All language subtitles for [Toolbxs]Sen Çal Kapımı 3. Bölüm-Türkçe

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic Download
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English Download
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French Download
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German Download
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew Download
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian Download
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil) Download
pt Portuguese (Portugal) Download
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian Download
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian Download
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese Download
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish Download
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish Download
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

(Erkek) Son iki, üç, dört.

("Aytekin Ataş - Sen Çal Kapımı" çalıyor)

(Serkan) "Yanlışlarımdan ders alacak kadar olgun değilim"

(Eda) "Bu yalan bir mecburiyet, yoksa sana vurgun değilim"

"Ama gözlerimde bir ışık, kalbimin tıkırtısı"

"İçim içime sığmıyor, ya bu neyin kıpırtısı"

"Dön yüzünü gökyüzüne, bak bir aşkın yıldızına, aman"

"Parlayacak, sönecek, biliyorum"

"Her şey olur, her şey biter"

"Bir yıldız gökyüzünde kayar yiter"

"Her şey olur, her şey biter"

"Yalnızlık hep aynaları mesken tutar"

(Kapı vuruluyor)

(Serdar) Gidelim mi?

Olmaz. Yani bir sorun var.

("Tolan Shaw - Gold" çalıyor...)

(...)

Ne oldu?

Ben elbisemin fermuarını kapatamıyorum.

Komik mi?

Pırıl'ı ya da Leyla'yı çağırır mısın? Yardım edebilirler mi?

Nişanlın yanındayken biraz garip olmayacak mı?

-İstersen annemi çağırayım. -Hayır, annen hiç olmaz.

Peki.

Ben yapayım diyeceğim ama sözleşmemizde...

...sen izin vermediğin sürece sana dokunmam yasak.

Sen izin veriyor musun?

("Tolan Shaw - Gold" çalıyor...)

(...)

(...)

("Tolan Shaw - Gold" çalıyor...)

(...)

(...)

Elbise yakışmış.

Annen beni çağırmıştı.

Ben...

("Tolan Shaw - Gold" çalıyor)

Ayy, şu süslere bak.

Merhabalar. Nasıl buldunuz süslemeleri?

Sen ne zaman hazırlanacaksın?

Ben hazırlandım. Böyle olacağım.

Tam tahmin ettiğim gibi.

Seyfi, bizim ekibi geri çağır, acil.

Ne ekibi Seyfi Bey?

Bak canım, bizim gibi bir ailenin gelini gibi görünmen gerekiyor.

Seni baştan yaratacağız. Nasıl anlatayım sana...

Külkedisi’ni prensese çevirme operasyonu.

Külkedisi mi?

Aydan Hanım, siz beni başkasıyla karıştırdınız galiba.

Çünkü beni kimse baştan yaratamaz. Kalsın o yüzden.

Sadece bizi değil, kendini de rezil edeceksin.

-Ezecekler seni. -Ezecekler mi?

Ezecekler? Benim neyimi ezecekler?

Sorun da bu Sevda.

Neyin yanlış olduğunun farkında bile değilsin.

O kadar buraya ait değilsin ki.

Bakın, ben buyum.

Bu Eda'ya alışsanız iyi olur...

...çünkü bu aralar çok sık karşınıza çıkacak.

(Eda) İyi günler.

Aa!

Dil de pabuç gibi.

(Müzik...)

(...)

(...)

Partiden kaçmaya çalışan biri daha.

(Eda) Merhaba.

(Alptekin) Merhaba.

Ne oldu kızım? Neyin var?

İyiyim.

İyiyim de...

Boyumdan büyük bir işe kalkıştım ve tahmin ettiğimden çok daha zormuş.

Bak...

...kimsin, boyundan büyük iş nedir bilmiyorum ama...

...bir işe adım attıysan devamını getirmelisin.

Öyle mi diyorsunuz?

Sen güçlü bir kıza benziyorsun.

Başladığın işi bitirirsin diye düşünüyorum.

Haklısınız, bitiririm.

-Teşekkür ederim. -(Alptekin) Rica ederim.

Siz gelmiyor musunuz?

Yok.

Benim için burası daha iyi. İyi eğlenceler.

Teşekkürler.

Memnun oldum.

Ben de.

(Müzik)

-Merhaba. -Merhabalar.

-Sizi annemle tanıştırayım. Buyurun. -Hah, evet.

(Serkan) Anne.

-Merhaba. -Ayfer Hanım, Eda'nın halası.

Memnun oldum.

Aynı Sevda'ya benziyorsunuz.

Sevda ee... Eda.

Eda. Eda nerede?

Buralarda bir yerde.

Tamam, ben onu... Pardon. Memnun oldum.

Tabii.

-Anne. -Ne?

Neyse, babamı gördün mü?

Babanın tansiyonu çıktı, evde dinleniyor. Gelemeyecek nişana.

Çok güzel. Tamam.

Şu Selin sana bir an önce dönse de kurtulsan şu kızdan.

Anne, Eda'yla uğraşma, tamam mı?

Uğraşılacak gibi değil canım. Pabuç kadar bir dil, bir özgüven.

-Tavırlar falan. -Tabii sen alışık değilsin.

Eda, iyi misin?

Evet, hava almak istemiştim.

-Tamam. -Sen?

İyiyim. Herkes seni arıyor. Halan da geldi.

Tamam.

Serkancığım, merhaba, nasılsın?

İyiyim Derya Hanım, siz nasılsınız?

Ben de iyiyim. Tebrik ederim canım.

-Teşekkürler. -Hepimize sürpriz oldu.

-Öyle. -Hepimizi çok şaşırttın.

Nişanlın nerede?

-Buradayım. -Çok memnun oldum.

-Nasılsın? -Teşekkür ederim. Siz?

Tebrik ederim.

-Neyse, ben bir annene bakayım. -Tabii, annem orada.

-Görüşürüz. -Görüşürüz Derya Hanım.

-Kim o kadın? -Boş ver.

-Bana niye öyle bakıyor? -Boş ver, önemli değil.

Hadi gel, gel.

Aa, Serkan.

Sedat, ne haber?

-(Sedat) İyi. Sen? -(Serkan) İyidir.

-(Kadın 1) Tebrikler. -(Kadın 2) Mutluluklar.

(Müzik)

-Havaalanı projesinde birlikteyiz. -Öyleymiş.

(Kadın) Ben de seninle konuşmak istiyordum barajla ilgili.

Tamam, barajı konuşuruz.

Yeter, iş dışında bir şey konuşun lütfen. Sıkıldım artık.

Evet, aile dostlarımız, birlikte iş yapıyoruz aynı zamanda.

Yalnız ben merak ediyorum, bu kafa hareketini nasıl yapıyorsunuz?

Bu göz süzmeyi, böyle kafa yukarıda kalıyor...

...aşağıya indiriyorsunuz falan.

Bayağı göz kası gerekli çünkü. Büyük yetenek, bravo.

Ama pratiğiniz vardır sizin, bayağı vardır.

Serkan.

Bir baksana bize.

Normalde seni bu kurtlarla yalnız bırakmazdım ama sen parçalarsın onları.

-Hadi iyi eğlenceler. -(Eda) Hayır.

(Serkan) Göz kulak ol.

Ben özet geçeyim tatlım sana.

Malum, sen şimdi isimleri tutamazsın aklında. Biz sektörlerden başlayalım.

Finans, demir çelik, gıda, tekstil.

Peki, sizin aile hangi sektörde?

Sektör derken?

Şöyle ki Art Life Holding hangi holdingle birleşecek?

(Sedat) Merak edilen soru bu, biliyor musun?

Kısacası annen baban kim?

Hangi holdingin sahipleri?

-Anne babam. -Pardon.

Eda Hanım, tarifinizi hazırladık, onayınız gerekiyor.

(Fifi) Melo, ne yapıyorsun?

Ne var? Açık açık kur yapıyorum şu anda.

Yuh!

Merhabalar.

-(Ayfer) Hakikaten yuh Melo yani. -Nişanlar bunun için değil mi?

Adam bulmayacaksam, erkek bulmayacaksam, niye geliyorum o zaman ben?

Ayrıca sen de fıstık gibisin.

Sana da birini bulalım bu akşam bence.

Ağzını topla!

Serkan gergin, anası ondan gergin.

Baba ortada yok. Bu nasıl nişan?

Aa, Selinler.

(Serkan) Eda.

Oo, gelin hanım, hayırlı olsun.

Merhaba.

Edacığım, sen daha hazırlanamadın mı?

Ben yardım edeyim sana. Nişan başladı.

-Hazırlandım ben, böyleyim. -Çok güzelsin.

Sadece aksesuar göremeyince.

Sadelik neden insanları bu kadar rahatsız ediyor, ben anlamıyorum.

Bence daha güzel olamazdın.

Şey... Aa...

Hadi, birileri seni görmek istiyor.

Ben bakarım.

Eda!

Canım.

Çok yakışmış, çok güzel olmuşsun.

Eda, ben senin bu kayınvalideni bir kaşık suda boğarım.

Onun o bakışlarını da ona yediririm.

Kayınvalide dalaşı, en sevdiğim. Yırtın birbirinizi.

Sevda diyor.

Ben bir su içeyim, dayanamayacağım.

Nişanda çiftler yapışık ikiz gibi gezmez mi? Niye sen teksin?

Yani beni kiminle tanıştırsa...

...ya aileme, ya kıyafetime...

...her şeyime laf sokup duruyorlar.

-Neyin varmış? -Neden öyle yapıyor onlar, biliyor musun?

Senin üzerine giydiğin kıyafet özel bir tasarımcıdan değilse, onlar için bir çöp.

Kim söylüyor sana bunları ya? Söylesene sen bize.

Boş ver. Buradaki herkes.

O zaman bu saatten sonra bizimle geziyorsun.

Onlara gösteririz gününü.

Ben başımın çaresine bakarım. Bunu biliyorsunuz, değil mi?

Ayrıca çok güzelsin, taş gibisin, gayet de yakışmış sana.

(Üst üste konuşmalar)

-Çok güzelsin. -Maşallah.

-Kim ya onlar? -Ay, ağlayacağım galiba ben.

Oo, tanıdık yüzler.

Ne güzel.

Sen hayırdır birader burada?

Davetliyim, senin gibi.

Eda, gerçekten çok güzelsin. Serkan çok şanlı bir adam.

Teşekkürler.

Rica ederim.

Tekrar tebrikler. Görüşürüz.

Bir de böyle pis pis sırıtmıyor mu, yemin ediyorum, uyuz oluyorum bu herife.

Ben gelmesini istedim. Fikret Bey geldiğinde...

...işi kaybedince...

...nasıl bir tepki vereceğini merak ediyorum.

Ne oldu? Bir şeye canınız mı sıkıldı?

-Kimin? Bizim mi? -Evet.

Yok, yok, hiçbir şey yok.

Tanıdık bir arkadaşı gördük eskilerden, ona şaşırdık.

Ondan öyle tepki verdik.

Ben içecek bir şeyler alayım kendime.

-Kürk falan satma-- Ne? -Şuralara bakalım mı azıcık?

Of Melo, telefondayım. Satmıyorum diyorum.

-(Melek) Gel bari seninle bakalım. -Nereye?

Gel, şöyle biraz dolaşalım ya!

Ee?

Merhaba. Engin ben.

Serkan'ın en yakın arkadaşı. Yani sanırım.

Ceren ben de. Eda'nın en yakın arkadaşı.

Yani umarım.

Avukat Ceren? Off!

Biraz dertliyiz sanırım.

Aslında birine dalmamak için kendimi zor tutuyorum.

Kız meselesi mi?

Kız mı? Yok canım, iş meselesi.

(Engin) Benim zaten öyle aşkla falan işim olmaz.

O konularda çok şanssızım ben.

Ben de. Hep yanlış insan.

Sorma, sorma, hem de ne yanlış.

Sen bayağı dertliymişsin o zaman.

Senin durumun benden daha kötü. Ben en azından sadece yalnızım.

İşte gayet güzel bir ortam.

Deli mi bu acaba?

Ee, sen neden dans etmiyorsun? Sevmez misin yoksa?

Hayır hayır, çok severim aslında ama...

...topuklarıma baksana, biraz abartmışım.

Dans etmeye hâlim yok şu an.

Topukları abartmışsın ama ayakkabılar da yıkılıyor.

-Beğendin mi? -Bayıldım.

Kendi tasarımım.

Ciddi misin? Hem avukat hem tasarımcı?

Hu hu!

Ya yanlış anlamazsan sana bir şey soracağım.

Çok güzel bir kadınsın. Neden yalnızsın sen?

-Sana bir şey itiraf edeyim mi? -Etsene.

Bırak sevgiliyi, arkadaşım bile yok benim erkek olan.

Ne diyorsun!

O zaman şöyle yapalım, ben senin ilk arkadaşın olayım.

Yani erkek olan. Olur mu?

Olur. Olur tabii, niye olmasın?

Tamam.

O zaman ben kartını alıyorum.

Bizimkilerin yanına doğru gidiyorum. Görüşürüz.

Görüşürüz arkadaşım erkek.

Selinciğim, sence müzik çok mu neşeli?

(Selin) Yok, benim hoşuma gitti.

İyi. Sen beğendiysen tamamdır.

Kaan pis pis sırıtıyor orada.

Neyse, Fikret Bey nerede kaldı?

Birazdan gelmesi lazım. Geldiğinde haber verirsiniz.

Siz Kaan'la nereden tanışıyorsunuz?

Biz okuldan arkadaşız hepimiz.

Şöyle; Serkan, Selin, Kaan kolejden arkadaşlar.

Serkan'la Engin Londra’dan, yatılı okuldan, ben de mastırdan.

Aa, okul demişken Eda, seninle ilgili birkaç cümle vermem gerekiyor basına.

Neden? Nişanlı olduğumuz için mi?

Evet, aynen. Ailen, eğitimin, son çalıştığın yer. Birkaç cümle yeterli.

Eda'yı malzeme yapmaya gerek yok.

Eğer bizimle alakalı soruları varsa direkt bana gelsinler.

Ne oldu ki şimdi? Vermek istemiyorsa bana söylemeniz yeterli.

Çok meraklılar, değil mi? Yani hepiniz.

