Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
Frisian
Ga
Galician
Georgian
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Polish
Portuguese (Brazil)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
(Erkek) Son iki, üç, dört.
("Aytekin Ataş - Sen Çal Kapımı" çalıyor)
(Serkan) "Yanlışlarımdan ders alacak kadar olgun değilim"
(Eda) "Bu yalan bir mecburiyet, yoksa sana vurgun değilim"
"Ama gözlerimde bir ışık, kalbimin tıkırtısı"
"İçim içime sığmıyor, ya bu neyin kıpırtısı"
"Dön yüzünü gökyüzüne, bak bir aşkın yıldızına, aman"
"Parlayacak, sönecek, biliyorum"
"Her şey olur, her şey biter"
"Bir yıldız gökyüzünde kayar yiter"
"Her şey olur, her şey biter"
"Yalnızlık hep aynaları mesken tutar"
(Müzik)
Ne yapıyorsun ya sen?
Abiciğim, kusura bakma, yanlışlık oldu. Hanımefendi benim nişanlım oluyor da.
Nişanlın falan değilim ben senin.
-Lütfen gidebilir misin? -(Taksici) Hanımefendi git derse giderim.
-Ne güzel. -Bekleyin.
Git der misin?
Tamam, gidin beyefendi.
Buyurun. Teşekkürler. Bavulu bir alalım.
Bunun içinde ne var? 'Flip flop' mu koydun?
Gerçekten delireceğim!
Delireceğim ya!
Uçağı kaçıracağım!
Tamam, özel uçakla yollarım seni.
-Sen benden hâlâ ne istiyorsun? -Konuşmak istiyorum.
Çıldıracağım! Ne konuşacaksın? Neden beni rahat bırakmıyorsun?
-Bırakamıyorum Eda. -Bırakacaksın!
Hayır.
Bak, yeter. Ben yoruldum. Bıktım, anlamıyor musun beni?
Sen bıktın?
Sen bıktın? Emin ol, ben bıktım.
Sürekli kafamdasın, her bir düşüncemin içindesin…
...beynimi ele geçirdin, hayatımı ele geçirdin. Ben bıktım Eda!
-O zaman git. Anladın mı? Git. -Gitmiyorum.
Hadi git. Sen zaten Selin’e gitmemiş miydin? Git.
Gitmemiştim. Gitmedim.
Niye soruyorsam? Ne hâlin varsa gör. Ben gidiyorum.
-Eda, gitme. -Gideceğim Serkan.
Gitme Eda.
Bana kalmam için tek bir sebep söyle Serkan.
Tek bir sebep!
Sana deli gibi âşık oldum.
(Duygusal müzik)
Bana tokat atmadın.
Yani kızmadın.
Kızmadım.
-O zaman sen de bana karşı-- -Sana karşı ne?
Ben bir itirafta bulundum ya.
Evet. Bana deli gibi âşık olduğunu.
Evet.
Ee?
Sen ne hissediyorsun? Bir şey demeyecek misin?
Her şeyin bir zamanı var Serkan.
Sen kriz anlarında söylemek istediklerini söylüyorsun...
...ve benim hemen konuşmamı bekliyorsun.
Peki, tamam. Beklerim seni.
Sıkıntı yok.
Uçağım. Uçağı kaçıracağım, gitmem lazım.
-Boş ver. Gitme. -Gitmem lazım.
O zaman ben de geleceğim seninle.
-Ne? -Evet.
Hatta şöyle bir şey yaparız. Eğer iki ay bekleyebilirsen...
...iki ay sonra birlikte gideriz İtalya'ya.
Senin İtalya'da ne işin var? Senin her şeyin burada. Gelemezsin.
Ne olacak? Londra'da aylarca kaldım.
İşlerimi yoluna sokup bir şekilde hallederim. Yani gerekirse gidip gelirim.
Ama seninle İtalya'ya gelirim.
Lütfen şu an gitme.
-Tamam. -Tamam.
Gel. Biraz yürüyelim.
(Müzik)
Biz de İtalya'ya gitseydik o zaman, yani böyle olmayacak belli ki.
Melo haklı.
Sonuçta Eda hayallerini gerçekleştirmek için gitti oraya...
...biz niye surat asıyoruz ki? Sevinmemiz gerekiyor.
Bence de.
Da Eda'sız da sıkıcı be.
Artık Eda olmadığına göre bir şey itiraf edebilirim.
Eda benim en iyi arkadaşımdı.
Hop hop! Uzun!
Sıraya gir. Ben Eda'yla tanıştığım zaman sapanla yakışıklı çocuk avlıyorduk biz.
Demek Eda hep aynı Eda'ymış.
Serkan Bolat'ı da sapanla avlamadığı kalmıştı zaten.
Bir daha bu evin içinde Serkan Bolat adını duymayacağım.
(Ayfer) Anladınız mı? Uyarmadı demeyin.
Eda şu Serkan'dan bir kurtulsun...
...bak, yemin ediyorum İtalya'ya değil, isterse Mars'a sultan olsun, bak razıyım.
Yani enişte dedik, bağrımıza bastık, adam kara şövalye çıktı.
Ben inanamıyorum.
Nasıl sözleşme imzalatır da Eda'ya sahte nişanlı taklidi yaptırır?
Ne yaptırır?
Sahte mi?
Gerçek değil miydi? Onlar gerçekten nişanlı değiller mi?
Değiller! Nişanlı da değiller, sevgili de değiller, hiçbir şey değiller!
Vallahi benim gerçek aşka olan inancım tamamen bitti ya.
Ayy! Yok, benim yeniden âşık olup, böyle bir an öce bu travmaları atlatmam lazım.
Kızım, bir saniye önce gerçek aşka inancım yok diyen sen değil miydin?
Off! Aman neyse ya, uğraşamayacağım sizin aşkınızla falan.
(Erdem) Ama işte o işler öyle değil.
Gerçek aşkın nereden çıkacağı belli olmuyor.
Gözlerden fışkırıyor.
Benim şu an Fifi konuşmamı istemiyor galiba. Öyle anlıyorum.
Bir dakika, bir bakayım.
Gerçekten istemiyor.
(Duygusal müzik)
(Arama tonu)
(Duygusal müzik)
(Telefon çalıyor)
Üff!
(Duygusal müzik)
Alo? Pırıl, ne yapıyorsun?
Herkes gitti, bir tek ben işi umursadığım için çalışıyorum canım.
Müsait değil miydin? Sonra arayayım istersen.
Yok, yok. İyi oldu aradığın.
Pırıl, benim biriyle konuşmaya ihtiyacım var.
Anlatmak istersen dinlerim, ofisteyim.
Tamam. Geliyorum.
(Duygusal müzik)
(Müzik)
(Telefon çalıyor)
Alo?
Merhaba Kadir. Alptekin ben.
Uzun zaman oldu, değil mi?
Evet, uzun zaman oldu.
Cezaevini de sayarsak, benim için birkaç ömürden daha uzun oldu Alptekin Bey.
Bağlantıya girmeyeceğimiz konusunda...
...ve bu konuyu gündeme getirmeyeceğimiz konusunda anlaştığımızı düşünüyorum.
Tamam, sıkıntı yok.
Yoo, sıkıntı var Kadir, sıkıntı var.
Ulu orta, ileri geri konuşuyormuşsun, kulağıma geldi.
Yok Alptekin Bey.
Birileri kazayla ilgili Alptekin Bey'in ilgisi var mı diye sordu...
...ben de yok dedim.
Yarın gel. Yüz yüze konuşacağız.
Peki, olur.
(Gerilim müziği)
Bakma bana öyle.
Tamam.
(Telefon çalıyor)
Hii! Halam.
(Eda) Halam arıyor.
Ben İtalya'ya gidiyorum biliyor o.
Ne diyeceğim ben şu an? Ne yapacağım?
Doğruyu söyle. Benimle olduğunu söyle.
Yok, yok. Ben en iyisi yüz yüze konuşayım.
Hem anlatsam anlar. Yani her zaman anladı.
Umarım şimdi de anlar.
Yani ben de şimdi böyle...
...tekrardan hayallerini yıkan bir adam gibi gözükmek istemem.
Pişman değilsin, değil mi?
İptal etmedim Serkan, erteledim şu an.
Ben zaten biliyorum iki ay sonra benimle gelmeyeceğini.
Ha, biliyorsun.
Nereden biliyorsun?
Çünkü sen gerçek bir işkoliksin.
Göreceğiz.
Ne olursa olsun...
...iki ay sonra o uçağa binip gideceğim İtalya'ya, haberin olsun.
Bu arada...
...ben Selin'e her şeyi anlattım gitmeden önce. Sözleşmeyi.
Yani ben sandım ki...
Yani Selin'le konuşman gerek.
Biliyorum. Konuşacağım.
Ama yüz yüze.
O zaman bir şey soracağım.
Ne o?
Selin'e karşı duyguların...
Yani bak, sana daha önce de söyledim.
Bu olay seninle ilgili değil. Ferit'le ilgili.
Ve açıkçası sen varken...
Neyse.
Cümleni tamamla.
Sen varken sadece sen varsın.
-Oldu mu? -Oldu.
Daha güzel.
Sonunda anladım sanırım Pırıl.
Serkan'la bizim aramızda bir şey olamaz.
Biraz geç oldu ama anladım.
Ferit'in de benim de kalbimin kırılmasına sebep oldum ama.
Sen niye kendini suçluyorsun?
Serkan öyle.
Biliyorum, Serkan öyle, Serkan vurdumduymaz.
Serkan ne istiyorsa onu yapar, Serkan oyunlar oynar.
Eda'yla oynadı, benimle de oynadı ama ben izin verdim ona.
-Ben anlamıyorum. Bir şey mi oldu Selin? -Bir sürü şey oldu.
Bir sürü şey oldu.
Serkan oyun oynamaya devam ediyor ya da kendi gibi davranıyor ya da...
Bilmiyorum, her neyse yani.
Ama ben artık onu çözmeye çalışmaktan çok yoruldum.
Yani bir cevap vermeye bile tenezzül etmedi bana.
Erkekler niye böyle?
Bin tane kelime içerisinden bir tane cümle kuramayan varlıklarla çevriliyiz biz.
Çok tatlısın Pırıl.
Sen de dertlisin, değil mi?
Tahmin edeyim, Engin.
Tahmin et, Engin.
Sen anladın, o anlamadı.
Hayır, bizim bütün enerjimiz neden onların homurtularının altındaki...
...iki romantik cümleyi duymaya çalışmakla geçiyor?
Ben çok sıkıldım artık.
Ben de çok sıkıldım.
Yani artık gerçekten sadece Ferit'le olan ilişkime odaklanmak istiyorum.
Çok üzdüm onu. Serkan'ı aklımdan atmak istiyorum.
Keşke holdingde de burada da olmasam.
Ne? Yok öyle bir şey, ben öyle bir şey duymayacağım bir daha.
Biz seninle ikimiz buralara kadar gelebilmek için...
...ne kadar çalıştık, didindik.
Öyle kolay değil bunu terk etmek. Kimse için hem de.
Duyuyor musun?
-Haklısın. -Haklıyım tabii.
Ben sana bunu normalde söylemezdim.
Bana düşmez, bilmiyorum.
Bence senin için en doğrusu oldu Selin.
Serkan çok zor bir adam.
Bir de Eda var.
Biliyorum, senin gönlün kırılıyor, canın acıyor ama...
...bence Serkan, Eda'yı seviyor Selin.
O yüzden ben senin için mutluyum.
Senin bana anlatmadığın başka bir şey mi var?
Serkan'la Eda'nın...
...nişanı sahteymiş.
Ne?
Ay, yok artık.
(Eda) Ben burada ineyim Serkan.
Eda, evine 100 metre var.
Evet de halam görmesin seni şimdi.
Ne olacak? Halan görsün. Özledim onu, konuşuruz.
Yok, gerek yok. Sakın konuşma.
Şimdi içeride bir kriz çıkabilir. O yüzden ben hallederim. Söz.
Konuşmak istediğinde konuşursun tabii ama...
...ben şimdi bir gideyim, durumları açıklayayım, toparlayayım.
Durumları derken?
Evet.
Hangi durum?
Sen, ben...
Anladım, sen, ben durumu.
Tabii, tabii.
Sen, ben.
Güzelmiş.
O zaman ben gidiyorum, gelme sakın bak.
Bir şartla gidebilirsin.
Önce bana ne hissettiğini söyleyeceksin.
Biraz önce beklerim dedin.
O biraz önce 30 dakika önceydi ve 30 dakika uzun bir süre.
Şansını zorlama bence.
Peki, tamam. Bunu halanla gidip konuşalım.
Olmaz dedim, ben konuşacağım.
-O zaman-- -Ne?
Bekliyorum.
-Serkan. -Eda.
(Müzik)
Oldu mu?
Güzel.
Bir daha söyler misin?
Anladın bence. Anlamadıysan da yarım saate daha ihtiyacın var demek.
-İyi geceler Eda Yıldız. -İyi geceler Serkan Bolat.
Bavulla gelmedi mi?
Eda.
(Eda) Ne?
-Bir şey unutmuyor musun? -Ne unuttum?
Bavulumu unuttum.
(Eda) Unutmuş muyum ben?
Sen ne sandın?
-(Serkan) Ne sandın? -(Eda) Yok bir şey.
Emin misin?
Teşekkür ederim.
Hadi.
-(Eda) Hadi git. -Tamam.
(Müzik)
-Gitsene. -Hadi.
(Müzik)
Ben herhâlde çok özledim...
...böyle ara ara halüsinasyonlar geliyor benim gözümün önüne.
Eda'yı görüyorum orada burada.
Kafayı yedi bu.
Kapının orada Eda mı duruyor?
Ben geldim.
Eda!
(Melek) Gerçekten mi?
(Figen) Seni çok özledik.
(Melek) Canım benim.
Neler neler oldu, anlatacağım.
-Ne oldu? -Anlatacağım, böyle oturun.
Şöyle...
...ben tam havaalanına gidiyordum, bir baktım--
Sakın!
Sakın bana Serkan Bolat deme, sakın.
