All language subtitles for hek4

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

(Sessizlik)

(Tren düdüğü çaldı)

(Gerilim müziği...)

(...)

(...)

(Gerilim müziği)

Annem.

Annem hadi gel, ye şunu.

Dışarı çıkacağız daha bak. Bugün çok işimiz var.

Hadi annem.

Hadi güzel annem.

(Gerilim müziği)

(Kadın dış ses) Gülay! Gülay!

(Kadın dış ses) Ne oldu, dilini mi yuttun?

(Kadın dış ses) Konuşsana.

(Kadın dış ses) Kediyi sen öldürdün.

(Kadın dış ses) Kafasını nasıl kestin ama. Anlatsana.

Anneciğim tamam. Bir şey yok.

Ben buradayım.

Buyurun devam edin.

Evde bakım parası süresinin uzatılabilmesi için...

...annenize birkaç soru daha sormam gerek ama.

Bana sorun, ben cevaplarım.

Bu kadını sevmedim.

-Şişkonun teki şişko, şişko! -Pardon!

Siz onun kusuruna bakmayın. Ne dediğini bilmiyor.

(İnledi)

(Gerilim müziği)

Anne ne oldu, iyi misin?

Kediyi öldürdüm.

Çok kan aktı, çok kan aktı.

Tamam anneciğim geçti, geçti.

Siz devam edin, buyurun.

-Hastalık teşhisi? -Şizofreni.

(Genç) Geçen yıl Mayıs ayının 11'inde konuldu.

SGK tarafından yönlendirildiğimiz hastaneden de...

...yüzde 90 engelli raporumuz var. (Görevli) Anladım.

6 Nisan annenizin çalıştığı son gün müydü?

Evet.

Bu da işten ayrılış belgesi.

O fotokopisi. Gelmeden istersiniz diye düşündüm.

(Gerilim müziği)

(Görevli) Anneniz kendine bakamaz diye rapor edilmiş.

Siz onun gözetimindesiniz doğru mu?

O benim kardeşim.

Ben 18 yaşındayım. Onlara yardım ediyorum.

(Gerilim müziği)

Her şey tamam. Sadece bir imza alacağım.

-(Erkek dış ses) Gülay! -Hişt! Kapa çeneni!

Kapa çeneni!

(Erkek dış ses) Gülay baksana!

(Erkek dış ses) Sana diyorum. Önce kediydi şimdi sıra sende.

(Erkek dış ses) Gülay!

Anne tamam, tamam.

-Biz bir su rica edebilir miyiz? -Getireyim.

(Genç) Anneciğim tamam, tamam bak dayan.

Bir imzalık işimiz kaldı, sabret.

-Yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik. -(Gülay) Sesler!

Sesler bana konuşuyor sesler!

-Sesler konuşuyor sesler! -Sesler gerçek değil anneciğim.

Sesler gerçek değil.

(Genç) Sesler gerçek değil.

(Genç) Anne!

(Gerilim müziği)

(Genç) Anne ne oldu, iyi misin?

Anne! Anne!

Anne! Anne!

(Genç) Anne iyi misin anne?

(Genç) Anne, anne iyi misin?

-(Genç) Anne! Anne! -(Görevli) Hanımefendi!

(Genç) Anne! Anne! Anne!

(Telsiz erkek ses) 38 yaşında bir kadının solunum arresti...

...entübe, oksijenizasyon yetersiz.

-Selam. -Merhaba.

-Ateş Hoca'yı gördünüz mü? -Yok görmedik daha.

Görmediniz. İyi, peki.

Size kolay gelsin. Gerçi kolay gelecek bir işiniz de yok ama.

Neyse.

Aa!

(Hareketli müzik)

-(Aysel) Buyurun İpek Hanım. -Hemen anons geçiyorsun.

-Ateş Hekimoğlu. -Tamam.

Hey ya Rabb'im!

(Anons Aysel ses) Doktor Ateş Hekimoğlu...

...poliklinikten bekleniyorsunuz.

(Anons Aysel ses) Doktor Ateş Hekimoğlu...

...poliklinikten bekleniyorsunuz.

(Telefon çalıyor)

(Telefon çalıyor)

(Telefon ısrarla çalıyor)

Pardon bakar mısınız?

Burası iyi bir hastane mi?

Neyi kastettiğine bağlı.

Yemekleri fena değil mesela.

Annemin durumu nasıl?

Durumu şu an stabil.

Annenizde pulmoner emboli gelişmiş. Yani...

...bir pıhtı koparak akciğerlerdeki damarları tıkamış.

Bu da kanın temizlenememesine...

...ve oksijenin kana geçememesine yol açar.

Ama ağrı bacağında başlamıştı.

Evet, pıhtı ilk önce annenizin bacağındaki...

...toplardamarlarda oluşmuş ve ağrıya yol açmış.

(Doktor) Sonrasında buradan bir pıhtı koparak...

...annenizin akciğerlerine ulaşıyor...

...ve buradaki esas soruna yol açıyor.

(Doktor) Bu duruma da derin ven trombozu diyoruz.

-Bir daha söyler misiniz? -Derin ven trombozu.

Ama daha önce hiç bacağı ağrımamıştı.

Yani ağrısaydı ben bilirdim.

Anladım. Babanız buralarda mı?

Konuşmam gereken bir konu var da.

Kendisi pek buralarda değil.

Yani vefat etti. O yüzden her şeyi bana söyleyin.

Ne gerekiyorsa ben yapacağım.

Anladım.

Annenizin kan değerlerinde 12 promil alkol çıktı.

(Doktor) Hem de sabahın on buçuğunda.

Ben verdim.

İki yudum içince rahatlıyor.

Ama bakın...

...pazartesi gününden beri ilk defa veriyorum.

Yani üç gün olacak. Sürekli vermemeye dikkat ediyorum.

Sesler duyduğunu söylüyor, huzursuz oluyor.

Sesler duyuyor, çünkü anneniz bir şizofreni hastası.

Siz alkolü verdiğinizde muhtemelen çok daha fazla gevşiyor.

Hatta sızıyor ve bu da uzun süre hareketsiz kalmasına sebep oluyor.

(Doktor) Derin ven trombozu uzun süre hareketsiz kalan kişilerde...

...sıkça görülen bir vakadır. -Hayır, annem alkolik değil.

Ne yani sadece senin verdiğini mi içiyor diyorsun?

(Genç) Evet.

(Doktor) Annenize kan sulandırıcı ilaçlar verdik.

Muhtemelen yarın kendini toparlar...

...ve taburcu edebiliriz sizi. Geçmiş olsun.

-Bir dakika, bir dakika. -Tabii ki alkol yüzünden.

Tabii ki alkol yüzünden. Adam doktor.

Baksana bembeyaz, tiril tiril önlüğünü giymiş.

Kesin arabası da tertemizdir.

Plakasında bile DR yazıyor. Doğru mu?

Yalnız el yazısı kötüdür, okunmaz.

Yapacak bir şey yok.

Herhâlde durup dururken elinde kanıt olmadan...

...annene alkolik diyecek hâli yok.

Varisi var mı, yok mu diye özofagusu kesin kontrol etmiştir.

Her türlü kan tahlilini yapmıştır.

Bu tarz doktorlar öyle kafadan sallamazlar.

Vardır bir bildikleri.

Ateş Hoca'm...

...vakayı size memnuniyetle devredebilirim isterseniz.

Vaka?

Nerede vaka? Ben vaka falan göremiyorum.

Vaka gitti. Kadını yolladın eve, öyle değil mi?

Bitti, gitti. Kilit.

Annen kaç yaşında?

-Siz doktor musunuz? -Doktorum.

Steteskopum bile var.

Kaç yaşında annen?

50, 60?

-Daha mı fazla? -38

Daha önce herhangi bir bulgusu olmayan...

...38 yaşında, Balkan kökenli, Makedonya asıllı...

...bir hanımefendi aniden derin ven trombozu oluyor.

Neden acaba?

Oral kontraseptifler, sigara, diyabet, obezite.

(Mehmet Ali) Yani lafı nereye getirmek istiyorsunuz hocam?

Derin ven trombozu, derin ven trombozudur.

Başka pıhtı atmasın diye IV heparin verilir...

...ve bacaktaki pıhtı çözülür.

-Yani bunun neresinde gizem? -İpucu vereyim.

(Gerilim müziği)

Tahta tahta! 38 yaşında.

Yani derin ven trombozu olmak için...

...beklenen yaştan 20 yaşcık daha genç.

Benim bir kere hastam olmuştu, çocuk hasta. 12 yaşında.

Maçta bacağına tekme yemişti ve derin ven trombozu vardı.

Bu kadın tekme yememiş, travma yok.

Risk faktörlerinin hiçbiri yok.

Hocam siz hastadan hikâye mi aldınız?

Evet, aldım.

Birtakım notlarım var.

Gerçi benim tuttuğum notlar değil ama...

...yine de işimize yarar. Oğlunun notları.

Şimdi hareketsizlik...

...hareketsizliğe gelince kadın bayağı hareketli.

Paranoyası coşmuş durumda.

Yattığı yerde duramıyor, kıpır kıpır maşallah.

-Hasta paranoid mi? -Evet.

Şizofreni tanısı var.

Bunlar da şizofreni tanısı konulduğu günden itibaren...

...oğlunun tuttuğu notlar.

(Ateş) Çok sürükleyici. Tavsiye ederim.

Yani...

...çok objektif bir eser değil.

Yani çocuğun annesi sonuçta.

Bazı yerlerde duygusal davranmış.

Ama sürükleyici.

Bakın, evet.

Derin ven trombozu ayırıcı tanısına şizofreniyi de ekleyebilir miyiz?

-Yani. -Yani değil, hayır.

Doğru cevap hayır olacaktı.

Beynimizin dopaminerjik yolaklarındaki sorunlar...

...kan pıhtılarına neden olmazlar.

Şizofreni derin ven trombozunun bir nedeni değildir.

Aslında...

...şizofreniyle ilgili çok da bir şey bilmiyoruz. Öyle değil mi?

Belki de...

...bir alakası vardır. Bilemiyorum.

Bunu öğrenmenin tek bir yolu var.

-Nedir hocam? -Saksı.

Saksılar.

(Ateş) Saksıları çalıştırmak.

(Makedonca konuştu) Hı?

Makedonca 'bye bye'.

(Kapı kapandı)

Deli deliyi çeker, olay bu.

Demek kadın şizofrenmiş ha?

Evet.

Ben de bacağında pıhtı olan bir hastayla...

...neden bu kadar ilgileniyor diyordum.

Şimdi oturdu her şey yerine.

Yani diyorsun ki kadın şizofren olmasaydı, ilgilenmeyecektim.

-Öyle mi? -İlgilenmeyecektin tabii.

Picasso'nun badana boya yapması kadar sıradan bir şey olurdu bu.

Eksik olma.

Ben, ven trombozu dışında bir şeyle ilgilenmiyorum.

-Gerçekten mi? -38 yaşında kadın.

Bana itiraf et, söyle.

Amacın ne senin? Vakayı çözüp, Nobel'e aday olmak mı?

Ben sıradan bir vaka alamaz mıyım?

Alamazsın, almazsın.

En azından almamak için elinden geleni yaparsın.

-Nereye gidiyorsun sen bu arada? -Hastayı görmeye.

İnsan ilişkileri, insani temas falan.

Her doktorun yaptığı sıradan şeyler.

Sen yalan söylüyorlar diye...

...normal hastalarla bile görüşmeyen adamsın.

Şimdi gerçeklik mevhumu olmayan bir hastayla mı görüşeceksin?

Evet.

Çünkü o tedavi edilmemiş bir şizofren.

Mesela tedavi edilmemiş şizofrenlerden Sokrates olmasaydı...

...şu anda herhangi bir şeyi öğretmek için...

...elimizde olan en etkili yöntem Sokratik Metot da olmayacaktı.

Veya Newton olmasaydı? Tahmin et.

Şu an hepimiz uçuyor olurduk.

Ya da Van Gogh? Sayayım mı daha?

(Makedonca konuştu) Merhaba.

-Anne bu bey-- -Ateş Hekimoğlu.

Sizin doktorunuz.

(Ateş) Tanıştığıma memnun oldum.

Kerem...

...bizi annenle biraz yalnız bırakır mısın?

Ama ben olmadan onunla konuşamazsınız.

Hişt!

Bak, bak doktor.

Bu var ya bu defter...

...ihtiyacım olan her şey bu defterin içinde.

En ince ayrıntısına kadar.

Harika bir defter tutmuşsun doktor.

Bir şey diyeceğim. Sen niye bunları böyle deftere yazıyorsun?

Telefonuna yazmıyorsun ha?

Şimdiki gençler her haltı telefonla yapıyor.

Defterin şarjı bitmiyor çünkü.

Harika.

Ne diyeceğim...

...bizim hastanenin kafeteryası harika.

