Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
Frisian
Ga
Galician
Georgian
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Punjabi
Quechua
Romansh
Runyakitara
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
(Erkek) Son iki, üç, dört.
("Aytekin Ataş - Sen Çal Kapımı" çalıyor)
(Serkan) "Yanlışlarımdan ders alacak kadar olgun değilim"
(Eda) "Bu yalan bir mecburiyet, yoksa sana vurgun değilim"
"Ama gözlerimde bir ışık, kalbimin tıkırtısı"
"İçim içime sığmıyor, ya bu neyin kıpırtısı"
"Dön yüzünü gökyüzüne, bak bir aşkın yıldızına, aman"
"Parlayacak, sönecek, biliyorum"
"Her şey olur, her şey biter"
"Bir yıldız gökyüzünde kayar yiter"
"Her şey olur, her şey biter"
"Yalnızlık hep aynaları mesken tutar"
(Müzik...)
(...)
(...)
(Müzik...)
(...)
(Gerilim müziği...)
(...)
(...)
(Gerilim müziği...)
(...)
(Müzik...)
(...)
Bu geceyi benimle paylaştığın için teşekkür ederim.
Evet.
Birkaç hafta sonra hayatımdan çıktığında...
...seni güzel hatırlayacağım.
Tam tamına 46 günümüz kaldı.
Sözleşmenin bitmesine yani.
Demek şafak sayıyorsun.
Anladım.
İlk nişanlandığımızda ne kadar pişman olduğunu söylemiştin...
...o zaman hâlâ pişmansın demek.
Bizimki biraz daha farklı bir durum bence.
O zaman...
...bu da bu gecenin anısına.
-Dartın yanına koyarsın. -Gerçekten mi?
Bu çok güzel bir hediye.
(Eda gülüyor)
Gerçekten çok güzel, teşekkür ederim.
Sanki çok ünlü bir rock yıldızından almışım gibi sevindim.
(Müzik)
Sen gerçekten çok orijinal bir insansın.
Bir plastik parçasına bile...
...elmas kolyeden daha fazla değer veriyorsun.
Bu arada...
...gitar çaldığımı başka birinden duyarsam...
Herkese söyleyeceğim.
Saçmalama. Tabii ki aramızda sır.
Gerçekten inanılır gibi değil.
Hiç tanımadığım bir kadında ne kadar fazla sırrım olmaya başladı.
Pişman mısın?
İyi geceler Eda Yıldız.
İyi geceler Serkan Bolat.
(Müzik...)
(...)
(...)
(Müzik...)
(...)
Nişanlının daha iyi bir fotoğrafını koymak ister misin?
Hala ya, ödümü patlattın.
Yok, bu fotoğraf güzel. Anısı var bende.
Ne bileyim, bu fotoğrafa bile gözünden kalpler çıkarak bakıyorsan demek ki.
Ne kalbi hala, saçmalama.
Eda, sen âşık oluyorsun.
Halacığım, farkında mısın?
Bak, ben o defterleri çoktan kapattım...
...ama yaşadım, biliyorum.
İlk günler böyle değildin.
Şimdi yavaş yavaş kaptırıyorsun kalbini.
Benim kalbimi kaptırmam o kadar kolay değil hala.
Eda, nişanlına âşık olmanın neresi tuhaf, neresi yanlış?
-Tabii canım. -(Ayfer) Değil mi?
Tamam, hadi iyi geceler.
Bu arada Melo'nun nesi var?
Gece yok, gündüz yok, dağılmış durumda. Ne oluyor?
Bir şeyi yoktur.
Kendine holdingden bir arkadaş bulmuştur, takılıyordur.
Yok Eda, öyle bir şey değil. Kesin çapkınlık peşinde...
...ve asla anlatmıyor.
-Tamam, ben sorarım, merak etme. -Sor, tamam. Hadi görüşürüz.
-İyi geceler. -(Ayfer) İyi geceler canım.
(Müzik)
-İyi akşamlar, hoş geldiniz. -Seyfi.
"Mutlu yıllar"
-Demek hazırlık var. -Önden gelip haber vermek istedim.
İyi yaptın.
-O zaman bahçede buluşuruz. -Sen yap işini.
-Geliyor. -(Seyfi) Geliyor.
(Aydan) Oley!
(Aydan) İyi ki doğdun!
(Aydan) Mutlu yıllar!
(Aydan) İyi ki doğdun! Mutlu yıllar!
-Bebeğim, mutlu yıllar. -Teşekkürler.
Mutlu yıllar Serkan Bey. Gerçi doğum gününüz yarın ama...
...Aydan Hanım yarın herkesten kaçacağınızı bildiği için...
...erkenden kutlamak istedi. -Teşekkürler Seyfi.
Teşekkürler anne ama her sene söylediğim gibi, bu kadar tantanaya gerek yok.
Tabii ki gerek var. Bu senin doğum günün.
Tamam Seyfi, artık müziği kapat çünkü babam rahatsız olur, biliyorsun.
Yok canım, o kitabını okuyup dokuzuncu uykusuna yattı bile.
(Aydan) Saat 10, yatağa kon Alptekin.
Böyle bir hayatı var.
Nasıl kendisi? Uzun zamandır görüşemiyoruz, babam iyi mi?
Merak edecek bir şey yok. Her sabah aynı saatte kahvaltısını ediyor.
Aynı saatte uyanıyor, kahvesini içiyor. aynı saatte evi terk ediyor.
Aynı saatte uyuyor.
-Rutinleri var, önemli. -Rutin mi?
Biz ona sıkıcı desek!
(Serkan) Anne!
İnsan biraz heyecan...
...kahkaha, delilik istiyor.
Biraz ne yapacağını bilmemek istiyor.
Heyecan... Neyse. Bu senin çiçekçi kız gibi.
Aa.
Yoksa Aydan Hanım, Eda'yı sevmeye mi başladı?
Hayır canım, ne münasebet.
Ama sanki Alptekin'le bütün hayatımı yaşamışım, ezberlemişim...
...bundan sonrasının hepsini biliyormuşum gibi hissediyorum.
Maalesef bu konuda sana destek olamayacağım.
Biliyorum canım.
-Affedersin, başını şişirdim. -Yo.
Ama benim yatmam lazım, yarın sabah erken kalkacağım.
(Serkan) O yüzden teşekkür ederim.
-(Serkan) İyi ki varsın. -(Aydan) İyi ki doğdun.
-Hiç gerek yoktu ama... -(Aydan) Aa, var tabii.
(Serkan) Hediye için de teşekkür ederim.
-(Aydan) İyi geceler. -(Serkan) İyi geceler anne.
(Müzik)
Sen o ayakla nasıl dans ettin, inanamıyorum.
Eda geldi, ben seni sonra arayacağım, tamam mı? Güle güle.
(İkisi birden) Ya!
-Seni çok özledim. -Ben seni daha çok özledim.
Bu avukatlık olayı beni bayağı sardı, farkında mısın?
Gece gündüz çalışıyorum. Engin sağ olsun...
...bana iş paslayınca ofiste birazcık havam oldu.
Bir dakika.
Sen Engin'le mi konuşuyordun?
Bilmem gereken bir şey var mı?
Engin'le...
Yok canım, biz sadece arkadaşız da sen beni boş ver.
Serkan Bolat'la ne oldu, onları anlat, çok merak ediyorum.
Halama göre...
...ben âşık olmuşum.
Halana göre?
Sence?
Bilmiyorum.
Tek bildiğim, ondan uzak durmam gerektiği.
Yoksa beni yakıp yıkacak.
Ne demek uzak durmak? Neden böyle söylüyorsun?
Kötü bir şey mi oldu?
Yok, öyle kötü bir şey değil.
Zor bir adam işte, neyse, boş ver.
Eda, sen nişanlına âşık olmaktan mı korkuyorsun, ben mi yanlış anlıyorum?
Boş ver beni, hadi sen işten bahset.
(Ceren) Aman, işte beni görsen asla tanınacak hâlde değilim.
Böyle burnum havada, sinirleniyorum falan. Ben şımardım galiba birazcık.
Sen? Hayatta inanmam.
Şımardım. Çalışmak çok güzel bir şeymiş.
-Seni çok özlemişim. -(Ceren) Ben daha çok özledim.
(Duygusal müzik...)
(...)
Eda, sen âşık oluyorsun.
Ben sana hiçbir şey borçlu değilim, tamam mı?
Sen iki ay sonra benim hayatımdan çıkacak olan herhangi birisin.
O yüzden kendini bu kadar önemseme.
(Serkan) Madem istemiyorsun...
...gidelim.
(Duygusal müzik...)
(...)
(Eda iç ses) Bu gece bir şey fark ettim. Serkan Bolat bir büyücü.
(Eda iç ses) Fikirleriyle, zekâsıyla, gülüşüyle...
...bakışıyla, dokunuşuyla büyülüyor insanı.
(Eda iç ses) Çekim alanına sokuyor, sonra da fırlatıp atıyor.
(Duygusal müzik)
(Eda dış ses) Tek başına durmayı seven soğuk bir gezegen gibi.
(Eda dış ses) Yaklaşırsan buz, dokunursan ateş.
(Eda dış ses) En iyisi çekimine kapılmamak.
(Eda dış ses) Onun istediği gibi ondan uzak durmak.
(Figen) Sen niye yemiyorsun Melo?
Yeni bir diyet uygulamaya başladım da ondan.
-Nasıl bir diyetmiş o? -Sonra anlatırım.
Benim artık farklı bir hayatım var.
Evet, öyle bir şey vardı, değil mi?
Ben seni hiç arayıp tebrik edemedim aşkım, kusura bakma.
Ama ben de işten kafamı kaldıramıyordum, biliyorsun.
Hiç sorun değil. Seni o kadar iyi anlıyorum ki.
Profesyonel hayat böyle bir şey işte, varsa yoksa iş.
İş, iş, iş, iş.
Bir şey soracağım, senin şu hayatında neler oluyor, bana anlatsana.
Birdenbire ortadan kaybolmalar, bir şeyleri saklamalar, hayırdır?
Bir şey olduğu yok, işten dolayı.
Plaza hayatı, telefonunun sürekli açık olması lazım, sen beni anlarsın.
Çok iyi anlıyorum.
Bu kadar çabuk uyum sağlamana bayılıyorum Melo.
Daha bir hafta oldu başlayalı, hemen çözdün.
Dur, muhabbet koyulaşıyor, ben ekmek getireyim size.
Bir şey söyleyeceğim, benim Selin'in yanında çalışmam senin için de iyi oldu.
O niye?
Şimdi eniştemin günahını almak istemiyorum ama...
...o sarı çıyan, tehlikeli güzellerden.
Benim gözümün üstünde olması iyi oldu.
Doğru söylüyor, takdir ettim. Aferin Melo.
Fifi, gaza getirme.
Kızım, o barışma hikâyeleri yok.
Onun üzerinden çok geçti, yok öyle bir şey artık.
Allah Allah! Ben toplantıdaydım...
...kendi kulağımla duydum, kendi gözümle gördüm.
Ne duydun, ne gördün Melo?
Yok efendim, bunlar Antalya'da bir şey konuşacaklarmış, konuşamamışlar.
Yok efendim, akşam buluşup yemek yiyelim...
...beraber baş başa olalım falan filan, ne oluyor?
Allah Allah, günler torbaya mı girdi?
İştir canım, ne olacak?
Edacığım, bu kutu ne böyle?
Bir şey değil, bugün Serkan'ın doğum günü.
Onun için küçük bir hediye.
Öyle mi? Serkan Bolat'a da hediye almak ne zordur, değil mi?
O mu söyledi, sen mi sordun? Bugün doğum günüm mü dedi, ne dedi?
Yok, sosyal medyada gördüm doğum günü olduğunu.
Siz de biliyorsunuz, Serkan doğum gününü kutlamaz bence.
Hatta şu kadarcık tanıyorsam, kimsenin kutlamasına da izin vermez.
Gizemli ve 'cool' bir adam, bence de kesinlikle kutlamıyordur.
Olsun. Kutlasa da kutlamasa da ben bir ara vereceğim hediyemi.
Sen nişanlının doğum gününü önemsemiyorsun sanırım.
Sen bu aralar iyi misin, bir şeyler oldu gibi sana.
Çay versene.
Bence büyük bir parti yapıyorsundur.
Yapıyordur yapıyordur.
Sağ ol.
Yapıyorsun, değil mi?
Siz hâlâ aynı videoyu mu izliyorsunuz?
Siz bunu daha Alptekin Bey'e göstermediniz, değil mi?
Yok, daha ben sindiremedim.
Hem ne bileyim, belki öncesinde bir sürpriz yapar, öyle gösteririm dedim.
Çok tatlısınız ama gerçekten başka sürprize gerek yok.
Çünkü bu çok büyük bir sürpriz zaten.
Hadi gösterin gitsin, çok heyecanlandım.
-Göstereyim, değil mi? -(Seyfi) Evet.
-O da sevinir. -Çok sevinecek.
-Heyecanlanır. -Kesinlikle.
Hadi gel, gösterelim.
Sevinecek.
(Müzik)
(Aydan iç ses) Tarz mı değiştirmiş?
