All language subtitles for hek2

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

Bugün kaç sayı fark atacaksınız diye mi düşünüyorsunuz kaptan?

Aman baba ya, final maçı bu.

Yenelim de fark atmasak ta olur yani.

Yani.

Çocuğu strese sokmasak mı acaba?

Ne alakası var stres falan?

Bir kere takımın senin gibi bir kaptanı var.

(Erkek) Elbette kazanacaksınız. O cepte.

Asıl karşı takım girsin strese.

Baban coştu.

Gençlik yıllarının basket anılarına gitti aklı.

Fark ettim.

Öyle oldum, değil mi? Aman ne var canım?

Ben çok güzel oynardım bir kere.

Oğlum da bana çekmiş işte. Koçum benim.

(Erkek) Bak, aynı yakışıklılık.

Aynı karizma, aynı yetenek.

Hay maşallah koçum benim.

-Heyt be! -Yürü be!

(Müzik)

(Erkek) Evet, hadi bakalım.

(Erkek) Deniz.

Hah, pardon baba.

Bırak ben taşırım oğlum, onun için demedim.

Bak, az önce arabada söylediğimiz şeyler var ya, onlar işin şakası.

Kazansan da kaybetsen de seninle gurur duyuyorum ben.

Biliyorum babacığım.

Her zaman senin arkandayım, tamam mı?

Her zaman. Koçum benim.

Baba, duygusala bağlama ne olur. Zaten maç bu, bir şey değil.

Tamam canım, ne var, ne dedik ki? Hadi yürü.

(Spor hocası) Hadi çabuk, çabuk!

(Spor hocası) Aferin sana Deniz!

(Tezahürat ediyorlar)

Bravo!

(Islık çalıyorlar)

(Erkek) Bu tarafa Deniz!

(Gerilim müziği...)

(...)

(Üst üste konuşmalar)

(Erkek) Deniz!

(Düdük çaldı)

(Kadın) Galiba bir şey oldu çocuğa.

(Üst üste konuşmalar)

(Spor hocası) Açıl, açıl, açıl!

Deniz, iyi misin oğlum? Deniz, duyuyor musun beni?

Hocam, doktor çağırın çabuk.

(Spor hocası) Hocam, doktor çağırın.

(Erkek) Deniz, iyi misin oğlum?

(Kadın) Deniz.

(Kadın) Deniz, oğlum, bak bana.

Yok artık.

Kapat kapat.

Ne yapıyorsunuz abiciğim siz? İpek’le saklambaç mı oynuyorsunuz?

Yok, hanımefendinin kendisi de biliyor...

...emrettiği gibi poliklinikte olduğumu.

Kendini buraya kapatıp dergi okuduğunu biliyor mu? Ne bu?

İstemem.

Ateş, dışarısı tıklım tıklım.

Vallahi saat altı.

-Mesai biter, ben varım. -Saat altıya beş var.

Beş dakika işten kaçmak için mi kapattın kendini buraya?

Yapma Allah aşkına. Hadi, çık bir hasta gör.

Şimdi çıkacağım koridora, üzerime sümüklü bir çocuk atacaklar.

O ne demek?

Havalar soğudu, etraf sümüklü çocuk kaynıyor.

Ee?

Hadi çocuğun sümüğüne bakmak neyse, 30 saniye.

Geri kalan 25 dakika...

...annesini çocuğun menenjit falan olmadığına ikna etmekle geçiyor.

Benimki de can.

-Yazık değil mi bana? -Tabii, doğru.

Kadının çocuğu hastalanmış.

Yani abartacak ne var ki bunda?

Bari İpek’e acil bir vaka var deseydin.

Bir şey söyleseydin, olur mu burada böyle?

O zaman yalan söylemiş olurum.

Aa, pardon, sen yalan sevmezsin, söylemeyi hiş sevmezsin.

Ne yapayım?

Yok, vaka yok. Oturduğum yerden vaka mı uydurayım?

Acili falan geçtim, elinde hiç vaka yok mu?

-Yok. -Allah Allah.

-Yok. -İyi abi.

Tamam ya, sen otur burada.

Sen burada otur, o üç uzman da gitsin departmanda boş boş otursun.

-Harika bir hayat bu. -Çocukların hakkını yiyorsun.

-Çalışıyor onlar. -Ne çalışıyorlar?

Bilgi işlem.

Zeynep e-maillerimi temizliyor.

Aa, pardon. Diğer ikisi?

-Araştırma. -Ne araştırması?

Genel.

Çocuklarda iyot eksikliği, dokuz harfli.

-Kretenizm. -Ya.

(Telefondan oyun sesi geliyor)

Saat altı. Paydos.

Mesai biter.

Vay be, bir biz bulamadık kendimize erken çıkacağımız iş.

Olacak, olacak. İnşallah.

Parfümünü mü değiştirdin sen?