(Ateş) Yemekler müthiş.

Şimdi...

...iniyorsun bizim kafeteryaya. Tamam mı?

(Ateş) Karnını güzelce doyuruyorsun.

Bana da bir şeyler getiriyorsun.

Yani yok.

Hadi, güzelce doyur karnını. Tamam mı?

-(Ateş) Bana da bir şeyler al? -Ne istersiniz?

Bana da bir sandviç yaptır.

Tamam mı? Domatessiz, unutma.

(Kapı açıldı) Domates olmasın.

(Kapı kapandı)

Harika çocuk.

Evet, Gülay Hanım...

...günde kaç kadeh içiyoruz?

Alkol?

(Gerilim müziği)

Biz şimdi derin ven trombozunun...

...şizofreniyle bir ilgisi olduğunu mu araştırıyoruz...

...yoksa bir ilgisi olmadığını kanıtlamaya mı çalışıyoruz?

Sonuca ulaşırsan lütfen benimle de paylaş. Çünkü ben de anlamadım.

Sizinki hastanın yanında.

(Gerilim müziği)

İki, üç, dört, beş ha, kaç kadeh?

Kerem verdikçe mi içiyoruz?

Peki, ilaç?

Maç.

Futbol maçını çok severim.

-Çok güzel. Hangi takım? -Güzel falan değil.

Çok üzücü.

Eskiden oğlumla maça gitmiştik.

Tamam, ben maç demedim zaten ilaç dedim.

Oğlun hangi ilacı verirse, o ilacı mı içiyorsun?

Kimse bana inanmıyor.

Ben inanıyorum.

Ciddi ciddi hastayla konuşuyor.

Enteresan.

Ne konuşuyor acaba?

Bir pıhtının nesi bu kadar ilginç ki?

Onun için ilginç olan bu defa hastalık değil.

Hastanın kendisi.

Adam delileri seviyor. Düşünce tarzlarını beğeniyor.

İyi de delilik dediğin...

...zaten düzgün düşünememek.

-Bunun neresini beğeniyor ki? -Çok basit değil mi?

Sıkıcı değiller.

Onu eğlendiriyorlar.

(Duygusal müzik)

Hocam...

...buyurun. -Orhan Hoca'm...

...hani rasyonellikten hoşlanıyordu Hekimoğlu?

Bulmaca çözmeyi sever o.

Hastalar...

...bulmaca yani?

-Bu mu? -Sence değiller mi?

Hayır.

Bence hastalar sadece...

...insanlar.

Onlardan hem nefret eder...

...hem de onlardan büyülenir.

O da öyle bir insan.

Kerem'e daha önce bacağının hiç ağrımadığını söylemişsin.

Acımadı ki.

Doğru söyle.

Gülay Hanım bak, bu önemli.

Eğer doğruyu söylemiyorsan tedaviyi geciktirir.

"Her yere yetişilir."

"Hiçbir yere geç kalınmaz."

Ama oğlum, beni bağışla.

Çocuğum.

"Çocuğum beni bağışla."

Ne zaman çıkar acaba?

Kendi rekorunu kırdı gerçekten.

Hah, geliyor.

Evet. Ne oldu? İnsani temas işe yaradı mı?

Yaradı.

Son iki aydır kişisel bakımını ihmal ediyormuş.

Bacaklarını tıraş edemiyormuş.

Titreme yüzünden kendini kesiyormuş.

(Emre) Titreme yeni başlamış olamaz.

Kendini oldum olası kesiyor olmalı.

Doğru.

Demek ki son iki ayda bir şey değişti.

Ne olabilir?

Belki kendini keserken kaybettiği kan miktarı.

(Ateş) Olabilir mi? Olabilir.

O zaman kan testleriyle başlayalım.

Pıhtılaşma testleri isteyelim.

PT, PTT, faktör beş, protein C ve S. Hepsini alalım.

Herkese çok kolay gelsin.

-Aha! -Domates koydurmadım.

(Ateş) Vay!

Eyvallah.

Gençler...

...bu Kerem Bey.

İçeride yatan hanımefendinin oğlu.

-(Zeynep) Aa! Defteri tutan? -Evet.

Merhaba, ben Zeynep. Memnun oldum.

Tamam, tamam hadi! Muhabbet sonra.

Şimdi biz işimize bakalım.

Keremciğim...

...şimdi annenle bize bir yarım saat daha ver.

Birkaç tahlil daha yapmamız lazım.

-Tamam mı? -Ne yapacaksınız?

Ben sana hepsini detaylı olarak anlatacağım işimiz bitince.

Tamam mı? Sonra defterine geçirirsin. Anlaştık mı?

Anlaştık.

Vay be!

Helal olsun. Delikanlı çocuk, akıllı çocuk.

Neyse, işimize dönelim. Şimdi...

...psikiyatri ilaçları vermeyi bırakalım.

Hastayı bir anlayalım bakalım. Bedensel olarak neyi var?

Belki de daha fazlasını anlarız.

-Tamam mı? -(Zeynep) Evet.

(Ateş) Tamam, hadi.

(Gerilim müziği)

Hayır teşekkür ederim, sağ ol. Aç değilim.

Ateş, sen neredesin?

-Buradayım. -Pardon yanlış oldu.

Hemen düzeltiyorum. Neden buradasın?

-Neden olmayayım? -Sorunun cevabı bu değil.

-Sen iyi misin? -Sabahtan beri seni aratıyorum.

Anons geçiyorum, herkesi peşine takıyorum.

Ama sen ortada yoksun, bulamıyorum.

Ben senin peşinde koşmak zorunda mıyım?

Sorunun cevabı bu değil.

İyi misin dedim.

Yapman gereken şeyi biliyorsun.

Her gün aynı şey. Her gün, her gün, her gün!

Isır şundan bir tane.

-Yok, sağ ol. -Kan şekerin düştü.

(Hareketli müzik)

Pardon hocam.

Nereye o?

402'deki hastanın batın ve akciğer tomografisinden...

...bir şey çıkmadı hocam. -Tamam.

O zaman o hastayı bütün vücut PET incelemesi yapalım.

-Evet. -Tamam mı?

Tamam.

Merhaba, konuşmamız lazım.

Tabii, konuşalım. Alya sen halledersin.

Tamam hocam.

Evet. Nedir konu?

Anlatacağım, gel.

Evet, Aysel Hemşire basalım parmağımızı.

Bugün biraz geç geldiniz ama hocam.

Ne yapacaksın...

...hasta bakmak gibi bir saçmalık yaptım da o yüzden.

-Efendim? -Neyse boş ver. Gönder gelsin.

Saçlar, ha?

Doktor Bey de geldi.

Merhaba.

Evet, nedir şikâyet?

Kızımın boğazında bir gıcık var da geçmeyen...

...günlerdir. Biz onun için geldik.

-Gıcık? -Evet.

-Kendisi konuşamıyor mu kızınızın? -Yo, konuşuyor.

Bakalım şu gıcığa.

Aç bakalım.

Aç, aç, aç.

(Ateş) E, a, a!

Bir şey yok. Azıcık kızarmış.

Ihlamur içiyorsun. Asitli, soğuk içeceklerden uzak duruyorsun.

-Tamam mı? -Aa! Emin misiniz Doktor Bey?

Yani bir test falan yapsaydık, emin olsaydık?

Vallahi ben eminim. Siz emin misiniz?

Ama çok öksürüyor. 'Hönk hönk' bütün gün.

Vallahi benim aklıma çok takılıyor. Bence bu basit bir...

...boğaz kızarıklığı falan değil.

Bir test yapalım biz gelmişken.

Peki, tamam. Ben hemşireyle konuşacağım...

...hangi testi yapacağını söyleyeceğim ona. Tamam mı?

Gelip, size yardımcı olacak.

'Merci'.

İki numaradaki çocuğa boğaz kültürü...

...hızlı antijen testi yapılacak. Tamam mı? Gönder gelsin.

Tamam da bunu çaktırmadan nasıl yapacağız?

Yani bilmiyorum. Bulacağız bir yolunu.

-Kandıracağız bir şekilde. -Nasıl kandıracağız?

Adam dedektif gibi. Herkesin aldığı nefesi sayıyor.

Orhan bilmiyorum yani, bilsem sana sormazdım zaten.

-Vaktin var mı, kahve içelim mi? -Ne güzel olur, hadi.

(Kapı açıldı)

Evet.

Hanginiz?

Ben, Doktor Bey.

Evet, buyurun. Nedir şikâyet teyzeciğim?

Bana teyze demeyin. Şikâyetim bu.

Espriler falan maşallah.

-Şikâyet nedir? -Yani aslında...

...kendimi çok iyi hissediyorum, şikâyetim yok.

-Bu mudur? -Evet.

Anneciğim, bunun vakit kaybı olduğunu sana söylemiştim.

-Hadi kalk gidelim. -Hişt, pişt pişt!

Karışmayalım.

Lütfen evladım bir kenarda dur.

Benim, Doktor Bey'le görüşmem gerekiyor.

Doktor Beyciğim...

...yani öyle bir şey ki renkler bende fevkalade...

...parlak geliyor artık gözüme.

Seslerse inanılmaz güzel geliyor kulağıma.

Hele yemekler bildiğiniz gibi değil. Yedikçe yiyesim geliyor.

Yedikçe yiyesim geliyor. Yani...

...çok mutluyum. Ben 82 yaşındayım.

Diğer yaşlılarla beraber oturup...

...örgü örmem gerekir.

Onlarla beraber olmam gerekir ama...

...ah, yakışıklı birini gördüğüm zaman--

-Anne! -(Yaşlı kadın) Ne?

Doktordan bir şey saklanmaz ki.

Yakışıklı birini görünce...

...bakasım geliyor. Baktıkça bakasım geliyor.

Öyle böyle değil. Hele...

...sizin gibi yakışıklı...

...ah, sakalı var.

Size âşık olmamak mümkün değil.

Ay, fena oluyorum! Tansiyonum düşecek galiba.

Peki, yakışıklılara bakmanın...

...hastalık belirtisi olduğunu mu düşünüyorsunuz?

Yaşlı işte, saçmalıyor.

-Kafa gidiyor, geliyor. -Hişt!

Ne zaman başladı bu yakışıklı dedektörlüğü?

İki ay önce başladı. Şöyle ki...

...her zaman izlediğim bir dizi var.

Epeydir de seyrediyorum o diziyi.

Fakat bu sefer dizideki başroldeki çocuk...

...gözüme bir yakışıklı göründü.

Bir yakışıklı. Gözümü alamıyorum.

(Yaşlı kadın) Öyle böyle değil, anlatamam size.

Size de...

...çok benziyordu. Aynı siz.

Şimdi size birtakım tahliller yaptırmamız lazım.

Ne tahlili?

Yaşlı işte, saçmalayıp duruyor.

Gerek var mı tahlile şimdi?

Anne yaşlı, sen de tombalaksın.

(Ateş) Ha? Ne olacak, ne yapacağız?

Şimdi...

...anne, hızlı bir kişilik değişimi yaşamış.

(Ateş) O yüzden birtakım tahliller yapacağız.

Hemşire hanıma yollayacağım, sizi bilgilendirecek.

-Tamam mı Müzeyyen Hanım? -Tamam.

Pardon hocam, Muazzez annemin adı.

Hadi anne hadi.

Birkaç gün daha dinlenmesi lazım annenizin...

...ondan sonra taburcu olacak zaten.

(Kadın) Ama ne zaman olacağını ben merak ediyorum yani.

(Kadın) Üç gündür buradayız, doktor ilaçlarını yazdı.

(Kadın) Daha belli olmadı mı bir şeyler?

Ama hanımefendi birkaç gün daha...

...dinlenmesi gerekiyor doktorun dediği.

Hemen geliyorum. Hocam, Ateş Hoca'm!

-Çıkıyor musunuz? -Acil bir işim çıktı.

Ama hocam, bekleyen hastalar var.

Tamam, benim de acil bir işim var.

Hocam tamam da İpek Hanım sonra soracak nereye gitti diye.

Ne diyeceğim o zaman ben?

Hastası taburcu oluyormuş ona bakmaya gitti dersin.

-Tamam mı? -Hangi hastası?

219'daki hasta, sanayicinin kızı.

-Ona bakmam lazım. -Hocam ama 219'daki hasta--

Aysel hemşire lütfen!

28 bölümdür bunu bekliyorum ben.

Doktor Murat, kızı bugün taburcu edecek.

Gerçi bence etmemesi lazım ama başka bir şey var o kızda.

Neyse, ben sana anlatırım izleyince. Hadi bakalım.

Ahmet, bana bir çay bir de şu televizyonu açıver, olur mu?

-Açamam hocam. -Niye?

Televizyon bozuk.

Bozuk mu?

Lan baştan söylesene. Benim çayımı o zaman bekleme salonuna yolla.