(Aydan iç ses) Bu hâlde mi işe gidecek?
-Ne olmuş bu adama böyle? -Vallahi anlamadım.
Ama bir değişiklik olduğu kesin.
(Aydan) Anlarız şimdi.
Alptekin?
-Günaydın. -Nereye böyle alelacele?
Son 35 yıldır her sabah yaptığım gibi işe Aydan. Nereye olacaktı?
Bu hâlde?
Artık kendi kıyafetlerimi seçebileceğim yaştayım Aydan.
Acelem var.
Bana laf mı soktu o?
Sanki kıyafetlerini sizin seçmenizi istemiyormuş gibi geldi.
Videoyu gösterecektim.
Eda, ne yapıyorsun?
(Müzik)
Günaydın.
Günaydın, nasılsın?
Sağ ol, ben de iyiyim. Teşekkürler sorduğun için.
-Bu akşam bir planın var mı? -Neden soruyorsun?
Öylesine.
-Yok, senin? -Yok.
Sen iyi misin? Biraz gergin misin?
Değilim.
(Telefon çalıyor)
Peki.
-Tahmin edeyim, yine bir kriz var. -Bize ne oldu Serkan?
Biz seninle eskiden arkadaştık. İş dışında konular da konuşurduk.
Ne oldu bize?
Sorun ne?
Abiciğim, sorun şu, yan binada çok yoğun bir tadilat var.
Şimdi sen buraya gelirsen kızacaksın, kriz geçireceksin, ben biliyorum.
Hiç gerek yok. Ne yapalım?
Tamam, bizim o seste çalışmamız mümkün değil.
Ekibi topla, benim eve gelsinler. Hadi orada görüşürüz.
İyi madem. Bana bak, geldiğimde sohbet de eder miyiz?
Tamam, görüşürüz Engin.
Evimize gidiyoruz Eda Hanım.
Hani ekip birlikte yaşadığımızı sanıyor ya.
Evet.
-Dikkat ederim. -Sağ ol.
-(Eda) Tamam. -Tamam.
(Müzik)
Serkan Bey geliyor.
(Engin) Gel abiciğim.
(Serkan) Ne oluyor?
Aylardır üzerinde çalıştığın tasarım.
Müşteri ilk defa yabancı bir tasarımcıyla çalışma kararı aldı.
Ve bu...
...biziz!
Bunu da başardık demek.
Harika, hepinize tebrikler.
Güzel. Demek aylardır beklediğimiz haber geldi.
Şirketimizin ilk tasarım eşyasını dünyaca ünlü bir otele sattık.
Bu, Art Life için yeni ve büyük bir basamak.
Aynen öyle. Bu bizim için bile çok büyük, bir ilk.
Ama bu Serkan'ın dehası, Selin'in PR ve muhteşem bağlantıları sayesinde oldu.
Neyse, fazla şımarmayalım, hemen işimize geri dönelim.
Çünkü çok işimiz var.
(Engin) O zaman hemen toplantı pozisyonuna geçelim. Arkadaşlar.
Bir şey içmek ister misin?
-Erdem, bana bir kahve getirir misin? -(Erdem) Tabii.
Leyla.
Konu ne, bana da anlatır mısınız?
Şöyle, Serkan Bey'i artık tanıyorsun.
Mimarlık bize yetmez, aksesuar tasarımı da yapalım dedi.
Ama öyle normal olanından değil, en iyisi olsun dedi.
Aylardır bir tasarım üzerinde çalışıyor ve o tasarım yurt dışına satıldı.
Ben de öyle kutlama falan görünce...
...Serkan'ın doğum günü için zannettim.
-Serkan Bey ve doğum günü. -Serkan Bey doğum günü kutlamaz ki.
Mesela müşterilerden, firmalardan bir sürü hediye geliyor...
...hepsini ekibe dağıtıyor, hiç sevmez.
Ne yapıyor peki? Yalnız mı geçiriyor?
Yani ailesiyle ve arkadaşlarıyla kutlamıyor. Selin Hanım--
(Boğazını temizledi)
Geçmiş zamanda, eskiden kutluyordu galiba.
Ama sevmiyor, iyi ki doğdun bile dedirtmiyor, o derece.
Çünkü robotların doğum günü yoktur.
Ve senin de dediğin gibi o bir robot, o yüzden hiç doğmadı.
Ne bileyim. Ben yine de böyle ufak bir hediye alıp...
...bir ara veririm diye düşünmüştüm.
Eda, çok tatlısın.
Serkan Bey'le ilgili umudunu hiç kaybetmiyorsun.
Şimdi tasarladığımız lambanın bir an önce üretim sürecine geçmesi gerekiyor.
Biliyorsunuz, lambanın her aksamı el yapımı.
O yüzden bir an önce ustalarla konuşmamız lazım.
Cam ustalarının numaraları sendeydi. Sen irtibata geçersin.
Tamamdır. Hallederim ben.
(Engin) Şimdi 60 adet üreteceğiz ilk etapta.
Müşterimiz, sahip olduğu dünya çapındaki...
...bütün tasarım otellerinin girişinde kullanmak istiyor bu aydınlatmayı.
Yani işimiz oldukça güç.
Evet ve her biri iki ton ağırlığında.
O yüzden çok titiz davranmaları gerekiyor.
Yani eğer bir hata olursa tüm emeğimiz tuzla buz olur.
Aynen öyle.
Diğer önemli konu da patent ve noter işleri.
Bu işleri halletmesi için sahaya birini göndermemiz gerekiyor...
...ama tüm gün dışarıda olacak.
Kim geliyor aklına? Kimi yönlendirelim?
Ben yaparım.
Seve seve giderim.
Bütün gün dışarıda olacaksam ben yaparım.
Çünkü burada çok bunaldım ben.
Peki, patent nasıl olur, biliyor musun? Yani yapabilecek misin?
İstersen yanında birini yollayayım.
Patent benim işim. Gerek yok.
Tamam. Madem bu kadar çok gitmek istiyorsun, o zaman patent sende.
Ben Selin'i aramayı teklif ediyorum. Sonuçta onun sayesinde aldık bu işi.
Tamam, ben görüntülü arayayım o zaman.
(Arama tonu)
Selin, tebrikler. Aldık haberi.
Sizin başarınız. Ben sadece aracı oldum.
(Serkan) Sen ne zaman geliyorsun buraya?
Programı ayarlamaya çalışacağım.
Ferit geldi şimdi. Kapatmam lazım.
Ferit.
Boş ver abi Ferit'i falan.
Leyla, hazır mı çizimler?
-(Leyla) Buyurun Engin Bey, hazır. -(Engin) Süper.
(Engin) Sana göstermek istediğim yeni çizimler var.
(Engin) Gel onlara bir göz atalım seninle.
(Engin) Hadi abiciğim.
(Engin) Bak, alıştım artık bunlara.
(Müzik)
Dosya bu.
Müşteri bazı ufak tefek değişiklikler istemiş burada.
İstesin.
Golf resort otelin imzalarını aldın.
Ödülünü de aldın.
Ve bunları yaparken tatil yapıyordun.
Buraya geldik, aylardır üzerinde çalıştığın...
...tasarımının satışı gerçekleşti...
...ama senin yüzün hâlâ gülmüyor. Sorun ne abi?
Holding.
-Baban mı, Ferit mi? -İkisi de Engin.
Babamın Ferit'i holdinge almasını anlamıyorum.
Abiciğim, bunda anlaşılmayacak ne var?
Sana inadından yapıyor.
Böyle bir risk alması saçma.
Alptekin amcadan bahsediyoruz. İki dakikada alt eder o Ferit'i.
(Serkan) En kötüsü ne, biliyor musun? Selin.
(Duygusal müzik)
Selin'in benim bu konuyla alakalı ne hissettiğimi bilmesi...
...ve yine de böyle bir karar alması.
Neyse.
O da biliyor, günün sonunda bir seçim yapacak.
Ya ben ya Ferit.
(Engin) Ya sen ya Ferit mi?
(Engin) Serkan, saçmalama.
Selin'den bahsediyoruz. Tabii ki seni seçecek.
(Serkan) Göreceğiz.
(Serkan) Neyse, benim bir an önce onunla konuşmam lazım.
(Engin) Gidip şu mailleri falan halledeyim.
(Engin) Bakıyorum şimdi.
Eklemek istediğin bir şey varsa bakabilirsin.
(Aydan) Kolay gelsin.
-(Aydan) Geçmiş olsun. -Teşekkürler.
(Aydan) Kolay gelsin.
Serkancığım, çok sevindim. Bugün burada mı çalışmaya başladınız?
Sesleri duyunca nasıl mutlu oldum, anlatamam.
Mecbur kaldık anne.
Haberi aldım. Tebrik ederim seni.
Ben bu günlerin geleceğini biliyordum bebeğim.
Böyle yetenekli, becerikli bir çocuğum olduğu için çok gurur duyuyorum.
Teşekkür ederim.
Nasıl duyduğunu sormayacağım...
...çünkü herhâlde Selin.
Ama bu iş için çok çalıştı, çabaladı.
Sevincini paylaşmak istedi kızcağız.
Kesinlikle. Yani bu başarı, onun başarısı.
Tebrik ettin mi? Nasıl bir hediye düşündün?
Sen de biliyorsun, Selin klasik jestleri seven biri.
Çiçek.
Ama belki Selin senden özel bir şey almak ister.
(Aydan) Senden gelen özel bir hediye.
Bence gerek yok anne.
İyi, peki. Madem öyle diyorsun.
Serkan, bir şey soracağım.
En son ne zaman ve neden giyim tarzını değiştirdin?
Değiştirmedim.
-Anne, kusura bakma ama işe dönmem lazım. -Pardon. Kolay gelsin.
Kolay gelsin.
Eda, sen iyi misin?
Ben patent ve noter işleri için çıkıyorum. Haber vereyim dedim.
Senden bir şey rica edebilir miyim?
Tebrik için Selin'e bir çiçek siparişi geçebilir misin benim için?
Neden sipariş edeyim ki?
Ben çiçekçiyim, unuttun mu? Ben hazırlarım.
Doğru.
Ellerimle en güzel buketi hazırlarım onun için.
Yazmamı istediğin bir not var mı?
Onun benim için yaptığının ne kadar önemli olduğuna dair bir cümle.
Tamamdır. Hallederim ben.
Patent için hazırlanan belgeler.
Yalnız biraz karışık. Benim kafam kazan oldu.
(Pırıl) Sen halledersin.
Bunu halledebileceğinden emin misin?
Eminim. Yaparım dersem yaparım.
Peki.
O dosyadan tek bir tane var.
Yani müşteriye özel bir tasarım.
O yüzden lütfen dikkat et.
Bana güvenebilirsin.
Tabii zor olacak güvenmek.
(Müzik)
(Telefon çalıyor)
Alo, Fifi.
Neden aradın, bilmiyorum ama tam zamanında aradın...
...çünkü ben başıma bir iş aldım yine.
Şaşırdık mı?
Noter tasdiki, patent başvurusu falan yapmam lazım.
Elimde belgeler var. Çok gizli tutmam gerek ama...
...noter diyorum. Ben ne anlarım? Hayatımda yapmadım.
Ben neden her şeyin üstüne bu kadar kolay atlıyorum ki zaten?
Sakin. Tasdik, patent bunlar bizim işimiz.
(Figen ses) Tamam, hemen geliyorum.
Fifi, sen ne iş yapıyorsun? Çünkü ben çok merak ediyorum artık.
Şimdi bu tasarım aydınlatma haberi çok önemli.
Serkan'a özel röportajlar ayarlamalıyız.
Nasıl yani? Biz mi onlara gideceğiz?
Normalde gazetecilerin haberi bulup peşinden koşması gerekmiyor mu?
Evet ama kimsenin haberi yok ki daha.
Biz bağlantılarımızı kullanıp onlara gidip diyeceğiz ki...
...bu haberi siz yapmak ister misiniz?
Nasıl yani? Eniştemin kiminle görüşüp, ne konuşacağını biz mi söyleyeceğiz?
Evet, işimiz bu.
Peki, o üniversitedeki söyleşiyi de mi sen ayarladın?
Evet.
Normalde Serkan sosyal sorumluluk projelerini...
...PR malzemesi olarak kullanmayı pek sevmez...
...ama orada öğrenciler var diye kabul etti.
Gençlikle temasta olmayı çok sever.
Tabii Eda'nın geleceğini nereden bilsin?
Yakışıklılığından yırttı. Yoksa büyük rezil olmuştu.
Ne oldu ki orada? Kime rezil oldu?
Ay, anlatmamış. Çok utandı demek ki.
Neyse, sonu güzel oldu.
Sohbetin çok hoş Melek. Sonra devam ederiz.
İstersen sen de çık, bir şeyler ye.
Bu arada senin maaşın konuşuldu mu?
Yok, hayır, konuşmadık.
Hakkım neyse, ortalama bir şey verirseniz, ben de işin hakkını vermeye çalışayım.
Tamam. Yemek fişi aldın mı?
Yok, ben diyetteyim. Evde yiyeceğim.
Tamam, peki. Afiyet olsun.