Çok meraklısınız, değil mi? Böyle statü, etiket falan.

Soran olursa asla senin, benim gibi biri demeyin.

Sadece bir çiçekçi deyin yeterli.

(Gerilim müziği)

Gerçekten Selin, hiç yakışmadı.

Ne yakışmadı Serkan? Ne dedim ki ben şimdi?

Yanlış bir şey mi söyledim?

Hayır canım, hayır. Yanlış hiçbir şey söylemedin.

Doğrular acıtır.

Hayır, işimi de mi yapmayacağım, ben anlamadım. Ne dedim ben?

Senlik bir şey yok.

(Duygusal müzik)

İyi misin?

Bu kadar üzülmenin sebebi mezuniyet meselesi mi?

Katil olay yerine döner derler, doğruymuş.

Senin sebep olduğun mezuniyet meselesi. Soruyor musun bir de?

Tamam, İtalya'ya dönemedin...

...peki, eski okuluna neden dönmedin?

Gerçekten ben niye bunu hiç düşünemedim? Süper fikir.

Sadece anlamaya çalışıyorum şu an.

İtalya'da okumak için ben okuldan kaydımı almıştım.

Orada da yüzde yüz bursluydum.

Sonra geri dönebilirsin...

...ama bursunu kestik, ödemek zorundasın dediler.

Anladım.

Ödeyemeyince atıldın.

Bilmiyorum, belki de kafaya çok taktım.

Baksana, insanların deşebileceği bir yaraya dönüşmüş.

Belki de bir şeyi bu kadar tutkuyla istemek--

Deme öyle.

Bir şeyi tutkuyla istemenin nesi yanlış?

İnsanlar tutkuları için yaşarlar.

Dönelim mi partiye?

(Seyfi) Serkan Bey.

(Serkan) Gel Seyfi.

Serkan Bey.

Bunu benim için takar mısın lütfen?

Bunun için de bir anlaşma yapmamız gerekiyor bence.

Çok güzel. Hatta muhteşem bir şey ama bana göre değil.

Ha.

Peki, madem istemiyorsun, gidelim.

Bir dakika, kolye nerede?

Nasıl yaptın bunu?

Döner misin?

(Müzik...)

(...)

Çocukken kendimi odama kapatırdım.

Sihirbazlık kitapları okurdum.

İş dünyasında çok işime yaradı.

(Müzik)

İyi numara.

Sihirbaz aslında dikkat dağıtarak...

...insanların bakışlarını istediği yere yönlendirir.

Kolye de bu işe yarayacaktı ama...

...sönük kaldı.

Gidelim mi?

(Müzik)

(Serkan) Fikret Bey, merhaba.

Merhaba. Tebrik ederim.

(Serkan) Teşekkürler.

Serkan Bey, bu proje gördüklerimin en iyisi.

Ama ne yazık ki Kaan Karadağ'la anlaşılmış bugün.

Ben de yeni öğrendim. Yani bu proje artık Kaan Karadağ'ın.

Anlıyorum. Peki o zaman.

Buyurun bir şeyler içelim.

Yok, siz konuklarınızla ilgilenin, ben de sizinkilere bir merhaba diyeyim.

-Tekrar tebrik ederim. -Sağ olun.

(Serkan) Teşekkürler.

-Abi bak-- -Engin, parti alanına gider misiniz?

-Serkan, biz-- -Parti alanına gider misiniz?

(Gerilim müziği...)

(...)

-Tebrik ediyorum. -Çok 'merci'.

-İzninizle. -Görüşürüz.

(Gerilim müziği)

Bırakır mısın?

-Dans edelim mi? -Şu an sırası değil.

Seyfi...

...o kızın boynundaki bizim aile yadigârı kolye mi?

Aa, Serkan Bey'in eşine verilmeyecek miydi o?

Eda Hanım'da ne işi var acaba? Allah Allah.

(Gerilim müziği)

Serkan, gönderdim. Bir rezalet çıkmasın. Tamam?

Sen sakin ol. İyi misin?

Aferin. İlk günden iyi iş başardın.

Bak, nasıl yakınlaştılar.

(Gerilim müziği)

-Abiciğim, ne yapıyorsun sen? -Ne yaptım Engin?

Nişan gününde sen hâlâ Kaan Karadağ'ın peşindesin.

Farkında mısın? Herkesin içinde bozup ittin kızı.

Şu an sen ne dersen onu yapacağım.

Aklım ve gururumu alıp, bu nişandan kaçıp gideyim mi...

...yoksa boynumu büküp, sözleşmeyi düşünüp oturayım mı?

Git.

Kal.

Git. Kal.

Git. Kal.

Git. Kal.

Kal diyorsun yani?

Neye karar verdin? Gitmeye mi kalmaya mı?

Benim kararımın ne önemi var?

Gidemeyeceğimi gayet iyi biliyorsun.

Bunların hepsi senin kararının sonucu.

Beni suçlamana gerek yok.

Evet, benim kararımdı.

Geldim, insanların içinde seni öptüm.

Öptüm ve şu an bunun kâbusunu yaşıyorum.

Biraz sakinleşmeye ne dersin?

Sonuçta bütün bunlar bir oyun.

Senin için her şey oyun zaten.

Sen nasıl bir anda böyle kaba bir dengesize dönüşebiliyorsun?

Biraz önce insanların içinde geldin, beni tersleyip çekip gittin.

Sonra insanları nişanlı olduğumuza...

...hatta bana âşık olduğuna ikna etmemi bekliyorsun.

-Bak, eğer içeride seni üzdüysem-- -Sen beni üzemezsin Serkan Bolat.

Madem oyunu kuralına göre oynuyoruz, o zaman...

...insanların içinde beni rezil edemeyeceğin de yazılı o sözleşmede.

Of!

Git, git.

(Müzik)

Aydan Hanım, Serkan Bey'in nişan yüzüğünü aldım.

İçine de Eda Yıldız yazdırdım.

Ne gerek var?

Ayy, tamam, tamam.

Aydan Hanım, bu nişan meselesini...

...ailecek ne kadar aceleye getirdiğiniz çok belli oluyor.

Yani oğlunuz bile nişan yüzüğünü son dakikada alıyor, bravo! Şaka gibi.

Asıl aceleye getiren sizin yeğeniniz Ayfer Hanım.

O basın toplantısında oğlumun dudaklarına öyle yapışınca...

...bize fazla seçenek kalmadı.

Aydan Hanım, sizin oğlunuz Kurbağa Prens mi...

...böyle bir prenses onu öpünce hemen evlenmek için...

-Neyse. -Asıl kurbağa...

Bir dakika. Ben sizinle konuşamayacağımı anladım.

Sevda'nın anne babasıyla görüşme talep ediyorum.

Mümkün değil. Çünkü Eda'nın tek ailesi benim.

Benimle yetinmek zorundasınız Aydan Hanım!

Ayy, gerçekten mi?

Aydan Hanım, biz sizinle yarın şöyle baş başa mı konuşsak, ne dersiniz?

Harika fikir. Benim de iki çift lafım var.

İkiyle kalmayacağı çok belli Aydan Hanım.

Ayy...

(Müzik)

-Seviyorsun Eda'yı? -Evet.

Biz de seni seviyoruz o zaman.

Eda biraz yalnız kaldı galiba. Gel yanına gidelim.

(Ceren) Memnun oldum.

-Eda. -(Fifi) Eda.

(Melek) Ne oldu?

Ben neden nişanlanıyorum?

-Ne? -Ne gereği vardı?

Çok mu lazımdı?

Hiç mi akıl yok bende? Küçücük, varla yok arası da mı yok?

Dadacığım, biz şimdi tam olarak anlayamadık, yani--

Hadi bende akıl yok, sizde de mi yok?

Hiç mi uyarmıyorsunuz?

Bir insan üç günlük tanıdığıyla nişanlanır mı demiyorsunuz!

-Uyardık ya. -Öyle uyarmaktan bahsetmiyorum.

Benim hayatım bitiyor, farkında mısınız?

Bitiyor, gençliğim çürüdü.

O adamla geçen her günümde gençliğim çürüdü.

Seviyordun, istiyordun, öyle dedin.

Ne sevgisi, ne aşkı kızım?

Aşk var da bir de beni buldu!

(Eda) Bir de şimdi buldu!

Bir de Serkan Bolat'la buldu, öyle mi?

(Mırıldanıyor)

Bak, o var ya, dünyada gördüğüm en kendini beğenmiş adam.

Böyle düşüncesiz falan.

İnsanda birazcık nezaket olur.

Bir ruh olur ya, ruh.

Duygu kıpırtısı, bir şeyler olur yani. Bu bildiğin robot. Robot!

Ben bir robotla nişanlanıyorum, bunun farkında mısınız?

(Gülüyorlar)

(Melek gülüyor)

(Müzik)

Biz şöyle gidelim, şöyle şu taraflara.

Buradan.

Dans etmek ister misin?

Bilmiyorum.

Bunu gerçekten mi istiyorsun...

...yoksa bu da oyunun parçası mı? -Oyunun parçası.

O zaman mecburen dans edeceğim seninle.

("Kenan Doğulu - Tencere Kapak" çalıyor)

"Bazen eser, savurur"

"Bazen yanar, kavurur"

"Bir içim su çok kadehsin"

"Sen gülünce bizim için"

"Hep gülümse için için"

"Hayata renk verenlerden"

Aramıza istese biri girer.

("Kenan Doğulu - Tencere Kapak" çalıyor)

"Gözlerinde kaybolmuşum"

"Zaman durmuş, mest olmuşum"

"Zaten başım dönüyor"

Hâlâ kızgın mısın bana?

Evet.

Peki, benimle nişanlandığın için pişman mısın?

-Evet. Sen? -Hayır.

Sen hiçbir şeyden pişman olmaz mısın?

Senden olmam. Yani...

...yaptığım herhangi bir sözleşmeden olmam.

("Kenan Doğulu - Tencere Kapak" çalıyor)

"Sen başla, ben tamamlarım, ardına bakma"

"Aşk şehrine geldik artık biz bu durakta"

"Yalnız bırakma ne olursun"

"Parti sen gülünce başlasın"

"Sen canımdan içerisin"

"Can yoldaşım, kaderimsin"

"Sen en güzel haberimsin"

"Sana düşkünüm, bilirsin"

Yani size duygusuz bir robotla beraberim mi dedi, nişanlandım mı dedi?

Öyle dedi ama bak, şu an âşık görünüyorlar işte, diyordun ya.

-Melo. -Efendim?

Melo, sana ne oldu?

Aman, yok bir şey ya, en yakın arkadaşımı öyle...

...en mutlu gününde...

Baksana, aşk böcekleri gibiler.

(Melek) Çok tatlı değiller mi ya?

Çok tatlılar. Sen duygulandın mı?

Vallahi aşktan eriyor gibiler şu anda.

("Kenan Doğulu - Tencere Kapak" çalıyor)

"Gözlerinde kaybolmuşum"

"Zaman durmuş, mest olmuşum"

"Zaten başım dönüyor, seni fazla kaçırmışım"

"Dudağından çok içmişim"

"Tencere kapak misaliyiz bu hayatta"

"Sen başla, ben tamamlarım, ardına bakma"

"Aşk şehrine geldik artık biz bu durakta"

"Yalnız bırakma ne olursun"

"Parti sen gülünce başlasın"

(Müzik durdu)

-Müzik durdu, değil mi? -Evet.

-Müzik durmuş. -Evet.

-Müzik bitmiş. -Bitmiş.

Ben bara geçeceğim.

-Ben de halama bakacağım. -Tamam.

(Alkışlıyorlar)

(Melek) Ya Dada, çok güzelsiniz.

(İç çekiyor)

Bende de zincir var Fificiğim.

Yani zincirli de var bende.

Mesela ben aslında sevda adamıyım diyebilirim bazı noktalarda.

Ama aslında sert bir duruşum da vardır.

Sert durduğum zamanlar var.

Mesela senin o şey yapına tamamen...

...karşılık verebileceğimi düşünüyorum.

En azından kendi düşüncelerim böyle Fificiğim. Evet.

Tabii ki bu... Bir saniye canım.

Kendi--

-Kiminle konuşuyorsun sen? -Fifi'yle.

Fifi...

Fifi'yle konuşuyorum ama şimdi gerçekten de Fifi gelince...

...ben de Fifi gibi kaldım şu anda.

Sen bana yazıyor musun?

-Hayır. -Emin misin?

Hayır. Yazayım mı?

Yazsana bir.

Denesene.

Sen güldün mü ya?

(Aydan) Ayy...

Buyurun, siz takın.

Hayır canım, siz takın Aydan Hanım.

Yok, siz takın daha iyi.

Ne münasebet! Buyurun, siz takın.

Ayy, tamam.

(Müzik)

(Alkışlıyorlar)

(Erkek) Öp! Öp! Öp!

(Hep bir ağızdan) Öp! Öp! Öp!

(Alkışlıyorlar)

Seni öpmem lazım.

-Hayır. -Ne demek hayır?

Hayır, öpemezsin.

Herkes bize bakıyor. Öpmem lazım.

Alnımdan öp. Öp, öp.

Dalga mı geçiyorsun sen?

-Hayır. -İstersen hatırlayım sana...

...iki gün önce herkesin önünde beni öptün.

-İyi, tamam. -Tamam.

(Duygusal müzik) (Alkışlıyorlar)

(Müzik) (Alkışlıyor)

Elimi tut.

(Müzik)

Tansiyonun çıkmış.

Öyle mi söyledi annen?

Başka ne desin?

Herkes dağıldı mı?

Birkaç kişi daha var.

Çok ani kararlar alıyorsun.

Biliyorum.

(Alptekin) İş hayatında da öyle.

Çok hızlı, hırslı, hiç kimseye danışmadan...

-Özel hayatında da. -Biliyorum.

Üç günde tanıdığın bir kızla nişanlanıyorsun.

Benden bu nişanı onaylamamı bekleme.

Beklemiyorum.

Bana istediğin kadar soğuk davranabilirsin...

...ama Eda'yı yok sayamazsın. O iyi biri.

Ayrıca annemi de çok yalnız bıraktın bu gece.

(Müzik)

Edacığım, çok güzel bir akşamdı. Tekrar tebrik ediyoruz.