(Müzik)

(Hareketli müzik)

Hemşire Hanım. Hemşire Hanım!

Buyurun hocam, ne oldu?

Ne bu? Çalışmıyor. Kumandanın pili mi bitti acaba?

Hocam televizyon arızalı.

-Bu da mı arızalı? -Evet hocam.

Peki. Benim çay gelirse İpek Hoca'nın odaya, yukarı yollarsınız.

(Müzik)

Hocam, hiç uğraşmayın İpek Hanım kilitlettirdi.

Yuh! Bir de mayın döşetseydi.

-Muzo. -Buyurun hocam.

Televizyon lazım. Çalışan bir televizyon bulmamız lazım.

Hocam bulamayız.

Benden duymuş olmayın ama İpek Hanım hastanedeki...

...bütün televizyonları kapattırdı, açılması yasak.

Ateş Hoca sorarsa da bozuk deyin, dedi.

Efendim merhaba. Ben Doktor Mehmet Ali. Sizinle ilgilenen doktorlardan biriyim.

Şimdi bazı testler için sizden kan alacağız.

Olmaz.

Kanımı vermem.

-Kan almamız lazım bazı testler için. -Olmaz, hayır! Kanımı vermem.

-Hayır, kanımı vermeyeceğim. -Hiç acımayacak, çok kısa sürecek.

Hayır! Kanımı vermeyeceğim!

-Lütfen panik yapmayın. -Hayır! Olmaz!

Hayır, kanımı vermeyeceğim! Vermeyeceğim!

-Sakin olun lütfen! -Hayır!

Kanımı vermeyeceğim! Hayır!

Hayır! Siz kanımı çalıp satacaksınız!

Hayır! Hayır! Vermeyeceğim! Vermeyeceğim!

Kanımı vermeyeceğim! Vermeyeceğim!

-Beş miligram haloperidol vur, çabuk. -Hayır!

Bırakın! Siz kanımı satacaksınız! Vermeyeceğim!

Hayır! Hayır! Aa!

Siz çıkın.

Ne oluyor burada? Ne yaptınız anneme?

(İpek) Ee, ne diyorsun?

Vallahi bana sorarsan...

...olmaz.

Unut. Beceremez.

Yani vereceğin tavsiye bu mu şimdi?

Ona sürpriz bir doğum günü partisi çaktırmadan, imkânsız.

-Yapamazsın. -Allah Allah!

Bence var ya sen...

...zaten bütün bunları herkes sürpriz diye bağırdığı zaman...

...onun suratını görmek için yapıyorsun değil mi?

Ee?

Bu aranızdaki o şeyin önüne geçmek için yapıyorsun.

-Yani? -Yani...

...şu an karşımda dişi bir Hekimoğlu görüyorum.

-Aa! -Tabii.

Çok yardımcı oldun, çok teşekkür ederim. Kolay gelsin.

Aynı. Aynısın.

(Ateş) Ne oluyor?

-Beni görünce niye sustunuz? -Yoo.

Susacaktık zaten.

Nedir bu televizyon meselesi?

Hadi bize izletmiyorsun anladık da milletin suçu ne?

Yönetimin aldığı bir karar diyelim.

Hem iş gücünden hem de faturadan tasarruf için.

Bırak şimdi tasarrufmuş!

Şurada izlediğimiz bir dizimiz var.

İyi bir fikir bence.

Orhan, sana kolay gelsin. Görüşürüz.

-O konuyu da konuşuruz. -Tamam.

-Ne konusu? -Hiç. Hastane işleri.

Doktor bana bak, ne çeviriyorsunuz siz?

Ne çeviriyoruz ya? Hiçbir şey çevirmiyoruz.

Çeviriyorsunuz.

Biz bir şey çevirmiyoruz da asıl siz ne çeviriyorsunuz?

Söyle.

Biz?

Söyle söyle. İpek'le ne çeviriyorsunuz?

Sürekli atışmalar. Atışıyorsunuz ama...

...bilemedim. Sürekli onun peşinde dolaşıyorsun.

Oğlum bu kadından hoşlanıyor musun? Söyleyebilirsin bana. Arkadaşız.

Şey gibi geliyor, ilkokulda çocuklar sevdikleri kızın saçını çekerler ya...

...onun gibi geliyor. -Doktor...

...inşallah bana şimdi aşkla nefret arasında...

...ince bir çizgi vardır geyiği falan yapmayacaksın.

-Yok mudur? -Yoktur.

Ne çizgisi be?

Duvar var, duvar.

Koskoca Çin Seddi var be, aşkla nefret arasında.

Hatta ben sana bir şey söyleyeyim.

On metrede bir, bir de keskin nişancılar var ki...

...o taraftan bu tarafa geçen olursa dan diye kafasından vursunlar diye.

İyi, peki, öyle olsun.

(Telefon çalıyor)

Bir de poliklinik çıktı başımıza.

-Diziyi de izleyemedik. -Tekrarını da izlemeyecek miydin zaten?

Aynı şey değil.

Zamanında izleyeceksin.

(Ambulans sireni çalıyor)

Kızım yeme şu tırnaklarını!

Ellerin ne hâle geldi. Çok çirkin!

Normal pasta istiyorum, çikolatalı.

Hâlâ aynı şey ya! Kapattık biz o konuyu. Mümkün değil!

Evet, haberler iyi.

Test sonuçlarına göre kızınızda streptokok yok.

İşimiz bitti. Size iyi günler.

-Ama bir saniye Doktor Bey. -Hayır, gerçekten yok.

Vallahi billahi yok.

Bakın laboratuvardaki arkadaşlar, gerçekten iyilerdir.

Ayrıca zaten kızınız streptokok belirtileri göstermiyor.

Ben sadece sizinle tartışacağıma tahlil yaptırırım daha iyi diye düşündüm.

Sadece bir konuda daha ben fikrinizi almak istemiştim.

-Gelecek hafta kızımın doğum günü. -Ee?

Okul arkadaşlarıyla bir doğum günü partisi düzenliyor.

Şekersiz pasta alıyorum diye bana çok kızgın.

Arkadaşlarıma rezil olacağım. Şekersiz pasta mı olur ya!

Ya deme anneye!

Doktor Bey hazır buradayken lütfen siz açıklar mısınız kendisine.

Şekerin; obezitenin bir numaralı sebebi olduğunu, değil mi?

Siz anlatır mısınız şekerin zararlarını kendisine?

-Anlatın ki akıllansın. -Tabii, oturayım şimdi...

...size şekerin zararları hakkında konferans vereyim.

Açsın okusun internetten.

Ama canım kilosunu kontrol altına alması gerekiyor.

Baksanıza şu hâline.

(Duygusal müzik)

Şimdi Doktor Bey'i iyi dinle.

Ne kadar şanslı bir çocuksun biliyorsun değil mi?

Şekerin; kalp hastalığı, apandisit ve...

...kıl dönmesine neden olduğunu bilen bir annen var.

Kıl mı? Ne alaka yani?

Biliyorum canım sizinle kılla, tüyle alakanız yok.

Sizin tek derdiniz kilo. Kızınız kilo versin de...

...sizinki gibi cicili bicili şeylerin içine girebilsin istiyorsunuz.

(Sesini inceltti) Ay canım, kızın mı? İnanmıyorum ayol!

Ne kadar gençsin, ikiz kardeş gibisiniz.

Ay, o kıyafetler ne kadar güzel, inanmıyorum!

(Sesi düzeldi) Bunun peşindesiniz öyle değil mi?

(Islık çalıyor)

Doğum günün kutlu olsun.

Bir saniye Doktor Bey. Ne yapayım ben şimdi?

-Kızınıza adam gibi bir pasta alın. -Oley!

(Müzik)

-(Ateş) Mesai biter. -Annemi uyutmuşsun!

Sakin ol doktor.

Tam tersi, ben anneni uyuşturan ilaçları kestim.

Senin doktorlarından biri, Mehmet Ali, ona haloperidol vermiş.

-Kan alırken mecbur kalmıştır herhâlde. -Annemi bayıltmış resmen!

Patron, yeter ama çekil bakayım!

Senin maaşın benim vergilerimle ödeniyor.

Evet, mesaj alınmıştır patron.

Gidebilir miyim?

Anneme haloperidol vermeyin.

Onu değiştiriyor, ruhunu uyuşturuyormuş öyle söylüyor.

(Müzik)

(Hareketli müzik)

(TV kadın ses) İşte o gün geldi Murat Bey, hazırım.

(TV kadın ses) Sonunda gidiyorum.

(TV Murat ses) Bir hastamı iyileştirdiğime bu kadar hüzünleneceğim...

...hiç aklıma gelmezdi Leyla.

Neden öyle söylüyorsunuz?

Merak etmeyin, tekrar ziyaretinize geleceğim.

Her zaman gel ama bu sefer hasta olarak gelme.

Sadece beni görmeye gel.

(TV Leyla ses) Merak etmeyin tabii ki sadece sizi görmek için geleceğim.

"Her yere yetişilir, hiçbir şeye geç kalınmaz ama...

...çocuğum beni bağışla."

(Öksürüyor)

İyi misin?

Devam et.

"Her yere yetişilir, hiçbir şeye geç kalınmaz ama--"

(Öksürüyor)

Anne!

İmdat! Hemşire! Hemşire!

(Gerilim müziği)

Bütün işlemler tamam, hadi.

(TV Leyla ses) Ama ben gitmek istemiyorum.

(TV Murat ses) Yapacak bir şey yok Leyla, artık taburcu olman lazım.

(TV Leyla ses) İyileştim ama göndermeyin beni.

Baban seni bekliyor Leyla. Baban seni bekliyor!

Gönderemem deyin.

Göndermesene kadını.

İki gün daha yatsın işte.

Eller nasıl titriyor görmüyor musun?

(TV Murat ses) Ama yapacağım bir şey yok.

(Gerilim müziği)

Arkadaşlar kolay gelsin. Ateş Hekimoğlu'nu gördünüz mü?

(Hemşire) Yok hocam, görmedik.

Tamam, hemen anons ettirin departmana gelmesi lazım.

-Tabii. -Zeynep, ben laboratuvardayım.

Ateş Hekimoğlu! Ateş Hekimoğlu acil olarak...

Zeynep, niye anons geçiyorsunuz Hekimoğlu'nu? Hocanız yok mu yine?

-Yok. -Ne oldu peki?

Hasta fenalaştı, hemen hocayı bulmamız lazım.

(Anons ses) Ateş Hekimoğlu acil olarak...

Hiç anlamıyorum. Neden? Neden her seferinde böyle oluyor?

Ben de hiçbir şey anlamadım ama gitmediğim için de mutluyum.

(TV Murat ses) Leyla bu işin içinde bir şey var, kesin.

Sen var ya sen.

-(TV Leyla ses) Ne gibi bir şey? -(TV Murat ses) Bilmiyorum.

(TV Murat ses) Kesin bu işin içinde bir iş var.

Bu işin altında başhekim var. Ben sana söyleyeyim.

Melek gibi göründüğüne bakma. Şeytan.

Ama birilerinin bir şey karıştırdığı kesin, anlıyor musun?

(TV Murat ses) Birilerinin bir şey karıştırdığı kesin.

Reklam. Ben bir çay alacağım.

Ahh!

İyice delirdin sen!

-Niye, ne var? -Ne mi var?

Burası hasta odası farkında değilsin herhâlde.

Tamam, adamcağızın gelip gideni yoktu biraz arkadaşlık edeyim dedim.

Hay Allah!

Gülay Hanım, hatırladın mı?

Senin hastan. Kadın kan kusmuş, herkes seni arıyor.

(Gerilim müziği)

Hmm.

(Müzik)

Üçüncünüz nerede?

Pıhtılaşma test sonuçlarını almaya gitti hocam.

İçeri.

(Müzik)

Hastaya antipsikotik vermeyin dediğimde tam olarak neyi anlamadın?

Haloperidolün kanamayla hiçbir ilgisi yok ki. Bunu siz de çok biliyorsunuz.

Ben hastaya sakinleştirici amaçlı verdim.

Pardon ya, öyle mi?

Kusura bakma o zaman. Çıkabilirsin, özür dilerim.

-Gerçekten mi? -Hayır tabii ki!

Ne zannettin?

Böyle saf duygularla verdin diye hasta da hâlden anlayıp...

...yan etkileri göstermeyecek mi zannettin?

-İyi de o yan etkiler çok nadir görülür. -Hadi be!

Hangisi mesela?

Uyku hâli, kendinden geçme, kafa karışıklığı, hangisi?

Böyle şeyler olmayacak ve bizim tanı koymamızın içine etmeyecek mi zannettin?

Sırf sen hastayı sakinleştirmek istedin diye her şey yolunda gidecek, harika!

Kadın yüzüme tükürdü ya!

Tabii hiç böyle şeylere alışkın değilsin sen, Dolapdereli!