Neden?
Neden demeyeyim?
Bu işin içinde Serkan Bolat'ın parmağı mı var?
Yani sen hayallerini kurduğun İtalya'yı sırf bu yüzden...
Bu hayallerinden vaz mı geçeceksin Eda?
Hayır hala, vazgeçmeyeceğim.
Yok ya, benim canım Dada'm âşık olmadığı bir adam için kılını bile kıpırdatmaz.
-Âşık mısın? -Sus, anlatacağım, sus.
Kaan gitti, Serkan gitti.
Sıra Erdem'de Ayfer abla, o da giderse her şey çözülüyor.
Okuldan aradılar beni, bursumu iki ay ertelediler. Yani iki ay sonra gideceğim.
Ne güzel oldu işte, iki ay boyunca daha bizimlesin Edacığım.
İyi oldu. Özledik biz de zaten.
Böyle şey olur mu canım, yani son dakikada böyle haber verilir mi?
Bu işte bir iş var. Bir saçmalık var bu işte.
Halacığım, iptal etmediler. İki ay sonra gideceğim.
Hem burada çalıştığım bir proje var, onu bitirmem de iyi olur.
Yani iptal değil.
Ee, iyi o zaman, şey, ben...
...yemekleri getireyim.
Aynen, acıktık.
Ne oldu? Anlatsana.
Anlatacağım, halam burada şimdi.
Şimdi anlatıver azıcık.
Sonra anlatacağım dedim.
(Ayfer iç ses) Bunca yıl sonra sana güvenemeyeceğimi bilmeliydim.
(Ayfer iç ses) Şimdiye kadar kendi başımıza ayakta kaldık...
...bundan sonra da kalırız. Bir daha arama bizi.
(Ayfer iç ses) Eda'nın hayatından da benden de uzak dur.
(Ayfer iç ses) Kabahat senden yardım isteyebileceğini düşünen bende.
(Telefon çalıyor)
(Kapı açılıyor)
Ferit.
Herkes gitti mi?
Gittiler.
Aileler, organizatörler, hepsi gittiler.
Ben hepsiyle ilgilendim ama. Seni sordular bu arada, ben konuyu hep geçiştirdim.
Sen yokken de hiçbir şey seçmedim.
Çünkü ikimizin düğünü ya, sen de bir şeyler seçmek istersin diye düşündüm.
Neredeydin ya Selin?
Neredeydin? Yine mi fikir değiştirdin? Ne?
Hayır.
Kafam çok karışık sadece.
Her şey üstüme üstüme geliyor.
Ne bu, düğün öncesi stresi falan mı?
Öyle bir şey.
Yani artık senden özür dileyecek yüzüm bile yok.
Ne desem boş.
Biz İtalya'ya gidecektik ya.
Biz İtalya'ya gidecektik. Bu Serkan ve işlerinden usandım artık, gerçekten.
Keşke gitseydik.
Selin...
...gerçekten evlenmek istiyor musun? Bak, çekip gitmeyeceksin, değil mi?
Hiçbir yere gitmiyorum.
Buradayım.
Bu hayatımda aldığım en güzel haber olabilir.
(Telefon çalıyor)
Nerede kalmıştık?
Yani Sevda hep beni meşgule atardı da Selin'in huyu değildir.
Her şeyin bir ilki vardır Aydan Hanım.
Seyfi!
Bunlar kesin Serkan'la buluştular...
...böyle kavuşmanın romantizmine kaptırdılar kendilerini.
Hiç telefonla ilgilenmiyorlar, meşgule atıyorlar falan.
Tabii, ondandır.
-Aa, Serkan değil mi o? -(Seyfi) Vallahi o.
Seyfi, yürü.
Aa!
İki ay daha buradayım işte.
Hem senin başının tatlı belası olarak.
Çiçeklerimi de özleyecektim. İyi oldu bence. Projeyi de tamamlamış olacağım.
Canım ya, bak hâlâ çiçekçiyi düşünüyor.
Yarın gidip çiçekçiyi açacak.
Seni çok seviyorum, çok. Tekrar hoş geldin.
Beni de birazcık sev kredisi olsa, hemen alırdım.
-Ne kredisi? -İhtiyaç kredisi.
Sevgi ihtiyacı.
Gel seni seveyim, gel.
Ben bir su içeceğim.
-Ay, sen otur, ben getiririm. -(Eda) Yok, ben alırım.
-(Ceren) Ben getiririm. -Ben alırım.
-(Figen) Durun ya, ben getiririm. -Alacağım.
Kız yoldan geldi, yoruluyor böyle böyle.
Alo? Ne yapıyorsun?
Seni düşünüyorum. Sen?
Ben de seni düşünüyordum.
Ne güzel.
(Eda ses) Ben halama söyleyemedim.
Aslında söyleyecektim ama söyleyemedim işte.
Kızlara da söyleyemedim hep halamlayız diye.
İtalya'yı duyunca zaten çok sinirlendiler. Ama senden bahsedemedim daha.
Yani...
...sen bilirsin.
Benim de annem şu an bana doğru geliyor. Galiba ona söyleyeceğim.
Ne? Neyi?
Neyi söylüyorsun ya? Söyleme.
Yani birlikte olduğumuzu.
Dur Serkan.
Lütfen, şu an değil. Söyleme.
Eda, artık cidden sıkıldım gizli saklımızdan.
(Eda ses) Serkan, şimdi değil. Söyleme.
Şimdi sen annene söylersen, o halama söyler.
Halam bana söyler, bana patlar yani, büyük olay olur.
Hem şu an annenle uğraşmak zorunda kalırım. Beni mahveder, biliyorsun.
Söyleme, ne olur.
Tamam.
Tamam, şimdilik söylemiyorum.
Canım.
Ben sesini duyunca bile korktum şu an, kapatıyorum. Öpüyorum seni.
Olur, sonra konuşuruz.
Ay, canım benim.
Gel.
Kiminle konuşuyordun sen böyle tatlı tatlı?
-Selin'le mi? -Yoo.
Sen Selin'le birlikte değil miydin?
Hayır. Değildim.
Vazgeçtim, gitmedim ona.
Vazgeçmiş.
Seninle işim bitti benim Seyfi.
-Gideyim mi ben? -Hayır Seyfi, kalabilirsin.
Halk beni istiyor. Nerede kalmıştık? Vazgeçmiş.
Serkancığım, vazgeçtim derken nasıl vazgeçtin?
Yani Selin evleniyor.
Evlensin mi? Evlensin gitsin mi?
Gitsin mi Selin?
Selin istediğini yapabilir anne.
-Serkan. -Ne?
Serkan, kız sana demiş ki ben senin için her şeyden vazgeçerim, demiş.
Yani her şeyi feda ederim, demiş.
Sen de gurur yapmasan, ona karşı bir adım atsan Serkancığım.
Biraz geç oldu. Benim duş almam lazım...
...o yüzden bence biz bu konuşmayı daha sonra yaparız.
Bak, gitti. Hiçbir şey söylenmiyor ki buna.
Neyse ki o çiçekçi kız İtalya'ya gitti.
Neyse ki İtalya artık çok uzak bir yer değil.
Dünya çok küçüldü, özel uçakla daha da küçülür.
Küçültürüm seni Seyfi.
Hep böyle sofralar kurulacaksa sen bir arada gidip geliyormuş gibi yap Edacığım.
Eda, acaba arada senin kafan gidip geliyor mu ya?
Sen bana mı benziyorsun zamanla?
Eda, acaba telefonunu biraz kenara mı bıraksan?
Kusura bakmayın, bir şeye bakıyordum.
Yani önemli bir şeyse bak tabii de.
Ne diyorduk? Pardon.
Eda, kim o?
Cenk.
Allah'ım ya Rabb'im, sen bana sabır ver ya! Off!
Bu kadını niye üzüyorsunuz siz?
Niye üzüyorsunuz benim halamı? Cenk kim ya?
O senin halan değil, bizim halamız.
Ayrıca sen niye her şeyi sorup, merak ediyorsun ve burada duruyorsun?
Şu an gidiyorum.
Ama sen istediğin için değil.
Ben istemediğim için gidiyorum.
-Halacığım, çok özür diliyorum. -Yani.
Elimle de yemeyeceğim.
Ya, ne demek o? Gerzo Cenk nereden çıktı?
Bir de bana saf diyorsunuz.
Kızım, bu adam seni terk edip, İtalyan kadınla birlikte bir yerlere kaçmadı mı?
Ayrılmışlar. Hem ben onunla ilgilendiğimden değil.
(Eda) İlgilenmiyorum onunla. Neden ilgileneyim?
İtalya'ya gidiyorum ya, arkadaşlık etsin, yol yordam göstersin diye.
Allah'ım ya Rabb'im!
Eda, aşkım, güzelim, sen aklını peynir ekmekle mi yedin?
Yani ne bileyim ben, yol yordam, İtalya'da görmek, bulmak istiyorsan...
...git bir tane turizm acentesine ya!
Cenk ne, Cenk ne?
Şiştim! Ben çok şiştim. Gerçekten şiştim.
Yeter, yemek yiyelim artık.
Ben senin hayatınla ilgileneceğim diye...
...lokmalarımı sayıyordum, onu kaçırdım, unuttum. Kaçıncı lokmamdaydım ben?
Ne bileyim ben.
Hayda, al işte, şimdi bir bu eksikti. (Telefon çalıyor)
Alo?
Sağ olun, iyiyim, sağ olun. Siz de iyisiniz?
Yalnız bu saate pek mümkün değil. Kusura bak--
Anladım. Tamam, o zaman ben bir yolunu bulayım...
...sonuçta eski müşterimizsiniz.
Peki, iyi akşamlar.
Hay Allah ya, of! Birinin kalbi kırılmış, acil çiçekçi.
Ne yapacağım? Ne yapayım, kuryeyle falan göndereyim.
Ben götürürüm.
-Gerçekten mi? -(Eda) Evet.
Daha fazla kişinin kalbi kırılmasın, ben götürürüm.
O zaman ben duşa girip çıkayım. Hazırlayayım çiçeği, götüreyim.
Tamam. Sağ ol.
Bakmayın öyle.
Cenk dedi ya, Cenk.
-Çok mu işin? -Orta şeker.
Aslında çok acil değil de düğünden önce halletmek istiyorum.
Sonra balayında kafamız rahat etsin.
Balayında nereye gideceğimizi hâlâ söylemedin bana.
Sürpriz.
Ferit, ben çıkıyorum, alışverişe gideceğim.
Eksikler var. Düğüne iki gün kaldı sadece.
-Bu saatte mi? -Saat 10'a kadar açık mağazalar.
-Sonra işten vakit kalmıyor. -Yani doğru.
-O zaman sana iyi alışverişler. -Tamam.
-Ferit. -Efendim?
Sen de benimle gelsene.
-Hadi lütfen, yalnız bırakma beni. -Sen iste yeter. Gidelim, gel.
Evet.
Her şeyi aldık.
Hadi Eda.
Of, hadi Eda.
(Serkan) Oh.
(Serkan) Hadi.
Resmen adamın hayatını kurtardım.
-Öyle mi? -Evlilik yıl dönümleriymiş, adam unutmuş.
Bir çiçek almayı unutmuş.
Kadın evde var ne yoksa yıkıp dökmüş.
Bir de not yazmayı da bilmiyor.
Sevdiği kadına not yazmayı bilmeyen adam mı olur?
Yani ayıp etmiş.
Ayıp.
Ne?
Hani şey dedin ya, yıkıp dökmüş.
-Birini hatırlattı. -Öyle mi?
Sen benden şikâyetçi misin?
Yani öyle bir şansım var mı Eda?
-Yok. -Değil mi?
Hadi gel, yürüyelim. Boş ver, hava çok güzel.
Peki, yürüyelim, yürüyelim.
İlk kez seninle böyle sokakta yürüyoruz.
-Burası çok güzel değil mi? -Evet.
Adile Sultan Kasrı.
Bayağı güzel. İlk 1800'lerde yapılmış.
Dolmabahçe Sarayı’nın mimarı yapmış.
Sen her şeyi bilir misin böyle Serkan Bolat?
Önem verdiğim şeylerin detayını bilmeyi severim.
Ben detaylarını bilmiyorum. O zaman bana anlatır mısın?
Anlatayım.
Abdülmecit'in annesi buraya çok güzel bir botanik bahçesi yapmış.
Dünyanın her bir köşesinden farklı farklı bitkiler getirmiş.
-Gerçekten mi? -(Serkan) Evet.
Sonra burayı Adile Sultan'a hediye etmişler.
O da çok orijinal bir kadınmış.
Çocukken annesini babasını kaybetmiş.
O yüzden hayatı boyunca kimsesiz çocukların eğitimiyle ilgilenmiş.
Aynı zamanda çok önemli bir divan şairiymiş.
-Gerçekten hayran olunacak kadınmış. -Öyle.
Ama baksana şu mimariye.
Bak şu detaylara.
-Yüzüğü çıkarmamışsın. -Hayır, çıkarmadım.
-Sen beni dinliyor musun? -Evet.
Evet.
-Peki, hiç Hababam Sınıfı'nı izledin mi? -Onu izlemeyen mi var?
İşte bahçesi.
-Bu kafeye daha önce geldin mi? -Hayır.
-Çok güzel bir yer. -Öyle mi?
-Aa! -Ne oldu?
-Masa boş. -Ee?
(Eda) Serkan, burada hiçbir zaman masa boş olmaz.
Hiçbir zaman?
Hem kahvesi de efsane, otursak mı?
O kadar iyiyse o zaman gel oturalım.
Yok. Oturmayalım oturmayalım, vazgeçtim.
Şimdi biri görür, seni çeker, iş halama kadar gider. Gerek yok.
Eda, öyle bir şey olmayacak.
Kimse beni görmeyecek, kimse beni çekmeyecek.
O yüzden gel, güzel bir şey içelim.
-Oturuyor muyuz yani? -Gel, oturuyoruz.
O zaman çok şanslıyız çünkü bir daha geldiğimizde masa olmayacak.
