Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
Frisian
Ga
Galician
Georgian
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
(Erkek) Son iki, üç, dört.
("Aytekin Ataş - Sen Çal Kapımı" çalıyor)
(Serkan) "Yanlışlarımdan ders alacak kadar olgun değilim"
(Eda) "Bu yalan bir mecburiyet, yoksa sana vurgun değilim"
"Ama gözlerimde bir ışık, kalbimin tıkırtısı"
"İçim içime sığmıyor, ya bu neyin kıpırtısı"
"Dön yüzünü gökyüzüne, bak bir aşkın yıldızına, aman"
"Parlayacak, sönecek, biliyorum"
"Her şey olur, her şey biter"
"Bir yıldız gökyüzünde kayar yiter"
"Her şey olur, her şey biter"
"Yalnızlık hep aynaları mesken tutar"
(Hüzünlü müzik)
Ben içeri giriyorum. Onu böyle görmeye dayanamayacağım.
Biraz yalnız kalmak istiyorum dedi. Bırak biraz düşünsün.
Alptekin, içim parçalanıyor.
Kahretsin! Keşke söylemeseydim. Bak, mahvoldu çocukcağız.
Söylemeseydin ne olacaktı? Her sır bir gün ortaya çıkar.
Ne olacaktı?
Serkancığım…
…oğlum, iyi misin?
O taşeron firmanın sahibiyle hemen görüşmek istiyorum.
Serkan, sana tüm ayrıntıları, olduğu gibi her şeyi anlattım.
Olan bu.
Olan bu olamaz.
Olan bu olamaz!
Ben bütün detayları görmek istiyorum, tamam mı?
O yüzden o belgeler neredeyse görmek istiyorum.
O taşeron firması neredeyse onunla buluşmak istiyorum, tamam mı?
Bu olamaz. Böyle bir tesadüf olamaz!
Serkan, belgeler bizde.
Yani inkâr edemeyeceğimiz bir durum var ortada.
Geçmişte bir hata olmuş.
Geçmişte bir hata olmuş, öyle mi?
(Burnunu çekti)
Zaten sizin hatalarınız yüzünden benim geçmişim mahvoldu.
Tamam mı? O yüzden ben…
…bu saçmalığa izin vermeyeceğim!
O belgeler neredeyse ben kendi gözlerimle göreceğim! Bu kadar!
Anlaşıldı mı? O yüzden Seyfi’ye söyleyin, o belgeleri getirsin!
(Hareketli müzik...)
(...)
(...)
(Hareketli müzik)
Böyle daha iyi oldu.
-Nerede bu? -Ben de merak ediyorum.
Bana da evden çıkma, seninle çok acil bir şey konuşacağım dedi.
Kötü bir şey mi oldu acaba?
Acil falan diye mesaj attı. Ne bileyim ben.
Dada'm! Hadi ama artık! Nerede kaldın?
Günaydın!
Aa! Bu mutlu.
Sarılmak için mi bu kadar acelen vardı?
Ben dayanamayacağım, pat diye söyleyeceğim.
Kızlar, Serkan benimle İtalya’ya geliyor. Ev tutmuş, ofis tutmuş.
(Sevinç çığlıkları) Yaşasın!
Kızlar, ben çok âşık oldum. Yerimde duramıyorum, bir şey oldu bana.
Bak, kırmızı ruj sürdüm, o derece. Gidelim alışveriş yapalım…
…konuşalım, gezelim hadi.
Hiç durmadan konuşuyorsun ve gülüyorsun. Bu çok güzel bir şey.
-Hadi. -Ama bir tane sorunumuz var.
-Ne? -Ne?
Halam. Ben kabullenmeyecek diye çok korkuyorum.
Çok normal. Çünkü önce durumu bir inkâr edersin.
-Neden normal? -Böyle büyük olaylarda…
…önce inkâr edersin, sonra öfke, sonra pazarlık…
…depresyon ve kabullenme.
Yani biz daha ilk aşamadayız.
Neyse. Çıkalım, yolda konuşuruz, hadi.
(Melek) Bu nasıl bir gülmek! Kakaka, kikiki!
Burada Yıldırım ailesi yazıyor.
Evet, soyadları Yıldırım’mış.
Ama sonradan Yıldız yapmışlar. Onun gerekçesini bilmiyorum.
Onun dışında bütün ayrıntılar o dosyanın içinde.
Geçmişte yaşanan olay ne benim ne de Eda’nın suçu.
Bizi ilgilendirmiyor.
Bu yükü üzerime almayacağım. İzin vermiyorum.
Serkan, Eda’yla devam edemezsin.
Edemezsin. Yalanlar, sırlar üzerine mutluluk inşa edilmez.
Hem kendine hem ona yazık edersin.
(Gerilim müziği)
Hayır.
Aydan, oğlumu yine kaybediyorum.
Daha yeni öğrendi. İnkâr edecek tabii. Biraz rahat bırakalım.
-Merhabalar. -(Kadın) Merhabalar.
Şuradaki mavi gömleğe bakabilir miyim?
(Telefon çalıyor)
Pardon.
-Alo. Serkan. -Ne yapıyorsun?
Ne yapıyorum? Kızlarla alışveriş merkezine geldik, bir şeyler bakıyoruz.
Ben buradan çıkınca direkt ofise gelirim.
Tamam. Görüşürüz.
Tamam. Görüşürüz.
(Duygusal müzik)
Teşekkür ederim.
Vallahi bu diyeti bir bozuyorum, bir başlıyorum…
…bir bozuyorum, bir başlıyorum. Böyle bir garip bende işte.
Ceren nerede?
Ne bileyim ben. Bu tarafa bir şeyler almaya gitti…
…bunları da bana bıraktı.
-Bunların hepsini Ceren mi aldı? -Hepsini o aldı.
Bu kızın ayakkabılarını dizsek buradan Edirne’ye yol olur.
-Doğru. -Sen ne yaptın?
Ben Serkan’a hediye bakıyordum ama hiçbir şey bulamadım kızım.
Ona hediye almak ne kadar zormuş.
Şey, kol düğmesi mi alsan acaba? Eniştem yürürken pırıl pırıl parlar.
Çok yaratıcısın Melo.
O zaman ben biraz daha bakınayım, buradan da direkt ofise geçerim.
-Sonra görüşürüz. -Tamam, görüşürüz.
(Melek) Sen benim fikrimden daha iyi bir fikir bulamayacaksın.
Göreceğiz.
(Müzik...)
(...)
Holding dosyası henüz bana gelmediği için…
…geldiğinde ben hemen size ileteceğim. Çok teşekkür ederim.
Ben teşekkür ediyorum. Çok sağ olun. (Telefon çalıyor)
Art Life Mimarlık.
Evet, evet. Tamam. 21’de. Tabii ki. Ne demek, iletiyorum.
Tamam. Teşekkür ederim. İyi günler. Alo? Tamam.
(Leyla) Ben size mail yoluyla ilettim. Tamam. Çok teşekkür ediyorum.
-Pırıl Hanım. -Bu hâliniz ne?
Serkan Bey gelmedi.
Bir de Art Life Mimarlık’la holding bir arada çalıştığı için…
…ben azıcık ufaktan akıl sağlığımı kaybetmeye başladım.
Telefon çalıyor, pardon.
Bir sakin ol. Serkan niye gelmedi?
Beni sekreteri olarak kullanıyor. Yemin ediyorum ben bittim.
(Leyla) Evet.
-Açmıyor, değil mi? -Açmıyor, Erdem.
Açmaz.
Sen şunları bir topla, alfabetik sıraya diz, bana getir. Şurada çalışacağım.
Sürpriz mi yaptın sen?
Seni çok özledim.
(Müzik)
Sana dünyanın en güzel hediyesini aldım.
Öyle mi?
-Ben de sana aldım. -Öyle mi?
-Her şey yolunda mı? -Evet.
Evet. Hadi gel.
Gel.
Alo? Size demedim. Evet?
(Kadın) Engin Bey, hoş geldiniz.
Engin Bey!
Selam. Selam arkadaş…
Pırıl.
(Boğazını temizledi)
Engin, biliyorum, yeni geldin ama gerçekten ben hiç iyi değilim.
Bunların hiçbiri yetişmiyor. Biz burada holdingle ilgili gerçekten--
Holding bizim ofise taşındı…
…holdingin yeni bir ortağı var, Efe…
…Serkan ortalarda yok ve sen delirmek üzeresin, değil mi?
Bildin.
Hişt! Tamam, merak etme, ben artık geldim.
-Hepsini hallederiz. -Hoş geldin.
Bu arada elim boş gelmedim. Sana ufak bir hediye aldım.
Şunun güzelliğine baksana sen. Bunu görünce direkt sana almak istedim.
Yumuşacık! Baksana şuna. Baksana, ayıcık.
(Pırıl) Ayı. Ayıcık.
Diyorsun. Bunu mu almış hediye diye?
Kendine benzetti herhâlde.
Yani vallahi ne diyeyim, kolay gelsin.
İşte böyle şeyler falan yaptı bana.
(Boğazını temizledi)
-Saçların. -Kestirdim. Değişiklik olsun istedim.
Hayırdır, bugün karışık bir gün galiba?
Serkan’ı bekliyoruz derken telefon çaldı. Görüşürüz.
Güle güle.
Biz de Serkan’ı bekliyoruz ama ben gideyim, daha fazla bekletmeyeyim.
-Girelim mi biz de? -Bilmem.
Ortaklık devri yapılırken bazı kapatılması gereken dosyalar…
…iş planlaması gibi küçük detaylar var. Sizlik bir şey yok yani.
Bizlik mi Selin, benlik mi?
İşim başımdan aşkın zaten Ferit. Lütfen.
Selin, benim bir teklifim var.
Madem Serkan yok, ben sana yardımcı olabilirim.
-Sonuçta ortak değil miyiz? -Olur.
Tamam.
(Selin) Kusura bakmayın. Yeni ortağımız Efe Bey.
Sevda Hanım, Erdem Bey, Nilgün Hanım.
Çok güzel değil mi?
(Duygusal müzik)
Hediyeni açmak ister misin?
İsterim çünkü çok merak ediyorum.
Al bakalım.
-Açıyorum. -Aç bakalım.
Serkan, sen beni mi takip ediyorsun?
Yok.
Çok güzel bir elbise. Teşekkür ederim.
-Ama benim bunu giyecek yerim yok ki. -Yaratırız.
O zaman…
Bu ne?
Alıç meyvesi ve yaprakları. Babanın kalbi için.
Çok iyi gelir. Ben Seyfi Bey’e de söylerim…
…çayını yapar. Nasıl demleneceğini anlatırım.
Eda, gerek yoktu.
Biliyorum, farkındayım yani, aranız o kadar iyi değil ama…
Kaç yaşında olursan ol, her çocuğun babasına ihtiyacı vardır Serkan.
Umarım sağlığına bir daha hiçbir şey olmaz.
Sen nasıl bir şeysin.
-Nasıl bir şeyim? -Yani bir şeysin.
-Nasıl bir şey? -Güzel bir şey.
-Nasıl? -Güzel bir şey.
-Yavaş yavaş öğreniyorsun. -Öyle mi?
O zaman sıra senin hediyende.
Bir dakika. Çok büyük.
-Nedir bu? -Çok güzel bir şey.
-Ben bayıldım. Umarım beğenirsin. -Hadi bakalım.
-Robot? -Çok güzel bir şey değil mi?
Vay!
(Boğazını temizledi)
-Adı var mı? -Adı var.
-Robo. -Robo?
Robot Bolat.
(Gülüyorlar)
Çok güzel değil mi? Robot Bolat.
Robot Bolat.
(Telefon çalıyor)
(Robot sesler çıkarıyor)
Ah! Leyla arıyor şu an beni. Leyla beni niye arıyor?
-Bilmem. -Efendim Leyla?
Tamam. Tamam. Ben Serkan’a söylerim.
