarına girmekse...
...o zaman neden hisse çoğunluğuna sahip olmak istesin?
İnanamıyorum!
Selin, senden bir şey rica edeceğim.
Lütfen bir yolunu bul ve o hisseleri Ferit'ten satın al.
Tamam, elimden geleni yaparım.
Güzel. Engin, Efe'yi araştırır mısın? Bakalım bir şey çıkacak mı?
Araştır?
Oldu olacak bir de dedektif tutalım.
-O iş bende. Sen merak etme. -Tamam.
Arkadaşlar, hislerime güveniyorum.
Siz de göreceksiniz, o yüzden lütfen bu aramızda kalsın.
Yani Erdem'e söyleme Engin.
Tamam mı?
Erdem'e niye söyleyeyim?
Bir şey diyeceğim. Siz...
Dün hepimiz çok endişelendik.
Eda'yla pistten çıktınız ya, ne oldu orada?
-Ne olacak, Eda Edalığını yaptı! -Ne olacak mı?
Başınıza bir şey gelebilirdi Serkan. Birinizden birine bir şey olabilirdi.
(Pırıl) Siz Eda'yla yan yanayken ateşle barut gibisiniz.
Gerginliğinizden geçilmiyor.
Arkadaşım, birlikte çalışabileceğinize emin misiniz?
O beni ilgilendiriyor, Pırıl.
Şu an lütfen bu konuya odaklanabilir miyiz?
Tamam, ben çalışayım o zaman.
(Pırıl) Kolay gelsin.
Yani...
(Pırıl) Engin.
Engin, kalacaksın, daha toplantı bitmedi.
Bir bakayım.
İnanılır gibi değil!
-Of! -Ay! İçim şişti!
Ekrana bakıp kara kara oflayıp pufluyorsun!
Yani en azından bir şey söyle.
Aklıma bir şey geliyor ama seveceğinden pek emin değilim.
Allah aşkına sen söyle! Bir şey söyle, yeter ki söyle.
Çiçekçiyi...
...bir süreliğine devretsen? Gelen kirayla borçlarını ödersin.
-Zaman alır ama kurtulursun. -Yok, hayatta öyle bir şey yapmam.
Çiçekçimi kimseye vermem. Kapatırım daha iyi canım.
En azından yandaki küçük kafeyi kirala o zaman.
Bir yerden gelir gelmesi lazım.
Aa!
Fena fikir değil.
-Tabii canım. -(Figen) Oh be!
(Ayfer) Neden olmasın?
(Ayfer) Aa!
Kız, vallahi olur.
Devam et oflamaya. Devam et.
(Efe) Eda?
Seni bugün beklemiyordum.
Evde çok sıkıldım.
Kendimi iyi de hissediyorum. Hem burada da çok iş var.
Eda, ben sana iş düşünme demiştim.
Ne yapayım, düşünüyorum. Hem ben iyiyim.
Bana bir de dondurma sözün vardı.
Getirdim. Dolapta seni bekliyor.
Bence yemeden önce bir doktora danış.
Kafa travması geçirdim.
Bir sorun olacağını ya da yasak olacağını zannetmiyorum.
Her şey olabilir. Yine de danış.
Ne olabilir ki bir dondurmadan? Bence iyi bile gelebilir.
-Öyle mi? -Öyle.
(Serkan) Leyla!
-Toplantı falan var mı? -Evet.
-İyi, yetiştim. -Kendini iyi hissediyorsun, değil mi?
-İyiyim, merak etme. -(Efe) Süper.
Efe.
(Öksürdü) Liman projesi toplantımız var.
Tamam.
-Hemen. -(Efe) Geliyorum.
Güzel.
-Görüşürüz. -Görüşürüz.
Arkadaşlar, bildiğiniz gibi liman projesini şirkete ben getirdim.
Bu yüzden müşteri seninle tanışmak istiyor.
Seve seve müşterilerini bizimle paylaşıyorsun, öyle mi?
Pardon, "biz" kim Serkan?
Biz zaten sen ve benim.
Biz ortağız.
Ve ben kendi şirketime iş getiriyorum.
Bu arada ortaklık demişken, sizin ortaklık sözleşmenizi...
...Ceren yaptı, biliyorsunuz. İncelediniz mi?
Evet, birtakım eksikler var ama üzerinden geçilir.
Ben holdingin işleri için daha deneyimli bir avukat öneriyorum.
Çünkü Ceren çok deneyimsiz ve özensiz.
Bizi riske atabilir.
Bence de daha deneyimli biriyle çalışabiliriz.
Bence Ceren işinde gayet iyi. Sadece holdingin işleri biraz ağır geldi.
Ama bir ekip kurarsa bence sıkıntı kalmayacak.
Onun ekip kurmasını mı bekleyeceğiz?
Selin, senin benimle ne derdin var? Sen benden ne istiyorsun?
Bu soruyu bana sorabilecek en son kişi sensin Feritciğim.
Şöyle yapalım.
Oy. Tamam mı? Oylama yapacağız.
Kalsın diyenler?
Kalmasın diyenler?
Bu yüzden ortaklık sevmiyorum.
O yüzden şöyle yapacağız.
Ceren bize sunum yapacak, ben karar vereceğim. Bu kadar basit.
Arkadaşlar, ben bu gereksiz gerginlikten artık çok sıkıldım.
(Efe) Gerçekten.
Belli ki biz aynı çatı altında çalışamıyoruz.
O yüzden ben ekibimle ve Eda'yla konuşup bu binadan taşınıyorum.
Bu kadar stres herkese zarar.
Bu arada...
...bence holdingi de ayırmamız gerekiyor.
Ne diyor o? Ne diyor?
(Hareketli müzik)
(Efe) Eda.
(Hareketli müzik)
Toplantı bitti mi?
Kimse bu binadan ayrılmıyor, tamam mı?
Hepimiz aynı çatı altında çalışacağız.
Bunun bir yolunu bulacağız. O yüzden Pırıl'la da konuş...
...bunun çözümünü o bulur.
Holding, mimarlık, her şey aynı yerde.
'Okay'. O zaman kolay gelsin.
Gerçekten anlamıyorum insanları.
-Ben düzeltirim. -(Serkan) Teşekkürler.
(Hareketli müzik...)
(...)
-Eda. -Efendim?
Kabul ettin mi?
-Neyi? -Efe'nin teklifini.
Evet.
Evet?
Hemen evet mi dedin?
Neden bahsediyorsun? Ya da neden benimle uğraşıyorsun?
Eda, evet mi dedin, hayır mı dedin?
Seni hangisi çıldırtacaksa onu dedim.
Evet, harika, ne güzel! Sen böyle devam et.
Yine ne oluyor?
Sen söyle o Efe'ye, hiç kimse buradan taşınmayacak, tamam mı?
Ne...
Nereye gidiliyor ki?
Holdingi taşımak istiyor. Haberin yok mu?
-Hayır, haberim yok. -O zaman neye evet dedin?
Sen şu an benim özel hayatımla ilgili soru mu soruyorsun?
-Evet. -Hangi sıfatla?
Patron sıfatıyla.
Ama benim patronum sen değilsin.
-Bana söylemediğin bir şey mi var? -Hayır. Ne?
-Bana söylemediğin bir şey mi var? -Ne?
-Var mı, yok mu? Söyleyebilirsin. -Evet... Hayır.
Emin misin?
Evet Eda, eminim.
Eğer bana söylemediğin bir şey varsa ve ben bunu bir gün öğrenirsem...
...benden çekeceğin var Serkan Bolat.
-Öyle mi? -Öyle.
Ne güzel. Elinden geleni ardına koyma o zaman.
-Görelim o zaman. -Göreceğiz.
-Tamam. -Ne?
Yerine geçer misin?
Sen de.
Burada her yer benim yerim.
İstediğimi yaparım.
-Peki. -Tamam. İşini yapar mısın?
Evet!
Oksijen alıyoruz.
Beynimize biraz kan gidiyor.
(Aydan) Oh! İşte böyle!
Aydan Hanım, iyi ki bunu bana öğrettiniz. Çok iyi geldi.
Yaa, değil mi?
Serkan Bey'in evden gitmemesi için aklıma bir fikir geldi.
Nedir?
Araya duvar örelim. Böyle kapılı falan. Hiç bizimle yaşıyormuş gibi hissetmesin.
Bu mu senin aklına gelen çözüm?
Bence senin beynine falan hiç kan gitmiyor. İşe yaramadı bu.
-Babasıyla barışması lazım. -Alptekin Bey'i gönderelim o zaman.
Yok, olmaz.
Onları barıştırmak şart.
Serkan Bey de gideceğim dedikten sonra onu geri döndürmek çok zor.
Bilmiyor muyum sanıyorsun?
Aydan Hanım...
...evden çıkmak için siz tekrardan bir terapiste görünseniz?
Hayır, istemiyorum! Terapist filan istemiyorum.
Tamam, bitti. Bugünkü spor bitti.
Ama...
...bu 17. terapist.
17 sizin uğurlu rakamınız.
17 kere dayak yemek ister misin Seyfi?
Tamam, ben bir şey demiyorum...
...ama keşke görünseniz.
(Sessizlik)
Efe hisselerini satın almak istiyormuş, doğru mu?
Doğru.
-Bana neden söylemedin? -Söylemem mi gerekiyor?
Ferit, ben hisselerimi seninle bir hayat kuracağım için sattım.
Sen de beni nikâh masasında terk ettin.
Dolayısıyla o hisseleri biri alacaksa o ben olmalıyım.
Yok Selin, ben satmıyorum. Kusura bakma.
Hisseleri satın almak benim için de iyi olur. Eğer satarsan.
Ne güzel, değil mi? Bir taşla iki kuş.
Hem hisseleri alacaksın hem benden kurtulacaksın. Öyle mi Selin?
Ferit, burada çalışmayı sevmiyorsun. Kabul et.
Çok ilginç değil mi gerçekten?
Benim holdingdeki payım yüzde 5 ama yüzde 45'lik adamlardan...
...daha çok talep görüyorum. Gerçekten çok acayip.