-(Serkan) Öyle mi diyorsun? -(Eda) Evet.
(Serkan) Hadi bakalım.
-Aa! Çok kibarsın yine. -Allah Allah!
Evet, ne içiyoruz?
-Dedim ya kahvesi efsane diye. -Peki.
Pardon!
-İki sade Türk kahvesi alabilir miyiz? -Tabii.
Teşekkürler.
-Kahveyi odun ateşinde yapıyorlar. -Öyle mi?
Çok sıcak oluyor, dikkatli iç. Dudaklarını yakar.
-Ne kadar sıcak oluyor? -Bayağı.
-Ne kadar bayağı? -Yakar işte dudaklarını.
Seninkini yakmasın da.
-Ne oldu? -Yakabilir.
-Yakabilir mi? -Evet.
Ama yakarsa dudakların yanar. Dudakların yanarsa...
...biz öpüşemeyiz.
-Ne oldu? -Utandım.
Vallahi iyi ki gelmişim ben de seninle. Kol düğmelerimi almayı unutmuşum.
Sonra başımıza bela olacaktı.
Sen şu poşetini bana versene, rahat rahat yürü.
Ne oldu sana?
Bir şey yok. Düğün öncesi böyle duygu patlamaları oluyormuş.
Öyle diyorlar.
(Duygusal müzik...)
(...)
(Duygusal müzik)
(Telefon çalıyor)
Alo?
(Boğazını temizliyor)
Selin, şu olanlar hakkında bir yüz yüze konuşalım mı?
Konuşacak bir şey yok Serkan.
İki gün sonra nikâhım var, kararımı verdim.
Ben artık çok yoruldum. Gerçekten konuşmak istemiyorum.
Nasıl istersen.
(Duygusal müzik)
Sen dünyanın en güzel kadınısın.
("Aytekin Ataş - Sen Yağmur Ol" çalıyor)
"Birdenbire takıldı ellerin ellerime"
"Birdenbire zaman bile duymadan"
"Bir yıldız bir çiçeği nasıl aydınlatırsa"
"İnce, narin dallarını kırmadan"
"Belki düş, belki gerçek düşüverdik bir yola"
"Soru sormadan, hiç görmeden, neden?"
"Yüzümüzde ay ışığı"
"Üstümüzde gökyüzü"
"Menekşe, yaseminler bizi dinler mi dersin?"
"Sen yağmurun kardeşi"
"Ben rüzgârın sırdaşı"
"İkimiz bir mutluluk düşü"
"Kurabilir miyiz dersin?"
Hala!
-Günaydın. -Günaydın.
-Pişi mi var? -Evet.
Ama ben kahvaltıya kalamayacağım. Çıkmam lazım hala ya.
-Öyle mi, çiçekçiye mi gideceksin? -Yok.
Geleceğim, çiçekçiye geleceğim.
Ama şu an hazır değilim.
Hazır değilsin demek.
Eğer acelen yoksa bana pişi yapmada yardım eder misin?
-Aslında var. -Hadi, ne olur.
Bak, şöyle hamurları alacaksın, güzel.
Yavaşça yuvarlayacaksın. Yavaş.
-Yavaş. -Yavaşça.
-Yavaş? -(Ayfer) Yavaş.
(Ayfer) Aynen öyle.
Evet, çok güzel. Sen vapur gezisine mi gidiyorsun, ha?
Yok aslında.
Hayır. Peki, nereye gidiyorsun?
-Söylemek istiyorum ama söyleyemiyorum. -Bana söyleyebilirsin kuzum.
Her şeyi anlatabilirsin bana.
Aslında evet, sana söyleyebilirim.
Evet.
(Melek) Hadi ya, nerede kaldınız? Sofrada tek başıma kaldım!
(Melek) Oh, pişiye bak be!
Benim de acelem vardı hala. Sağ ol Melo.
-Yani-- -Görüşürüz, çıkıyorum.
Evet, çok sağ ol Melo! Çok sağ ol!
Yine ne yaptım? Geliyorum, gidiyorum, çok sağ ol Melo.
-Tut. -Bağırma kulağımın dibinde!
-Yürü çık mutfağımdan. Mutfağıma girme! -(Melek) Sürekli bana böyle yapılıyor.
(Şarkı mırıldanıyor)
(Seyfi) Günaydın. Ben de size kahvaltı hazırlamaya geliyordum ama...
...görüyorum ki bana pek ihtiyacınız kalmamış.
Seyfi, eskiden ne güzeldi, değil mi? Hem sen hem annem...
...önce haber verirdiniz, öyle gelirdiniz evime.
-Ne oldu acaba? -Evet, ne güzeldi o eski günler.
Ben söyleyeyim, bundan sonra Aydan Hanım gelirken randevu alsın.
Vallahi güzel olur.
(Seyfi) Bu kahvaltı tek kişilik mi? Biraz fazla geldi.
Ne güzel, annem de geldi.
-(Aydan) Serkancığım, canım günaydın! -Günaydın.
Kutlama mı yapıyoruz bugün yoksa?
Yok, kutlama yapmıyoruz ama...
...Serkan Bey bundan sonra gelirken randevu alın, diyor.
Aa, öyle mi?
Çok haklı, zırt pırt buradasın Seyfi.
Geçen gün Sevda'nın halası geldi, ne dedi, ne anlattı, onu söyleyecektim.
Dinliyorum.
(Aydan) Sözleşmeyi duymuş, geldi burada evi bastı.
(Aydan) Olacak şey değil. Neyse ki yanında o kızlar yoktu.
(Aydan) Neydi isimleri? Fifi, Melo.
(Aydan) Bunların içinde hiç normal ismi olan biri yok mu?
(Aydan) Böyle Fifi, Melo, tuhaf tuhaf isimler.
(Aydan) İnsanın evi böyle gündüz vakti basılır mı?
Ayıp denen bir şey var. Neyse ki bu...
...kızcağız, bu çiçekçi kız hayatımızdan çıktı.
(Aydan) Artık eski güzel günlere dönebiliriz Serkancığım.
Dağ başı mı burası? Olacak şey mi?
(Aydan) Senin de yüzün gülüyor. Nasıl mutlu oldum, bak yüzü gülüyor.
Ne kadar da çok kahvaltı hazırlamışsın. İki kişilik, iştahı da açılmış.
Vallahi kadın geldiğinden beri boğazımdan lokma geçmedi...
...şuradan bir şeyler yiyeyim.
Dur, dur, dur!
Dur.
Anne, dur.
Badem çok yiyorsun, bence biraz zeytin ye.
Yani her şeyin fazlası kötü.
-Dengeli beslenme. -Tamam, yağlı değilse o.
Yani.
-Dağ başı mı burası? -Değil.
Değil, dağ başı değil burası.
Öyle insanlar pat diye, çat diye gelemezler.
Mesela Ayfer Hanım. O yüzden çok doğru bir konuya değindin.
(Serkan) Burası da benim evim. O yüzden anne...
...haber verseniz gelmeden önce o kadar sevineceğim ki.
Hım.
Öyle mi Serkancığım? Yani bu kız gitti...
...biz eski düzenimize geri dönelim diyorsun?
Yani şöyle, biliyorsun, seninle bu kadar yakın yaşamayı çok önemsiyorum...
...ki güzel bir şey birbirimize bakabilmemiz.
Ama burası benim alanım, benim sınırım. Sınırlar.
-Yani. -Öyle mi?
Anlaşıldı.
Ben bu nutukları çok duydum, o yüzden ezbere biliyorum, merak etme.
-(Aydan) Tamam. -(Serkan) Tamam.
(Aydan) Gidiyorum. Tamam Serkancığım.
(Seyfi) Hoşça kalın.
-(Seyfi) Genç adam. Haklı tabii. -(Aydan) Ne yapacak genç diye?
Nerede kaldın?
-Böyle gizli saklı çok saçma olmuyor mu? -Yok, bence daha güzel oluyor.
Ama bence annen beni ömür boyu sahte nişanlın olarak bilmeli.
Ömür boyu?
-Espri yaptım, ciddiye almak mı istedin? -Ömür boyu?
Ne güzel şeyler hazırlamışsın. Ben de yardım edeyim.
(Serkan) Annem fikrini değiştirmeden hemen içeri geçelim.
Yalnız kahvaltı müthiş görünüyor.
-(Eda) Teşekkür ederim. -(Serkan) Ne demek.
Evden nasıl kaçtığımı bilemedim.
Halam bana tam pişi hipnozu yapıyordu, zor kurtuldum.
-Pişi hipnozu ne, sormaya korkuyorum. -Bence de korkmalısın.
-Ne yapıyor, biliyor musun? -Ne yapıyor?
Böyle hamuru alıyor, önüne koyuyor, ses tonunu ayarlıyor...
...sen hamurdan bir parça alıp onu ovalarken...
...o da yavaş yavaş sorular sormaya başlıyor.
Ve sen her türlü cevabı vermek zorunda kalıyorsun.
-Ağzından her şeyi alabilir. -Diyorsun yani.
Ben bunu bir içeri götürüyorum, hemen geliyorum.
Olmuyor.
Olmuyor, olmuyor, olmuyor!
Aydan Hanım, biraz fazla gerginsiniz.
(Seyfi) Acaba bu sefer Arda Bey'den yaşam koçluğu için mi yardım istesek?
(Aydan) Hayır Seyfi.
Arda Işık görevini tamamladı. Ben ne yapsam olduramıyorum.
Serkan'ın Selin'le konuşmasını sağlayamıyorum.
Çiçekçi kız gitti ama laneti peşimi bırakmıyor.
Kendini gerçekleştiren kehaneti yaşıyorum. Bak, söylemiştim.
(Aydan) O sözleşme başımıza iş açacak demiştim.
Vallahi Serkan Bey'in Eda Hanım gibi bir melekle...
...sözleşmeli nişanlılık yapması da bir hataydı.
(Aydan) Ya ben onu mu söylüyorum Seyfi?
Serkan bu kızla anlaştı, çiçekçi kızla, tamam.
Selin'i kıskandırmak istedi. Bu arada Selin evleniyor.
Selin, Serkan'ı geri istiyor. O ona gitmiyor, ben ne yapayım yani?
Ne yapacağım, nasıl olduracağım bunları?
Olmayan ne Aydan? Nedir bu sözleşmeler, imzalar?
Ben size bir kahve yapayım.
Evet, dinliyorum.
Ee...
Alptekin...
...tamam, ben sana anlatacağım ama...
...lütfen bana kızma, olur mu?
Benim artık kovulma umudum da kalmadı. Eda gitti ve bir daha gelmeyecek.
Sen benim ne hâlde olduğumun farkında mısın, ha?
-Gitmiyor bir yere Eda. -Nasıl?
Eda gitmiyor bir yere.
Öyle bir şey yok, o yalan bilgi. Hiçbir yere gitmedi.
Onların Serkan Bey'le aralarında sözleşme mi ne varmış.
Bütün bu nişan falan da sahteymiş, 'fake'.
-Ne? -(Erdem) 'Fake'.
Bir dakika.
Serkan Bey ve Eda gerçekten nişanlı değiller miymiş?
Yok canım. Bu sahteymiş işte. Sözleşme varmış, öyle bir şey yok.
Böylesi daha iyi oldu, aralarındaki aşk da ölecekti yoksa.
Oh!
Rahatladım. Rahatladım çünkü ben haftalardır şunu düşünüyorum.
Eda gibi tatlı mı tatlı bir insan...
...acaba Serkan Bey gibi biriyle ne yapıyor diye.
Sözleşme gereği miymiş? Canım benim, neler çekmiştir o.
Bu Serkan Bey ve sözleşme olayı da artık bir tuhaflaşmaya başladı ama iyi.
Benim bir nefesim falan düzeldi. İyi, güzel.
Ben doğru mu anladım?
Serkan Bey'le Eda arasında bir sözleşme mi varmış?
-Evet ama sen kimseye anlatma, tamam mı? -Sahte yani nişanları?
Sahte, sahte. 'Fake'miş.
Görüşürüz Suzan.
Anlatacak.
-Suzan mı? -Evet.
Yok canım, Suzan dünya tatlısı.
Dedikoducu bir tip.
Fifi'yle sözleşme mi yapsam?
(Aydan) İşte hepsi bu kadar Alptekin.
Çiçekçi kız İtalya'da. Selin evleniyor.
Serkan'ın ne yaptığı konusunda hiçbir fikrim yok.
Bravo.
Vallahi bravo.
Demek haftalarca benden gizli gizli yürüyormuş bu işler ha?
Oğlumun nişanına gelmedim diye surat yaptın bir de bana.
Serkan'ın sahte nişanında olmadığım için.
Hepsi Serkan'ın iyiliği içindi ama.
Bana söylememeni Serkan mı istedi senden?
Benim dışımda herkes biliyor.
Kim bilir belki arkamdan alay da etmişsinizdir.
Hiç öyle şey olur mu Alptekin?
Aydan, sen benim hayat arkadaşımsın. Nasıl yaparsın böyle bir şeyi bana?
Nasıl benden gizlersin?
-Alptekin ama sen-- -Yazık. Çok yazık.
Nereye gidiyorsun? Serkan'la konuşmaya değil, değil mi?
Hayır tabii ki. Ne konuşacağım ki onunla?
Bana hiçbir şey anlatmamayı tercih etmiş.
Ne oldu?
Ne bileyim.
Hani bu kadar zamandır yan yanayız, beraberiz ama...
...şimdi nasıl davranacağımı, ne diyeceğimi bilemedim ben.
-Tuhaf oldum. -Anladım.
Allah Allah.
Yoksa benden utanıyor musun biraz?
-Olabilir. -Olabilir?
O zaman buna acil bir çözüm bulalım.
-Öyle mi? -Evet.
-Nasıl bir çözüm? -Yani...
...benimle alakalı gerçek duygularını paylaşabilirsin.
-Öyle mi? -Evet.
Sen benim ağızımdan laf almaya mı çalışıyorsun?
Yok. Yani zaten...
...tipin değilmişim. Bunu açık açık söyledin.
Karakter desen o da sana göre değil.
Ama...