-Görüşürüz. Size de afiyet olsun. -(Selin) Sağ ol.
Resmen beni yine kurtardın kızım!
Dile benden ne dilersen.
(Telefon çalıyor) Pardon.
Alo? Efendim?
Ne?
Bize işimizi nasıl yapacağımızı söyleyemezler!
Söyle onlara, çok biliyorlarsa kendileri yapsınlar.
Yok yok, dur, bekle. Ben yüzlerine söylerim.
Eda, benim gitmem lazım.
Orijinaller, belgeler, aslı gibidirler, protokol. Tamamdır.
Ben sana nasıl teşekkür edebilirim? Ne yapabilirim senin için?
Düşünürüz bir şeyler.
(Islık çalıyor)
Geliyor musun? Yolumun üstü, bırakayım.
Yok. Çiçekçide işim var.
-Tamam. Hadi görüşürüz. Bye bye. -Öpüyorum.
Teşekkür ederim.
(Müzik)
(Telefon çalıyor)
Alo?
Ne yaptın Ferit? Döndün mü İstanbul'a?
Kaan, sen ne yaptığının farkında mısın oğlum?
Kötü bir niyetim yoktu.
Arkadaşlara gönderdim komiklik olsun diye, senin bana yaptığın gibi.
Yayılmış haber.
Kaan, beni o kadar zor durumda bıraktın ki oğlum.
Selin zaten kaldırtmış haberi. Engellemiş her yerden.
Selin'e kaldı Serkan'ın skandallarını temizlemek. O yüzden diyorum.
Serkan bu aralar skandallara alıştı.
Bunu da atlatır. Takma kafana.
Neyse, tamam. Şimdi Selin geliyor. Arayacağım sonra.
Kaan Bey, 15 dakika sonra toplantınız başlıyor.
(Müzik)
(Telefon çalıyor)
(Telefon çalıyor)
-Alo. -Alo, Melek.
-Nasılsın? -İyiyim. Sen nasılsın?
İyiyim ben de. Meşgul müydün?
Yok.
İşim bitti benim. Eve gidiyordum. Yemek yiyeceğim de.
Üzüldüm. Benim de karnım acıktı.
Beraber yiyelim diyecektim.
Ben de gelebilir miyim?
Eve mi? Gel.
Anlaştık. Geliyorum.
(Duygusal müzik)
(Ceren) Ben güzeller güzeli arkadaşımı görmeye geldim.
-Ne haber? -Hoş geldin.
Bu buketler ne kadar güzelmiş. Kim için yaptın bunları?
Selin.
Selin?
O Selin, bildiğimiz Selin?
(Ceren) Ne alaka?
Çok önemli bir iş ayarlamış, o yüzden.
"Varlığınla hayatımı güzelleştiriyorsun.
Serkan Bolat."
Çok iyi bir iş ayarladığı için mi bu çiçek ve notlar ona gidiyor?
Evet. Nesi var canım?
Nesi var?
Çünkü bu düpedüz ilanıaşk notu Edacığım.
Kim yazdı bunu?
Ben yazdım.
-Kimin adına yazdın? -Serkan Bolat.
Serkan Bolat.
Ne oluyor Eda?
(Ceren) Ne oluyor? Ben hiçbir şey anlamıyorum.
Kafamda bir sürü soru işareti var. Anlatır mısın?
Bak, buradaki orkidenin adı arı orkidesi.
Neden, biliyor musun?
Neden?
Çünkü arıları çekecek nektarları yok.
Yani arılar üzerine konamıyor.
O yüzden yaprakları arı şeklinde.
Evet, gerçekten öyleymiş.
Arılar üremek için onda arı var zannedip üzerine konuyor.
-Ama bu düpedüz kandırmaca. -Evet.
Bu çiçekler yalan söyleyerek ayakta kalabiliyor.
Ama ben yapamıyorum.
Ne oluyor Edacığım? Ben hiçbir şey anlamıyorum şu an.
Ceren, bir girdaba girdim ve çıkamıyorum.
Yani birine anlatmazsam artık delireceğim.
Halam, Serkan'a âşık olmuşsun dediğinden beri sadece bunu düşünüyorum.
Bu mu sorun Eda? Âşık değil misin?
Bilmiyorum.
Değilim herhâlde.
Hiçbir şey anlamıyorum şu an.
Tamam.
Tamam, bak, ben sana anlatacağım.
Ama bana söz ver. Ben söylemedikçe hiçbir şey sormayacaksın.
Kimseye de anlatmayacaksın.
Anlatmayacağım. Sen yeter ki anlat da rahatla.
Biz Serkan'la gerçekten nişanlı değiliz.
Her şey bir oyun.
Biz aramızda bir sözleşme imzaladık.
Aslında o, Selin'le birlikte olmak istiyor.
Ne?
Ben de okulumu geri istiyorum.
Of! Resmen rahatladım.
Gerçekten sana anlatmasaydım delirecektim.
Niye yapıyorsun bunu kendine Eda?
Niye kendine bunu yapıyorsun? Neden kendini üzüyorsun şu an?
Halam.
Ceren! Hoş geldin.
Hoş bulduk Ayfer ablacığım. Nasılsın?
-İyiyim canım. Sen nasılsın? -Teşekkür ederim.
Bu nereye gidiyor?
Alican teslim edecek hala.
(Ayfer) Tamam. Ben çıkıyorum, acelem var.
-Öptüm sizi. -Görüşürüz.
(Ayfer) Bye bye.
Ah be güzelim be!
Burada önemli olan, aydınlatmada kullanılan camlardan ışığın kırılımı.
Eda döndüğünde patentle ilgili detaylara da bakarız.
Eda nerede kaldıysa?
Neyse. Cam üfleme ustalarıyla da anlaşıyorum.
Önümüzdeki üç ay, beş ayrı atölye bizim için çalışacak.
Bu arada Leyla, parçaların lojistiği senin sorumluluğunda.
Ben bu kadar büyük bir sorumluluğu alabileceğime emin olmamak--
Bence çok iyi fikir.
Devam edelim.
Bu camlardaki kırılımların...
...müşterinin fikrini etkileyeceğinden gerçekten emin miyiz?
-Erdem. -Efendim?
Ben seni bu toplantıya çağırdığımdan pek emin değilim.
Ama ben merak ettim. Merak ettiğim için sordum.
Bütün kafalar şu anda bana dönüyor ve ben bir işe yaramadığımı düşünüyorum.
Ben merak ettiğim için sordum.
Engin...
-(Engin) Erdem! -Engin Bey ama...
Ciddi olamazsın. Böyle bir şey yapmış olamazsın.
Bak, bir tek senin haberin olacak.
Biliyorum, bir tek sen belli etmezsin kimseye.
Ama bana yardım etmen lazım.
Sen ne istersen ben yapmaya hazırım.
Ama bu konuda sana nasıl yardım edebilirim ki?
Selin bir an önce Ferit'ten ayrılsın, Serkan'a dönsün.
Ben de Serkan Bolat'ın etkisinden olabildiğince uzak durayım.
Ama bana hatırlatman lazım. Unutmamam lazım benim.
Neyi hatırlatayım?
Bu gördüğüm, etkilendiğim adamın aslında...
...hayatımı karartan, nefret ettiğim, kaba, duygusuz bir robot olduğunu.
Evet, öyle. O yüzden uzak durmalısın ondan.
Uzak duracağım.
Benim işe dönmem lazım. Duş alıp çıkacağım.
Tamam. Benim de zaten ofise gitmem lazım. Acil işlerim var.
İyi ki varsın.
Sen de iyi ki varsın. Seni çok seviyorum.
(Ceren) Sakın üzme kendini, tamam mı?
Gelişmelerden haberdar et beni, tamam mı?
Hadi görüşürüz.
(Müzik)
Sen rahatsız oldun galiba benimle görünmekten.
Yok, hayır, yani seninle görünmek gibi değil de...
...biz Ayfer ablaya hiç yalan söylemeyiz...
...ve ben şu an yalan söylemek zorunda kalıyorum.
(Melek) Seni sakladığım için aslında.
Ben yalan söyleyince de ortaya çıkar, biliyorsun.
Ne bileyim, işte böyle bir...
Şu kadın komşu mu? Komşu gibi şu kadın. Komşu var.
(Kaan) Tamam. Yan yana yürüyoruz.
Ama senin için sıkıntı olacaksa ben hiç eve gelmeyeyim, döneyim.
Yok yok, zaten geldik. Evin önündeyiz.
Sen neden Eda ve teyzesiyle yaşıyorsun? Ailen nerede?
Eskiden ailemle birlikte yaşıyordum. Onlar da buradalardı.
Biz Edalarla komşuyduk küçükken. Çocukluk arkadaşım Eda benim.
Sonra işte burada hayat pahalanmaya başlayınca...
...annemler de Muğla'ya, köye döndüler.
Beni de Ayfer ablaya emanet ettiler.
Ailen köyde mi yaşıyor?
Evet. Köyde yaşıyorlar...
...ve köylüler. Bir sakıncası mı var?
Tabii ki yok.
Güzel.
Şöyle yapalım, şimdi ben önden gireyim.
Sen de...
...tesisatçı değil, kargo...
O kadar yakışıklı ve karizmatiksin ki...
...şu an ben bile bizim evde ne işin olduğunu bilmiyorum.
Evde sen varsın.
(Kaan) Daha önemli bir sebep mi var?
O zaman sen inşaat mühendisi ol.
Bizim binayı yıkacakmışsın. Yerine 15 katlı bir bina dikecekmişsin.
Çok gaddar ve kötü bir adammışsın ama benim de kalbimi almışsın.
Komşuların gözünde. Komşulara göre. Komşular için.
Komşular öyle bilsin diye.
İyi o zaman, evet.
-Geçelim mi? -Evet, geçelim.
(Melek) Ben kendimi kaybediyorum bazen.
(Müzik)
Hoş geldin.
Yani ben diyet yaptığım için aslında evde hazırlayıp yiyorum.
Sen diyet mi yapıyorsun? Senin diyete ihtiyacın yok ki.
Yani sen bu olduğun hâlinle çok güzelsin.
Ya? Öyle mi?
Öyle.
Öyle. Öyle öyle. Öyle.
Ben de zaten değişmek istediğimden değil. Ne bileyim ben.
Biraz daha enerjik olurum belki.
Enerjik olmak için.
Sen?
Sana da öğretirim, sen de yaparsın.
Olur.
Limonata vereyim mi sana?
Ben yaptım.
-İçerim. -Soğuk soğuk.
Hava sıcak çünkü. Soğuk soğuk iyi gider. Vereyim.
(Gerilim müziği)
-Teşekkür ederim. -Afiyet olsun.
Sağ ol.
Ben yemekleri hazırlayayım. Ondan sonra çıkarız biz.
-Tamam. Acele etme. -Olur.
Ben içeyim mi?
Tabii tabii. Sen iç. Ben hazırlayıp geleyim.
(Hareketli müzik...)
(...)
Melo?
(Eda) Sen misin?
Bırak, bırak, bırak.
Yürü. Çık, çık, çık!
Eda içeride. Çık! Arayacağım ben seni.
Dada'm.
Ne yapıyorsun sen evde? İşte değil misin?
Dadacığım...
Sen, ben, evde...
Sen niye evdesin? İşin yok mu senin? İşte değil misin sen?
Önce ben sordum.
Onun bir kuralı mı var canım? Öyle ben sordum, sen sordun...
En sonunda ben sordum.
Melo, sen iyi misin?
İyiyim, şükür. Sen nasılsın?
İyiyim, iyiyim.
Neyse, ben hazırlanacağım, işe gideceğim ama bunu konuşacağız.
(Kapı kapandı)
(Gerilim müziği)
(At kişniyor)
Gerçekten asistanını kovduğun günü iple çekiyorum.
Kardeşim, ne yazık ki bu asla olmayacak.
Şu hâle bak.
Amacı ne yani, anladın mı? Ne sebeple yanında?
Zamanında babası bana çok büyük bir iyilik yaptı.
Yani kendi canı istemedikçe...
...ne yazık ki yanımdan ayrılamayacak.
Belli ki çok büyük bir iyilik yapmış.
Neyse. Benim işlerden uzak tutarsın o zaman.
(Engin) Elimden geleni yaparım.
(Leyla) Serkan Bey!
(Leyla) Bu sene de her sene olduğu gibi firmalar sizi hediyelere boğdular.
Tabii çoğunlukla saat dolu.
(Leyla) Biz ne yapalım bunları?
Leyla, bana hep aynı soruyu sorma.
İstediğin...
İstediğinizi seçebilirsiniz.
Ben bunu alabilir miyim?
Evet.
(Leyla) Çikolata o.
Yine saat dükkânına dönmüş burası ama değişiklikler var. Kum torbası falan.
Serkan Bey'in koleksiyonuna girmek için yarışıyorlar.
Leyla, sen bana şöyle kadın gözüyle bir saat seçsene şuradan.
Tabii. Gerçekten mi?
Şaka yapıyorum Leyla.
(Müzik)
Akşam hep beraber bir şeyler yapalım diyeceğim ama...
...sen büyük ihtimalle nişanlınla olursun.