Ben izninizle şoförü ayarlamaya gidiyorum.

Teşekkür ederiz, iyi geceler.

-Serkan nerede? -Buralardaydı.

Serkan'ı çok tanımadığın için söylüyorum...

...kalbini kırmasına izin verme, olur mu?

Anlayamadım?

Umarım beni yanlış anlamazsın...

...ama Serkan başka kimseye benzemez.

Mesela biz Ferit'le nişanlandık, şimdi aynı eve çıkıyoruz.

Ama Serkan... Şimdi sizin bu nişan işleri falan biraz hızlı oldu ya...

...sonraki adım hemen gelmeyebilir, onu demek istiyorum.

Biz de eve çıkıyoruz.

-Öyle mi? -Evet.

-Hangi eve? -Serkan'ın evine.

Hatta sen Serkan'ı bayağı iyi tanıyorsun ya...

...senin tavsiyelerine ihtiyacım olacak. Bunu bir ara konuşalım mı?

Olur.

-Tebrik ederim. -Teşekkür ederim.

-İyi geceler Edacığım. -İyi geceler.

-Umarım güzel geçmiştir gecen. -Çok.

(Eda) Hadi biz de gidelim, nişan bitti.

Sen istersen nişanlınla biraz daha kal, olur mu?

Ayıp olmasın şimdi.

Evet, kalayım, ayıp olmasın.

Tebrik ederiz tekrardan. İyi geceler.

-Tebrik ederiz. -Tebrik ederiz.

-Teşekkürler. -İyi geceler.

İyi geceler.

İstersen biz de biraz konuşalım.

Sonra zaten Seyfi seni eve bırakır. Değil mi Seyfi?

-Tabii, ben bırakırım. -Tamam.

Hadi.

(Müzik)

(Sirius havlıyor)

Hişt! Oğlum, ne yapıyorsun? Eda'yı tanımadın mı?

Bana havlamadı ki sana havladı.

Bence kilitlendiği için çok kızgın.

(Sirius havlıyor) Hişt, tamam.

Haklısın. Ne yapayım, dışarıda insanlar var. Hepsine havlayacaktın.

Hadi gel, geç.

(Müzik)

Hay Allah'ım, Seyfi ya!

Kolileri ofise yollayacaktı.

Ben hallederim istersen.

Olur.

Neden adını Sirius koydun?

Senin gibi ciddi olsun diye mi?

Gel.

Sirius, gökyüzünde gözün görebileceği en parlak yıldız.

Şöyle bir iddia var, Göbeklitepe'nin yapılma nedeni Sirius Yıldızı diyorlar.

Diğer adıyla Köpek Yıldızı.

Çok şaşırtıcı.

Çok şiirsel.

Senin elindeki dövme, yani soyadın yüzünden mi?

O kadar basit değil.

Ailevi bir şey, özel.

Peki, yıldızların nasıl doğduğunu biliyor musun?

Yok, hiç araştırmadım.

Şöyle, her yıldız aslında bir nükleer füzyon reaktörü.

Anlayabileceğim bir dilde anlatır mısın?

Tabii. Durgun, soğuk, hareketsiz bir bulutsu düşün.

Tamam.

Bu bulutsunun içindeki kümeler madde toplar, yoğunlaşır...

...ve giderek ısınır.

Sonra ancak milyonlarca yıl sonra yıldıza dönüşür.

Nasıl yani?

Evren, bir yıldızın oluşması için milyonlarca yıl bekliyor mu?

(Müzik)

Ne oldu?

Hiç. Şey, bakmak ister misin?

İsterim.

-Bu harika bir şey. -(Serkan) Değil mi?

Nefesim kesildi resmen.

Al.

-Avcunun içinde gibi sanki yıldızlar. -Evet.

Sence evrende kaç tane yıldız vardır?

-Yaklaşık on sekstilyon. -Sekstilyon mu?

Daha önce hiç duymadın mı?

Katrilyon, kentilyon, sekstilyon.

Sen bunları nereden biliyorsun?

Senin bir robot olduğuna gitgide inanıyorum.

Gerçekten robota mı benziyorum sence?

Ama hakkında hiçbir şey bilmiyorum, yani kimse bilmiyor.

Hatta belki de sadece Selin seni tanıyor.

Ne bilmek istersin hakkımda?

Neden ailenle yaşıyorsun mesela?

Yani senin gibi bir adam...

Ben gıcık, soğuk bir adamım.

Ve açıkçası...

...annem hiç dışarı çıkmıyor, yani çıkamıyor.

Yıllardır bu bahçeden dışarı bir adım atmadı.

O yüzden benden rica etti, ben de buraya taşındım.

Üzüldüm.

Neden peki? Yani özel değilse.

Açıkçası şey...

...çok üzücü.

Derinden...

Neyse, boş ver. Öyle dümdüz bir adamım.

Pek dümdüz bir adam değilsin gibi geldi bana.

Yani yıldızlardan böyle bahsettiğine göre.

Ben gideyim artık.

Teşekkür ederim.

İyi geceler Serkan Bolat.

İyi geceler Eda Yıldız.

(Duygusal müzik...)

(...)

(Müzik)

(Vapur düdüğü çalıyor)

-Hala tostu mu o? -Evet.

-Canımsın benim. -Gel.

Anlat bakalım, nasıldı dün akşam?

Gördüğün gibi hala.

Ben ne gördüm bilmiyorum ki.

Yani böyle bir göz göze âşıklar gibisiniz...

...bir yeni tanışmış resmî komşular gibisiniz, bir gırtlak gırtlağa.

Biz birbirimizi yeni tanıyoruz, o yüzden.

Hah, ben de onu diyorum işte, yeni tanışıyorsunuz.

Öyle keyfini çıkarın, yavaş yavaş.

Şöyle iki gün sonra yok biz eve taşınıyoruz...

...yok biz evleniyoruz falan, aman diyeyim.

Yavaş yavaş.

Yok halacığım, ne evlenmesi? Evlenmek falan yok.

-Hah. -Yani acelesi yok.

Yalnız o annesi...

Ayy, soğuk nevale, buz, yılan!

-'Sinsirella' değil mi? -Evet.

İki dakika gözünün içine bak, sokar.

Iyy!

Eda, ben diyorum ki bugün gideyim de bir onunla konuşayım, bir ayar vereyim.

Yani benim Eda'm kimmiş görsün bakalım.

Yok hala, gitme.

Gerek yok. Yani neden kendini yoracaksın boşu boşuna? Gitme.

Aa, ne yoracağım? Eğlence bana.

Hem Eda, o kadar içime oturdu ki ne bileyim, böyle kız kaçırır gibi.

Ne eve gelmek var, ne tanışmak var, ne söz kesmek var.

Küt diye nişan.

Yok, ağırlığımızı koyalım.

-Doğru diyorsun. -Değil mi?

Git halacığım, git, içinden geleni söyle.

Görsünler Yıldızların yanında Bolatlar kimmiş!

Oh be, işte benim Eda'm. Aynen öyle.

(Hareketli müzik...)

(...)

(Arama tonu)

(Arama tonu)

Geç, geç, geliyorum.

Allah Allah.

Günaydın dünyanın en güzel avukatı.

-Alican, bize kahve getirebilir misin? -Tamam abla.

Neden dünyanın en zor mesleğini ben yapıyorum?

Kızım, al babanı karşına konuş. Ben avukatlık yapmak istemiyorum...

...ayakkabı tasarımcısı olmak istiyorum de açık açık.

Çıkayım babamın karşısına, açık açık söyleyeyim?

Sen daha önce hiç bir avukatla tartıştın mı Edacığım?

Bütün aile avukat ve tek vâris benim.

Hepsinin eli benim ensemde.

Ayy, ayy, yine burada zenginlikten dem mi vuruluyor acaba?

Ne oldu, yüksek pabuçların senin ayağına mı vurdu güzelim benim?

Ya da ne bileyim, baban milyon dolarlık şirketini...

...yanlışlıkla sana mı bıraktı miras olsun diye?

Melo, sen ne kadar kötüsün!

Kızın ne suçu var ailesi zengin diye?

Melo, gerçekten kötüsün bu arada.

Aa! Sen niye karşı çıkıyorsun ki? Artık sen de o klasmandasın.

Ne alaka? Ben niye o klasmandayım?

Serkan'dan mı? Bana ne onun zenginliğinden kızım!

Yani sen bayağı dün gece sosyeteye girdin, farkındasın değil mi?

Adam sana gel birlikte tatile Seyşeller'e gidelim deyince...

...ne diyeceksin? Yok ya, biz su başında oturalım, mangal yapalım...

...daha mı iyi diyeceksin, ne diyeceksin?

Melo ya. Ama haklı bu arada.

Sen de gördün, dün ne kadar acımasızlardı.

Zamanı gelince üstündeki imitasyonlar gidecek...

...yerine gerçekleri gelecek Edacığım.

Ben buyum kızım. Benim tarzım bu.

Ben kimse için kendimi değiştirmem.

Bu Selin kim ya? Olayı ne?

-Sana da günaydın kara kız. -Günaydın.

Günaydın Fificiğim.

Neden yani, neden taktın?

-Selin, Serkan'ın eski sevgilisi. -Ne?

-Selin, Serkan'ın eski sevgilisi! -Niye söylemedin?

Yani bir aylık mı, üç aylık mı? Ne zaman birlikte olmaya başlamışlar?

Bir yıllık mı, iki yıllık mı? Kaç yıllık yani?

-(Melek) Bu bize söylenmez mi? -Selin, Serkan'ın eski sevgilisi mi?

-(Ceren) Eski sevgilisiymiş. -Bizim niye haberimiz yok?

Bize niye söylemiyorsun?

Kızlar, Serkan beni almaya gelecekti, hâlâ gelmedi ya.

Gıcık oldum ben o Selin'e.

-(Alican) Kahveler geldi. -Sağ ol Alican.

İçine mi doğdu ya benim geleceğim?

Baktım çete bir araya geliyor, tahmin ettim.

-Ellerine sağlık. -Afiyet olsun.

-Afiyet olsun Melek Hanım. -Teşekkürler.

Ben de gıcık oldum bu Selin'e. Serkan'a saçma sapan hareketler...

...gereksiz samimiyetler falan.

Bir şey söyleyeceğim.

O Selin var ya, bizim eniştemize bütün gece baktı gözleriyle.

Bir ara hatta nişanda, böyle kollarını...

...buralarından tuttu, bir şeyler yaptı.

Doğru, yaptı.

Bence abartıyorsunuz.

Ayrıca kızın nişanlısı var, nişanlısı.

İyi de seninki de yüz veriyor ama.

-Onlar iş ortağı. Ne yapsın? -(Melek) Ha bir de iş ortağı!

Hem ortaklar hem eski sevgililer...

...hem de böyle böyle dokunuluyor bir de!

Bir şey söyleyeceğim, doğru söyle.

Sen dün gece bu kız yüzünden mi kavga ettin Serkan'la?

Saçmalama kızım.

Biz yeni tanışıyoruz. Yeni tanışan insanlarda...

...böyle yanlış anlaşılmalar olabiliyor.

Hem Serkan gerçekten göründüğü gibi biri değil.

Ben dün gece onun çok değişik bir yönünü gördüm.

(Eda) Serkan farklı bir adam.

Yani duvar gibi sert ama çok da duyarlı bence.

Dün çok yakındı bana. Bir pırıltı hissettim.

Pırıltı mı?

Edacığım, sana çok kolay gelsin, çok memnun oldum canım benim.

Of! Gelmedi Serkan. Bir şey mi oldu acaba?

Ben gidip bakacağım ya, merak ettim.

(Eda) Halama söyler misiniz, siparişler hazır.

(Eda) Bir de Nermin Hanım'ınkine not koydum.

-Tamam, söyleriz. -(Melek) 'Okay', söyleriz, olur.

-Hadi öptüm sizi. -'Bye bye'.

(Vapur düdüğü çalıyor)

(Müzik)

-Günaydın Seyfi Bey. -Günaydın Eda Hanım.

-Nasılsınız? -Sizi gördüm daha iyi oldum.

Ama lütfen bana Seyfi deyin.

Siz bana Eda diyecek misiniz?

-Yok, diyemem. -O zaman ben de diyemem.

Ben Serkan'ı almaya geldim. Evde mi? Haber verir misiniz?

Serkan Bey gitti.

-Gitti mi? -Evet.

Acil bir şey yok değil mi, hasta falan değil?

Hayır, her zamanki gibi sabah yedide kalktı, ofise gitti.

Haber vermedi bak, bir arayayım.

-Açmıyor. Biz görüşürüz onunla. -Tamam.

Aa, koliler. Bunlar ofise gidecekti.

Yer kaplamasın, ben götüreyim, arabaya yükleyeyim.

O zaman ben arabayı öne çekeyim, hem kolileri de yüklerim.

Ben çiçekçiyim, benim kollarım kuvvetli, ben yüklerim.

-Emin misiniz? -Eminim.

O zaman arabayı getiriyorum.

(Aydan) Ayy! Al şu tabağımı önümden.

İştah mı kaldı bende!

Hiç öyle bakma Alptekin.

Dün gece rezil oldum, hastasın diye herkese yalan söyledim.

Bunu emrivaki yapmadan önce düşünecektiniz Aydan Hanım.

O kızı kabullenen sensin.

Sen bundan sonra neler olacak, onlara bak.

Ayy! Başım.

-Günaydın. -(Alptekin) Günaydın.

Bir kahvenizi içeyim, holdinge sonra beraber geçeriz dedim.

Çok iyi olur.

Selinciğim, ne kadar güzel bir sürpriz.

Bir duble espresso Selin'e!

-Sen kahveni içerken ben hazırlanayım. -Tamam Alptekin amca.

Ay, Selinciğim, biz amca değil, baba diyeceğin günleri bekliyorduk ama.

Ehh, neden ayrıldığımızı da biliyorsunuz Serkan'la.

Biliyorum Selinciğim, biliyorum. Sana evlenme teklif etmedi salak.

Senin gibi güzel, yetenekli, başarılı bir kadın daha ne kadar bekleyecekti ki?

Yerden göğe kadar haklısın.

Biraz bekleyecekmişim zaten demek ki.