...bensiz de yapamıyorsun. -Allah Allah.
-O nereden çıktı? -Dediğim gibi.
Uzun uzun konuşmayacağına göre.
Bence tek bir kelimeyle özetleyebilirsin.
Neymiş o tek bir kelime?
-İş, işe geç kalıyorsun, hadi. -Sen de geleceksin.
Gelemem, iki ay dedim.
Bak, kimin ne düşündüğü önemli değil.
Sen de geleceksin, İdil Hanım'la çalışmaya devam edeceksin.
-Öyle mi? -Evet.
-İlla ofise geleceğim yani. -Evet.
Kim kimsiz yapamıyor acaba?
Gidelim.
(Pırıl) Yok, aklım almıyor benim. Ben gerçekten inanamıyorum.
Ben de inanamıyorum, şu hâle bak. Ne dedikodu sever bir ofismişiz biz.
-Konu bu mu Engin? -Nedir konu?
Normal herhangi bir dedikodu mu bu?
Bu adam bizim en yakın arkadaşımız.
Bu adam bizim ortağımız Engin, bize nasıl söylemez?
Biz aylardır sahte bir nişan sözleşmesi için...
...bu adam için boğuluyoruz biz, mahvolduk.
Yani.
Sonuçta Serkan'dan bahsediyoruz.
Biliyorsun, duygularını dışa dönük yaşamıyor pek.
Çekinmiştir, söylemek istememiştir, olamaz mı?
Boş ver, şey yapma o kadar da.
Siz ne zaman büyüyeceksiniz Engin, ha? Ne zaman büyüyeceksiniz?
İlkokulda hoşlandığınız kızın saçını çektikten sonra...
...duygusal gelişiminiz duruyor mu? Siz bitti mi zannediyorsunuz orada?
Bak, sana bir şey diyeyim mi? Net, tam olarak benim öyle oldu.
Yani saçı çektim, sistem durdu.
Kadınlar hakkında hiçbir ilerleme katedemiyorum.
Nasıl olur, hiçbir fikrim yok.
Güldürme şu an beni. Gülmek istemiyorum, güldürme beni!
Şu an çok sinirliyim, beni şu an güldürme. Haklıyım ben.
Haklıyım, sinirleneceğim ben. Güldürme şu an beni.
Pırıl, Allah aşkına her şeye en baştan başlayayım, gel bir çekeyim saçını.
-Engin, güldürme beni ya. -Bırak çekeyim saçını.
Saçını çektikten sonra duruyormuş.
Haklıyım ben, ofisin hâline bak.
Güldürüyorsunuz. Sinirimden gülüyorum şu an ben.
Saçma sapan.
(Alptekin) O kazanın sebebi sensin.
Senden sonra hiçbir taşeron firmayla çalışamadım.
Malzemeden çaldın. Sahte evraklarla beni...
...sağlam bir inşaat yaptığına inandırdın.
O istinat duvarı evin üzerine senin yüzünden yıkıldı, insanlar öldü.
Alptekin Bey, siz beni neden çağırdınız?
Hatamdı, cezasını yattım, çıktım. Sıfırdan bir hayat kurmak istiyorum.
Hem beni arayıp geçmişi hatırlatan da sizsiniz.
Hapiste yattın, çıktın, iş bitti, öyle mi?
Sen ne vicdansız adamsın ya. O zavallı, kimsesiz kız...
...yıllar boyunca benim bir gün bile aklımdan çıkmadı.
Alptekin Bey, geçmişte bu aileyi çok araştırdım, sırf siz istediniz diye.
Bakın, izlerini sürdüm, bulamadım.
Zavallı kızcağız kim bilir ne yapıyordur şimdi.
Zamanında beni kapıdan kovdular. Verdiğiniz parayı bile ulaştıramadım.
Hapse düştüm, bağlantım koptu.
Öğrendim ki soyadlarını bile değiştirmişler.
Kadir, bana o kızı bulacaksın.
-Sana ulaşan Efe Akman'ın avukatı mıydı? -Evet.
Bir avukat.
Kazada sizin sorumluluğunuz olup olmadığını sordu, ben de yok dedim.
Alptekin Bey, benim biraz paraya ihtiyacım var.
Yeni bir hayat kurmak istiyorum.
O kıza ne olduğunu öğren Kadir.
O zaman alırsın paranı.
Anlaşıldı mı?
Anladım. Bana müsaade.
Bu arada bana karşı duyguların her neyse...
...itiraf etmen için bu akşama kadar vaktin var.
Öyle mi? Nedenmiş o?
Eda, hani şu oynadığın oyun var ya...
...başkalarıyla oynayabilirsin ama Serkan Bolat'la oynayamazsın.
Hım.
-İtiraf etmezsem ne olacak? -Bir şekilde itiraf ettiririm.
O yüzden bence kaybedeceğin oyuna girme.
-Söyleyeyim o zaman. -Bence söyle.
-Hazır mısın? -Çok.
Hazır mısın?
Söyler misin?
-Ben... -Evet?
...senden nefret ediyorum Serkan Bolat.
(Serkan) Ne tatlı bir insansın sen.
(Serkan) Ne tatlı bir insansın sen.
(Serkan) Ah, ah.
Bu arada duygularımız karşılıklı.
Öyle mi?
Oldu mu?
(Telefon çalıyor)
-Halam. -Ne güzel.
-Görüntülü arıyor. -Tamam.
Sen uzaklaş, bayağı uzak dur. Sen en iyisi içeri gir.
Ben sakinleşince halamı ararım, sen gir.
-İstersen ben konuşayım. -Yok, ben konuşurum, gir hadi.
-Öyle mi? -(Eda) Gelirim ben.
Tamam.
Ne diyorsun bu sözleşme işine Leyla?
Şimdi tabii herkes benim ne diyeceğimi merak ediyor.
Bence o Eda'ya hâlâ âşık.
Ama bu sözleşme işi bir tuhaf.
Serkan Bey sözleşme olmadan insanlarla ilişki kuramıyor.
Garip durum. Bence böyle yani.
Sahte ama değil. Eda niye böyle bir şey yapsın ki?
Çünkü...
Ne bileyim Suzan, onu da ben bilemem. Yapmıştır kız.
Bilmiyorsun.
Çok merak ettim. Neyse.
-Görüşürüz. -Görüşürüz canım.
Bu da bir değişik.
Canım!
Halacığım.
Ayy! Hadi söyle bakalım, İstanbul'un...
...hangi güzide semtinde dolaşıyorsun?
Ufacık bir iş için ofise gelmek zorunda kaldım.
Serkan Bolat'ın ofisi mi?
Art Life Mimarlık, evet.
Eda, farkında mısın bilmiyorum ama...
...sen aslında bu sabah İtalya'da uyanacaktın.
Yani senin oraya gitmen niçin gereksin?
Ne bileyim, sen yokken işleri nasıl hallediyorlarsa, öyle halletselerdi.
Halacığım, dün biz bunları konuştuk ya.
Burada yarım kalan bir proje var dedim.
Onu tamamlamam benim için de iyi, benim için çok büyük şans.
O yüzden ofisteyim.
Anladım. Yani Serkan Bolat'la bir alakası yok.
Tamamen iş, tamamen profesyonelce.
Tamamen profesyonel, güven bana.
Ay, Eda, seni gerçekten tebrik ediyorum aşkım.
Senin bu iş hayatında gösterdiğin profesyonellik...
...gerçekten örnek alınması gereken bir şey.
Yani ne yapayım? Ben seni alkışlıyorum. Alkışlayayım ben seni.
Hala?
Halacığım, gözlerini kırpmıyorsun, beni korkutuyorsun şu an.
Neyse. İyi.
Ne yapıyor bu ya?
(Engin) Şu Erdem'in ağzını bir tutmamız gerekiyor artık.
(Müzik)
Serkan geldi.
Kov şunu artık.
Ee, ne oluyor?
Pırıl, hayırdır?
Serkan, biz senin arkadaşın değil miyiz?
Biz senin ortağın değil miyiz?
Sen nasıl böyle bir şeyi bize söylemezsin?
Neyi?
Sen sahte nişanlını bizim ofisimize...
...nasıl sokabiliyorsun, ben bunu anlamaya çalışıyorum.
Gerçekten samimi olarak anlamaya çalışıyorum Serkan.
Engin?
Ne Engin?
Erdem. Erdem, abi.
Kızlardan öğrenmiş, gelmiş burada bütün ofise anlattı.
(Engin) Şimdi herkes duydu, biliyor.
Vallahi kusura bakma Serkan da bu da profesyonelliğe pek sığmadı.
Erdem?
Demek Erdem özel hayatımla ilgili konuşuyor?
Siz de biliyorsunuz, Eda ve benimle ilgili olan...
...özel şeyler özel kalmalı!
Değil mi?
Ayrıca Eda bu ofiste çalışmaya devam edecek.
Ne?
Günün sonunda işini iyi yapıyordu, öyle değil mi?
O yüzden işini iyi yapan...
...bu ofiste devam edebilir.
-Makul. -İtirazımız var mı?
Tamam Serkan.
(Müzik)
Peki.
Bak, şunun hareketlere bak.
(Engin) Artık bana neyin komik, neyin...
...ciddi geldiği konusunda hiçbir fikrim yok.
Trajikomik bu.
(Engin) Ne yapayım? Söyle, ne yapayım?
Bu çok güzel.
Ben bu yeni projenin sözleşmesini tekrar tekrar gözden geçirdim zaten.
Efe Akman'ın şirketi tüm maddeleri bizim istediğimiz gibi düzenlemiş.
İnanmayacaksınız ama bence Serkan bile söyleyecek hiçbir şey bulamayacak.
Çok güzel olmuş, ellerine sağlık.
-Sağ olun. -Seni tebrik ederim.
Sağ olun. Dahası da var...
...onlar bu iş birliğini bir süreç olarak görüyorlar.
Sizinle çok daha fazla ve çok daha büyük işler yapmak istiyorlar.
Hatta tabii eğer siz de kabul ederseniz...
...Efe Bey holdinge ortak olmak istediğini söyledi.
Evet, anlıyorum.
Tabii bu kadar büyük bir işin içine girince...
...onlar da kendilerini ortaklıkla güvence altına almaya çalışacaklardır.
Ama olmaz.
Ben bu holdingi dışarıdan birileri gelip ortak olsun diye kurmadım.
Bana yüzde beş ortaklık verdiniz ama.
Evet. Ama sen dışarıdan biri değilsin.
Holdingle benim oğlumdan daha çok ilgileniyorsun.
Çok sağ olun. Aman Alptekin Bey, Serkan duymasın bu dediğinizi.
Malum, elinde sözleşmelerle geziyor beni uzak tutmak için.
Hatta Eda'yla bile imzalamışlar.
O sözleşmeden senin de mi haberin var?
Evet, oğlum Eda'yla...
...sözleşmeli sahte bir nişan yapıyor.
Ama bundan bir tek benim haberim yok.
Sahte nişan...
Evet ee...
...Serkan'ın gerekçesi de...
...Selin.
Selin'i kıskandırmak için...
Biz nişanlan...
Neyse canım, olan olmuş.
Umarım Serkan bundan doğru bir ders çıkartır.
Evet, umarım.
Sen Serkan'a karşı kızgın değilsin, değil mi Ferit?
Biliyorsun, Serkan takıntılı birisidir.
-Yani Selin'e karşı-- -Alptekin Bey...
...böyle bir süreçte Serkan'ın Selin'i geri kazanmaya çalışması...
...çok kolay sindirilebilir bir şey değil.
Tabii ki anlıyorum ama kabullenemiyorum bu durumu.
Evet ama Ferit...
...yarın nikâhınız var. İnan bana...
...zaman içinde her şey unutulup gider.
Evet.
Serkan da kendisine uygun birisini bulacaktır elbette.
Elbette. Ben izninizi isteyeyim o zaman.
Evet, size kolay gelsin. İyi çalışmalar.
Peki.
İyi geldi değil mi sana da bu kahve molası?
Çok iyi geldi. Teşekkür ederim.
Bu Eda'nın varlığı ofisi çok değiştirmiyor mu sence?
Enerjiler de çok etkileniyordu, öyle deme Pırıl.
Bak Serkan'ın enerjisine, görmüyor musun?
Aman ne demezsin.
Yüzde 50 verimle çalışıyor şu an Serkan.
Öyle deme.
Tamam, önceden dört kişilik çalışıyordu...
...şimdi nereden baksan iki kişilik çalışıyor.
Bence insanüstü bir performans, yani takdir etmek lazım.
Ay!
Sen niye gelip gidip bana Serkan'dan bahsediyorsun Engin?
Bu Serkan nişan sözleşmesini söylemeyen arkadaşımız Serkan değil mi Engin?
Bizim Serkan'dan başka konuşacak hiçbir şeyimiz yok mu burada?
Ben burada çalışıyorum, başıma geliyorsun, bana Serkan diyorsun.
Niye yani?
-Odan. -Ne olmuş benim odama?
Çok ferah. Hakikaten enerjisi falan süper, çok güzel senin odan.
Güzel benim odam, ferah.
Anladım. Tamam, şöyle yapalım o zaman.
Sen kal kahvenle burada.
Kahve molası, güzelce dinlen. Ben de gideyim senin odana...
...orada çalışayım ben, tamam mı?
İyi dinlenmeler. Ben de çalışayım. Çünkü çalışmam lazım benim.
(Engin) Pırıl ya...
Ne oldu şimdi? Ben ne dedim?
Allah Allah.
Eda.
Sen beni mi takip ediyorsun?
Ne yapıyorsun tek başına?
-Dosyalara bakıyordum. -Dosyalara bakıyordun.
-Ofisteyiz. -Evet.
-Ama kimse kalmadı. -Ya?
(Serkan) Evet, baş başayız.
Gerçi...
...şimdi bir sorun var.
Çözmemiz gereken.
(Müzik)
Erdem.
Serkan Bey.
Hepsini yutabilir miyim diye deniyordum.
Ah, ah, ah. Erdem, Erdem, Erdem.
Biz seninle ne yapacağız Erdem?
Ne yapalım?