-Şirkette kriz varmış… -Ne zaman yok ki?
Sen telefonunu mu kapattın?
-Serkan, iyi misin? -Evet.
Ben seninle vakit geçirmek istiyorum.
Yani inanıyorum da sen telefonunu kapatmazsın.
-Hatta senin aklın fikrin iştedir. -Tamam.
Benim etkilenmem için yapıyorsan etkilendim, orası ayrı.
-Ama bence gidelim. Hadi kalk. -Neden?
Çünkü şimdi senin işin aksar, bir şey olur, işler kalır, beni suçlarsın.
Hem ekiple Robo’yu tanıştırmam lazım. Hadi gidelim.
Peki.
Çok işim var. Çok şey koymam lazım.
-Hadi bakalım. -Yok, istemiyorum.
Ama siz hiçbir şey yemiyorsunuz. Siz sabah kahvaltı da yapmadınız.
Sizin bana söylemediğiniz bir derdiniz mi var?
Aydan Hanım, söylerseniz belki çözüm bulurum.
Yok bir şey Seyfi. Alptekin’i aradın mı?
-Açmadı. -Öf! Nerede bu adam?
Buradayım Aydan, geldim.
Alptekin, neredeydin? Seyfi, git Alptekin’in diyet yemeğini hazırlat hemen.
O hazır zaten.
Git tekrar hazırlat Seyfi.
Anladım. Tamam.
Neredeydin? Beni korkuttun.
Arabayla şehirde biraz dolaştım.
Geçmişi uzun uzun düşündüm.
İçimi önce bir karamsarlık kapladı.
Sonra...
...geleceği düşündüğümde, Eda ile Serkan’ın geleceğini…
…içime bir huzur doldu. -Öyle mi?
Aydan bak, Serkan, Eda’ya âşık.
Ve her şeyi geride bırakmak istiyor, her şeyi unutmak.
Belki unutur.
Eğer bu konuları konuşmazsak biz de unuturuz.
Tamam. Şimdi bunları bırakalım, senin sağlığını düşünelim. Tamam mı?
Tamam. Çok mu iyimserim?
Belki de.
(Leyla) Bu dört görüşme önce olan? Tamam. İyi günler.
(Telefon çalıyor) (Leyla) Evet, şu anda geldiler.
(Leyla) Tamam, ileteceğim. Serkan Bey, geldiniz.
Leyla, burada ne oluyor?
Şimdi şöyle oluyor, sizin sabah holding toplantınız vardı…
…Selin Hanım sizi bekledi ama siz de gelmeyince yani…
-Şunları alır mısın? -(Leyla) Onu ben alayım.
Ser…
Merhabalar.
-(Erkek) Merhaba. Hoş geldiniz. -(Selin) Merhaba Serkan.
Selin, bir dışarı gelir misin?
Toplantımız zaten bitmişti. Sizinle tanıştığıma çok memnun oldum.
(Erdem) Teşekkürler. Memnun oldum.
(Erkek) Teşekkürler. Biz de memnun olduk Efe Bey.
(Erdem) İyi günler Serkan Bey. Yeni ortaklığınız hayırlı olsun.
Ne oluyor?
Selin çok yoğundu.
Ben de ona yardım ettim.
Selin’e sordum.
Toplantı vardı, sen gelmeyince…
Ben gelmeyince toplantıyı iptal ediyoruz.
Ben yoksam toplantı da yok.
Sen çok yoğunsun Serkan.
Bunlar ortaklık öncesi böyle detay işlerdi.
Serkan, artık ben senin ortağınım.
Selin’e yardım etmem gayet doğal.
Efe, emin ol, benim ortağım olduğunu gayet iyi biliyorum.
Fakat bu toplantı senden öncesini ilgilendiriyor.
O yüzden eğer seni ilgilendiren bir şey olursa emin ol, haberin olur.
Sevinirim.
(İç çekiyor)
Evet. Toplantı bittiyse bu gerginlik daha da uzamadan kalkalım istersen.
Gerilmeyelim, değil mi Ferit? Yani sana inanamıyorum!
Serkan, senin odana geçelim, istersen toplantıyı sana özetleyeyim.
Bence gerek yok. Efe bana anlatır.
Madem ortağız artık, baş başa biraz konuşuruz.
-Peki. -Tamam.
(Gerilim müziği)
Selin’in durumu iyi değil galiba.
Ben gidip bir bakayım.
(Derin derin nefes alıp veriyor)
(Gerilim müziği)
-Selin, iyi misin? -Değilim!
Ferit’e gıcık oluyorum.
Tabii siz şimdi aynı ofistesiniz, senin için çok zor oluyor, haklısın.
-Hayır, bilerek yapıyor! -Nasıl yani?
Bu adam beni gururundan terk etmedi mi?
Evet.
İnsanın duyguları bir günde değişir mi?
Niye hâlâ burada? Niye her gün onu görüyorum?
Tamam. Sen de şöyle yap…
…o sana ne yapıyorsa aynısını sen de yap, umursama.
İşine odaklan. En güzeli bak. İşe odaklan, her şeyi unut.
Çünkü bizi çalışmak kurtaracak.
Yani tam senlik bir laf ettin şu an.
-Evet. -Haklısın.
Sunumumu nasıl buldun, ne diyorsun?
Açıkçası kusursuz.
Yani kime anlatsan seninle ortak olmak ister.
Ki sormama sebep oluyor…
…bu holdingi neden seçtin?
Serkan, ben holdingi seçmedim, seni seçtim.
Senin gücün, zekân ve yeteneğinle kendiminkini birleştirmek istiyorum.
Eğer sen mimarlıkta ve inşaatta...
...ben de peyzajda güçlerimizi birleştirirsek…
-O zaman kimse karşımızda duramaz. -Aynen öyle. Bu kadar basit.
Bak Serkan, benim gerçekten kötü bir niyetim yok.
Ben sadece bir profesyonel gibi iş yapmak istiyorum.
Yani bana karşı bu kadar ön yargılı olmana gerek yok.
Tabii. Ortaklığında benim onayım olsaydı belki.
Sen çok zeki bir adamsın Serkan. Benim ne demek istediğimi anladın.
Dediğim gibi, sadece iş yapmak ve seninle dost olmak istiyorum, o kadar.
Benim hayatta sadece üç dostum var.
Engin, Pırıl ve Sirius.
-Sirius? -Köpeğim.
-Süper. -Evet.
Tamam o zaman. Nasılsa aynı ofisteyiz…
…o yüzden görüşeceğiz.
-Kolay gelsin. -Sana da.
(Duygusal müzik)
-Ne yapıyorsun? -Gül tohumları.
Gül tohumları?
Annemle toplamıştık küçükken.
O da bana en mutlu olduğun yerlere dik demişti.
En mutlu olduğun yer burası mı?
Burası da çok mutlu olduğum yerlerden biri.
Bizim için her şeyin başladığı yer burası.
Eve de diktim. Çiçekçide zaten var.
Sonra bir gün aile kurup çocuklarım olduğunda onlara vereceğim.
Çocuklarım da en mutlu oldukları yerlere dikecek.
Eda…
…zor mu...
...geçmişi geride bırakmak?
Ne derler; unutmak iyileştirir.
Tabii...
...her şeyi unutamıyorsun.
Özlemi, acıyı…
…öfkeyi.
Bu duygular unutulmuyor. Kolay kolay da atlatılmıyor.
Özlemle acıyı anlıyorum.
Annenle baban.
Öfke niye?
Babaannem.
Babaannem annemi hiç istememiş, biliyor musun?
Babam için aklında başka bir kız varmış. Annemi hep reddetmiş.
Ama babam annemi o kadar güzel sevmiş ki…
…aileye, servete, her şeye sırtını dönmüş, annemle evlenmiş.
Bizimkiler...
...kazadan sonra yani...
...beni Mardin'e götürmek istemişler.
Ama halam hayır demiş.
Babaannem hayır denmesine alışkın bir kadın olmadığı için baskı yapmış.
Halam da benim soyadımı değiştirmiş.
(Duygusal müzik)
Soyadın değişti?
Benim gerçek soyadım Yıldız değil, Yıldırım.
Annemin evlenmeden önceki soyadı, Yıldız.
(Duygusal müzik)
Peki, geçmişi unutup...
...babaanneni affetmeyi düşünmüyor musun?
Hayır.
Neden?
Onların kaderine dokunmuş.
Ufak bir dokunuş bazen bir trajediye yol açabiliyor demek ki.
Annemle babamın şu an yanımda olmamasında...
...dolaylı olsa da bir payı var.
O yüzden asla affetmeyeceğim onu.
(Müzik)
Ben...
...biraz çalışacağım.
(Müzik...)
(...)
(Konuşma duyulmuyor)
(Duygusal müzik)
(Telefon çalıyor)
-Alo? -Alo.
-Ne haber Ceren? -İyiyim Ferit, sen nasılsın?
İyi, fena sayılmaz.
Ya da sayılır. Bilmiyorum.
Selin'le aynı yerde çalışmak düşündüğümden çok daha zormuş.
Anladım.
Çok canım sıkkın.
Kiminle konuşacağımı da bilemedim...
...sonra seninle konuşabilirim diye düşündüm, o yüzden aradım.
Benimle konuşabileceğini mi düşündün? Neden?
Ben kimsenin ağlama duvarı değilim sonuçta, değil mi Ferit?
Kim ağlıyor? Yani sen...
Sen dedin ya istersen ara, dertleşelim falan diye, muhabbet için aradım.
Dertleşmek de istemiyorum o zaman, öyle söyleyeyim, kusura bakma.
Bu neyin dengesizliği ya?
Ben mi yanlış hatırlıyorum? Sen demedin mi?
Canın sıkılırsa, dertlenirsen ara dedin.
O yüzden aradım şu anda.
Tamam da ben tanıştığım her erkeğin travmalarını çözmek zorunda değilim.
Tamam, bir psikolojik vaka daha var. Anlaştık.
(Ferit ses) Ben aldım mesajı. Sağ ol.
Ne dedin? Psi... Ne? Anlamadım.
Diyorum ki Ceren, hayatındaki...
...travmalı erkek arkadaşlarınla sana başarılar diliyorum.
-Ben aldım mesajımı, sağ ol. -Aldın mı? Sevindim mesajı almana.
Bu arada karmaşık mesajlar yollayan sensin, tamam mı?
Ne?
Ben mi? Ben miyim gerçekten?
Sorun bende değil, karşıma çıkan tüm erkeklerde.
-Ne haber? -İyi, senden ne haber?
İyi.
-Verdin mi siparişi? -Yok, seni bekledim.
Şu menüyü aç.
Ben bunları alıyorum o zaman, ben halledeceğim.
Tamam mı? Ben gittim o zaman.
-Pırıl. -Efendim?
Akşama program yapma.
Niye?
Çünkü ikimiz için bir plan yaptım.
Özel bir gece.
İyi.
Akşama hazırlanırım. Görüşürüz o zaman.
Ferit, ne diyeceğim, acaba bir 'brunch' mı düzenlesem?
Hem ekiple de kaynaşmış oluruz, ne dersin?
Güzel fikir. Bence sen bunu önce bir Serkan'a da sor.
Sonra yine arızaya bağlamasın.
Serkan'ın genel tavrı mı böyle yoksa bana karşı özel bir tavır mı bu?
İkisinden de biraz.
Serkan gücü elinde tutmayı sever, o yüzden...
...siz şu an kâğıt üzerinde ortak olsanız bile...
...o seni hâlâ rakip olarak görüyor.
Ne güzel.
Açık konuşmak gerekirse ben de gücü elimde tutmayı severim.
Demek ki Serkan Bolat'ın beni ciddiye alması için...
...ondan daha güçlü olmam gerekecek. -İşe yarayabilir tabii.
Ama bu Serkan'ın daha fazla sinirlenmesine de yol açabilir.