Yani Serkan beni sevmediği için evlenme teklif etmemiş.

İki günlük biriyle nişanlandığına göre.

O kız biraz şey yani...

Biraz tutkulu.

Yani biraz ısrarcı.

Israr derken?

Biliyorsun, erkekler biraz yörüngesizdir. Böyle çekim alanına ihtiyaç duyarlar.

Serkan'ı çekiyor kendine, hiç ilk adımı ondan beklemiyor.

Yani sen de hep Serkan'dan bekledin diyorsunuz.

Neyse, sonuçta ikimiz de başkalarıyla nişanlandık zaten.

Nişan dediğin nedir ki? Atıverirsin gider.

Sen de Ferit'le nişanlısın. Aman, hiç ciddiye almaya değmez.

Onlar biraz ciddiye alıyor demek ki...

...çünkü aynı eve çıkma kararı almışlar.

Ne kara... Ne yapmışlar?

Yoo! Yok öyle bir şey. Hayır.

Öyle bir şey olsa benim haberim olurdu, değil mi? Hayır, yok.

Yok, hayır.

Seyfi, ne taşıyorsun sen öyle?

Serkan Bey'in bazı eşyaları, ofise taşıyoruz. Eda Hanım istedi.

Günaydın. Aa, Selin, ne haber?

(Eda) Bayıldım bu arabalara, çiçekçiye de alacağım.

(Eda) Çiçekleri arabaya taşırken iyi olur vallahi, rahat ederim.

Eda, gelsene. Dinlen biraz.

Biz de tam senden, sizden, aldığınız karardan bahsediyorduk.

Ne kararı? Hangi karar?

Bir su içeyim, aşırı susadım.

Al tabii.

Vallahi Serkan'ın evinde yer boşaltmışsın, iyi düşünmüşsün.

Yer açılmıştır.

Serkan hazırlık yapmış zaten.

Taşıyayım dedim, yardım edeyim dedim, olur dedi. Taşıyorum ben de.

Niye bundan benim haberim yok? Serkan bana hiçbir şey söylemedi.

Bunlar Serkan'ın özel eşyaları.

Belki sizi ilgilendirmez diye düşünmüştür.

Ama siz yine de bir sorun.

Teşekkür ederim. Ben gideyim. Seni gördüğüm iyi oldu.

(Eda) Görüşürüz kayınvalide.

Kayınvalide mi?

(Eda) Hadi iyi günler!

-Selinciğim. -Hazır mıyız Alptekin amca?

Hadi.

Öpüyorum.

Nermin Hanım'ın villasının dekorasyonu için seçtiklerim bunlar.

Eğer eklemek istediğin herhangi bir şey varsa onları da ekleriz.

Gerek yok. Örnekler?

Leyla, ben örnekleri senden bir saat önce rica etmemiş miydim?

Evet, ben de onları... Aslında bakmıştım ama yani...

Hiç gerek yok Leyla, geldiğinde bakarız. Teşekkürler.

Günaydın herkese. Selam.

Geç kaldın.

Kolileri taşıyordum, o yüzden.

Sordum mu?

Bak, herkes burada, değil mi? Sen de vaktinde geleceksin.

Hadi arkadaşlar, toplantı yapıyoruz, çabuk.

-Tersinden mi kalktı bu? -Yoo, aksine herkese iyi davranıyor.

İlginç.

Evet.

Aydan Hanım, bir süredir hareket etmiyorsunuz, iyi misiniz?

Ceset pozisyonuna geçmiştim, düşünüyordum Seyfi.

Demek aynı eve çıkacaklarmış. Harika.

Aa!

Bu kız başımıza düşündüğümüzden daha büyük bela olacak Seyfi.

Fettan bu kız çünkü, tam bir fettan.

Değil mi Seyfi?

Sey... Seyfi!

Siz benimle mi konuşuyordunuz? Çok özür dilerim.

Ben öyle derin nefes alıp, böyle rahatlayıp sadece var oluyordum.

Seni bir saniyede yok edersem evrenin derinliklerini görürsün Seyfi.

Pardon.

Yoga işe yarayacak dedin, hiçbir işe yaramadı. Ver şu telefonu.

Serkan'la konuşacağım.

Vallahi ben görevimi yapıp sizi son kez uyarıyorum Aydan Hanım.

Serkan Bey'i ararsanız terslenme ihtimaliniz çok yüksek.

Çünkü işine karışmanızdan hoşlanmadığını söylemesinin üzerinden...

...yeteri kadar vakit geçmedi, haberiniz olsun.

Şu cümleleri kurmak için harcadığın oksijene yazık. Telefonu ver.

-Emin isiniz? -Ay!

(Arama tonu)

Aa!

(Meşgul tonu)

Terslemeye tenezzül bile etmedi. Direkt reddetti.

Madem oğlumla konuşamıyorum...

...o zaman Aydan tedbirlerimi devreye sokmak zorundayım.

Ayfer Hanım'ı ara Seyfi.

Şimdi.

Otel projesini kaybettik.

Kaan Karadağ aldı projeyi.

Ama tabii biliyorsunuz ki bizim tasarımımız hepsinden daha iyiydi.

Ne kadar çalıştığınızın çok farkındayız. Yani bu asla sizin hatanız değil.

Bahane aramayalım lütfen. Arkadaşlar, şöyle...

...işimize yeterince odaklanmıyoruz.

İşimize yeterince konsantre olmuyoruz. O yüzden demek ki...

...ya kafamızı karıştıran ya da aklımızı dağıtan birtakım şeyler var.

O yüzden sizden rica ediyorum, artık işe odaklanın ve daha fazla çalışın, tamam mı?

Bir şey daha var. Kaan Karadağ bir şekilde projelerimden haberdar oluyor.

O yüzden lütfen ama lütfen sosyal hayatınızda iş konuşmayın.

Sosyal hayat mı? O nasıl bir şey?

Zaten hiçbirimizin sosyal hayatı yok ki.

Şimdi zaten siz bunları söyledikten sonra bu imkânsız gibi bir şey yani.

Mesela ben sizin elemanınız değilim ama ona rağmen asosyalim.

Burası çünkü böyle bir şirket zaten.

Bitti mi?

Güzel. İşinize dönebilirsiniz.

Pırıl, Engin, Ahmet'i çağırın, toplantı yapacağız odada.

Eda.

Gün bitmeden haftalık programı bana ulaştırabilecek misin?

Zaman bulamadım ki daha yeni geldim.

Sence mazeret dinlemek isteyen birine benziyor muyum?

Arkadaşlar, toplantı bitmiştir.

Bir de Sarıyer projesinin paftalarını da çıkar.

Az önce o nasıl konuştu? Emir kipi mi kullandı?

Çok normal. Her zamanki hâli.

Yani aslında bakış açısına göre değişir. Bence emir kipi değil bu.

Bence konuşmayı sevmiyor, o yüzden kısa kesiyor.

Mesela "Lütfen bunu yapar mısın?".

Bu dört saniye gibi bir şey, bu çok uzun, bu bayağı uzun bir şey yani.

Ama "Yap!" deyince mesela bu bir buçuk saniye.

Kısa bir şey yani, o yüzden "Yap!" diyor.

Evet Erdem.

Ben sana yardım edeyim, gel. Gidelim biz.

Bu ne ya?

Ne olmuş buraya? Ne hâle gelmiş.

Manyak mı bu? Niye böyle bir şey yapıyor ki?

Sinirden eşyalarımı mı toplattı? Bana git mi demek istiyor? Ben anlamadım.

Bana hiç sorma. Ben hiç Serkan Bey'in ne demek istediğini anlamıyorum.

(Leyla) Yani git demek de istemiş olabilir, kal demek de.

Ama bu duvar yıkılacakmış, o yüzden bütün eşyaları toplatmış olabilir.

Gerçekten her şeyi toplamışlar. Şimdi ben istediklerini nasıl bulabilirim ki burada?

Bir de ben bunları düzenleyene kadar canım çıktı. Off!

Geldim.

O elindekiler ne Pırıl?

Villa projesi için seçilen kumaşlar.

Tamam da onları bana değil, anneme onaylatacaksın.

Serkan, yıllardır ben bu işi yapıyorum, farkındaysan yani.

Bir kez de olsun ben kendim yap...

Neyse. Konu neydi?

Restorasyon ihalesine girmeye karar verdim.

Ne? Ne diyorsun abiciğim sen, delirdin mi?

Biz bunu konuştuk seninle, zarar ederiz dedik. Vazgeçmiştik.

Zaten biz o ihalenin şartlarını karşılayamıyoruz Serkan.

Bakın, eğer garantör olarak holding arkamızda durursa...

...hiçbir sıkıntı çıkmayacak.

Zaten holding diyor, Alptekin amca hayatta kabul etmez.

Edecek.

Abiciğim, sen ne diyorsun? Biz bunu seninle konuştuk zaten.

Kâr edemeyiz dedik. Hem sen ne kadar yatırmayı düşünüyorsun?

Bir milyon dolar.

Ne? Ne diyorsun abiciğim sen?

Olmaz Serkan.

Serkan Bey, açık konuşmak gerekirse batarız.

Serkan, sen iyi misin? Ben gerçekten artık endişelenmeye başladım.

Senin finans müdürün burada batarız diyor Serkan, sen duyuyor musun?

Tamam, kabul ediyorum, risk var.

Ama değer.

Risk var diyor ya, risk var diyor.

Abi, burası senin kendi şahıs şirketin değil. Biz seninle ortağız.

Öyle risk var diyerek olmaz yani, olmaz bu şekilde.

Ayrıca bizim de söz hakkımız var.

-Oylama yapalım. -(Pırıl) Yapalım.

Hayır diyenler? Süper.

Arkadaşlar, çok sağlam bir tüyo aldım.

Bu ihaleye katılıyoruz, bu toplantı da bitmiştir. Bu mesele de aramızda kalacak.

Bir milyon dolar meselesi de. Anlaşıldı mı?

Ben sana bir şey söyleyeyim mi, zaten senin haricinde başka bir manyak...

...bir milyon dolara kadar inmez. İhale sende zaten.

Ben şimdiden tebrik ediyorum seni.

Biz de gidelim kendimize yeni bir iş bakalım. Çünkü bu şirket bu şekilde batar.

Artık her gün yeni bir delilik ya. Yoruldum ben artık Pırıl.

Tamam.

-Ben müsaadenizi istiyorum. -Tabii Ahmet.

Engin, Kaan Karadağ'ı arar mısın?

-Kaan'ı? -Evet.

-Niye sen aramıyorsun, ben arıyorum? -Rica ediyorum.

Vallahi kafayı yedirtecek bu adam bana.

-Meşgul. -Güzel.

(Telefon çalıyor)

Aa, geri arıyor.

-Ne yapayım, açayım mı? -Meşgule at.

Meşgul.

Nerede paftalar, program?

Odamda tadilat başlamış, yani paftaları bulamadım, nasıl--

-Leyla! -Serkan Bey.

Sarıyer projesinin paftalarını arşivden çıkarır mısın? Bir de programı.

-Hemen, derhâl. -Teşekkürler.

Bu da benim suçum değil herhâlde.

Ne haber veriyorsunuz ne bir açıklama yapıyorsunuz.

Oda darmadağın, nasıl bulabilirim?

Aslında haklısın, dediğin gibi, odada ufak bir tadilatımız var.

Çünkü Serkan senin için--

Eda, ya işini yap...

...ya da yapanı engelleme.

Serkan Bey, paftalar burada, programı da hemen hazırlıyorum.

Teşekkürler Leyla. Odama bırakabilirsin.

Bir de Eda'nın yerine bugün sen bakacaksın.

(Leyla) Tabii ki Serkan Bey.

Teşekkürler.

(Müzik)

Sen holdinge gidip ihale için imzaları alır mısın Selin ve babamdan?

Abi, alayım almasına da...

...biliyorsun ki baban böyle saçma bir ihaleye garantör falan olmayacak.

Biliyorsun, değil mi?

Bak Engin, zaten canım sıkkın, daha fazla sıkma lütfen.

Ne oldu abi, Eda'yla bir sorun falan mı var?

Ne Eda'sı? Ne alaka şimdi?

Abiciğim, nişanlına baş düşmanınmış gibi davranıyorsun.

Bak, herhangi bir çalışan aynı hayatı yaparsa öyle--

İyi günler.

(Serkan) Ahmet.

Abiciğim, şunu ne zaman anlayacaksın?

İş dışında da bir şeylerin döndüğünü ve...

...hayatın her zaman senin istediğin gibi yürümeyeceğini...

...ne zaman anlayacaksın acaba?

Ne oldu?

Kaan Karadağ'ın arabası değil mi o?

Vallahi o. Bana bak...

...gidip şöyle anahtarla boydan boya bir çizsek ya şunu.

(Engin) Vallahi dün geceden zaten uyuzum herife.

Boş ver, her şeyin zamanı var Engin. Gel.

(Engin) Yok yok, ben kendi arabamla giderim.

-Öyle mi yapacaksın? -Öyle yapacağım.

(Telefon çalıyor)

Alo?

Evet, otel işini aldık.

Keyfim yerinde.

Tamam.

Yolu uzat biraz, sahilden gidelim.

(Müzik)

Vazgeçtim. Nişantaşı'na devam et.

(Telefon çalıyor)

-Buyurun. -(Aydan ses) Alo?

Yardımcım size ulaşmaya çalıştı, beceremedi.

Merhaba. Aydan ben. Dün akşam tanışmıştık.

Serkan'ın annesiyim deseniz de olurdu Aydan Hanım. Buyurun.

Dün akşam konuştuğumuz gibi kahveye bekliyorum. Biraz sohbet ederiz.

Hemen geliyorum, hemen.

Gıcık. Alican, buralar sana emanet çocuğum, tamam mı?

(Alican) Tamam abla.

Ne olmuş buraya?

Fifi, senin ne işin var burada?

Seni ziyarete geldim, hem de sana nasıl davrandıklarını görmek istedim.

Ama tahmin ettiğimden daha kötüymüş.

Evet, Serkan Bolat odamı yıktırmaya karar vermiş.

Hatta bütün eşyalarımı da toplatmış.

-Niye ki? -Bilmem. Öyle istedi herhâlde.