Evden ofise, ofisten eve sürekli laf taşıyorsun.
Çok yoruluyorsun, üzülüyoruz.
Vallahi çok zor, çok yoruluyorum gerçekten.
Yani benden laf bekliyorlar ama ben şimdi tabii--
Aması falan yok Erdem. Aması falan yok!
Ofiste olan ofiste kalacak...
...evde olan evde kalacak. Bu kadar basit.
-Anladın mı? -Halacığım.
Edacığım, tamam.
Anladım. Çok net anladım.
Çok net anladım, gerçekten şu an beynimde yankılanıyor bu.
Anlamadıysan, evsiz...
...ya da Fifi'siz kaldığında anlarsın Erdem.
Ne kadar pis bir tehdit Eda, yakıştı mı?
Evet, ne yapacağız?
-Yapacağız. -Yapacağız.
-Yap. -(Serkan) Yapıyorum.
-Ahh! -Yapacağız Erdem.
(Erdem bağırıyor)
(Erdem) Dönüyor, dönüyor, çok dönüyor.
Ahh! Uhh!
Çok yoğun çalışıyoruz gerçekten.
Bu kesit merdivenden geçiyorsa...
Merdiven nerede? Nasıl çıkacaklar, uçacaklar mı Suzan?
Pardon Serkan Bey, revize edelim orayı.
Bence de.
Ya benim cetvelimi, kalemlerimi kim aldı?
İyi ki bir gidiyorum dedim.
Yani hepsi de alınmaz ki ayıp.
Tamam Suzan, çizimler bittikten sonra modelle, 'render' hâlini bana yolla.
(Suzan) Tamam Serkan Bey.
-Ne oluyor? -Cetvelim yok.
Ha, cetvelin yok.
Tamam, sana şöyle bir şey söyleyeyim.
Bizim ofistekiler...
...cetvel çalmasını çok seviyorlar.
Tamam mı? O yüzden cetveline sahip çıkacaksın. Çıkmazsan...
...ha bire cetvelsiz kalırsın. Yani bak, şöyle.
Yusuf, dosyalardan birini getirir misin lütfen?
-(Yusuf) Tabii Serkan Bey. -Teşekkürler.
Mesela.
(Serkan) Gerek yok Yusuf.
Şimdi eğer biri...
...bu cetvel benim derse, ne yapacaksın?
Aynen. Senin cetvelin, tamam mı?
-Kimse bilmesin. -Bilmeyecek.
-Ne bunlar? -Çizimlerim.
Bakmak ister misin, nasıl olmuşlar?
Söyle.
Gel.
Şöyle bir şey yapalım.
Hah Serkan, sana bir mail attım...
...bir bakıp bana döner misin? Acil, tamam mı? Acil!
-Benimkileri beğenmedin. -Yok, güzeldi.
-Sadece... -Tamam, bir daha denerim.
-(Serkan) Tamam mı? -Evet.
(Müzik)
-Merhabalar. Buyurun? -Serkan Bey'le görüşecektim.
-Randevunuz var mı? -Siz Ayfer Yıldız geldi deyin.
Serkan Bey, Ayfer Hanım geldi.
Randevusu yok ama ısrarla sizinle görüşmek istiyor.
-Ayfer Hanım? -Ayfer Yıldız.
Tamam, gelsin.
Tamamdır.
Yalnız ısrar etmedim, onu söyleyeyim.
-Ben size yolu göstereyim. -Gösterin.
Buyurun, şuradan geçeceğiz.
(Serkan boğazını temizledi)
-Ayfer Hanım, hoş geldiniz. -Serkan Bey.
-Ofisiniz çok güzelmiş. -(Serkan) Teşekkürler.
Halacığım, ne işin var burada?
Hiç!
Şey, kahve içmeye geldim. Tabii Serkan Bey müsaitse.
Ne demek. Rica ederim, buyurun.
Eda, sen de buyurmaz mısın?
(Müzik)
Ay, çok iyi geldi kahve. Teşekkür ederim Serkan Bey.
Afiyet olsun.
İyi ki geldin halacığım da...
...niye geldin?
Hiç, sohbet etmeye Serkan Bey'le.
Ya bana artık Serkan deseniz olmaz mı?
Neden? Size...
...Serkan demem için bir gelişme mi oldu Serkan Bey?
Yok, yani ben açıkçası kendimi daha iyi hissedeceğim.
Ve şimdi uzun...
...süredir tanıyoruz birbirimizi.
Aynı zamanda birlikte bir çiçek tasarladık.
O yüzden bence artık bana Serkan diyebilirsiniz.
(Ayfer) Ya?
Yani herkes bana Serkan der bu ofiste. Öyle değil mi Eda?
Serkan patronum olarak, yani sadece patronum olarak...
...ofiste herkes ona Serkan der halacığım.
Serkan Bey, Bodrum Sitesi projesi için istediğiniz belgeler, buyurun.
Leyla, biz bunu kaç kez konuştuk ama seninle!
Bana Serkan demeni istiyorum.
Habire diretiyorum, lütfen bana Serkan de.
Öyle mi oldu? Tamam Serkan Bey...
-Serkan. -(Leyla) Serkan Bey.
Tamam Serkan, Bey.
Serkan Bey. Bir saniye, olacak gibi.
Ee, o zaman Serkan...
...sen bir şey istersen ben buralardayım.
Eda, Ayfer.
(Serkan gülüyor)
Evet, Serkan.
Eda da İtalya'ya gidemedi, biliyorsun.
Gidecek, yani sadece bursu ertelendi. İki ay sonra orada olacak.
Ne kadar ilginç, değil mi? Son dakikada.
Böyle tam uçağa binerken, havaalanında.
Gerçi uçağa binecekken değil, havaalanına varmadan önce.
Ha, ha, ha.
Ee, evet. Ben havaalanı diye yani...
(Ayfer) Eda, Serkan niye oradaydı patronun olarak?
(Ayfer) Edacığım, ne oldu?
Oo! Eda, Eda.
Eda, iyi misin?
Eda, evet...
İyi misin?
Ne kadar iyi bir patronsun.
Eda için de iyi olacak mı?
Serkan, eğer Eda buraya senin için döndüyse...
...Eda'yı da alır giderim.
Ama eğer gerçekten iş için buradaysa...
...ve iki ay sonra İtalya'ya gidecekse...
...gönül rahatlığıyla giderim eve.
Çalışmak istiyorsa yapacak hiçbir şey yok.
Ama eğer başka bir şey varsa...
Eda İtalya'ya gidecek.
Bakın, endişelerinizi anlıyorum.
Sözleşmeden haberiniz yoktu, çok kızgınsınız, onu da anlıyorum.
Fakat ilk gün size dediğim gibi.
Ben asla ama asla Eda'ya zarar vermem.
-Vermeyeceğim. -Peki.
Ben de o gün ilk söylediğimi söyleyeyim o zaman.
Sözünüzün eri birine benziyorsunuz.
Hah, Eda uyandığında...
...saçma sapan konuşursa, sakın üstünüze alınmayın.
Eda.
Eda, uyan.
Bu ne yakışıklılık ya!
-Eda. -Biraz daha uyuyacağım.
(Müzik)
Aşkım.
Akşam annemlerle olan yemeği hatırlatmaya geldim.
Bak, bu sefer geç kalırsak affetmeleri çok zor olacak.
Hem bu düğünden önceki son gecemiz, tamam mı?
Tamam, aklımda. Zaten onlar için çok güzel bir özür konuşması hazırladım.
Tamam, süper.
Bir de bir şey diyeceğim.
Bir ara Serkan'la, Eda'yla bir buluşma mı ayarlasak?
Ben bu çifte gittikçe ısınmaya başladım. Ne dersin?
Ben bu ara seninle baş başa olmayı tercih ederim.
Neden? Kafanı mı karıştırıyor?
Aksine, benim bir an önce seninle evlenmek var kafamda sadece.
(Müzik)
(Pırıl) Bunları yazmamışız. Ölçeksiz geliyor bunlar.
-Bunlar böyle gelmesin, tamam mı? -Tamam.
Şunu sen al, kontrol edersin.
Serkan, sen bir şey diyor musun?
Hayır. Bence bugünlük yeter.
-Öyle mi diyorsun? -Evet, daha sonra şey yaparız.
Ee, tamamdır. Biz devam edelim o zaman, gelin.
Tamam.
(Serkan) Uff!
Pırıl.
(Pırıl) Serkan.
Kapıları söktürsek mi?
-Toplantı odasının kapılarını? -Evet.
(Pırıl) Neden?
İçeriyi daha net görebilmem için.
Ee, yok. Serkancığım, toplantı odamızın kapıları kalsın.
Senin yukarıda çok güzel odan var, böyle geniş, ferah.
İstiyorsan orada çalış sen. Ne dersin?
Tamam, boş ver.
-Tamam. Hadi kolay gelsin. -(Serkan) Sağ ol.
Eda, bir bakar mısın?
(Müzik)
Efendim?
Evet?
Şimdi Eda...
...bir sorunumuz var.
Ben senin yüzünden çalışamıyorum.
-Galiba ben de. -Yaa!
-Güzel. -Ben de seninle konuşmak istiyordum.
Tamam.
Halamla ne konuştunuz, merak ediyorum.
Ben öyleyken, yani...
Seni hipnoz etmiş olabilir, ağzından her lafı almış olabilir.
Bence senden başka hiç kimse beni hipnoz edemez.
Açıkçası ona İtalya'ya gideceğini söyledim.
-İyi yapmışsın. -Evet.
Çünkü gerçekten gideceğim.
Gitmek istiyorum. Tamam, şu an ertelemiş olabilirim.
Ama benim geleceğim bu, eğitimim.
Biliyorum, o da zaten ondan korkuyor. Yani benimle kalıp...
...bir lise mezunu olarak kalmanı istemiyor.
Ben de istemiyorum.
Ben de.
Ee?
-Beni bunun için mi çağırdın? -Yok.
-Ne için? -Bir sorun daha var.
-Ne var? -Ee...
Bende bağımlılık yapıyorsun.
Evet. Ne yapacağım bilmiyorum.
O zaman sen de benim kanımı kaynatıyorsun.
Ne biçim bir iltifat bu!
Bu iltifat değil, gerçek.
-Ya. -Kanım çok kaynıyor, böyle...
...yüz derece falan oluyor, bir şeyler oluyor, çok sıcak oluyor.
Neyse, şimdi...
...ee, patronun olarak...
...şirkette böyle konuşmamamız lazım.
(Kapı vuruluyor)
(Serkan) Selin?
Ben geleceğini hiç bilmiyordum. Hoş geldin.
Holdingle ilgili bazı durumlar var da.
-Tamam. -Ben yalnız bırakayım sizi.
Gerek yok, bilmediğin bir konu değil. Efe Akman'ın projesi.
Aa, Efe Akman'la çalışıyor musunuz? Pürüzler giderildi mi?
Ee, Ferit pürüzleri gidermek için görüşmeleri yaptı.
Alptekin amca da onayladı.
Onayladı?
O zaman babam onayladıysa...
...benim ne diyeceğimin çok bir önemi yok.
Ferit bu iş için çok uğraştı, imzalar biz balayındayken atılacak.
Eğer bir itirazın olursa, dikkate alınır elbette.
Ben yalnız bırakayım sizi.
Tamam mı?
-Oturur musun? -İyi böyle.
Peki, demek böyle resmi olacağız.
Çok yoruldum ben Serkan.
Şirketin PR’ı için de başka birine bakarsan sevinirim.
Evlendikten sonra işleri azaltmayı düşünüyorum.
İstersen böyle ani karar verme.
Çok uzun zamandır düşünüyorum.
Selin bak, eğer vaktin varsa bu konuyu etraflıca konuşalım.
Zaten...
...geçen günkü meseleyi de konuşabiliriz.
Ne gerek var?
Ben anlayacağımı anladım.
Ne mi gerek var?
Bunca yılın hatırı...
...dostluğumuz, bağımız, çocukluğumuz...
...holdingde ortaklığımız.
Tamam, görüşmek için konuşuruz.
Selin...
...PR’cım olarak işini bırakmanı istemiyorum.
O yüzden rica ediyorum, tekrar düşün.
Ben şu an sadece Ferit'le ilişkimi düşünüyorum.
(Müzik)
(Telefon çalıyor)
Efendim?
Efe Bey, buyurun, ne demek.
Evet, iş ortaklığı için gerekli belgeler imzalandı.
Avukatınız durumu aktaracaktır size zaten.
Evet, Ferit ortaklık teklifinizden bahsetti.
Anlıyorum. Bu kadar uzun soluklu bir projede...
...mantıklı olanın güç birliği olduğunu düşünüyorsunuz...
...ancak Alptekin Bey'le konuştum.
Biz şu an hisselerimizi satıp ortak olmak istemiyoruz.
Tamam, siz teklifinizi iletin yine de...
...haftaya geldiğinizde görüşürüz zaten.
Tamam.
Sağ olun.
(Müzik)
-Pırıl. -Betül.
(Betül) Buyurun Pırıl Hanım?
Malzeme listesini ben senden istemiştim, bunu mu?
-Evet. -(Pırıl) Bakayım.
(Pırıl) Ben... Aynen o.
-(Ceren) Rahatsız etmiyorum ya. -(Pırıl) Yok. Hoş geldin Ceren.
(Pırıl) Ee, geliyorum, bakacağım, hemen geliyorum.
Bana bir beş dakikanı ayırabilirsen çok önemli bir şey konuşmak istiyorum.
Ayırırım. Tabii ki beş dakikamı ayırırım sana Ceren.
Ama tek bir şey rica edeceğim senden. Ne olursun, Engin'le ilgili konuşmayalım.
Pırıl, Engin sana âşık.
Oturma düzenini ben size yolladım. Bir bakabilir misiniz acaba?
Uğraşamayacağım şimdi. Telefon çekmiyor, kapat.
(Melek) Tamam, o zaman siz bakınca bana haber verirsiniz.
(Melek) Teşekkürler. İyi günler.
Pişman mısın?
Yok, iyi oldu. Hava da çok güzel, senin geldiğin de iyi oldu.
