All language subtitles for hek3

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

*Mediha karakteri Karadeniz şivesiyle konuşmaktadır.

(Müzik)

(Anons yapılıyor)

-Merhabalar. -Merhaba.

-Bir ihtiyacınız olursa haber verirsiniz. -Tamam, teşekkürler.

Oğlum.

Oğlum, aslanım.

Bak bak, hop... Ce!

Aslanım benim. Buldum. Murat.

Yok hayatım, ne Murat'ı?

İlkokulda Murat diye bir çocuk vardı, çok gıcık olurdum ben ona.

Hayatta oğlumun adını Murat koymam.

Hayatım, sen de bütün isimlere gıcık oluyorsun.

Buldum.

Can.

-Yok, Cem. -Ha Can, ha Cem.

Olmaz, başka bir şey.

Ee...

-Efe. -Efe.

-Hayatım, yok artık. -Az önce olağanüstü bir şey yaşandı.

Hayatım, o zaman karar verdik diyebilir miyiz?

-Karar verdik, tamam. Efe. -Efe.

Hoş geldin oğlum aramıza. Efe.

Oğlum... Off, aşkım!

Çek şu ayıyı çocuğun suratından. Ne o öyle!

Ne olacak? Baksana, çok tatlı değil mi?

Oğlum...

Ayy, kustu. Kustu, çabuk peçete ver bana.

-Tamam, sakin ol, dur. -Bu çocuk niye böyle kustu?

Bebek olduğu için olabilir mi hayatım?

-Çok komik! -Dur, sakin.

Hayır yani, doğru dürüst emzirmedim bile.

Ne yedi ki, midesinde ne var ki neyi çıkartıyor?

Ertan, sen bir git hemen doktoru çağır.

Hayatım, saçmalama, çocuk bu. Kusacak tabii.

Hayatım!

İçim rahat değil diyorum, gidip doktoru çağırır mısın?

-Tamam, sakin ol. Çağırıyorum hemen. -Oğlum...

Oğlum, iyi misin? Oğlum.

Niye kustun sen şimdi?

(Kapı vuruldu)

Merhaba.

-Merhaba. -Nasıl, sütünüz geliyor mu?

Geliyor geliyor, her şey yolunda.

Çok güzel bir kız, maşallah. İsim düşündünüz mü?

Eda. Adı Eda olacak. Eşim öyle istedi.

Benim adım Seda ya.

Kızımızın adı da annesinin adında saklı olsun, dedi.

Çok güzelmiş.

Eşiniz nerede peki?

Haber verebildiniz mi o panikle, biz arayalım mı?

Yok yok, askerde benim eşim. Daha dört ayı var.

Demek daha dört ay göremeyecek bu fıstığı babası.

Olsun. Bekleriz biz babamızı. Değil mi kızım?

Ben yine geleceğim.

Tamam.

-Doktor Bey, geldiniz mi? -Geldim geldim.

Neyimiz var bakalım?

-Ben iyiyim de Efe kustu az önce. -Efe mi oldu ismi? Ne güzel.

İsmiyle yaşasın. Gel bakalım Efe bebek. Hoppa!

Sana bir bakalım da annenin içi rahat etsin, değil mi?

(Gerilim müziği)

-Neyi var? -Biraz ateşi var.

Bir de halsiz gibi.

Nasıl yani? Niye şimdi durduk yere ateşi falan?

Korkmayın, anlarız şimdi.

(Ağlıyor)

Ne oluyor? Doktor Bey, ne oluyor?

Nöbet geçiriyor. Hemşire, çabuk acil müdahale arabasını getir.

-Doktor Bey, ne oldu çocuğuma? -(Ertan) Doktor Bey, iyi mi?

-Ertan, bir şey söyle. Ne oldu çocuğuma? -(Doktor) Endişelenmeyin, korkmayın.

Hemşire, çabuk fenitoin yükleyelim, çabuk!

(Ertan) Doktor Bey, iyi mi?

(Gerilim müziği)

Pardon ya.

Aşırı saçma bir trafik vardı, anca geldim.

Yok yok. Geç kaldığın bir durum yok, gördüğün gibi, merak etme.

-Hoca yok mu? -Kendisini göremedik henüz.

Tipik. Nerede olduğu da bilinmiyor.

Yani o zaman ikinci bir emre kadar oturuyor muyuz?

Evet.

Kahve?

Afiyet olsun.

-(TV erkek ses) MR sonuçları geldi. -(TV kadın ses) Ve?

(TV erkek ses) Tahmin ettiğimiz gibi kaza ciddi bir hasar bırakmış.

Maalesef.

Peki, nedir? Neyim var benim?

-Amnezi. -Amnezi.

(Doktor) Çok zor geçti ama yapacak bir şey yok.

Ne diyordum ben? Efe bebeği söylüyordum. Yarım saat içinde iki kere kustu.

Ateş Hoca'm...

...sizi bizim kata hangi rüzgâr attı böyle?

Bize yardıma mı geldiniz yoksa?

Vallahi çok makbule geçerdi hocam, çok yoğunuz.

Bizim çay bitmiş de sizden çay almaya geldim.

-Nasıl yaşayacağım böyle? -Bu kara MR'ı unutacaksın.

(TV erkek ses) Anladın mı? Bembeyaz, tertemiz, güzel sayfalar açacağız.

(TV erkek ses) Güzel şeyler hatırlayacaksın, böyle düşün.

Ee, Aydoğanların Efe bebek iki kere kustu diyordun.

Evet evet, bir de üstüne ateşlendi.

-Hadi be! Havale mi? -Maalesef.

Allah'tan tam zamanında oradaydım da kurtardık bebeği.

(Doktor 2) Şimdi nasıl peki? İyi mi?

Bağırsak tıkanıklığı var çocukta. Müşahede altına aldık ama...

...bence çok fazla endişelenecek bir şey yok. Toparlar hemen.

İyi bari.

Yiyecek bir şey var mı?

Ateş Hoca'm, rica etsem şunu biraz...

(TV kadın ses) Kurtar beni.

(Bebekler ağlıyor)

(Bebekler ağlıyor)

(Müzik)

(Bebekler ağlıyor)

(Müzik...)

(...)

Evet Cansel Hanım.

Tahlil sonuçlarımız çok iyi, tedavimiz işe yaramış.

Çok şükür hocam.

Cansel Hanım, bundan sonra kendimizi üzmek yok, tamam mı?

Bakın, tedavi, ilaçlar, bunların hepsi olumlu ama...

...en az bunlar kadar önemli olan şeyler.

Moralimizi yüksek tutacağız, kendimizi üzmeyeceğiz...

...kendimizi yormayacağız. -Çok teşekkür ederim hocam.

Allah sizden razı olsun.

-Bir gelsene. -Doktor, Cansel Hanım.

-Geçmiş olsun. -Sağ olun.

Doktor, Cansel Hanım, beş dakika.

-Acil bir durum var. -Meşgulüm şu anda.

Hastanede salgın var.

Ne? Ciddi misin sen?

Bir şeyler yapmamız lazım, gel.

(Gerilim müziği)

Dediğim gibi, moralimizi yüksek tutuyoruz.

Benim acil çıkmam gerekiyor. Kusura bakmayın.

Tamam hocam.

Ne salgını bu? Hangi katta başlamış?

İpek'in haberi var mı? Oğlum, bir şey söylesene!

Göreceksin.

(Hareketli müzik)

Hastanede salgın olduğuna senden başka inanan var mı?

-Yok. -Al işte, ben de bundan korkuyordum.

Neden acaba?

Çünkü burunlarının dibindeki şeyi göremiyorlar da ondan.

Belki de burunlarının dibinde görecek bir şey yoktur doktor.

Göstereceğim ben sana şimdi.

Tanıştırayım, Efe bebek. Efe bebek, Orhan Hoca.

Selam. Bu arada seni bir hastayla aynı odada görmek beni çok duygulandırdı.

Dişleri çıkana kadar insanlar beni rahatsız etmiyor.

Efe bebek miadında doğmuş.

(Ateş) Üç saat önce de havale geçirmiş. Önce yoğun bakıma getirilmiş.

(Ateş) İnce bağırsak tıkanıklığı teşhisi konmuş.

Bu da Muhittin bebek. Muhittin bebek, Orhan Hoca.

Bazı isimlerin sonuna bebek kelimesi hiç uymuyor ya. Neyse, pardon. Evet?

Bu arkadaş da miadında doğmuş.

O da Efe bebekle aynı doğumhanede, yaklaşık aynı zamanlarda dünyaya gelmiş.

Yoğun bakıma sebebi belirsiz yüksek ateş belirtileriyle gelmiş.

-Ateşi düşmüyor. -Ee, yani?

Yani hastanede hızla yayılan bulaşıcı bir hastalık var...

...ve kimsenin bundan haberi yok.

Ama hastalıkları farklı ve bulaşıcı hastalık diyorsun.

Doktor...

...bu iki bebek aynı doğumhanede yaklaşık aynı zamanlarda doğmuşlar.

Biri diğerinden bir saat sonra hastalandı.

Kuvözleri yan yana.

Bu şey her neyse birinden diğerine bulaşmış.

Efe'den Muhittin'e, Muhittin'den kim bilir kime.

Buranın hemen karantinaya alınması lazım.

Kuvözleri yan yana olsa bile bağırsak tıkanıklığı bu.

Bulaşıcı bir şey değil ki.

-Tabii sorun bağırsak tıkanıklığıysa. -Teşhis bu.

Doktor, Allah aşkına!

Doktorun biri, rapora bağırsak tıkanıklığı olduğunu düşündüğünü yazmış.

Baksana şu filme.

Kaldır bak.

Evet.

Bebeklerde olabilecek normal miktarda gaz izleniyor.

(Ateş) Kalın bağırsakta hava var.

Kalın bağırsakta hava varsa ince bağırsakta tıkanıklık olabilir mi?

Peki, bebeğin yuttuğu hava...

...tıkanıklık olmadan kalın bağırsağa ulaşmış olabilir mi?

Olamaz.

Çocuklarda enfeksiyon var.

İpek'e haber vermemiz lazım.

-Burada bir sürü bebek var. -Kanıt yoksa İpek de yok. İkna edemezsin.

Ederim.

Bunun salgın olduğuna dair bir kanıtın yok.

Yan yana yatan iki tane hasta bebek var.

Bu bebeklerin ikisine de bir şey bulaştı.

Koca hastanede bir tek sen mi fark ettin şimdi?

Evet. Çünkü kimse akıl edip ikisini birlikte muayene etmedi.

Acilen karantinaya alınmalılar. Doğumhane de derhâl kapatılmalı.

Yok artık, daha neler!

Çekilen filmleri radyologlardan daha mı iyi anlıyorsun?

Adama hastalık bu mu demişler, evet, aynen o demiş.

Tamam işte, şu an sen de aynı şeyi yapıyorsun.

Bulaşıcı hastalık bulmak sana heyecan veriyor.

Bu yüzden bulaşıcı hastalık arıyorsun. İki tane normal hasta bebek...

...sana sıkıcı geliyor. -Vallahi ne güzel. Çözdün beni.

Ne gidip boş boşuna psikologlara para vereceğim.

Sen varsın.

Gerçekten mi?

Psikoloğa gitmeye karar verirsen...

...yemin ediyorum parasını cebimden ödeyeceğim.

Bu hastanede salgın var.

Ateş, iki tane bebeğin hasta olması gerçekten çok üzücü.

-Ama bu salgın olduğunu kanıtlamaz. -Kaç tane bebek tatmin eder seni?

-Kaç tane lazım? -Ayy!

(Müzik)

Doktor...

...İpek'i gördüm şimdi, bayağı ikna olmuş gibiydi.

Kadın da sana hiç hayır diyemiyor. Nasıl beceriyorsun bunu?

Arkadaş, ben hastanede salgın var diyorum, sen dalga geçiyorsun.

Sonra da bana manyak diyorlar.

Ya yok öyle bir şey, yok!

(Erkek ses) Kızım, yavrum, ne yapıyorsun sen?

(Erkek ses) Maşallah benim güzel kızım.

Babası nerede kızımın? Nerede babası?

Seda, aynı sen olmuş bu kız.