Allah Allah!

Sen bana mı bakıyorsun?

Yoo. Bakıyor muyum? Yoo.

Bakayım mı?

-Bu nasıl bir tip ya! -Orijinal.

Evet.

Ben de konuşmalarınızı duydum da benim bir teorim var aslında bu konuda.

(Fifi) Dinliyoruz.

Şöyle. Şimdi biliyorsunuz ki Serkan Bey'in duygularla pek arası yok.

Tabii nişanla birlikte aşırı yüklenme oluyor ve bünyesi zorlanıyor.

Sonra gece bir plan yapıyor. Senden...

...ve hislerinden kurtulmak için sabah bu planını devreye sokuyor.

Ve senin odana saatli bir bomba yerleştiriyor.

Ancak sen geç kalınca bütün plan suya düşüyor.

Gayet akıllıca bir plan Eda, ne diyorsun?

Hatta sabah ben geç kaldım, ondan o kadar kızgındı o.

Evet. Ya da mesela şey olabilir, odanın...

...Serkan Bey'in odasına bakan tarafındaki duvarların...

...yıkılacağını düşünürsek belki de...

...sadece seni daha fazla görmek istemiş de olabilir tabii.

İlk plan daha akıllıca, ben paramı ona yatırırım.

Hadi Eda, gel kahve içelim.

Fifi, ben çalışıyorum, farkındasın, değil mi?

İzin al. Patron nişanlın değil mi?

Yok, olmaz. Olmaz canım öyle.

Sen git, kızlarla iç kahveni. Ben çalışıyorum, hadi.

İyi, tamam. Benim de çok işim var. Öpüyorum.

Geri bas, insanı hasta etme.

Efendim?

Bu Fifi ne iş yapıyor? Olayı ne?

Şimdi şöyle...

...yıllardır telefonda birine talimat veriyor. Ama biz de hâlâ çözemedik.

Yani ne iş yaptığını bilmiyoruz.

Enteresan. Benim için çözülecek bir gizem daha çıktı yani.

Bol şans o zaman çünkü şansa ihtiyacın olacak.

Göreceğiz.

Henüz benim çözemediğim bir dava olmadı çünkü.

(Aydan) Ah!

Evet, neyse, çaylarımızı bitirdiğimize göre...

...Ayfer Hanım, konuya girebiliriz.

Pekâlâ, ben başlayayım o zaman Aydan Hanım.

Şimdi bu nişan işi böyle hızlı oldu bitti diye...

...Eda'yla ilgili yanlış bir kanıya kapılmayın, olur mu?

Niye olduğunu bilmiyorum ama bu işi aceleye getiren sizin oğlunuz.

Nişan hiç önemli değil. Benim konuşmak istediğim başka konular vardı.

Nişanı hiç önemsemediğinizi biz anladık zaten.

Ne bileyim, böyle bahçenizde göstermelik üç beş tane konukla...

...oğlunuzun nişan yüzüğünü almayı unuttuğu...

...nişanı yaptınız, oldu bitti. Tamam.

Ama siz Eda'yı böyle kimsesiz çiçekçi bir kız sanıp da hor görmeye kalkmayın.

Biz Mardin'de bin yıldır yaşayan bir aşiretten geliyoruz.

Öyle bize damat beğendirmek zordur yani. Yatın kalkın da dua edin.

Dün geceki nişanda aşiretten kimseyle tanışma şansımız olmadı. Aa!

Sizin çekirdek aileyi bile tam göremedik biz Aydan Hanım.

Kocanız neredeydi?

Sizin çekirdek ailenin çekirdeği de siz oluyorsunuz herhâlde.

Başka kimse gelmediğine göre.

Böyle nişana böyle katılım Aydan Hanım.

Zaten iki günde birbirini tanımış insanların böyle aniden nişanlanması...

...çok yanlış bence de.

Birbirlerini biraz tanısalardı...

...farklı dünyaların insanları olduklarını anlayacaklardı.

Takdir edersiniz ki yeğeniniz Sevda--

Eda!

Eda, Aydan Hanım.

Biraz nasıl diyeyim...

...ailemize pek uygun değil işte.

Ay, ne güzel söylediniz. Tabii ki uygun değil.

Yani bizim sade, mütevazı hayatımız nerede...

...sizin bu gösterişli, görkemli, sahte hayatınız nerede.

Sizin oğlunuz olmasaydı bugün benim Eda'm...

...üniversiteyi birincilikle bitiriyordu. Hem de İtalya'da.

Oğlunuz kızımın hayatını mahvetti.

Bir dakika, ne demek hayatını mahvetti, İtalya'da üniversite falan?

Serkan ne yapmış olabilir ki yeğeninize?

Sizin haberiniz yok yani.

O zaman oturun, oğlunuzla konuşun, doğruyu öğrenin.

Oğlunuzu tanıyın Aydan Hanım.

Neyse, bu nişan işi çok uzamaz zaten.

Benim de dileğim o.

Bu hatadan bir an önce dönülmesi, sizinle aynı fikirdeyim Ayfer Hanım.

Ay, ne kadar güzel, aynı fikirde olmamıza çok sevindim Aydan Hanım.

Siz şimdi oğlunuzla oturun, konuşun. İşte doğru yolu bulun...

...bana da bildirirsiniz. Benim söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler.

Ama benim söyleyeceklerim bu kadar değil.

Öğrendiğime göre yeğeniniz Serkan'la işleri hızlandırmak için pek bir istekli.

O ne demek Aydan Hanım?

Daha dün nişan, bugün aynı eve çıkmak. Zannediyorum yeterince açık.

Ne evi, ne eve çıkması canım, yoktur öyle bir şey.

Var öyle bir şey.

Sabah Serkan'ın evinden gereksiz eşyaları atıyordu kendisine yer açmak için.

-Yoktur öyle bir şey. -Var var, var öyle bir şey.

-Yok yok. -Var var. Evet, evet.

Yok, yok. Hayır, yoktur öyle bir şey.

-Var Ayfer Hanım, var. -Yoktur.

-Vardır. -Aydan Hanım, yoktur öyle bir şey.

Ben ne diyorum, anlaşılamıyorum ki. Var diyorum yani.

(Ayfer) Yok, yok öyle bir şey.

Var ayol.

Eda, bu dosyalar da seninmiş.

Gerçi nereye sığdıracaksak artık.

-Hadi görüşürüz. -Görüşürüz.

(Müzik)

Dosya masanda. Ben de seni bekliyordum.

Selin ihale için tabii ki imza verdi ama baban...

...onun saçma sapan yatırımları için şirketi riske atıp, rezil olamam, dedi.

Tamam, ben alırım imzayı.

-Başka? -Başka bir şey yok.

Sağ ol Engin.

(Müzik)

Bana bir şey demeyecek misin?

Kapıyı çalan ve içeri giren sensin.

Evet, çaldım.

Teşekkür etmek istedim.

O duvarları benim için yıktırdığın--

Ben bugün odama girmemeni söylememiş miydim?

Sorun ne?

Neden bana böyle ters davranıyorsun?

Hani neden diye sormayacaktık?

Soruyorum çünkü bana bir açıklama borçlusun, bugün bütün gün yaptıklarından.

Bana bak, ben sana hiçbir şey borçlu değilim, tamam mı?

Sen iki ay sonra benim hayatımdan çıkacak olan herhangi birisin.

O yüzden bu kadar kendini önemseme.

Seninle konuşuyorum.

(Eda) Derdin ne?

Ben anlamıyorum çünkü. Bu kabalığın neden?

Ben sana ne yapmış olabilirim de böyle davranıyorsun?

-Eda, gider misin? -Nereye gideyim?

Sen beni böyle yok sayarken şurada oturup çalışayım mı?

Ya da eve mi gideyim? Hatta sözleşmemizi yırtıp tamamen mi gideyim?

Böyle mi istiyorsun?

Eda.

Bak, ben senin her istediğini yapamam. Ne sanıyorsan.

Neden böyle soğuk davranıyorsun? Ne oldu?

Çünkü bana yakın davranıyorsun, tamam mı? Ve ben bundan hoşlanmıyorum.

Yakın mı davranıyorum?

Ne bileyin ben, düşündüm ki aramızda--

Ne? Aramızda ne olabilir Eda?

İyi bir diyalog olabilirdi. İnsanca. Pardon, yanılmışım.

Bak, dün geceki adam var ya, ben o adam değilim, tamam mı?

O yüzden senden de rica ediyorum, sözleşmenin sınırlarını zorlama...

...ve bunun bir oyun olduğunu unutma.

Anladım! Hata benim.

Fazla laubali davranmışım. Pardon, sınırı bir daha aşmam.

Aşma.

O duvarı da yıktırmana gerek yoktu. Ben kendime ortak alanda yer buldum.

(Müzik...)

(...)

İşte yine birbirlerine girdiler.

Bu kız Serkan'ın iş verimini düşürmek için dünyaya gelmiş Engin.

Sen iş ya da verim dışında bir şey düşünmez misin?

Yoo.

Başka düşünecek ne var ki?

Evet.

Devam et sen de.

(Sessizlik)

Kaç kere söyleyeceğim sana!

Test ürünleri müşteriler için, senin keyfin için değil!

Canım, ben de müşteriler için deniyordum, test ediyordum nasıl duruyor diye.

-Sen neden kasada değilsin? -Bu--

Pardon.

(Hareketli müzik)

Hanımefendi bana yardım ediyordu da.

Eşime parfüm alacaktım, teninde nasıl durduğuyla ilgili.

Tabii, kusura bakmayın.

Melek Hanım size yardımcı olacaktır bu konuda.

-Teşekkürler. -Rica ederim.

Siz şu an benim hayatımı kurtardınız.

Ben sizi bir yerden tanıyor gibiyim.

Sizin gibi bir kadınla tanışsam asla unutmazdım.

Ben size nasıl yardımcı olabilirim?

Eşim dediniz. Eşiniz için bir şey arıyorsanız--

Eşim falan yok.

Ben kendime uygun bir parfüm arıyorum.

Sizin gibi bir kadın bana hangi kokuyu yakıştırır merak ettim.

("Yeşim - Aşk Alfabesi" çalıyor...)

(...)

"İlk sayfada dört mutlu göz"

"Karşılaşan bakışlar"

"Sonra gelir bir tatlı söz"

"Alfabemiz böyle başlar"

"Elden ele dolaşır yüzyıllardan beri"

"Değişmeden bir tek kelimesi"

"Kim yazmış, kim çizmiş, kim basmış, belli değil"

"Hecelenir bu aşk alfabesi"

Baharatlı...

...odunsu...

...keskin bir koku.

-Şöyle göstereyim ben. -(Kaan) Tabii.

(Duygusal müzik)

Harika, tam benlik.

-Alıyorum. -Satıyorum.

Satıyorum ben... Aslen kasiyerim ben.

Yaptım şu an satışı size.

Ben size satıyorum bunu şu an kasada.

Kasada satayım.

-Beyefendi bunu alacak. -Tabii.

Bence size çok yakışacak. Teninizde güzel durur yani.

(Telefon çalıyor)

-Telefon. -Melek Hanım, Melek Hanım, telefonunuz.

Tamam, kusura bakmayın.

Ben size yardımcı olayım.

(Boğazını temizliyor)

Ayfer ablacığım, hayırdır?

Kızlar?

Eda, Serkan'la eve çıkıyormuş.

(Hep bir ağızdan) Ne?

(Ayfer ses) Aydan'dan mı öğrenecektim ben bunları?

(Ayfer ses) Neler oluyor ya? Ne işler çeviriyorsunuz siz, ha?

(Ayfer ses) Eda niye telefonlarımı açmıyor yine?

Biz de bilmiyoruz. Hem ayrıca nasıl eve çıkarlar ya?

Niye eve çıkıyorlarmış? Ne alaka eve çıkıyorlar onlar beraber?

Yuh! Daha neler ya! Ben o adama hiç güvenmiyorum.

(Kadın ses) Figen Hanım, bir bakar mısınız?

(Ceren ses) Fifi, sen yine nerelerdesin...

...ne işler çeviriyorsun? Görüntülü konuşuyoruz şurada.

(Figen ses) İşteyim, ne yapacaksın? Sana ne? Hadi işine bak.

Bir durun kızlar, bir durun.

Çok âşıklar, çok. Ondan öyle olmuştur. Onun aklı havada beş karış.

Ondan, aşktan meşkten.

Yoksa çıkar mı canım iki gündür tanıdığı bir insanla aynı eve?

Bak, bu işin aslını astarını öğrenip hemen beni arıyorsunuz, hemen!

Tamam, ben işten çıkınca halledeceğim, tamam mı?

Şimdi kapatın, ben işteyim. Hadi kapatıyorum.

-Pardon, bir sorun yoktur umarım. -Yok.

Yok, bir sorun yok. Yani benim ev arkadaşım...

...iki gün önce nişanlandı. Hiç tanımadığı birisiyle.

Ama ben de diyorum ki işte aşk böyle bir şey.

Öyle ansızın kapıdan girer.

Tam da benim istediğim gibi.

Hızlı, beklenmedik.

Ben size yardımcı olamadım, kusura bakmayın.

Bir daha geldiğimde telafi edersiniz Melek Hanım.

(Kaan) Hoşça kalın.

(Neşeli müzik)

Dün akşamdan beri çok durgunsun aşkım.

-Selin! -Efendim?

Dün akşamdan beri diyorum, çok durgunsun.

Yok, iyiyim, seninle yemek yemek de çok iyi geldi bana.

Bu arada ben yemekten sonra beraber bir şeyler yaparız diye düşündüm ama...

Ya ne iyi olurdu Ferit. Ama benim çok işim var.

Hatta sen beni Serkan'ın ofisine bırakır mısın?

Yalnız çok yoruyorsun kendini.

Serkan mimarcılık oynayacak diye holdingin bütün işleri sana kalıyor.

Serkan'la Eda aynı eve çıkıyorlarmış, biliyor musun?

Öyle mi? Ne güzel, hayırlı olsun.

Serkan'ın bu kadar hızlı böyle bir karar vermesi sana da garip gelmedi mi?

Selin, peki bu Serkan, Serkan, Serkan artık yetmez mi?