Doğum günümü hatırladığını sanmıyorum.
Selin Hanım, size geldi.
-Teşekkürler Emel. -(Emel) Kolay gelsin.
(Müzik)
Selin...
...neymiş bu çiçekler?
Art Life Mimarlık'tan gelmiş.
Hani benim uğraştığım bir tasarım projesi vardı ya, o olmuş.
Onu tebrik etmek için.
Sana böyle her işini yaptığında çiçek mi gönderiyorlar?
-Ferit-- -Tamam, şaka yaptım. Bir şey yok.
(Kapı vuruluyor)
Selin Hanım, istediğiniz dosyaları getirdim.
(Selin) Teşekkürler Melek.
Bunlar ne güzel çiçekler.
-Ama bunlar-- -Evet, Eda'nın çiçekçisinden.
Ben nerede olsa tanırım da Eda'nın çiçeklerini.
Hayatım, bu arada Alptekin Bey seni bekliyor. İstersen çok bekletmeyelim.
Tamam.
Kolay gelsin.
(Melek) Teşekkür ederim.
(Müzik...)
(...)
Alptekin amca, bu baskıyı nereden buldunuz?
İnanılmaz. Çok özel bir şey bu.
Serkan'ın elinde olmadığına eminim.
Çok kolay olmadı.
Biraz zorlandığımı itiraf edebilirim.
Eminim çok sevinecek.
-Yalnız-- -Yalnız, ne?
Bu sene siz mi verseniz?
Hayır.
Böylesi daha iyi.
Seninle konuşmak istediğim bazı şeyler var Selin.
Dinliyorum.
Serkan bir yaş büyüdü, ben de doğal olarak bir yaş yaşlandım.
Ama artık zamanımın geçtiğinin farkındayım.
Birkaç yıl önce benden bunu duyamazdın ama yaşlanıyorum.
Harika gözüküyorsunuz Alptekin amca.
Birçok şey değişiyor.
Eda birçok şeyi değiştiriyor Selin.
Serkan kızgınlıkla da olsa benimle iletişim kuruyor.
Ama daha önemlisi, bu holdingdeki birlikteliğiniz çok önemli.
Eda geçici olabilir, Ferit de.
Ne yaparsanız yapın, bu holdingi birlikte yönetmenin...
...bir yolunu bulmak zorundasınız.
Haklısınız.
Bu konuda en çok sana güveniyorum.
(Müzik)
İstediğin tüm belgeleri aldım.
Dosyada.
(Müzik)
Nerede kaldın?
Çabucak geldim.
-Üstünü de değişmişsin. -Evet.
Neden?
Bunu nişanlım olarak mı, patronum olarak mı soruyorsun?
Fark eder mi?
Soruma cevap verir misin?
Noter patent başvurusu işlerini hallettim.
Sonra gittim, Selin'e buket hazırladım.
Evde bir duş aldım, öyle geldim.
-Artık gidebilir miyim? -Hayır.
Oturur musun?
Ne yapacağım, burada böyle oturacak mıyım?
Evet.
Akşam...
(Selin) Selam.
(Yaklaşan ayak sesleri)
Selam.
Nasıl teşekkür edeceğimi bilmiyorum, gerçekten.
(Selin) Çiçeğin de notun da çok değerliydi benim için.
Ha... Rica ederim.
(Gerilim müziği)
Susandı. Ben bir su getireyim.
-Ben içerim. -Alayım, geleyim.
Bu ne?
(Gerilim müziği)
Kolay gelsin.
Sen gelsene benimle. Gel.
Ne oluyor?
Dur şimdi. Bu ne?
Not.
-Aşk notu bu. -Of Melo ya!
Aşk falan değil. Sana göre her şey aşk zaten. Yok öyle bir şey.
Sen görmüyor musun? Bayağı bildiğin senin gözünün önünde...
...aşna fişne yapıyorlar. Bak, şu an yapıyorlar mesela.
-O zaman sen ne yap, biliyor musun? -Ne yapayım?
Git yanlarına, benim gözüm kulağım ol. Hadi.
Tamam.
Hişt, tamam. Dik dur, gülümse, çaktırma.
Neyi çaktırmayayım?
İçinin kan ağladığını.
Ağlamıyor ama.
Bunu sonra konuşacağız. Geliyorlar.
(Melek boğazını temizliyor)
(Müzik)
Sanki biraz ilhama mı ihtiyacınız var?
Ağzını topla. Ben orijinal bir sanatçıyım.
-Şimdi bulacağım. -Peki.
Sen ne okuyorsun?
-Ne okuyorum? -Ne okuyorsun?
Ayy, tamam, söylüyorum.
Alptekin Bey'in kılık kıyafetindeki değişiklik acayip kafama takıldı.
Onunla ilgili anketlere bakıyordum.
Ne anketi?
-Sizce Alptekin Bey'e ne oluyor? -Evet, gerçekten ne oluyor?
O kılık kıyafette değişiklikler, tarzında bir şeyler falan.
-Yapalım anketi. Sor. -Tamam, soruyorum.
Sor.
Eşiniz işiyle çok mu meşgul?
Evet ama hep öyleydi, bu yeni bir şey değil.
Son dönemde görünüşünde veya giyim tarzında ciddi bir değişiklik yaptı mı?
Şimdi buna evet mi desek hayır mı?
Çünkü topu topu gömlekten tişörte geçti.
Ama bu Alptekin Bey için bir devrim.
Ha... Evet.
Ayrıca ben sakalını uzattığından da şüpheleniyorum.
Ama günahını almayayım yine de.
Ben jileti köreldi sanmıştım.
Evet.
Eşiniz başka kadınlarla ilgileniyor olabi--
-Aa! -Aa! Yok artık.
Aa, ben yazıldı diye okudum. Hiç.
Yani asla. Alptekin, asla.
Başka kadınlar eşinizle ilgileniyor olabilir mi?
Yani şimdi beynim bir bulandı.
İşi gücü yerinde bir insan.
Karizmatik de.
Yakışıklı da sayılır.
Ben yıllardır böyle şeyler düşünmüyordum Seyfi. Sence?
Bence kesin ilgileniyorlar.
O zaman şey diyoruz, evet.
Sonucu görmek ister misiniz?
Aman ne sonucu? Sonuç ortada! Adam benimle ilgilenmiyor!
Çekil git şuradan. Moralimi bozdun.
Ben size soğuk bir şeyler getireyim.
Buz gibi olsun.
(Selin) Yurt dışına lamba tasarımı sattığımızla ilgili...
...haberler çıktı basında. Bayağı ilgi çekiyor.
Yeni tasarımlarımızdan haberdar olan müşteriler görmek için arıyorlar tabii.
Şöyle yapalım, bu işi hallettikten sonra hangi tasarımı seçeceğimize dair...
...bir toplantı yapalım. -Olur.
O zaman akşama da devam edelim.
Hem sonrasında senin doğum gününü falan kutlarız, ha?
Bu akşam olmaz.
Çünkü adam her yıl ben yalnız kutlamak istiyorum diyor.
Sen her yıl program yapıyorsun.
İyi de anormal olan onun yaptığı.
Sen niye bana kızıyorsun şimdi?
Bu akşam programın var galiba.
Olabilir.
Olabilir dediğine göre yok.
İşimize dönelim mi?
Bu arada basına sızan sözleşme olayı ne oldu?
Dava açıldı mı?
Bence hiç uğraşmayalım çünkü bulamayacağız kimin yaptığını.
Dava açıldı mı?
Hayır.
Benim özel hayatıma ve Eda'yla olan ilişkime...
...kimse burnunu sokamaz, tamam mı?
Eğer burnunu sokan olursa o zaman bedelini de ödeyecek.
-Tamam, söylerim şirketin avukatına. -Tamam.
Aslında bence özel işlerimizle o ilgilenmesin.
Engin, hani şu son zamanlarda...
...hep dillendirdiğin bir avukat arkadaşın var ya.
Ceren.
Evet, Ceren.
Bence davayı Ceren'e verelim.
Ayy, çok güzel olur. Çok istekli bir kız, çok da çalışkandır. Bir de...
Selin Hanım bana sus demişti, ben susayım.
Olur vallahi. Ben o zaman ararım Ceren'i.
Tabii ara. Hemen ara, koşa koşa ara.
Hatta koşamıyorsun ya...
...zıplaya zıplaya, seke seke ara Engin.
Ara, buyur.
(Mesaj gönderildi)
(Selin) Biz kalkalım.
Konuşuruz. Kolay gelsin.
Evet, biz kaçıyormuşuz. Kolay gelsin size.
Buyur.
(Müzik)
Ne haber Eda?
-İyidir. Senden? -İyi.
Fifi'den ne haber?
Ne haber derken?
Şimdi şöyle...
...bana karşı duyguları olabilir Fifi'nin, yüksek ihtimal yani.
Ama bunlar su yüzüne çıkmamış olabilir, bir ihtimal.
Eğer öyle bir şey olursa...
...ona de ki duyguları karşılıksız değil.
Ben buradayım, karşılık olarak.
Anladım. Söylerim.
Ben de aslında görsem ben de söylerim ama nerede olduğunu bilsem.
Vallahi ben de hiç bilmiyorum nerede.
-Erdem. -Efendim?
Benim masamda bir kutu var, bak. Ne o?
O şey, 'çikilati'.
Kim koydu?
Serkan Bey'in hediyelerinden sana düşen hediye.
Bana da bu saat düştü.
Aşırı pahalı bir saattir. Bu orijinaldir ama bende 'fake' duruyor.
Mesela bazı insanlar 'fake' takıyor ama onlarda orijinal duruyor.
Bende tam tersi. Bu beni çok üzer Eda.
Ben öyle olduğunu düşünmüyorum.
Teşekkür ederim.
-Sen bir tarz yapmıştın böyle simsiyah. -Yapmıştım.
O bence çok iyiydi.
Hatta Fifi bence ondan bayağı etkilendi.
-Ne yaptı? -Etkilendi. Öyle devam.
Ne diyorsun ya sen?
Gerçekten etkilendi mi?
Ben siyah tişört giyeyim.
Giyeyim.
Melek, Eda ve Serkan'dan bahsediyordun.
Hani tanıştıklarında kriz olmuş.
Hayır, yani ben yanlış anlamışımdır.
Yok öyle bir şey yani genel olarak.
Ben bir şey unuttum.
Sen arabaya geç, ben hemen geliyorum.
Sonra anlatırsın.
Ben bir çenemi tutabilsem neler başaracağım da...
Bu araba nasıl açılıyor ya?
(Eda) Leyla, bu dokümanları nereye koyayım?
Onları şimdilik buraya bırak.
Sonra geçen seneki dokümanlarla birleştiririz onu.
Ben eksikleri tamamlayıp hemen geleyim, tamam mı?
(Selin) Bir saniye Leylacığım.
Serkan çok uzun zamandır konuşmak için ısrar ediyordu da...
...bir akşam yemeği ayarlamak istiyorum.
Hanginiz bakıyor programına, Eda mı sen mi?
Tabii ki ben bakıyorum Selin Hanım.
Ben hallederim Leyla, sorun değil.
(Müzik)
Sen ne zaman müsaitsin? Ben ona göre yapayım rezervasyonunuzu.
Benim bu hafta iki akşamım boş. Biri bu akşam ama tabii bu akşam...
...Serkan'ın doğum günü, siz program yapmışsınızdır herhâlde--
Hayır, sorun değil.
Serkan kutlamayı sevmiyor, biliyorsundur.
Senin için sorun değil mi?
Neden olsun?
Serkan'ın her yemek yediği kadını kıskansaydım...
...bana âşık olmazdı, değil mi?
Akşam sekiz iyi mi?
-İyi, Edacığım. -Güzel.
Sağ ol.
Ne demek.
Merhaba Kaan Bey. Keşke atölyede buluşsaydık.
Elemanların yanında konuşmak istemedim.
Şuna bir baksana.
Harika bir tasarım gerçekten. Kim yaptıysa tebrik etmek lazım.
Seni tasarımı övmen için çağırmadım.
En hızlı nasıl üretebilirsin, onu öğrenmek için çağırdım.
-Aynısını mı? -Tabii ki aynısı.
Kaan Bey, bu tasarımda kullanılacak malzemelerin...
...hem bulunması hem işlenmesi zaman alır.
Bayağı da pahalıya gelir. Üstelik büyük bir el işçiliği de gerekiyor.
İşçiliği, malzemesi aynı olmasın. Aynıymış gibi gözüksün.
Bir an önce üretime başlaması benim için önemli olan.
Benzetebildiğin kadar benzet.
Para önemli değil bu arada.
-Öyle diyorsanız çok kolay hallederiz. -İş sende.
-Senden haber bekliyorum. -Tabii.
(Müzik)
Sen mi halledersin ben mi halledeyim?
Ben hallederim Pırıl.
Ben hallederim, yani gerekirse seke seke yaparım ama hallederim.
Yeter ki sen bana böyle bakma.
İyi, birlikte halledelim hadi.
Engin Bey, bu arada Birol Bey ve Sevil Hanım, Eda Hanım ve...
...Serkan Bey'in yarın arazide keşif gezisine çıkmasını istiyorlar.