Peki ne yapsaydım? Sakinleştirmek için kadını yatağa mı bağlasaydım?

Vallahi bilmiyorum, antipsikotik vermek dışında her şeyi yapabilirdin.

(Ateş) İki saattir bunu anlatmaya çalışıyorum.

Sonuçlar çıktı.

(Mehmet Ali) Ben zaten ne anlatmaya çalıştığınızı anladım!

Ne oluyor?

Hangi filme gitsek diye karar veremediler bir türlü.

-(Mehmet Ali) Hocam... -(Ateş) Ne? Hocam ne?

-Hocam, bana kalırsa-- -Sana kalmayacak, merak etme.

Bundan sonra birine bir şey kalacaksa sana kalmayacak, başka birine kalacak.

Evet, niye kanamış hasta? Test sonuçları çıktı mı?

Sonuçlar normal hocam.

-Normal? -Evet.

(Ateş) Bakalım.

(Müzik)

Filmin sonunu duymak istemiyorsanız kulaklarınızı kapatın...

...çünkü sonuçlar normal değil.

Uzamış protrombin zamanı dışında her şey normal.

Bu da bize neyi anlatıyor olabilir?

Kanı alanın işini doğru yapmadığını anlatıyor.

Bravo. Kim aldı kanı?

(Ateş) Kim aldı kanı?

Pardon, sen almıştın değil mi? Unuttum. Kusura bakma.

Ama sen en azından özenliydin öyle değil mi?

Pıhtılaşma testleri için kan alırken sitratlı tüp kullandın.

Evet, öyle yaptım.

Ben bu konuda senin yanındayım. Sonuca güveniyorum.

İki nedenden dolayı. Birincisi, sen çok iyi bir doktorsun.

İkincisi, kan alınırken hasta direnç göstermedi. Niye?

Çünkü damardan beş miligram haloperidol verdik hastaya kuzu gibi oldu.

Uzamış protrombin zamanı da...

...K vitamini eksikliğine işaret ediyor olabilir.

Ama K vitamini eksikliği kanamayı açıklar, pıhtıyı değil.

K vitamini eksikse C proteini işini yapamaz.

C proteini işini yapamazsa pıhtılar olur. Yani hem kanama hem pıhtılaşma olur.

Heparinle etkileşime giren başka bir ilaç olamaz mı?

-Örneğin ampisilin antibiyotiği? -Olamaz.

-Çünkü bizim hastamız kullanmıyor. -Hayır.

Oğlu buraya not almış.

İki ay önce boğaz ağrısı nedeniyle doktora gitmişler.

Doktor ampisilin yazmış.

Ama kullanmamış, çünkü oğluyla konuştum.

Herkes yalan söyler şizofrenler ve çocukları hariç mi hocam?

(Zeynep) Öyle mi diyorsunuz şimdi de?

Beslenme yetersizliğiyle de ilişkisi olabilir mi?

Neden C vitamin eksikliğine bağlı skorbit olmasın?

Vay be!

Keşke benim de seninki gibi havalı fikirlerim olsaydı skorbit.

Vay! Gerçi senin bir fikrin yok, var mı?

Ha, Nişantaşı? Senin bir fikrin var mı? Ne? Söyle.

Alkol, basit.

Kadın alkolik. Alkol ve psikiyatri ilaçlarını alıp sızıyor.

Uzun süreler hareketsiz kalıyor, hareketsizlik de...

...derin ven trombozuna neden oluyor?

Ayrıca alkol siroza da neden oluyor...

...ve protrombin süresini uzatıp, kanamaya yol açar.

Batın ultrasonu yapalım da kadının karaciğer ne âlemde görelim derim.

O zaman...

...üç teorimiz var.

Bu anneyle oğlun evine gidelim...

...bakalım ampisilin kullanıyor mu, nasıl besleniyor.

Bir de batın ultrasonu yapalım da...

...hasta bir daha kanayıp kan kaybından ölmeden...

...kim haklıymış anlayalım.

Emre...

...sen gitmek ister misin anneyle oğlun evlerine?

Hadi sen git.

Yanına arkadaşını da al, çok güzel kilit açıyor o.

Dolapdereli!

Hadi, hadi, hadi.

Niye benimle bu kadar uğraşıyorsunuz?

Çünkü benim işim bu.

Çok mu uğraşıyorum son zamanlarda?

-Biraz çok oldu. -Allah Allah!

Aslında hiçbir şey değişmedi.

Sen benim için eskiden de Dolapdereli Memoli'ydin...

...şimdi de Dolapdereli Memoli'sin. Her şey aynı.

Hadi, işinin başına.

Yakalayalım şu zanlıyı.

(Müzik)

Evet evet, aynen dediğim gibi.

Salı akşamı için bir rezervasyon yaptırmak istiyorum.

Evet, yalnız lütfen şunu unutmayın. Pastanın üstünde...

...steteskop resmi olacak, tamam mı? Bu çok önemli.

Tamam, peki.

Çok teşekkürler, iyi akşamlar. Görüşmek üzere.

-Steteskop. Çok güzel. -Evet.

Kutlamayı nerede yapacağız, poliklinikte mi?

Çok güzel bir restoran ayarladım.

Sen gerçekten inanıyor musun çaktırmadan onu restorana götürebileceğimize?

Evet, bu işi sen halledeceksin Orhancığım.

Aa! Yok. Hayır hayır, yapma lütfen. Karıştırma beni.

-Söyleyelim, direkt oraya gelsin. -Oldu canım.

Ölse de gelmez, bilmiyor musun?

Sen adamı sinir edeceksin diye beni de yakıyorsun ama.

Ben sadece bir arada güzel bir kutlama yapalım istiyorum, hepsi bu.

-Gerçekten mi? -Evet.

Şaka bir yana sen de farkında değil misin?

Çok yalnız değil mi? Bir tane arkadaşı var, o da sensin.

Onun dışında bütün hayatı hastanede geçiyor zaten.

Orası öyle.

Kızsa da istemese de...

...hatırlanmak ona da iyi gelecektir, inanıyorum ben.

Yalnız alakasız tipler gelmesin, gerçekten. Sen, ben, ekip o kadar.

Fazlası gerçekten fazla gelir.

Tamam, tamam.

-Hadi ben çıkıyorum. -Tamam.

-Sen çıkmıyor musun? -Yok, işim var.

Aa! Sen akşamları fazla kalmıyor musun burada?

-Evet ama iş, ne yapayım? -Allah Allah! Hangi hasta bu?

Bugün geldi, dosyası sana gelmemiştir daha.

Anladım.

Aslı ne diyor bu işe? Onu yalnız bırakıyorsun.

Yok. Ne desin? Alışkın, doktor karısı.

İyi, peki madem.

-Hadi görüşürüz. -İyi akşamlar.

(Müzik)

Siz ne zaman gideceksiniz çocuğun evine?

Acelemiz yok.

Ne bileyim? Bayağı geç oldu da ondan dedim.

Niye? Eve ayıp mı olur geç gidersek?

Sandviçini bitirsin, gideriz.

Çocuğun annesi için tuttuğu deftere ne diyorsunuz?

Vallahi ben büyük saygı duydum.

Annesine teşhis konduğu günden beri, ne olduysa hepsini detaylı yazmış.

Ebeveynin ebeveyni olmak kolay değil.

Doydum ben. Hadi gidelim abi.

Nesi var bunun ya? Felsefeye bağlamış.

Şunu dışarıdaki köpeğe ver.

Bugün Orhan Hoca'ya gelen bütün hastaların listesini istiyorum.

Tabii. Bir saniye. Çıkarıyorum hemen.

(Telefon çalıyor)

(Telefon çalıyor)

(Telefon çalıyor)

Alo.

Alo Ateş, Orhan'la Aslı'nın arası kötü.

Öyle mi?

(İpek ses) Öyle mi ne demek? Sen bilmiyor musun, anlatmadı mı sana?

-Yoo. -(İpek ses) Yoo mu?

Sen nereden çıkardın?

Bana hastam var dedi, hastaneden çıkmadı.

Ben de bugün bütün hastalarının listesine baktım ama öyle bir şey yok.

Ee, ne yapacağız?

Ne yapacağız? Biz mi? Biz mi ne yapacağız?

Evet Ateş, biz.

Yapabileceğimiz bir şeyler vardır herhâlde.

Ne yapalım, adamı böyle bir durumda mı bırakalım?

Belli ki bir derdi var değil mi?

Hadi beni geçtik de sen en yakın arkadaşısın.

Ben ne yapabilirim ki?

Konuş Ateş, konuşmak diye bir şey var. Normal insanlar gibi konuş yani.

-Bana bir şey anlatmaz. -(İpek ses) Tabii ki anlatmaz.

Adama bilmece çözer gibi yaklaşırsan anlatmayacaktır.

Böyle arkadaşça konuş, dertleş. Üstüne üstüne gitme.

-Yapabilir misin böyle bir şeyi? -Yok, yapamam.

Dizinin tekrarını izleyeceğim, bana bugün izlettirmedin.

Sen ciddi misin?

(Telefonu kapattı) Alo.

Aa!

Yüzüme kapattı gıcık!

(Hareketli müzik)

Senin niye moralin bozuldu?

-Akşam akşam angarya çıktı diye mi? -Yoo, bir şeyim yok.

Bakalım evde bizi neler bekliyor.

Boş içki şişeleri.

Kadının alkolik olduğundan o kadar eminsin yani.

Endoskopide varis çıkmadı. Alkolik siroz olsa çıkardı.

-Çocuk da annesinin içmediğini söylüyor. -Çocuk, adı üstünde.

Kadın da alkolik.

Şizofren olsun olmasın, bütün alkolikler içmediğini söyler.

(Müzik)

Geldik.

(Müzik)

Beş, altı.

Altı numara burası.

-Ee narkoz bey buyurmaz mısınız? -Yok, ben buyurmam.

Çünkü hocanın beni maymuncuk gibi kullanmasından çok sıkıldım.

Buyur lütfen. Aç, bekliyorum seni.

(Hareketli müzik)

Bayağı film izlenmiş.

-Amerikan filmleri mi izliyorsun? -Mehmet Aliciğim...

...eğer hemşireye söyleseydin anahtarı getirseydi...

...böyle olmazdı biliyorsun değil mi?

Hemşireye söylediğin zaman hoca kızıyor, onu da yapamıyoruz.

Onun yerine ben...

...direkt çocuğun çantasından anahtarı kaçırdım.

Ama aramızda.

Abiciğim yarım saattir uğraşıyorum niye söylemiyorsun başından?

Ama iyi gidiyordun, açacak gibiydin. Yapacaksın bu işleri.

Yavaş ol, kırarsın.

-Ne? -Yavaş çek, kırılır kart.

Kırdın.

Lütfen açar mısın artık şu kapıyı?

Kapıyı mı? Tabii ki açarım, söylesene baştan.

-Aa! Allah Allah! -Tövbe tövbe.

(Mehmet Ali) Ne enteresan adamsın.

(Müzik...)

(...)

Kerem, salonda uyuyor.

Niye salonda uyusun ki?

Çünkü eğer salonda yatarsan evin geri kalanına hâkim olursun.

Yattığın yerden bütün odaların giriş-çıkışını görürsün.

(Müzik...)

(...)

Tantuni.

Vay be!

Nereden?

Her zamanki yerden.

O adam sana takmamış mıydı?

O adam Alzheimer.

O yüzden domatesleri çıkarmayı unutuyormuş.

Sen bunu nereden biliyorsun?

Gittim gördüm.

Sonra?

Oğluna söyledim. Herhâlde bir doktora görünmüştür.

Tantuni.

-Götür, götür. -Güzel oldu.

Götür, götür.

Banyoda bir şey yok.

Bu ne? Çocuk annesinin giyeceği kıyafetleri günlere göre mi düzenlemiş?

Yeterince organizasyon, yeterince düzenleme yaparsan…

…kontrol edilemeyeni kontrol edebilirsin diye düşünürsün.

İlaçlarını ver, eşyalarını düzelt, belki o da düzelir dersin.

Sen bu çözümleme işini psikiyatri stajında falan mı öğrendin?

Hayır, hayat okulunda.

Evet.

Ben o zaman çocuğun uyumadığı odasına gidiyorum.

(Dram müziği)

(Gerilim müziği)

Vay, vay, vay!

Emre Hoca’m gel.

Klorpromazin.

(Mehmet Ali) Flufenazin.

Güzel.

(Mehmet Ali) Tioridazin.

(Mehmet Ali) Buna da afiyet olsun.

Her şeyi denemişler.

Ampisilin hariç.

Dokunmamışlar bile. Kapağını bile açmamışlar.

Bizim çocuk doğru söylüyor o zaman ha?

Zeynep’in teorisi yattı.

Umarım K vitamini eksikliği değildir.

Bu sefer hoca değil ben haklı çıkayım diyorsun değil mi?

Aynı his bende de var.