Abi, bu adam bundan daha mı öfkeli oluyor?
Hiç rahat değil.
Peki sen? Selin'le aynı ortamda çalışmak sana ne hissettiriyor?
Seni dışarıdan gördüğüm kadarıyla pek rahat değilsin.
Aslında içeriden de pek rahat olduğum söylenemez.
Bunun bu şekilde devam etmesi çok zor.
Ferit, ben açık konuşmayı severim.
Eğer bir gün hisselerini devretmek istersen ben talibim.
Peki. Şu an hiç öyle bir niyetim yok ama düşüneceğim.
Israr yok zaten, benimki sadece bir teklif.
Aklının bir köşesinde bulunsun.
Hem benim sana her zaman ihtiyacım var, biliyorsun.
Anlaştık.
Bu arada Serkan Bolat'ı daha önceden tanımış olsaydım...
...bu ortaklığı bir kez daha düşünürdüm Ferit.
Vallahi kusura bakma, ben de aracı olmuş bulundum ama...
Şaka yapıyorum.
Sana dediğim gibi, ben kaosu severim. Beni daha verimli bir hâle getiriyor.
Eğleniyoruz işte, ne güzel.
-Hadi kalkalım, işe dönelim. -(Ferit) Hadi.
(Alptekin) İnanmıyorsun değil mi...
...bütün bunları aşabileceklerine, unutabileceklerine?
Alptekin...
Oğlum ve Eda mutlu olabilir, Aydan.
(Müzik)
Ya da ikisi de o duvarın altında kalabilir.
Bir şey ister misiniz Alptekin Bey?
(Müzik)
Alptekin Bey hiç iyi değil, iyiymiş gibi yapıyor.
Haklısın, onu üzmememiz lazım.
Kafasını dağıtmamız lazım yoksa yine kalbine bir şey olacak.
Niye kafasını dağıtmamız lazım? Niye kalbine bir şey olsun?
Aydan Hanım, benim bilmediğim ne oluyor?
Seyfi, sen bilmediklerinle huzur içinde yaşa, fazla bilgi insanı yorar.
Sen Alptekin'e odaklan. Bak, doktor bir sürü şeyi yasakladı.
Bir şey olacak kalbine, dikkat et ona.
Doğru.
Yeter! Enerjimizi düşürmeyelim.
Evet, hem Alptekin Bey'in uğraşı yok, o yüzden bence böyle.
Emekliliğe alışamadı, bence ona yeni bir uğraşı şart.
Haklısın. Sen hemen gidip bir liste yap.
Bugünü Alptekin'i mutlu etme günü ilan edelim.
-Tamam. -Seramikçi hocayı sakın çağırma.
Yok artık! Ama uyardığınız iyi oldu.
(Hareketli müzik)
(Serkan) Bunlar bir şey... O dosyayı alabilir miyim?
-Evet, buna daha sonra bakarız. -(Leyla) Tamam.
-(Leyla) Tamamdır. -Harika.
Bu arada bu hafta ne toplantı varsa...
...kurul toplantısı veya burayla alakalı herhangi bir toplantı burada olacak.
Tamam. Serkan Bey, gerçekten ufacık dokunuşlarla...
...her şeyi yoluna koyuyorsunuz. Siz olmasanız bu şirket batar.
Sağ ol Leyla.
Sağ ol tabii ya. Vallahi sağ ol Leyla!
-İki gün ortalıkta gözükmedik diye-- -Siz buna alındınız mı?
Alınmadım. Biz bu şirketin ortağı değil miyiz? Allah Allah!
Engin Bey, size bir kahve ısmarlayayım mı?
-Sade olsun. -Şekerli, şekerli.
(Müzik)
Evet abi, anlat. Seni dinliyorum.
Efendim?
Serkan, ben senin kaç yıllık dostunum.
Ben senin her hâlini biliyorum.
Böyle dalıp dalıp gitmeler, derin derin iç çekişler...
...yerinde duramamalar falan. Ne oluyor abi? Anlatsana bana.
Bir şey var.
Şu an içimi kemiriyor.
Ama daha sonra anlatacağım.
Sonra.
(Erdem gülüyor)
Bu ses ne ya?
Bir numaramız daha var. Dikkat et!
-Numaramız bu değildi Erdem. -(Erdem) Hayır, değildi.
Ben burada kalırsam çalışamayacağım arkadaşlar.
Ofis hayatı canına tak ederse ne yaparsın Robo?
(Robot sesi)
-Delirdim. -(Erdem) Delirir.
Bayılıyorum şu kıza. Baksana, bütün ofise neşe katıyor.
Evet.
Ben de düşünüyorum benden ne zaman bıkacak diye.
Niye bıksın ki? Görmüyor musun sana ne kadar âşık?
(Erdem) O kadar numara bilmiyor.
Ben geleceğim.
Neyse.
Akşam herkes çıktıktan sonra bir uğrarım yanına, tamam mı?
Tamam.
Robo'yu sana getirecektim ama ofistekiler bırakamadı.
(Eda) Çok beğendiler.
Seninle bir yere mi kaçsak?
Kimsenin bizi bulamayacağı bir yere.
Halam ve kızlar...
...biz nerede olursak olalım, bizi bulurlar.
Çok durgunsun yine.
İş.
Peki.
O zaman sen çalış, ben gidiyorum.
Nereye? Nereye gideceksin, neden gideceksin?
Eve gideceğim Serkan.
Halamı görmedim ya dünden beri, bir göreyim.
Tamam.
-Bu akşam görüşecek miyiz? -Görüşürüz. Ne yapalım?
Sen ne istersen.
Sinemaya mı gitsek?
Sinemaya?
Yani...
Sinema...
...çok benlik bir yer değil.
Biliyorsun ya, kalabalık ortamlarda olmayı sevmiyorum.
Nasıl yani?
Sen daha önce insan dolu bir salonda...
...beraber gülüp, ağlamadın mı?
Kocaman mısırı biriyle paylaşmadın mı?
Ya da...
...bir sevgilinin böyle omzuna yatıp film izlemedin mi?
-O da mı yok? -Yok.
-Hiç mi yok? -Hiç.
Ne yapalım, öğreteceğiz.
-Ben gidiyorum o zaman. -Tamam.
Görüşürüz.
(Hareketli müzik)
Seyfi, listemiz hazır mı? Başlıyor muyuz?
Evet. Bütün eğlenceli aktiviteleri koydum.
Hatta ekstrem sporları bile koydum.
-Adam kalp spazmı geçirdi. -Doğru.
"Alptekin Bey'i Mutlu Etme Günü", bravo. Evet.
Bu olmaz.
Bu da o... Bu da... Bu da olmaz.
Bu nasıl olsun? Adam kalpten gidecek. Bu da...
Ay, bu olur mu hiç Seyfi?
Ger...
Tamam, bu. Bu, bu.
Hemen hazırlıklara başla, en sakini bu.
-Tamam. -Koş, koş, koş.
Ayy!
(Sessizlik)
(Müzik...)
(...)
Yaa!
Yoksa onlar benim ayakkabılarım mı?
Annem almıştı.
Bu ayakkabılar kirlenmesin diye...
...komşu çocuğun ayakkabılarını alıp kayalıklara tırmanmıştım.
Çocuk da peşimden.
Baban sizi bulduğunda kayalıkların en tepesindeymişsin.
Çocuk da senin peşinden.
Tabii o senin gibi çıkamamış, yarısına kadar.
Geri aşağıya inemiyor da içi sökülmüştü çocuğun ağlamaktan.
Nasıl korkmuştum kızacaklar diye.
Saatlerce kayalıktan inememiştim.
O zaman da çok inatçıydın, hâlâ da öylesin.
Artık o kadar mantıksız bir inadım yok bence.
Yok ya.
En azından 10 metrelik kayalara çıplak elle tırmanmıyorum hala.
İşte, başka delilikler yapıyorsun.
Serkan hakkında kaygılarının olduğunun farkındayım.
Evet, var.
Korkuyorum.
Yani bir... Her şeye bir oyunla başladınız...
...oyunla bitmesinden korkmuyor musun?
Of, hep aynı şeyi söyleyip duruyorum. Yani geleceğin, hayallerin.
Serkan'ın seni üzmesinden çok korkuyorum. Çok.
Biraz şans mı versen?
-Biraz da bana güvensen mi? -Serkan'a değil, bana.
Ben sana güveniyorum...
...ve ne istersen yaparsın, onu da biliyorum.
O Serkan'a söyle...
...vallahi gelsin...
...her detayı o anlatsın bana, tamam mı?
Tamam, sen ne dersen o.
Yani o küçük ayak buna mı giriyordu?
Sen nasıl büyüdün? Ne ara büyüdün?
Bana ne oluyor ya?
Yemin ediyorum, ben herhâlde yaşlandım. Öf!
Bakayım.
Ee, abi?
Bir saattir burada böyle sessiz sessiz oturuyoruz.
Konuşacağım dedin.
Seni dinliyorum.
Ne oluyor abi?
Ben bittim, Engin.
Yıllar önce...
...babam...
Merhaba Ferit.
Girebilir miyim?
Tabii tabii, ben sadece şaşırdım seni bu saatte burada görünce.
Çok kısa ve net konuşacağım Ferit.
Holdingdeki ve ofisteki varlığın beni çok rahatsız ediyor.
Farkındayım.
-Ayrılacak mısın? -Hayır.
Bence işimize odaklanırsak hiçbir sorun kalmaz.
Sen ciddi misin? İş mi diyorsun gerçekten?
Biz ayrılalı daha iki gün oldu. Nasıl bu kadar buz gibi olabiliyorsun?
Ben sadece içimden geldiği gibi davranıyorum Selin. Net.
Benim tanıdığım Ferit bu kadar duygusuz bir insan değil.
Sen bana kızgınsın, kırgınsın.
Ben sadece net bir adamım Selin.
Her zaman da böyle oldum zaten.
Mesela sana çok net bir şekilde çok âşık oldum.
Ama sen bunu her zaman bir zayıflık olarak--
Hayır, yanlış biliyorsun.
Serkan Bolat'ın o gizemli hâlleri, tavırları sana her zaman...
...daha karizmatik geldi. -Ferit--
Selin bak, ben net bir adamım ve benim sana olan aşkım bitti.
O zaman neden buradasın?
Ben seni görmemek için, huzursuz olmamak için...
...neredeyse odamdan çıkmıyorum.
Selin, eğer Serkan seni tercih etmiş olsaydı...
...yüzde 5'le karşında olmam seni yine bu kadar huzursuz edecek miydi?
Siz ikiniz el ele holdingi yönetirken kenardan bakan ben olsaydım...
...yine bu kadar umurunda olacak mıydım acaba?
(Gerilim müziği)
(Engin) Abi, sen ne diyorsun?
Serkan...
...bahsettiğin kadar ağırmış abi.
-Ama burada senin de bir suçun yok ki. -Engin...
...o ne demek ya?
Sen Eda'nın yerinde olsan böyle mi düşünürdün?
Vallahi onu bilmem de...
...abi, ben bu durumda ikinizin yerinde olmayı da istemezdim.
Hep babamın saçmalıkları yüzünden.
Gerçekten geçmişte yaptığı bütün saçmalıkların acısını şu an çekiyorum.
Abi, bunun Alptekin amcayla ne alakası var?
Nasıl ne alakası var ya?
Abi, taşeronun kabahati bu. Taşeron kontrol etmeliydi.
Bize iş geldiğinde neden detaylı detaylı her şeye bakıyoruz?
Bu yüzden.
Evet, bakıyoruz.
Bazen...
...aklımdan şu geçiyor. Beni ilgilendirmiyor.
Bu olay...
...Eda'yla beni ilgilendirmemeli.
Ama nasıl olacak?
Nasıl olabilir?
Böyle bir sır tutamam.
Eğer onunla bir gelecek düşünüyorsam...
...böyle bir şeyi saklayamam.