Bir de ben bu durumla çok eğlenmeye başladım artık.
Kahve içer misin?
-Afiyet olsun. -Sağ ol.
Arkadaşlar...
...holding ve şirket işlerini bir süre daha birlikte yürüteceğiz.
Holding çalışanlarını üst katta toplamaya çalışacağız.
Toplantı odasıyla alakalı da bir çizelge sistemi düşündük.
Bence o toplantı çizelgesini Serkan Bey'in takvimine göre yapabiliriz.
-Çok basit olur. -Evet.
Asıl olay kahve alanını paylaşmak. O nasıl olacak?
(Erkek) Daha da önemlisi mutfak.
(Erkek 2) Mutfaktan daha önemlisi kahve alanı.
Ay, şiştim! Hepiniz başından bir ses çıkıyor. Bir durun.
Ortak alanları hep beraber kullanacağız işte, çok basit.
İşinize dönün. Ben kahve almaya gidiyorum.
(Leyla) Tamam Pırıl Hanım.
Demek...
...biz buradan taşınmayalım diye holdingi üst kata taşıyorsun, öyle mi?
Evet.
Ama ben bu binadan holdingi taşımak istiyorum.
Taşınamaz.
Serkan...
...sen buna tek başına karar veremezsin.
Biz eşit hisselere sahip iki ortağız.
Evet, eşit hisselere sahip olabiliriz ama her şey hisse değil Efe.
Şimdi ben holding bu binada kalacak diyorsam kalacak.
-Bunu biliyor olman lazım. -Bilmiyorum.
Bilmiyorum çünkü seni henüz tanımıyorum, hâlâ tanımaya çalışıyorum.
Güzel.
Pardon.
Serkan...
...ben çok sakin, sabırlı bir adamım.
Ve bir şeyi istersem eninde sonunda alırım.
-O zaman sana kolay gelsin. -Sağ ol.
(Serkan) Leyla!
(Müzik)
Ne haber?
Benim...
...keşke şöyle müşteriyle iki dakikalık iletişim kurduğum...
...ne sattığım belli olan bir işim olsaydı.
Mesela ben bir bakkal mı açsaydım acaba?
Haklısın.
-Ben sana bir şey soracağım. -Sor canım.
Serkan'la sen yakın arkadaşsın.
Serkan'ın...
Bizim ayrılmamızın altında başka bir sebep olduğunu düşünüyorum ben.
Bana söylemiyor.
Ama belki sana söylemiştir.
Olabilir çünkü Serkan bu.
Bana hiçbir şey söylemedi, hiçbir şey bilmiyorum.
Ama biliyorsun, Serkan'ın ne düşündüğü ne hissettiği belli değil.
Duygularını gizliyor Serkan.
Bana karşı dürüst olmadığını hissediyorum. Ne bileyim...
...belki de duygusu kalmamıştır.
Sen ormanda kaybolduğunda...
...biz hepimiz seni ararken başka başka yerlere gittik.
Serkan hep bir yerde kaldı.
(Pırıl) Eda burada der gibi bir yerde kaldı.
Serkan senin orada olduğunu hissetti Eda.
Eğer bu da senin için bir duygu değilse...
...nedir, ben başka bilmiyorum.
Öyle mi oldu? Gerçekten mi?
Ama Serkan bu. Sadece mantığıyla hareket eden bir adam.
(Geçiş sesi) Mantığımı dinlersem...
...benim için en mantıklı kadın sensin.
(Geçiş sesi)
Belki de sebep budur.
Mantıklı olandır sebep.
-Sağ ol Pırıl. -Rica ederim.
Yine ne dedim, ne yaptım, bilmiyorum ama...
-Doğru bir şey söylemişim. -Pırıl Hanım.
Doğum gününüz kutlu olsun.
Ben sevinir misiniz, kızar mısınız hiç bilemedim.
O yüzden küçük bir organizasyon yaptım. Ben ve kek.
Ama herkesi mi istersiniz, emin olamadım pek.
Doğum günümü hatırlamışsın Leyla.
Ben benim için önemli olan hiç kimsenin doğum gününü unutmam.
Dilek tutun.
Mutlu yıllar.
-Sen iyi ki varsın Leyla. -Siz de öyle.
Unutma.
-Hadi gel, yiyelim. -Tamam.
Sana bunu bu kadar açıkça söylemem ne kadar doğru bilmiyorum ama...
...Efe'yle Selin seni istemiyorlar.
Teşekkür ederim Ferit. Beni uyardığın ve doğruları söylediğin için.
Sonuçta neyle karşı karşıya olduğumu bilmem gerekir, değil mi?
Evet. Ama bu çok telaşlanmanı gerektirecek bir durum değil.
Bak, bir toplantı talep et. Bugüne kadar holdingle ilgili ne yaptın...
...bundan sonra nasıl çalışacaksın, sözleşmede ne eksikti...
...nasıl düzelttin, bunların hepsini bir sunumla anlat.
Efe'yle Selin'in içi rahat etsin.
-Tamam, yapacağım. -Bir de Ceren...
...babandan yardım iste.
Bir ekip kursun senin için. Bak, koskoca bir holdingin...
...avukatlığını yapma fırsatı var önünde.
Söyle bunu babana. Bu senin için çok büyük bir fırsat.
Ona da tamam. Gidip babamdan bir ekip isteyeceğim. Yardım isteyeceğim.
-Haklısın. Teşekkür ederim Ferit. -Ne demek.
Bugün güzel anlaşıyoruz, nazar değmesin.
-Üç kere. -Üç kere.
(Ferit) Güzel.
(Telefon çalıyor)
Oo, 'big boss'!
-Efendim Alptekin amca? -Engin, merhaba. Nasılsın?
İyiyim Alptekin amca, ne olsun. İş güç, koşturmaca, bildiğin gibi.
Sen nasılsın? Sağlık sıhhat yerinde mi?
Yerinde, yerinde de Serkan'la aramız çok bozuk.
Ne yapacağımı bilemiyorum.
Alo?
Ne diyeceğimi bilemedim ki Alptekin amca, o yüzden sustum.
Ben ne diyorum, biliyor musun?
Çocukları toplasan, bize gelseniz...
...bir oyun gecesi yapsak, şöyle güzel bir şey?
Oyun derken?
Konsol oyunlarından. Bir sürü oyun var bizde.
-Çocuklar? -Evet.
Serkan, Efe, sen, Ferit falan.
Alptekin amca, beni biliyorsun...
...sen konsol deyince ben koşa koşa gelirim de...
...o çocuklar dediğin koca koca adamlar.
Burada birbirlerini yiyorlar. Biliyorsun, klasik Serkan işte.
-Ortalığı birbirine kattı yine. -Hay Allah!
Serkan'la bir araya gelmek için başka bahane bulamadım Engin.
-Gelmez mi diyorsun? -Yok, demiyorum.
Ben bir şekilde getireceğim onu. Sen hiç merak etme Alptekin amca.
Gerekirse kulağından çeker getiririm, hiç merak etme sen.
Tamam, sana güveniyorum. Görüşmek üzere.
Tamam, hoşça kal.
Sen de yenilmelere doyamadın. Hadi oyna, oyna.
Eda.
Sen bu yeni düzenlemeye göre holdingde misin, şirkette misin?
Efe neredeyse ben oradayım.
Ben de Serkan Bey neredeyse oradayım. Yani her yerdeyim.
-Leyla. -Efendim?
Sence Selin nasıl? Atlattı mı bu nikâh durumunu falan?
Vallahi bilemiyorum ki.
Selin Hanım biraz mesafeli, benim bir diyaloğum yok onunla.
Anladım. Sen her şeyi bilirsin, her şeyi görürsün Leylacığım.
Tamam, açık konuşacağım.
Biz Serkan'la ayrıldıktan sonra...
...Serkan'la Selin hiç sence-- -Yok ama bak, şöyle bir durum var.
Onlar sürekli yan yanalar. Ama Serkan Bey seninle de sürekli yan yana.
Ben de Serkan Bey'le sürekli yan yanayım.
Bundan nasıl bir çıkarım yapılabilir, ben onu çok bilmiyorum.
Ama bildiğim tek bir şey var, dibe battık.
Bana mı bakıyor şu an? Bana bakıyor!
(Eda) Çağırmıyor, sakin ol.
Ben yine de iş yapıyormuş gibi yapayım, kendimi riske atmayayım.
Bir şey diyeyim mi? Bu Selin Hanım'la da ilgili.
Bence o kafayı Ferit Bey'e takmış durumda.
-Öyle mi diyorsun? -(Leyla) Evet.
Ben boşu boşuna kuruyorum o zaman?
Sen bu şirkete ilk geldiğinde...
...ben sana neden hayran oldum, biliyor musun?
Ben sana dedim ki; "Onun bir hatasını bulamazsın.
Bulursan çıldırır." Sen o hatayı buldun...
...gittin, yüzüne vurdun ve delirdi.
Şu anda da suratında aynı ifade var.
O senden ayrılarak bir hata yaptı. Evet.
Ama sen karşısında çok güçlü duruyorsun.
Bence böyle devam et. Yani süngülerini indirme, savaş.
-Sen çok güçlü bir kızsın. -Sen de çok tatlısın.
Yine bana bakıyor. Bir şey mi istediniz?
Bir şey istiyorsunuz, geliyorum. Hemen geliyorum.
Serkan Bey, ne istediniz? Kahve, çay, bir şey getireyim size?
Alo? Halacığım...
...Halfeti’den sipariş ettiğimiz güller ne oldu? Geldi mi?
Tamam. Merak ettim ben de müşteriye yetişti mi diye.
Tamam o zaman halacığım, akşam görüşürüz. Öpüyorum seni çok.
Halfeti’nin Karagül'ü mü?
Evet. Özel bir müşteri için sipariş ettik.
Bayılırım ben ya.
Sen müşteriye vermeden ben de görebilir miyim onu?
Tabii ki. Beraber gideriz.
Olur, ben de seni eve bırakmış olurum.
-Tamam. -Ben sana bir şey soracaktım.