(Gerilim müziği)

Yalnız, ne boş ne de dolu şişe var. Alkolden emin miyiz?

Bu ne, bunlar bir şey yemiyor mu?

İşte bunu yiyorlar. Sabah kahvaltısı, öğle yemeği…

…bu da akşam yemeği.

Karşınızda K vitamini eksikliği. Hoca yine haklı çıktı.

Hoca yine haklı çıktı.

Ne yaptık biz böyle akşam akşam? Versene şunu.

Oh!

Nereye?

Ne arıyorsun, ne yapıyorsun?

Nerede senin şu yadigâr oymalı kakmalı?

Akşam akşam?

-Yarım kalan bir hesabımız vardı. -Şurada.

Gel buraya, gel. Tamam.

Evet.

Geçen gece bitiremedik biliyorsun. Tüydün.

Hani baklava getirmiştin ya, yengemle çok sevdiğiniz baklavadan.

-Bizim Aslı’yla aramız bozuk. -Biliyorum.

Halledeceğiz ama. Halledeceğim yani.

-Ben karımı seviyorum oğlum. -Onu da biliyorum.

İlk karını da çok seviyordun, ikinci karını da çok seviyordun…

…Asya’yı da çok seviyorsun.

Sen hatta hayatına giren ve…

…nasıl olduysa evlenemediğin diğer bütün kadınları da çok seviyorsun.

Senin patolojin bu, sevmek.

Ne güzel. Ne var bunda?

Hayır, ne olsaydım? Senin gibi herkesten nefret eden bir pislik mi olsaydım?

(Müzik)

Hişt!

Güzel. Tamam. Bence hiçbir problem yok.

Teşekkür ederim.

Ateş.

-Ateş. -Ne oldu?

-Bir şey olmadı. Günaydın. -Günaydın.

Ne yaptın, Orhan’la konuştun mu?

-Hayır. -Hayır mı?

Akşam ben sana ne dedim?

Belli ki adamın bir derdi var dedim değil mi?

Tavla oynadık.

-Nasıl yani, nerede? -Burada hastanede.

Ben kazandım.

Bir dakika. Sen şimdi akşam benimle konuştuktan sonra…

…arkadaşın için buraya geri mi geldin?

Evet.

İnsan her gün aynı şeyleri nasıl yer? Evde başka bir şey yok muydu?

Hayatta kalmak için ne gerekiyorsa yapıyor çocuk işte.

Yani bütün parasını buna yatırıyor olsa da en azından hızlıca çözüyor yemek işini.

Doğru söylüyorsun aslında. Üç öğün yemek pişirecek hâli yok çocuğun.

-Günaydın gençler. -Günaydın.

Bunlar nedir?

Kerem ve annesinin evinde bulduğumuz ganimetler.

Sadece ve sürekli dondurulmuş pizza tüketiyorlarmış.

Başka hiçbir besin yoktu.

-Hiç mi bir şey yoktu? -Hiçbir şey.

-Kerem nerede? -Çağırayım.

“Gördün mü hiç suyun yansımasını tuzda?”

“Gördüm ben bu yaşam boyu iniltiyi”

“Büyük bahçelerin küçük içinde”

“Saksılardan birinde”

“Gördüm de”

“Uyurken uyandırılmış gibi”

“Beni bir sardunya büyüttü belki”

“O ben ki”

“Bir kadında bir çocuk hayaleti mi”

“Bir çocukta bir kadın hayaleti mi”

“Yalnızca bir hayalet mi yoksa”

(Dram müziği)

Kerem merhaba. Hoca seni çağırıyor.

Beni çağırmışsın. Bir şey mi oldu?

Geldi mi doktor?

Gel seninle içeride biraz yalnız konuşalım.

-Aç mısın? Pizza var. -Teşekkür ederim. Sağ ol.

Buyur. Kapatalım.

(Kapı kapandı)

Çocukla yalnız konuşmak istemesine inanamıyorum.

Ne oldu, kıskandın mı?

Yediği tek şey bu. Ne yapabilirim?

Üç öğün?

Başka bir şey yemiyor diyorum.

Doktor, her gün sadece bunu yiyerek yaşayamazsın.

Ama ben paketin üstünde yazılanları okudum.

Besin değerleri gayet iyi. Bir sürü protein, kalori var içinde.

Kalorinin K’sı var ama vitaminin K’sı yok.

A var, C var ama K vitamini yok. Annen tam da bu yüzden hastalandı.

Peki, şimdi ne yapacağız?

Annene K vitamini yüklemesi yapacağız.

O kadar mı? Başka bir şey gerekmez mi?

Yok. Her şey yolunda giderse birkaç gün içinde anneni eve götürebilirsin.

Tamam mı?

Basket.

(Islık çaldı)

(Burnunu çekti)

Ne oluyor?

Bana bak ben öyle dertleşmeyi çok beceremem ona göre.

Açılmaya falan kalkma sakın bana.

Hepsi benim suçum.

Benim yüzümden neredeyse ölecekti annem.

Doktor bak beni iyi dinle. Sana bunu bir kere söyleyeceğim.

O yüzden kulaklarını aç beni iyi dinle.

Sen annene bu zamana kadar çok iyi baktın.

Ne yapalım tek yediği şey buysa sen ne yapabilirsin?

Vay be! Ne zor iş çocuk olmak. İyi ki yaşlanıyoruz.

Ben çocuk değilim. 18 yaşındayım.

Tek yapmam gereken ona bakmaktı, öldürmek değil.

Eyvallah çocuk değilsin ama…

…tam da böyle saçma sapan ergen atarları yapmak için ideal yaştasın.

Allah kurtarsın.

Annem hastalanmadan önce sürekli emirler yağdırırdı.

Onu yap, bunu yapma, şunu şöyle yap… Her şeyime karışırdı.

Gıcık olurdum.

Bir de şimdi şu hâline bak.

Bir gün o günleri özleyeceğim hiç aklıma gelmezdi.

Ne oldu koluna?

Annem bayıldığında üstüne düştü. İncinme herhâlde.

İyi. Hazır hastanedeyken bir baktıralım ona istersen.

Çocuklara söylerim ilgilenirler seninle. Röntgen çekelim bir.

Tamam. Teşekkür ederim.

(Duygusal müzik)

Öf! Hâlâ K vitamini eksikliği olduğuna inanasım yok benim.

Enteresan. Normalde Hekimoğlu’nun haklı çıkması seni mutlu eder.

Çocuk annesine sürekli içki içiriyor ama sorun devamlı pizza yemesi miymiş?

Vallahi çocuk zor durumda.

Annesinin hayatta kalması için gerekeni yapmış.

Ayrıca evde boş içki şişesi falan yoktu. Kendi gözlerinle gördün.

Alkoliği alkolle beslemek, hayatta kalma tekniği değildir.

Vallahi bizim oralarda ne iş görüyorsa onu verirsin.

Tabii ya sizin oralı değilim ya ben, zenginim ya…

…bu yüzden de çocuğun ne yaşadığını anlayamam değil mi?

Bak daha pahalı şeyler içiyorsun diye…

…daha az sorun yaşamıyorsun emin ol.

(Mesaj geldi)

(Ateş dış ses) Annen aradı seni sordu.

-Ne oldu? -Sen git ben geliyorum.

(Gerilim müziği...)

(...)

Mesaj atmışsınız ama benim annem on yıl önce öldü hocam.

Biliyorum.

Ama yine de hep içinde, kalbinde. Öyle değil mi?

-Nasıl? -Yani hep yanında.

O ana oğlu çok sevdin sen.

Bayağı ilgilisin hastayla. Ha?

Ben bütün hastalarla ilgiliyim hocam.

Yani.

Kerem, tatlı çocuk değil mi?

Yazık.

Bir gün çıkalım içelim seninle ha?

Hiç çıkmıyoruz.

Sizin evin Kerem’i sen miydin?

Peki, sizin evin alkoliği kimdi?

Baban olamaz. Çünkü baban çok başarılı bir cerrah hâlâ.

Çocuğu röntgene almam gerek benim.

(Kapı kapandı)

(Anons) Ateş Hekimoğlu. Polikliniğe bekleniyorsunuz.

(Anons) Ateş Hekimoğlu…

(Anons) Hocam özür dilerim. İpek Hanım başıboş--

Kapat. Duymuyor musun? Azıcık bağır da duymayan kalmasın.

Benimki gelmiş söylemiyorsun. Ha?

Evet, nihayet.

Ateş Hoca’m hoş geldiniz.

Kaç saattir bekliyoruz. Ağaç olduk, ağaç.

-İsim neydi? -Hasan.

-Hasan, dışarıda bekler misin? -Niye, niçin?

Anneyle yalnız konuşacağım.

Yok canım. Benim yanımda konuşun.

Zaten kim ne söylerse bir kulağından giriyor diğerinden çıkıyor.

Sen kaşındın. Evet. Muazzez Hanım.

Buyurun yakışıklı doktorum sizi dinliyorum.

Tövbe estağfurullah.

Siz oğlumu boş verin. Açlıktan şekeri düştü herhâlde.

Onun için böyle davranıyor.

Muazzez Hanım…

…son zamanlarda acaba…

…biriyle bir cinsel aktivite yaşadınız mı?

-Ne? -Size dışarıya çıkın demiştim.

-82 yaşında kadın. -Sormam gerekiyor.

Yok. Son 15 yıldır maalesef.

Bak ne dediğini bilmiyor yine. Babam öleli sekiz sene oldu.

Neden sordunuz?

-Sizde sifiliz var. -Ne?

(Hasan) Saçma sapan konuşmayın. Koca kadın. Olmaz öyle şey.

Annen sanki bu teşhisi ilk defa duymuyor.

Anne?

Babanla yeni tanışmıştık. Sağ olsun kendisi--

Tamam, anlatma. Duymak istemiyorum.

Ama ikimiz de tedavi olmuştuk.

Tedavi hastalığı 60 yıl boyunca baskılamış.

Ama şimdi hastalık geri dönmüş.

Ve hastalığa yol açan spiroketler beyin hücrelerinizi yiyor.

Ne, beynini mi yiyormuş? Ne olacak şimdi?

Allah aşkına, şu çocuğu bir daha getirmeyin buraya.

Muazzez Hanım, Allah’tan teknoloji ilerledi de…

…uçan arabalar, robotlar falan derken penisilin de icat edildi.

Şimdi size bir penisilin yazacağım yüksek dozda.

İki hafta boyunca alacaksınız. Hiçbir şeyiniz kalmayacak.

Anlaştık mı? Bankoya hemşire hanımın yanına bırakacağım reçetenizi.

Şu yavrunuzun da karnını doyurun. Yazık, çok huysuz.

Ateş Bey hafta sonu ne yapıyorsunuz? Sinemaya gidelim mi?

Ne yapıyorsun anne? Anne!

Üzerindeki metal eşyaları çıkarmanı isteyeceğim Keremciğim.

-Yedekli geziyorsun ha? -Sürekli yazınca mecburen.

Sen okuldayken annene kim bakıyor?

Okula gitmiyorum.

Yani liseyi bitirdim. Sıkıntı olmuyor.

-Üniversite? -Düşünmüyorum.

Peki.

Şartlar daha farklı olsaydı belki ben de sizin gibi doktor olurdum.

Evet. Hadi gel başlayalım.

Bak şimdi ilk pozisyonun şu olacak tamam mı?

Ondan sonra da bana bu pozisyonu vereceksin.

Anladım.

Başlıyoruz.

(Röntgen cihazı çalışıyor)

Boğaz.

Boğazı ağrıyor değil mi?

Boğazın ağrıyor değil mi?

Tut bakalım.

Aç bakalım ağzını kocaman.

Aaa!

Aç, aç.

Evet. Tamam. İşimiz bitti. İsim neydi?

Tunç. Babam konuşamıyor.

Bir diz ameliyatı oldu, o zamandan beri konuşamıyor.

Diz ameliyatı.

Tabii canım sonuçta diz ve ses telleri dip dibe değil mi?

Peki, Dinç Bey…

…şimdi çocuğunuzun kültürünü laboratuvara yollayacağız.

Sonuçlar çıkınca biri sizi arar. Tamam mı?

Hayt!

Korkacak bir şey yok. Tamam. Sadece kontrol ediyordum.

Boğaz kültürü var içeride. Halledersin sen tamam mı? Laboratuvara.

Ver bakalım defteri.

Mesai bitse de bitmese de Hekimoğlu gider. Ver.

Aysel Hemşire ver defteri.

İpek Hanım sorarsa zorla aldı, imzaladı gitti dersin.

Hoca K vitamini eksikliği dedi ya…

…gerek var mıydı şimdi batın ultrasonu yaptırmaya?

Var.

-Ben seni ilk defa böyle görüyorum. -Nasıl?

Bir garip.

Yani üzgün desem değil, sinirli desem değil.

Bir garip işte.