Ve her...
Her yüzüne baktığımda...
...onun iyiliği altında eziliyorum.
Yok ya.
Ben onun gibi iyi bir kadını hak etmiyorum.
Hayır kardeşim.
Olup biteni ikiniz de hak etmiyorsunuz.
Ama Serkan...
...elbet bir gün...
...bunu anlatman gerekiyor, biliyorsun değil mi?
Eda bunu hak ediyor.
(Serkan) Evet.
Hişt!
Hop!
Hop!
Ne oldu ya?
Sen yine Fifi'yi mi düşünüyorsun?
Yazdım yazdım, cevap vermiyor. Acaba hâlâ işte mi?
Haa, o mesele.
Nasıl geçti buluşmanız?
Öncelikle buluşmamız geçemedi çünkü gelmedi. İşi çıkmış.
O gelmiştir...
...seni görmüştür...
...dönmüştür.
Niye öyle bir şey yapsın?
Kendi fotoğrafını koymak yerine kendine saç, sakal ekleyip...
...kendini başkası gibi gösterdiğin için olabilir mi mesela?
Yok canım.
Yok, olmaz. İşi vardır onun.
Ben mesela yani, olabilir mi diye sordum.
Sen yine neye inanmak istiyorsan ona inan ama...
...arkadaşım...
...sen gerçekten çok güzel bir adamsın.
Hiç yalan söylemene gerek yok ki.
Çok işi var ya Fifi'nin.
Çok işi vardır, doğru.
(İç çekti) Keşke benim de bir işim olsa.
(Eda) Ben çıkıyorum.
(Telefon çalıyor)
-Alo? -Eda, selam. Ne haber? Ben Efe.
Efe, iyiyim. Senden ne haber?
Sağ ol, ben de iyiyim.
Serkan'ı aradım ama ulaşamadım. Belki senin yanındadır dedim.
Yok, yanımda değil. Ne oldu, bir şey mi oldu?
Madem öyle, sana danışayım.
Ben hem birleşmeyi kutlamak hem de bağları güçlendirmek için...
...ekiple birlikte bir 'brunch' ayarladım.
Ne dersiniz?
İyi düşünmüşsün.
Sen de geleceksin, değil mi?
Tabii ki gelirim. Serkan'la biz orada oluruz.
Hatta biz Leyla'yla bizim ekibi organize ederiz. İyi geceler.
İyi geceler.
Sen şimdi sürpriz dedin ya, ben doğru mu giydim...
...tam olarak onu da bilmiyorum.
Yok, yok, olur mu öyle şey Pırıl? Gayet güzelsin.
-Sen zaten ne giysen yakışıyor ki. -Bu arada sen iyi misin?
Finalinde canımı sıkacak bir gece planlamıyorsundur inşallah?
Hayır, olur mu öyle şey?
Hem gideceğimiz yere bayılacaksın.
Hayır, şu yüzden soruyorum.
'Dress code'lu bir yere mi gidiyoruz, yoksa 'casual' mı giymem gerekiyordu?
Ben hani biraz daha günlük mü olsaydım acaba?
Sen hiç ipucu da vermiyorsun. Bir tane ipucu versen bari.
Yani bilmem. Bence orada senin...
...ne giyindiğinle çok ilgileneceğini zannetmiyorum.
Gerçekten stres falan kalmayacak.
Ben çocukluğumdan beri ne zaman moralim bozulsa bunu yapıyorum.
Hatta bizim olayımız bu olacak. Hani sevgililerin arasında...
...birlikte yapmaktan en çok keyif aldıkları şeylerin...
...bir listesi vardır ya, işte bu bizim listemizin birinci sırasına girecek.
Sevgili diyorsun. Çift... İyi.
Nereye gidiyorsun? Geldik.
Burası?
Evet, bowling.
Bowling!
Çok iyi, yani. Gerçekten mi? Bowlinge mi geldik?
-Evet, bowling. -Bowling! Burası? Gerçekten mi burası?
Ayı Kaya!
-Hoş geldin. -Eyvallah 'bro'.
Vallahi buna da neden ayı dediğimizi hâlâ anlayabilmiş değilim, biliyor musun?
Yapmıştır bir şey.
Gerçekten mi? Çünkü ben şu an aklımın sınırlarını zorluyorum.
Biz gerçekten seninle bu hâlde bowlinge mi geldik?
Bizim hâlimize bir bakmak ister misin? Sen, ben, biz akşam çıkıyoruz...
...Ayı Kaya'yla... Bana insanlara ayı dedirtiyorsun şu an!
-Buraya bovlinge mi geliyoruz? -Niye? Sevmez misin bovling?
Sevmez misin bovling mi? Ne alakası var benim bovling sevip sevmememle?
Sen benim hâlime bakıyor musun? Bak topuklarıma benim.
Şu kadar topuklarım var benim.
Sence bovlinge gelmiş olabilir miyim ben?
Ya ne bileyim Pırıl. Hem spor olur diye düşündüm.
Ayrıca rekabet var işin içinde.
Sen rekabeti seversin.
Sen düşünme Engin. Bundan sonra sen düşünme.
Pırıl, Pırıl! Bak...
...ben seninle keyif aldığım her şeyi yapmak istiyorum.
Ve senin keyif aldığın her şeyi de yapmak istiyorum.
Ayrıca ne var kıyafetinde? Hem sen...
...çuval bile giysen sana çok yakışıyor.
Sen çok güzelsin.
Teşekkür ederim.
Bak...
...Ayı Kaya ve Gıcık Serdar burada.
Onlar benim üniversiteden beri arkadaşlarım.
Ve yıllardır sana ne kadar âşık olduğumu biliyorlar.
(Müzik)
Ve tabii yıllardır da benimle dalga geçiyorlar.
Pırıl, hadi izin ver, biraz onlara hava atayım seninle.
İyi, hadi gel. Gidelim arkadaşlarının yanına.
Yalnız...
...çok iyi bovling oynarım. Yakarız ortalığı.
Ne diyorsun? Şimdi onlar düşünsün. Gel.
-(Engin) Selam. -Hoş geldin.
-(Engin) Pırıl, tanıyorsun. -(Pırıl) Merhaba.
(Engin) Serdar. Ne haber Metin?
(Müzik)
Eda.
Selam.
-Konuşalım mı? -Evet.
Evet, tabii ki konuşacağız.
-Ama önce... -(Serkan) Evet?
...bir film izleyelim.
Keyifli vakit geçirelim. Bu gecenin tadını çıkaralım.
Hem sen de iyi hissedeceksin.
Hadi, biraz toparlan. Sonra konuşacağız. Tamam mı?
Tamam.
Sinemanın bile VIP'sini seçiyorsun.
Yani sana daha önce dediğim gibi...
...kalabalık ortamları sevmiyorum.
-Buyurun. -Mısır da hazır.
Anlattığın gibi.
Patlamış mısırımız hazır.
Baş başayız. Film izleyeceğiz.
Duygulanacağız, güleceğiz, belki de korkacağız.
(Müzik)
Ve geriye...
...bir şey daha kalıyor.
O da başını omzuma yaslamak.
-Tamamlayalım o zaman. -Bence de.
-Hazır mısın? -Hazırım.
Hakan.
Filmi başlatabiliriz.
(Müzik...)
(...)
(...)
(Müzik...)
(...)
Alptekin.
Ne yapıyorsun sen burada?
(Aydan) Ha?
Ay, bu kanepeye yapıştın Alptekin. Hadi kalk.
Günlük egzersizlerin var. Uykun, diyetin, ilaçların. Hadi.
Aydan, canım hiçbir şey yapmak istemiyor.
Senin canının istediği değil, benim canımın istediklerini yapıyoruz.
Kalk bakalım, hadi! Düş önüme.
Hadi bakayım, hadi! Yürü hadi.
İstikamet, mutfak. Hadi bakayım.
(Müzik...) (Konuşmalar duyulmuyor)
(...)
(...)
(Müzik)
(Konuşmalar duyulmuyor)
Nedir bu Aydan?
Beraber mantı yapacağız Alptekin.
Sen mantı yapmasını bilir misin?
Yani.
Doğru soru; sen yemek yapmasını biliyor musun?
Küçükken çok yapardım. Herhâlde hatırlarım.
Ee, gece gece ne mantısı peki bu?
Ama senin en sevdiğin yemek mantı.
Evet.
Ah, evet. Haklısın ama...
...canım hiçbir şey yapmak istemiyor Aydan.
Kendimi kandırıyormuşum gibi geliyor bana.
Ben bir an bile düşünmeden duramıyorum. Serkan asla unutamaz böyle bir şeyi.
Alptekin, atlatacağız bugünleri.
-Atlatacağız, değil mi? -Hepsi geçip gidecek.
Sen de iyi olacaksın.
Benim sana ihtiyacım var.
O zaman yapalım şu mantıyı.
-Hadi bakalım! -(Alptekin) Hadi.
Şimdi biraz un koyuyoruz.
Yalnız doktor duymasın. Bana yasak.
Siyez unu ve soya kıymasından Alptekin.
Şimdi keyfimi kaçırdın Aydan.
Kırk yılda bir mutfağa girmişim. Hadi Alptekin.
Koy bakalım şöyle beş kaşık.
-Dolu dolu mu? -Dolu dolu beş kaşık koy.
Bir kaşık daha koy.
-Yeter mi bu kadar? -Yeter.
Şimdi biraz da su koy bakalım.
Sen bayağı bayağı bana yaptırıyorsun bu işi.
Sen yapacaksın tabii.
Senin bir meşgaleye ihtiyacın vardı.
Evet, şimdi bunu yoğuruyoruz güzelce.
(Müzik)
(Konuşmalar duyulmuyor)
(Müzik)
Hmm.
-(Alptekin) Hmm! -Hmm!
Harika! Ellerine sağlık!
Ah, ikimizin de.
Çok lezzetli olmuş.
Afiyet olsun.
Soya kıymasının normal kıymadan pek bir farkı yok.
Aydan Hanım, sende ne maharetler varmış böyle.
-Belki yine birlikte yemek yaparız. -Yaparız.
Bir de seninle bir akşam...
...dışarıda yemeğe çıkmak isterim.
Ne dersin?
Ben de çok isterim Alptekin.
Ben de.
Aydan, bunun tuzu mu az? Ne dersin?
Bundan sonra tuz yok.
Alış buna.
(Duygusal müzik...)
(...)
(...)
Beğendin mi filmi?
Filmdeki gibi bir makinem olsun isterdim.
Kötü anılarını alıp siliyor.
-Sen? -Evet.
İster miydin kötü anılarını sildirmek?
Benim değil, senin kötü anılarını sildirmek isterdim.
Olsun. Ben kadere inanıyorum.
Her şeyin bir sebebi var.
Ölümün de, acının da, aşkın da.
Hepsi sana ders vermek için var.
Evet. Ee... (Boğazını temizliyor)
Sen bana hayatta...
...her şeyi kontrol edemeyeceğimi öğrettin.
-Nasıl? -Yani ilk tanıştığımız günden beri...
...seninle ilgili hiçbir şey elimde değil.
Benim dışımda.
Serkan Bolat, sen benim hayatıma yeni girmedin.
Ama bakalım sen neler öğreteceksin?
Nasıl bir hayat dersi vereceksin bana?
(Müzik)
Konuşalım mı artık? Ne konuşacaktın benimle?
Şimdi değil...
Peki, şimdi değil.
Hadi.
(Müzik...)
(...)
Serkan Bey, hoş geldiniz.
Çay, kahve, ne yapayım? Ne istersiniz?
Bir şey istemiyorum. Sadece yalnız kalmak istiyorum.
Peki. Ee, şey...
...sehpaya dikkat edin bu arada. Çünkü çatladı. Bir tarafınızı kesmeyin.
(Müzik)
(Geçiş sesi)
O...
O küçük kızın adı...
...Eda.