Şimdi bu liman projesinin sahil peyzajıyla ilgili...
...senin dediğin gibi mi yapsak? Şu sahil kısmına akasyalardan bir...
...düzenleme yapsak. -(Eda) Akasya olmasın.
(Eda) Bir düşünelim.
(Kuşlar ötüyor)
Alo? Baba, nasılsın?
(Ceren) İyiyim ben de.
Baba, ben çok büyük bir holdingin işini aldım...
... ve hazırladığım ilk sunumda tabii ki hata yaptım.
O yüzden yardımına ihtiyacım var. Lütfen bana yardım eder misin?
Tamam baba, çok teşekkür ederim. Geliyorum hemen. Seni çok seviyorum.
-Ferit, ne haber? -İyi abi, senden ne haber?
İyilik. Akşama bir programın var mı?
-Şimdilik bir şey yok. Hayırdır? -Harika. Alptekin amca aradı.
Çocukları da toplayın, akşam bana gelin...
...bir oyun atalım hep beraber dedi. -Oyun?
-(Engin) Aynen. -Alptekin Bey oyun mu oynuyor?
Aa, şaka yapıyorsun!
Sen ne diyorsun, hem de nasıl hırslanıyor, biliyor musun?
-Aklın durur. -Tamam, olur.
Kimler geliyor peki?
Sen, ben, Serkan, Efe falan, öyle ufak bir turnuva çeviririz.
Peki, Serkan'ın bu ekipten haberi var mı?
(Engin) Henüz yok. Ona da sürpriz olacak.
(Engin) Ama sen merak etme, o iş bende. Hallederim onu.
-Tamam. Akşam görüşürüz o zaman. -Süper.
-(Ferit) Vallahi eğleneceğiz. -Evet.
(Ferit) Tamam.
Pırıl!
-İyi günler. -İyi günler.
Hişt!
Doğum günü kızı.
Akşam ne yapıyorsun?
Hiç. Siz Engin'le baş başa kutlarsınız diye düşünmüştüm.
Engin bir sürpriz hazırlıyor galiba. Ama sana daha söylemedi mi?
Hayır.
Büyük bir organizasyon yapıyor bence, bütün gün onunla uğraştı.
Yani ben öyle anladım. Çok şeker değil mi?
Çok şeker. De...
...benimle niye konuşmadı? İlk bana gelmesi gerekmez mi?
Aksine, bence en son sana söyleyecek.
Bana belli etme ihtimaline karşı. Anladın mı?
Olabilir.
-Peki, bir sorum var. -(Pırıl) Sor.
Öğrenince sana söyleyeyim mi yoksa sürpriz olarak kalsın mı?
Asla sürpriz olarak kalmasın. Direkt bütün detaylarıyla anlat.
Hepsini bilmek istiyorum. Hiç sürpriz falan sevmem.
Ben sürprizlerden nefret ederim zaten. Beni gayet iyi tanıyorsunuz ama...
...Engin yaptığı için hoşuma gitmiş olabilir, evet.
-Tamam. Bir şartım var ama. -(Pırıl) Ne?
Söyleyeceğim ama mekânı beğenmeyip sürprizi bozmak falan yok.
Tamam, söz veriyorum, bozmayacağım.
Her yıl benim doğum günüm nasıl geçtiyse o yılım da öyle geçti.
Selin, galiba bu yıl çok güzel bir yıl olacak.
Olacak tabii.
Hadi inşallah.
Efendim Engin?
(Boğazını temizliyor)
Ne yapıyorsun?
Senin son zamanlarda hiç yapmadığını yapıyorum. Çalışıyorum.
-Bana bak. -Efendim?
Akşam maç atalım mı?
Ne zamandır turnuva yapmıyoruz zaten.
İşim var Engin.
Baban aradı, dedi ki; akşam gelin bana dedi.
Ben ortamı ayarlarım, ne zamandır turnuva yapmıyoruz dedi.
Öyle bir eğlenmiş oluruz dedi. Ne dersin? Olmaz mı?
Güzel bir aktivite bence.
Benimle arasını düzeltmeye çalışıyor. Ama düzelmeyecek.
Düzelmesin, ne var bunda? Konuşmayıver, zaten oyun oynayacağız.
Oyun oynarken de konuşmana gerek yok. Bak, zaten adam hasta. Çağırmış bizi.
(Engin) Ne yapalım?
Biz derken?
-Sen, ben... -Tamam, başka?
-(Fısıldayarak) Efe, Ferit. -Dalga geçiyorsun, değil mi?
Abiciğim, ben bugüne kadar senden ne istedim?
Ne istedim? Her şeyinde yanındaydım--
-Bir dakika, benden ne mi istedin? -Ne istedim?
Engin, sen benden her gün bir şey istiyorsun.
Kaç yıllık arkadaşımsın. Kimden isteyeceğim başka?
Bak Serkan, bugün de beni ekersen eğer...
...bundan sonra benimle oyun yüzü göremezsin abiciğim.
O konsolu elime almam. Giderim, Ferit'le, Efe'yle oynarım.
-Ferit'le, Efe'yle oynarsın? -Evet.
-Eminim çok eğlenirsin. -Eğlenirim tabii. Ne var bunda?
Allah Allah!
Bak, zaten gelsem bile sonucu biliyorsun. Ben kazanacağım.
Bayılıyorum ben senin bu hırsına.
Akşam var ya, sadece sana bakacağım. Böyle gözümü dikip sana bakacağım.
Gol atacağım, susacağım. Gol atacağım, susacağım.
-(Engin) Gol atıp susacağım. -Yapma onu.
-(Engin) Gol atıp-- -Engin, yapma şunu!
-Tamam, peki. -Yapma Engin!
Ne oldu? Hadi, hadi.
İnanılır gibi değil. Takıntım var, biliyorsun.
-(Engin) Efe. -(Efe) Efendim?
-Akşam işin var mı? -Yok, bir plan yapmadım.
Süper. Alptekin amca çağırıyor. Gelin, oyun atalım diyor.
-Ne oyunu? -Konsol oyunu abiciğim.
-L1, üçgen falan. -Olur, gelirim.
-(Engin) Harika. -Kim var?
Biz bize. Serkan, Ferit, Seyfi falan da katılır.
Öyle aramızda bir turnuva olacak. Hadi, çıkalım o zaman.
Benim önce Eda'yı çiçekçiye bırakmam lazım.
Sen git, ben giderim.
Yok canım, zaten yolumun üstü. Ben Eda'yı bırakayım, sonra gelirim.
Tamam.
Hangi yolunun üstündeki çiçekçiden bahsediyor?
Abiciğim, Eda senin hayatında değil artık.
Bırak, ne yaparsa yapsın. Takılma bunlara.
Sen araştırdın mı şu Efe'yi? Ne oluyor?
Sen hiç merak etme, soruşturuyorum şu anda.
Bugün yarın haberi gelir bana.
Nereye gidiyor onlar?
Sana sürpriz ayarlıyorlar herhâlde.
Serkan'la?
Serkan'ın bu saatte işten çıkması için çok önemli bir şey olması lazım.
Sen de çok önemlisin Serkan için Pırılcığım.
Öyle mi diyorsun? Yani benim doğum günüm için midir?
Selam. Engin'le Serkan çıktı mı?
-Evet. -Tamam, teşekkürler. İyi akşamlar.
Ferit.
Nereye?
Bir işimiz var, özel bir işimiz.
-Öyle mi? -Evet. Hoşça kal.
İyi akşamlar.
Çok büyük bir organizasyon hazırlıyorlar bence.
Gerçekten öyle galiba.
Engin'e bak sen. Aa, bir hoşuma gitti. Değişik.
Bu alanın tamamını kullanabiliyor muyuz?
Tabii tabii, kullanabilirsiniz.
İsterseniz, buradaki çiçekleri de kaldırabilirim ben.
Yok, çok güzel duruyor. Gerek yok kaldırmanıza.
-Tamam. -Ben bir de mutfağa bakabilir miyim?
Tabii, buyurun.
Halacığım.
Eda!
Aa, ne işiniz var burada kuzum?
Efe'ye Halfeti’den getirdiğimiz Karagül'ü göstermeye geldim de.
Hoş geldiniz. Arkadaki dolapta.
Beyefendi kim?
Ee...
...bir kafeyi devredeyim dedim. Hem bize ek gelir olur.
Halacığım, biz bir yolunu bulurduk.
Ne bileyim, müşteriye falan giderdik.
Yok aşkım, ben her yolu denedim. Bu son çare.
Sen hiç üzme güzel canını. Her şey çok güzel olacak, inan bana.
Hayır yani, kendi yerimizde çayı parayla mı içeceğiz?
-Yapma Eda. -Çok tuhaf oldu içim şu an.
Takıldığın şeye bak. Sen boş ver bunları, ben halledeceğim.
Hem bak, Efe Bey'i de sıkmayalım, değil mi?
Estağfurullah, olur mu öyle şey?
-Konuşuruz. -Konuşuruz. Görüşürüz.
Görüşürüz.
Ne oldu? Alptekin amca, yine bozuk kolu bize vermişsin.
-Yok artık. -(Engin) Allah Allah!
Geçen sefer bunlar mahvoldular, mahvoldular.
-Kim mahvoldu? Biz mi mahvolduk? -(Alptekin) Öyle.
Alıyorsun sağlam kolu, bırakmıyorsun.
Tuvalete bile onunla gidiyorsun Alptekin amca.
-Ya bırak, bu elime oturuyor, ondan. -Ver bak ne oluyor. Ver.
-(Alptekin) Yok. -(Engin) Ver.
-Al bununla oyna Alptekin amca. -Buna alışığım ben.
(Seyfi) Güzel, hemen kavgaya başlamışsınız.
-Sen daha dur, maç başlamadı asıl. -Serkan Bey gelmedi mi?
-Birazdan gelir. -Eve kadar uğradı, gelecek birazdan.
O zaman ısının, geliyorum.
Çok nadir görülen bir çiçek bu. Muhteşem bir şey.