Zeynep bak bir şeyim yok benim.

Ama sen gelmek istemiyorsan gelme. Ben hallederim.

Ben öyle bir şey demedim.

At.

At, at.

Solla.

Gel. Röntgen çıktı. Beraber bakalım.

Evet.

Kırık değil.

Görüyorsun değil mi patron?

Bak buna epifiz plağı denir. Büyüme plağı olarak da bilinir.

Ne olmuş peki ona?

Bu kemik inanılmaz bir şeydir.

Doğru okumasını biliyorsan sana bir insanın gerçek yaşını söyler.

Hem de tam olarak.

Hadi ya.

Bu filmdeki bu kemik diyor ki…

…bu kişi henüz 15 yaşında değil.

İki haftası var. Yakında 15’ine girecek.

Geçen haftaydı. Yani doğum günüm. 15’ime girdim.

(Islıkla doğum günü şarkısı çalıyor)

-Doğum günün kutlu olsun. -Teşekkür ederim.

Neyse. Konumuza dönelim.

Annemi eve götürünce bakımıyla ilgili bilmem gereken şeyler var mı?

Annen gibi birine bakmak için 15 yaş bayağı genç yaş farkında mısın?

Evet, ama bu beni kısıtlamıyor.

Senin yaşındaki çocuklar, akranların neler yapıyorlar haberin var mı ha?

-Unuttun mu yoksa? -Ne yapıyorlarmış?

Ne yapıyorlar sana söyleyeyim…

…kızların peşinde koşuyorlar.

Kız tavlamaya çalışıyorlar, bilgisayar oyunu oynuyorlar…

…kavga ediyorlar, annelerini kandırıyorlar…

…internette takılıyorlar. Sayayım mı daha?

Yani ne demek istiyorsun?

Yani demek istiyorum ki senin yardıma ihtiyacın var.

Böyle bir yükü tek başına sırtlayamazsın.

Anneme ben bakıyorum.

Ben senden bahsediyorum, annenden değil.

Senin yardıma ihtiyacın var. Çok gençsin daha.

Küçüksün, çocuksun.

Birinin sana bakması lazım. Yardıma ihtiyacın var.

Sosyal hizmetleri duydun mu?

Beni ihbar edersen seni şikâyet ederim.

Bu yaptığın hasta mahremiyetinin ihlali.

Merak etme senin röntgenin değil zaten.

(Kapı kapandı)

Çok sakin.

Hekimoğlu’nun yeni ‘order’ıymış.

Hmm…

Karaciğerde fibrozis var.

Ama bu kadarı…

(Emre) Siroz mu?

Ah unutmuşum. Hastamız içki içiyordu değil mi?

Tamam, tebrikler sen kazandın.

Yaşasın diyemiyorum maalesef.

Bir dakika, bir dakika.

Aslında kimse kazanmadı.

Tümör mü, kist mi?

Kistik değil, solid.

Kanser.

Bu hastanın kan şekerine bakıldı mı?

Evet, hocam. Kan şekeri takiplerinde değerler hep 200’ün altında.

Doktor.

Şu ultrason sonucuna bir baksana.

-Senin hastanın karaciğeri mi bu? -Evet.

(Gerilim müziği)

Hmm...

K vitamini derin ven trombozuna sebep olmuş.

Ama kanamanın sebebi tümör.

Dur ben de seninle geliyorum.

O hastadan endokrin konsültasyonu isteyin.

Tamamdır.

Gülay Hanım merhabalar.

Ben Orhan Yavuz. Onkoloji bölümünden.

Bize bir şeyler anlatacakmışsınız.

Evet. Birtakım tetkikler yaptık ve sonuçlar elimize ulaştı.

Karaciğer batın ultrasonunda bir tümöre rastladık.

Maalesef kanser olduğunuzu düşünüyoruz.

(Duygusal müzik)

Bir yanlışlık olmasın?

Yani başka birilerine daha göstersek, ikinci bir görüş alsak, ha?

Kerem tamam sakin ol.

Ben sakin falan olamam. Kaybedemem ben annemi.

(Kerem) Bir daha bir bakmasak mı şu...

Anne…

Hişt!

(Duygusal müzik)

(Kerem ağlıyor)

Tamam, ağlama.

Ağlama.

(Duygusal müzik...)

(...)

(...)

(Duygusal müzik)

(Ambulans sireni çalıyor)

Zeynep'ten bir haber yok değil mi?

Yok, telefonlara çıkmadı.

Bu vakadan etkilendi tabii.

O her vakadan etkileniyor da...

...sen?

Ben ne?

(Telefon çalıyor)

Hoca arıyor.

-Buyurun hocam. -Mehmet Ali...

...Orhan Hoca'nızı da alın odaya gidin.

Ben de Zeynep'i alıp geliyorum. Şu tümörü biraz konuşalım.

Hocam yalnız Zeynep yok. Aradık, sorduk, ulaşamadık.

Orada mısınız?

Tamam, siz gidin, ben geliyorum.

(Duygusal müzik)

Bulunmak istemiyorsan daha orijinal bir yere saklanman lazım.

Geliyorum hocam şimdi.

(Duygusal müzik)

Ne bu hâl?

Niye ağlıyorsun?

Ağlamıyorum.

(Müzik)

Ne yapıyorsun, soğan mı kesiyorsun?

Bu gözlerin hâli ne?

(Ateş) Evet?

Ne oluyor?

Seni dinliyorum.

(Duygusal müzik)

Ben üniversitedeyken âşık oldum.

Evlendim.

Genç yaşta evlenmişsin.

Uzun sürdü mü?

Herhâlde sürmedi.

Altı ay sürdü.

(Duygusal müzik)

Tiroid kanseri beynine sıçramıştı.

Doktorlar yapabilecek bir şey olmadığını söylediler.

20 yaşındaydım...

...ve kocamın ölmesini izledim.

(Duygusal müzik)

Başın sağ olsun.

Sağ olun hocam.

İşte benim kayıp hikâyem de bu.

Bu kadar mı?

Bence dahası var.

Nasıl yani?

Tiroid kanseri...

...kocanın ölümünden bir yıl önce teşhis edilebilirdi.

Edildi de...

...değil mi?

Tanıştığınızda hastaydı.

Öleceğini bile bile evlendin.

(Duygusal müzik)

Zeynep...

...hem bu kadar duygusal...

...hem de bu kadar dengeli birisi olamazsın.

Neden?

Çünkü gecenin bir körü kendini kütüphaneye kapatıp ağlamaya başlarsın.

(Duygusal müzik)

Ya da insanlardan nefret edip onlardan kaçarsın değil mi?

(Duygusal müzik)

(Telefon çalıyor)

(Orhan ses) Odadayız, sizi bekliyoruz.

(Ateş) Tamam, biz de geliyoruz.

Hadi gidelim.

(Duygusal müzik)

Olay yeri inceleme, nedir son durum?

-Tümörün boyutu ne? -Oldukça büyük. Yaklaşık altı santim.

Eğer tedavi edilmezse iki ay içinde karaciğer yetmezliğinden ölür.

-Hocam karaciğer nakli gerekiyor. -Çok zor.

İyi de hasta 38 yaşında. Hem de anne.

Şizofren bir anne.

Votkaları da götürüyor.

Bu hâliyle organ nakli sıra listesine girmesi bile çok zor.

Ne yapacağız? Mecbur cerrahi müdahale ile çıkaracağız.

Gamma knife yapılabilir. Radyasyon onkoloğu Erkan Hoca...

...sağlam dokuya çok az zarar verecek şekilde tümörü tedavi edebilir.

Gamma knife uygulayamayız. Tümör çok büyük.

Ayrıca Erkan Hoca'nın böyle bir riske girebileceğini hiç düşünmüyorum.

Tümör çok büyük. Altı santim.

Cerrahi rehbere göre de sınırı aşıyor. O hastayı hiçbir cerrah açmaz.

Doktor...

...dört buçuk santim olsa kurtarmaz mı?

Hocam oldu olacak sıfır diyelim bari! O zaman cerraha da gerek kalmaz.

Tümörler büyür, küçülmezler.

Bizimki küçülür.

(Zeynep) Nasıl yani?

Orhan Hoca'nız size anlatsın.

-Sen ciddi misin? -Sence?

(Gerilim müziği)

Birazdan yapacağımızı anladın değil mi?

Bunu İpek'in kesinlikle duymaması gerekiyor.

Tamam hocam.

Yüzde 95 etanol, kanser hücrelerini dehidrate eder.

-Yani geçici olarak onları kurutur. -Ne kadar geçici olarak?

Eğer şansımız varsa cerrahları kandıracak kadar.

(Gerilim müziği...)

(...)

(Sessizlik)

Ah...

Ne oluyor?

Annemdi.

Sormuştunuz ya sizin evin alkoliği kimdi diye.

Annemdi.

Sen de anneni iyileştirmek için doktor oldun.

(Müzik)

Annem bazen o kadar sarhoş olurdu ki...

...beni babamın çalışma odasına kilitlerdi.

Aklınca...

...beni kendinden korumak için.

Sarhoş kafayla bana zarar vermesin diye.

Kapıyı üzerime kapatınca ben güvendeyim sanıp...

...rahat rahat içmeye devam ederdi.

Ben de o ahşap kapının arkasında...

...kapıyı yumruklardım, tekmelerdim.

Bağırırdım.

(Emre) Saatlerce ağlardım.

Bir çocuğun...

...ağlamaktan ne kadar çabuk yorulabileceğini...

...tahmin bile edemezsiniz hocam.

Kurtulmaktan ümidi kesince de...

...içimde bir boşluk oluşurdu.

O boşluğu doldurmak için...

...babamın kütüphanesinde kitaplarını karıştırırdım.

Siz de biliyorsunuz ki babam çok iyi bir cerrah.

Onun tıp kitapları arasında kaybolurdum.

Resimlerine bakardım.

İnsan vücudu, damarlar, beyin.

Bana oyun gibi gelirdi.

Kendimi kitaplara kaptırdıkça...

...içimdeki boşluğu unuturdum.

Yani hocam...

...ben annemi iyileştirmek için değil...

...içimdeki boşluğu doldurmak için doktor oldum.

Peki siz?

Siz niye doktor oldunuz?

Yazım kötüydü.

Hastanın durumunda bir iyileşme olursa...

...bana haber verin.

(Duygusal müzik)

Aysel Hemşire parmağımızı basalım.

Dosyamızı alalım.

Evet...

...Dinç Bey.

Nasılsınız?

(Ateş) İyi misiniz?

(Sessizlik)

Merak etmeyin, oğlunuz iyi.

Streptokok var.

Boğazında.

Ama ben şimdi ona bir reçete yazacağım...

...o antibiyotiği içecek...

...hiçbir şeyi kalmayacak.

Turp gibi olacak. Şunu bir tutabilir misiniz?

Yalnız bu biraz acıtabilir.

Bağırmak serbest.

Sinek ısırığı gibi bir şey. Alayım.

Öyle değil mi?

Yakında buraya geleceksiniz, bülbül gibi şakıyacaksınız.

Geçmiş olsun.

(Müzik)

(Hıçkırıyor)

Buyurun, nedir şikâyet?

Hocam ben sürekli hıçkırıyorum.

Evet, fark ettim.

Bu mu şikâyet?

Durduk galiba?

Böyle durur gibi oluyor.

-Aman! -Sonra yeniden başlıyor hocam.

Her şeyi denedim.

Enteresan. Mütemadiyen hıçkırıyoruz.

Evet, gerçekten her şeyi denemişsin.

Dilini çekmişsin. Boğazına buz torbası bağlamışsın.

Bilmem kaç kere yutkunmuşsun. Limon vesaire...

Kendine vurmuşsun.

Enteresan.

Bu kendine vurmak nasıl bir şey? Hacettepe'de bize de öyle gösterirler.

-Tokat hocam. -Tokat!

Yalnız şiddeti önemli, mümkünse bir görebilir miyim?

Aynı anda mı oluyor? Tokadı bir görelim mi?

(Ateş) Hımm...

Evet. Yalnız bir tane daha görmek istiyorum.

Daha şiddetli böyle okka gibi Osmanlı tokadı. Evet!

Ne oluyor burada?

Hastam var.

Konuşmamız gerek.

-Hastam var, anlatamadım galiba. -Hemen.

-Geçmiş olsun efendim. -Sağ olun.

Ne yapacaksın, patron. Kusura bakma.

Ben geleceğim.

Devam, tokada devam. Atalım.

(Müzik)

-Ne var? -Ne mi var?

Sen ne yaptın?

-Ne yapmışım? -Hastanın tümörü.

-Yine o kadın. -Ne? Hangi kadın? Ne oluyor?

Durur musun lütfen, nereye gidiyorsun?

(Müzik)

Aha!

Erkekler tuvaletinde bir kız.

Çok dramatik.