Evet.

Niye?

Ne niye? Canım istedi.

Çantayı verir misin?

Ne oldu ki?

(Ateş) Hadi hayırlısı.

Geçmiş olsun. Doktor Bey içeride.

Şimdi gelecek doktor.

(Ateş) Evet, Ateş Hekimoğlu'nun mesaisi bitti.

Nereyi imzalıyorduk mesai bitince? Sonra karışıklık olmasın.

Ateş Bey.

Ateş Bey, bir bakar mısınız lütfen?

Beyefendi, benim mesaim bitti. Diğer arkadaşlar ilgilenir sizinle.

Ateş Bey, nereye gidiyorsunuz? Randevumuz var sizinle.

Beyefendi, burası genel poliklinik, burada randevu sistemi yok.

Geliyorsunuz, kaydınızı yaptırıyorsunuz, sıradaki doktor sizinle ilgileniyor.

-Geçmiş olsun. -Ateş Bey. Ateş Bey.

Mailinizde Deniz’le özel olarak ilgileneceğinizi yazmıştınız.

-Mail mi? -Evet.

Bir çıktısını getirdim yanımda. Buyurun.

(Müzik)

(Kapı açıldı)

Gençler, bugün acayip bir şey oldu.

Benim bilgisayar hastaların derdini dinlemeye başladı.

-Nasıl yani? -(Ateş) Ya.

Hastaların derdini dinliyor, cevap veriyor.

Hatta randevu bile veriyor.

Şu teknolojinin gözünü seveyim be! Ne acayip bir şey.

Yakında teşhis de koyar.

Hatta Nişantaşı’nda muayenehane açar, beni de kurtarır.

Hocam, açıklayabilirim.

(Ateş) Bak, dinle Zeyno.

Neler demiş neler. "Murat Bey, merhabalar.

Oğlunuzu 'muayne'..." 'Muayne' mi?

Muayene, E olacak orada.

(Ateş) Daha yeni, olacak o kadar. E'yi unutmuş.

"...için sizi en kısa zamanda görmekten...

...memnuniyet duyarız.

Lütfen asistanım Doktor Zeynep Can'la...

...iletişime geçerek hastanemizden randevu alınız."

Tam benim tarzım.

Ya şu kibarlığa bak. En kısa zamanda.

Harika.

Hocam, hastanın yakınları defalarca size ulaşmaya çalışmışlar.

Ben de anlatmaya çalıştım aslında ama dinlemediniz.

Öyle olunca ben de...

Benden aferin almak istiyorsan, ilgimi çekmek istiyorsan...

...bir dahaki sefere daha ilginç şeyler yap, olur mu?

Saçını değiştir mesela.

Veya daha az sıkıcı şeyler giy. Böyle ortalıkta baş muavin gibi dolaşma.

Hasta 16 yaşında, erkek, lise öğrencisi, sporcu.

Birden çift görme ve gece terörü atakları yaşamaya başlamış.

Bizden önce iki nörolog daha görmüş. Ama bir sonuca ulaşamamışlar.

-Gece terörü mü dedin? -Evet.

Böyle canavarlı falan?

Gece kan ter içinde uyandığın gece terörü ataklarından mı?

Aynen, evet hocam.

-Hocam, nereye? -Hastayı görmeye.

-Nasıl yani? -Hani siz hastayla görüşmezdiniz?

Memoli, on vakadan dokuzunda hastayı görmeye gerek olmaz.

Ama bir tanesi ilginç olabilir. Aynı bu gece terörü yaşayan ergen arkadaş gibi.

Aferin.

Hasta kâbus görüyor diye mi görüşmek istedi, ben anlamadım.

(Müzik)

Göz dibinde papilla sınırları seçiliyor, herhangi bir lezyon yok.

Solukluk yok. Tamam.

Evet, ne zamandır yaşıyorsun bakalım bu gece terörü ataklarını?

-Üç haftadır. -Şimdi bir kere sürekli yorgun.

Yatmaya korkar oldu çocuk. Zaten ayakta zor duruyor.

(Erkek) Öyle işte.

Ne yaptın? Niye yaptınız bunu?

Hoşuma gidiyor, insanların göz kırpışını izlemek.

B ile başlayan bir hayvan söyle bakalım. B.

Ee...

Bebek fil.

Ne kadar da yaratıcı, maşallah.

İyi, en azından balık diye atlamadın sazan gibi.

Neyse, B zor harf.

Bu ne anlama geliyor peki?

Bu iki anlama geliyor. Birincisi; oğlunuzda nörolojik bir sorun yok.

İkincisi; oğlunuz hayvanları pek tanımıyor.

Siz bizimle dalga mı geçiyorsunuz?

Bu yaştaki gençlerde görülen gece terörü ataklarının iki sebebi vardır.

Birincisi; travma sonrası stres.