-Gözleri, ağzı, burnu. -Sana da benziyor babası.

-Değil mi kızım? -Seda, her şey yolunda mı?

-Var mı problem? -Yolunda yolunda.

Doktor Bey yarın çıkarsınız zaten dedi.

Sen bizi merak etme, biz çok iyiyiz.

Annemle konuştun mu? Geliyor mu?

Konuştuk, konuştuk. O da memleketten yola çıkmış.

Birazdan gelir herhâlde.

Aklım sizde.

(Erkek ses) Nasıl geçecek burada bu dört ay?

Deliririm ben burada.

Göz açıp kapayıncaya kadar hemen geçecek.

Sonra bir bakmışız babamız gelmiş, kızımızı kucağına almış.

Onu öpmüş, koklamış.

Off!

Seda, aşkım, benim şimdi kapatmam lazım.

-Telefonu vermem gerek. -Tamam aşkım.

Hadi 'bye bye' yapalım babaya. 'Bye bye' babası.

-Allah'a emanet olun ben gelene kadar. -Tamam, sen merak etme, içini ferah tut.

Çok seviyorum sizi. Çok seviyorum.

Biz de seni çok seviyoruz.

-Aa, Mediha anne. -Geldim kızım, geldim.

Şimdi Yusuf'la konuştuk biz de. Sizi sordu hatta.

Boş ver onu bunu. Sen nasılsın kızım?

Oyy.

Oy, maşallah kızım. Kendin gibi bir prenses yaptın.

-Maşallah kızım sana. -Sen nasılsın Mediha anne?

Kızım, ben sana kaç defa daha diyeceğim? Mediha anne... Mediha anne nedir?

Sen benim kızımsın, ben de senin annenim!

-Duymayacağım bundan sonra Mediha bir şey. -Tamam.

Benim kızıma maşallah. Çok güzel bir şeydir.

Zeynep, kalk.

Hocam?

-Dolapdere nerede? -Burada.

-Nişantaşı? -Uyuyor.

Uyuyor. Vay maşallah! Otel mi burası?

Koğuş, kalk! Kalk!

Hadi!

Ayılın, canlanın, lazımsınız bana.

-Hocam, ne oluyor? -Hasta mı var?

Hastalar. Hastalar var, Memoli.

Ama önce yapmamız gereken başka bir şey var.

Ne var hocam?

O hastaları bulmak. Hadi.

Marş marş.

(Ateş) Çabuk!

Hiçbir şey anlamadım ya.

Bebek katında salgın var.

-Nasıl yani? Ne zamandan beri? -Bu sabahtan beri.

-Hocam, ne salgını bu? -Henüz bilinmiyor.

-Kaç bebek etkilenmiş hocam? -İki.

İki mi? Hocam, salgın sayılması için ikiden fazla olması gerekmez mi?

Hadi ya!

İki bebekten fazlası var, biliyorum, sadece nerede olduklarını bilmiyorum.

Bu iki bebekle temas etmiş olan herkes...

...şu anda başka bebeklere de bulaştırıyor olabilir.

Doğum katına, acile, polikliniğe...

...bebek olabilecek her yere bakacağız, anlaşıldı mı?

Hasta bebekleri bulacağız.

(Müzik)

Bugün polikliniğe gelen hastaların dosyasını hazırladınız mı?

Evet İpek Hanım, buyurun.

Hekimoğlu'nu aradınız mı? Polikliniğe gitmemiş.

Bu saate kadar hasta bakması gerekiyordu.

Aradık ama ulaşamadık İpek Hanım. Telefonunu açmıyor.

Daha demin odasına da baktık, orada da yoktu.

İyi, eğer bu kattan geçerse onu polikliniğe yönlendir.

Tabii.

-Bu son istediğim tahliller çıktı mı? -Çıktı hocam.

-Doktor? -(İpek) Efendim?

Teşekkürler.

Seninki yine rahat durmamış, salgın var diyor.

Duydum ben onu.

Bütün bunları niye yaptığını biliyoruz, değil mi?

Poliklinikten kaçmak için.

O kattaki bütün doktorlar bu durumu anlamadı...

...bir tek Hekimoğlu anladı, o da şöyle bir geçerken.

Bence canı sıkılıyor ve kendine heyecan arıyor.

Tabii.

Mutlaka bir işte bir bityeniği olması lazım.

Evet, normal şeyler sıkıcı geliyor.

Efendim, ben de normal bir insan olarak...

...sıkıcı işlerimi yapmaya gidiyorum. -Görüşürüz.

Kolay gelsin.

(Müzik)

Uyuyorlar.

Gel.

(Müzik)

Ateşi yok.

Hadi çıkalım o zaman.

(Bebek ağlıyor) Ne oluyor? Niye ağlıyor?

Her şey yolunda, hiçbir sıkıntı yok. Biz genel kat kontrolü yapıyoruz.

Hiçbir sıkıntı yok, bebeğiniz çok iyi durumda.

Maşallah çok tatlı bu arada. Sesi de gür gür.

Evet, ciğerleri açık, çok iyi. Her şey yolunda, merak etmeyin siz.

Kolay gelsin size, iyi günler.

İyi günler.

Kolay gelsin ne kızım? Taksiciden para üstü alır gibi.

Ne bileyim ben, ne denir ki yeni anne babaya?

Hiçbir fikrim yok da... Ee, şimdi hangi odaya gidiyoruz?

218, gel.

-Merhabalar. -(Erkek) Buyurun Doktor Bey.

Biz bebeğe bakmaya geldik.

Niye ki? Biraz önce bizim doktorumuz kontrole geldi zaten.

Fazla doktor göz çıkarmaz.

(Erkek) Bir dakika, siz neyine bakıyorsunuz çocuğun?

Kendisi Ateş Hekimoğlu.

Hastanemizin doktorlarındandır. Rutin kontrol.

Al bakalım Memoli amcası.

Ateşi yok.

-Kustu mu? -Emzirdikten sonra bir kere.

-Ne zaman? -Dört, beş saat önce falan.

-Bir kere kustu, değil mi? -Bir kere de niye soruyorsunuz bunları?

Tamam, koy yerine. Bu olmaz.

Tamam, hop. Çok sağlıklı bir bebeğiniz var.

Allah bağışlasın.

(Ateş) Allah bağışlasın.

Böyle olmayacak. Çok vakit kaybediyoruz.

Sen çok dikkat çekiyorsun.

-Ben? -Sen.

-Peki hocam, siz bilirsiniz. -Ben aşağı kata bakayım...

...sen buraya bak. -Tamam.

(Müzik...)

(...)

Hocam!

-Ne oldu, ne var? -Hocam, İpek Hanım sizi arıyordu.

Devam etsin aramaya. Beni gördüğünü söyleme sakın.

-Ama hocam, poliklinik? -Poliklinik falan uğraşamam şimdi.

-Ama hocam, diğer doktorların hepsi dolu. -Ben de doluyum.

Allah Allah! Niye kimse inanmıyor bu hastanede benim de çalıştığıma?

(Hemşire) Hocam ama bebek bu.

-Bebek mi? -Poliklinikteki bebek.

-Poliklinikte bebek mi var? -Bu onun dosyası.

Tamam, şimdi gelecekler, sana bakacaklar.

Hiçbir şey olmayacak, tamam.

Merhaba.

Bak, doktor geldi.

-Ateşi çıktı mı son 24 saatte? -Yok.

-Kustu mu? -Hayır.

(Müzik)

-Senin çocuğun değil herhâlde. -Yok, kardeşim.

Annemler gittiğinde ben bakıyorum. Tamam, tamam.

Nesi var peki?

Hırlıyor. Nefes almakta zorlanıyor gibi.

(Ağlıyor)

Çevir bakalım, aç sırtını.

(Bebek ağlıyor)

(Öksürdü)

Islık gibi.

Üst solunum yollarında, burnunda.

Şey, krup falan olmasın o?

Sonradan menenjite çeviriyormuş. Ben öyle duymuştum.

Öyle mi duydun?

Olabilir. Bakacağız.

Bugün kardeşini yalnız bıraktın mı?

Yok, ben ders çalışıyordum, sonra birden ağlama sesini duydum.

Her zamankinden farklı gibi geldi bana.

-Annemler mahvedecek beni ya! -Emin misin?

Eminim. Siz annemleri bilmiyorsunuz Doktor Bey.

Yok, ondan değil.

Annenler yokken ders çalıştığından, başka bir şey yapmış olmayasın?

-Evet, sıkıca tut bakalım kardeşini. -Tamam.

Tut kollarını, başını.

Şimdi bir sondaj çalışması yapacağız seninle, tamam mı?

(Bebek ağlıyor)

Yatır kafasını.

Sakın hareket ettirme başını, tamam mı?

Yatır bakayım kafayı.

(Müzik)

Oh be!

Merhaba polis amca.

-Ne yapıyordun sen oralarda bakalım? -Bu muymuş ya?

Bir daha kardeşinin yanında küçük oyuncaklar bırakma.

Tamam.

-Başka ne yapayım? -Annenlere de söyle...

...paraya kıyıp bir bakıcı tutsunlar, bu iş seninle olmaz.

-Senin belli ki başka işlerin var. -Teşekkürler.

Hadi gidelim. Hadi gidiyoruz.

Doktor Bey'den gidiyoruz. Hadi bakalım.

Teşekkürler.

Hadi bakalım, çıkıyoruz şimdi. Çıktık.

(Müzik)

Ateş Hoca'm...

Aysel Hemşire, gerçekten işim var.

Hocam, İpek Hanım çok kızıyor, lütfen.

-Kızıyor mu? -Evet hocam, bana kızıyor sonra.

-Bu kıyağımı da unutma. -Teşekkür ederim hocam.

(Müzik)

Merhaba Doktor Bey.

Buyurun. Sizi dinliyorum.

Şöyle Doktor Bey, son zamanlarda eklemlerim ağrımaya başladı.

Kendimi sürekli hasta gibi hissediyorum. Fazla mı spor yapıyorum, bilmiyorum.

Her gün koşuyorum ama kilo da veremiyorum.

İki aydır regli de olamadım.

Süveterinizi sıyırıp kolunuzu kaldırır mısınız?

-Parazit var sizde. -Iyy, kene gibi mi?

Ayfer Hemşire, ultrason.

(Kapı kapandı)

-Ne yapmak lazım peki? -Merak etmeyin.

Birçok kadın bu parazitle yaşamayı öğrenir.

Hatta onu bağrına basar, isim verir. Minik minik kıyafetler alır.

-Ne? -Okula yollar.

Ödevlerine yardım eder. Başka küçük parazitlerle tanıştırır.

-Parka götürür, salıncakta sallar. -Ne diyorsunuz siz ya?

Gözler aynı siz.

Müjdemi isterim.

Ne?

Ama olamaz, imkânı yok.

Valla aslında...

...genelde regli görmeyince kadınlar bu meseleye uyanır ama...

...siz uyanamamışsınız.

İyi de doğum kontrolü yapıyoruz Doktor Bey, norplant hem de.

Fark ettim kolunuzdaki izden.

Eğer işe yararsa doktorum regli olmazsın demişti.

Yaramamış.

İşin ilginç tarafı bu deri altındaki ilaç işe yaramadığında da regli olmazsınız.

Bu yüzden düzenli olarak gebelik testi yaptırmanız lazım.

Neyse, ben doğum öncesi kontrolleri planlamak için...

...bir hemşire hanım yollayacağım buraya.

En geç beş ay içinde kucağınıza alırsınız.

Durun, lütfen.

Size güvenebilir miyim?

Ne konuda?

Hasta doktor mahremiyeti açısından.

Evet.

Şimdi Doktor Bey, şöyle bir şey oldu. Biz kocamla çocuk istiyorduk ama...

...dört ay önce boşandık.

Ben de o arada eski erkek arkadaşımla görüşmüş bulundum.

Şimdi kocamla tekrar bir araya gelmeye çalışıyoruz fakat...

O zaman size bir de babalık testi ayarlayalım.

Yok, olmaz. Kocam bunu bilmemeli.

Eski erkek arkadaşınıza mı ayarlasak babalık testini?

Olmaz.

Eski erkek arkadaşınız kocanıza benziyor mu?

-Hayır. -O zaman geçmiş olsun.