Koparıldığında ya da başka bir yerde yetiştirildiğinde...
...bordoya dönüyor, biliyor musun? O yüzden saksısında getirdik.
Tıpkı benim gibi.
Ben de Mardinliyim. Ama İtalya'ya gittiğimde benim de rengim değişti.
Aslında altta başka bir Efe var.
Eda, bundan bir tane de benim için sipariş eder misin?
-Siparişiniz alındı. -Teşekkür ederim.
-Ben teşekkür ederim. -Ben artık gideyim.
-Beni beklemesinler. -Tamam, iyi eğlenceler size.
-Sağ ol. Görüşürüz. -Görüşürüz.
(Müzik...)
(...)
Görüyorum seni anne.
Şaka yapıyordum.
(Aydan) Rahatsız etmek istememiştim sadece.
Ne yapıyorsun canım?
İş. Bir mail atmam gerekiyor da.
Anladım. Bize gelecek misin?
Hayır...
...gelmeyeceğim çünkü gelsem bir şey değişmeyecek anne, lütfen bunu unutma.
Hem babamı affetmeyeceğim.
-Tamam. -(Serkan) Tamam.
Anlıyorum.
Ama sen yine de gel hadi. Bak, arkadaşların da bizde.
Gelmeyeceğim.
Peki Serkan.
Aa, şey...
...yüzüğün parmağında kalmış.
Farkındayım.
(Müzik)
O yüzüğü çıkarsan mı acaba?
Hayır.
-O yüzük çıkmayacak mı? -(Serkan) Hayır.
(İkisi birden) Unutmak istemediğim şeyleri hatırlatıyor bana.
(İkisi birden) Ne gibi?
Bir daha kimseye âşık olmayacağım.
Bir daha kimseye âşık olma.
Eda.
(Müzik)
Canım.
Engin'den haber var mı?
Yok.
Pırıl, Engin unutmuş olabilir mi?
Bu kadar önemli bir gün. Doğum günümü unutmaz herhâlde.
Herhâlde, evet.
Bir aramak ister misin?
Hayır, boş ver.
-Kendisi ararsa yanımıza gelir. -Tamam.
Peki, biz ne yapalım? Eğlenceli, danslı, müzikli bir şey yapalım.
-Karaokeye mi gitsek acaba? -Aa, olur.
Tamam, o zaman ben kızları arayayım.
-Tamam. -Selin, ee...
...Eda'yı arasam senin için bir sakıncası var mı?
Kimi istiyorsan çağır, senin doğum günün.
-Ben çantamı alıp geliyorum. -Tamam, ben de halledeyim şunları.
Taktı bu kız kafayı Serkan'a.
Ne yapacağız? Nasıl unutturacağız?
Sessiz ol Ayfer abla, duyacak şimdi.
Melo nerelerde?
Biz alın, dışarı çıkartın. Ne bileyim...
Odasından da çıkmıyor, bir şeyler yapın. Oturdunuz böyle.
Söyledik Ayfer abla. İstemiyor, ne yapalım?
(Eda) Duyuyorum sizi.
Duyarsan duy. Geldik yanına, aşağı inmiyorsun bile.
-Ne yapalım? -Hadi gel.
Sen gel, otur arkadaşlarınla. Güzel güzel sohbet et.
-Tamam mı? Hadi. -Oturalım böyle.
İyi, oturalım.
-Serkan'ı düşünüyorsun, değil mi? -Kızım, nasıl düşünmeyeyim?
Bir şey var diyorum.
Bir şey var, bir sebep var. Bana söylemiyor.
Eksik bir şey. Tam oturtamıyorum kafamda ama bulacağım.
Bulana kadar da böyle oturacağım.
Bırak Serkan Bolat'ı. Hadi gel, dışarı çıkıp eğlenelim biraz.
Evet.
(Telefon çalıyor)
-Pırıl arıyor şu an beni. -Aa!
Alo? Pırıl.
Aa, doğum günün mü?
(Eda) Benim haberim yoktu.
Nereye gidiyorsunuz?
-Karaoke. -(İkisi birden) Bizde, bizde.
Tamam.
Tamam, ben Fifi'yle Ceren'i alıp geliyorum. Orada görüşürüz.
-Oldu mu? -Evet.
Çok da güzel oldu. Hadi çıkıp eğlenelim, eski günlerdeki gibi.
-(Ceren) Çıkalım lütfen. -(Eda) İyi, hadi çıkalım.
(Ayfer) Nereye gidiyorsunuz?
Burada mı ya? Hatırla Pırıl... Aklım gitti ama benim.
Buraya... Yok.
Ben geldim, ne yaptım? Hatırla Pırıl, kafam gitti.
Kahve içitim, hah burada.
-Allah! -Ne oluyor ki?
Erdem, sen ne yapıyorsun orada? Ödüm koptu!
Burada yaşıyorum ben.
Ne demek burada yaşıyorum?
Çok affedersin, leş gibi olmuş burası. Burada yaşanır mı?
Bilardo masasının altında uyumak ne demek Erdem?
Aa, ne kadar keyifli bir yer burası. Bir yatsanız, çok güzel oluyor.
Çadır gibi, üstü kapalı.
Ah Erdem, burada yaşanır mı? Burada yaşanmaz.
Yaşayamazsın burada.
-Tamam. -Tamam.
Tamam, tamam da...
-Benim doğum günüm bugün. -Aa, çok kutlu olsun.
Evet, çok kutlu olsun.
Unuttun, farkındayım. Onu sonra konuşacağız seninle.
Ama biz kutlamaya gideceğiz. Sen de gel hadi.
Ben şimdi şey yapamam herhâlde, gelemem.
Çünkü ben burada açıkçası yalnızlığım ve kendimle baş başayım.
Ve kişisel gelişimimi açıkçası ruhumla konuşuyorum ve...
...kendimle konuşuyorum ve ben tam olarak nerede duruyorum bu dünyada...
...bunu kendime anlatmaya-- -Fifi de geliyor.
-Ben hemen giyiniyorum o zaman. -(Pırıl) Evet.
-Bekleyeyim mi gideyim mi? -(Erdem) Siz gidin çünkü...
...üstümü falan çıkaracağım. -(Pırıl) Anladım.
(Pırıl) Beş dakikan var.
-(Erdem) Beş? -(Pırıl) Beş.
-(Engin) Ne bu, R1 koşma mı bunlar? -(Alptekin) Beyler.
-(Ferit) Yok, L2. -Mahzende ne buldum.
Özel günler için ayırmıştım ama...
...bundan daha özel bir gün olamaz, değil mi?
Alptekin amca, çok teşekkürler. Vallahi harikasın.
Sen ne kadar kibar bir insan oldun Engin bir anda.
Alptekin Bey, çok teşekkür ederim beni davet ettiğiniz için. Çok sağ olun.
Rica ederim. Ne de olsa artık ortağız, değil mi?
Yalnız burada bir deplasmandaymışsınız gibi...
...bir hava var, değil mi? -Biraz öyle.
Serkancığım, bana yardım eder misin lütfen?
Tabii.
(Hareketli müzik)
(Eda) İyi ki doğdun Pırıl.
-İyi ki doğdun. -Bu saatte hediye bulamadık.
-O yüzden bu senin. -Teşekkür ederim kızlar.
Ya...
(Gülüyorlar)
(Leyla) Selam.
(Hep bir ağızdan) Oo!
Leyla!
Leyla, parlıyorsun sen.
Ya, ben aslında geceleri hep böyleyim.
Ama gündüzleri profesyonel olmaya çalışıyorum.
Pırıl Hanım, iyi ki doğdunuz, doğum gününüz kutlu olsun.
Teşekkür ederim Leyla.
Bu kadar kısa zamanda organize olduk, mekânı kapattık.
Bu demek oluyor ki bu gece bizim gecemiz.
Kızlar, gerçekten iyi ki geldiniz, çok teşekkür ederim.
-Hadi başlayalım o zaman eğlenemeye. -Hadi.
Hadi.
-Beni affetmediğini biliyorum. -Güzel.
Bana hâlâ kızgınsın.
(Alptekin) Bunda da sonuna kadar haklısın.
Ama bu geceyi normalmiş gibi geçirsek.
Bir de senden bir şey rica edeceğim.
Bu meseleyi düzeltmem için bana bir şans ver.
-Şans? -Evet.
Geçmişte yaptığın hataları bence hiçbir şey düzeltemeyecek.
(Serkan) Tamam mı?
Ama bu gece için merak etme, bir sıkıntı çıkmayacak.
Efe'nin önünde açık vermem zaten.
Sende, sende, sende! At, at, bak, boştayım.
Şuradan at.
Vur! Ve Gol!
Gol be! Gol be!
İşte gol, gördün mü? İşte böyle!
Tüh be!
-Yok ya, böyle bir şey yok ya! -İşte böyle, işte böyle!
Neyse, bunlara gerek yok.
Ama Seyfi yani!
Senin yüzünden yenildik adamlara.
Ee, herkes şarkısını seçti mi?
Seçti.
-Ben de seçtim. -İyi.
Madem hepiniz biliyorsunuz benim en büyük hayalimin...
...şarkıcı olmak olduğunu, ben de şarkı söyleyeceğim bugün.
Vaov!
(Eda) O zaman müzik başlasın hadi.
(Alkışlıyorlar ve çığlık atıyorlar)
("Bir Anda" çalıyor) "Bir anda"
"Yüzüm gülebilir bir anda"
"Gözüm dolabilir bir anda"
"Sonum gelebilir bir anda"
"Boş ver, sorma"
"Bir anda"
"Yüzüm gülebilir bir anda"
"Gözüm dolabilir bir anda"
"Sonum gelebilir bir anda"
"Boş ver, sorma"
"Sonu yoktur, değil mi?"