Tamam, garipse garip, bize ne hayatım?

Yetti artık Serkan'ın muhabbeti, gerçekten.

Abartma Ferit.

Serkan benim için çok değerli bir arkadaş, sen de bunu biliyorsun.

Onun için endişeleniyorum, o kadar.

Bizim için ne zaman endişeleneceksin, çok merak ediyorum.

Sayende dünyanın en modern erkeği madalyasını verecekler bana artık.

(Gerilim müziği)

Ayfer ablacığım...

...sen beni zırt pırt çağırıyorsun ama bak, vallahi o müdür beni hiç sevmiyor...

...işten atıverecek. Yarı zamanlı çalışıyorum zaten.

Azıcık etime dolgunum diye hemen kovuverir vallahi beni.

Ne yapayım? Konuşmaya ihtiyacım var.

Eda açmadı telefonunu. Değil mi?

Cevap da vermedi sana. Hay Allah'ım, beni de açmadı.

Herhâlde bu adamla eve çıkacak. Hayır, kötü haber de tez yayılır ama.

-Yok ya, çıkmaz eve. -Evet, bence de.

Yani çıkabilir de ama çıkmaz. Ya yok, yapmaz.

-Bence de. -Yapacak olsa bana haber verir zaten.

Çünkü bana haber vermesi gerekiyor. Ben ne yapacağım, sokakta mı yatacağım?

Ben nereye gideyim, beni evden mi kovacaksınız, ben sokakta mı yatayım?

Ay, ne oluyor be Melo? Sakin ol. Saçmalama, ne sokak falan? Allah Allah!

Hamile. Bu kız hamile.

Bu kız herhâlde hamile. Hamile mi? Hamile!

-Ayfer ablacığım, ne hamilesi? -Hamile.

Kız bir telefonunu açmadı, kızı hemen hamile yaptın.

Açmadı.

Tamam, o zaman bir daha arayayım, bir daha açmasın.

Çok şey yapma şimdi, o işte güçtedir.

-Yeter. -Aramasaydın.

Arayacağım, açana kadar arayacağım.

(Telefon çalıyor)

(Telefon titriyor)

-(Eda) Selinciğim? -Vaktin bol galiba, hava da güzel.

Evet, çok güzel.

-Oturabilir miyim? -Tabii, tabii otur.

Sen hayrola burada?

Hayrola derken? Ben bu şirketin PR'cısıyım ya.

Yukarıda odam var.

Holdingle burası arasında gidip geliyorum.

Tabii ya, ben unuttum onu.

Serkan seni gördüğüne çok sevinecek.

(Telefon titriyor)

Halam, üçüncü kez arıyor. Önemli bir şey herhâlde.

Aç tabii.

Hah. Eda!

-Canım. -Halacığım, ben seni sonra arayayım mı?

Yok, bir dakika bir dakika.

Serkan Bolat'la eve çıkıyormuşsun falan, saçma sapan şeyler duydum.

Hala, bu bilgi sana nereden geldi?

Ben sadece sana söylemiştim.

Halamın kulağına nasıl gitti acaba? Bu nasıl bir dedikodu çarkıysa.

(Ayfer ses) Doğru yani, öyle mi? Eve çıkıyorsun, öyle mi?

Evet halacığım, doğru.

Böyle mükemmel bir adamı bulmuşken kaybetmemek için aynı eve çıkıyorum.

Ben seni arayacağım sonra, görüşürüz.

Mükemmel? Mükemmel! Çok mükemmel!

-Nasıl çıkıyormuş ya eve? -Ne bileyim, mükemmel adam dedi.

Çıkmaz ya.

Neyse, ben kalkayım. Serkan'ı da tebrik edeyim aynı eve çıktığınız için.

Dur dur! Selin, söyleme.

Allah'ım.

(Hareketli müzik)

-Selin içeride mi, biliyor musun? -Evet.

Benim kumaş örneklerim içeride kaldı. Gidip onları benim için alabilir misin?

Dur bir, sakin ol. Senin neyin var?

Hayatında hiç gaza gelip büyük bir yalan söyledin mi?

Sonra o yalan sana geri geldi mi? Hatta bu yüzden hayatın kaydı mı?

-Yok, bana hiç öyle bir şey olmadı. -O zaman boş ver.

Aa! İyi midir nedir?

Anladım.

(Serkan) Ben de seni arıyordum.

Tekrar merhaba Selin.

Oturmaz mısın?

Bence otur.

Evet Eda, seninle eve çıkma kararımızı anlatmışsın.

Evet.

Sadece Selin'e söyledim ama halam bile duymuş, nasıl olduysa.

Tamamen benim hatam. Gerçekten çok özür dilerim.

Sen sabah kolileri taşıyordun ya eve taşınabilmek için.

Taşınabilmek için?

Aydan teyze de sordu sana hatta.

Benim neden aynı eve çıktığınızdan haberim yok dedi.

Sen de dedin ki Serkan'ın kararı, Serkan'ın özeli, onu ilgilendirir...

...ona sorun dedin.

Dedim değil mi öyle bir şey? Dedim.

Halana da oradan gitti herhâlde. Çok özür dilerim.

Hayır, senin hatan yok.

Hepsi benim hatam.

Serkan...

...senin gibi mahremiyetine, yalnızlığına düşkün biri için büyük bir adım.

Tebrik ederim.

-Ben sizi baş başa bırakayım. -Oturur musun lütfen?

Ama işim var.

Peki.

Serkan'ın evi için mi onlar?

Kadın eli değsin tabii biraz.

Evet. Öyle perde, koltuk için.

Selin...

...şu medya planlamasını sonra geçebilir miyiz?

Gördüğün gibi biraz yoğun bir gün geçiriyorum.

Tabii.

Eda, kalır mısın?

Tabii ki hayatım, kalırım.

-Ben sizi yalnız bırakayım o zaman. -Teşekkürler Selin.

Teşekkürler Selin.

-Bak, hiçbir şey göründüğü gibi değil. -Öyle mi?

Birlikte eve çıkıyormuşuz, haberim yok.

Ben onları lafın gelişi söyledim. Laf olsun diye, unuttum bile.

-Ama o unutmamış. -Unuttun?

Ama anneme söylüyorsun, kolilerimi taşıma bahanesiyle.

Ne bahanesi? Sen söyledin ya bu kolilerin taşınması lazım diye.

Ne işler çeviriyorsun?

Sen ne biçim konuşuyorsun!

Başıma dertten başka bir şey açmıyorsun.

Şu an neyi kastettiğimi fark ediyorsun değil mi benden uzak dur derken?

Ben daha seni tanımadan senden nefret ediyordum.

Ayrıca bu sözleşme senin için ne kadar zorsa benim için on katı daha zor.

Benim senden uzak kalmak dışında bir niyetim yok!

Hem senin gibi kötü kalpli, kırıcı bir adamı çekmek zorunda olan benim.

Hem böyle davranışlarını çekmek zorunda olan da benim.

Tüm davranışlarımın sebebi sensin ve yaptığın hatalar.

-Senden nefret ediyorum. -Duygusalımız karşılıklı.

-Bir şey unutmuyor musun? -Ne var? Yine ne var?

Perdelerin.

Senden 19 yıldır yapmadığın bir şeyi yapmanı isteyeceğim Alptekin.

Artık onun düşmanı gibi değil de babası gibi davranmanı istiyorum.

Ne diyorsun sen Aydan?

-Ben onun düşmanı değilim, babasıyım. -Ama o bunu bilmiyor.

(Aydan) Onu sürekli kendinden uzaklaştırıyorsun.

O tanışmaya tenezzül etmediğin kız var ya...

...onu ele geçirecek. Hatta ele geçirmeye başladı bile.

-Ve bunun tek sorumlusu sensin Alptekin. -Ben?

Hım, evet.

Her zaman her şeyin tek suçlusu ben.

Yıllardır Serkan'ı sen uzaklaştırdın.

Daha küçücük çocukken, sana en ihtiyaç duyduğu zaman...

...onu göz ardı ettin. Hayallerindeki oğul olmadığı için.

Aydan, bu doğru değil.

Kelimelerine dikkat et lütfen.

O hiçbir zaman istediğin kişi olmadı ve olmayacak.

Eğer bunu kabul etmezsen tek oğlumuzu da kaybedeceğiz Alptekin.

(Gerilim müziği)

Yani sen Serkan Bolat'la aynı eve çıkmıyorsun, öyle mi?

Evet halacığım, çıkmıyorum halacığım.

Öyle dedin de çünkü.

Çünkü Serkan'ın eski sevgilisi Selin'e gıcık oldum...

...öyle bir anda ağzımdan çıkıverdi.

Sen akıl sağlığını kaybettin çocuğum.

Evet hala, benim bir anda akıl sağlığım falan gitti.

Yok yok, bir anda değil. Tümden kaybettin sen aklını.

Nerede benim düzenli, planlı, her şeyini bana anlatan Eda'm?

Aa! Bir tane adam gördü, allak bullak oldu.

Hiç!

Ben senin sevgili olduğunu bile nereden öğrendim?

Nereden? Sosyal medyadan.

-Öyle değil mi? -Öyle Ayfer abla, haklısın.

Oha.

Bak, son kez soruyorum.

Sen nişanlınla aynı eve çıkıyor musun, çıkmıyor musun?

Kafanı çevir, bana bak. Bak bak! Bana bak!

Çıkıyor musun? Çıkmıyorsun!

-Çıkıyorum hala. -Ne?

-Ne? -Al işte.

Çıkmıyorum diyorum ya. Yemin ederim, vallahi billahi çıkmıyorum.

Tamam.

Tamam, anladım.

Ben tatlılarınızı getireyim.

Afiyet olsun.

-(Ceren) Ellerine sağlık Ayfer abla. -Çok güzel olmuş.

Eda, sen madem Serkan Bolat'la aynı eve çıkmıyorsun...

...o zaman niye Selin'e aynı eve çıkıyoruz dedin, ben onu anlayamadım.

Çünkü ukalalık yaptı.

Selin yani Serkan'ı çok iyi tanıyormuş gibi sinirime dokundu.

Tamam, o zaman haklısın.

Bak, bir şey söyleyeceğim. O Selin denilen kız var ya, o çıyan...

...böyle bir hâllerde, dikkatli ol diyorum bak ben sana.

Dokunmalar, yok böyle gülüşmeler, yok bir hâller, cilveler falan.

Ben bilmem.

-Cilveli, değil mi? -Çok cilveli kız.

Peki, Serkan ne diyor?

Bir şey demiyor.

Pek bir şey demiyor.

Sonuçta Selin onun yakın arkadaşı.

Ortağı.

Ve eski Sevgilisi.

Sen Serkan'a diyeceksin, ya benden uzak dur ya Selin'den diye.

(Figen) Tehdit et. Her zaman her türlü işe yarar.

Tabii. Bak, çok doğru söyledi.

Fifi, aşk taktiği mi verdin sen şu an?

O kadarını da biliyoruz herhâlde.

(Melek) Ama bir ilk.

-Tamam, öyle uzatma. -Hiç bilmiyor gibiydin ama.

Saçmalama, kafamız çalışıyor herhâlde.

(Ceren) Bayağı şaşırtıcıydı Fificiğim.

Ayfer abla! Ayfer abla!

-(Melek) Sus (***)! -Patates attı yere!

(Serkan) İhale dosyasını imzalamamışsın.

Üç milyon dolarlık bir restorasyon işini bir milyon dolara yapmaya çalışacaksın?

-Benden de garantörlük istiyorsun? -Evet.

Peki, iki milyon dolar zarar edeceğin bir işi neden alıyorsun?

-Mantıklı bir açıklaman var mı? -Var.

Ama ihale dosyasını imzaladıktan sonra.

Kusura bakma. Ben işimle kumar oynamam.

Bana bir garanti vermen gerekiyor. Yoksa kendine başka bir garantör bul.

Eğer bu ihalede en ufak bir sıkıntı çıkarsa o zaman ben şirketi kapatıp...

...holdingde senin yanında çalışacağım.

Bu yeterli bir garanti mi senin için?

(Müzik)

Teşekkürler.

(Sirius havlıyor)

(Seyfi) Ama artık alış bana ya.

Serkan Bey, biz bu Sirius'la hiç anlaşamıyoruz.

-Temizlik yaparken beni ısırmaya kalktı. -Emin misin?

Tamam, ısırmadı. Ama ısıracağını hissettirdi.

Psikolojik baskı uyguluyor bana. Öldüresi var bunun beni.

Nefret eden gözlerle bakıyor hayvan bana.

Bu arada koliler gidince ev tertemiz oldu.

-Sağ ol Seyfi. -(Seyfi) Ben yapmadım.

Ben hiçbir şey yapmadım. Hepsini Eda Hanım taşıdı.

Öyle çıtı pıtı bir kız görünüyor ama bayağı kuvvetliymiş.

-Eda taşıdı kolileri? -Evet.

Sabah size ulaşamayınca...

...sağlığınızla ilgili bir sorun mu var diye merak edip buralara kadar gelmiş.

Çok değer veriyor size.

Tamam.

-Gideyim mi ben? -Git.

(Televizyon açık)

Bu kadının da yüzü eskidi. Her yerde çıkıyor bu kadın artık, öf!

(Telefon çalıyor)

Serkan arıyor.

Canım, sen de ilk defa mı telefonla konuşacaksın?

Aç.

Hayır, açmayacağım, beklesin.

Doğru kız, açma, beklesin azıcık.

Beklesin.

Ya kaparsa?

-Açıyorum. -Aç.

Alo?

-Merhaba. -Merhaba.

-Merhaba. -Merhaba.

Yürüyüşe çıkmak ister misin?

İstemem.

Yani sosyal mesafeyi falan ayarlayamam.

Laubalice yanına yaklaşırım, belli mi olur?

Peki, ben de çok istemiyordum zaten.

Ne istemiyormuş?

İyi, güzel.

-Neden aradın o zaman? -Sirius seni görmek istiyordu.

O yüzden aradım.

(Havlama sesini yakından duyuyorlar)

Sirius istiyorsa akan sular durur o zaman.

Peki.

Gidecek gibisin.

Ne yapayım? Sirius istiyor dedi.

Kesin Sirius istiyordur ha.