Of!
O zaman Leyla, sen Serkan'ın yarınki bütün programını boşa çıkar.
Çünkü onlar buraya gittiler mi bir daha gelmek bilmezler.
-Engin Bey, emin misiniz? -Evet, öyle yap.
Tamam.
Farkında mısın, Eda'nın diploması bile yok.
Ben Serkan'ın ona nasıl iş yaptırdığını anlamış değilim.
Niye öyle diyorsun ki?
Eda çok tatlı bir kız, yetenekli de.
Tatlılığıyla, yetenekliliğiyle bir derdim yok ki benim.
Ama Serkan şu zamana kadar, ne zaman diploması olmayan birine şans verdi?
Belki de bazen şans tanımak gerekiyordur Pırıl.
Belki etrafına daha dikkatli bakmak gerekiyordur...
...bir şeyleri kaçırmamak için.
Ben senin ne demek istediğini tam olarak anlamadım.
Benim zaten şunları bir götürmem lazım.
İşte tam olarak bundan bahsediyorum aslında.
Pırıl, baksana buraya.
(Duygusal müzik)
Ne oluyor?
Sorun ne?
Hiç.
Yani derdin nedir? Neden böyle uzak davranıyorsun?
Benden uzak dur diye avaz avaz bağıran sen değil miydin?
İstediğin bu değil mi?
Peki.
Selin'e notta ne yazdın?
"Varlığınla hayatımı güzelleştiriyorsun."
Çok mu abartmışım?
Hayır, hiç.
Çok iyi yazmışsın.
Selin sana âşık.
Tek yapman gereken ona güven vermek.
Güven derken?
O bana yalandan yaptığın tüm iltifatlar, romantik hareketler...
...derin bakışlar.
Bana yalandan yaptığın romantizmin gerçeğini ona yaşatmak.
Çıkabilirsin Eda.
Çıkıyorum zaten Serkan Bey.
Bey.
(Duygusal müzik)
(Müzik)
Hadi.
Bir kere başardın, yine yapabilirsin.
(Müzik)
(Hızlı nefesler alıyor)
Pes etme Aydan.
Pes etme.
Yapabilirsin.
Ahh!
Aydan Hanım, acaba tekrar gözünüzü mü kapatsak Eda Hanım gibi?
Hayır, ben yaparım.
(Müzik)
En azından Alptekin Bey'le konuşsanız, belki iyi gelir.
Çalıyor.
(Telefon çalıyor)
-Efendim Aydan? -Alptekin.
Hemen gelebilir misin? Sana ihtiyacım var.
Randevum var Aydan. Akşama geldiğimde iste ne isteyeceksen.
-Çok mu önemli? -İşle ilgili Aydan.
Akşam görüşürüz.
Görüşürüz.
Görüşürüz Alptekin Bey.
(Müzik)
Müsait misin?
Evet.
Selin'le yemek rezervasyonunuzu ayarladım.
Harika. Ne zaman?
Bu akşam.
Saat sekizde.
Bu akşam?
Bir şey yoksa ben çıkıyorum artık.
Bu akşam doğum günümün olduğunu biliyorsun, değil mi?
Biliyorum.
Ama ben Leyla'yla konuştum.
Kutlamak istemediğini, hatta tebrik edilmekten bile hoşlanmadığını söyledi.
Ama eğer istersen iptal edebilirim.
Başka biriyle program yapmak istersen.
Hayır.
Bence çok iyi yapmışsın.
-Selin de anlamış olur böylece. -Neyi?
Onu seçtiğini.
Doğum gününde birlikte vakit geçirmeyi istemen, doğru mesajı verir.
Anladım.
Başka bir işin yoksa çıkabilirsin.
Teşekkürler.
(Müzik)
(Klavye tuş sesleri)
(Tuş sesi taklidi yapıyor)
Abiciğim, bugün senin doğum günün ya!
En azından bugün, tamam, kutlamak istemiyorsun doğum gününü ama...
...böyle bir iş kafasından çık, bir sal kendini, rahatla.
(Boğazını temizledi)
Tamam, peki. Haklısın.
Haklı mıyım?
Tek seferlik bir şey, o yüzden tadını çıkar.
Yaslan bakayım şöyle. Gel.
-Bana bak. -Ne?
Eda sana ne yapıyor bilmiyorum, hiçbir fikrim yok.
Ama ne yapıyorsa çok iyi yapıyor biraderim.
Hayırdır?
Eda'yla bir sıkıntı falan yok, değil mi?
(Müzik)
-Bu akşam benim doğum günüm ya. -Evet.
Ben de...
...doğum günüm için belki bir şey planlamıştır diye düşünmüştüm ama...
...öyle bir şey olmadı.
Abi, ne bileyim, çekinmiştir kız.
Sonuçta sen doğum gününü kutlamayı sevmiyorsun.
Yok, yani yapmak istemedi.
Neden istemesin ya?
Ayrıca istediysen, söyleseydin sen de madem.
Ölür müsün bir kere gurur yapmasan, nedir yani?
Engin, bu akşam...
...bu akşam, doğum günü akşamım...
...Selin'le bana baş başa yemek ayarladı.
Tamam, anlıyorum, yapması gerekiyor öyle şeyler ama yani...
Ne demek yapması gerekiyor?
Yani asistanım ya.
İşle alakalı bir şey planlamıştır.
Şimdi abiciğim, sonuçta Eda senin asistanın ama aynı zamanda nişanlın.
Ne bileyim, kıskanmıştır kızcağız. Ne yapsın?
Oğlum, bu nasıl bir mantık?
Kıskanıyorsa neden böyle bir şey yapsın?
Sonuçta sen hep şey diyorsun ya hani...
..."Kadınları anlamıyorum".
Sonuçta anlamadığın bir şeyin de...
...anlamlı hareket etmesini beklemek biraz anlamsızca olmaz mı?
Değil mi? Ne?
Bu aydınlatıcı konuşman için çok teşekkür ederim Engin.
Çünkü şu an gerçekten kafamı karıştırdın.
Tamam, şöyle düşün, kadınlar ölümüne kıskansa bile...
...yani bazen hiç kıskanmıyormuş gibi davranabiliyorlarmış.
Çünkü Ceren son zamanlarda bana bu konularda biraz eğitim veriyor da.
-Ne? -Ceren?
-Evet abi. Avukat kız sonuçta. -Ha!
-Sarışın Ceren? -Evet.
Belli ki eğitim hâlâ devam ediyor.
Haksızlık ediyorsun.
-Haksızlık ediyorsun. -Yani Engin, hiçbir şey anlatamadın.
Abi, tamam da gayet anlaşılır konular bunlar.
(Serkan) Sağ ol Engin.
Sen bir iki aya bana soracaksın kadınları.
Gayet açıklayıcı anlattım abi. Ne var yani bunda?
Senin bu arkadaşın ne yapmış, biliyor musun?
Selin'le Serkan bu akşam yemeğe çıkıyorlar.
Bil bakalım, randevuyu kim ayarladı? Eda arkadaşımız!
Kızım, senin aklın başında mı?
Ters psikoloji yapmaya çalışıyorsan eğer...
...erkekler düz yaratıklardır, ne söylersen onu anlar.
Bunu bir güven testi olarak düşünebilirsiniz.
Serkan'la Selin arkadaş diyorum, inanmıyorsunuz.
Aralarında bir şey varsa, bu gece belli olur.
Ne olacaksa olur, bitecekse de biter.
Evet, orası öyle ama...
Sen bayağı bildiğin, Serkan'ı allayıp pullayıp hediye paketi gibi...
...Selin'in eline veriyorsun, farkındasın değil mi?
Yani giderse gitsin, dönerse benimdir gazına geldiysen...
...erkekler bırakırsan gider, mutlu olursa dönmez.
Anca beklersin.
O kadar uğraştım, didindim.
Serkan'la beraber gidebileceğimiz bir mekân bile bulamadım.
Ne yapayım, Serkan Bolat'ı bizim çorbacıya mı götüreyim?
(Melek) Doğru.
Bu sağlık takıntısı yüzünden mi söylüyorsun onu?
Ne var? Birlikte gidersiniz, yıldız şehriyeli çorba içersiniz.
O, lüks restoranların adını ezbere biliyor.
Gerçi bizim Bilal abinin çorbası gibi hiçbir yerde içemez de.
-Doğru. -İşte sen bu yüzden bu kadar güzelsin.
Orijinalsin bir kere. Beğenmeyen...
...çeksin gitsin.
Bu kadar konusu geçince benim canım çekti.
Ne yapalım, gidelim mi? Hadi gidip içelim. Var mı gelen?
Gelmek isterdim ama benim çok işim var, gitmem lazım.
Ben ketojenik diyet yapıyorum, içemem.
Ha.
O zaman içerideki limonatayı kim içti?
Unutuvermişim.
İçmişim. (Hıçkırıyor)
Üstüme geliniyor ama şu an. (Hıçkırıyor)
Pişmanım ya! (Melek hıçkırıyor)
Getireyim mi bir tane daha?
Olur vallahi-- (Hıçkırıyor)
(Hareketli müzik)
(Müzik)
(Geçiş sesi) Bir yeri sevmem için...
...denizi görmesi yeterli.
Beni kendine çekiyor her baktığımda. (Geçiş sesi)
Bekletmedim, değil mi?
Hayır.
Güzel manzaranın tadını çıkarıyordum.
Ne kadar şanslıyız.
Yani kafamızı kaldırdığımızda denizi görebiliyoruz.
(Selin) Burası hep geldiğin yer. Her zamanki manzara.
(Geçiş sesi) (Eda) Oturduğumuzdan beri...
...manzaraya hiç bakmadın. -Hep geldiğim mekân.
-Manzarayı ezbere biliyorum. -Manzarayı ezbere bilemezsin.
Bir şeyler değişir. Bulut değişir, ışık değişir.
Geçen gemi değişir. Bir baksana, bir önceki geldiğinle aynı mı?
(Geçiş sesi)
Öncelikle...
...mutlu yıllar. Babandan.
Teşekkür ederim.
Özel baskı. Tabii yine kendisi vermemeyi seçti.
Yakınlaşacağımızdan korkuyor.
Haksızlık ediyorsun.
Bu da benim hediyem. Şöyle vereyim.
Acaba nedir?
(Müzik)
Kol saati.
Ne kadar ince düşünmüşsün.
Güzel de bir seçim.
(Serkan) Teşekkür ederim.
Ee, başka ne konuştunuz babamla?
Ee, baban holdingi bize bırakmasının vaktinin geldiğini söyledi.
Sadece birlikte çalışabilmemiz konusunda bazı şüpheleri var.
Ne şüpheleri olabilir? Yıllardır birlikte çalışıyoruz.
Sen ve bana dair değil, daha çok Eda ve Ferit'le ilgili.
Eda ve Ferit'in holdingle, pardon, daha doğrusu...
...Eda'nın holdingle hiçbir alakası yok.
Evet, Ferit'in var.
Biliyor musun Selin, seninle çok dürüst olacağım.
Bazen sırf beni çıldırtmak için Ferit'le olduğunu düşünüyorum.
Biliyor musun, ben de sırf ben senden ayrılıp...
...onunla birlikte olduğum için bu kadar çıldırdığını düşünüyorum.
Çünkü Serkan Bolat terk edilemez, ancak terk edebilir.
(Serkan) Selin...
...lütfen...
...kullandığın kelimelere dikkat et.
Serkan, sen kendine bir hayat kurdun.
Ama benim kurmamı istemiyorsun. Bu nasıl bir bencillik?
Eğer Ferit'le hâlâ nişanlı kalmakta ısrar ediyorsan...
...o zaman holdingdeki hisselerini bana satmanı rica edeceğim.
-Şaka yapıyorsun herhâlde? -Hayır.
Ya isteyerek bana o hisseleri satacaksın...
...ya da eninde sonunda o hisseleri ben alacağım.
Bu nasıl bir gaddarlık?
Selin...
...Ferit...
...Kaan Karadağ'ın ortağı. Kaan Karadağ'ı tanımıyor musun?
Nasıl bir zarar verebileceğini bilmiyor musun?
Üstelik Ferit sana göre bir insan değil.
Birincisi; ben Ferit'e güveniyorum.
İkincisi de sen uygun eş seçme konusunda...
...konuşabilecek durumda değilsin bence.
-O ne demek? -Şu demek.
Eda senin için uygun bir eş mi?
Dürüst ol.
Değil.
Haklısın.
Daha doğrusu ben ona uygun değilim.
Muhtemelen benden bıkmaya başlamıştır.
Veya bıkmıştır.
Neyse, biz artık sipariş verelim.
(Telefon çalıyor)
Pardon.
Efendim?
Alo? Enişteciğim, iyi ki doğdun.
Melek. Teşekkür ederim.
Ben aslında Eda'ya söyledim. Dedim ki...
...bence enişteme dünyanın en güzel partisini yapalım...
...şöyle sabahlara kadar eğlenelim, dedim.
Ama Eda da bana dedi ki "Serkan hiç öyle şeylerden hoşlanmaz...
...istemez." dedi. Ben de ağzımı açıp hiçbir şey söylemedim.