Kızım, kendi gelişimden bahsetmiyorum.
Selin'in düğün organizasyon işine girdiğin için pişman mısın?
Ha.
Yok, iyi geldi bana.
Aman, zaten yarın evleniyorlar, bitiyor bu tantana.
Vallahi aşka şu kadarcık inancım vardı, onu da kaybettim.
Böyle artık eski Melo yok.
Melankolik Melo'yu bir kenara bıraktım. Artık başka biriyim.
Kızım, zaten ne gerek var melankoliğe?
Yani benim o inandığım mükemmel aşk bile yalan çıktı.
Yok, cidden yok. Artık şimdi var. Ne geçmiş ne gelecek.
İşte bu. Kulübe hoş geldin.
Bak mesela...
...saat 11 yönünde çok yakışıklı bir adam var.
Yani ona bakıyorum.
(Melek) Doya doya onun tadını çıkarıyorum.
Ama âşık olmuyorum.
Hayal falan kurmuyorum yani.
O da sana bakıyor galiba. Bu mu?
Fifi? Ay, evet!
Ne bu böyle? Ne sitesi?
Aa, peki, bu bir işaret olmalı o zaman.
Nasıl yapacağız yani? O beni görüyor, ben onu görebiliyor muyum?
Melo, hemen işaret falan demeye başladın, göstermedim say.
İçindeki sevgi pıtırcığına selamlarımla. Ama lütfen görüşmeyelim.
Lütfen, benim şu anda aşka ihtiyacım var. Lütfen ama ya!
Bana bir profil açalım.
Tamam ama benim kontrolümde görüşeceksin.
Söz.
İndir o zaman.
Dikkatini çekebildiğime sevindim.
Pırıl...
...bunları konuşmak benim üstüme vazife değil ama...
...her şey benim suçum.
Engin'in konuşacak hiç hâli yok.
Bak...
...biz Engin'le Eda'nın nişanında tanıştık.
Orada bile bana on senedir platonik bir aşk yaşadığından bahsetti.
Sonra birbirimize ilişkiler hakkında tüyo veririz falan dedik...
...arkadaş olduk, hepsi bu kadar.
Ama Ceren, öyle gözükmüyordu.
O da benim suçum.
Ona karşı olan hislerini ortaya çıkarmak için...
...seni kıskandırma fikri de bana aitti.
Kıskanmak...
...kıskandırmak...
İşe yaramıyor.
Keşke karşıma geçseydi, bana dürüst bir şekilde söyleseydi.
Kim? Engin mi?
Ben sana Engin'in söyleyeceklerini söylüyorum.
"Ne dedim? Hayır, demedim.
Evet demiş olabilirim. Ona da demedim, buna da demedim."
Engin seninle nasıl konuşsun?
Sinirim bozuldu. Aynısını yaptın. Aynen böyle yapardı.
Bir sürü şey söylerdi, hiçbir şey söylemezdi.
Engin çok tatlı bir adam.
Üzme onu Pırıl.
Eğer suçlayacak birini arıyorsan, tam karşında.
Biz aslında seninle iyi arkadaş olurmuşuz.
Ama bence biraz yavaş gitsek iyi olur.
Tamam.
Bir kere sarılsak yeter gibi duruyor.
Çaktırma, ikimize bakıyor.
Kalk.
Allah! Bir şey düşürdü.
-Ne, anlamadım? -Bilmiyorum, orada bir şey kırdı.
Sabahtan beri kahve getiriyor. Onlardan birini kırmış.
Enerji patlaması canım. Gel, bakalım.
(Engin) Meryem abla, bakabilir misin? Kahveyi her yere döktüm.
İşte, geliyorlar!
(Müzik)
Engin Bey yine her yeri dağıtmış, toparlamaya çalışıyor.
Senin yüzünden.
Sen benim bu hayatta tanıdığım...
...en karmaşık, en değişik, en acayip kadınsın ya!
İltifat ediyor şu an.
Ee...
...biz seninle gerçek bir yemeğe çıkalım Engin.
-Yemeğe? -Yemeğe.
-Tamam. -Tamam.
O zaman ben rezervasyonu yapayım. Nerede yemek yiyeceğimizi falan seçeyim.
Tüm işlemleri halledeyim, sana bilgi vereyim, olur mu?
Olmaz.
Sen sadece yemeğe gel yeter Engin. Tamam?
-Tamam. -Görüşürüz Ceren.
Görüşürüz Pırıl.
Arkadaşım Erkek'le görüşebilir miyim?
Vallahi aradığın kişiye şu an ulaşılamıyor Ceren.
Sizi yukarıda öyle sarılırken görünce benim burada aklım gitti.
Hazır aklın gitmişken, kalbine sorayım o zaman.
Engin, ben sana yalan söylediğim için çok özür dilerim.
Sen benim hayatımdaki tek Arkadaşım Erkek'sin.
Artık barışalım mı?
Zengin, varlıklı bir ailenin içinde doğmanın zorluklarından bahsederken...
...herkes benimle dalga geçer ama...
...bence sen geçmezsin.
Sıfırdan tırnaklarıyla kazıyarak başarıya ulaşan insanları...
...bana sen anlattın.
Onlara hiç özenmedin mi Engin? Ya da...
...içine doğduğun durumdan utandığın hiç olmadı mı?
Ne bileyim.
Bazen oldu.
Engin, sen beni Eda'nın arkadaşı olarak tanıdın.
Ailemin soyadını duyduğunda suratın, tepkilerin değişmedi.
Ben hukukçu bir ailenin ikinci nesil avukatı olmak istemiyorum.
Onun yerine yeni mezun olmuş, tuttuğunu koparan...
...dişiyle, tırnağıyla kazıyarak bu noktalara gelmiş biri olmak istiyorum.
-Çok istiyorum. -İyi de zaten öylesin.
Teşekkür ederim.
Peki, aramızda artık gizli saklı hiçbir şey kalmadı, değil mi? Eminiz?
Kalmadı. Gerçekten kalmadı. Bitti hepsi. Kurtulduk.
O zaman çay, kahve, ne içersin? Sana ne söyleyeyim?
Yok, benim şimdi Serkan'ın yanına gitmem lazım.
Ona bir haber vereceğim. İlk onun duyması gerek.
Tamam.
Görüşürüz.
Kafayı yemek üzereyim.
Yani ne Selin telefonu açıyor ne Serkan bir şey anlatıyor.
Bunlar ne oldu da bir araya gelemediler?
-Ne eksik Seyfi? -Aşk.
Çünkü iki insanın bir araya gelmesi için en gerekli duygu.
Aşk.
Sana soranda kabahat!
Ben içeriden bilgi alacağım.
(Boğazını temizledi)
(Telefon çalıyor)
Pırılcığım, selam. Nasılsın canım?
Aydan Hanım, teşekkür ederim, iyiyim. Siz nasılsınız?
Teşekkür ederim, ben de iyiyim.
Ben Serkan'ı merak ettim.
Biliyorsun, bu çiçekçi kız hayatımızdan çıktı, gitti.
Serkan her ne kadar etkilenmemiş gözükse de...
...bir hâlini hatırını sorayım dedim.
Hayatımızdan çıktı, çiçekçi kız... Eda mı?
Evet, gitti ya.
Şirketteki yokluğu o kadar mı fark edilmiyor...
...yoksa bugün senin kafan mı karışık?
Evet, benim kafam o kadar dağınık ki bu aralar, ben çok yoğun çalışıyorum.
Hatta Aydan Hanım, kusura bakmazsanız benim telefonu kapamam gerekecek.
Pırılcığım...
...şirkette Sevda'ya benzeyen bir kız mı çalışıyor?
Ee... Yok. Benzetmişsinizdir çünkü insan insana benzer.
Bu, o.
O. Evet, bu, o.
Ta kendisi.
Gitti kadın. Gitti kadın, gitti.
Gitmemiş.
İtalya'ya gitmemiş. Hayatımızdan çıkmamış.
(Aydan gülüyor)
Galiba şu an sakinleştirici bir bitki çayına ihtiyacınız var.
Eda Hanım bırakmıştı. Ben hemen hazırlıyorum.
Gitmemiş, hâlâ burada! Çıkmıyor hayatımızdan.
Ay, bana bir şeyler oluyor!
Bana bir kova buz getir.
(Kapı vuruluyor)
-Selam Serkan, nasılsın? -İyi, sen nasılsın?
İyiyim, teşekkür ederim. Sana çok güzel haberlerim var.
Hadi bakalım.
Avize tasarımlarını çalan adamlar davayı kazanacağımızı anladıkları için...
...çok güzel bir anlaşmayla geri döndüler.
Yani artık rahat bir nefes alabilirsin.
Çok sevindim. Güzel.
Bir de yüklü miktarda tazminat ödeyecekler.
Öyle mi?
O zaman senden bir şey rica edeceğim.
Oradan gelen parayı...
...bir tane yetimhaneye bağışlamayı sağlar mısın?
Tabii sağlarım.
Ama gizli bir şekilde.
-Eda'dan da mı gizli? -Esas ondan gizli.
Peki.
(Kapı vuruluyor)
Eda?
Cer?
-Senin ne işin var? -Senin ne işin var?
Serkan benim müvekkilim Edacığım. Senin ne işin var?
Anlatacağım dedim ya, anlatacağım.
Anlatacaksın?
Serkan, dosyaları alıp sana gelsem, uygun musun?
Akşama kadar buradayım.
-Sen ne yapacaksın Edacığım? -Eve geleceğim.
-(Ceren) Eve geleceksin? -Kesin eve geleceğim.
Kesin? Peki, görüşürüz.
Evde görüşürüz.
İdil Hanım'a göndereceğim çizimleri bastırdım.
Birini basmayı unutmuşum, hemen geleceğim.
(Müzik)
(Mesaj geldi)
(Serkan dış ses) Ofisteyim. Gelebilir misin?
-Alo? -Hazır mısın?
Ofisteyim. Eve uğrayıp üstümü değiştirdim. Çok az işim kaldı.
Ofiste misin?
(Selin ses) Evet, kontrol etmem gereken son birkaç belge kaldı.
Sen annenlere geç istersen, orada buluşuruz.
Tamam, peki.
(Müzik...)
(...)
İdil Hanım'a gönderilecek çizimler. Şimdi bakmak ister misin?
Sonra bakarım.
İyi misin?
İyiyim.
Selin iyi mi?
PR'cım olarak işi bırakmak istiyor.
Bugün konuşacağız.
Ben de eve gideceğim.
Malum, halamın hâlleri hâl değil.
Tamam. Sonra bana gelirsin.
-Hayır, gelmem. Olmaz. -Olur.
-Olmaz Serkan. -Olur Eda. Yani neden olmasın?
Yani...
...bu gizli oyunu oynamak isteyen sensin.
O yüzden gelmeyeceksen...
...belki de halanla ben konuşurum.
Konuşamazsın. Tamam, bir yolunu bulurum.
Bence bulursun.
Sende de ne inat varmış!
-Evet. -Bolat inadı mı bu?
Senin işin yok mu?
Bence gitgide bana benziyorsun.
Bence akşam görüşeceğiz.
(Müzik)
Teşekkürler.
-Gel. -Benim çok fazla vaktim yok.
İstersen şöyle oturalım.
(Serkan boğazını temizledi)
(Serkan) Selin...
...sen gerçekten benim için...
...çok önemli birisin.
(Serkan) Hep öyleydin.
Yani çocukluğumdan beri hep yanımdaydın.
Çektiğim bütün zorluklara rağmen yanımdan hiç ayrılmadın.
Ki şu an da öylesin.
Buradayım.
Ama si...
Selin, biz denedik.
Uzun bir süre denedik ve...
...olmadı.
Sana daha önce söylediğim gibi, benim için en mantıklı kişi sendin.
Sensin.
Benim için öyle değildi ama Serkan.
Sen hep en önde, ilk sırada...
...en önemli...
...herkesten, her şeyden önemli. Hatta kendimden bile.
Selin, lütfen ağlama.
Serkan, ben bütün cesaretimi toplayıp...
...seninle konuştum.
Eğer sen istersen Ferit'ten ayrılacağımı söyledim.
Eda bana geldi...
...bizim sözleşmemiz var, Serkan sana âşık dedi.
Sen bana dedin ki; "Bekle, geliyorum."
Bekledim. Saatlerce bekledim, gelmedin.
Serkan, artık ben niye buradayım, bilmiyorum.
-Ben şu an buradan gitmek istiyorum. -(Serkan) Evet, çok haklısın.
Çok haklısın ve emin ol...
...çok cesur bir insansın.
Benden daha cesur birisin.
Sen gelip bana...
...her şeyi söyleyebildin ama ben söyleyemedim.
Eda'ya da söyleyemedim.
İtalya'ya gidip beni bırakacaktı.
Ben de sana gelecektim, mantığımı dinleyecektim ama olmadı.
Çünkü ona âşıksın.
Evet.
Sen ve ben aynı şeyi yaşamışız.
Ama...
...sen aşkına kavuştun, tebrik ederim.
Gerçekten seni hiç üzmek istemezdim.
Serkan, ben sana kızmıyorum, biliyor musun?
Gerçekten.
Belki de böylesi hepimiz için çok daha iyi oldu.
Ben seninle mutlu değildim ki.
Ben hep senin Eda'ya baktığın gibi, güldüğün gibi bana bakmanı hayal ettim.
Öyle gülmeni hayal ettim.
Ben senin hayalini sevdim.
Anlıyorum.
Ben bir elimi, yüzümü yıkayayım.
(Müzik)
Ahmet abi, bir durur musun?
(Ceren) Dur, dur abi.
Ferit, iyi misin? İyi misin, ne oldu? Ahmet abi, hemen hastaneye götürelim. Gel.
Nefes almaya çalış.
Gel, kafana dikkat et.
(Ceren) Abi, hemen hastaneye, hemen.
(Ceren) İyisin, değil mi?
(Ceren) Hemen abi. Hastaneye bas abi.
Serkan...
...Ferit olağanüstü bir insan.
Benim artık onu üzmeye hiç niyetim yok.