(Ateş) Hayırlı olsun.

(Hareketli müzik)

-Evet. -Hocam...

Tamam tamam, fazlası dokunuyor bana.

Hocam, İpek Hanım kızıyor ama.

Ne bu canım İpek Hanım baskısı? Allah Allah!

-(Ateş) İpek Hanım, İpek Hanım! -Ateş, nereye?

Poliklinikte hasta gördüm, gidiyorum.

İyi de daha sırada bir sürü hasta var.

Hastanede bir de salgın var İpek.

Ateş!

Bana bir saat ver, ispatlayacağım sana bunu.

Ağzına kadar dolu diyorum poliklinik.

-Sen neden bana hiç güvenmiyorsun? -Sence?

Tamam, yarım saat ver. İspatlayacağım, ispatlayamazsam...

...poliklinikte hasta göreceğim. Bir de üstüne gece de kalacağım...

...acilde de hasta göreceğim. Tamam mı?

Koş.

(Seda) Ver bakalım oyuncak ayıya bir öpücük.

Ay, güzel kızım benim, tatlı kızım.

Kız Seda, bu bana güldü mü?

Yok anne, ne gülmesi? Daha gözünü açamıyor.

O güldü babaannesine, güldü. Oy, babaannesi kurban olur ona.

Nasıl, keyfimiz yerinde mi?

Evet. Hiç huysuzlanmadı, maşallah.

Emzirmede de zorlanmadınız?

Yok, çok şükür. Hiç zorlanmadım.

Süper. Ben şimdi Eda Hanım'ı alıp, bebek odasına götüreceğim.

Siz de bu arada biraz dinlenin. Vaktiniz varken biraz uyuyun.

-Tamam. -Gel bakalım.

Hadi bakalım.

Vay anasını, ne hizmet. Maşallah.

(Kapı vuruldu)

-Merhabalar. -Emre Hoca'm, buyurun.

-(Seda) Merhaba. -Katta genel bir kontrol yapıyoruz da.

-Niye? Bir şey mi oldu? -Yok. Dediğimiz gibi, genel bir kontrol.

-(Emre) Bütün bebeklere bakıyoruz. -Gel bakalım.

-Kustu mu hiç? -Hayır.

-Ateşi çıktı mı? -Yok hocam, çıkmadı.

Maşallah. Çok tatlıymış.

-(Zeynep) Size benziyor. -Teşekkür ederim.

-Geçmiş olsun. -Sağ olun.

Nedir durum?

Hocam, çok şükür, bebeklerin hepsi iyi.

Benim baktıklarım da öyle.

Başka oda da kalmadı zaten, değil mi?

-Yok. -(Mehmet Ali) Hocam...

...bu acaba salgın değil de tesadüf olabilir mi?

-Hayır, olamaz. -Ama başka hasta yok.

Var. Var, biliyorum.

(Ateş) Sadece daha bulamadık.

Ateş Hoca'm, bakıyorum bizim kattan çıkmıyorsunuz.

-Bebişlere bayılıyorum. -Öyle mi? Ne güzel.

Pekâlâ hocam, zaten buradasınız, görüşürüz.

Görüşürüz.

(Kapı açıldı)

Hocam, biz şimdi kontrol ettik o bebeği. Durumu gayet iyi, merak etmeyin.

Dur!

Ne zamandır böyle bu bebek?

Nasıl?

Donuk, kıpırdamıyor. Görmüyor musun?

Hocam, annesi daha yeni emzirdi. Uyuyakalmıştır.

Ne uyuması Hemşire Hanım? Yanıyor!

(Ateş) Gözleri kaymış. Baksana, rengine bak.

-Rengi değişmiş, görmüyor musun? -(Zeynep) Daha demin iyiydi.

Yan çevirin, yan çevirin! Kusuyor. (Eda kustu)

Acil durum arabası. 'Airway!' 'Airway'i getirin.

-Çabuk çabuk! -(Ateş) 'Airway'!

Bir ampul diazepam.

-Anne! -Dur kızım, dur!

-Ne oldu? Benim bebeğim! -Dur dur! Dur!

(Gerilim müziği)

Bütün odaların en kısa zamanda boşaltılmasını istiyorum.

Bu katı hızlıca karantinaya alacağız.

Bebek bakım odalarını boşaltın.

Onu ben hallederim, merak etmeyin hocam.

Sağlıklı bebekleri beşinci kata çıkarın.

-Tamam hocam. -Tamam?

-Hazır mısın? -Evet.

Kolay gelsin.

(Bebek mızırdanıyor)

-Merhaba. -Merhaba.

Merhaba. Ne oluyor?

Ben İpek Tekin. Hastanenin yöneticisiyim.

Sizden odayı boşaltmanızı rica edeceğim.

Merak etmeyin. Sadece kat değiştiriyorsunuz, o da tedbir amaçlı.

-Peki neden? -Neden?

Katın ısıtmasında bir sorun yaşıyoruz. Üşümeyin diye.

Sizi daha iyi ısınan bir kata almak istiyoruz biz.

Ama biraz hızlı olmamız gerekiyor. Olabilir mi acaba?

Ama bizim doktorumuz buradaydı.

Hiç sorun değil. Doktor yine sizinle olacak.

Sadece kat değişikliği yapıyoruz.

Hay Allah! Bayağı da yerleşmiştik buraya.

Hiç sorun değil efendim. Oraya da yerleşirsiniz.

Acele eder miyiz biraz?

(Gerilim müziği...)

(...)

(...)

-(İpek) İçeri girdiler mi? -Evet hocam, örnek alıyorlar şu anda.

(Kadın bağırıyor)

Aa! Sizi kim içeri aldı?

Şu anda alamayacağım. Çünkü iki tane doğumum var.

-Ama sancılarım çok sıklaştı. -Anlıyorum ama...

...gerçekten içeri alamam. Dolu şu anda doğumhane.

Burcu Hanım, yardımcı olur musunuz?

En yakın hastaneye götürsünler ambulansla.

-(Erkek) Ama ya yolda doğurursa? -Hiçbir şey olmaz. Gayet güvende olur.

Ambulans güvenli bir yer. Buyurun lütfen. Burcu Hanım.

Tamam. Buyurun, ben size eşlik edeyim asansöre kadar.

(İpek) Allah Allah!

(İpek) Ben salgın var diyorum, hastaneye doğuma gönderiyorlar.

(Müzik...)

(...)

(...)

(Müzik)

Doktor Bey! Doktor Bey, durumları nasıl?

Henüz bilmiyorum.

Bir dakika, nasıl bilmiyoruz? Ne biçim iş bu?

Beyefendi, endişelenmeyin, sakin olun.

Araştırıyoruz zaten. En kısa sürede biz--

Madem bilmiyorsunuz, benim kızımı niye aldınız içeri?

-Bırakın, ben bakacağım. -Olmaz! Olmaz, lütfen!

Bakın, bebeklerin yanına giriş çıkışlar yasak. Daha önce de söylenmişti bu size.

Ama o orada nasıl yapsın tek başına? Çok küçük, bebek o daha.

-Çekilin, ben bakacağım. -(Doktor) Sakin olun hanımefendi.

Salgının nedenini tam olarak anlayana kadar...

...bebeklerin yanına kimseyi sokamayız. -Ben kimse miyim?

Ben annesiyim onun. O daha el kadar. Onun benim sütüme...

...sıcaklığıma, kokuma ihtiyacı var. Ben...

...ben girmek istiyorum. -(Doktor) Bakın, biliyorum...

...sizi çok iyi anlıyorum. Ben de çok üzgünüm, inanın. Ama...

...biraz daha sabretmeniz gerek. Olur mu?

Dur, dur! Gel.

Sakin ol, bu kadar harap etme kendini. Gel.

Gel şöyle otur, gel.

Gel, gel, ağlama, gel. Otur şuraya.

Hadi otur. Kıyamam.

Sakin ol, sakin ol.

-(Ertan) Al canım. -Sağ ol abi.

(Kadın) İç hadi.

-Gaye ben bu arada. -Seda ben de.

Sedacığım, bu kadar ağlayıp üzme kendini, olur mu?

Onlar iyi olsunlar diye orada tutuyorlar.

Sen bir şeye ihtiyacın olursa bize gel.

Sağ ol abla.

Senin yüzün de çok soluk.

Odana gidip biraz dinlenmek ister misin?

(Müzik)

Evet. Üç hasta bebek...

...diğeri de ilk bulguları göstermeye başladı.

-(Ateş) Neydi adı? -Ayşegül.

Ayşegül.

(Höpürdetiyor)

Bütün kadın doğum ve iki tane doğumhane kapatıldı.

Bütün hastaneye uyarı geçildi. Karantinaya alındı.

(İpek) Bütün doktorlar ve çalışanların haberi var her şeyden.

Ama şu anda hastalara söylemiyoruz çünkü panik çıkmasın.

Evet, şimdi bebeklerin durumu nedir?

Ateşleri sürekli yükseliyor.

(Mehmet Ali) Kan basınçları düşüyor, tansiyonları çok düşük.

Böyle devam ederse dayanamazlar.

Bebekleri çok kısa bir süre içinde kaybederiz.

Peki, nereden yayılıyor olabilir bu?

İki farklı doğumhane, dört farklı kuvözümüz var.

Bebeklerden ilk ikisi tamam.

Ama üçüncü ve dördüncü bebek tamamen başka doğumhanede doğdular.

Yani personelleri ayrı, ekipmanları ayrı. Her şey farklı.

Tamam da ortak bir noktaları olması gerekiyor, öyle değil mi?

Evet.

Yoksa buna bir salgın değil, tesadüf derdik. Öyle değil mi?

Ben öğrencilerden bir ekip kurdum.

(İpek) Şu anda köşe bucak bütün hastaneyi araştırıyorlar...

...ve örnek topluyorlar. Sizden de haber bekliyorum.

Bu arada herkes ağzını kapalı tutacak.

Basına en ufak bir şey sızmasını istemiyorum.

Çünkü şu anda bununla uğraşamam.

Ciddi ciddi bütün hastaneden örnek mi toplayacaklar?

Lavabolar, ne bileyim, giderler, klimalar.

(Mehmet Ali gülüyor)

Bayağı samanlıkta iğne aramak gibi bir şey bu.

En azından o zaman samanlıkta ne aradığımızı biliyor olurduk.

O zaman niye izin verdiniz gitmesine?

Çünkü hastane de onun bebeği. Ve bebeği hasta.

Ve bütün anneler gibi bebeği hasta olunca mantıklı düşünemiyor.

(Ateş) O zaman bırakalım, uğraşsın. Kendisini daha iyi hisseder.

Biz de işimize bakarız.

Evet...

...olay yeri inceleme. Dökülün bakalım.

Gelsin, yollayın. Yakalayalım şu zanlıyı.

Parazit?

Parazit.

Hayır, olmaz. Çok hızlı yayılıyor.

(Ateş) Başka?

Virüs?

(Ateş) Virüs.

(Ateş) Evet?

Bebeklerin hepsi çok hasta olmalarına rağmen...

...kan tahlillerinde lenfositoza rastlanmadı.

(Mehmet Ali) Aynı zamanda ribavirin ve asiklovire cevap vermediler.

Ki zaten başka bir virüsse bu kadar kısa zamanda bulmamız...

...mümkün değil. -Bu da bizi...

...bakteriyel...

...enfeksiyona götürür.

Geniş spektrumlu antibiyotiklere cevap vermiyor.

Demek ki dirençli bir tanesiyle karşı karşıyayız.

Nedir olağan şüpheliler?

MRSA. Hastanede her zaman olağan şüpheli MRSA'dır.

MRSA. Başka?

Belki kontamine su veya gıdaya karışmıştır.

Pseudomonas olabilir.

(Ateş) Pseudomonas. Başka?

Vankomisine dirençli enterokok olabilir mi?

Hemofilus influenza?

Hemofilus influenza.

(Ateş) Evet?

Bütün ağır topları saydınız. Başka?

(Müzik)

Bunların kültürde üremeleri bile en az 48 saat sürer.

(Ateş) Bu da bizim için çok geç olabilir.

Ne yapıyoruz o zaman? Aksiyon!

Vankomisine ile başlayalım. O MRSA'nın icabına bakar.