"Duman oldum yeni"
"Sokak olmuş evim"
"Donar arsız dilim"
"Öç al hepten ama ölmem, beni yekten"
"Yenip alt etmen inan insafsız"
"Benim olmazken hayat anlamsız"
"Bir anda"
"Yüzüm gülebilir bir anda"
"Gözüm dolabilir bir anda"
"Sonum gelebilir bir anda"
"Boş ver, sorma"
"Bir anda"
"Yüzüm gülebilir bir anda"
"Gözüm dolabilir bir anda"
"Sonum gelebilir bir anda"
"Boş ver, sorma"
"Sorma, sorma"
"Boş ver, sorma"
"Sorma, sorma"
"Bir anda"
"Sonum gelebilir bir anda"
"Boş ver, sorma"
Al kupanı.
İşte bu!
Beşiktaş'ımız yine şampiyonluğunu aldı.
"Lay, lay, lay..."
-Oh be! Tutsana bir, 'selfie' yapalım. -Ver.
Dur, nerede telefon?
Dur abi, dur. Ben şu kupayı da göreyim.
Yap abi, yap pençeyi, yap.
Hah! Vay be!
Çok güzel oldu. Ben bir telefon açıp geliyorum hemen.
Hadi o zaman biz bir tur oynayalım.
(Alptekin) Yapılacak bir şey yok, yenildik.
Sen gel. Tamam. Al bunu sen.
(Telefon çalıyor)
(Telefon çalıyor)
Efendim Engin, ne istiyorsun?
Pırıl, ne haber? Nerelerdesin? Arıyorum, ulaşamadım sana, ne yapıyorsun?
Merak ettin, ne yapıyorum, öyle mi? Bak, ne yapıyorum Engin! Bak!
(Hep bir ağızdan) İyi ki doğdun Pırıl!
(Hep bir ağızdan) İyi ki doğdun Pırıl!
-Ya. -Evet, evet. Bugün senin doğum günün.
İyi ki doğdun Pırıl, nice mutlu senelere.
Ya, ben çok özür dilerim.
-İşte bu! -Gol! Gol!
Gol mü? Siz orada maç mı yapıyorsunuz Engin?
Gerçekten senin bütün gün etkinlik diye zırvaladın şey bu muydu?
Ben bütün gün, benim doğum günüm için bir sürpriz yapacaksın diye bekledim.
Çok teşekkür ederim, çok sağ ol.
Yok yok, gol falan yok, gol yok.
Ne yapıyorsunuz şimdi, neredesin sen?
-(Engin ses) Geleceğim oraya hemen. -Evet, geliyorsun, geliyorsun Engin.
İyi geceler Engin.
-Ben bir tane daha alabilir miyim? -Eda, biraz hızlı gitmiyor musun?
(Eda) Merak etme.
(Pırıl) Kızlar...
...pastamı üfleyeceğim. -Hadi.
-(Pırıl) Dilek tutayım. -(Selin) Tut.
İyi ki doğdun!
-Vaov! -Mutlu yıllar!
(Serkan) Engin, golü izle.
-Engin, ne yapıyorsun? -(Efe) Engin!
-Engin! -(Serkan) Ne oldu ya?
(Efe) Alo!
-(Efe) Engin! -Ne oluyor ya?
Beyler, ben çok pis golü yedim.
-Ne oldu? -(Ferit) Ne oldu ya?
Pırıl'ın bugün doğum günüymüş ya.
(Efe) Oo!
Ne gülüyorsun?
-Tamam. -Bittik oğlum biz, bittik!
Tamam, rahat ol. Leyla'yı arayacağım şimdi, halledecek.
Çiçek, çikolata, başka ne seviyor?
Öyle kolay değil abiciğim. Pırıl'ı öyle kandıramayız ki.
Benim de dövmem var. Sen kaçta çıkıyorsun?
24.00-01.00 gibi. (Telefon çalıyor)
Pardon.
Patronum. Erkek arkadaşım falan değil, patronum arıyor.
-Alo? -Leyla.
Bugün Pırıl'ın doğum günüymüş. Niye haber vermiyorsun?
Tamam, bak, hemen bir tane çikolata, çiçek--
O geçti Serkan Bey, onu gündüz düşünecektiniz.
Leyla!
Leyla, sen iyi misin?
Ben çok eğleniyorum Serkan Bey, siz neredesiniz?
Bir dakika, sen bir partide misin?
-Yüzüme kapattı. -(Engin) Erdem nerede abi?
Bu herif benim asistanım değil mi? Niye hatırlatma yapmıyor bana?
Bazen çok haklısın, biliyor musun? Bazen çok haklısın.
-Ya, beni pas geç. -Sende sıra.
-Pas geçmem, sende sıra. -Hayır, hayır.
Aa!
Ben de sabahtan beri nerede diyorum bu.
Ne yapıyor bu ya?
("Bahçada Yeşil Çınar" çalıyor)
"Bahçada yeşil çınar"
"Boyun boyuma uyar"
"Ben seni gizli sevdim"
"Bilmedim âlem duyar"
"Ben seni gizli sevdim"
"Bilmedim âlem duyar"
Abi bak, Pırıl doğum günlerine acayip önem verir.
Bunu unuttuk ya, bittik.
Tamam, tamam. Ben arıyorum, bir dakika.
Ben arayayım, bir bakayım, yani neredeler bir öğrenelim.
(Engin) Hah, yaşa. Arasana.
Pırıl evinde, yani Pırıl ne yapacak?
Öyle değil abi, evde değillerdi işte. Ben görüntülü konuştum.
(Hareketli müzik)
(Telefon çalıyor)
Bak, bütün gün hiçbirinden haber çıkmadı, şimdi arıyorlar.
Alo?
Pırıl, selam. Doğum günün kutlu olsun.
Teşekkürler Efeciğim.
Nişantaşı'ndayız, gel.
Ben sana konum atayım.
Evet, evet, lütfen. Konum at, ben uğramak istiyorum.
Vallahi ben size bir şey diyeyim mi? Kızlar şov yapıyor, şov.
O dans eden Ceren değil mi?
-Dans eden Eda. -Eda da orada?
Efe, ben seni duymuyorum, duyamıyorum.
Sen beni duyuyorsan, ben şimdi sana konum atacağım, tamam mı?
Görüşürüz, ben geliyorum.
Bunlar kopmuşlar. Hadi kalkın gidelim.
Ee, hadi o zaman gidelim.
Alptekin Bey, Aydan Hanım'a ne deriz?
Bir şeyler uydurursun artık.
(Alptekin) Sen burada otur. Nereye geliyorsun sen? Hadi arkadaşlar.
(Seyfi) Hayır, hayır, hayır! Siz kalın, arkadaşlar gitsin.
İyi.
-Hadi gidelim biz, hadi kalkın. -Bir dakika!
Üstümüzü değiştirelim.
-Tamam, arabada var kıyafetler. -Ben gitmeyeceğim, siz gidin.
-(Engin) Ne demek gitmeyeceğim ya? -Engin, ne demek gitmeyeceğim?
-Ben gitmem böyle şeylere. -(Engin) Olur mu öyle şey?
Tamam, yarın göreceğim Pırıl'ı, görünce kutlarım.
Beni yalnız bırakıyorsun yani!
-İyi akşamlar. -Tamam, hadi görüşürüz.
Gelmiyor musun şimdi? Gerçekten gelmiyor musun?
Bravo sana ya!
(Selin) Çok iyiydin sahnede Ceren.
Işıklar üstünü çevrilince rahatlıyorsun herhâlde.
Evet. Dikkat çekmeye bayılıyorum.
Ben bir Fifi'ye bakacağım.
(Gerilim müziği)
Sence...
...Serkan bizi...
...bizim ilişkimizi...
...mantıksız bulduğu için mi ayrıldı?
Serkan'ın neyi neden yaptığını anca zamanla anlarsın Edacığım.
Benim o kadar zamanım yok ama.
Çok güzel bir gece değil mi ya? Hadi!
-Sıra kimde? Sende! -Sende.
(Efe) Tamam, tamam. Hadi sen yürü.
Çok sinirli gözüküyor, gidelim.
-Oğlum, manyak mısın? Hadi gir. -Saçmalama ya!
Niye sinirli olsun sana?
Abi, bak şimdi, bu bana saldırır falan, gözünüzü seveyim bana destek olun.
Takviye kuvvet falan olun. Bak, size güveniyorum ha.
-Tamam, sen merak etme. -Söz mü?
Yarına kalırsa daha kötü olacak. Gir hadi.
Tamam, söz. Hadi, hadi, hadi.
-Merhaba. -Aa! Leyla!
Ne güzel olmuşsun kız böyle.
-Selam Pırıl. -Hoş geldin Efe.
-(Efe) Hoş bulduk. -Sen de hoş geldin Ferit.
Hoş bulduk. İyi yıllar.
(Pırıl) Sağ ol.
Pırıl.
(Pırıl boğazını temizledi)
Ya tamam, biliyorum, her seferinde söz veriyorum ama...
Ben yine öküzlük yaptım, değil mi?
Çok özür dilerim. Vallahi bak, çok özür dilerim.
Bir kere zaten bu çiçekler... Neyse, oradan başlamayacağım.
Hiç olmayacak herhâlde.
Neyse.
Teşekkür ederim.
Ama bu akşam ortağım olarak buradasın.
Başka bir şey düşünme.
Ben de korkunç sesimle geceyi mahvetmeye geldim.
-Serkan'ın evdeymişsiniz galiba. -Evet.
Evet ama Serkan gelmeyecekmiş, öyle dedi.
Tabii gelmez. Niye gelsin ki? İstemez.
Neyse, benim sıramdı, ben şarkı söyleyeceğim.
Aa!
Bir dakika! Bir dakika, şarkı mı söylüyoruz?
-Bravo! -Oo!
Bravo!
-Selam. -Merhaba.