(Geçiş sesi)
(Eda dış ses) Annemle babamın şu an yanımda olmamasında...
(Geçiş sesi)
...dolaylı yoldan da olsa onun bir payı var.
O yüzden asla affetmeyeceğim onu.
Yani elbet bir gün...
...bunu anlatman gerekiyor, biliyorsun değil mi?
Eda bunu hak ediyor.
(Müzik)
Serkan! Ne oldu?
Serkan, ne oldu? Kesildi mi?
-Bakayım! -Anne, gider misin?
Serkan, böyle yapma. Çok üzülüyorum.
-Anne, gider misin? -Seni bu hâlde nasıl bırakayım?
Seyfi!
-Seyfi'ye ne gerek var? -(Aydan) Seyfi, koş!
Dedim ama ben size ellemeyin diye!
Dalga mı geçiyorsun ya? Bunlar ne Seyfi?
(Seyfi) Çok kesmiş mi?
Tamam, şimdi pansuman yaparız. Tamam, çok derin değil yaralar, dur.
(Eda) Ee, nasılsınız?
(Ceren) Bugünün ilk özetini ben geçiyorum.
Kızlar, ben hayatımda ilk defa bir erkeğe ben ağlama tahtası değilim, dedim ya!
(Hepsi bir ağızdan) Oo!
-Bravo, bravo, bravo! -O kadar güzeldi ki.
Senin nasıl geçti Eda?
Benim...
...hem güzel hem hüzünlü.
Serkan'ın bir derdi var ama anlatmıyor. Tam anlatacak, susuyor.
Fırtına öncesi sessizlik gibi bir şey.
Ben işle ilgili olduğunu düşünüyordum ama...
...galiba sorun benimle ilgili.
Yok, sorun falan yok. Seninle ilgili hiçbir sorun yok artık.
Bilmiyorum, içimde bir his öyle diyor.
Bir sorun var. Ve benimle ilgili gibi.
Bakalım.
İnşallah kopmaz o fırtına.
Neyse, senin nasıl geçti Melo?
(İç çekiyor) Benim...
Ben bugün yeniden işsiz kaldım.
Ama bu sefer daha iyisini bulacağım. Söz veriyorum. Eminim.
Neydi o ya? Önce inkâr, sonra dehşet miydi?
Öfke. (Gülüyorlar)
Öfke.
-Kara kız. -Hı?
Senin bu psikolojik manevralarından çocuğun kafası gitti.
Vallahi Erdem sudan çıkmış balığa döndü.
Bir kerecik bir şans versen. Bak, bir kerecik.
Saçmalama Melo ya.
Fifi ya, biri bana bu kadar âşık olsa ben asla reddedemem.
Hiç.
Sen sana yalan söylediği için mi böyle yapıyorsun?
Haklısın aslında.
Yani ben sana benzeyeceğime sen bana benzemeye başladın giderek.
Çünkü insan anlamaz mı? Değil mi yani?
Saç ekmiş kendine. Sakal yapmış falan.
Ama göz aynı, burun aynı. Kostüm de aynı.
Abi, insan anlar.
(Gülüyorlar)
Eda'yla konuşabildin mi?
Yıllar önce...
...bir gençlik aşkım vardı.
Lisede başladı.
Sonra ben...
...üniversiteden döndüğümde, yurt dışından...
...devam etti. Bitmedi.
Tek aşkım.
Yıllar boyu.
Bizim çiftlikte atlara bakıyordu.
Yakışıklı...
...dürüst...
...çalışkan.
Atların dilinden anlar, onlarla nasıl konuşacağını bilirdi.
Kitap okur, müzik dinlerdi.
Annesi de...
...bizim evde kâhyaydı.
Babam onlara ev aldı.
Oğullarını üniversitede okuttu.
Çok severdi onları.
Ah, bir gün...
...babamlara evleneceğimizi söylemeye karar verdik.
Ertesi gün hiçbir şey demeden çekti gitti.
Ne bir not...
...ne bir özür.
Neden?
Annesi.
Hırsızlık yapıyormuş.
En son annemin gümüş tokalı kemerini çalarken yakalanmış.
Babam da o âşık olduğum adamın annesine hakaretler etmiş.
Yıllar sonra sebebini anladım...
...biliyor musun?
Ailelerimizin yüzüne nasıl bakacaktık ki?
O da bana böyle bir yükü yüklemeyecek kadar...
...centilmen bir adamdı.
Bir daha görebildin mi?
Yok, hayır.
Ama atlara ne zaman baksam onu hatırlıyorum.
Sen hesapla, ne kadar sık.
Serkan, bu hikâyedeki...
...en masum kişi Eda.
Sen de diğer kişisin.
(Müzik)
Ama bazen aile olmak, büyük yükler yükler insanın sırtına.
Ve bunları sırtlanmak zorundayız.
En doğrusunu yapacağına eminim.
Sana da bu yakışır.
(Müzik)
Nasıl gidiyor?
Son anda buluşmayı iptal edip...
...kalbini kıracak yeni bir kurban bulamadın mı kendine yoksa?
Buldum.
Ama sen sahte fotoğraflar yükleyip...
...kandıracak birini bulamadın galiba.
Sahte ne, gerçek ne?
Ben biraz saç sakal ekledim kendime. Ama yine özümde benim yani.
Dünya seyahati, dalış, ekstrem sporlar. Bunlar benim hobilerim.
Onları yapmamış olabilirim daha ama bu yapmayacağım anlamına--
Benim hobilerimi birebir kopyalamışsın.
Çünkü senin sevdiğin şeyleri yapmaya hazırım.
Sence bunu göstermiyor mu bu yaptıklarım?
Ben kendi hobileri olan birini tercih ederim.
Başkalarının hobilerini kopyalayan birini değil.
Kapiş?
(Müzik)
-(Eda) Melo. -Hı?
Ne yapmışsın ya yine?
Hani iyi ki bir kahvaltı yapıyorsun.
Ben toplamam bak ha! Ben ellemem. Sen toplayacaksın.
Ben şu an sağlıklı bir yaşama geçiş yaptım.
Gayet sağlıklı bir kahvaltı hazırlıyorum kendime.
Dağıttıysam da toplarım.
(Telefon çalıyor)
Beni Selin arıyor şu an.
Selin mi arıyor? Aç.
Dur, açıyorum.
Alo, Selin?
Merhaba Eda.
Serkan'a ulaşamadım da.
Ben 'brunch'a gelemeyeceğim. Sen söyler misin? Haber vereyim dedim.
Selin, sen ağlıyor musun?
(Fısıldayarak) Ağlıyor mu?
Ne oldu, bir şey mi oldu?
İyi değilim Eda. Ferit falan oradayken yani...
Sonra konuşuruz. Tamam?
-Aa... -Ne oldu?
Ağlıyordu herhâlde. Kapattı.
Sesi çok kötü geliyordu.
Ha...
O zaman kesin benimle de buluşamayacak. Bugün dosyaları verecektim ben ona.
Sen bana ver. Ben ulaştırırım.
-Tamam. -Serkan gelmedi ya hâlâ.
Mesaj atacağım.
Bak, bu kara kızın söyledikleri bir bir çıkıyor.
Vallahi herkes çok agresif ya.
Millet birbirini bulsa boğuverecek vallahi.
(Mesaj geldi)
(Serkan dış ses) Biraz işim var. 'Brunch'ta buluşalım mı?
Haklısın. Çünkü Serkan da gelmiyor.
Serkan ilk defa beni almaya gelmiyor Melo.
İşte artık Mars mı gerilemiş, Satürn mü ilerlemiş...
...artık bilmiyorum ama 15 güne geçer dedi.
Neyse hadi, ben çıkıyorum.
Hişt! Bir şey söyleyeceğim. Bana 'brunch'tan şöyle küçük...
...güzel bir tatlı getirsene.
Getiremem çünkü senin tek öğünün orada duruyor şu an.
O zaman ben hiç lafı uzatmadan sana dosyaları vereyim.
Öpüyorum.
-Zayıflayınca göreceksin sen. -(Eda) Görürüm inşallah.
Tatlıları da yiyeceğim. Hepsini yiyeceğim.
(Müzik)
Eda.
-'Brunch'a birlikte gidelim mi? -Çok işim var Erdem ya.
Orada buluşsak olur mu?
(Müzik)
Anlaşıldı.
İstenmediğin yerde durma Erdem Şangay.
Ceren.
Ferit.
Holdingin sekreteri aradı beni. Sanırım bana burada ihtiyaçları varmış.
Ondan geldim ben.
Herkes 'brunch'ta buluşacak. Ben dosya almaya geldim buraya.
-Öyle mi? -Evet.
Beni niye çağırdılar buraya o zaman?
-Neyse. -Ee...
Bu Efe'yle Serkan'ın ortak projesinin yasal işlerini sana vermek istiyoruz.
O yüzden aradılar seni.
Bunu...
Bunu sen mi yaptın?
Yani bu holdingin avukatı olmamı sen mi sağladın?
Bir şey diyeceğim, sen şu an sinirleniyor musun?
Çünkü ben ne yaptığını anlayamıyorum.
Ferit, seninle bir şeyler paylaştım diye, sırrına ortak oldum diye...
...bana torpil geçeceğini falan mı sanıyorsun? Ne yapıyorsun sen?
Ne yapıyorsun ya?
Kesin senin baban da benim babamı tanıyordur.
Soyadım da uygundur hatta bu iş için. Değil mi?
Kimse sesini de çıkartmamıştır. İtiraz da etmemiştir.
Sen şu an tamamıyla zengin, başarılı ve güçlü bir babanın gölgesinde kalan...
...çocuk kompleksi yapıyorsun.
-Öyle mi? -Evet.
Tanıdık bir his sanırım.
Oteller zincirinin veliahdı.
Senin bu şirkette tam olarak ne işin var Ferit?
Nasıl geldin bu noktaya kadar?
Bir!
Sana bu işi vermek, Efe'yle Serkan'ın ortak fikriydi.
Çünkü anladığım kadarıyla bu çalınan tasarımlarla ilgili...
...dosyada çok iyi iş çıkarmışsın.
Hatta bu da ikisinin ortak kararı ve imzaları.
İki. Eminim sana da ağzınla kuş tutsan bile...
...baban sayesinde diyorlardır ama bunun acısını benden çıkaramazsın.
(Müzik)
Her şeyi mahvediyorsun Ceren ya.
(Kapı zili çalıyor)
O makas ne?
Eda, kusura bakma. Bir de sana doğru tuttum.
Korkuttum mu?
Yok, makastan korkmadım. Senin bakışlarından korktum.
Ben merak ettim seni Selin.
Melo da dosyaları teslim etmem gerek deyince...
...bahanem oldu.
Ben de gelinliğimi mi kendimi mi kessem, ona karar vermeye çalışıyorum.
Gelinlik kulağa daha hoş geliyor sanki.
Yardım ister misin?
Gelsene.
(Müzik)
Emin misin bak?
Hadi o zaman.
(Hareketli müzik)
Oh be! Rahatladım!
Şu gelinlikten kurtulmak istiyorum artık.
Belli.
Ben normalde çok öfkelenmem, biliyor musun?
O yüzden çok iyi geldi bu.
Gelinlikleri ilk denediğimiz günü hatırlıyor musun?
Unutur muyum ya?
Senin o denediğin uçuk kaçık modeller vardı ya...
Ben oldum olası hiç öyle kıyafetler giymeyi aklımdan bile geçirmedim.
Yani nedense, niyeyse?
Kim beni engelledi, bilmiyorum.
Benim anne babam olmadığı için...
...kendi kendimi yetiştirdim hep.
Halam da sağ olsun, hiç karışmadı.
Ne giyeceğim, ne yapacağım, hiçbir şey demedi.
Yani bana kimse gelinliğin sade olmalı demedi.
-O yüzden. -Ne güzel.
O yüzden orijinalsin işte.