-Ben gidiyorum o zaman. -Hadi naş!

Çok güzel görünüyorsun, yürü çabuk. Hadi yürü.

İyi akşamlar enişteciğim.

Köpek çok tatlı. Geliyor, hemen iki dakikaya geliyor.

Anladım.

Otur, otur.

Nasılsın Sirius?

Yakışıklı.

Gidelim mi?

-Gidelim. -Hadi.

(Serkan) Gel, gel.

(Serkan) Titriyorsun.

(Serkan) Gel.

(Duygusal müzik)

Teşekkür ederim.

Gel oğlum.

(Serkan) Eda, benden uzaklaş derken kastettiğim bu değildi.

(Eda) Neydi?

Çünkü ben anlamıyorum, yani çözemiyorum. Bir iyisin, bir kötüsün.

Önce bağırıp çağırıyorsun, sonra gece yarısı kapıma geliyorsun.

Bugün sana kaba davranmış olabilirim. Ama kızgınlığım sana değildi.

Yani...

...açıkçası ben insanların bana yakınlaşmasından hoşlanmıyorum.

Yakınlaşmak derken?

Dün biz yıldızlardan bahsedip, sohbet ettik.

Bunun nesi kötü, ben anlamıyorum hâlâ.

Oturalım mı?

(Serkan) Otur!

Yani açıklayacak bir şey yok. Gerek de yok, ben böyleyim işte.

Zaten iki ay sonra birbirimizin hayatından çıkmış olacağız.

Anladım.

Ben sana, bana fiziksel olarak dokunamazsın demiştim...

...sen de ruhuma dokunamazsın diyorsun.

Orasını anladım.

Peki, benden ne istiyorsun?

Seninle sözleşme yapmamızın tek bir nedeni var.

O da hayatında hiç kimseyi kıskanmayan Selin, seni kıskandı.

Evet, farkındayım.

Bak, Selin net ve kararlı bir insan. O yüzden seni kıskanmaya devam ederse.--

Selin'in en çok neyini seviyorsun?

Zekâsını.

Çok romantiksin.

Ee...

-Selin'in sevilmeyecek bir yönü yok. -Herkesin vardır.

-Hayır, onun yok. Mükemmel bir kadın. -Mükemmel bir kadın?

Oo, bayağı iddialısın.

Duyarlı, tutarlı, zevkli.

Tamam. Tamam, anladım, mükemmel bir kadın.

Hem bu kadar mükemmel bir kadın benim neyimi kıskanıyorsa?

Kıskanacağı o kadar çok şey var ki.

Mesela?

Gerçekten bilmiyorsun?

(Neşeli müzik)

Tamam.

-Gidelim mi? -Olur, gidelim.

Hadi.

(Sokak köpeği havlıyor)

(Serkan) Hişt!

Gel, gel, gel! Gel.

Gel.

(Sokak köpeği havlıyor)

Aferin sana.

Hadi oğlum, gidelim mi?

O zaman teşekkür ederim benimle konuşmak istediğin için.

Gerekmedikçe seni rahatsız etmeyeceğim, uzak duracağım.

Olur.

Kimsenin bizi görmediği zamanlarda görüşmek zorunda değiliz.

Mesela yarın sabah çiçekçiye gelme. Yani gelmesen olur.

Bana uyar.

İyi geceler Serkan Bolat.

İyi geceler Eda Yıldız.

Görüşürüz oğlum.

İyi geceler.

-Ee… -Kalsın.

(Duygusal müzik)

Hadi, gel gel. Gel.

(Kapı zili çalıyor)

-Barışalım mı? -Bilmem.

Bence iyi düşün, benim kadar yakışıklısını bir daha zor bulursun.

Üstelik sana bu kadar âşık. Bence dört dörtlük fırsat.

Biraz da kıskanç.

(Ferit) Hadi be! Ben ne kıskanacağım Serkan Bolat'ı!

Bir kere ben seni kapmışım artık, geçmiş olsun, daha ne olacak ki?

-Öyle mi? -(Ferit) Evet.

Hatta kıskanmadığımı ispatlamak için şöyle bir teklifim var.

Yarın yeni çiftimizi eve yemeğe davet edelim...

...mezeleri de ben kendi ellerimle yapayım, hı?

-Hı. -Hı.

Benim daha iyi bir fikrim var.

Yemeğe biz onlara gidelim. Mezelerle onlar uğraşsın.

Güzel fikir hayatım ama...

...Serkan Bolat evine hiç kimseyi davet etmez.

Bunu unutuyorsun.

Hayatım, orası artık sadece Serkan'ın evi değil, onların evi.

Hı.

(Müzik)

Resim de mi yapıyorsun?

Sen hani gelmeyecektin?

Sözleşmemizin bir parçası.

Seni her sabah buradan almam lazım.

Bakabilir miyim?

(Müzik)

Çizgilerin çok iyi.

Yani teknik çizimle uğraşan bir peyzaj mimarı için mükemmel.

İyi misin?

Değilim. Doktora gitmem lazım.

Yaşayacaksın, korkma.

(Eda) Senin çileğe alerjin var ya.

Bence buradaki çiçeklerden birine de alerjin var.

(Boğazını temizliyor) İyi. Ben dışarıdayım.

-Su falan ister misin? -İyiyim.

Tamam, toparlanıp geliyorum.

Klima açıktı.

Temiz hava varken klimaya gerek mi var?

Peki.

-Radyoyu açabilir miyim? -Tabii.

Bu şarkıya bayılıyorum.

("Cloud Surfing - Tas" çalıyor...)

(...)

Engin, hapishanede volta atar gibi başım döndü, lütfen.

Rica ediyorum, bir sakin olabilir misin?

Serkan'ın şu anda içinde bulunduğu ihale var ya...

...bittik biz, bittik! Bu manyak hepimizi bitirecek.

Bütün şirketi bitirecek ya. Sen ne diyorsun?

Yeter ya, yeter. Vallahi ben başka iş yapmak istiyorum.

Normal insanlar gibi çalışmak istiyorum.

Normal sabah gideyim, akşam geleyim. Mis gibi hayat.

Normal şeylere kafa yormak istiyorum ben artık.

Normal dertlerim olsun istiyorum.

Çok mu şey istiyorum? Yeter!

Ben dayanamıyorum artık bu şirketin manyaklıklarına.

İyi, tamam. Bir sakin ol. Beni de geriyorsun çünkü.

-Günaydın. -Günaydın.

Günaydın.

Abiciğim...

Günaydın. Aa, senin burada ne işin var abi?

İhalede olman gerekmiyor mu senin şu an?

Avukatı gönderdim.

Avukatı mı gönderdin? Niye sen orada değilsin?

Kaan Karadağ’la karşılaşmak istemedim.

(Engin) Kaan Karadağ mı?

Kaan Karadağ'ın ihalede olacağını nereden biliyorsun?

Altıncı his diyelim.

Neyse. Seni görmüşken... Sen denk geldin.

Benim makyajım nasıl görünüyor?

Çok güzel.

Ama makyaja ihtiyacın yok senin.

Niye böyle söyledin şimdi?

Çünkü yapmışım, değil mi?

Neyse. Ben Aydan Hanım'a gidiyorum.

Edacığım, bu aralar biraz kafası karışık işte.

Kadınsın, anlarsın, şey yapma.

Yoksa seni de delirtir.

Anladım.

(Müzik)

Melek Hanım, babanızın dükkânı gibi kullanıyorsunuz bakıyorum yine ürünleri.

Yani müşteriye bedava ama bize gelince parayla, öyle mi?

Sizce de biraz saçma değil mi bu?

Ben bakıyorum da bu sefer sizi kurtaracak birini de göremiyorum etrafta.

Ben dükkân güzel koksun...

...ne bileyim işte, müşteriler neden hoşlanır falan diye...

Biz bunu bu sabah açtık.

Şimdi nerede?

Siz ne yapıyorsunuz, biliyor musunuz şimdi en iyisi...

...oraya gidiyorsunuz, derhâl eşyalarınızı topluyorsunuz...

...ve mağazayı terk ediyorsunuz.

Çünkü neden biliyor musunuz? Kovuldunuz.

Aman iyi, tamam be! Al parfümünü de başına çal!

(Melek) Turşusunu kur, ne yapıyorsan yap!

Sen tutsan da ben kalmam ki zaten bundan sonra.

Şuna bak ya. Hem suçlu hem güçlü.

Bunu da tazminat olarak alıyorum.

Alo, Fifi?

Ben yine işten kovuldum.

Evet. Ceren yanında mı?

İyi. Kutlamaya geliyorum. Hadi.

(Telefon çalıyor)

Efendim Selin?

Serkan, konuşmamız lazım.

Konuşalım.

Yüz yüze.

O kadar acil mi?

Evet, lütfen.

Peki, tamam. Yoldayken ararım seni.

Tamam.

(Müzik)

Aynen böyle. Bence hemen çıktılarını alalım bunun.

-Serkan'a gösteririz. -Tamamdır.

(Serkan) Çıkıyorum ben.

Abiciğim, nereye? Bodrum projesinin çıktılarına baksaydın. Hazırız.

Önemli olmasaydı gitmezdim, değil mi?

(Müzik)

Siz buraya her zaman geliyor musunuz?

Çok pahalı bir yer.

Ben işten arta kalan zamanlarda gelip yemek yiyorum.

Ama ben erken kaçacağım bugün. Çünkü geç kalırsam beni kovarlar.

Ya işten kovulmak problem değil de...

Böyle esmer güzeli, taş gibi, çok güzel bir adam gelmişti dün.

Bir daha gelirim, demişti.

Benim aklım onda kaldı ya.

(Müzik)

(Melek) Ne alakası var canım? Yakışıklı adam işte.

-Yuh artık! -(Ceren) Ne?

Serkan Bolat eski sevgilisiyle baş başa yemeğe gelmiş.

Bu, romantizm yemeği değilse ben de başka bir şey bilmiyorum.

-Yok ya, benim gözüm yanlış görüyordur. -Melo!

Benim gözüm doğru görüyor.

Tamam, hemen panik yapmıyoruz. Ortalığı kızıştırmıyoruz.

Eda'yı arasanıza, haberi var mıymış bundan.

Çok bakma, çok bakma.

Hayrola?

Siz üçünüz öğle saati?

Ben işten atıldım ama senin durumun daha vahim.

Arkadaşım, canım benim.

İşten mi atıldın? Kızım, yine mi ya?

Ha, öyle bir şey oldu. Biz de Melek'e moral yemeği verelim diye toplandık.

Orasını önemli değil, biz hallediyoruz. Merak etme.

(Melek ses) Sen ne yapıyorsun? Serkan nerede?

Önemli bir toplantısı vardı, gitti. Neden sordun?

Kiminle önemli bir iş toplantısı yemeği varmış?

Bir müşterisiyle.

Hem neden soruyorsun?

Edacığım, yemeğe gelsene. Serkan da--

Gelir, ondan sonra hepimiz hep beraber böyle küçük bir...

...kaynaşma yemeği daha yeriz diye düşündük...

...değil mi Fificiğim biz seninle?

Çok tatlısınız.

Ama şirkette ihale var. Bugün çıkmam mümkün değil.

Sen çıkamıyorsun ama Serkan Bolat...

...kimlerle nerelere çıkabiliyor, değil mi?

Dadacığım, sen sakın üzülme, tamam mı?

(Melek ses) Sen sakın üzülme.

Kızım, ben niye üzüleyim?

Ya ben senin için üzülüyorum. Yani işten atılan sensin.

Yok, hayır. Sen üzülme. Sen benim canımsın, kanımsın.

Biz seninle parmaklarımızı kesip küçükken birbirine...

Kan kardeşimsin sen benim.

(Melek ses) Üzülme canım Dada'm benim.

Melo, ben anlamıyorum seni.

Ben neden üzüleyim? Kimin için üzüleceğim?

(Ceren ses) Yok canım, ne üzülmesi? Sen bakma, Melo boş boş konuşuyor.

Üzülen falan yok. Sen hiç üzülme zaten Edacığım.

Hadi çalışıyorum ben. Akşam görüşürüz.

Bir susun ya, bir susun.

Bir anlayalım neymiş, ne değilmiş.

Evet Selin, nedir önemli konu?

-Serkan. -(Serkan) Hı?

Son zamanlarda çok tuhaf davranıyorsun.

(Selin) Dün sırf sen istedin diye o ihaleye imza attım.

Ama çok riskli işler yapıyorsun.

Merak etme.

İhaleyle bir sıkıntı çıkmayacak.

Çok değiştin Serkan.

Selin, neyim değişti?

Hâlâ hırslı, risk alan bir adamım.

Bundan bahsetmiyorum.

Yani benim tanıdığım Serkan...

...öyle iki gündür tanıdığı biriyle gidip nişanlanmaz.

Ben bile senin evine randevuyla gelirken pat diye aynı eve çıkma kararı almaz.

Yani bilmiyorum, anlayamıyorum seni.

Bu konu neden bu kadar rahatsız ediyor seni?

Çünkü hata yapıyorsun.

Sen hata yapmaktan nefret edersin.

Selin, Eda bana zarar vermez. Oyun da oynamaz.

Üzerimden prim de yapmaz.

Ama açıkçası Ferit... Ferit ne, hı?

İş ilişkileri...

Her şey senin için iş mi ya?

Eda sana nasıl zarar veremez? Ya kalbini kıramaz mı?

Yarı yolda bırakamaz mı?

Rezil edemez mi?

Ya da daha beteri...

Senelerce oyalayamaz mı?

-Selin, lütfen yapma. -Neyi yapmayayım Serkan?

Ben seni çözmeye çalışmaktan çok yoruldum artık.

(Telefon çalıyor)

Çok pardon. İşle alakalı.

Bunlar bayağı bayağı, tutkulu tutkulu tartışıyor arkadaşlar.

Yani kesin emin miyiz biz? Yani iş yemeği kesin değil...

...hani net bir şekilde aşk yemeği mi yani?

Of Melo!

Kızım, baksana. Kız Serkan'ın ağzına düşecek resmen.

Düpedüz aldatıyor. Güpegündüz aldatıyor diyorum size.

Ne yapacağız?

Nasıl öğreneceğiz bunun gerçek olup olmadığını?