Ama bu seferlik. Önümüzdeki sene benden asla kaçamazsın.
(Melek ses) Hayatının sonuna kadar...
...unutamayacağın bir parti yapacağım sana, tamam mı?
(Müzik...)
(...)
Ne işin var burada?
Yoksa sen de mi biliyorsun bu çorbacıyı?
Koskoca Serkan Bolat mahalle çorbacısında. Olacak şey değil.
Melek söyledi.
Buranın çorbaları çok güzelmiş. Benim de canım çekti.
Sen neden açsın ki? Selin'le yemekte değil miydin?
Evet.
Ama senin deyiminle...
...öyle sosyetik restoranlarda sadece göz doyuruluyor.
Kim bilir ne kadar hesap ödedin orada ama hâlâ açsın.
Yani şöyle düşündüm...
...doğum günümde nişanlımın yanında olmasam...
...biraz şüphe uyandırır. Öyle değil mi?
Ne içiyorsun?
Terbiye çorba...Terbiyeli çorba.
Muhteşem bir şey. Ama bak, sen de bundan içmelisin.
Zehirlenmezsin, korkma. Çok temiz bir yer.
Bence hijyen sınırını pazarda zorladık. Bağışıklık kazandım.
Pardon. Aynısından alabilir miyim ben de?
(Garson) Olur abi.
Ee...
...nasıl geçti Selin'le?
Güzel.
Çok iyiydi.
Ve seçtiğin restoran da dört dörtlüktü.
-O yüzden teşekkür ederim. -Dört dörtlüktü?
O yüzden mi buradasın?
(Müzik)
-Efendim, çorbanız. -(Serkan) Teşekkürler.
Afiyet olsun.
(Müzik)
Limonla başlıyoruz, değil mi?
(Müzik)
Bana hediye almışsın.
Melek söyledi.
Melek de bir şey söylemese gerçekten şaşarım yani.
Ufak bir şey.
Sana gelen hediyelerin yanında biraz komik kalıyor. Boş ver o yüzden.
Ben isterim hediyemi.
Alabilir miyim?
Arabada.
Tamam, sen şöyle otur, getireyim.
(Serkan) Peki.
(Müzik)
(Eda) Tutar mısın? Senin.
-O, bakkal keki mi? -Evet.
Zaten tatlı yemiyorsun. Dünyanın en güzel keki olsa ne olacak?
Mantıklı.
Mutlu yıllar.
Dilek dile. Çok istediğin bir şey.
Sahip olamadığın bir şey. Ya da seni böyle...
...heyecanlandıran bir şey. -(Serkan) Eda!
Eda! Hişt!
(Duygusal müzik)
-Hediyem. -Evet.
(Duygusal müzik)
(Eda) Yani...
...ben düşündüm...
...dünyada her şeye sahip olan bir adama ne alınır diye...
Ve bana...
...dünyayı aldın.
Öyle mi?
Beğendin mi?
(Duygusal müzik)
Teşekkür ederim.
(Duygusal müzik)
Araba, şey... Ee...
...nasıl? Şey...
-İyi. -Çalışıyor mu?
Yani tamir ettirdin mi?
-Hayır. -(Serkan) Anladım.
Tamir ettirmek istemiyorum ki.
Bence her parçası çok iyi çalışıyor.
-Kıyamıyorum bir şeyini değiştirmeye. -Anladım.
Bence şöyle yapalım, yarın sabah ben...
...evden seni alırım, birlikte Şile'ye gideriz.
-İş için. -Tabii ki. Tamam.
Güzel.
-Bir şey soracağım. -(Eda) Sor.
Ee, sen...
...sen neden hâlâ çiçekçide çalışıyorsun?
O benim altın bileziğim.
Bana kim olduğumu hatırlatıyor. Ayrıca...
...sözleşmemiz bitince ben oraya geri döneceğim.
Neden çalışmayayım ki?
İyi yapıyorsun.
-Haklısın. -Evet.
-Her şey için çok teşekkür ederim. -Tekrar mutlu yıllar.
İyi geceler Eda Yıldız.
İyi geceler Serkan Bolat.
Hadi.
-Bence yersin. -Çikolatalı.
Benim için.
(Serkan) Gel.
(Müzik...)
(...)
(...)
(Müzik)
(Eda) Bütün yıldızların adını biliyor.
Mitoloji biliyor.
Çok güzel kokuyor.
Sen Serkan'a âşık olabilir misin?
Olamam.
Olamam Ceren.
Ben Serkan’a âşık falan değilim. Olamam çünkü olmamalıyım.
Aşağı yukarı iki aylık bir şeydi. Bir ayı geçti bile.
Dayanmam lazım, sağlam durmam lazım.
Durabilir misin?
Çoğu gitti, azı kaldı, öyle sayılır.
Hem Serkan da hoşlanmıyor ki ona yakın davranmamdan.
Davranma canım o zaman.
Yakın durma sen de yani, ne var sanki?
Adam zeki, yakışıklı, başarılı.
İyi bir mimar sonuçta, bulunmaz Hint kumaşı değil yani.
Değil mi? Normal bir insan.
-Ben ondan uzak dururum. -Durursun.
Dururum.
(Duygusal müzik)
(Eda) Bir baktım, karşımda Serkan.
Acaba kim söylemiş nerede olduğumu?
Ne var? Ben eniştemin doğum gününü kutlayamaz mıyım? Arayamaz mıyım?
Ararsın Melo, ararsın. Bir şey demiyorum.
Hadi benim artık kaçmam lazım. Şile'ye gideceğim.
Bir de Dayı'yı çalıştırmayı hesaba katarsam...
Niye eniştem bırakmıyor seni?
Gidip gelmesi zaten bir iki saat sürüyor.
Orada işleri de vardır onun. Hiç bekleyemem yani.
Haklı, zaten peşinden sürüklemeye de gerek yok.
Bence de.
Keşke birisi de beni arabasıyla alsa...
...getirse, götürse, bıraksa.
Ben bırakayım seni işe.
Canım Dada'm. Vallahi sizi çok seviyorum ama...
...Dada'mı bir ayrı seviyorum.
(Telefon çalıyor)
Seni almaya geliyorum, yoldayım.
-Almaya geliyorum seni. Şimdi çıkacağım. -Gel.
-Gelme. -Ne demek gelme?
Çünkü ben kendi arabamla gideceğim. Melo'yu işe bırakacağım.
-Eda beni bırakacak, gelme! -Gitme Eda'yla.
-Sen bırakma Melek'i. -Olmaz.
-Olmaz. -Çok üzüldüm.
Biliyorum.
-Ayrı gitmemiz saçmalık. -Biliyorum.
-Görüşürüz. -Görüşürüz.
(Melek gülüyor)
Sen kiminle konuşuyordun?
İşten bir arkadaşla. (Hıçkırıyor)
Kimmiş o işten bir arkadaş?
Biz yeni tanıştık. Öyle... (Hıçkırıyor)
...sohbet falan ediyoruz.
Gizemli tutmak istiyor. Sonra söyleyecekmiş.
Şu internette tanıştığı mı? Ha?
Ne alakası var? Öyle 'online' falan.
Benim öyle şeylerle işim olmaz zaten. (Hıçkırıyor)
Şey de tuttu beni. Ben kaçıyorum, size afiyet olsun.
-Ben bırakacaktım ya seni! -(Melek) Gerek yok.
Şu an muhabbetten seke seke kaçtı, farkında mısınız?
Koşarak gitti.
-Hadi ben de kaçıyorum. -Yemek yemedin.
Daha Dayı'yı çalıştıracağım.
-Değiştir şu arabayı. -Değiştir hala.
Ben?
(Müzik)
Özlemişim Dayı'm benim, özlemişim seni.
Senin gibisi var mı ya?
(Geçiş sesi)
Ne o öyle üstü açılmalar, bir hâller, bir havalar. Ne gerek var?
Yok! Bak...
...senin yerin bende çok ayrı. Bunu biliyorsun.
Dönüp dolaşacağım yer, senin yanın. Hadi.
İşte şöyle.
(Müzik)
Hıçkırık güzeli.
Bunda dalga geçilecek ne var ki?
Sen neden benim her söylediğimi ters anlıyorsun?
Bak ne diyeceğim, bence sana bu diyet iyi gelmiyor.
Diyet değil o, sağlıklı beslenme.
Sen ne işler karıştırıyorsun bakayım?
Ben bir iş karıştırmıyorum. (Hıçkırıyor)
Yeni işime oryantasyon sürecindeyim. Alışmaya çalışıyorum.
-Stres altındayım, üstüme gelme ama. -Peki, öyle olsun.
(Motordan sesler geliyor) Melo, benim kapatmam lazım.
Hayır, yapma! Lütfen!
Lütfen Dayıcığım, güzel güzel konuştuk, lütfen.
(Eda) İyi, tamam. Tamam.
(Eda) Hay Allah'ım!
(Müzik)
(Telefon çalıyor)
-Alo? -Eda, neredesin?
Şimdiye kadar sana yetişmiş olmam gerekirdi.
Ben gerideyim daha.
Benim arabam bozuldu ama hallederim. Bence sen git, ben geleceğim.
Alo?
Alo?
(Müzik)
(Fren yapıyor)
(Pırıl) Engin'in arabası bu. Dur, ben geleceğim.
(Pırıl) Engin!
-(Engin) Evet. -(Pırıl) Bana niye haber vermedin?
-(Pırıl) Ben gelir, alırdım seni. -Yok, ben hallettim.
-(Pırıl) İyi misin? -Zaten ee, Ceren...
...getirdi beni, sağ olsun.
Selam Pırıl. Nasılsın?
-İyiyim Ceren, çok iyiyim. Sen nasılsın? -(Ceren) Şahaneyim.
-Anladım onu. -Ne güzel, değil mi?
Evet.
Biz zaten Ceren'le beraber çalışacağız ya...
...beraber gelelim o zaman dedik.
-Evet, çok iyi düşünmüşsünüz. -Evet.
Sadece Engin'le değil, sen Serkan'ın da işini aldın.
Bayağı hızlı ilerliyorsun, ne güzel.
Değil mi? Ben de çok heyecanlıyım ve çok mutluyum.
Engin zaten muhteşem bir insan.
(Ceren) Aynı zamanda çok iyi bir müşteri.
-Bir ara alçını imzalayacağım, unutma. -(Engin) Tamam.
-Hadi, geçelim o zaman. -(Ceren) Geçelim. Ben yardım edeyim.
(Pırıl) Buyurun, geçin.
Senin o diğer ayağını da ben kırayım mesela, onu da ben imzalarım.
Ben ne diyorum ya?
(Müzik)
Neden geldin ki? Ben çekici çağırdım.
Ne yapıyorsun sen?
Neden benim arabayla gelmiyorsun da bu arabayla geliyorsun?
Canım araba kullanmak istedi. Ne var?
Bozuk bir arabayla çevre yoluna çıkacaksın.
Öyle mi? Gerçekten delisin.
Affedersin ya, senin değerli vaktinden çaldım.
Gideceğin yere benim yüzümden geç kalıyorsun.
Vakitten bahseden kim? Canına kastediyorsun.
Sen neden bana bu kadar çok karışıyorsun?
Ben sana karışıyorum, öyle mi?
Her şeyimi eleştiriyorsun. Hiçbir şeyimi beğenmiyorsun.
Beni kontrol etmeye çalışıyorsun.
Çünkü sende kontrol sıfır.
Tamam mı? Rüzgâr nereye eserse sen oraya.
Sağlığıma karışıyorsun, uyuyakalmama karışıyorsun.
Arabama bile karışıyorsun.
-(Serkan) Karışacağım. -(Eda) Karışamazsın.
-Karışacağım. -Karışamazsın.
Karışıyorum. Sen benim yanımda olduğun sürece...
...ne sağlığına bir şey gelmesine izin veririm...
...ne de başına bir şey gelmesine izin veririm, tamam mı? Hem...
...işte, sözleşme bitene kadar.
Sözleşme bittikten sonra istediğini yap.
Murat Bey, şimdi size bir konum yollayacağım.
Aynen, bir araç arıza yaptı da. Evet.
Alın, bakımını, her şeyini yapın, halledin, tamam mı?
Tamam, teşekkürler.
Ben çekici çağırmıştım. Ayrıca bunların hepsini ben yapabilirim.
Keşke yapsaydın.
Gerçekten şu sözleşme bitsin diye gün sayıyorum, gün!
Bravo. Neyse ki sayemde hayatında net bir şey olacak.
O da bu sözleşme bitecek.
-Arabanın anahtarını ne yapacağım? -Ver bana.
(Müzik)
(Eda) Dayı, bunlar hep senin yüzünden.
(Araba çalıştı)
(Eda) Söyle, arabama iyi baksınlar.
(Müzik)
Durdur arabayı.
-Selam. -Ay!
-Korkuttun beni. -Bak, bulduk birbirimizi.
Yürümeyi seviyorsun galiba?
Holding yakın ya buraya.
Burada da böyle deniz falan var.
Ne bileyim, insanın kafası dağılıyor işte.
Deniz kenarında yürümek bana iyi geliyor.
Doğru söylüyorsun.