Diğerlerini de aztreonam halleder.

Ayrıca gizli bir enfeksiyon ve apse var mı diye de MR çekelim.

Önemli, önemsiz ne varsa, ne bulursanız bana haber veriyorsunuz. Tamam?

Hadi bakalım, tempo, tempo!

(Bebekler ağlıyor) (Müzik...)

(...)

Merhaba.

Merhaba.

Emre ben. Bebeğinizle ilgilenen doktorlardan biriyim.

Durumu nasıl?

Geçtiğimiz bir saat boyunca ateş sabit kaldı.

(Emre) Şimdi tekrar kontrollerini yapmaya gireceğim.

İzninizle.

Başaramayacağız, değil mi?

Efendim?

Ertan’la ben, yani kocamla...

...neredeyse ayrılıyorduk, Efe doğmasaydı.

Birkaç sene önce karşı komşumuzun kızı...

...bir trafik kazasında hayatını kaybetti.

Ölümünden dört ay sonra annesiyle babası boşandılar.

Böyle oluyor, değil mi?

Çocuk olmayınca.

Yani ben hastaların hastaneden çıkınca başlarına ne geldiğini bilemem. Ama...

...kendinizi şartlamayın.

Her ilişki, her evlilik...

...farklıdır herhâlde.

(Müzik)

İzninizle.

(Bebekler ağlıyor) (Müzik...)

(...)

Hah! Gel.

Günün kahramanı geldi.

(Orhan) Evet, hadi söyle. Başla, yağdır.

Ben size salgın olduğunu söylemiştim, siz beni dinlemediniz.

(Orhan) Demeyecek misin bunları?

Allah Allah! Hayret! Neden?

Şu salgının nedenini bir bulalım da.

O zaman kakacağım kafanıza diyorsun?

Hişt!

Düzeldi mi durumlar yengeyle?

Yok, yok. Yapma, yapma.

Üst baş, hâl, tavır değişmiş. Saçlar kesilmiş, sıhhatler olsun.

-Var mı değişiklikler? -Yapma ya, hiç yapma. Sarma bana.

Sana ne benim üstümden başımdan?

Düzeldi mi düzelmedi mi?

Kötü değildi ki düzelsin.

Niye bu saatte buradasın o zaman?

-Karantina var. -Varsa var.

Gereken her şey yapıldı. Boşaltıldı her yer.

Acil bir şey olursa? Olmaz.

İçim rahat etmez benim. Ben buradayım, sen git.

Sen gitsene gerçekten ya.

İyi.

(Ateş) Kolay gelsin.

(Kapı kapandı)

(Müzik)

Hocam, hocam! Hocam, kurban olduğum.

(Mediha) Ay, hocam, zor yetiştim sana.

-Kime baktınız? -Sana baktım.

-Bana? -Tabii. Sen bugün o sabilerin...

...teşhisini koyan Hekimoğlu değil misin?

(Mediha) Bugün kurtardığın o sabinin babaannesiyim ben.

Yeni geldim memleketten.

Senden başka da kimse anlamamış hasta olduklarını.

Dedim, bir gidip diyeyim ona, Allah senden razı olsun.

-Araştırıyoruz hâlâ. -Oy, kurban olduğum.

O hastalığı gören, onun şifasını da görecek.

Ben anladım seni. Senin gözünden bir şey kaçmaz.

(Mediha) Maşallah, gözlerin çakmak çakmak bakıyor.

İnşallah o sabilerin hepsini sen kurtarırsın.

-Oy, kurban olayım sana hocam. -Eyvallah.

(Müzik)

(Restoran ortam sesi)

-Eyvallah. -Zeynep.

Ben yemeyeceğim. Sağ ol.

Al işte, başladık yine ha?

Küçücük bebekler orada öyle yatarken boğazımdan geçmiyor.

-(Zeynep) Kusura bakma. -Tamam Zeynepciğim, yeme.

Hatta bugün hiç yemek yeme. Sen de hasta ol, tamam mı?

Böyle bir şey olabilir mi?

Tamam, gitme kızın üstüne. İstemiyor işte.

(Restoran ortam sesi)

Ben bu hâldeyken aileleri nasıldır acaba kim bilir?

Zor bir şey. Yani...

...Allah yardımcıları olsun.

(Müzik)

Dokuz ay bekliyorsun bebeğini.

Kucağına alabilmek için.

Üff!

(Zeynep) Hayaller kuruyorsun, sabrediyorsun.

Sonra nihayet o gün geliyor.

Kavuşuyorsun.

Bu sefer de onu sana vermiyorlar.

(Zeynep) Daha da bekleyeceksin diyorlar.

Bebeğine kavuşmak için, onu öpmek, koklamak için bekleyeceksin.

(Müzik)

(Telefon çalıyor)

Efendim? Yok, gerek yok.

Geliyoruz şimdi. Tamam.

MR hazırmış. Mehmet Ali, istersen sen geç, biz bebekleri alıp gelelim.

(Müzik...)

(...)

(...)

(Müzik...)

(Gitar çalıyor...)

(...)

(Kapı vuruldu)

(Kapı vuruldu)

(Sessizlik)

Ne haber?

(Orhan) Ne yapıyorsun? (Kapı kapandı)

Sana acayip bir baklava getirdim.

Baklava? Bu saatte?

Evet, ne var? Saati mi var baklavanın? Gel.

(Orhan) Acayip bir şey bu.

(Ateş) Doktor?

-Ne oluyor? -Ne ne oluyor?

-Anlat. -Ne anlatacağım ya?

Tatlı getirdim işte. Hadi sen çatal getir. Dur, ben getireyim.

Ya biz dün...

...Aslı'yla yiyorduk.

Dedim ki Ateş de çok sever bunu. Aslı dedi ki...

...o zaman ona da götür.

Ben de tamam dedim, getirdim işte.

Tatlı yiyelim, tatlı konuşalım diyorsun, öyle mi?

Evet.

-İyi, hadi. -Hadi.

(Orhan) Üff!

(Bebekler ağlıyor) (Müzik...)

(...)

(...)

Hazırsak başlayalım.

(Müzik...)

(...)

Sen ne diyorsun şimdi? Ya pseudomonas ya MRSA mı?

Sen?

Sen ne diyorsun?

Ben bilemiyorum ya.

Yalnız İpek fena durumda.

Eğer salgının sebebini bulmazsak kafayı yiyebilir.

Biliyorum.

Keşke Aslı da gelseydi.

-Niye getirmedin yengemi? -Onun işi var ya. Gelemedi.

Merak etmesin seni.

Yok canım, biliyor burada olduğumu. Niye merak etsin?

(Telefon çalıyor) Çay koyayım mı ben?

(Telefon çalıyor) Dur, ben bir çay koyayım.

-Efendim Zeynep? -(Orhan) Hah!

İyi, tamam. Ailelere de haber verin, olur mu?

-Ne diyor? -MR'dan bir şey çıkmamış.

(Orhan) Olsun, bulursun sen. Ne yaparsın yaparsın, bir şey bulursun.

Ne yapıyorsun sen içeride doktor?

(Orhan) Çay koyuyorum.

(Müzik)

(Zeynep) Merhaba.

Nasıl oldu Doktor Hanım? Belli oldu mu sonuçlar?

Sonuçları aldık ama ne yazık ki bir şey çıkmadı.

Ne yazık ki derken? Bir şey yok mu yani?

Henüz bilmiyoruz.

Peki, şimdi ne olacak?

Elimizdeki en iyi antibiyotikleri vereceğiz ikisine de.

(Zeynep) Ve durumu takip ediyor olacağız.

Onlar savaşmaya, biz de elimizden gelenin en iyisini...

...yapıyor olmaya devam edeceğiz.

Doktor Hanım kızım, benim torunum ne kadar hastadır?

Neyi var benim torunumun?

Ee, Eda'nın ateşi 39.7

(Zeynep) Tansiyonu 6'ya 4 Efe'nin de...

...ateşi 39.2 Onun da tansiyonu 6'ya 4

Ee, ne oluyor yani böyle olunca?

Bakın, bu değerler ateşli bir hastada tansiyonu hafif düşük demek.

Kalbin kan dolaşımını sağlaması gerekir.

Eğer kalp, kan dolaşımını sağlamazsa böbrekler, karaciğer ve beyin...

...yeteri kadar oksijen alamaz. Şu anki durum bu.

Ama ikisinin de durumu stabil.

Bir gelişme olursa biz sizi hemen haberdar edeceğiz.

Hadi Zeynep.

Ben bir şey sorabilir miyim?

Ben geçen ay grip geçirmiştim.

Hastaneye geldiğimde de bunu söyledim zaten.

Hayatım, bunun seninle bir ilgisi yok.

(Gaye) Hayatım, bir saniye.

Diyorum ki hani ben hastalığımı Efe'ye, ondan da diğer çocuklara...

...geçirmiş olabilir miyim acaba?

(Zeynep) Bebeğiniz doğduğunda sağlıklıydı.

Enfeksiyonu sonradan kaptı.

Yani eşiniz haklı, bunun sizinle bir ilgisi yok.

(Zeynep) Kendinizi suçlamayın lütfen.

Aynı durum diğer bebekler için de geçerli.

Yani böyle diyorsunuz ama nasıl hastalandığını da bilmiyorsunuz, öyle mi?

Beyefendi, elimizden geleni yapıyoruz.

Bir gelişme olursa da anında size haber vereceğiz. Biraz sabırlı olun.

Hadi Zeynep.

Dur, tamam hayatım, tamam.

Dünyanın en standart sorusuna cevap veremedin, farkındasın değil mi?

Kadın çocuğum ne kadar hasta diye soruyor ve sen susuyorsun.

Ne susması? Sordukları her şeye cevap verdim.

Neye cevap verdin? Eveleyip geveliyorsun Zeynep.

Yok tansiyonmuş, ateşmiş.

Onların bilmek istediği şey bu değil.

Onların bilmek istediği gelecekte ne olacağı.

Bunu da onlara ben söyleyemem, değil mi Mehmet Ali?

Çünkü sihirli kürem yok.

Evet ama bunca yıllık tıbbi eğitimin var. Onu kullanmayı deneyebilirsin.

Zeynep.

Bak, ailelere kötü haber vermenin zor olduğunu biliyorum.

-Duymak kadar değil. -Ne?

Duymak kadar zor değil diyorum.

Ne alakası var şimdi benim söylediğim şeyle, ben anlamadım?

Ona bakarsan en zoru da ölmek. Ne alakası var?

Ölmek birinin ölümünü izlemekten çok daha kolay.

İnan bana.

(Müzik)

Bir dakika. Yok, yok öyle, yok. Bir daha, lütfen.

Zar tutuyorsun, görüyorum. Yapma şunu.

-Tutmadan nasıl atacağım? -Hadi, hadi oyna.

Allah!

Bir bir.

Aman!

Al bunu, düğme yaparsın.

Ben oynamıyorum. Sen zar tutuyorsun.

Yeter, tamam. Bu ne ya?

(Orhan) Allah Allah!

(Müzik)

Bir şey söyleyeceğim.

Sen bana bir eşofman versene.

Burada mı kalacaksın?

Şurada yatarım.

İyi.

(Ateş) Peki.

(Gök gürlüyor)

Elli defa söyledim sana çıkarken oyalanma diye, kaç oldu saat!

O zaman erkenden kalkıp gitseydin. Neyi bekledin?

Aa! Ateş Bey! Ateş Bey!

Aşkım, ne oluyor?

Merhaba Doktor Bey.

Yalnız ben şu anda çalışmıyorum.

Bak aşkım, zaten çalışmıyormuş. Meşgul etmeyelim.

Rahatsız etmeyelim hiç.

Eşim.

Geçmiş olsun.

Ben sizi şey için rahatsız ettim.

Hani geçen gün kanımda enfeksiyon olabileceğini söylemiştiniz.

Yok, ne enfeksiyonu?

Evet. Aa! Galiba unuttunuz.

Hani kanınızda enfeksiyon olabilir dediniz.

Kan tahlili yaptıralım, hatta kocanızı da getirseniz dediniz.

Ona da mı baksak dediniz. Hani kan tahlili dediniz.

Ha!