Kesin bana önemli bir şeyler söyleyecek. Acaba ne diyecek?

Kesinlikle önemli şeyler söyleyeceğim.

Dün hastanın tümörü altı santimdi, bugün 4.2

Bu nasıl oluyor?

Nasıl oluyor biliyor musun? Bu Hekimoğlu denen doktor...

...mucizeler yaratıyor.

Neden onu hıçkırık vakalarına yolluyorum...

...adam harcanıyor diye hiç düşünmüyor musun?

Hastanenin eczanesinden 20cc etanol istemişsin.

Kadın alkolik.

Çiş...

Çok geldi, çiş.

Kalıyor musun, gidiyor musun?

Evet, kalıyorum. Bakmıyorum zaten ne yapıyorsan yap.

Tümörü küçülttürmüşsün.

Başka türlü ameliyat ettiremezdim.

Sahtekârlık bu yaptığın!

-Baktın! -Bakmadım.

Bakma.

Tek yol bu muydu şimdi?

Bu rehberlerin tedavi protokollerini geliştirilmesinin...

...bir sebebi vardır herhâlde değil mi? -Var tabii, olmaz mı?

İnsanların hayatlarını kurtarmak hatta doktorların hayatlarını kurtarmak.

Hatta doktorların hayat tarzlarını da kurtarmak.

Kim çok hasta birini ameliyat etmek ister?

Düşünsene kazara adam ölürse...

...sicili mahvolur, hastanenin istatistikleri bozulur.

Ameliyatı yapacak olan Erkan Hoca'nın...

...bütün bunlardan haberdar olması gerekmez mi sence?

İyi, git söyle o zaman.

Gerçi söylersen o zaman ameliyat etmez, kadın da ölür.

Neyse, sen yine doğru bildiğini yap.

-Pardon. -(İpek) Pardon, pardon.

(Ateş) Pardon.

Teşekkür ederim. Bir kalem alayım.

Hmm.

-Pardon. -Buyurun.

Ateş Hekimoğlu'nu nerede bulabilirim acaba?

Ben nerede bilmiyorum.

Ben yardımcı olayım ya da acilse anons ettirelim.

Hayır hayır, sizden ricam lütfen...

...bunu kendisine ulaştırırsanız, çok mutlu olurum.

Tabii efendim.

-Çok teşekkür ederim. -Rica ederim efendim.

-Kolay gelsin. -Sağ olun.

(Hareketli müzik)

Oo!

Ha!

(Hareketli müzik)

-İpek Hanım. -Erkan Hoca'm.

Buyurun, bana mı gelmiştiniz?

Aslında öylesine bir uğrayayım dedim.

Malum uzun zamandır görüşemiyoruz, yoğun zamanlar.

-Siz bir yere gidiyorsunuz galiba. -Evet.

Hekimoğlu'nun hastasını ameliyata alacağız şimdi, oraya gidiyorum.

Öyle mi?

O zaman ne yapalım, sonra görüşürüz.

-Kolay gelsin. -Peki nasıl isterseniz. Size de.

(Müzik)

Aa!

Ne oluyor kıkır kıkır?

"Hekimoğlu derler onun adına...

...kurban olsunlar onun boyuna posuna.

Yunan heykeli sanki saçı, sakalı, gözleri."

Bak, finale bak!

"Kim onun hastası olmak istemez ki?"

Bu ne be?

-Senin bir hastandan gelmiş. -Muazzez.

Bilemiyorum.

Harika bir şey bu, gerçekten.

Ben bunca senedir o kadar insanın hayatını kurtardım...

...şöyle pembe bir şiir almadım.

Olacak o kadar.

-Hanım kızımız nerede? -Ameliyatta hocam.

(Gerilim müziği...)

(...)

Tamamdır bitti, kapatabilirsiniz hastayı.

Tümör meyhaneye girip iki kadeh etanol sipariş etmedi herhâlde.

Birisi küçültmüş bunu.

-Hocam inanın ben hiç bilmiyorum. -Hepinizi kendine benzetti sonunda.

Ateş Hoca'na söyle dua etsin anlayınca hastayı hemen kapamadım...

...tümörü çıkardım ama tekrar denerse aynen öyle yaparım.

-Şansını zorlamasın. -İleteceğim hocam.

Sağ ol.

(Gerilim müziği)

İspiyonlamamışsın bizi.

Operasyon başarılı geçti.

Şanslısın. Yine.

Kaç kaç oldu?

Ben öndeyim.

Neyse canım, dostluk kazansın skorun önemi yok.

Değil mi?

-Kolay gelsin. -Sana da.

(Müzik)

Ben göstereceğim sana skoru falan.

(Emre) Görünüşe göre ameliyat iyi geçti, iyi de uyandı.

Şimdi bir süre kemoterapi alması gerekecek.

Ne tür bir kemoterapi?

(Hemşire) Benim işim bitti hocam, kolay gelsin.

Kerem yazmayı bırak.

Bir an için durursan dünya yıkılmaz, merak etme.

Biraz kendini şımart.

Annen yine birkaç kadeh atar, dert etme.

Hayır içmeyecek, içemez.

Peki.

Ama...

...hayatta değiştiremeyeceğin bazı şeyler vardır.

Sen böyle mi yapardın?

Bu durumda çekip gider miydin?

Hayır.

Ben de aynı senin gibi yapardım.

Buyurun, nasıl yardımcı olabilirim?

-Kerem Ergün? -Benim.

Funda Bozkır ben.

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığından geliyorum.

Aldığımız ihbara göre henüz 15 yaşındaymışsın Kerem.

-15 mi? -Evet.

Ne olmuş?

(Funda) Daha reşit değilsin ve zor durumdasın.

(Funda) Okula da gitmiyormuşsun.

-Sadece sana yardım etmek istiyoruz. -Ben zor durumda falan değilim.

Sizin yardımınıza ihtiyacım yok.

(Funda) Kerem, lütfen bizimle gelmen gerek.

(Emre) Onu nereye götürüyorsunuz?

(Funda) Mahkemeden resmi karar çıkıncaya kadar çocuk yetiştirme yurdunda kalacak.

Hayır, yurt falan olmaz.

Benim annem var, evim barkım var. Ben yurda falan gelemem.

(Funda) Kerem lütfen, daha fazla zorlaştırmayalım tamam mı?

(Funda) Daha çok küçüksün. Sonra bu senin için de çok daha iyi olacak.

(Duygusal müzik...)

(...)

Seni seviyorum.

Beşiktaş kaybedince ne olduğunu hatırlıyor musun?

Hadi.

Git.

Hadi.

(Duygusal müzik)

Seni seviyorum.

Ben de seni seviyorum.

(Duygusal müzik...)

(...)

(...)

Nasıl ya? İpek Hoca'yı ikna etmek için onu kandırmana bir şey demedi mi yani?

Hiç sesi çıkmadı.

Bir numaralar çeviriyor.

Pes etmemi bekliyor herhâlde veya daha büyük bir operasyona hazırlanıyor.

Aramayacağını söylemiştin.

Beni ihbar etmeyeceğini söylemiştin.

Sen tam bir pisliğin tekisin. Biliyorsun, değil mi?

Estağfurullah.

(Müzik)

Çocuğun annesi deli değil.

(Müzik...)

(...)

(...)

"Her yere yetişilir...

...hiçbir yere geç kalınmaz ama çocuğum beni bağışla."

"Ahmet abi, sen de beni bağışla."

"Boynu bükük duruyorsam eğer içimden öyle geldiği için değil."

"Ama hiç değil."

Bakanlığı sen aradın.

Hayır.

Hayır, hayır...

Hayır, ben aramadım.

Doğru olanı yaptın.

Birinin ona bakması lazım.

Ne yapacaktı ki çocuk?

Annesini otobüsle, okul çıkışında kemoterapiye mi götürüp getirecekti?

Hadi diyelim kanser iyileşti, tamamen.

Yine de sesler duyan bir annesi olacaktı.

Daha fazla konuşma! Daha fazla konuşma!

(Duygusal müzik)

Telefon kayıtlarına baktım.

Bu odadan sadece bir yer aranmış.

Bakanlığı aramışsın.

(Duygusal müzik)

Oğlum beni bağışla.

Sen onun annesisin.

Doğru olanı yaptın.

(Duygusal müzik)

Şizofrenler de akıllıca kararlar verebilirler.

Evet. Ufak tefek konular hakkında evet.

Oğlum yat artık, oğlum kalk artık...

...çıplak ayağınla yere basma, böbreklerini üşüteceksin falan filan.

Ama oğlunun iyiliği için oğlundan vazgeçmek bence fazla akıllıca bir karar.

Fedakârlık diye bir şey yok şizofrenin belirtileri arasında.

Tanı kriterlerine uymaz.

Ne yani? Kadın şizofren değil mi diyorsun?

İlk tanıyı koyduklarında 36 yaşındaymış.

Edebiyat dergisinde editörlük yapan, kendi hâlinde çocuğuna bakan bir kadıncağız.

Tamam, 36 biraz geç ama hâlâ uygun aralıkta.

Aile doktoru psikiyatra gönderiyor. O, bir başkasına...

...her gittiğinde ben deli değilim diyor.

Antipsikotik ilaçlar da işe yaramıyor.

Zaten niye yarasın, hasta değilse.

Biz de ilaçları kestiğimizde daha iyiye gitti durum.

Bir şey söyleyeceğim.

Biz az önce buradan çıkmadık mı?

Yürümeyi seviyorum.

(Müzik)

(Zeynep) İnanamıyorum ya. Sonunda eve gidiyoruz.

Gerçekten çok şükür. Bugünleri de gördük.

Bırakabilirim isterseniz sizi.

Yok, ben durağa yürüyeceğim. Biraz hava alayım.

Ben taksiyle giderim.

Peki o zaman. Yarın görüşürüz.

'Bye bye'.

(Müzik...)

(...)

Alo.

Aylin Hanım'la mı görüşüyorum? Doktor Aylin Hanım?

Selamlar, iyi akşamlar.

Ateş Hekimoğlu ben. Ben de doktorum.

Aa... Geç oldu...

Biliyorum, geç oldu. Bir şey soracaktım, sonra tekrar uyursunuz siz olur mu?

Bir hastanızla alakalı. 18 ay önce görmüşsünüz.

Gülay.

Gülay... Ee...

Ergül.

Birkaç tahlil soracaktım da aslında...

Hiç tahlil yaptınız mı hastaya?

Alo?

Alo.

Doktor Tahir Bey'le mi görüşüyorum?

Ben Ateş Hekimoğlu. Doktorum ben de.

Bir şey soracaktım.

Aa, geç mi oldu?

Kusura bakmayın, Amerika'dan arıyorum. Saat farkını şey yapamadım...

Alo?

Alo? Tahir Bey?

(Müzik)

Evet.

Başım ağrıyor.

Tek şikâyetim bu.

Üç tane doktora gidiyorum.

Nörolog diyor ki anevrizma, immünolog diyor ki saman nezlesi.

Yoğun bakım uzmanı sağ olsun, oralı bile olmuyor.

Beni psikiyatriste yönlendiriyor. Psikiyatrist de anneydi babaydı derken--

Hocam, acaba biraz az uyuyor olabilir misiniz? Hiç öyle düşündünüz mü?

Uzmanını seçen, hastalığını seçer.

Şimdi söyleyin bakalım, şizofren değilse...

...bu psikiyatrik bulguları neyle açıklayabiliriz?

Porfiri.

Deli Kral hastalığı.

Şeye ne deniyordu ya?

Aa, genetik hani...

...vücutta bakır birikmesine ne deniyordu?

-Wilson hastalığı mı? -Hah! Aynen!

Nadir görülür.

Ama bizim memlekette akraba evliliği çok olduğu için daha sık rastlanır.

Bravo! Aferin kız!

Peki şimdi biz Wilson hastalığı olduğunu umuyor muyuz?

Wilson hastalığı olduğunu düşünüyor muyuz?

17 Temmuz. Doktor Zeynep Kanca.

Hocam, randevusu varmış ama gitmemiş.

Zaten o tarihten sonra hiçbir psikiyatra gitmemiş.

Doktor Zeynep Kanca psikiyatrist değil. Göz doktoru.

(Ateş) Araştırdım.

Şimdi.

Neden göz doktoruna gitmek istesin?

Wilson hastalığında katarakt olabilir.

Bir bravo daha.

Siroz da olabilir.

Emreciğim, kusura bakma. Siroz bir, alkolizm sıfır.

(Ateş) Olmadı, yine olmadı.

Hadi bakalım! Kalkın!

Ne duruyoruz hâlâ?

(Ateş) Marş, marş!

(Makedonca konuşuyor)

Ne yazık ki deli değilsin!

Bence de deli değilim de...

Deliyim sonuçta.

Kalk, doğrul. Yardım et Zeynep.

Evet.

Şimdi kollarını buraya koyacaksın. Çeneni de buraya dayayacaksın.