Sen de şanslısın.
Olsalardı da...
Eda, sen çok kendine özgü birisin.
Yani herkesten çok farklısın.
Serkan'ın neden sana âşık olduğunu anlayabiliyorum.
Selin, hiç bu konulara girmesek. Bu beni rahatsız ediyor şu an.
Yo, lütfen girelim. Yani...
...ben kafamdaki Serkan'a âşık oldum herhâlde.
Yani zaten denedik ve olmadı.
Ama işte Ferit...
...aslında benim için bir şanstı, hayatın bana sunduğu.
Onu da kaybettim.
Kararımın arkasında durmam gerekiyordu.
Ama suçlayacak da kimse yok zaten.
Çünkü bizzat, şahsen, ben kendim, kendime yaptım bunu.
Neyse, yani...
...iyi ki geldin ama. Gerçekten iyi geldi bana bu.
Geldim ama...
...seni 'brunch'a götürmeye geldim ben Selin.
(Eda) Gelmelisin.
Madem Ferit senin karşına öyle dikilebiliyor...
...senin gözünün içine bakabiliyor...
...sen de geleceksin.
Biz kadınlar neden geri çekilmek zorundayız?
Karşısına dikilip sen bak gözlerinin içine.
Orada olmalısın Selin.
Doğru söylüyorsun.
Tamam, geleceğim.
Aydan Bolat şu hâlimizi görse ne yapardı acaba?
Kesin beni suçlardı.
"Sevda, o gelinlik kimin tasarımı biliyor musun?
Ah bu kız, ah bu kız!"
O zaman ben gidiyorum. Sen hazırlan gel, tamam mı?
(Gerilim müziği)
(Duygusal müzik...)
(...)
Ay, çok teşekkür ederim Fifi. İyi ki varsın.
Ne demek Ayfer abla, sen bizi her gün besliyorsun.
-Annenlerle aran nasıl? -Kopuk.
Sen bir arasan, konuşsan mı acaba?
Orta yolu mu bulsanız ha?
Vallahi Ayfer abla, ne yesem, ne içsem, ne giysem...
...ne iş yapsam, her şeyime karışıyorlar.
Bu yaşta olacak iş değil ki.
Yani ne bileyim, endişeleniyorlardır, korkuyorlardır.
O küçücük kızlarının büyüdüğünü görmek...
...kabullenmek kolay değildir belki.
Ne bileyim, tedirginlerdir, üzülüyorlardır. Of!
Hâlâ benden mi bahsediyoruz, Eda'ya mı geçtik?
Sen böyle dan dan diye konuşuyorsun ya, bayılıyorum.
Tamam, dümdüz soruyorum.
Ne düşünüyorsun sen bu Serkan ve Eda'yla ilgili?
Şimdi ben aşka inanmıyorum, biliyorsun...
...ama Eda'ya inanıyorum.
Bence sen de bu yoldan git.
Ya bu Erdem'i ne yapacağız?
O, kabullenme aşamasına geçecek...
...ama şu an pazarlık aşamasında.
Aşkta pazarlık olur mu ya?
Hayatın her yerinde pazarlık var.
Bak, mesela şimdi telefonum çalıyor. Pazarlık yapacağım.
Alo? Nedir?
Ya benim teklifimi kabul edersiniz...
...ya da sizinle çalışmıyorum.
Gördün mü?
Bu nasıl pazarlık Allah aşkına?
Fifi 'style'.
-Günaydın. -(Leyla) Günaydın.
Selin Hanım buraya gelmemi istemiş.
-Evet, hoş geldin. -Hoş bulduk.
Sen buraya kök salmış gibisin.
Şey, Serkan Bey her zaman erken gelir de randevulara.
Öyle olduğu için ben de ne zaman geleceğini bilemiyorum.
Üç saat önce gelip beklemeye başlıyorum.
Evet, vah vah ya. Yazık sana.
-Efe Bey geldi mi? -Geldi. Niye, ne oldu?
Başka kimse gelmedi ama Efe Bey geldi.
Yok, bir şeyden değil öyle.
Benim bocuk gözlerim, yakışıklı görmek istiyor da ara sıra.
Yoksa öyle bir şey yok yani. Ben iş için buradayım.
Hah iyi, oldu o zaman, peki. Sevindim.
(Hareketli müzik)
Oo, bak sen şuraya, Ceren'imize bak!
Ne oluyor ki ha?
Dur sen şimdi, bak.
-Merhabalar. -Merhaba.
Günaydın.
-Ne haber Melo? -İyidir, geliyorum hemen ben şimdi.
-Leyla'ya bir şey söyleyip. -Tamam, ben iniyorum.
-Nasılsın Leyla? -Sağ olasın.
-Çok güzel olmuş ama. -Güzel olmuş, güzel.
(Gerilim müziği)
Engin Bey bir değişik mi davranıyor, şu an bir tuhaf.
Görünmek istemiyor gibi.
Aa, Engin Bey de aynı şeyi giymiş dünle.
Aa, yo, deme! Ah!
-Bizi ilgilendirmez. -İlginç.
-Merhabalar. -Günaydın.
-Günaydın. -Merhaba.
Kız, dedikodu.
(Hareketli müzik)
-Günaydın. -Günaydın.
Eline ne oldu?
Yok bir şey, Sirius'u gezdirirken.
Ciddi bir şey değil yani. Sonra anlatırım.
Hep sonra anlatırım diyorsun ama...
...bir türlü o sonralar gelmiyor, farkında mısın?
Evet, bu akşam bir şey yapmak ister misin?
Olur, yapalım.
Ama böyle senin hiçbir şey anlatmadığını...
...böyle durgun olduğunu görmek beni üzüyor.
Haberin olsun.
Biliyorsun, hayatta yapmak istediğim en son şey seni üzmek.
Beni kimse üzemez.
Bunu sana daha önce de söylemiştim Serkan Bolat.
-Geçelim mi? -Olur.
-Ne olmuş onun eline ya? -Aa, ne olmuş?
Enişte!
-(Serkan) Leyla, Melek. -Ne haber?
-(Melek) Hoş geldiniz. -İçeride görüşürüz.
(Melek) Geliyorum şimdi.
(Melek) Ya bunlar el ele tutuşmuyorlar mı...
...ben çok fena oluyorum.
Ama ayrı geldiler. Acaba ne oldu ki?
Sen onlara karışma.
-Senin işin değil onlar. -Asistanıyım ben.
Erdem, fotoğrafçı nerede, unuttun mu?
Ünlülerin fotoğrafçısı Erdem Şangay...
...burada dururken, lütfen! -Erdem, bir şey söyleyeceğim.
Sen bizim yeni ortağımızın basına verilecek fotoğraflarını...
...çekmeyi falan düşünmüyorsun, değil mi?
Çünkü sen fotoğraf çekemiyorsun.
Sen 'selfie' de çekemiyorsun. Hiçbir şey yapamıyorsun sen.
Teessüf ederim Leyla.
Şey yapar, (***) 'shop'la halleder.
Seviyor (***) 'shop'.
-(Erdem) O konuda iyiyim, evet. -Delireceğim.
(Hareketli müzik...)
(...)
Ne güzel mekânmış ya, ha?
-Hoş geldiniz. -Selam.
-Efe. -Ceren.
Merhaba Ceren, hoş geldin.
Bir dakika, yalnız sen bizi böyle alıştırma...
...biz hep isteriz abi. -Ne kadar güzel olmuş.
Umarım Serkan da beğenmiştir. Duyduğuma göre...
...böyle kaynaşmalardan falan pek hoşlanmıyormuşsun.
Zaman alıyor sadece.
Oo, defans sağlam bakıyorum, ha?
Serkan, seni çok yormuyorum, değil mi?
Yo.
Sonuçta ekibin hoşuna gitti.
Süper, ne güzel o zaman.
Sizin için masaya isimlerinizin yazdığı etiketler koydum.
Hadi buyurun.
Buyurun, sen benim yanımdasın, gel.
Bunu da benim ayarladığımı düşünmüyorsun herhâlde?
Buyur.
Vay, vay, vay!
(Selin) Merhaba.
Hoş geldin.
Müthiş masa düzeni gerçekten.
Evet, harika.
Ne güzel oldu böyle, baksana yan yana.
Bak, isimlerimiz de yan yana. Hı?
Fazla yan yana, fazla yakın.
Yani bunu sen mi ayarladın gerçekten?
Şimdi bunları böyle yapma ya. Bunlar yerlerinde dursun.
-Ciddi misin Pırıl? -Kolun da bana değiyor şu anda.
Bir şeyden dolayı demiyorum, normal davransana.
Profesyonel olalım biraz. Anla... Şey olacak...
Nasıl açım, biliyor musun?
Senin için hazırlattıklarımı görünce bayılacaksın.
Oo, havadaki elektriği siz de hissettiniz mi?
Var bir şeyler, var, ufak ufak bir şeyler var.
Hayır, harika bir 'brunch' oluyor ve olacak.
Ve çok güzel bir hatıra fotoğrafı çektireceğiz, umarım!
Arkadaşlar, hepiniz buraya geldiğiniz için...
...gerçekten çok teşekkür ederim.
Madem bundan böyle aynı yerde, hep beraber...
...büyük projelere imza atacağız...
...o zaman bunu bir fırsat olarak görelim diye düşündüm.
Ben uzaktan hayranı olduğum Serkan Bolat'ın...
...sihirli dokunuşlarını görmek için...
...gerçekten çok heyecanlıyım.
Umarım karşılığını fazlasıyla veririm.
Senin eklemek istediğin bir şey var mı Serkan?
Tabii. (Boğazını temizledi)
Öncelikle hepimiz adına...
...sana çok teşekkür ederiz Efe.
Gerçekten...
...harika olmuş her şey.
Ama bir yerde seni düzeltmek istiyorum. O da şu ki benim...
...sihirli bir dokunuşum yok.
Sihirli ellerim yok, maalesef.
Benim sihirli dokunuşum, sizin yeteneğiniz...
...ve özverili çalışmalarınız.
Senin sihirli ellerin var. Ben biliyorum, gözümle gördüm.
(Geçiş sesi)
Bir dakika, kolye nerede?
Nasıl yaptın bunu?
(Geçiş sesi)
O zaman herkese afiyet olsun. Servise başlayalım, ha?
Acıktım ya.
(Kuşlar ötüyor)
Etkilendim.
Aa, en sevdiğim! Nereden biliyorsun?
Çevremdeki insanları tanımayı severim.
-Sen de mi? -Evet, ben de.
Çok severim 'pancake'.
Serkan, sen de biraz al diyeceğim ama...
...anladığım kadarıyla sen biraz şeker düşmanısın, belli.
Ama tabii keşke ben de Serkan gibi olabilsem.
Sonuçta sağlıklı beslenmek her şeyden daha önemli, değil mi?
Kesinlikle.
Vallahi abiciğim, dünyaya bir kere geliyoruz.
Ben mesela böyle bir tabaktan üç tane daha yiyebilirim.
Hiç sıkıntı yok benim için yani.
Ne yapıyorsun Pırıl? (Pırıl boğazını temizledi)
Bir şey yapmıyorum. Sen başla istersen.
Bovlingde, ondan sonrasını söyle.
(Pırıl) Şimdi benim ağzımı açtıracaksın Engin.
Ben böyle şeyler... Alıyorsun, bol keseden konuşuyorsun.
Hiç düşünmeden konuşuyorsun. Ye!
Benim de bu hayatta en sevmediğim ikinci şey zeytin.
-İlki ne? -Kalbini kırdığım insanlardan...
...nasıl özür dileyeceğimi bilememek.
Bu en çok beni üzen şey.
Bu kız niye her yere geliyor?
Hangisi? Ha, Ceren.
Ya bizim avukatımız ya.
Sen niye taktın bu kıza bu kadar?
Selin Hanım hiç iyi durmuyor. Eğleniyormuş gibi değil.