Kusura bakmayın, o kadar yoğun ki bu aralar.

Geçenlerde de doğum kontrolünün nasıl yapılacağını bilmeyen...

...şuursuzun biri geldi de sizi onunla karıştırdım.

Aşkım, ne enfeksiyonu? Bende enfeksiyon falan yok ki.

Ben turp gibiyim, sağlıklıyım. Hiçbir şeyim yok.

Yok, yok. Siz yine yarın sabah kliniği arayın da bir kan tahlili ayarlayalım...

...neme lazım. -Teşekkür ediyorum.

Çok teşekkür ediyorum hocam.

Geçmiş olsun.

Aşkım, ateşim yok, hâlsiz değilim. Niye test yaptırıyoruz ki?

Yahu yaptıralım. Kafamız rahat etsin. Hadi gel.

Evet Aysel Hemşire, Ateş Hekimoğlu mesaiye başlıyor.

İpek Hanım sorarsa sabahın köründe buradaydı dersin, tamam mı?

Hadi gelsin bakalım.

Benim mi bunlar?

Annenler hâlâ gelmedi herhâlde.

Aslında hepsi benim suçum.

Kız arkadaşınla ders mi çalışıyordun yine?

Yok.

Geçen hafta bir sihirbazlık numarası göstermişim kardeşime.

Şu burundan para çıkarma.

Sonra ne bulduysa burnuna sokmaya başladı, öyle mi?

Evet.

Bakalım ne çıkacak şimdi kardeşinin burnundan?

-Görelim. -Geliyor bak.

-Ne yapacağını artık biliyorsun. -Tamam.

Sıkıca tut bakalım kardeşini.

Tut, tut, tut. Tut bakalım kafasını.

(Müzik)

Evet.

İtfaiyeci.

Annenler ne zaman geliyor?

Yarın akşam.

Akşam.

Annenler gelene kadar kardeşinin burnuna girebilecek büyüklükte...

...bir şey bırakma ortalıkta, olur mu?

Tamam.

Bunu yapabilirsin değil mi?

-Yaparım. -Anneannen falan yok mu senin?

Onlar Ankara'da yaşıyorlar.

İyi bakalım.

Hadi, annenler gelene kadar abine iyi bak, tamam mı?

Teşekkürler.

Güle güle.

(Müzik)

Kolay gelsin. Nasıl gidiyor?

Bilmiyorum, işte bir şekilde gidiyor.

Havalandırmaları kontrol ediyoruz şimdi.

Havadan bulaşıyor olabilir diye düşünüyorum.

Biri lavaboya bakabilir mi acaba? Herke aynı yerde toplanmış.

-Ne oldu, bir haber var mı? -Yok İpek Hanım.

-Kaç kişi örnek topluyor şu an? -Çok, çok kişi topluyor.

Ne yapacaklardı, gelip bebek doğurtacak hâlleri yok ya bunların.

Hih! Boş bunlar!

İnanamıyorum! Tabii ki salgın olacaktır. Personel elini temizleyemedikten sonra.

İki iki, dört!

(Hapşırma sesi)

Gel bakayım buraya.

-Masken nerede? -Unutmuşum hocam. Kusura bakmayın.

Unutmuşum hocam, kusura bakmayın mı?

(İpek) Hastane salgından kırılıyor. Sen örneğin üstüne mi hapşırıyorsun?

(İpek) Ver şunu! Git kendine maske bul!

İpekciğim, ben kaçıyorum. Görüşürüz, kolay gelsin.

(İpek) Tamam. Eldivenin nerede?

Sallama! Tak, tak! Sallama!

(Müzik)

Evet, nedir şikâyet? Biraz hızlı olalım. Çünkü bugün biraz yoğunum.

Evet?

Doktor Bey, geçen hafta benim mukusumun rengi sarıydı...

...ben onun için geldim.

-Anlamadım? -Mukusumun rengi.

-Sümük? -Sarıydı.

"Dı", dili geçmiş zaman. Yani geçen hafta?

Evet.

Ben size daha iyi anlatabilmek için şunu getirdim.

İşte, tam bu renkti.

Sümük?

Altın sarısı?

Geçen hafta böyleydi.

Sizce endişelenmem gereken bir durum var mı?

Vallahi var.

-Gerçekten mi? -Gerçekten.

Şimdi kendimi daha iyi hissediyorum ama.

Geçen hafta...

...altın sarısı sümükle dolaştınız, bu hafta geçince doktora geldiniz.

Şimdi siz bana bir anlatın önce, olur mu?

Direkt sadede gelelim. Çünkü dediğim gibi, bugün yoğunum.

Hiç kibar değilsiniz ama Doktor Bey.

Siz de işinizde pek iyi değilsiniz galiba.

Ne?

Ne alakası var ki şimdi bunun?

İşten çıkartıyorlar, değil mi?

Gözlere baktırdın, yeni gözlüğü aldın.

Dişler bembeyaz yapıldı. Eksikler, gedikler tamamlandı.

İşten çıkartılmadan şu şirket sigortasından...

...nasıl faydalansam diye tilkiler kafada, ha?

Giderayak sağlık sigortasını vakumlayayım.

Nereden biliyorsunuz?

-Belki ben istifa ediyorum. -Hayır.

O zaman geçen hafta altın sümükle dolaşırken gelirdiniz.

Çok net, kovuldunuz.

İyi ki de kovuluyorum.

Zaten patronumdan nefret ediyorum.

-Niye? -Bana kafayı taktı.

Resmen 'mobbing' uyguluyor.

Sabahtan akşama kadar bağırıyor, çağırıyor, emirler yağdırıyor.

Çok yoruldum.

O zaman haftaya size şöyle güzel bir check-up ayarlayalım, olur mu?

'Full' paket, böyle her şeye bakmalı falan.

-Gerçekten mi? -Gerçekten.

Çıkarken randevu alın. Asistanım her şeyi ayarlayacak.

Tamam mı?

Öyle emir yağdıran patronlardan ben de çok nefret ederim.

(Muzo) Memleketten geliyor. Halis Çam Balı.

(Muzo) Ama bu aralar getirtemiyorum.

(Muzo) Niye?

(Muzo) Çünkü memleketten otobüs gelmiyor.

(Muzo) Gelse getirteceğim.

Sen merak etme, benim aklımda. Rahat ol.

Ama tabii bu aralar da niye gelemiyor, ben de bilmiyorum.

(Ateş ıslık çalıyor) İstanbul'a gelen yok. Niye gelen yok?

Köyde birkaç fazla iş daha var. Tabii o--

Kardeşim, ben sana sonra geri döneceğim, tamam mı? Hadi bakalım.

(Müzik)

Aysel Hemşire'ye görünmeden geçeceğiz buradan, tamam mı?

Tamam hocam.

(Müzik)

Bas gaza.

Bas.

Geceki hastaları kontrol ettiniz, değil mi?

Bu ne yahu?

Ya sabır.

(Müzik)

Günaydın gençler.

Keyfiniz yerinde bakıyorum.

Evet.

Verin bakalım havadisleri.

İki bebeğin de böbrekleri iflasın eşiğinde.

İdrar sonucundan da bir şey çıkmadı.

Antibiyotikler böbrek yetmezliğine yol açtı.

Hocam, nefrolog olan sizsiniz.

(Mehmet Ali) Hangi antibiyotiği keselim?

(Emre) İkisi de sebep olabilir.

(Emre) Hangisinin olduğunu bilmenin bir yolu yok.

Anlamak için bir test de yok.

Evet ama antibiyotiği kesemeyiz.

Bu sefer de enfeksiyondan ölürler.

(Zeynep) Kesmezsek de böbrek yetmezliğinden ölecekler.

O zaman elimizden gelen en iyi tahminleri yapalım...

...ve böbrek yetmezliğine hangi ilaç sebep oluyor, onu bulalım.

Daha önce de söylediğim gibi, hastanede şüpheli hep aynıdır.

(Mehmet Ali) MRSA. Bence kesmemiz gereken şey aztreonam.

(Zeynep) Hayır. Bence sorumlu pseudomonas.

(Zeynep) Vankomisini kesmeliyiz.

Siz ne diyorsunuz hocam?

Hangisini keselim hocam?

Bebeklerden birinden vankomisini, diğerinden aztreonamı kesin.

Nasıl yani, ben anlamadım?

Yani ikisinden de ayrı antibiyotikleri mi keselim?

Yani aynı hastalığa iki ayrı tedavi mi uygulayalım diyorsunuz hocam?

Enfeksiyona neyin sebep olduğunu anlamamız lazım.

(Mehmet Ali) Hocam...

...böyle bir şey yapamayız.

Elimizde dört tane hasta bebek var.

Kim bilir kaç tane daha henüz belirti göstermeyen...

...hasta bebek var, biliyor musun?

Biliyorum. Ama bu iki bebek de bizim sorumluluğumuzda.

Bu iki bebek farklı tedavilere farklı tepki gösterirse...

...diğerlerini de nasıl kurtarabileceğimizi anlarız...

...yolumuz açılır.

Yani biz iki bebekten birini rastgele ölüme mahkûm edelim.

Onu mu diyorsunuz?

Kurtarabileceklerimizi kurtaralım diyorum.

Dediğimi yapın.

(Müzik)

Arkadaşlar, bu çok büyük bir saçmalık, farkındasınız değil mi?

Bir şey söylemeyecek misiniz, gene mi susacaksınız, ben anlamadım?

Bebeklerden birini kurtarırken...

...diğerinin hayatını tehlikeye atmaktan bahsediyoruz.

Elimizdeki en iyi seçenek bu.

Arkadaşlar, bebeklerden biri ölebilir. Farkında mısınız?

Ama diğerleri de kurtulabilir Mehmet Ali.

(Müzik)

(Hüzünlü müzik...)

(...)

(...)

(Hüzünlü müzik...)

(...)

(...)

(Hüzünlü müzik)

(Kapı vuruluyor)

Mehmet Ali, ne oldu?

-Biraz konuşabilir miyiz? -Ne hakkında konuşacağız?

-Hekimoğlu. -Tabii tabii, gelsene.

(Gerilim müziği)

Evet, ne oldu?

Ee, Ateş Hoca...

Ateş Hoca hastaneyi çok zor duruma düşürecek bir şey yapmak üzere.

Seni dinliyorum.

(Gerilim müziği...)

(...)

(...)

Avukatlar falan, durum ciddi galiba.

Bayağı ciddi.

Hangisi ispiyonlandı?

-Zeynep mi? -Mehmet Ali.

Dolapdere!

-Racona ters ama. -(İpek) Ateş.

Şimdi sen iki ayrı bebeğe iki ayrı tedavi mi uygulayacaksın?

Evet.

(İpek) Peki, nasıl olacak?

Sonuca bakarak mı bunu öğreneceksin, şans eseri?

Sen beni iyice kumarbaz belledin ha, iki kere bahis oynattık diye.

-Öyle demek istemiyorum. -Ne demek istiyorsun?

Ben elimdeki en iyi tedaviyi uygulamaktan bahsediyorum.

Yazı tura atmaktan değil.

Aileler dava açabilir.

Hatta meslekten menedilebilirsin.

Benim için fark etmez.

Senin için niye bu kadar önemli?

Vallahi benim için hiç fark etmez.

Hatta bu kararından dolayı seni alkışlayabilirim de.

Ama meslekten menedilirken hastaneyi de beraberinde...

...yokuş aşağı götürmeni göze alamayız.

Evet.

Ne istiyorsun benden?

Bırak da işimi yapayım.

İstediğim şey çok basit.

Sadece makul, tıbbi bir gerekçe sun.

Yani de ki; şu şu sebepten şu bebek bu ilacı almalı...

...şu bebek bu ilacı almamalı. Olmaz mı?

-Olmaz. -Mükemmel bir şey olmasına gerek yok.

Sadece meşru bir tıbbi gerekçe, bu kadar.

Yalan söyleyeyim yani, öyle mi?

Ateş, bebekler üzerinde klinik çalışma yapamazsın.

Doktoruz biz, her zaman klinik çalışma yaparız.

Ama bebekler üzerinde değil, yetişkinler üzerinde yaparız.

Ve onların da rızasını alarak.

Biz de o zaman ailelerin rızasını alırız.