("Kanatlarım Var Ruhumda" çalıyor)
"Sen beni boşuna hiç kalbinin oralara koyma"
"Kollarını bana sarma"
"Kalamam oralarda"
"Sen de gül eğlen"
"Öyle acıklı konuşma"
"Hayat ne ki sonuçta"
"Anlık bir buluşma"
"Lalala la ben de böyleyim"
"Lalala la hep de böyleydim"
"Geçmişe gitmem"
"Küsüm gözyaşlarıyla"
"Daha güçlüyüm ben"
"Hatalarımla"
"Beni kendi yoluna çağırma"
"Benim yolum başka"
"Gittiğim yer başka"
"Yokuşlarım başka"
"Lalala la ben de böyleyim"
"Lalala la hep de böyleydim"
"Karanlıkta yanabilirim"
"Boşlukta durabilirim"
"Düşmem ben"
"Kanatlarım var ruhumda"
"Geldiğim gibi gidebilirim"
"Aşktan vazgeçebilirim"
"Zincir yok ki benim boynumda"
"Sen beni boşuna hiç kalbinin oralara koyma"
"Kollarını bana sarma"
"Kalamam oralarda"
(Alkışlıyorlar ve ıslık çalıyorlar)
Gelmişsin.
Evet, geldim.
Ama sen böyle partileri sevmezdin.
Sen iyi misin?
İyiyim.
Ya da diyelim ki iyi değilim.
Tamam.
-Benim sana bir şey sormam lazım. -Sor.
Arabada yazlık eve giderken sen bana bir şey söyledin.
Hatırlamayacağımı zannettin ama ben onu hatırlıyorum.
(Geçiş sesi)
Ne düşünüyorsun?
Bu anda sonsuza kadar kalmak için her şeyimi verirdim.
(Geçiş sesi)
Tamam.
Neden öyle söyledin?
Ee... (Boğazını temizledi)
Yani sevgili olduğumuzu düşünüyordun.
Kafa travması geçirmiştin.
Yani kafan daha fazla karışmasın diye...
...oyuna devam ettim.
-Hepsi bu yani? -Hepsi bu.
Sana inanmıyorum Serkan.
-Sana inanmıyorum. -Peki.
Çünkü benden ayrıldın ama bir sebebi var.
Sen bana söylemeyeceksin belki...
...ama ben o sebebi bulacağım.
Tamam.
(Aydan) Alptekin.
Tamam, bu gecelik bu kadar yeter. Seyfi.
Nasıl geçti geceniz?
Serkan nasıldı?
Çok keyifli görünmüyordu.
Bu taşınma kararından onu vazgeçirmemiz lazım.
Bak Aydan, eğer Serkan taşınmak istiyorsa...
...onun bu kararına saygı duymak zorundayız.
Ama bu evdeyken bile göremiyordum ben onu.
Şimdi hiç göremeyeceğim.
Pencerelerde yollarını gözleyeceğim.
Elimden hiçbir şey gelmiyor Aydan.
(Alptekin) Beni asla affetmeyecek.
Bu konuda da sonuna kadar haklı.
Hayatında ilk kez bu kadar saf, bu kadar güzel bir duygu yaşattı Eda ona.
Bense mahvettim. Niye affetsin ki?
Acaba Serkan söylememekle hata mı yaptı?
Belki de söylese Eda onu affederdi.
Bilemiyorum.
Ama bir şeyler yapmamız şart.
Aydan, Serkan gidecek.
Çünkü bu ev, ben, her şey ona Eda'yı hatırlatıyor.
Ama sen bu evden çıkmayı deneyebilirsin.
Sadece Serkan için değil, benim için de, kendin için de.
Hepimiz için ha, ne dersin?
Bir daha denesen mi?
(Alptekin) Hepimiz için.
Tamam.
Tamam, bir kere daha deneyeceğim, tamam.
(Müzik)
(Efe) Pırıl, mutlu yıllar.
Teşekkür ederim Efe.
Evet, mutlu yıllar olduğuna göre, benim doğum günüm olduğuna göre...
...beni kim dansa kaldıracak?
Ben!
Ben! Çünkü--
-Ortağımsın, o yüzden. -Ortağınım.
Ben biricik ortağımı nasıl ihmal ettim bugün?
-Ortağım olduğu için de-- -Hadi gel.
Ben de dans etmek istiyorum aslında.
Efe!
Ceren'i neden dansa kaldırmıyorsun?
Olur, tabii ki. Ceren.
(Müzik)
Ben zaten içecek almaya gelmiştim.
Kendini bu kadar çok umursama.
(Erdem) Şöyle her zamankinden.
Sesin güzelmiş.
Öyle derler.
-Dans edelim mi? -Uzatma istersen!
Tamam, tamam. Ben zaten şaka yapmıştım.
-Kendini bu kadar ciddiye alma. -Oo!
-(Figen) Ben bunu öldürürüm! -Ne yapıyorsun?
-Eda, ben bunu öldürürüm! -Hayır, dans et ya. Bir kere dans ya.
Bir kere dans edeceksin. Çocuk gitti senin için şarkı söyledi.
-Eda, neler yaptığını bilmiyorsun. -Ne olursa olsun.
-(Figen) Ne olursa olsun mu? -Kırdın şu an.
Fifi, kırdın.
("Michelle Walker - It Feels so Real" çalıyor)
Pırılcığım, ben çok yorgunum, eve gidiyorum.
-Kusura bakma. -Önemli değil, tamam.
-İyi eğlenceler size. -Teşekkür ederim her şey için.
Görüşürüz.
Ne haber?
İyi, iyiyim. Eğleniyorum. Sen eğleniyor musun?
Eğlenmeye çalışıyorum.
Serkan biraz kızdı bana galiba.
Yok, sana kızmaz o, neden sana kızsın?
Bana kızmıştır, beni gördüğü için.
Mesela ben buradan şu an çeksem gitsem, umurunda olmaz.
Hatta mutlu olur.
Seni bırakayım mı Eda, ha?
Neden? Ben hiçbir yere gitmiyorum.
Peki, sen bilirsin.
Ee, neden eğlenmiyorsun?
Neden eğlenmiyorum?
Bak, biz ayrılmış olabiliriz.
Tamam mı?
Ama Efe'yle her ne yapıyorsan benim önümde yapma.
Derdin bu mu?
Başkaları ne der? Ha, derdin bu.
Sen bayağı bayağı duygusuz bir robotsun gerçekten ya.
Eda.
Gel dans edelim biraz, olur mu?
Hı?
Dans eder misin benimle?
-Peki. -İyi misin?
-Hı? -İyiyim.
Güzel.
("Michelle Walker - It Feels so Real" çalıyor)
Yavaş.
("Michelle Walker - It Feels so Real" çalıyor)
İyi misin?
-Gel seni eve bırakayım. -Hayır.
-Hayır, hayır, gel. -Hayır, ben hiçbir yere gitmiyorum.
Hiçbir yere gitmiyorum.
Neden?
Çünkü beni eve bırakabilecek en son erkek sensin.
Öyle mi?
Peki.
Kızlar.
(Serkan) Kızlar.
O sonuncu var ya, o sonuncu yüzünden oldu bu.
Buna bayılacaksınız.
Ver, ver, ver ya.
Ay!
Oh be!
Ya siz ne biçim arkadaşsınız!
Neden yavaş ol demiyorsunuz?
Ay!
Eda, sen dün Serkan'la kavga mı ettin, tartıştın mı, ne oldu?
Aa!
Kızım, ben onunla dans ettim!
Biz dans ettik!
Ya ben kendime karizma kurmuştum o kadar...
Yarısında bıraktım.
Karizmanın yarısını kurtarmış olabilirim.
Off!
Var ya, göz altlarım bana ağırlık yapıyor şu an, o kadar kötüyüm.
Bir şey diyeceğim.
Ben yatmaya karar verdim. Bugün yaşanmasa da olur.
Siz haklıymışsınız yalnız.
O arabada söyledikleri, travma yüzünden söylemiş.
(Eda) Yani ayrılmamızın hiçbir sebebi yokmuş.
Böyle dümdüz ayrılmış, dümdüz.
(İkisi birden) Kendisi kaybeder.
Bir daha ofis dışında Serkan Bolat'ı görecek olursam...
...böyle uzaklaşacağım.
Dans ne ya, dans ne?
Niye ben ikide bir çakıyorum ikinize?
Hadi kalk Fifi, işimiz gücümüz var.
-Halam kahvaltı hazırlamış, kalk. -Ya birazcık daha.
Hayır, yatamazsın, kalk.
(Hareketli müzik...)
(...)
Betül, gel benim bilgisayardan bakalım işlere.
Hişt!
Arkadaşlar, hareketlerle anlaşalım.
-Bakalım sonra. -Evet.
-O zaman sonra konuşuruz. -Tamam Efe Bey.
-Günaydın. -(Serkan) Günaydın.
Biraz konuşalım mı?
Tabii.
Eda'nın benimle çalışmasından huzursuzsun, değil mi?
-Evet. -Çünkü benden hoşlanmıyorsun.
Biz seninle bu durumu nasıl çözeceğiz Serkan?
Çözecek bir durum yok Efe.
Eda seninle çalışmak istedi, seninle çalışıyor.
-Buna diyecek bir şeyim yok. -Güzel.
Böyle düşünmene sevindim çünkü Eda'nın hem bu işe hem de paraya ihtiyacı var.
Paraya? Anlamadım.
Halasının çiçekçi dükkânı zor durumda. Hatta kafeyi...
...kiralamayı falan düşünüyorlar.
Eda da maaşıyla okul taksitlerini ödeyecek.
Anladım.
Sağ ol. Görüşürüz.
-İdil, ne haber? -İyidir Serkan, senden?
İyi, her şey yolunda.
Bir şey diyeceğim, tedarikçinden çok memnun değilmişsin.
Bildiğim ve tanıdığım çok iyi bir çiçekçi var...
...eminim, sen de memnun kalacaksın. -Neresi burası? Merak ettim.
Yıldızlı Bahçe.
Tamam. Leyla şimdi sana konumunu atar.
Tamamdır, şahane. Bekliyorum.
Leyla.
-Betül, bardağını alacağım. -Tabii ki.
Toplantımız var, hadi.
Abiciğim, ne yapıyorsun?
-Leyla! -(Leyla) Serkan Bey'i rüyamda görüyorum.
Gerçekten inanılır gibi değil.
Tamamdır. Çok teşekkür ederim, görüşmek üzere. Hoşça kalın.