-Seni işte yormuyorlar, değil mi? -Yani.
Kolay olduğunu söyleyemem. Ama hangi iş kolay ki zaten, değil mi?
Alışma sürecindeyim ben de.
(Kaan) Gerçekten nasıl gidiyor, anlatsana.
-Gerçekten? -(Kaan) Gerçekten.
Anlatayım o zaman. Holding biraz zor.
Ama güçlü, başarılı kadınlar için fırsatlarla dolu.
Yani benim için aslında.
Tabii benim yine ne dediğimi bilemediğim zamanlar oluyor ama...
...yavaş yavaş alışacağım.
Tamam Pırıl Hanım, siz de baktınız.
Ben şimdi Engin Bey'e de götüreyim o zaman. Sonra...
...zaten tamam. Ben bunu götüreyim.
Engin'e ben götürürüm.
-Siz zahmet etmeyin, ben-- -Yok, hiç zahmet olmaz.
Ben götürüyorum, sen devam et.
(Ceren) Bu dava biraz zaman alacak ama ben kazanacağımızdan eminim.
Ben de çok eminim, delirme. Benim sana olan--
(Pırıl kapıya vuruyor) (Pırıl) Engin...
...bölmek istemezdim.
Pek müsait değilsiniz galiba ama...
...bunların imzalanması gerekiyormuş.
Yok, hiç önemli değil Pırılcığım.
Biz de tam bitirmek üzereydik. Girebilirsin yani.
Ben Engin'e sormuştum ama.
Yok, önemi yok. Bakayım ben hemen dosyaya.
Bu ne?
-Bayağı ilginç gözüküyor. -Evet, insanın...
...bilmediği konular ilginç geliyor, değil mi?
-Olur öyle. -Öyle, değil mi?
Evet.
Ee, neden sen getirdin dosyayı?
Neyse. Ama ben bunları imzaladım diye hatırlıyorum.
Neye imza atıp atmadığımıza bir baksak, emin olsak ne yaptığımızdan.
Bir bak sen aklımızda kalacağına. Ben de bekleyeyim burada.
Sen devam et, bak.
(Pırıl) Değil mi? İçimiz rahat olsun.
Aklımızda kalacağına dosyamızda kalsın. Bak.
Tamam.
Biraz uzun, iş ya. Kusura bakmazsın sen de.
Tabii onlar da var.
(Müzik)
(Martı sesleri)
Evet Eda?
Bu dev gibi arazinin peyzajını Eda yapar dedin ya...
...Eda'ya güveniyorum, dedin. Nasıl yapacağım ben?
Diplomam yok diye başkası olsa bana balkonunu tasarlatmaz. Haklı da.
Ama sen güveniyorum, dedin. Nasıl dedin?
Tabii ki kendin yapmayacaksın.
Sonuçta Türkiye'nin en iyi peyzaj mimarlarından birini ayarladım.
Sana danışmanlık yapacak.
Rahatladın mı?
Haklıymışım, güvenmiyormuşsun.
Senin derdin ne?
Sabahtan beri bir sorun çıkarmaya çalışıyorsun.
Sabahtan beri kaçıyorsun. Ne oluyor?
Derdim sensin.
Seninle tanıştığımdan beri başımdan büyük işlere kalkışıyorum.
Nişanlı taklidi yapmak da buna dahil.
Belki de neleri başarabileceğinin farkında değilsindir.
Bak, arazinin tasarımı...
...fikirleri tamamen sana ait.
Tamam mı?
Oradaki İdil Hanım...
...sana danışmanlık yapacak olan kişi.
O ne derse onu yapacaksın.
İşleyişle alakalı, uygulamayla alakalı.
Sözünden çıkmayacaksın.
-(Serkan) Olur mu? -Tamam.
Ama bu çok uzun sürer.
Sözleşme bitince ne olacak?
Eminim sözleşme bitene kadar tasarımı bitirmiş olursun.
Sonra gerisini zaten İdil Hanım halleder.
Her zamanki gibi her şeyi düşünmüşsün.
Bak Eda, ben seni ofise bir peyzaj mimarı olarak almadım.
Bu, iş dışında bir şey.
O yüzden daha farklı çalışma saatlerin olacak.
Tamam.
Ben hallederim.
Çalışırım.
Bir şey diyeceğim.
Evet.
Gerçekten teşekkür ederim bu fırsat için.
(Duygusal müzik)
Heyecanlı mısın?
Sence?
Bu kadar büyük bir arazinin tasarımını yapacağım.
Yapamayacağını düşünürsen yapamazsın.
Ama güveniyorum sana.
O zaman yaparım.
Hazır Arkadaşım Erkek'le baş başa kalmışken biraz konuşabilir miyim?
(Engin boğazını temizliyor)
Tamam.
-Enginciğim, bizim planımız neydi? -Neydi?
Sen Pırıl'dan uzak duracaksın, bana yakın davranacaksın.
Pırıl'ı görmezden geleceksin, beni göreceksin.
Böyle konuşmadık mı Engin? Neden yapmıyorsun?
Ya, öyle de...
Yapamam ki ben onu.
Ne demek yapamam ki?
Bak, bence o iş çok olacak gibi gelmiyor, anlatabiliyor muyum?
Yani Antalya'da da denedim. Ama olduramadık yani.
-Sanki bizim işimiz-- -Ne demek olmayacak?
Olacak diyorum sana, beraber olduracağız, merak etme.
Bizim bu arazi hakkındaki konuşmalarımız da bittiğine göre...
...birazcık Eda ve Serkan'dan mı konuşsak?
Evet, evet, o konu da çok önemli.
Ne yapacağız orada, nasıl bir yol izleyeceğiz?
Ben kahve almaya gittim. Siz hâlâ konuşmanızı bitiremediniz mi?
Ben diyorum ki bugün gideyim, haberi çıkaran magazinciyle görüşeyim.
Karşısında bir avukat durunca nasıl konuşması gerektiğini öğrenir bence.
Yalnız bizim basın PR işlerimizle Selin Hanım ilgileniyor.
Dolayısıyla bir şey yapmadan önce ve sonrasında bir ona danışmanız gerekiyor.
Hım. Elle tutulur, somut bir şey elde ettiğim zaman...
...zaten Selin Hanım'la konuşmam gerektiğini ben biliyorum.
-Ya? -Evet.
-Evet. -Evet.
(Telefon çalıyor)
Aa! Telefon. Sanırım sana.
Pardon, senin arazinle alakalı.
Alo?
-Biz de bu arada şuna bakalım mı? -Bir dakika, bir dakika.
(Ceren) Efendim.
Ne yapıyorsun?
Tamam, ben o zaman ofise geliyorum.
Engin, araziyle alakalı benim acil çıkmam lazım.
Ya.
Ama işim bitince istersen seni eve ben bırakabilirim.
Yok, çok teşekkür ederiz.
Ama Engin'i ben bırakırım.
O zaman bir sen bırakırsın, bir ben bırakırım.
Bir sen bırakırsın, yine ben bırakırım.
Aramızda paylaşmış oluruz, ne dersin?
Tabii, bölüşürüz hatta.
Evet. Bir ben bırakırım, bir sen bırakırsın.
Bir ben bırakırım, bir sen bırakırsın, nasıl olur?
-Bence de çok iyi. -Evet, tabii.
-Aynen, bölüşürüz. -Evet.
-Ne dersin? -Değil mi?
-Evet. -Evet.
(Hareketli müzik...)
(Konuşmalar duyulmuyor)
(...)
(Konuşmalar duyulmuyor)
(...)
(Konuşmalar duyulmuyor)
(Pırıl) Biz bu şirketi birlikte kurduk.
Ama ben kontrol edebildiğimizden artık emin değilim.
Ne oldu?
(Pırıl ses) Eda'sı bitse arkadaşları bitmiyor.
Ceren var ya, şu avukat olan, sabahtan beri ofiste.
Serkan nişan sözleşmesiyle ilgili hukuki işlem başlatmakta kararlı.
Biliyorum.
En azından takip edebiliyorsun bir şeyleri.
Çünkü ben hanımefendiye sabahtan beri...
...seninle konuşması gerektiğini söylüyorum.
Ama neymiş, elle tutulur bir şey bulduğunda seni arayacakmış.
Görevi benden almadığı için beni anca haberdar eder tabii.
Ah Serkan ya.
Neyse, tamam. Sağ ol Pırılcığım.
Neyse, rica ederim tatlım.
Kapatıyorum ben.
Yok, ben sakinleşmedim.
Ceren.
Aa! Erdem, ne oldu?
Burada seni bekliyordum ben.
-Beni? -Evet.
Neden?
Fifi ne haber ya, Fifi iyi mi, Fifi ne yapıyor acaba?
Fifi'den bir haber var mı? Sen geliyorsun, Melo geliyor.
Fifi niye gelmiyor? Siz arkadaş değil misiniz?
Siz niye yalnız bırakıyorsunuz bu kızı?
Bir dakika, bir saniye, sakin ol.
Fifi'nin işi olabilir. Kız meşgul olabilir.
Ayrıca sana ne, ne yapacaksın?
Ne demek bana ne?
Benim hislerim olamaz mı yani?
Ben belki onu görmeyince özlüyorum.
Sen Fifi'den mi hoşlanıyorsun?
Yani ben şimdi aşırı karizmatik ve yakışıklı olabilirim...
...ama ben de bir şeyler hissediyorum yani insan olarak.
Tamam. Bu konuyu kesin konuşacağız sonra, tamam mı?
-Tamam, konuşalım. -Doğru yoldasın ama devam et, tamam mı?
-Konuşacağız ama kesin. -Arayacağım seni.
Tamam. Ben plakanı aldım, merak etme.
-Merhaba hanımefendi, hoş geldiniz. -Yavaş git abi.
Eyvallah.
Selin, lütfen surat yapma artık, ne olursun.
Ne suratı Ferit? Ceren hırslı bir kız.
Şimdi o sözleşme nasıl basına sızdı diye peşine düşecek.
Bir de Eda üzüldü diye daha da kişisel algılayacak.
Peki, ben konuşayım Kaan'la.
Hayır. Konuşma sen Kaan'la falan.
İyice ortak gibi gözükeceksiniz bu işte.
Ne yapabilirim, nasıl yardımcı olabilirim sana, ne yapayım ben?
O fotoğrafı yolladın komiklik olsun diye, ben de gizledim.
Şimdi sürekli yalan söylemek zorunda kalacağım.
Selin bak, gerçekten ve tekrar çok özür dilerim.
Eğer bir problem olursa sen hiçbir şeyle uğraşma...
...bana söyle, ben halledeyim.
Çok utanıyorum.
Herkese yalan söyledim.
Kusura bakma, gerginim biraz.
(Serkan) O zaman Eda'yla artık haberleşirsiniz.
-Teşekkür ederiz. -Teşekkürler.
-Çok memnun oldum. -Görüşmek üzere.
-İyi günler, kolay gelsin. -İyi günler.
Sence nasıldım?
Profesyonel gibi miydim?
Yani, biraz yeni mezun bir çaylak gibiydin.
Değil mi ya?
İşte heyecanlı, ne diyeceğini bilemeyen.
-Anladım. -Ama öte yandan...
...zeki, tutkulu, gayet kendinden emin biri gibiydin.
-Gerçekten mi? -Evet.
Merak etme, sen bu işi başarırsın.
(Müzik)
(Leyla ses) Alo, Serkan Bey.
Leyla, bizim işimiz bitti.
Benim programı bana atar mısın?
Engin Bey çok dolu olacağınızı söylediği için...
...bugün ben bütün programınızı boşalttım.
Saat daha 15.00 Leyla.
Evet Serkan Bey.
Leyla, bir daha ben bir şey demeden günümü boşaltma.
Ee, tamam Serkan Bey, özür dilerim.
Yapacağımız marinayı görmek ister misin?
Evet, isterim. Belki ilham olur.
Yani, birilerinin pek bir ilhama ihtiyacı yok.
Anlamadım, ne dedin?
Ben de saçmaladım galiba.
Neyse.
("Tolan Shaw - Gold" çalıyor...)
(...)
Çok güzel, değil mi?
Çok güzel.
Bak, marinayı tam oraya yapacağız.
Çok tuhaf değil mi?
Böyle bomboş bir arazi.
Bir şeyler hayal ediyorsun, yapıyorsun, oluyor.
Sanatçının tuvale çizim yaptığı gibi.
Benim de en sevdiğim kısım o zaten.
Tasarım kısmı.
(Serkan) Biz gençken hep buraya yüzmeye gelirdik.
Tabii annelerimiz babalarımız bilmezdi. Ben, Engin, Kaan.
Hâlâ genç değil misin?
Çocukken.
Anladım. Kaan?
-Kaan Karadağ mı? -Evet.
Evet.
Hatta Kaan'la eskiden hep araba yarışı yapardık.
Gerçi geçen gün sözleştik, yakın bir zamanda yapacağız.
İş hayatında rekabet yetmiyor yani.
Hiçbir şey sadece iş değildir.
Biliyorum.
Her şey oyun senin için.
Evet.
(Serkan) Oyun.
Neyse.
Gidelim mi?
Erken paydos.