Tam olarak bilgilendirmeden rızasını alamayız.

Diğer bebeğin farklı bir yöntemle tedavi olacağını bilmeleri gerekiyor.

İki tane daha bebek hastalandı. Hangisi daha önemli?

Altı tane bebeğin ölmesi mi...

...yoksa lanet olası bir Onam Formu'nun imzalanması mı?

(İpek) Ateş! Ateş, lütfen!

(İpek) Lütfen!

Sen olmasan daha birçok bebek hastalanacaktı.

Ve yine sen olmasan iş işten geçmiş olacaktı.

Ve biz hiçbir şeyin farkına varamayacaktık.

(İpek) Benim şu anda sana güvenmeme gibi bir lüksüm yok.

Ne uygun görüyorsan onu yap.

Sadece bunu ailelerin de bilmesi gerekiyor.

(Gerilim müziği)

İpek Hanım'a şikâyet ettim diyorsun yani, öyle mi?

Şikâyet etmedim.

Sadece doğru bulmadığım bir şeyi kendisiyle paylaştım, o kadar.

(Kapı açıldı)

Hocam...

...şimdi ne yapıyoruz?

Dediğimi yapıyorsunuz.

Bebeklerden birine vankomisin, diğerine aztreonam vermeyi keseceksiniz.

(Ateş) Yalnız önce gidip, durumu anlatıp, ailelerden onay alın.

Siz ikiniz erkek bebeğin ailesine gidin. Sen de kız bebeğin ailesine git.

Durumu anlat, gerekli izinleri al.

İyi de hocam, nasıl söyleyeceğiz?

Bebeklerinin yaşamalarının şansa bağlı olduğunu mu söyleyeceğiz?

Ne diyeceğiz, nasıl söyleyeceğiz?

Bunun tek şansları olduğunu söyleyeceksiniz.

Hocam, ben de Zeynep’le gidebilirim aslında.

Yok, kendisi halleder.

(Müzik)

Hocam, İpek Hanım'la konuştum diye kızdıysanız...

Hayır, kızmadım.

Doğru olduğunu düşündüğün şeyi yaptın.

(Ateş) Yalnız tek bir sıkıntı var.

Yanlış olduğunu düşündüğün şeyin yerine koyacak bir fikrin yok.

Hadi, git şimdi işini yap.

Şu izni al.

(Müzik)

Oğlunuzun böbrekleri kötü durumda.

Bu yüzden de aztreonamı kesiyoruz.

Bebeğinizin böbrekleri iflas etmek üzere.

Bu yüzden vankomisini keseceğiz.

Peki, diğer ilaç?

Ona devam ediyoruz.

Peki, diğeri?

Diğer ilaç?

Ona devam edeceğiz. Diğer ilaca devam edeceğiz.

Peki, bunun nedeni ne?

Ne hasta ediyor kızımı? Neden iyileşmiyor hâlâ?

Büyük ihtimalle pseudomonas adlı bir mikrop bulaşmış.

Ona da aztreonamın etkili olacağını düşünüyoruz.

MRSA olduğundan şüpheleniyoruz.

Oldukça yaygın ve dirençli bir bakteri türü.

Peki, diğer bebek?

Efe?

Ona da aynı şeyi mi yapıyorsunuz?

Ondan da diğer antibiyotiği keseceğiz.

Nasıl yani? Neden?

Peki, bu ilaç iyileştirecek mi Efe'yi, ha?

Ya kestiğiniz diğer ilaçsa onu iyileştirecek olan?

Bakın, bebeklerin ikisi de hasta.

İki bebeğe de iki ayrı antibiyotik verip, sonucu takip edeceğiz.

Hangisinden daha çabuk sonuç alırsak, diğerini hemen ona geçireceğiz.

Yani biri iyileşirken...

...diğeri kötüleşebilir mi?

Ne yazık ki öyle.

Nasıl yani? Bir dakika!

Ben doğru anladım, değil mi?

Yani birinin iyileşmesi, diğerinin daha çok hastalanması mı demek?

Yani bu olacak bir şey değil. Bu çok korkunç bir şey.

Yani birine başka ilaç, birine başka ilaç verilir mi?

Bu saçmalık değil mi?

Ee...

Bakın.

Oğlunuz çok hasta.

(Mehmet Ali) Bunu aklınızdan çıkarmayın.

Bu yöntem, onu tedavi edebilir de etmeyebilir de.

(Mehmet Ali) Deneyip görmekten başka şansımız yok.

Eğer iki ilacı aynı anda verirsek...

...çocuğunuzu böbrek yetmezliğinden kaybederiz.

Çünkü çocuğunuzun böbreği tek antibiyotiği kaldıracak durumda.

Diğer bebeğe gelince, diğer bebekle sizin bebeğinizin şansı eşit.

Yani biri birinden daha şanslı ya da şanssız değil.

Ne yazık ki elimizdeki en iyi fikir bu.

Hatta tek fikir bu.

Ne kadar çabuk başlarsak o kadar çabuk sonuç alırız çünkü her geçen saniye...

...çocuğunuzun aleyhine işliyor.

İşlemlere başlayabilmemiz için...

...izin vermeniz gerekiyor.

(Duygusal müzik)

Hangi bebekte hangi ilacı keseceğinize neye göre karar veriyorsunuz?

Ben anlamıyorum.

(Duygusal müzik)

Biz bütün testleri yaptık, tahlilleri yaptık.

Her şey yolunda, lütfen merak etmeyin. Ben yalnızca sizden...

...işlemlere başlamamız için şurayı imzalamanızı isteyeceğim.

Sıkıntı yok.

İyileşecek mi?

Bu, bebeğime iyi gelecek mi?

(Zeynep) Bu yöntem 24 saat içinde etkisini gösterir.

(Duygusal müzik)

Teşekkür ederim.

Rica ederim.

Zeynep. Ne haber?

İyi misin?

Az önce bebeğin annesiyle ne konuştun tam olarak?

Durumu anlattım hocam.

Emin misin? Yani bu riski alan aileler biraz daha duygusal bir tepki verir de.

Ne söyledin ona?

-Hocam, durumu anlattım. -Zeynep.

Bu kadının bebeği ölüm riski taşıyor, sana sarılıp teşekkür etmesi normal mi?

(Orhan) Ne söyledin ona?

Zeynep, biz hastalarımıza bütün ihtimalleri söylemek zorundayız.

Yarın öbür gün bu kadın, bebeğimin ölüm ihtimali olduğunu...

...bana neden söylemediniz dememeli.

Hocam, tek önemli olan şey bu mu yani?

Yarın öbür gün bebekleri ölürse bizden hesap sormasınlar, gerisi kolay.

Hayır, önemli olan şey, bütün ihtimalleri bilmeleri.

Hocam, bu aklına gelir mi zannediyorsunuz?

Bunun farkına varır mı gerçekten?

Kadının zaten hayatı kayacak, hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.

Ben birazcık umut verdim, ne var bunda?

(Gerilim müziği)

Olmaz böyle.

Senin bu Zeynep'le konuşman lazım.

-Aldı mı izni? -Aldı ama nasıl aldı?

Her şeyi anlatması gerektiği gibi anlatmadan.

(Orhan) Valla bilemiyorum doktor.

Belki de bu kızın başka bir uzmanlık seçmesi gerekiyor ya da laboratuvar.

Olmadı, başaramıyor. Buradaki duygusal yükle baş edemiyor.

Nereye? Gidiyor musun?

Eve. Sen gitmiyor musun?

-Biz önce yemek yiyeceğiz Aslı'yla. -Ne yiyeceksiniz?

-Suşi. -Suşi.

Görüşürüz.

Suşi.

Hayır, niye? Sana ne ki?

Ne oldu, aldın mı izni Zeynep?

-Aldım. -Tamam, bitti gitti.

Geçmiş olsun.

Arkadaşlar, ne bu hâliniz?

Bu şekilde yüzde 50, yüzde 50 şansı var çocukların, farkında mısınız?

Sorun da bu zaten. Bir tane bebeği ölüme mahkûm etmek zorunda kalmak.

Diğer türlü ikisi de ölecek.

Sonra üçüncüsü, sonra dördüncüsü, bu böyle devam edecek Mehmet Ali.

(Emre) Hayır, böyle olsaydı daha mı iyi olacaktı?

Off!

Ben kahve alacağım, kadın doğumun orası açıktı. İstiyor musunuz?

Olur.

(Müzik)

Dayanamıyorum, artık bunları görmeye dayanamıyorum!

Gaye, ne yapıyorsun? Gaye, kendine gel!

-Bunları ne yapayım? At şunları! -Gaye! Gaye, kendine gel, tamam.

İstemiyorum!

-Gaye! Gaye-- -Bırak beni!

Çocuğumu istiyorum ben!

-Çocuğumu getirin! -Tamam, sakin ol.

Geçti.

(Bebek sesi)

Eda.

Kızım.

Annem, sen mi geldin?

Anne, uyan. Gördün mü, Eda'yı getirmişler.

(Seda) Eda?

Kızım? Anne, kızım yok.

Anne, Eda yok. Bebeğim yok!

Kızım!

-Seda, aşkım, iyi misin? -Yusuf?

-Gerçek mi bu? -Evet aşkım, geldim.

(Duygusal müzik...)

(...)

Sana da aldım.

-Seda'nın kocası gelmiş askerden. -(Emre) Hadi ya.

İyi bari, sevinmiştir biraz kızcağız.

Yalnız onların bebekleri de ne kadar tatlı, değil mi?

Böyle boncuk boncuk bakıyor, çok güzel.

Yalnız Zeynep, bence sen de çok güzeldin bebekken.

-Nasıl? -Yani ben güzeldim mesela.

Sen Mehmet Ali?

Arkadaşlar, bir muhabbet, bir sohbet, bir şey açmaya çalışıyorum, lütfen.

Hah, işte abi. Aranan kan bulundu.

Anasının yavrusu, kolay gelebildin mi?

-Geldim anacığım, sağ olasın. -Hâlâ inanamıyorum geldiğine.

Komutandan rica ettim, sağ olsun bana birkaç gün izin verdi.

Allah ondan da razı olsun.

Seda, kızım nasıl? Yani onu ne zaman görebilirmişim?

Bilmiyorum ki. Doktorlar durumu aynı dediler.

Hiç kimseyi yanına sokmuyorlar.

Ya, en azından bir kez yavrumu görseydim.

Ne bileyim, kokusunu falan içime çekseydim.

Yok Yusuf, kimseyi yanına almıyorlar ki. Dokunmak zaten yasak.

Ben de kahroluyorum burada.

Hah, iyice, evet, diplere doğru, köşelere köşelere.

(İpek) Güzel.

-İpek, kolay gelsin. -Hah.

Ne yaptınız, buldunuz mu bir şey?

Yok. Yani şu zavallı damlatan lavabonun altında böyle bir mama bulduk.

Musluk suyu kontaminasyonu mu diyorsun?

Bak bu pseudomonas enfeksiyonunu da destekliyor.

Maalesef. Başta biz de öyle zannetmiştik ama böyle uzun çalışmaların sonucunda...

...bu mamayı kimsenin yemediğini fark ettik.

Ama ben bu mamayı buraya koyanı bir bulabilirsem eğer...

...ne yapacağımı çok iyi biliyorum. -Tamam, sakin ol.

-Ben sakinim zaten. -Ben de olmaya çalışıyorum.

Çocuğum, buraya gel.

-Gel buraya. -Hocam, valla bir daha unutmayacağım.

Yok, gel buraya. Unutmayacaksın, biliyorum ben seni.

Unutmayacaksın. Bundan sonra unutman zaten imkânsız, tamam mı canım?

(İpek) Ben şimdi sana bunu nasıl kullanacağını anlatacağım.

Bunu böyle takıyorsun. Nerelerde takıyorsun?

Böyle eve giderken, uyurken, hatta duş alırken bile takıyorsun.

Tamam mı? Tamam. Hadi güzelce çalış.

İpek, ben gidiyorum.

-İnanıyorum, bulacağız ama sakin sakin. -Tamam.

-(Orhan) Tamam, hadi kolay gelsin. -Bulacağız.

-Günaydın. -Günaydın.

-Ayağın mı ağrıyor? -Sağlam ayak.