Aa, geliyor benimkiler.
Size çok güzel bir haberim var.
Bizim dükkâna müşteri çıktı, hem de iyi bir müşteri.
Birisi referans olmuş bizim için. Bugün öğleden sonra geliyorlar görüşmeye.
Burada seviniyoruz.
(Üçü birden) Ha!
-Hala, çok güzel haber. -(Ayfer) Evet.
Her şey sonsuza kadar ters gidecek değil ya. Yavaş yavaş şansımız dönüyor.
Efe.
Efe dün duydu ya, kesin o aracı oldu. Hiç gerek yoktu aslında.
Aa.
İyi de siz çiçekçisiniz, onlara da çiçek lazım.
Ticaret bu, bu iş işleri böyle ilişkilerle yürür.
Yani bir müşterimiz bizden bahsedince tamam, iyi de...
...Efe Bey de belli ki iyi niyetinden yapmış da...
Hayda, ben hiç alışık değilim ki böyle şeylere, aman.
Ayfer ablacığım, bu kadar hassas olma.
Memnun kalmazlarsa çalışmazlar zaten.
-Doğru. -Evet.
Çok güzel konuştun. Doğru, sen de haklısın.
Galiba bizim artık çıkmamız lazım.
-Çıkmamız lazım. -Çıkacak mıyız?
Siz hiçbir yere gidemezsiniz.
Sen önce üstünü değiştir.
-Ben oturuyorum. -Kendine çok iyi bak canım benim.
-Üstümü değiştireyim ben o zaman. -Aa!
Siz dün akşam ne yaptınız?
(Ayfer) Bak bak.
-Siz beni görebiliyor musunuz? -Şuradasın.
Şurada.
Oradayım?
Buradayım.
Çok iyi. Limonata için, ayılırsınız.
Evet Engin, şimdi uyandıysak...
...başlayabiliriz, değil mi?
Uyandık abiciğim.
Selin, ben Engin'den bir şey rica ettim.
Yeni ortağımızla alakalı minik bir araştırma yapmasını istedim.
Aynen, buldum.
Şimdi Efe Akman, Mardin'de doğup büyüyor.
-Mardin? -Mardin.
Ne oldu ki?
Yok bir şey. Evet?
Çocukluğundan beri zaten çok başarılıymış.
Lisede de üniversitede de hep burslu okumuş zaten.
Ama bunların yanında dikkat çeken başka bir şey var.
Ne o?
Şimdi üniversiteyi burslu okuyor...
...ama İtalya'da çok büyük bir şirket kurabilecek parayı bulabiliyor.
Yani gizli bir ortağı var demek.
Benim aklıma da başka bir şey gelmiyor zaten.
Ama gizli bir ortağı varsa bize niye ihtiyacı olsun ki?
Aynen öyle, zaten başından beri...
...adama güvenmeme sebebim tam da bu. Neden biz?
Yani neden bütün bunlara katlanıyor?
Efe'nin bir problem olması benim yüzümden oldu, özür dilerim.
Öyle düşünme Selin. Geçmişi düşünmeyelim, geleceğe konsantre olalım.
Evet?
Abi, sonra bu ilk ortağını egale ediyor ve şirketin tek sahibi oluyor.
İyi bir iş insanı. Bunda bir sorun yok.
Tabii, tek sorun...
...beni egale etmeden önce bizim ondan kurtulmamız lazım.
O adamı holdingde görmek istemiyorum.
Bana bir saniye verin.
(Gerilim müziği)
-(Efe) Günaydın. -(Eda) Günaydın. Biraz geciktim galiba.
Sorun yok. Bugün kendini nasıl hissediyorsun?
İyiyim. Of, umarım dün akşam çok saçmalamamışımdır.
Dün akşam hepimiz saçmaladık Eda.
Efe...
...ben teşekkür ederim.
Halamla konuştum. Bir müşteri aramış, toplu bir sipariş vermiş.
Neden bahsediyorsun anlamadım.
Halamın zor durumda olduğunu duydun, bizi sen önerdin, ben biliyorum.
Çok incesin, çok iyisin, teşekkür ederim. Gerek yoktu ama çok sağ ol.
Yani...
Efe, yürüyelim mi biraz?
-Olur. -(Serkan) Harika.
-Giremezsiniz. -Neden?
-Aydan Hanım terapistiyle beraber. -Ciddi misin?
Allah'ıma şükürler olsun.
Ama hemen sevinmeyin. Daha öncekilerin hiçbiriyle anlaşamadı.
Her an bağırıp çağırıp dışarı çıkabilir.
Olsun. Ben dışarıdayım.
-Bir gelişme olursa beni haberdar et. -Tamam.
Aydan Hanım, görüşmemizin başından beri...
...eşinizden, oğlunuzdan çok Eda hakkında konuştunuz.
Öyle mi?
(Terapist dış ses) Belli ki aranızda güçlü bir bağ oluşmuş...
...ve onu gerçekten seviyorsunuz, doğru mu?
Evet.
Yani ben size her şeyi anlattım.
Ben de, kocam da, oğlum da biz ona...
...çok haksızlık ettik, çok üzdük.
Belki de bu dönem hayatımızdan çıkması iyi oldu.
-Kendisi için yeni bir başlangıç olur. -Bir şeylere başlamak için...
...başka şeylerin bitmesi gerekir ama...
...sizin hayatınız bitmemiş hikâyelerle dolu.
Oğlunuz, eş seçiminiz, diğer oğlunuzla olan ilişkiniz ve şimdi de Eda.
Bitti sanıyorsunuz ama sadece üzerini örtüyorsunuz.
Belki de.
Belki de böyle ayakta kalıyorum.
Hata yapıyorum.
Hayat boyu bu kadar hata yapmak çok ağır.
Hata dediklerinizin çoğu sizin kontrolünüzün dışında gelişen olaylar.
Ama bu yüzden kendinizi cezalandırıyorsunuz.
Hayatınızda ilk kez sizi bu eşikten geçirebilen bir el tutmuş.
Onu sevmekten korkmayın.
İtalya'da o kadar çok yoğun çalıştım ki...
...Türkiye'den neredeyse kopmak üzereydim.
Aslında İstanbul bana çok iyi geldi.
Peki, hiç Mardin'e gittin mi?
Demek beni araştırıyorsun. Hım.
Keşke bana sorsaydın. Ben sana her şeyi anlatırdım.
Ne kadar ilginç bir tesadüf. Edalar da Mardinli.
-Evet, ilginç bir tesadüf. -Ama daha ilginci...
...İtalya'da kurduğun ilk şirket için...
...sermayeyi gizli bir yatırımcıdan aldın.
Dersine iyi çalışmışsın, bravo.
Gizli ortağınla tanışmak isterim.
Serkan, ortağım gizli falan değil.
Sadece şu an göz önünde olmayı tercih etmiyor.
Ama eğer bir gün gerek duyarsa seninle tanıştırırım.
Sevinirim. Sonuçta ortağımın ortağı.
Ama bence sen öncelikle...
...beni sözde değil de...
...özde ve gerçek ortağın olarak kabul etmeye başlasan çok iyi olur.
Şimdi şöyle Efe...
...güven tek taraflı olmuyor.
Kesinlikle.
İşte bence biz de bu yüzden bunu zamana bırakalım, hı?
Olur.
(Gerilim müziği)
Ama Eda bizim hayatımızdan çıktı.
Ama ben sizden onu yeniden hayatınıza almanızı rica edeceğim.
Nasıl?
Sizce onca insan arasından Eda'nın sizi...
...dışarı çıkarabilmesi tesadüf mü?
Eda'yı arayın, onunla yeniden bir bağ kurun.
Ama yapamam ki.
Bu çok bencilce olmaz mı sadece dışarı çıkabilmek için onu buraya çağırmak?
Yok, yapamam.
Bakın, istinat duvarı Alptekin Bey'in hatası, sizin değil.
Oğlunuz da Eda'dan o hata yüzünden ayrılmış. Siz bunun dışında durun.
Onu arayın, temiz bir sayfa açın.
Hem Eda da kendini değerli hissedecektir, bir düşünün.
Aydan Hanım?
Tamam.
Düşüneceğim.
Belediyeden gelen belgelerin çıktılarını aldım...
...senin için yukarıda bıraktım. -(Erkek) Sağ ol.
Sen bana arsa çizimlerini mail atacaktın.
-Az önce attım. -Tamam, teşekkür ederim.
-Suzan. -(Suzan) Eda.
-Onlar benim çizimlerim mi? -Evet, proje değişmiş. Dolayısıyla...
...bahçe de değişiyor. -Bakabilir miyim?
Ağaçları mı sökeceksiniz?
-Maalesef. Serkan Bey'in talimatı. -Serkan Bey?
Bu ne?
-Ne? -Yaptığım çizimleri değiştirmişsin.
-Oradan ağaçları sökecekmişsin. -Evet, yapmak zorundaydım.
Başka yere taşıyacağız.
Yapamazsın. O ağaçlar çok yaşlı.
Başka bir yere taşınırsa tutunamaz, ölürler.
Yapmak zorundayım Eda. Müşteri bahçeyi müştemilat yapmak istiyor.
Yapamazsın. O ağaçları sökemezsin!
-Eğer orayı görsen anlarsın. -Ev nerede? Görmek istiyorum.
-Göremezsin. -Görmek istiyorum.
Eda.
Bu kadar işin arasında...
...oraya gidip sana evi göstermeyeceğim.
(Serkan) Hayır.
Anladın mı?
(Serkan) Bu kadar işimin arasında bana yaptırdığına bak.
Bu da senin işin. O ağaçlar sökülmeyecek, ben bir yolunu bulacağım.
(Serkan) Gerçekten delisin.
(Eda) Sen daha benim deli hâlimi görmedin.
-(Eda) Burası mı? -Evet.
Böyle muhteşem bir bahçeyi söküp yerine müştemilat yapma fikri.
Koskoca eve sığamadılar mı? Bu nasıl bir şımarıklık!
Neye bakacaksan bakar mısın Eda?
Bak.