(Ceren) Bir şekilde bir şey bulmamız lazım. Fifi düşün, sen bulursun.

-(Ceren) Öğrenelim şu işin gerçeğini. -Ben şimdi öğreneceğim.

-Melo. Melo, buraya gel. -(Ceren) Her şeyi mahvedecek şimdi.

Melo, buraya gel, Melo.

(Ceren) Bu kız ortalığı karıştırmayı çok seviyor.

Holdinge de uğramıyorsun uzun zamandır.

Ben de o holdingin ortağıyım.

Gerçekten zor durumda kalıyorum.

Söz veriyorum sana, seni zor durumda bırakmayacağım.

Hata yapmaktan çok korkuyorum.

(Serkan) Selin, güven bana.

Zaten hayatımda sana güvenmekten başka ne yaptım ki?

Bu Eda ve Ferit meselesini de kapatalım artık, olur mu?

(Serkan) Tamam, olur.

Bir de bak, o imzayı attığın için sana söz veriyorum...

...hayal kırıklığına uğramayacaksın.

Söz konusu sen olunca zaten hiçbir zaman pişman olmuyorum.

(Serkan) Teşekkür ederim.

Hım... Yok.

Hayır.

Hayır.

Yok yok, olmaz bunlar. Çıkar dosyadan.

Aydan Hanım, yalnız bunlar...

...Nermin Hanım'ın özel olarak seçtiği renkler.

Nermin’de 'gusto' yoktur.

Hepsini ayrı ayrı görünce beğenir ama...

...bir arada görünce ağlama krizi geçirir.

Peki.

Eda hakkında ne düşünüyorsun?

Yani kusura bakmayın ama Selin, Serkan'a daha uygundu bence.

Değil mi?

Eda biraz böyle...

Çiçekçi kız işte.

Serkan'a ofisin ortasında bağırıyor.

Avucunun içine aldı oğlumu.

Ben bile ne olduğumu şaşırmış hâldeyim.

Serkan hiç oralı değil, büyülenmiş gibi.

-Çok ama çok tehlikeli bir kız. -Evet.

Bildiğin, gördüğün ne varsa bana iletmeni istiyorum.

Ofiste benim gözüm olmanı istiyorum.

Ay, sana güvenebilir miyim?

Tabii ki. Ben size söz veriyorum.

Bundan sonra ofiste ne var ne yoksa, her şeyi size anlatacağım.

Güzel.

Bu renk skalasından mı devam edelim?

Ona ben karar veririm.

Ya benim arkadaşımı nasıl bu adam aldatır?

Vallahi düşündükçe nefesim daralıyor. Delirecek gibi oluyorum.

(Melek) Ben nasıl inandım bu Serkan Bolat'ın aşkına ya?

Yakışıklı ve sinsi!

Karizmatik ve kötü!

Kaslı ve bencil!

Zengin ve terbiyesiz adam ya! Terbiyesiz!

-İşte bu. -Evet.

Öyle ama sen birazcık sakin ol bakalım. Bir kızardın yine.

Ya ben nasıl sakin olayım? Ben bu hâle geldiysem...

...Eda kim bilir duyduğunda ne olacak?

Elleri böyleydi. El ele tutuştular ya. Bayağı ayrılmadılar uzun süre.

Tamam Melo.

Sen de sakin ol dedikçe iyice abartın ha.

İyi de yani siz duymadınız ki. Ben duydum.

Bayağı adam Selin'e dedi ki yok efendim, Eda'yla Ferit meselesini halledeceğim...

...imzayı attıktan sonra bir daha hayatım boyunca seni hayal kırıklığına...

...uğratmayacağım gibi şeyler söyledi.

Ya bunlar kesin nişanı atacaklar, sonra da birbirleriyle evlenecekler.

Kaçacaklar, gidecekler, bırakacaklar arkadaşımı.

Bu Eda'nın hayatını kaçıncı karartışı bu adamın?

Bu kaçıncı karartışı? Ben de anlamıyorum, sinirlerim bozuluyor.

Sakin ol.

Sen iyi misin şu an?

İyiyim ya ben.

Harika. Tamam, o zaman...

...ben, o benim arkadaşımın canını sıkan adamın canını sıkacağım.

Nasıl yapacağız onu? Biz o Serkan Bolat'ın...

...ümüğüne nasıl çökeriz, onun ciğerini nasıl sökeriz biz, anlatın.

-İşte böyle. -Hah.

Saat kaçta belli olacak ihale?

O ihalelerin öyle bir saati falan yok yani.

En yüksek parayı kim verirse.

(Müzik)

Eda'nın seçtiği kumaşlar değil mi bunlar?

Sen mi dekore edeceksin evlerini?

Kimin evini? Hangi evi?

İşte perdelere bunları, koltuklara da bunları seçmişti.

-Söylemedi mi sana? -Sen şaka yapıyorsun?

Ne bileyim, bana öyle geldi.

Aa!

Bu nişandaki beyefendi. Tanıyor musunuz, kim?

Sen tanımıyor musun?

Serkan Bey'in babası, 'big boss'.

Ben de gerçek hâlini şu an ilk defa görüyorum.

İyiyim. Teşekkürler.

Şaşırttın beni baba.

İhaleyi seninle beraber bekleyeyim dedim.

Bir de sen burayı kapatmadan, benim yanıma gelmeden önce...

...son bir kez burasını göreyim istedim.

Merak etme. Batırmayacağım burayı.

Bir de sen holdingi bıraktıktan sonra geçmeyi düşünüyorum.

-Göreceğiz. -Göreceğiz.

Tanıştırayım, nişanlım, Eda.

Merhaba.

Tanışmıştık.

Ha?

Demek boyundan büyük iş buymuş ha?

Merhaba, yeniden.

Biz nişanda bahçede karşılaşmıştık da.

Anladım.

Teşekkür ederim.

(Telefon çalıyor)

Avukat arıyor.

Efendim? Buyurun.

Evet. Ha ha.

İhaleyi alamadık.

Güzel, güzel. Kim aldı peki?

Kaan Karadağ mı?

Kaan Karadağ. Tamam.

Tamam, teşekkür ederiz. Teşekkürler.

-İhale Kaan'da mı kalmış? -Kaan Karadağ'da kalmış. Gel.

-(Engin) Avukat aradı da şimdi. -(Serkan) Hı?

Ee, abi, durum şu.

İhaleyi kaybettik.

Kaybettik ha?

Güzel.

Şimdi sen gülüyorsun da...

Leyla!

-Serkan Bey. -(Serkan) Ahmet Bey'i de çağırır mısın?

-(Serkan) O da burada olsun istiyorum. -Tabii, hemen.

(Serkan) Teşekkürler.

-Evet? -Abi, durum şu.

İhaleyi Kaan Karadağ almış.

Kaan mı almış işi? Kaan Karadağ mı almış?

Güzel. İyi yapmış.

-İyi mi yapmış? -Serkan, sen iyi misin?

Ben endişeleniyorum şu an. Kaan Karadağ almış, diyor.

Senin şu an çıldırmış olman gerekmiyor muydu?

Ya bu verdiğin tepkiler hiç normal değil kardeşim...

...bak ben sana söyleyeyim. Bir tatil falan ayarlayalım sana.

-(Engin) Bu aralar çok çalıştı bu çocuk. -Gerginlikten gülüyorsun.

Gerildi... O yüzden mi gülüyorsun acaba?

Hah, geldi.

Ahmet, hoş geldin.

Şimdi arkadaşlar, zaten ihaleyi kaybetmek baştan beri amacımdı.

Ahmet, bu arada kovuldun.

O yüzden bilgi sızdırdığın Kaan'a söyle...

...muhtemelen bu projeden sonra başka proje gelmeyecek çünkü battı.

-Serkan Bey... -Oyuna geldi Ahmet.

Yani zaten merak ediyorum, bu bütçeyle nasıl yapacak bu projeyi?

İşte Serkan Bolat'la uğraşmak neymiş öğrensin.

Gidebilirsin Ahmet.

Nasıl ya? Ahmet bilgi mi sızdırıyormuş?

Leyla, herkese söyler misin, izinliler.

Yani ne yapıyorlarsa yapsınlar.

Çalışmıyoruz bir de.

Abi, bir dakika, şimdi bir toparlayayım.

Kafamda çok karıştı çünkü. Şimdi biz ihaleyi alamadık.

-Evet. -Bütün bunlar senin planındı?

(Serkan) Evet.

-Batmadık? -Hayır.

Bir de üstüne Kaan Karadağ'ı mı batırdık?

Aynen.

Ama bana hiçbir şey söylemedin. Neyse, bunu sonra konuşuruz.

Süpersin! Süpersin!

-(Engin) Süpersin! -(Pırıl) Bir de üstüne kalp krizi geçirdik.

Pırıl, biraz sevin.

-Evet, sevinsene biraz. -Ya seviniyorum.

Alkış. Bir de çok iyi oldu. İyi olmuş.

(Pırıl) Gerçekten. Gerildim biraz.

(Müzik)

(Müzik)

(Telefon çalıyor)

Alo?

Aldık ihaleyi sayende.

Ödemen için aradıysan...

Ne?

Nasıl?

Nasıl bilerek?

Ahmet, sen ne diyorsun?

Bizi bilerek mi sokmuş ihaleye?

Allah kahretsin!

(Telefon çalıyor)

-Alo? -Aydan Hanım...

...ben çok gerginim.

Size çok kötü haberlerim var. Gerçekten çok kötü haberlerim var.

Ne oluyor Pırıl? Söyle bakayım.

Serkan'la Eda eve çıkıyormuş.

Eda bütün evin dekorasyonunu değiştiriyor.

-Emin misin? -Eminim. Kumaşları gördüm.

(Pırıl ses) Hepsini seçmiş.

Aydan Hanım, kusura bakmayın ama bu kız gerçekten çok zevksiz.

Mint yeşili pötikareli perdeler var.

Ay! Ay, galiba şimdi bayılacağım.

Sizin gibi zevkli bir kadına, dekorasyonun divasına...

...böyle bir gelin...

Limon küfü, nar çiçeği koltuklar seçmiş Aydan Hanım.

-Ne olur sus! -(Pırıl ses) Aydan Hanım, olacak iş mi?

Serkan'ın gözü gör olmuş.

Ne desen, ne renk hiçbir şeyi gözü görmüyor...

...benim arkadaşımın bu kız yüzünden.

Hay o kız... O kız...

Aydan Hanım, ben yeterince kötü haber verdim bugün size.

İzninizle ben telefonu kapıyorum artık.

Ah, tamam.

Seyfi!

Küveti buz doldur, bir şey yap.

Abi, şimdi ben bir şeyi anlamadım.

Yani sen Ahmet'in Kaan Karadağ'a bilgi sızdırdığını nereden anladın?

Olay Eda'nın burs meselesinde patlak verdi.

Ben sonrasında hesaplara baktım ve tutarsızlık vardı.

Zaten biz o gün dışarıdayken bilmiyorum, fark ettin mi ama...

...Ahmet, Kaan'ın şoförüne selam vermişti.

(Engin dış ses) Yo, ben hiç fark etmedim.

(Serkan dış ses) O yüzden zaten ihale toplantısına Ahmet'i istedim.

(Serkan dış ses) Tam miktarı duysun diye.

(Serkan dış ses) Zaten odadan çıkar çıkmaz telefondaydı.

O yüzden de senin Kaan'ı aramanı istedim.

Evet, Kaan'ın da telefonu meşguldü.

Tabii ya! Ahmet'le konuşuyordu o sırada.

Vay çakal!

Ya bu şeytanın aklına gelmez.

Alptekin amca, senin oğlan bayağı sana çekmiş, ben sana söyleyeyim.

O bizi pek benzetmez de.

Evet.

-Seni tebrik ederim. -(Serkan) Sağ ol.

Holdinge gelmemenin bir yolunu daha buldun yine.

Zamanı gelince.

Bana müsaade.

Vay arkadaş ya!

-İyi günler. -İyi günler.

Eda. O zaman ben de müsaadenizi isteyeyim.

Ben de çıkabilir miyim artık diyecektim.

Tabii.

-Tebrik ederim bu arada. -Sağ ol.

Çok mutlu görünüyorsun.

İyi hissediyorum, evet.

-Ben de. Ben de bayağı iyi hissediyorum. -Güzel.

Bu eve çıkma meselesi de çok büyümedi yani.

Düşündüğün gibi olmadı. Her şey yolunda. Her şey sakin.

Bence aramızdaki mesafe de gayet iyi.

-Sence? -Gayet iyi.

(Telefon çalıyor)

Pardon.

Alo, Melo?

Neden ağlıyorsun? Ne oldu?

Kötü bir şey... Benimle mi ilgili?

Tamam, ağlama. Geliyorum ben.

Her şey yolunda mı?

Bilmiyorum ki.

(Telefon çalıyor)

Annen arıyor.

(Eda) Alo, Aydan Hanım?

Ev... Hemen mi?

Hemen... Hemen nereye gelebilirim Aydan Hanım yani?

Neyin hesabını soracaksınız? Ben ne yapmış olabilirim ki hesap soracaksınız?

Alo?

Alo?

Annem neden sana bağırıyor?

Bilmiyorum. Hesap soracağım falan dedi.

(Telefon çalıyor)

Hıh.

-Selin? -Hı, Selin.

Alo, Selin?

Edacığım...

(Gerilim müziği...)

(...)

("Aytekin Ataş - Sen Çal Kapımı" çalıyor)

"Bu yalan bir mecburiyet"

"Yoksa sana vurgun değilim"

"Ama gözlerinde bir ışık, kalbimin tıkırtısı"

"İçim içime sığmıyor, ya bu neyin kıpırtısı"

"Dön yüzünü gökyüzüne, bak bir aşkın yıldızına, aman"

"Parlayacak, sönecek, biliyorum"

"Her şey olur, her şey biter"

"Bir yıldız gökyüzünde kayar yiter"

"Her şey olur, her şey biter"

"Yalnızlık hep aynaları mesken tutar"

"Her şey olur, her şey biter"

"Bir yıldız gökyüzünde kayar yiter"

"Her şey olur, her şey biter"

"Yalnızlık hep aynaları mesken tutar"

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.