O zaman indirir misin ayağını?

Gelmedin dün gece. Nasıl geçti yemek?

İyi, gayet iyi.

-Ee? -Ne ee?

Yemek yedik, evimize gittik. Yapma şunu.

Peki o zaman.

Görüşürüz.

(Mırıldanıyor)

Evet, gönderin gelsin günün ilk şanslı hastası.

-Şaka mı? -Hocam, valla ben de anlamadım.

(Müzik)

Çocuğu alsak mı artık senin elinden, ha ne dersin?

Bu akşam annemler geliyor hocam, merak etmeyin.

İyi, şükürler olsun. Her zamankinden mi?

Bu sefer bir saniye bile gözümün önünden ayırmadım...

...yani ne ara ne yaptı hiç bilmiyorum hocam.

Kesin öyledir. Evet, biliyorsun prosedürü.

Başlayalım bakalım. Sıkıca tutuyorsun kardeşini.

(Bebek ağlıyor)

(Ateş) Hadi bakalım.

(Bebek ağlıyor) Pişt, uslu dur bakayım.

Hocam, kardeşim biraz, sizi anlayacak kadar akıllı değil.

Sana çektiyse kesin öyledir. Genetik yadsınamaz. Tut bakalım.

(Bebek ağlıyor)

Tut.

İtfaiye arabası.

(Müzik)

Aslında bence kardeşin senden daha zeki, biliyor musun?

Anlamadım hocam.

Şaşırmadım anlamamana.

Her zaman bu aleti kullanmak istemişimdir.

Hocam, o nedir?

Evet.

Hadi bakalım.

Sıkıca tutuyorsun.

Bakalım ne çıkacak.

(Bebek ağlıyor)

Gel pisi pisi pisi, kedi.

Pisi pisi pisi.

(Kedi taklidi yapıyor)

Cingöze bak be. Kardeş olduğunuza emin misin?

Eminim hocam.

Maşallah, kardeşin cin gibi. Ha?

Polis, itfaiyeci, itfaiye arabası, kedi.

Kediyi kurtarmak için peşine ekipler yollamış, kapiş?

Yok, abin anlamadı. Ama boş ver, sen beni anladın.

Geliyor değil mi bu akşam annenler?

-Geliyorlar hocam. -İyi.

-(Ateş) İyi, hadi bakalım. -Teşekkürler.

(Müzik)

Pisi pisi pisi...

(Müzik...)

(...)

(...)

Ne üzücü. Öyle uzaktan bakabiliyorlar bebeklerine.

(Zeynep) Dokunamıyorlar.

(Müzik)

Merhaba. Sizden bir şey rica edebilir miyim?

(İkisi birden) Tabii ki.

Hemşireler bebeklerin çarşaflarını değiştirirken...

...onları birinin tutması gerekiyor da sizden rica etsem olur mu?

-Tabii ki. -Seve seve.

Tamam, ben size kıyafet ayarlayayım o zaman. Benimle gelebilirsiniz.

Çok sağ olun.

Doktor Bey, aradıkları gibi koşa koşa geldim. Çıktı mı sonuç?

Çıktı.

Enfeksiyonu kocanızdan kapmışsınız.

Allah'ıma şükürler olsun!

Allah sizden razı olsun Doktor Bey!

Ay! Oh be oh, anne oluyorum! Vay anasını!

Ayy! Ama ben size hediye almayı unuttum, tüh!

Bir dahaki sefere.

(Kapı kapandı)

(Müzik)

(Emre) Aileler geliyor.

(Müzik...)

(...)

(...)

(Müzik...)

(...)

(Makineler uyarı veriyor)

(Mehmet Ali) Zeynep, aileleri dışarı çıkar.

(Zeynep) Dışarı çıkın, lütfen.

(Mehmet Ali) Nabız 5'e düştü, çabuk! Dışarı, dışarı, dışarı!

(Üst üste bağrışmalar)

(Makineler uyarı veriyor) (Bebekler ağlıyor)

(Mehmet Ali) Perdeleri kapat!

(Makineler uyarı veriyor) (Bebekler ağlıyor)

Kan basıncı 6'ya 2! Acele edin, hadi!

(Mehmet Ali) Hipoksiye girdi. Oksijen ver.

(Emre) Hadi, hadi, hadi...

(Makineler uyarı veriyor) (Bebekler ağlıyor)

(Mehmet Ali) Kaç?

(Makine uyarıları durdu) (Bebekler ağlıyor)

(Makineler uyarı veriyor) (Bebekler ağlıyor)

(Mehmet Ali) Çabuk, çabuk, çabuk!

(Hareketli müzik)

Evet arkadaşlar, hangisi iyiye gidiyor?

-Hiçbiri. -İki bebek de hastalandı.

İkisi de önce takipneik, sonra siyanoze oldu.

(Mehmet Ali) Şu an için durumları stabil ama...

...genel olarak ikisinin de durumu kötüye gidiyor.

Yani bu da demek oluyor ki antibiyotiklerin ikisi de işe yaramıyor.

Nasıl bir belaya çattık böyle.

İkisi de iş görmüyor antibiyotiklerin.

Antibiyotiğe dirençli bir süper bakteri olduğu kesin.

Vankomisine dirençli stafilokok ayreus olabilir.

İyi de daha önce bizim hastanemizde böyle bir bakteriye rastlanmadı ki.

(Emre) Ama çocuklardan birinde deri döküntüsü de vardı.

Yani vankomisine dirençli stafilokok ayreus belirtisi olan...

...soyulmuş deri sendromu da olabilir.

Bizim hatamız. Biliyorsunuz, değil mi?

Ota böceğe antibiyotik yazarsan böyle olur.

Soğuk algınlığın mı var, penisilin. Burnun mu akıyor, azitromisin.

Kesmedi mi? Çek oradan bir siprofloksasin abime.

Bütün tuvaletlerde antibakteriyel sabun var.

(Ateş) Yakında şebeke suyuna bile vankomisin katacaklar.

Bu süper bakterileri biz yetiştirdik.

El bebek gül bebek baktık, büyüttük, şimdi ergen oldular, racon kesiyorlar.

Hadi kalkalım.

Bu dakikadan sonra bir cacık olmaz bizden.

-Ben kalacağım hocam. -Ben de.

Hadi kolay gelsin.

(Müzik)

Orhan'ı gördün mü?

Yoo, o çoktan çıkmıştır. Niye sordun?

Öyle.

(Müzik)

(Kapı vuruluyor)

(Televizyon açık)

(Televizyon açık)

Doktor.

Hop. Hoppa!

İçtin mi sen?

Yok canım, bir şey yok.

-Ne haber? -İyi.

Senin oda dönüyor yalnız. Basamak, dikkat.

Hop, tamam.

Tamam.

-(Orhan) Ne haber? -(Ateş) Nereden? Kiminle içtin?

Aa, bak, kiminle içtiğimi hayatta tahmin edemezsin.

Kendimle. Kendimle--

Kendimle baş başaydık bu gece.

Dedim ki kendime, gel karşıma otur, seninle konuşacağım.

-Oturdu mu? -Tabii.

Tabii, oturdu. Dedim ki ona; "Ne yapıyorsun sen?"

"Senin bu hâlin ne? Böyle olmaz."

-Dedim ben kendime. -Ne yapıyormuş?

Ne dedi?

Ne diyecek, çok ağırına gitti.

Kaldıramadı, bir münakaşa yaşadık.

Kim kazandı?

Hiç kimse.

Ayy, hiç kimse kazanmadı.

-Kahve yapayım sana. -Yok.

Doktor, bir su ver be.

(Müzik)

Eyvallah.

Oh! İçim yanmış!

(Orhan) Canım sıkılıyor.

İçim sıkılıyor.

Yengen, yengen.

Kalbimi kemiriyor.

Bir şey böyle... Bir virüs var sanki.

(Orhan) Kalbimi kemirip duruyor.

Virüs kalbimi kemirip duruyor.

(Orhan) Kalbimi kemirip duruyor virüs.

(Hareketli müzik)

(Telefon çalıyor)

Hoca arıyor.

Efendim hocam?

-Zeynep... -(Zeynep ses) Buyurun?

Bizim bebeklerin hangisinin EKG'sinde düşük voltajlı sinüs taşikardisi vardı?

Efe'de.

O bebeği endomiyokardiyal biyopsi için hazırlayın.

Kalp kasında tutulum var mı görmek istiyorum.

Ben geliyorum, yoldayım, tamam mı?

(Hareketli müzik)

Bu gördüğünüz, miyokardının bir kesiti.

Fibrozis, lenfositik infiltrasyon.

Ama yaptığımız testlerde lenfositoz bulgusuna rastlamamıştık.

Rastladınız demiyorum zaten.

Bakteriyel olduğunu düşünmemiz için bir sürü sebep vardı.

Ne yapalım? Bütün akıl yürütmelerimiz boşa çıktı.

Virüs kalplere dayandı.

Bittik biz ya.

Hangi virüs olduğunu nasıl saptayacağız? 1001 tane çeşidi var bunun.

Virüs antikorlarını araştırabiliriz aslında.

1000 tane virüsün antikor araştırmasını mı yapacağız?

Kaldı ki yapabilecek bile olsak...

...bebeklerden tahlil için o kadar kan çıkmaz.

Evet Emre Hoca'm, yoğun bakımcı, söyle bakalım.

Bu bebeklerden en fazla kaç tüp kan alabiliriz?

En fazla beş, altı tüp hocam.

Beş, altı tüp neye yarar ki?

O zaman biz de eleyerek gideriz.

1000 tane virüsten sadece altısını seçeceğiz.

Evet.

Biyopsi sayesinde virüsün kalbi tuttuğunu biliyoruz.

Başka ne biliyoruz?

(Ateş) Fazla vakit kaybetmeyelim.

Herpes ailesini geçebiliriz.

Ribavirin ve asiklovir işe yaramadı.

Adenovirüs de olmaz.

(Ateş) Başka? Başka?

Hadi hadi! Konuşsanıza! Çalıştırın saksıları.

Sadece çocukları etkiliyor. Annelere bulaşmıyor. O da önemli.

(Mehmet Ali) Toksoplazma olamaz.

Kızamıkcık olamaz. Tüm TORCH grubu virüsleri de eleyebiliriz.

-Akciğer tutulumu yok, değil mi? -Yok.

O zaman paramyxoviridae de diyemeyiz.

(Ateş) Paramyxoviridae.

Kalp biyopsisi yaptığımız bebeğin kalbinde fibrozis var, unutmayın.

Sitomegalovirüs olabilir mi?

Enterovirüsler de olabilir.

-Evet. -İnfluenza A.

(Ateş) İnfluenza A. Evet.

(Hareketli müzik...)

(...)

(...)

(Ateş) Respiratuar sinsityal virüsü de ekliyorum.

O zaman kaç etti? 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8!

Sekiz tüp kan almak, şansımızı zorlamak olur hocam.

Şansımızı zorlamayı seviyoruz, değil mi?

(Ateş) Hadi bakalım, antikor kitlerini getirin, tahlillere başlayın.

Tamam, bu sekizi için antiviral var mı diye bakma görevi bende.

Kuvözlerde hasta olmayan bebekler vardı. Onlar ne alemde? Hastanedeler mi hâlâ?

Hocam, onları beşinci kata taşımışlardı ama şimdiye çoktan taburcu olmuşlardır.

Bir tanesinde hafif sarılık vardı.

O da bu sabah taburcu oluyor.

-Ondan da kan alalım, tahlilini yapalım. -O niye?

Ne kadar veri toplayabiliyorsak toplayalım.

Bu sağlıklı bebek bizim kontrol grubumuz olabilir.

(İpek) İyi, tamam. Ne yapalım? Yapalım.

O zaman ben de ailesine şey derim...

...kızamık falan geçiriyor. Olur mu?

Emre, sağlıklı bebekten sen al kanı, tamam mı?

Tamam.

(Müzik...)

(...)

(...)

(Bebek ağlıyor)

Tamam, geçti.

Çok teşekkür ederim. Çok sağ olun.

(Kapı açıldı)

Nedir durum?

Hocam, hasta bebeklerin hepsinde echovirüs 11 antikoru saptandı.

Harika.