Ben bir şey mi yapsam acaba, ne yapsam?
(Erdem) Ya böyle böyle diye diye...
...hep asistanların görevlerini şey yapıyorsun...
...sen de yani abartıyorsun. -Yemeğini ye!
Sen çok yedin, hadi kalk, fotoğraf çek.
-(Erdem) Yemek yiyordum ben. -Kalk, kalk.
Arkadaşlar, umarım sizin için hazırlattığım tabakları beğenmişsinizdir.
Sizlerin neler sevdiğini düşünmek...
...bunları öğrenmek ve sizin için hazırlık yapmak...
...gerçekten benim için büyük bir zevkti. Afiyet olsun.
Demek çalışanlarını iyi tanımak senin için bu kadar önemli?
Ya üzerine alınma Serkan.
Ben öyle sırça köşkleri sevmem.
Dümdüz, normal bir adamım.
Onlarla beraber vakit geçirdikçe...
...onları tanımak bana iyi geliyor.
O zaman benden sana tüyo.
Leyla...
...ismiyle hitap edilirken daha konsantre olabiliyor.
Çünkü Leyla biraz panikataktır.
Pırıl...
...dünyanın en çalışkan...
...en akıllı ve en dürüst ortağı.
Ama...
...Pırıl'ın esas hayali...
...şarkıcı olmak. Mükemmel bir sesi var.
Sen bunu nereden biliyorsun?
Engin dört farklı şantiye yürütüyor...
...ama yine de hayatı yaşıyor.
Selin...
...PR'da bir numara.
Ve... (Boğazını temizledi)
...Erdem.
Şey, Erdem benim asistanım.
Anladım. Ne güzel.
Çok güzel.
Peki ya Eda?
O da bana kalsın.
(Aydan) Ay!
(Aydan) Kapattı telefonunu.
Nerede olduğuna dair hiçbir fikrim yok.
Yani ne yapacak bilmiyorum.
Yani şirkete gitmediğini biliyoruz...
...ama yine de Pırıl Hanım'a bir sorsak mı?
Belki biliyordur yerini.
Hiç sanmıyorum Seyfi.
Aydan Hanım, biraz otursanız mı?
Sabahtan beri dolanıp duruyorsunuz.
Elim kolum bağlı oturmaktan çok sıkıldım Seyfi.
Kalk!
Kalk, Ayfer Hanım'a git, ortalığı bir kolaçan et.
Ben durduk yere kadının evine gidip, ne diyeyim?
Yani ne arıyorum, ne soracağım?
Bir bahane uydur, git!
İşe yarar bir bilgi bulursan, zaten fark edersin.
Komut bekleme, hisset biraz.
(Hareketli müzik...)
(...)
Hayırdır abi, ne oldu eline?
-Masaya vurdum. -Masaya vurdun?
Ne?
-Engin. -(Engin) Ne oldu?
Sen dün de aynı şeyleri giymedin mi?
(Engin boğazını temizledi) Evet. Ne var bunda, ne olacak ki?
Nasıl, ne olacak ki?
Nedir abi, ne olacak, iki gün üst üste giyilemez mi kıyafet?
Bir yaklaşsana.
Kadın gibi kokuyorsun. Tanıdık bir koku bu.
Öyle koktuğum falan yok, artık uzatma Serkan.
Serkan, yapma, yapma!
(Serkan gülüyor)
Al, bu da senin olsun, boş!
Yok, bir şey yok.
-Eda. -Efendim?
-Aa, bir... -(Eda) Ne oldu?
...kulağında bir şey var gibi.
Allah Allah.
Senin sihirli ellerin olduğunu biliyordum.
Şekerli gıdalar stresi çoğaltıyormuş, haberin olsun.
Zaten bu ara stresle burun buruna yaşıyorum.
(Ferit) Sağ olsunlar.
Selin Hanım...
...peynir deyin, peynir.
(Restoran ortam sesi)
(Gerilim müziği...)
(...)
Eda, ne oldu, beni niye çağırdın buraya?
Sen ne ara Ferit'le tanıştın da bu kadar kaynaştın?
Ben de bir şey oldu sandım.
Öyle tanıştık bir ara işte.
Ne oluyor ya? Bak, yine adam kayırmacılık...
...dost ayırmacılık, baş başalık. -Ne diyorsun Melo ya?
Yo, yo, yo, öyle! Gerçekten öyle ya!
Ama bu sefer yetti, yapmayın şunu ya.
Evet, tuvalete gelip gizli gizli bu kadar acil konuşulacak şey nedir?
-Dinliyorum. -Ferit'i sordum Ceren'e, bu kadar.
Evet, senin bu samimiyetin ne bu Ferit'le, söyle bakayım.
Arkadaşlar, öyle muhabbet ediyoruz işte.
Yani bir şey olduğu yok.
Ayrıca hoş adam.
Al işte.
Selin'den ayrılalı daha iki gün oldu.
Farkında mısın?
Sen yine de dikkat et.
Yani evet, yani ne bileyim, Selin iyi bir kız.
Temiz kalpli biri yani.
Böyle bir kırıldığı zaman da insanın yüzüne söyleyemiyor yani.
Ben üzülmesini istemem.
Tamam Melo, çok trajedi yaptın şu an, hadi gidelim.
Hadi, ayıp olmasın.
(Melek) Trajedi değil, özveri bunun adı.
(Ceren) Tamam, özveri yaptın.
(Gerilim müziği)
Ayfer Hanım.
Aa, Seyfi Bey.
-(Ayfer) Hoş geldiniz. -Hoş bulduk.
Beni de hep böyle bir şeyler ayıklarken yakalıyorsunuz.
Vallahi maşallah, arı gibi kadınsınız, sürekli çalışıyorsunuz.
-Tabağınızı getirdim. -Ne gerek vardı.
-Olur mu? -Teşekkür ederim.
Ben o zaman hemen bize bir çay koyayım.
Durun, ben hazırlayayım çayları.
Zaten hem iş yapıyorsunuz, bölmemiş oluruz...
...hem ben artık yabancı değilim.
Tamam, peki.
Şey, kaç kişiyiz peki?
-Sen, ben. -Diğerleri yok?
Yok canım, hepsi işinde gücünde.
Siz niye gitmediniz, bir şey mi oldu?
Yo, gittim. Çiçekçiye gittim, siparişleri hallettim...
...çırağa bıraktım, geldim. İşte yemek falan.
Hiçbir sıkıntı yok yani?
-Yok, hiçbir sıkıntı yok. -Güzel.
-Ben çayları hazırlayıp geleyim. -Tamam, hadi.
Ay, ne güzel oldu.
(Hareketli müzik)
Affedin beni Ayfer Hanım.
(Hareketli müzik...)
(...)
(...)
(Hareketli müzik)
Aydan Hanım, burada her şey yolunda.
Yani Ayfer Hanım hariç.
Ayfer Hanım sürekli barbunya ayıklayıp duruyor.
Ama Serkan Bey'le Eda Hanım...
...bence gerçekten birbirlerini seviyorlar.
Çünkü Serkan Bey, Eda Hanım'a yıldız hediye etmiş.
Eda Hanım da Serkan Bey'in fotoğrafını böyle kalpleyip...
...duvarına asmış. Ay, çok tatlılar.
Ben çay içip, hemen geliyorum.
(Duygusal müzik)
Sen, ben, her gün aynı ofiste.
Böyle mi olacak?
Öyle görünüyor.
Ferit, sana bir teklifim var o zaman.
Dinliyorum.
Şöyle yapalım, haftayı bölüşelim.
Haftanın üç günü sen gel ofise, üç günü ben geleyim.
Böylece birbirimizi minimumda görerek...
...hayatımızı düzene sokabiliriz.
Selin bak, gerçekten seni huzursuz etmek istemiyorum...
...ama bu böyle üstüne pazarlık yapabileceğimiz bir konu değil.
(Duygusal müzik)
Melo...
...sen çok tatlı birisin, biliyor musun?
Eda çok şanslı senin gibi bir dostu olduğu için.
Çok teşekkür ederim.
Ben de onu diyorum, en iyi dostun benim diyorum.
(Melek) Allah Allah.
Bir şey söyleyeceğim.
Siz de çok iyi birisiniz.
Sağ ol.
(Restoran ortam sesi)
Derinlere dalmışsın ortak.
Biraz konuşalım mı seninle?
-Önemli mi? -Bence önemli.
Yani işle alakalı olduğu için...
...hepimiz için önemli diye düşünüyorum.
Elbette.
Dinliyoruz.
Ben holdinge iki büyük proje getirme hazırlığındayım.
Bu konuda sizin hem çabanıza hem de yeteneğinize ihtiyacım var.
Tabii.
Umarım ben de size bu konuda karşılık verebilirim arkadaşlar.
Şu ekolojik otel projesini duydum.
Eğer isterseniz ben peyzajını üstlenmeye talibim.
Senin gözün bize çok faydalı olur.
Evet...
...ama...
...proje Art Life Mimarlık'a ait. Holdingle hiçbir alakası yok.
Biz zaten şu an holdingle ortak projelerimizden bahsetmiyor muyuz?
Bahsediyorduk Pırıl.
Ama o proje Eda'nın projesi...
...holdingin değil.
Değil mi Eda?
Yanlış mıyım?
Yani sen üstlendin o projeyi.
Efe...
...projeni devralmak istiyor.
Hayır, hayır, hayır. Öyle bir şey yok. Devralmak falan istemiyorum.
Ben sadece Eda'ya yardım etmek istiyorum. Beraber çalışalım istiyorum. Hepsi bu.
(Efe) Ne var ki bunda?
Serkan...
...biliyorsun, ben...
...sonuçta hâlâ deneyimsizim.
Efe de çok iyi bir peyzaj mimarı.
Biliyoruz onu. Herkes biliyor onu.
Yani...
...aslında yardım edebilir.
Serkan, dediğim gibi, eğer isterseniz ben bu konuda Eda'ya yardımcı olabilirim.
Gerçekten çok işimize yarar. Birlikte çalışacağız, alt tarafı bu.
Bence gerek yok çünkü ben sana inanıyorum...
...ki bunu tek başına yapabilirsin.
Serkan, sonuçta artık ortağız ve Efe yardımcı olmak istiyor.
Bu çok normal bir şey.
Biz küçük ortaklar olarak istersen hiç konuşmayalım.
Ee...
Tamam. O zaman ben siz büyük ortakları baş başa bırakayım.
(Efe) Ferit. Ferit, lütfen.
Selin, Ferit haklı. Sonuçta hepimiz ortağız.
Evet, aynen.
Sonuçta ortağız.
Holdinge ortağız, Art Life'a değil.
Bunu demeye çalışıyorum.
Anladım.
Sen her şey kurallara uygun olsun istiyorsun.
Evet.
Ben ne bileyim, yani...
...daha organik bir ilişki geliştirebiliriz diye düşünmüştüm.
Kurallara bağlı kalmayı tercih ediyorum.
Seninle alakalı bir şey değil.
Anladım. Anlaşıldı. Peki.
O zaman seni ikna edecek başka yöntemler bulmam gerekecek.
İyi misin?
İyi.
Selin mevzusu mu yine?
Yani gerçekten benim gibi bir adam için bu kadar gerginlik çok fazla.
Ben bilmiyorum, belki de hisselerimi satıp giderim.
Selin de rahat etsin, ben de rahat edeyim. Yeter artık.
Ciddi misin? Yani... Ayrıca emin misin?
Evet, benim zaten kendi işim var. Benim işim hazır. Niye uğraşıyorum ki?
Sen ailenin sahip olduğu otellerden bahsediyorsun.
Bak Ferit, bence sen ilk defa ailenin torpili olmadan...
...eli kolu olmadan çok güzel bir noktaya geldin.
Hem de kendi dişinle, tırnağınla kazıyarak.
Bir holdingde yüzde 5 hisse sahibi olmak çok büyük bir şey.