Bugün bunu söylemek için buraya geldim.
Eğer...
...seninle çalışmamdan rahatsız olursa, seninle de görüşmeyeceğim.
Eğer isterse, buradan gitmeyi bile düşünürüm.
Haklısın.
Dürüstlüğün ve konuşma için teşekkür ederim.
Ben teşekkür ederim.
Yarın düğünümde görüşürüz.
(Duygusal müzik)
Nasılsın?
-Umarım daha iyisindir. -Evet, şu an iyiyim. Sağ ol.
Ben hayatımda ilk defa panikatak geçirdim.
Bayağı kalp krizi gibi bir şeymiş. Gerçekten çok korktum.
Seni de korkuttum, çok özür dilerim.
Önemli değil, hiç önemli değil.
Ama ne yalan söyleyeyim, seni öyle görünce gerçekten korktum.
Senin için yapabileceğim bir şey var mı? Bir şey istiyor musun?
Hiçbir şey.
Teşekkürler.
Ferit, sen çok üzgün gözüküyorsun. Serkan'la mı sorun yaşadınız? Ne oldu?
Hayır, hayır. Hiç öyle bir şey değil.
Ya...
Uzun süredir gözümün önünde olan bir şey vardı.
Ve ben sırf beni rahatsız ediyor diye görmemek için kafamı çevirip duruyordum.
Ama sanırım bugün onunla artık yüzleştim ve...
...doğruyu söylemek gerekirse...
...kendimi çok da iyi hissetmiyorum.
Bazen hayatta net kararlar vermen gerekir.
Ama ben hiçbir zaman cesaret edemiyorum çünkü o gücü kendimde bulamıyorum.
Çünkü ben ondan vazgeçemiyorum.
Yani öyle.
Ama sonuç olarak yüzleşerek ilk adımı atmış oldun.
Umarım en kısa zamanda senin için doğru olanı bulursun.
İnşallah.
Bu arada Ceren, tüm bu olaylar aramızda kalsın, olur mu?
Çünkü kimseyi endişelendirmek istemiyorum.
Tabii ki, merak etme. Sır.
Sır.
Seninle de ilk tanışmamız, konuşmamız, muhabbetimiz böyle oldu.
Bir garip oldu ama tekrar kusura bakma.
-Öyle olması gerekiyormuş demek ki. -Evet.
Şey...
...benim gitmem gerekiyor da sen nasıl gideceksin?
Ben şoförü çağırırım, o gelip beni alır. Sağ ol.
İstersen ben de bırakabilirim.
Yoo, hiç gerek yok. Teşekkürler. Ben seni daha fazla alıkoymayayım.
O zaman...
...kendine dikkat et. -Sen de.
-Üzme kendini. -Tamam.
-Görüşürüz -Hoşça kal.
(Duygusal müzik)
Fifi...
...bizim dört kız yalnız kalmamız lazım.
Bir şey anlatacağım, halam var diye günlerdir anlatamadım.
Farkındayım.
(Ayfer) Sağ ol canım.
-(Erdem) Teşekkür ediyorum. -Rica ediyorum.
-(Erdem) Tuzlu mu? -(Figen) Tuz ruhlu.
Benim anlamadığım, Melo'nun işi var da Ceren'in sesi bir tuhaf geliyordu.
Ne olmuş da yorulmuş da eve gidiyormuş?
(Telefon çalıyor)
Melo?
Fifi, ben sana bir şey soracağım. Burada çok fazla yakışıklı var.
Ben hangisini seçeceğim.
Melo, o hesapların yarısı sahte.
Ne kadar mükemmelse o kadar sahte, öyle düşün.
Sahte?
Sen nereden biliyorsun onların sahte olduğunu?
Halacığım! Nerelerde geziyorsun sen? Hangi sitelerde geziyorsun da...
...onların sahte olduğunu biliyorsun? -Sana ne!
Gerçekten sana ne ya!
Melo, grup olarak bir aşk facianı daha kaldıramayacağız.
Ben kendi aşk facialarımı kaldırırım. Vallahi öyle.
Bir hayal, bir hayal kırıklığı. Bir hayal, bir hayal kırıklığı.
Ben buna Melo Döngüsü diyorum.
(Ayfer ses) Bıktım sizin şu döngülerinizden.
(Ayfer ses) Kimse beni düşünmüyor ya, kimse!
Annelerinizin, babalarınızın bana emanetisiniz.
Şu an bana bir laf mı sokuldu?
Edacığım, Dadacığım, sen de ortamdaki gerginliği fark ettin mi?
Ben destekçinim Melo, arkandayım. Sen devam et.
Buldunuz işte birbirinizi!
Aa, doğru ya! Sana da bir profil açalım. Nasıl olsa zaten bekârsın.
Zaten Serkan Bolat'layken de bekârmışsın!
Yoo, yeni damat var ya, Cenk.
-Hadi öptüm sizi, bye. -Bye bye.
Benim de çıkmam lazım. İş yemeğine gideceğim.
Ne iş yemeği bu?
Düz... Dümdüz iş yemeği.
Serkan Bolat da var mı bu dümdüz... Düz. Düz yemekte?
Yani patron o olduğuna göre bence haberi vardır. Gelir.
Haberi vardır.
O yüzden ben hazırlanıp çıkacağım. O yüzden kaçıyorum.
Bu niye burada?
Şey... O işte yemeği... Serkan bana gel dedi.
Ama çok yorgun olduğum için ben evde Fifi'yle kalayım dedim.
(Erdem) Ondan sonra o şey yaptı. Tamam.
Erdemciğim...
...nasıl bir iş yemeğiymiş bu? -Nasıl bir iş yemeği?
Sen benim ağzımdan şu anda laf almaya çalışıyorsun.
Normalde olsa ben hepsini şu an takır takır anlatmıştım.
Anlatacağım da galiba, o yüzden şöyle oturayım.
Çünkü ben artık...
...eski Erdem değilim. -Aa!
-Kahrolsun! -Ne?
Bütün ezilen erkekler adına.
Bu çocuk beni çok güldürüyor.
Ben hayatımda senin gibi bir adam hiç görmedim.
Ee, nasıl buldun?
Yani çok... Çok güzel olmuş da sen...
...bütün gün ofiste bunları mı yaptın?
Evet.
Güzel oldu bence. Tamam, restoran değil ama...
...en azından biraz süsleyince sanki böyle restoranmış gibi de duruyor.
Yok, çok... Çok güzel olmuş her yer.
Ben bazı akşamlar burada kalıyorum tek başıma çalışmak için.
Biraz kafa toplamak için.
Ama hiç bu kadar güzel değildi. Bir de yalnız olunca da...
...çok güzel olmuyor.
O yüzden teşekkür ederim.
Yemeklere ne diyorsun?
Suşi en sevdiğim şey.
Bir de en sevdiğin restorandan aldım. O detayı atlama lütfen.
-Evet, fark ettim. -Tabii canım, hep senin sevdiklerin.
-Yiyelim hadi. -Yiyelim hadi.
(Duygusal müzik...)
(...)
-Aklıma harika bir fikir geldi. -Ne?
Ne yapalım, biliyor musun?
Hani ben sana Antalya'da bir kokteyl hazırlatmıştım ya...
...sana ondan hazırlayayım. Bak, vallahi çok eğleniriz.
-Çok eğleniriz. -Çok eğleniriz.
Çok dans ederiz, çok güleriz, çok zıplarız.
-Çok zıplarız, çok güleriz... -Evet.
...çok eğleniriz.
Ama ben bu akşam iki yetişkin gibi konuşmak istiyorum Engin.
On yıldır konuşuyoruz zaten Pırıl.
Bu akşam da konuşmayıverelim.
Sadece yemek yiyelim diyelim. Olmaz mı?
Demeyelim öyle. Çünkü öyle deyince...
...başka bahara kalıyor. Öyle demeyelim.
Ee... Biz konuşalım.
Seninle konuşalım. Çünkü...
...biz on yıldır konuşuyoruz ama hiçbir şey söylemiyoruz Engin.
Ama ben şimdi ne dedim ki? Ben sana kötü bir şey demedim.
Pırıl...
Ben sana çok değer veriyorum, gerçekten.
Ben de sana çok değer veriyorum Engin, gerçekten.
Ama benim kafam karışıyor artık.
Gerçekten. Senden başka herkes konuşuyor Engin.
Ben ne yapıyorum biliyor musun her gün? Eve gidiyorum ve beynimi sıfırlıyorum.
Ertesi gün ofise geliyorum.
Tamam Pırıl, iş diyorum.
İş, odaklan. İşine odaklan, konsantre ol.
Tam konsantre oluyorum, 17 kere odama giriyorsun.
Kahve getiriyorsun, beni orada tutuyorsun Engin.
Tamam, bir dahakine daha dikkatli olacağım, oldu mu?
Dikkatli olma Engin.
Bana bu kadar kendini sal dedikten sonra dikkatli olma.
-Ne yapayım? -Konuş Engin.
Konuş.
Bir şey söyle.
Aslında ben... Bu hazırlıkları yaparken böyle...
...kafamdan hep geçiriyordum.
Neler söyleyeceğimi, neler konuşacağımı falan ama böyle...
...o ana gelince bir anda her şey sıfırlanıyor, zihnim sanki 'reset' atıyor.
Unutuyorum. Ne söyleyeceğimi de bilemiyorum. Ben aslı--
(Müzik)
Bunu da bana yaptırdın ya Engin, bir daha gözüme gözükme.
(Müzik)
Bunu ben de yapardım ki.
Geldim.
Gel.
-Geldim de nasıl geldim. -Nasıl geldin?
Parmak uçlarımda geldim.
Ne bileyim, Aydan Hanım görmesin, Seyfi Bey bir yerden çıkmasın...
...Sirius havlamasın falan diye.
Bence evde bizi görmemeli. Ne yapacağız?
Eda.
Zaten ben herkese söyledim.
Haber vermeden gelemezler, o yüzden baş başayız.
-Bir şeyler atıştırırız, tamam mı? -Bir şeyler mi atıştıracağız?
-Ama önce bir salatayı bitirmemiz lazım. -İyi olur, acıkmıştım.
Elimi yıkayayım.
"Yanlışlarımdan ders alacak kadar olgun değilim"
"Bu yalan bir mecburiyet, yoksa sana vurgun değilim"
"Ama gözlerimde bir ışık, kalbimin tıkırtısı"
"İçim içime sığmıyor, ya bu neyin kıpırtısı"
"Dön yüzünü gökyüzüne, bak bir aşkın yıldızına, aman"
"Parlayacak, sönecek, biliyorum"
"Her şey olur, her şey biter"
"Bir yıldız gökyüzünde kayar yiter"
"Her şey olur, her şey biter"
"Yalnızlık hep aynaları mesken tutar"
"Her şey olur, her şey biter"
"Bir yıldız gökyüzünde kayar yiter"
"Her şey olur, her şey biter"
"Yalnızlık hep aynaları mesken tutar"
Bu anı aklıma kazımak istiyorum.
Çok güzel değil mi?
Evet.
Ama dikkatli ol.
Yani...
...şimdi bir şey olur...
...fenalaşırsın, uyuyakalırsın.
Sen benim için endişeleniyor musun Serkan Bolat?
Hayır, sadece...
...şu uyku meselesini bence çözmeliyiz.
O yüzden...
...yarından itibaren benimle spor yapmaya başlayabilirsin.
Seninle doktor kontrolünde spor yapmak?
-Kalsın. -Eda, yapacaksın.
Ne yapacağız? Nasıl bir spor yapacağız?
Ata binebilirsin. Boks olur, kürek çekebiliriz.
-Ne istiyorsan. -Ata binmekle boks olur.
Olur mu?
Zaten öyle tahmin etmiştim.
Tamam o zaman.
Öyle olsun.
(Duygusal müzik)
Sen bana kur mu yapıyorsun şu an?
Kur.
Sen daha hiçbir şey görmedin.
(Duygusal müzik)
Ferit!
Ferit!
Ferit!
(Gerilim müziği)
(Operatör ses) Sinyal sesinden sonra mesajınızı bırakabilirsiniz.
(Operatör ses) Aradığınız kişiye şu anda ulaşılamıyor.
Ferit, annenlere gittim. Telefonun kapalı, evde yoksun.
Çok endişeleniyorum, çok merak ettim. Neredesin?
Beni bir an önce ara. Çıldıracağım ya!
Bir şey mi geldi başına, bilmiyorum.
(Gerilim müziği)
Hâlâ her gece bakıyor musun?
Eskisi kadar değil, hayır.
Ne düşünüyorsun?
Dedim ya...
...anı kaydetmek istiyorum resmen. Uyanmak istemiyorum.
Sen?
Acaba benden ne zaman bıkmaya başlayacaksın?
Senden bıkmak mı?
Senden bıkılmaz bence.
Çünkü sen dünyanın en...
En... Tamamla cümleni.
En...
...romantik robotusun.
Romantik robot.
Peki. Hmm.
Sence artık itiraf zamanı gelmedi mi?
Önce sen başla o zaman.
Ben sana zaten söyledim.
Sana deli gibi âşık oldum Eda Yıldız.
Duygularımız karşılıklı Serkan Bolat.
(Duygusal müzik)
Bu gece hangi yıldıza bakıyoruz o zaman?
Güzel soru.
Çünkü sana ufak bir sürprizim var.
O ne? Başka bir sözleşme mi?
Değil. Bu senin için ufak bir şey.
(Müzik)
Nasıl yani? Bana yıldız mı aldın?
Evet. Yani artık gökyüzünde bir Eda Yıldız var.
Ya sen benim şımarma potansiyelimi unuttun galiba.
Onu unutmak biraz mümkün değil.
Nerede, hangisi? Göstersene lütfen. Hangisi?
(Serkan) Gel. Gel.
(Müzik)
Şimdi bak buradan.
-Teleskop şu an Sirius'a ayarlı. -Tamam.
-Sirius'u görüyor musun? -Evet.
Oradaki büyük ışık.
Onun yanında bir yıldız var.
-O mu? -O Eda Yıldız.