Değil çünkü RSV ve parvovirüs B-19 antikorları da saptandı.

Üç ayrı virüs?

Üç ayrı virüs. İşin daha da garibi sağlıklı bebekte de...

...RSV antikoru ve echovirüs 11 antikorları bulduk hocam.

Bebek bunlar.

Annelerinin kanı hâlâ damarlarında dolaşıyor. Antikorların olması çok doğal.

Doğal ama işte bu kadar emeğe hiçbir şey öğrenmemiş olduk.

Olur mu öyle şey? Resmin yarısı elimizde.

Sağlıklı çocuklar salgından etkilenmedi.

Çünkü annelerinin antikorları onları kurtardı.

Ha...

Yani hasta bebeklerin anneleri de zamanında...

...RSV enfeksiyonu geçirmiş olsaydı...

...bu virüse karşı antikorlar geliştireceklerdi...

...ve bu antikorlar aracılığıyla...

...hasta bebeklerine bağışıklıklarını aktaracaklardı...

...ve bebekler hasta olmayacaktı.

O zaman hasta bebeklerin annelerinde bu üç virüs için de antikorlara bakalım.

Evet.

Annede hangi antikor yoksa ve çocukta da o antikor varsa...

...zanlıyı bulduk demektir.

Çocuğu bu virüs hasta yaptı.

-(Ateş) Memoli... -Ne oldu hocam?

Zeynep nasıl?

-Doktor Zeynep mi? -Doktor Zeynep.

İstersen önce Doktor Zeynep'le başlayalım, sonra diğer Zeyneplere geçeriz.

Yok. Kusura bakmayın hocam. Ben...

...alışkın değilim yani birinin hâlini, hatırını sormanıza.

Allah Allah!

Niye bu kadar kafan karıştı?

Niye soruyorsunuz hocam Zeynep'i?

Sen niye sorduğumu niye sordun?

-Merak ettim. -Ben de merak ettim.

Siz genelde kimseyi merak etmezsiniz.

Memoli...

...ben bu hayatta görüp görebileceğin en meraklı adamım.

Ben her şeyi merak ederim.

Evet ama sanki böyle ıvır zıvır şeyleri merak etmiyorsunuz gibi geldi bana.

Ivır zıvır?

Bu ıvır zıvır değil ki.

Şimdi söyle bakalım, Zeynep nasıl?

-İyi. -İyi?

-İyi. -İyi.

Emin misin?

-Eminim, iyi. -İyi.

İyi o zaman.

Hadi koş, koş.

(Müzik)

Bu sefer işe yaracak, değil mi? Eminsiniz?

Bence yarayacak.

Bitti bile.

İnşallah benim kanım işe yarayacak.

Yarayacak, merak etmeyin.

Geçmiş olsun.

Teşekkürler.

(Ambulans sireni çalıyor)

(Müzik)

(Hareketli müzik...)

(...)

Kan testlerinin sonuçları çıktı.

Hastalığa neyin neden olduğunu bulduk.

-Gerçekten mi? -Evet.

Echovirüs 11, bu bir tür ince bağırsakta yaşayan bir enterovirüs.

Enterovirüsler yetişkinlerde ishale...

...grip benzeri belirtilere, kızarıklığa neden olurken bebekler durum daha farklı.

Onlar için daha ölümcül olabilirler.

(Zeynep) Kalplerine büyük zarar verebilirler.

Peki, bunun için yapabileceğiniz bir şey var mı?

Virüsler, bakteriyel enfeksiyonlardan çok daha zor tedavi olur.

Soğuk algınlığının bile tedavisini bulamadık daha.

Yani aşısı falan yok mu demek istiyorsunuz?

Yoksa...

Yurt dışında bu virüse karşı deneysel bir ilaç var.

Araştırmacılar laboratuvar şartlarında olumlu sonuçlar elde ettiler. Ancak...

...insanlar üzerindeki etkisini tam bilmiyoruz ama...

...etkili olacağını düşünüyoruz bu virüse karşı ve ne şanslıyız ki...

...bu ilaçtan temin edebildik.

(Mehmet Ali) Şimdi hemen uygulamaya geçeceğiz ve...

...sonuçlar çıkar çıkmaz size haber vereceğiz.

(Müzik)

Ne haber?

Hadi eve git, biraz dinlen. Çok yoruldun.

Hayır. İyiyim ben.

İpekciğim, salgının sebebi bulundu.

Artık biraz rahatlayabilirsin.

Rahatlayamıyorum.

En başından beri onu dinlemeliydim.

İlk günden biliyordu salgın olduğunu.

(İpek) Ama ben ne yaptım?

Her zamanki gibi doğru dürüst onu dinlemeden başımdan gönderdim.

Orhan, bu bebekler benim yüzümden ölebilirdi.

Saçmalama! Seninle bir alakası yok bunun.

(Orhan) Kimseyle bir alakası yok. Ayrıca tamam işte...

...Hekimoğlu halletti.

Ama bazen...

...gerçekten bu adamı...

...dinlemek gerekiyor.

Sanki, galiba, bazen.

Sanki.

(Müzik)

(Gerilim müziği)

(Mehmet Ali) Emre...

(Gerilim müziği)

(Bebek ağlıyor)

(Hareketli müzik...)

(...)

Yoksa...

Siz gülüyorsunuz.

Çünkü size iyi haberlerimiz var.

İyi değil, harika haberlerimiz var.

Dilara Hemşire, alalım şirinleri.

Efe.

(Emre) Tedavimiz işe yaradı.

İyileşiyorlar mı yani?

("Nil Karaibrahimgil - Benden Sana" çalıyor) "Karanlıktan gelecekler"

"Önünde dikilecekler"

-Kucağıma alabilir miyim? -Tabii ki.

Efe. Efe. Aslan oğlum benim.

Şuna bak. Aslanım benim.

Efe.

"İçinden gülmeyi öğreteceğim"

"Yalanlar söyleyecekler"

"Sözlerinden dönecekler"

"Buzdan kalpleri olacak"

"Acı sözleri olacak"

"Yaralayacak sanacaksın ama hep sen kazanacaksın"

"Üstlerine gitmeyi öğreteceğim"

"Düşünce kalkmayı öğreteceğim"

"Bazen de...

...susmayı...

...bağırmayı"

"Utanmadan...

...hüngür hüngür...

...ağlamayı"

"Bazen yalnız bırakacaklar"

"Ne yapacaksın bakacaklar"

"Hep planları olacak"

"Hep bir başları olacak"

"Kırılacak sanacaksın ama hep sen başaracaksın"

"İçinden yanmayı göstereceğim"

"Kendini sevmeyi öğreteceğim"

"Gidip de varmayı öğreteceğim"

(Kapı açıldı)

(Kapı kapandı)

Gittiler mi?

İki aile de birazdan taburcu olacak hocam.

Bayağı bir yoruldun.

Yoruldum tabii.

Zor geçti son birkaç gün.

Sadece benim için mi? Sizin için de zor geçti.

Seninki gibi değil tabii.

Sen bayağı bir afalladın.

(Ateş) Bu durum karşısında bu kadar paniklediğine göre...

...ya ölümle hiç yolun kesişmedi...

...ya da haddinden fazla yüz göz oldun.

Hangisi?

(Ateş) Bayağı bir yüz göz oldun ölümle, değil mi?

(Duygusal müzik)

Şu annelerin bebekleri kucaklama fikri iyi fikirmiş.

(Ateş) Nereden geldi aklına?

Birini kaybettin, değil mi?

Senin için değerli birini kaybettin.

Öyle mi?

Bebeğini kaybettin.

(Ateş) Bebeğini mi kaybettin?

(Duygusal müzik)

Sen var ya...

...bazen çok acımasız oluyorsun.

(Kapı açıldı)

(Kapı kapandı)

(Duygusal müzik...)

(...)

(...)

(Duygusal müzik)

Ne yapıyorsun?

(Orhan) Tamam, bitti. Bitmedi mi?

(Orhan) Yarım kalan bir şey mi var?

Samanlıktayım.

Şimdi de iğneyi mi arıyorsun?

Biraz rahat ol desem, hatta boş ver desem, dinler misin beni?

Sence?

Neyse.

Bu enterovirüsleri insanlar yayar.

Fekal, oral yolla. Bazen tabii solunum ifrazatı da olabilir.

İpek bütün personelden gaita örneği toplattı.

Sonuçlarını beklesen?

-Yetmez. -Niye?

Çünkü kim yaydıysa bunu...

...şu anda çok iyi durumda olamaz.

(Ateş) Mutlaka birtakım belirtiler gösteriyordur.

İpek'in gözünden kaçmazdı.

İşin enteresan tarafı, bu bebeklere farklı personel bakmış.

Al sana bir bulmaca daha.

Çok kolay gelsin doktor.

(Hareketli müzik...)

(...)

(...)

(Hareketli müzik)

-Bakar mısınız? -(Kadın) Buyurun?

-Kimsiniz siz? -Dernek gönüllüsüyüm ben.

Yeni doğan bebeklere oyuncak dağıtıyorum. Bir şey mi oldu?

(Hareketli müzik)

(Kapı vuruluyor)

(Kadın) Hocam...

...çok aklımda kaldı, size tatlı getirdim.

Gerçi size layık değil ama.

Bence artık ayrılma zamanımız geldi.

Aslında ben size bir soru soracaktım.

Acaba diyorum, siz diyorum...

-Tempo. -(Kadın) Acaba siz...

...doğum öncesi kontrolleri siz mi yapsanız?

Olmaz.

-Hatta doğuma siz girin. -Hayır, hayır.

Lütfen. Ben sizden başka kimseye güvenmiyorum.

Lütfen. Ne olur. Hiç mi olmaz?

Ben sizin doğumunuza falan gi...

(Hareketli müzik)

Gözünüz aydın. Yine taburcu oluyorsunuz.

(TV erkek ses) Kaza geçirip gelmiştiniz. Hatırlıyor musunuz?

(TV kadın ses) Evet ama ben gitmek istemiyorum.

Neden? Neden peki?

Çünkü ben size âşık oldum.

Her gelen de bu adama âşık oluyor.

(TV erkek ses) Ama yapamam.

(TV kadın ses) Neden?

Hocam, yine buradayız bakıyorum.

-Soda? -(Doktor) Olur.

Ateş Hoca'm, olmuyor ama böyle. Televizyon da bangır bangır.

İpek Hanım'la mı görüşsek acaba bu durumu?

Siz demediniz mi hocam gelin, yardım edin, çok makbule geçer, yoğunuz.

Geldim işte.

Nasıl?

(TV kadın ses) Ben sizi seviyorum.

(TV erkek ses) Ben de seni seviyorum.

Ama arkadaş olarak.

(TV kadın ses) Hayır, bunu kabul edemem.

-Benim de bir doğum işi var da. -Ne?

Doğum öncesi takiplerini yapacağım bir hastayı kabul ettim.

Beş ay sonra doğuracak hayırlısıyla.

O zamana kadar sizden biriyim.

(TV erkek ses) Ben bir doktorum Leyla.

(TV erkek ses) Hastalarım var.

Koltuğu çok sevdim.

Kuruyemiş?

(TV erkek ses) Bu aşkın içinde sürüklenip gidemem.

(Ateş) Alın alın.

Çekinmeyin.

(TV Leyla ses) Ayrılacak mıyız böyle?

(Reklamlar başladı)

Reklama gidilecek zaman mı?

Bu dizinin sesli betimleme, ayrıntılı altyazı ve...

...işaret dilini kapsayan eşerişimi Kanal D tarafından...

...Sesli Betimleme Derneğine yaptırılmıştır.

www.sebeder.org

Sesli Betimleme Metin Yazarı: Emine Kolivar

Seslendiren: Emine Kolivar

Ayrıntılı Altyazı Çevirmenleri: Ayhan Özgören - Belgin Yılmaz...

...Bülent Temür - Çağıl Doğan - Çağrı Doğan

İşaret Dili Çevirmeni: Oya Tanyeri

Son Kontroller: Beliz Coşar - Zerrin Çınar - Samet Demirtaş

Teknik Yapım: Dağ Prodüksiyon ve Yeni Gökdelen Tercüme

(Jenerik müziği...)

(...)

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.