Tamam mı?

Evet.

Evet, teşekkürler.

Şimdi parlak bir ışık göreceksiniz.

(Mehmet Ali) Vücudunuzda gereğinden fazla bakır birikiyor olabilir.

Eğer öyleyse, göz bebeğinizin çevresinde bakır renginde olan...

...kayser fleischer adı verilen halkaları görebiliriz.

(Gülüyor)

Vay be!

Sanırım Wilson hastalığı için tedaviye başlamalıyız.

Bence de.

Temizleyin de şu organlarına çökmüş bakırı, kadın kendine gelsin.

(Ateş) Gülay Hanım.

Çok şanslısın böyle doktorların olduğu için.

O yüzden, iyileştiğin zaman Makedonya'ya gidersen...

...hepimize birer kavanoz ayvar getireceksin.

(Gülüyorlar)

(Müzik...)

(...)

Tebrik ediyorum.

Yine bir vakayı çözmüşsün.

Görevimiz.

Bayağı yoruldum ama bu sefer.

Hmm...

Azıcık dinlenebilsem aslında iyi olur.

Maalesef.

Aa!

En sevdiğim. Çok teşekkür ederim.

Yani...

Bari bugünlük azat etsen beni...

...poliklinikten.

Bravo!

Harika bir iş başardın.

Ama olmaz.

(Müzik)

Ateş Hekimoğlu mesaiye başlıyor.

(Müzik)

Oo! Kimler gelmiş, kimler gelmiş.

Şarkı mı söylemeye geldin?

Şakı bakalım. Hangi şarkıyı söyleyeceksin?

Başla.

Bırak şunu Allah aşkına! Yapma!

(Ateş) Bak.

Ameliyatın sırasında sana entübasyon yapıldı.

Yani cerrah, boğazından aşağı bir tüp soktu.

Normalde olmaz ama bu defa olmuş. Ses tellerin felç olmuş.

Geçen sefer geldiğinde...

Botulinum toksini enjekte ettim.

Böylelikle spazmodik disfoniyi de tedavi ettim.

(Ateş) Şimdi bak.

Bu botulinum toksini denen nane...

...cilt kırışıklıklarına falan iyi gelir.

Ama enjekte edilen kasları da gevşetir.

Yani senin boğazındaki kasları da tedavi ettik.

(Ateş) Gevşettik. Tamam?

Şimdi bırak bu ayakları.

Ve öt!

Hadi be!

Hadi gözünü seveyim ya.

Tamam be. Ne hâlin varsa gör. Gidiyorum ben.

Lan!

Bana bak.

Söz sana, aramızda kalacak.

Bizim küçük, minik sırrımız olacak. Tamam mı?

Yapma gözünü seveyim. Hadi.

Hadi.

Konuşabiliyorsan...

...gözlerini iki kez kırp.

Böyle.

Tamam? Kırp şu gözlerini.

Yapmayacaksın, değil mi?

Çünkü konuşursan...

...o kazandığın tazminatı da geri alacaklar diye korkuyorsun.

Hayat pahalı. Çocuk okutuyorsun.

Ama ben hâlden anlarım.

Tamam?

Hadi, lütfen. Kırp şu gözlerini.

Kırp. Bak, böyle.

(Ateş) Hadi.

(Hareketli müzik)

(Duygusal müzik)

(Gülay dış ses) "Bütün iyi kitapların sonunda...

...bütün gündüzlerin, bütün gecelerin sonunda...

...meltemi senden esen...

...soluğu sende olan yeni bir başlangıç vardır."

(Gülay dış ses) "Parmağını sürsen elmaya rengini anlarsın.

(Gülay dış ses) Gözünle görsen elmayı, sesini duyarsın.

(Gülay) Onu işitsen, yuvarlağı sende kalır.

(Gülay) Her başlangıçta yeni bir anlam vardır.

Nedensiz bir çocuk ağlaması bile...

...çok sonraki bir gülüşün başlangıcıdır."

(Duygusal müzik)

Oğlum!

Anne.

(Duygusal müzik)

İyi misin?

Çok, çok iyiyim.

Aynı eskisi gibisin anne.

Kendime geri geldim.

Eve gitmeye hazır mısınız?

Hem de nasıl.

Ya bu saçlarının hâli ne böyle?

Hemen berbere gidiyoruz. Tamam mı?

(Duygusal müzik...)

(...)

(Ambulans sireni çalıyor)

Ah! Ateş Bey, Ateş Bey, Ateş Bey!

Merhaba.

Şiirimi aldınız mı?

Aldım.

-Sağ olun. -Doktor Bey.

Bu hisler, hele son zamanlarda hissettiklerim...

Yani size karşı hissettiklerim, hepsi sadece sifiliz yüzünden mi?

Evet.

O zaman siz bu reçeteyi geri alın.

Nasıl olsa kimseye bulaştıracak hâlim yok.

Tedavi olmak istemiyorum.

Ölebilirsiniz ama.

Eninde sonunda öleceğim herkes gibi.

Hayatımın geri kalan yıllarını yaşlılarla oturup örgü örerek geçirmek istemiyorum.

Kendimi yıllar sonra çekici hissetmek...

...sizin gibi yakışıklı doktorlara içimden geleni olduğu gibi söylemek istiyorum.

Sizce...

...bu verdiğim ilaçlar, bana karşı olan duygularınızı yok edecek olsaydı...

...yine de size onları reçete eder miydim?

Ama iyileşirsem duygularım ne olacak?

İyileşince bütün spiroketler ölecek.

Ama serebral kortekste hasarlı olan kısımlar oldukları gibi kalacaklar.

Yani hiçbir şey değişmeyecek.

-Gerçekten mi? -Gerçekten.

Muazzez Hanım.

Yani siz, sonsuza kadar mutlu olmakla lanetlendiniz.

Çok teşekkür ederim.

İyileştikten sonra kontrole gelirim o zaman.

Hoşça kalın.

(Hareketli müzik...)

(...)

Taburcu ediliyorum.

Öyleymiş, duydum.

İyi ki kanser olmuşum.

(Gülay) Wilson hastalığımın olduğu ortaya çıktı.

Yoksa kendimi asla toparlayamazdım.

Herkesin deli olduğunu düşünmesi öyle korkunç bir şey ki.

Bilmez miyim?

Teşekkür etmek için sizi aradım ama ulaşamadım.

Mesaj da bıraktım. Aldınız mı?

Evet. Bir şey değil.

Sana asla teşekkür etmiyorum.

Beni ihbar ettin.

Seni ilgilendirmezdi. Hayatıma karışmaya hakkın yoktu.

Senin hayatın benim umurumda değil.

Çok fazla ayakaltında dolaşıyordun, devamlı soru soruyordun.

Ben de İpek Hanım'a rica ettim, bakanlığı arasın diye.

Geldiler, aldılar seni. Ortadan yok oldun.

Bak, olay çözüldü.

(Hareketli müzik)

(Asansör zili sesi)

Tamam.

(Makedonca konuşuyor)

(Makedonca konuşuyor)

(Müzik)

Ne haber? Mutlu musun?

Ya da bulmaca çözüldü diye mutsuz musun?

Haklıydın.

Benim için asıl mevzu; derin ven trombozu değil, şizofreniydi.

Biliyorum.

Şimdi o da o kadar ilginç gelmiyor bana.

(Hareketli müzik)

(Kapıya vuruluyor)

Buyurun?

İpek Hanım, çok güzelsiniz.

Eh...

-Büyük gün. -Büyük gün.

-(İpek) Evet. -Evet.

-Ekip nerede? -Onlar çıktı çoktan.

Restorana doğru gidiyorlar, yoldalar.

Hekimoğlu?

-Evdedir herhâlde. -Herhâlde? Nasıl herhâlde?

Yahu nereye çıkacak? Evdedir tabii ki. Arasana.

Of... Çok geriliyorum ya.

-Gerilme, hadi. -Ya hayır derse?

Demez. Sana diyemez.

Bak, şimdi şöyle bir şeyler söyle, ee...

Çok canım sıkkın, ben yalnızım...

...gelsene falan de.

Hmm... Öyle mi diyorsun? Çok iyi düşündün.

-(İpek) Hadi. -Teşekkür ederim.

(Arama tonu)

Doktor.

Ne haber? Neredesin?

Evdeyim.

-Sen? -(Orhan ses) Ha...

Ya benim canım sıkkın.

Hayırdır, ne oldu?

Aslı'yla kavga ettik.

Yemeğe çıkmıştık da...

...tartıştık falan. Çekti gitti.

(Orhan ses) Ben de kaldım burada böyle.

Ee, kalk sen de.

(Ateş ses) Ne oturuyorsun? Gel.

Yok oğlum, para almamışım yanıma.

Para almamışım yanıma.

Böyle parasız çıkmışım.

(Orhan ses) Kalkamıyorum da.

Hmm... İyi.

Sen bana oranın adını sanını mesaj at, geliyorum ben yarım saate. Tamam mı?

Tamam, hadi bekliyorum. Yazıyorum şimdi.

Yaz.

-Geliyor. -Kalk çabuk.

Geç kalmayalım. Hadi, hadi.

-Tamam, geliyorum. -Ay, bulamıyorum heyecandan. Çabuk!

Hah!

(Hareketli müzik)

Nerede kaldılar?

Gelirler şimdi ya. Yoldalardır.

O, ne o?

Ha, sen hocaya hediye mi aldın?

Evet, aldım.

Yani adamın doğum günü sonuçta. Değil mi?

(Zeynep) Hah!

Geldiler.

(Zeynep) Hoş geldiniz.

-(İpek) Hoş bulduk. -(Orhan) Teşekkür ederiz.

-(Mehmet Ali) Hoş geldiniz. -(Emre) Merhaba.

(Orhan) Hoş bulduk. Geciktik sandım.

Aklım çıktı. Bir de ondan sonra gelseydik dinle dur artık.

Aman aman...

Çok bekler miyiz acaba daha?

Yok, yok beklemeyiz. Çünkü Orhan'a yarım saate kadar geliyorum dedi.

-(Zeynep) Öyle mi? -Evet.

Ama çok şaşıracak.

Evet, çok!

Vallahi açıkçası ben tanıdığım kadarıyla...

...çok olumlu bir tepki vereceğini düşünmüyorum.

Eh...

Şu geceyi bir atlatalım da...

Bu arada hediye almadınız, değil mi?

Yani ben almadım.

Ben de almadım ama...

Aldın mı?

Evet.

(Orhan) Verme. Sakın verme.

Hiç, hiç hoşlanmaz.

(Müzik)

Ee, nerede kaldı bu?

İpek, arayayım mı?

Arama, arama. Trafiğe falan mı takıldı acaba?

Anlamış olmasın?

Hayır, hayatta anlayamaz.

Çünkü hiç açık vermedik. Öyle değil mi?

Evet, vermedik.

Vermedik.

Ay, biz şimdi sipariş vermeyeceğiz. Çünkü birini bekliyoruz.

Nedir bu?

Ateş Bey'den.

Anlamadım? Ateş Bey'den mi?

Evet.

(Müzik)

(Orhan) Ah... Hadi bakalım.

(Hareketli müzik)

Peki.

(Hareketli müzik)

"Son iki"

("Athena - Yalan" çalıyor)

"Ansızın tarifsiz"

"Gelir ya o zamanlar"

"Sormaya cüretin kalmaz"

"Olanından" Çok mu komik?

"Feri soluk, niyeti kayıp, dardayım" (Gülüyorlar)

"Aşk, nefrete ne yakınsın"

"Kin kırdı her okşamak istediğimde seni"

"Elimi gözlerimi gömdüm tebessüme"

"Yalnız kendine inkârın"

"Sadece senden kaçarsın"

"Hâlin ele verir anlamazsın"

"Yalan söyleme bana"

"Gözlerin anlatıyor her şeyi"

"Yalan söyleme bana"

"Yalan söyleme bana"

"Gözlerin anlatıyor her şeyi"

"Zaten yoktur nedeni"

("Athena - Yalan" çalıyor)

Bu dizinin sesli betimleme, ayrıntılı altyazı ve...

...işaret dilini kapsayan eşerişimi Kanal D tarafından...

...Sesli Betimleme Derneğine yaptırılmıştır.

www.sebeder.org

Sesli Betimleme Metin Yazarı: Emine Kolivar

Seslendiren: Emine Kolivar

Ayrıntılı Altyazı Çevirmenleri: Gülay Yılmaz - Ece Naz Batmaz...

...Fatih Kolivar - Feride Tezcan - Gökberk Yılmaz

İşaret Dili Çevirmeni: Oya Tanyeri

Son Kontroller: Dolunay Ünal - Zerrin Çınar - Samet Demirtaş

Teknik Yapım: Dağ Prodüksiyon ve Yeni Gökdelen Tercüme

(Jenerik müziği...)

(...)

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.