(Gök gürlüyor)
Gerçekten mi ya?
Ya...
Teşekkür ederim.
(Gök gürlüyor)
Dur şunu bırakayım.
-Boş ver. -Bırakacağım.
("Tolan Shaw - Gold" çalıyor)
(Gök gürlüyor)
(Eda) Ya...
Çok mu romantik oldu bu?
("Tolan Shaw - Gold" çalıyor)
(Müzik)
(Mesaj geldi)
(Selin ses) Ferit, annenlere gittim. Telefonun kapalı, hiçbir şekilde...
...sana ulaşamıyorum. Çok endişelenmeye başladım.
(Selin ses) Beni bir an önce ara. Çıldıracağım ya!
(Selin ses) Bir şey mi geldi başına, bilmiyorum.
(Müzik)
(Mesaj geldi)
(Ferit dış ses) Çok önemli bir işim çıktı. Bu gece beni bekleme.
(Müzik)
Evet, bakalım.
Şimdi bu...
...çok yakışıklı.
Bu inanılmaz şehirli bir erkek. Bu da olmaz.
Şişko.
Bu hiç değil.
Sarışın. Hoşlanmadığım bir şey.
Yaşlı! Yaşlısın sen! Burada ne yapıyorsun ya, git!
Allah Allah.
Kel, bodur. Hem kel hem bodur.
Harika bir şey, bu işte. Muhteşem.
Tamam, bak. Aa, bu benmişim. Neyse, tamam.
Bak, şu... Kirli sakal olayı, tamam.
Benim hem bu aykırı duruşumu da yansıtır Fifi'ye karşı.
Tamam, bu 'okay' benim için.
Her şey hazırsa o zaman...
Selam.
Selam.
Evet.
Yazıyor, vallahi yazıyor.
"Selam".
Selam yazdı, selam! Bitti bu iş.
Bitti, oldu bu iş. Selam yazdı, tamamdır artık, bitti.
Sen kimlere yazışıyorsun ya selam diye şu anda?
Sen bana yazmadın bunu selam diye.
Kime yazdın?
Sen başka erkeklere selam mı yazıyorsun Fifi?
(Müzik)
Ah Fifi.
(Müzik...)
(...)
Selin Hanım'ın tebrik mesajlarını ben sonra kendim ileteceğim.
Siz hiç şu anda ona bir şey söylemeyin. Tamam.
Bir de bu çelenkler var ya, onları dış bahçeye koyun.
Onları düğün alanının içinde istemiyoruz.
Tamam, ben şimdi çıktım yola, geliyorum. Kolay gelsin.
Dada'm, hadi geç kalacağız, çık.
Eda da mı geliyor düğüne?
Bu ne rahatlık, vallahi inanamıyorum.
Ne işi var Eda'nın Selin'in düğününde?
(Yaklaşan ayak sesi)
Bu ne güzellik ya.
Sen gelinden rol mü çalmak istiyorsun acaba?
Abartma Melo, senin güzelliğin o.
Eda, sen gitmesen keşke düğüne ya.
Halacığım, tabii ki gideceğim.
İş hayatı, profesyonellik bunu gerektiriyor.
Sonuçta Selin, benim çalıştığım şirketin ortağı.
O yüzden gideceğim halacığım. Öptüm papatyam.
-Ben de seni canım. -Hadi yürü, çıkalım.
-Hadi, hadi. -Seni sevdim.
Hadi maşallah size.
-Vallahi prenses gibisin ha. -Sen de.
(Müzik...)
(...)
(...)
Çok yakışıklı olmuşsun.
Canım bu düğüne gitmek istemiyor.
Aslında bugün hiçbir şey yapmak istemiyorum.
-Ama bu Selin'in düğünü, gitmen lazım. -Evet.
(İç çekiyor)
Bana kızgın mısın hâlâ?
Daha çok kırgınım diyebilirim.
Aydan, biz seninle hayat arkadaşıyız.
Bugüne kadar ne yaşarsak yaşayalım, hep birlikte yaşadık.
Birbirimizi asla bırakmadık.
Evet. Haklısın, hiç bırakmadık.
Aramızda birçok şey eksik, yanlış yaşanıyor olabilir ama...
...bu kadar önemli bir şeyi benden gizlemen beni çok üzdü.
Haklısın. Çok özür dilerim.
Affedersin.
Özrünü kabul ettim.
Şey, bu takıma bu uymuş mu?
Harika olmuş.
(Boğazını temizliyor)
Bölüyorum, pardon. Alptekin Bey, misafiriniz geldi.
-Kim? -Kadir Bey.
-Çalışma odama al lütfen. -Peki.
Kadir kim?
Eskilerden biri.
(Müzik)
(Alptekin) Evet Kadir.
(Kadir) Aradığınız çocuğu buldum efendim.
Artık çocuk değil her kimse.
İstanbul'da yaşıyor. İş adresi, ev adresi, hepsi içinde.
-Emin misin? -Eminim efendim.
Ailesinin fotoğrafları da var, onları da koydum.
Bundan hiç kimseye söz etmeyeceksin, biliyorsun değil?
Eğer söz edersen...
...yakana yapışırım.
Dediğim gibi efendim, uzaklarda yeni bir hayat kuracağım.
Yardımcı olursanız tabii ki.
(Müzik)
Bununla ömrünün sonuna kadar...
...mütevazı bir hayat yaşayabilirsin.
(Müzik)
Sağ olun efendim.
Teşekkür ederim.
(Müzik)
(Gerilim müziği...)
(...)
Hayır.
Eda, Eda Yıldız.
Hayır.
Hayır.
Olamaz.
Ahh!
(Eşyalar düştü)
(Aydan) Alptekin!
Ne oluyor, ne bu gürültü? Neye kızdın?
Alptekin, neyin var? İyi misin?
-Aydan... -Ne?
Ne?
Aydan, hani Tuzla'da bir yazlık inşaatı vardı.
Evet.
Orada bir istinat duvarı, bir evin üzerine yıkılmıştı hani...
...iki kişi ölmüştü. -Evet, söyledin.
Onların bir küçük kızı vardı Aydan.
Çok önce, yıllar önce, bizim çocuğumuz daha ölmeden önce.
O kızı çok aradım. Ona yardım etmek istedim.
Yani en azından okumasını sağlamak...
...acılarını biraz olsun hafifletmek istedim ama bulamadım Aydan, bulamadım!
Alptekin, bu senin suçun değildi.
Orada çalışan adamın suçuydu, tamam mı? Sakin ol.
Aydan...
...şimdi kim olduğunu öğrendim.
Kimmiş?
-Kim? -Hayır.
-Kim? -Aydan.
(Gerilim müziği)
Bu şaka mı?
Şaka herhâlde.
Alptekin...
Aklımı kaybedeceğim şimdi.
-Eda Yıldız. -Evet.
Allah kahretsin!
Bu kız şimdi İtalya'da mı? Tamamen ayrıldılar, değil mi?
-Yok, hayır. -Hayır mı?
-Serkan'ın ofisinde çalışıyor. -Olamaz.
Yani bu kız...
...intikam almak için mi geldi Serkan'ın yanına?
Yani bu kız bu kadar kötü olabilir mi?
Yok, böyle bir şey olamaz.
-Hayır canım. -Buna inanamıyorum.
(Alptekin) Hayır Aydan, hayır.
Aydan, bunu Serkan'a söylemek zorundasın.
Hayır. Sakın, sakın. Sakın, seni asla affetmez, Alptekin, sakın söyleme.
Çocukluğunda ona yaşattıklarımızdan dolayı zaten beni asla affetmedi.
-Alptekin, sakın söyleme. -Aydan!
Bu kızın kim olduğunu ona söylemek zorundayız.
Yoksa kendimi asla affedemem. Bunu bilmek zorunda.
Bunu Serkan'a yapamayız Aydan.
İnanamıyorum.
İnanamıyorum.
(Müzik)
(Aydan) İnanamıyorum.
(Telefon çalıyor)
Anne, sen beni hâlâ nasıl arayabiliyorsun ya, ne yüzle?
Hayır, sen beni dinle. Ben senden hayatımda ilk defa bir şey istedim.
Ama sana güvenmekle hata ettim ben!
Ben... Hayır anne, lütfen beni dinler misin? Ben... Bak.
Eda için senden burs istedim ya.
Ve sen onunla oyun oynamayı tercih ettin.
Bursu ertelemek ne? Kız havaalanından geri döndü ya!
Ne?
Nasıl?
Ya öyle bir şey mümkün değil.
Eda'nın en büyük hayaliydi İtalya'ya gitmek.
Yani okulu arayıp erteletmez.
Niye yapsın ki bunu?
Tamam, kapatıyorum ben.
(Gerilim müziği)
Ah Eda, ah!
Ah o Serkan Bolat!
Ah o Serkan Bolat.
(Gerilim müziği...)
(...)
(...)
Nigârcığım.
Şu dosyayı bu adrese gönderebilir misin?
-Tabii efendim. -Teşekkürler.
(Gerilim müziği)
Efe Bey, selam. Nasılsınız?
Ben kararımı değiştirdim, hisselerimi size satıyorum.
Protokolü de imzaladım. Kuryeyle sizin şirketinize gönderdim şimdi.
İyi günler.
(Yaklaşan ayak sesi)
-(Selin) Günaydın. -Günaydın.
Uyuyordun, uyandırmadım akşam. İyi misin?
İyiyim.
-Çok güzelsin. -Teşekkür ederim.
Sen niye giyinmedin?
Ne bileyim ya, daha şimdiden öyle gezmeyeyim dedim.
Ferit...
...ben çok büyük ve ciddi kararlar aldım.
Bundan sonra hiçbir şekilde Serkan'la çalışmayacağım.
Sana söz veriyorum.
Seni çok çok mutlu edeceğim.
Hak ettiğin gibi.
(Müzik)
O zaman ben gidip üstümü değiştireyim.
-Tamam. -Tamam.
Sen dün akşam neredeydin?
Düğün öncesi panik hakkımı kullandım diyelim. Olur mu?
(Müzik...)
(...)
-Ne yapmaya çalışıyorsun? -Ne oldu?
Yani beni öldürmeye mi çalışıyorsun?
Şimdi hiç kimse bizi bilmiyor ya...
...o yüzden sana dokunamayacağım, sarılamayacağım, öpemeyeceğim.
Bir iki saat dayanırsın. Hem özlersin.
Girelim mi?
(Müzik)
Aşkım.
Ferit, herkes gelmiş.
-Müthiş gözüküyorsun. -Sen de öyle.
-Saat kaç? -Tam zamanı.
O zaman gidip evlenelim.
Hadi gel.
(Müzik)
(Fotoğraf çekiyorlar)
(Müzik)
(Kadın) Değerli konuklarımız, nikâh törenimize hoş geldiniz.
(Müzik) (Alkışlıyorlar)
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Evlendirme Dairesine...
...evlenmek üzere başvurdunuz.
Yapılan incelemede herhangi bir engeliniz bulunmamaktadır.
(Nikâh memuru) Şimdi bugün burada...
...misafirlerimizin de huzurunda...
...evlenme isteğinizi sözlü olarak beyan etmenizi rica ediyorum.
(Nikâh memuru) Sayın Selin Atakan...
...kendi özgür, hür iradenizle...
...hiç kimsenin etkisi ve baskısı altında kalmadan...
...Sayın Ferit Şimşek'i bir ömür eşliğe kabul ediyor musunuz?
Evet!
(Müzik) (Alkışlıyorlar)
(Nikâh memuru) Sayın Ferit Şimşek, kendi özgür, hür iradenizle...
...hiç kimsenin etkisi ve baskısı altında kalmadan...
...Sayın Selin Atakan'ı bir ömür eşliğe kabul ediyor musunuz?
(Gerilim müziği)
(Selin dış ses) Serkan, ben bütün cesaretimi toplayıp...
...seninle konuştum.
(Selin dış ses) Ve eğer sen istersen Ferit'ten ayrılacağımı söyledim.
(Selin dış ses) Eda bana geldi...
...bizim sözleşmemiz var, Serkan sana âşık dedi.
Ferit olağanüstü bir adam.
Ve ben onunla bir hayat kurmak için çok çaba sarf ediyorum.
Ama yani mantığım onunla olmam gerektiğini söylüyor.
Yani benim için doğru olan o.
Ne anılarım var benim bu evde.
(Geçiş sesi)
(Gerilim müziği...)
(...)
Ferit.
Selin, ben yapamam.
Yani Selin, bu hiç, hiç doğru bir şey değil, ben bunu yapamam yani.
Nereden kapanıyor ya bu?
-Ne diyorsun? -Selin, yapamam.
Yapamam Selin.
Ben bütün hayatımı başka birine âşık bir kadınla bir arada geçiremem.
Hayat dediğin şey bu kadar basit bir şey değil Selin, ben yapamam bunu yani.
Ferit, her şey değişti artık, sana söyledim, artık eminim.
Ben söylemediklerini duydum ama Selin.
Yapamam yani, yapamam.
Ferit...
...lütfen beni şu an burada böyle terk etme, lütfen.
Keşke daha önce yapacak cesaretim olsaydı Selin.
Keşke. Çok özür dilerim.
Yapamam.
(Fotoğraf çekiliyor)
(Müzik)
Ne yapacağım?
Sakin ol.
(Müzik...)
(...)
("Aytekin Ataş - Sen Çal Kapımı" çalıyor)
"Yanlışlarımdan ders alacak kadar olgun değilim"
"Bu yalan bir mecburiyet, yoksa sana vurgun değilim"
"Ama gözlerimde bir ışık, kalbimin tıkırtısı"
"İçim içime sığmıyor, ya bu neyin kıpırtısı"
"Dön yüzünü gökyüzüne, bak bir aşkın yıldızına, aman"
"Parlayacak, sönecek, biliyorum"
"Her şey olur, her şey biter"
"Bir yıldız gökyüzünde kayar yiter"
"Her şey olur, her şey biter"
"Yalnızlık hep aynaları mesken tutar"
"Her şey olur, her şey biter"
"Yalnızlık hep aynaları mesken tutar"
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.