(Eda) Bu ağaç çok yaşlı.
Üç yıl önce kök budamasının yapılması gerekiyordu.
Üç yıl, harika.
Bu ağacı buradan sökersen ölür.
Başka bir şey yapamaz mısın? Gerçekten bu kadar mı umurunda değil?
Neden bu kadar inat ediyorsun anlamıyorum.
Yarın nakledilecek, tamam mı? Adamlara sordum, ölmeyecek dediler.
Ben ölür diyorum ama, yaşamaz diyorum. Neyini anlamak istemiyorsun?
Senin çok sevdiğin mimari yapılardan birine bir şey olsa...
...yıkmak isteseler için gider. Benim için de ağaçlar öyle.
-İş başladı Eda. -Durdur.
Teslim tarihine yetiştirmem lazım, yapacak başka bir şeyim yok.
Nefret ediyorum bu cümlenden. Gerçekten nefret ediyorum.
Yapacak bir şey yok. Gerçekten yapacak hiçbir şey yok mu?
-Yok. -Var.
Her zaman yapacak bir şey var ama sen yapmamayı tercih ediyorsun.
Ben böyleyim.
Hatırlatmak istiyorum, sen benim çalışanım değilsin.
O yüzden kibarlığımdan seninle buraya geldim.
-Kibarlığından? -(Serkan) Evet.
Çok teşekkür ederim. Kibarlığın tarifini yeniden yazdın.
-Artık gidebilir miyiz? -Bu ağaç buradan sökülmeyecek.
Sökülecek Eda. Artık gidelim.
(Eda) İşine her şeyden çok önem veren Serkan Bolat...
...bir ağaca çözüm bulamıyor, öyle mi?
Dâhi mimarlık da bir yere kadar demek ki.
(Müzik)
Suzan.
Projeyi ben tekrar çizip sana göndereceğim.
-Ona göre yaparsın çizimleri, tamam mı? -Harika, tamam.
(Eda) Serkan'ı zorla ikna ettim.
Müştemilatı yeniden tasarlayacağım, ağaçlar kesilmeyecek.
Bu harika bir haber. Tamam, ona göre düzenleriz.
Yok yok arayamam
Arayın, gelmez zaten. Ben olsam gelmezdim.
Seyfi!
En azından terapistinize aradım, gelmedi dersiniz.
Ama Allah aşkına arayın.
Bastım.
-Uzat, yeniden tasarla. -(Eda) Tamam.
(Serkan) Nerede kaldı?
Şunu aldım, Leyla'ya söyle.
(Telefon çalıyor)
Of Allah'ım, Bolatlardan kurtuluş yok bana.
Alo? (Aydan geveliyor)
-(Aydan) Merhaba Eda. -Merhaba.
Acaba bir kahve içmek için bana gelebilir misin?
-Belki akşam uğrarsın. -Hayır.
Ha, hayır. Tamam. Yani bugün olması gerekmiyor.
Yarın olabilir ya da başka bir zaman da olabilir.
-Sen ne zaman müsaitsen. -Bugün işim olduğundan değil Aydan Hanım.
Sizinle kahve içmek istemediğimden.
Bir de oğlunuz hakkında tek kelime duymak istemediğimden.
Konu Serkan değil.
Konu nedir o zaman?
Terapiye başladım.
Dışarı çıkabilmek için.
Sizin adınıza sevindim.
Terapistim seninle konuşmam gerektiğini söyledi.
Hangi konuda benimle?
O konuda bir şey söylemedi.
Ama yeter ki sen gel, biz konuşacak bir şey buluruz.
Ne zaman istersen, ne zaman müsaitsen.
Gelir misin?
Bilmiyorum, düşüneceğim.
Tamam.
Bu bile çok güzel bir cevap.
Yani şimdilik yeterli. Sağ ol.
Görüşürüz.
Ceren, ben başaracağına eminim, sadece biraz öz güvenli görünmen gerekiyor.
Kendinden çok şüphe duyuyorsun.
Nasıl duymayayım ki Ferit?
Bir önceki sözleşmede o kadar basit hatalar yapmışım ki.
Ee? Olabilir, çok yorgundun, çok yoğundun, çok işin vardı.
Beş kişilik işi tek başına yapmaya çalıştın. Olabilir.
Ama şu an hazırsın, bir dik dur.
-Hazırım, değil mi? -Hazırsın.
-Çok teşekkür ederim Ferit. -Ne demek.
(Müzik)
Ceren?
Ferit'le ne oluyor?
-Yani aranızda bir şey mi var? -Bizim? Ferit'le?
Yo, öyle bir şey yok. Dışarıdan öyle mi görünüyor?
Yani ara sıra muhabbet ediyoruz o kadar. İyi çocuk.
Tabii ki sana ne yapacağını söylemeyeceğim.
Ama Ferit...
...Selin'i nikâh masasında terk edeli daha birkaç gün oldu, değil mi?
Bu nasıl destek çıkmak Eda?
Sen hayatta en nefret ettiğin insana âşık olduğunu söylediğinde...
...üstelik bu adam...
...nişanlısından ayrılmak için seninle sözleşme yaptıktan sonra...
...ben kalkıp sana neyin doğru neyin yanlış olduğunun...
...dersini vermeye çalışmamıştım diye hatırlıyorum.
Ben senin iyiliğin için konuşuyorum.
Tabii ki senin hayatın.
Yani istediğini yapabilirsin.
Ama ben sonunda kırılmandan korkarım.
Teşekkür ederim Eda ama ona ben karar veririm.
Sunumum var.
Tabii.
Sen karar ver.
(Efe) Ne haber abi?
-(Ferit) İyi, senden? -(Efe) İyidir.
-Kahve? -Olur.
Serkan beni araştırtıyormuş.
-Allah Allah, sen nereden öğrendin bunu? -Kendisi söyledi açık açık.
(Ferit) Derdi neymiş peki?
Aklınca...
...beni holdingden uzaklaştırmak için bir açığımı bulacak.
Beni rahatsız etmeye çalışıyor ama...
...benim de artık harekete geçme vaktim geldi Ferit.
Efe bak, çok haklısın ama...
...lütfen dikkatli ol, yanlış bir şey yapma. Haklıyken haksız duruma düşme.
Ferit...
...bu, Serkan'ın bana ilk yanlışı değil.
Biliyorsun.
-Biliyorum. -Yani.
Şunu da belirtmek isterim ki...
...daha önce yapılan sunumdaki tüm hataları üstleniyorum.
Özellikle Selin Hanım'a hatalarımı işaret edip...
...düzeltme fırsatı sunduğu için ayrıca teşekkür ederim.
Şirket hukuku üzerinde uzman avukatlarla yapmış olduğumuz...
...çalışmalar sonucunda dosyayı bu hâle getirdik.
Eminim ki siz de sonuçlardan tatmin olacaksınızdır.
(Ceren) Ve ileride benimle çalışmaya devam etmek isterseniz...
...ihtiyaçlar dâhilinde güzel bir ekip kurup...
...çalışmalarımı sorunsuz yürüteceğimden emin olabilirsiniz.
(Eda) Merhaba.
Eda?
-Hoş geldin. -Hoş bulduk.
(Aydan) Gel otur. Ne içersin?
Yok, bir şey almayayım. Teşekkür ederim.
Yüzüğünü çıkarmamışsın sen de.
Oğlunuz diğer kadınları uzak tutmak için takıyormuş.
Aa, öyle mi?
Öyle. Ben de sizin tavsiyenize uyuyorum işte.
Ona her baktığında bana neler yaptığını hatırlasın.
Belki bir gün sinirin geçer...
...o zaman çıkarırsın. -Sanmıyorum.
Sizin için ne yapabilirim?
Eda, ben...
Eda.
Ben ilk kez...
...yıllar sonra ilk kez...
...seninle dışarı çıkabildim.
Sonra birkaç kez denedim.
Serkan'la da denedim.
Ama olmadı.
Olmuyor.
O zaman...
...benimle tekrar dışarı çıkmaya var mısınız?
Yine el ele ama bu sefer gözler açık.
Tamam.
Yarın. Yarın bir planla gelirim o zaman.
Tamam, olur.
-Ama bir şartım var. -Ne istersen.
O çok sevdiğiniz oğlunuza...
...ağzıma geleni söyleyeceğim ama siz bana hiçbir şey söylemeyeceksiniz.
-(Aydan) Aa. -Ya.
-O zaman yarın görüşürüz. -Aa!
Söz verin.
-Tamam, söz. -Güzel.
Yarın görüşürüz.
Görüşürüz.
(Gerilim müziği)
Eda.
-Burada ne işin var? -(Eda) Sen işte değil miydin?
Erken çıktım. Burada ne yapıyorsun?
Annen çağırdı.
-Canını sıktı mı? -Oğlu kadar değil.
(Gerilim müziği...)
(...)
-(Serkan) Anne. -(Aydan) Efendim?
Eda'yı artık buraya çağırmanı istemiyorum.
-Karşılaşacağınızı bilseydim-- -Fark etmez anne, istemiyorum.
(Aydan) Belki de ayrılık sebebinizi bilseydi böyle olmazdı.
Fark etmiyor çünkü artık ayrıldık...
...o yüzden lütfen daha fazla ortalığı karıştırma.
(Gerilim müziği)
("Aytekin Ataş - Sen Çal Kapımı" çalıyor)
"Yanlışlarımdan ders alacak kadar olgun değilim"
"Bu yalan bir mecburiyet, yoksa sana vurgun değilim"
"Ama gözlerimde bir ışık, kalbimin tıkırtısı"
"İçim içime sığmıyor, ya bu neyin kıpırtısı"
"Dön yüzünü gökyüzüne, bak bir aşkın yıldızına, aman"
"Parlayacak, sönecek, biliyorum"
"Her şey olur, her şey biter"
"Bir yıldız gökyüzünde kayar yiter"
"Her şey olur, her şey biter"
"Yalnızlık hep aynaları mesken tutar"
"Her şey olur, her şey biter"
"Yalnızlık hep aynaları mesken tutar"
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.