Uzun zaman sonra ilk defa bu saatte evime gideceğim.
Yani istersen bana da gelebilirsin.
Evim yakın, bir kahve ısmarlarım.
Eve gitmeyi tercih ederim.
Peki, o zaman bir an önce dönelim.
(Müzik)
Aynen. Bütçeleri şurada olduğu gibi onaylayalım.
Tamamdır Engin Bey. (Telefon çalıyor)
Efendim?
Son durum nedir Engin?
Abi, şimdi her şeyin üzerinden tekrar geçtik.
Üretim bandını da onayladık.
Geri kalan işler için de yarın sabah devam ederiz diyoruz.
Sabaha bırakmak istemiyorum Engin.
Abi, bütün ekip gidecek, dinlenecek, eve dağılıyor herkes.
Tamam. O zaman herkese söyle, bana gelsinler.
Tamam mı? Üstünden geçmek istiyorum.
Hiçbir eksiğin kalmasını istemiyorum, tamam mı?
Yarın sabaha bırakmıyoruz bunu.
Oğlum, senin yanında nişanlın yok mu, ha?
(Engin ses) Onunla birazcık takılsana sen.
Ne böyle iş, iş, iş? Aşk biraz, aşk.
Engin, tamam, kapatıyorum, anladın beni.
Bu durumda ben de eve gitmiyorum yani, sana geliyorum, öyle mi?
Sen çalışanlardan biri değil misin?
(Müzik)
Hah, geliyor.
Tamam.
(Kapı açıldı)
Melo.
(Ayfer) Hah, gel gel.
Gel, gel, gel.
-Kolay gelsin. -Ben de kek yapıyordum.
-(Ayfer) Bana yardım eder misin? -Ya...
Ben dün gece hiç uyuyamadım, çok yorgunum, ben yukarı çıkayım.
Çok teşekkür ederim bir tanem, hadi gel.
Gel. Sen şimdi bunu karıştır, tamam mı? Ben de ununu karıştırayım, olur mu?
-Tamam. -Tamam.
Yok, öyle değil. Böyle yavaş yavaş.
Alttan yukarıya doğru.
Bir yandan da tabağı çevireceksin ki kabarsın.
-Tamam. -Güzel.
Aferin.
Şimdi, sorduğum soruları cevaplayacaksın.
Asla yalan söylemeyeceksin.
Her şeyi anlatacaksın.
-Tamam. -Aferin.
Dün kiminle buluştun?
Kaan'la.
Kaan, güzel.
İnternette tanıştığın çocuk mu?
Yok, hayır.
Mağazaya gelen yakışıklı var ya, sana anlatmıştım, o.
Evet. Neden anlatmayı bıraktın?
Benim mağazaya gelen yakışıklı, Serkan Bolat'ın kanlı bıçaklısı çıktı.
(Melek) İşte o ne yapsın? Ben ne yapayım?
Aşk işte yani.
Eda'ya henüz söylemedim.
Ama bir yolunu bulup söyleyeceğim.
Melo ya, aman!
Ben de ne sandım, neler geldi aklıma.
Aa! Aa! Ne oluyor?
Senin bu kekinde, bu mutfağında bir şey var kadın.
Vallahi insanın dili açılıyor. Ben ne anlattım?
Ne bileyim ben ne anlattım? Niye soruyorsun sen bana böyle sorular?
Yok canım, ne alakası var?
Ben sadece eline iş verdim, dilinin bağı çözüldü, o kadar.
Hem senin kalbin o kadar temiz ki bir şey söylemek istemesen...
...söylemezsin zaten.
Ben vallahi anlatacağım.
Yani Eda'ya söyleyeceğim ama işte zamanını kolluyorum.
Hem Kaan'ı da tartıyorum. Çünkü biz çok yeniyiz daha.
Ne bileyim...
...belki de anlatmaya değecek bir şey yoktur ortada.
Melek'im benim.
Melek'im.
-Ayfer abla, yardım et ne olur. -Ha canım.
Bu Kaan, Serkan'ın kanlı bıçaklısıymış. Yani ne yapacağım bilmiyorum.
Hay Allah'ım ya. Yeryüzünde sanki hiç adam kalmadı...
...biri gitti Serkan Bolat'a, öbürü gitti... Kaan?
-Karadağ. -Karadağ.
Melek Yücel Karadağ.
Sinirlerim bozuldu.
Off!
(Ayfer) Tamam. Bak, şöyle yapıyoruz.
Sen bunu alıp bana getiriyorsun, bir yemek yiyoruz.
Ben böyle ağzından laf alıyorum, tamam mı?
Yok, söyleyemem. Ben henüz Eda'ya söylemeye hazır hissetmiyorum kendimi...
...söylemeyeyim ben.
Hayır hayır, yok! Kimse duymayacak, biz bize, baş başa.
Zaten birileri olursa ben sorguya çekemem, yapamam yani.
Gerçekten mi?
-Canım Ayfer ablacığım. -(Ayfer) Canım benim.
-Sen hiç merak etme, tamam mı? -Tamam.
Melo, bir an önce de söyle, olur mu?
Yani kardeşler arasında öyle sır falan, hem de bir erkek için.
-Doğru söylüyorsun. Söyleyeceğim. -(Ayfer) Aferin.
Hadi git dinlen biraz.
Tamam.
Kek olunca haber ver.
-Elbise yakışmış. -(Melek) Teşekkür ederim.
Asıl kameralar sizi şimdi böyle çeksin.
Affedersiniz ama bu nasıl bir güzellik!
Ay!
(Aydan) Teşekkür ederim.
Madem Alptekin tarzını değiştiriyor...
...ben de onun aklını başından alırım Seyfi.
Şefi gönderdim bu arada, inanılmaz bir masa kurmuş...
...ve acayip romantik bir yemek sizi bekliyor.
Peki, teşekkür ederim.
Lütfen Alptekin'i arar mısın?
Geliş saatine göre parfümümü süreceğim.
Tabii.
(Telefon çalıyor)
-Alo? -Alptekin Bey.
-Merhaba. -Meşgulüm Seyfi.
(Seyfi ses) Aydan Hanım saat kaçta geleceğinizi soruyor da.
Akşama iş yemeğim var, yemeğe beklemeyin beni.
Peki.
Gelmiyor.
Alptekin Bey bu akşam yemeğe gelmiyor.
Aydan Hanım, ama--
Şefin hazırladığı yemekleri sokak kedilerine ver Seyfi.
Sonra da bir arabaya atlayıp holdinge git.
Alptekin'in her hareketini fotoğraflayıp gizlice bana göndereceksin.
Bir ajan gibi.
Bir ajan gibi.
Hemen mi gideyim?
Ben sana ne zaman olacağını söyleyeceğim.
(Telefon çalıyor)
-Alo? -(Erkek ses) Kaan Bey...
...istediğiniz avize hazır. Size fotoğrafları mail olarak gönderdik.
Gördüm fotoğrafları. Ellerinize sağlık, çok güzel olmuş.
Şimdi web sitenizde satışa sunabilirsiniz.
Tanıtımı ben yapacağım.
Alo, haberi çıkabilirsin.
Başlığı hatırlatıyorum.
İki tonluk tasarım avizeler uygun fiyata satışta.
Benim için küçük bir haber de yeterli.
(Gerilim müziği)
Eda.
Bir gelir misin?
(Müzik)
Evet?
Nereye gidiyorsun?
Kahve alacaktım. Sonra alırım diye düşündüm.
Bana yakın davranmaman başka bir şey...
...onu anlıyorum, sözleşme gereği, tamam.
Ama benden kaçıyorsun.
Hayır, kaçmıyorum.
Neden kaçıyorsun?
Kafam karışık.
(Duygusal müzik...)
(...)
(...)
Ne yapıyorsunuz bakayım bıcırlar?
-Hop! Hadi bakalım. -Acıktınız mı?
Havuç geldi.
Aa!
Serkan bu saatte eve mi gelmiş?
Ofisi de yanında getirmiş.
(Aydan) Babası dışa açıldı, bu evcimen oldu.
Serkan biliyor mudur Alptekin'in nerede olduğunu?
Bence biliyordur.
O yanındaki çiçekçi kız mı?
Evet, Eda Hanım. Ayrıca bütün ofis orada.
Evet.
Kek, kurabiye, bir şeyler ayarla da ne oluyor gidip bir öğrenelim bahaneyle.
-Tamam. -Şu havucu da yemeyi bırak.
-Atlar için o. -(Seyfi) Çok iyi geldi.
Ben tabağı hazırlatıyorum.
Yani biz hazır gibiyiz ama şimdi üretim kısmında ben durabilirim.
Ama montaja biri lazım olacak yanıma.
-Tamam, Metin halletsin. -(Pırıl) Tamamdır.
Ama bu el üretimi parçaları saklamak için...
...bizim bir alana ihtiyacımız olacak. Çünkü onlar narin parçalar.
(Telefon çalıyor)
(Telefon çalıyor)
(Telefon ısrarlı çalıyor)
(Telefon ısrarlı çalıyor)
Kaan arıyor.
Acaba nasıl bir belanın peşinde? (Telefon ısrarlı çalıyor)
Açma, boş ver. Canımızı sıkacak.
(Telefon ısrarlı çalıyor)
Aç. (Telefon ısrarlı çalıyor)
Ne var Kaan?
Sizin şu kendini beğenmiş tavırlarınızdan sıkıldım.
Çok havalısınız.
Çok büyüdü burnunuz.
Birader, işimiz gücümüz var.
Bizi fazla tutma, ne istiyorsun çabuk söyle.
Çok iyi bir tasarım yapmışsınız.
Dünyaca ünlü bir otele satmışsınız.
(Kaan ses) Haberi gördüm, tebrik ederim.
Sen de birazcık hani kendi işine odaklansan, bizden bir kopsan...
...belki sen de bir şeyler üretebilirsin kardeşim. Hadi eyvallah.
Yalnız sizin şu tasarımı Şişhane'de bir dükkân üretiyor zaten.
(Kaan ses) Haberi var mı dünyaca ünlü otelin bundan?
-Ne saçmalıyorsun sen? -(Kaan ses) Diyorum ki...
...orijinal tasarım diye Şişhane malı kakalıyorsunuz yabancılara.
Bana bak (***)!
(***) bana bak, beni oraya getirtme! Gelirsem seni var ya, çok--
(Kaan ses) Fotoğrafları gönderdim.
Tekrar kolay gelsin.
Ha, bundan sonra da daha orijinal olun.
Tasarımımızı çalmış.
(Pırıl) Nasıl oluyor bu Serkan?
(Gerilim müziği)
Tasarımların olduğu tek bir tane dosya vardı, o da sendeydi Eda.
Evet, bendeydi.
-Patente gittim ya. -Nasıl ulaştı Kaan'ın eline o zaman?
Ne bileyim ben.
Eda, istersen şu an iyi düşün.
Çünkü senden başka kimse olamaz.
Sen ne dediğinin farkında mısın?
Evet.
Bütün gün o dosya sendeydi.
Burada kimse elini sürmedi. Sen dosyayı dışarı çıkardın.
-Kaan'a ben verdim yani, öyle mi? -Başka kim vermiş olabilir Eda?
Yani gerçekten bir düşün.
Başka dosyayı Kaan'a kim vermiş olabilir?
Yani lütfen, bunun bir açıklaması var mı?
Ben neden sana böyle bir şey yapayım? Beni hiç mi tanımıyorsun?
Eda, adam telefonla fotoğrafları yolluyor!
Nasıl yolluyor? Ben bunu merak ediyorum.
Adamda nasıl bu fotoğraflar olabilir?
Evet, dosya bütün gün bendeydi. Sonra size geri getirdim.
Cevap ver!
Cevap veremiyorsun, neden, biliyor musun?
Çünkü suçlusun ve suçlu hissettiğin için zaten benden uzak durdun bütün gün!
-Emin ol, o yüzden değildi. -O zaman ne?
O zaman neden, ha?
Cevap ver! Bak, çok basit bir soru soruyorum sana!
Kaan'a dosyayı verdin mi?
-Serkan-- -Engin, karışma!
(Gerilim müziği)
Cevap ver!
Serkan, sen şu an ciddiysen...
...eğer gerçekten ciddiysen...
...ben şu an gidiyorum. Bir daha da yüzümü göremezsin!
(Gerilim müziği)
Git!
(Gerilim müziği...)
(...)
(...)
("Aytekin Ataş - Sen Çal Kapımı" çalıyor)
"Yanlışlarımdan ders alacak kadar olgun değilim"
"Bu yalan bir mecburiyet"
"Yoksa sana vurgun değilim"
"Ama gözlerinde bir ışık, kalbimin tıkırtısı"
"İçim içime sığmıyor, ya bu neyin kıpırtısı"
"Dön yüzünü gökyüzüne, bak bir aşkın yıldızına, aman"
"Parlayacak, sönecek, biliyorum"
"Her şey olur, her şey biter"
"Bir yıldız gökyüzünde kayar yiter"
"Her şey olur, her şey biter"
"Yalnızlık hep aynaları mesken tutar"
"Her şey olur, her şey biter"
"Yalnızlık hep aynaları mesken tutar"
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.