Belki ileride Efe'nin hisselerini bile alırsın yani.
Aslında böyle durumların değerini en çok bizim gibilerin...
...bilmesi lazım, değil mi? -Evet.
O yüzden vazgeçmek yok.
(Müzik)
(Pırıl) Efe Akman sana iş teklif ediyor.
Bu adamın bir imzası bizim otelin fiyatını da prestijini de...
...ikiye katlar, biliyorsun değil mi? -Biliyorum Pırıl.
Tamam o zaman, niye yardım etmesine izin vermiyorsun arkadaşım?
Çünkü o proje ona değil, bize ait.
An...
Eda, ne olur sen bir şey söyle.
Çok iyi fikir. Evet Eda...
...Efe Akman'la çalışmak ister misin?
Efe benim öğrenciyken de örnek aldığım bir mimardı. Yani...
Bu çok iyi bir teklif. Benim için yapıyorsan...
Pekâlâ.
O zaman tamam. İstediğin olsun.
-Hemen döneceğim. -Tamam.
Selin, senden bir ricam olacak.
Evet?
Bu ilişki bir daha başlamayacak. Bunu artık kabullenmemiz gerekiyor.
Ne demeye çalışıyorsun?
Selin, ben bu şirkette çalışmaya devam edeceğim.
O yüzden bir süre aramızda gerginlik, kavga, hatta nefret bile olabilir ama...
...inan bana, bunların hepsi geçecek.
Çünkü ikimiz de temelde birbirimizi çok seviyoruz. Yani insan olarak.
Feritciğim, benim öfkemin geçmesi pek mümkün değil.
O yüzden benim için zor.
Selin, benimle bir arada olmaya alış.
Çünkü artık buradayım.
(Gerilim müziği)
Efe...
...şirkete döndüğümüzde ekolojik otel projesiyle alakalı...
...fikirlerini dinleyeceğim.
Bence şirkete dönmeyi hiç beklemeyelim. Hemen şimdi konuşalım.
-Peki. -Bak...
...otelin mimarisi gerçekten mükemmel...
...ama ben peyzajı sıfırdan yapmayı öneriyorum.
Uluslararası ödüller kazanmış...
...aynı zamanda müşteri tarafından onay görmüş bir projeden bahsediyorsun.
Evet, kesinlikle.
Daha iyisini yapabiliriz Serkan. Daha vurucu olur.
Vurucu!
Bu projede vuruculuk bizim için ön planda değil.
İşlevsellik ön planda.
Anladım.
Bak...
Pardon Leylacığım.
Şöyle anlatayım.
Burası bizim otel arazimiz. Burası da bizim...
...tarım arazisinden orman arazisine dönüştürmek istediğimiz yer.
Tarım arazisini binayla birleştirerek...
...dikey mimaride bir orman arazisi oluşturmak...
...gerçekten de mükemmel bir fikir. Kesinlikle katılıyorum.
Ama...
...burada bir şey eksik. Sanki bir-- -Farkındayım, sürdürülebilir değil...
...ama ben hâlâ üzerinde çalışıyorum. -Evet, kesinlikle öyle Edacığım.
Eğer biz bu orman arazisini dikey mimarinin içine yerleştirirken...
...daha az su tüketebileceğimiz bitkiler kullanırsak...
...en güzel bahçemizi buraya yerleştirmiş oluruz.
Yani.
Bence toplantı bitti.
Yani zaten buraya toplantı yapmaya gelmemiştik. 'Brunch' yapmaya geldik.
-Serkan. -Ne?
Bu işte benim ne kadar iyi olduğumu çok iyi biliyorsun.
Efe, kendi projemde beni ikna edemezsin.
Senin projen?
Az önce Eda'nın projesi değil miydi?
Serkan aslında öyle demek istemedi.
Hayır Eda...
...öyle demek istedim.
Neyse, bence biz yeteri kadar sosyalleştik.
(Müzik)
Ne bu şimdi arkadaşlar? Ben anlamadım.
Hadi o zaman, fotoğraf çekelim.
Fotoğrafları çekelim. Hadi sen kalk, fotoğraf çek.
(Eda) Serkan.
-Serkan. -Ne var Eda?
Ne oluyor sana? Ne bu hâllerin, anlamıyorum?
Anlamıyorsun?
Açıkçası ben seni anlamıyorum.
Sen neden bu kadar iyisin?
Yani neden bu kadar iyi olmak zorundasın?
Sırf Efe'yi tersledim diye aramızı bulmaya çalışıyorsun.
Herkesle aranı iyi tutmaya çalışıyorsun. Neden?
Neden anneme yardım etmeye çalışıyorsun? Neden babama çay getiriyorsun?
Bunların nesi sorun?
Çünkü ben her şeyde sevecek bir yan görüyorum.
Görme Eda! Öyle bir şey yok!
Hayatta sevilecek bir şey yok! İnsanlarda sevilecek bir şey yok!
Serkan, sen ne istiyorsun? Ne yapayım? Ben...
Sen benden hayata bakışımı mı değiştirmemi istiyorsun?
Çünkü ben anlamıyorum. Sorun bu mu?
Ne yapayım? Senin gibi mi olayım?
Benim gibi derken?
Senin gibi sevgisiz.
Eda...
...hayaller âleminde yaşıyorsun. Hayat böyle bir şey değil.
Hayat yalan dolu, kötülük dolu.
Böyle bir hayatta senin melek gibi tavırların beni hasta ediyor.
O zaman git, seni hasta etmeyen birini bul Serkan!
Haklısın.
Çok haklısın.
Ama zaten bana en iyi gelen şey yalnızlık.
(Duygusal müzik...)
(...)
("Marc Lane & Nicholas Carter & Shelley Nelson - Who Do You Love" çalıyor...)
(...)
(...)
("Marc Lane & Nicholas Carter & Shelley Nelson - Who Do You Love" çalıyor)
Eda...
...beni bırakma.
Ben de seninle geleyim.
Nereye?
Nereye istersen.
İtalya'ya geleyim.
(Serkan titriyor)
Çok soğuk.
("Marc Lane & Nicholas Carter & Shelley Nelson - Who Do You Love" çalıyor...)
(...)
(...)
("Marc Lane & Nicholas Carter & Shelley Nelson - Who Do You Love" çalıyor...)
(Sessizlik)
Hiçbir şey söyleme.
Söylemeyeyim mi?
Vallahi abiciğim, söyleyeceğim. Hiç kusura bakma.
Bak, bir dost uyarısı.
Serkan, sen bu kızı çok üzüyorsun.
Biliyorum.
Ve Eda bunu hiç hak etmiyor.
Bunu da biliyorum.
Hayır, söyleyemiyorsun da tabii...
...babam böyle böyle yaptı falan diye.
Engin...
...melek gibi bir insana...
...ben...
Söyleyemiyorsun.
Ama Serkan...
...böyle daha çok üzüyorsun be abi.
Kızın sırf...
...güzel bir kalbi var diye o kadar çok üstüne gidiyorsun ki.
Bugün resmen ona...
...seninle birlikte olacağıma keşke yalnız kalsaydım falan dedin ya!
Yazık, anlamıyor da.
Ona anlatacağım.
Ona her şeyi anlatacağım.
Ben bu sırrı saklayamam.
Hem...
...bu saklanacak bir sır değil.
Ben bunu saklayacak bir adam değilim.
(Duygusal müzik)
Yani şimdi Serkan'la aranız iyi mi, kötü mü? Ben hiçbir şey anlamadım kızım.
(Eda) Sesi çok üzgün gibiydi.
Benimle konuşmak istediğini, kırmak istemediğini söyledi.
Bir yemek yiyelim, barışalım dedi.
Hayır diyemedim, ne yapayım. Kızım, ben onu çok seviyorum.
Biliyorum.
Sen her zaman kalbin ne isterse, ne derse onu yaptın.
-Ben dün ne yaptım, biliyor musun? -Ne yaptın?
Serkan'ın ofisinin terasına...
...annemin bana bıraktığı gül tohumlarının birazını ektim.
Sonra da biraz annemle babamdan konuştuk.
Hikâyelerini anlattım.
Tabii ki babaannemi de.
(Duygusal müzik)
Eda Hanım, merhaba. Sizi ben götüreceğim.
Serkan Bey'den.
(Duygusal müzik)
Teşekkür ederim.
(Duygusal müzik)
(Geçiş sesi) Bana babaannemi...
...affedip affedemeyeceğimi sordu, biliyor musun?
Edacığım...
...hiç mi düşünmedin babaanneni affetmeyi?
Düşünmedim.
Hiç düşünmedim.
Şu an anne ve babamın yanımda olmamasına sebep her kimse...
...affedemeyeceğim. Affetmeyeceğim.
Bu, babaannem bile olsa.
(Duygusal müzik)
(Geçiş sesi)
(Duygusal müzik)
İyi misin?
İyiyim.
Biraz kafamı toparlamam lazımdı.
Peki, toparlayabildin mi?
Artık derdin neyse, benimle konuşmaya hazır mısın?
Hazırım.
Biz neden burada buluştuk?
(Duygusal müzik)
Birkaç gündür seninle konuşmak istediğim bir şey var.
Böyle bir gecede...
...burada sözleşmeyle başlayan ilişkimizi...
...burada bitirmek istiyorum Eda.
Bitirmek derken?
Olmuyor.
Üzgünüm. Olmuyor.
Şaka mı yapıyorsun şu an?
-Eğer öyleyse bu komik değil. -Yapamıyorum.
Ben böyle biri değilim.
Benim için...
...kariyerim...
...işim her şeyden daha önemli.
Sen...
...karşıma geçip bana, sana deli gibi âşık oldum dedin Serkan.
Deli gibi âşık oldum dedin!
Ben senin için geçen hafta İtalya'ya gitmedim.
Sen ne dediğinin farkında mısın?
Üzgünüm Eda.
Benim için en önemli şey işim.
Eğer bu ilişki devam ederse ben her şeyi kaybederim.
-İşimi, kariyerimi, benliğimi. -Serkan...
Biliyorsun.
Hep biliyordun.
Ben böyle biriyim.
Başından beri biliyordun.
İlk tanıdığın kişi kimse, hâlâ oyum Eda.
Se...
Bana değiştiğini söyledin.
Seninle değiştim dedin bana. Beni inandırdın.
Ben halamı karşıma aldım. Kızları karşıma aldım.
Her şeyi karşıma aldım. Sana inandım. Ben sana güvendim!
Ben böyleyim Eda.
Sen de dedin.
Duygusuz bir robotum.
Sen gerçekten şu an benden ayrılmak istiyorsun.
Üzgünüm. Olmuyor.
Bana aynı şeyi söyleyip durma Serkan.
Aynı şeyi söyleyip durma bana!
Ben inanmıyorum çünkü...
Eda, bitti.
Bitti.
Bitti, öyle mi?
Gözlerime söyle.
Gözüme bak, öyle söyle. Bitti.
Bitti.
(Duygusal müzik)
Peki.
Peki o zaman.
Ben de nasıl başladıysam öyle bitireyim.
Senden nefret ediyorum Serkan Bolat.
(Duygusal müzik...)
(...)
Editör: Beliz Coşar
("Aytekin Ataş - Sen Çal Kapımı" çalıyor)
"Yanlışlarımdan ders alacak kadar olgun değilim"
"Bu yalan bir mecburiyet, yoksa sana vurgun değilim"
"Ama gözlerimde bir ışık, kalbimin tıkırtısı"
"İçim içime sığmıyor, ya bu neyin kıpırtısı"
"Dön yüzünü gökyüzüne, bak bir aşkın yıldızına, aman"
"Parlayacak, sönecek, biliyorum"
"Her şey olur, her şey biter"
"Bir yıldız gökyüzünde kayar yiter"
"Her şey olur, her şey biter"
"Yalnızlık hep aynaları mesken tutar"
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.