Şimdi söyle bakalım, son zamanlarda seni etkileyen bir olay oldu mu?

(Ateş) Büyük bir kavgaya falan karıştın mı?

Yoo, hayır.

-Peki o zaman Derya. -Deniz, hocam.

Derya, Deniz, aynı şey.

Adamın kafasını karıştırıyorsun.

Bu tip vakalarda ikinci sebep genellikle...

...istismardır.

-Ne? -(Ateş) Evet.

Son zamanlarda seni rahatsız eden...

...birisi var mı? Komşu, öğretmen?

Senden yaşça büyük bir öğrenci falan?

Yok, öyle bir şey yok. Yok anne.

-Aileden birisi de olabilir. -(Erkek) Bir dakika, bir dakika.

Ne demek şimdi bu?

Ona sorduğum soruya siz cevap veriyorsunuz.

Bu da istismarın bir belirtisi sayılabilir.

Sen ne diyorsun kardeşim? Senin ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu?

Ne biçim bir manyak bu? Ne biçim sorular bunlar?

Siz hocayı yanlış anladınız.

Doğru anladılar Zeynep, tamam.

-Ulan ban bak-- -Murat, bir dur Allah aşkına.

Zeynep Hanım, biz buraya niye geldik, bu adam ne diyor?

-Bu ne saçmalık! -Sakin olun lütfen.

-Bakın, hoca sadece size-- -Sakin mi olalım?

Doktor Hanım, adamın dediklerini duymadınız mı Allah aşkına?

Söyle bakalım.

Yok böyle bir şey diyor çocuk işte!

Soruyu buraya soruyorum, cevap oradan geliyor. Söyle bakalım, hadi, çabuk.

Yok, yemin ederim.

Ama geçenlerde basket maçında düştüm, kafamı çarptım.

O sayılır mı acaba travma diye?

Hocam, var mıydı haberiniz bundan?

Yok hocam, aile bu konuyla ilgili bir bilgi vermedi.

Aman canım, ne verecekler ki? Ne gerek var vermeye?

Alt tarafı çocuk düşmüş, kafasını kırmış.

Minik bir beyin sarsıntısı. Tabii canım.

-(Ateş) Hayret bir şey. -Ee, hocam.

Doktor Bey, bakar mısınız?

Biz o maçtaki olaydan sonra Deniz'i hemen acile götürdük.

Orada röntgen çektiler.

Tahlil yaptılar, kanlarına falan baktılar, boğazına da baktılar.

Gerekli her şeyi yaptılar. Ama şey değilmiş...

...sarsıntı geçirmemiş yani. Başka bir şey olmalı.

Beyefendi, teşhisimi beğenmeyecekseniz, neden çocuğunuzu buraya getirdiniz?

Acilde bir hata yapmışlar. Çocuğunuz beyin sarsıntısı geçirmiş.

Ama ben...

...düşüp kafamı çarpmadan önce de çift görüyordum.

O zaman bu her şeyi değiştirir.

Yani?

Yani çocuğunuzun gözleri bozuk.

(Ateş) Gözleri bozuk olduğu için çift görüyor.

Çift gördüğü için de muhtemelen maçta yanlış bir hareket yapıp bir darbe aldı.

Darbe alınca yere düşüp kafasını çarptı.

Kafasını çarpınca beyin sarsıntısı geçirdi, beyin sarsıntısı geçirince de...

...gece terörü yaşıyor. Göz doktoru için şuradan randevu alabilirsiniz.

Gel oğlum.

Hocam, az önce bu vakayı getirdiğim için bana aferin demediniz mi?

Şimdi neden hastanın yakınları önünde beni rezil ediyorsunuz.

Zeynep, sen tek çocuktun, değil mi?

Ne alakası var?

Benden duymuş olma ama bu dünyada her şey seninle ilgili değil.

Aferini kaptın çünkü bu bir istismar vakası olabilirdi.

O zaman bir çocuğun hayatını kurtarmış olacaktın ama değilmiş.

O zaman ne yapıyorum? Aferinimi geri alıyorum.

Biz de hayatlarımıza devam ediyoruz.

(Zeynep) Tek çocuk değilim.

İlginç.

Nesi ilginç?

Demin ben senin canını mı sıktım?

-Yok. -(Ateş) Uykun mu var peki?

Tabii ki uykusu var. Çocuk hiç uyumuyor ki.

Neresiyle dinliyor beni bu adam?

Az önce bacağındaki irkilmeyi fark ettin mi?

Evet ama canım acımadı ki.

-Ne oluyor irkilince? -Tıp!

Konuşturmuyorsunuz ki çocukla beni.

Ama benim heyheylerim geliyor. Elimden bir kaza çıkacak şimdi.

O irkilmeye miyokloni denir.

Vücut uykuya dalmak üzereyken olur.

Solunum yavaşlar, beyin vücudun ölmek üzere olduğunu düşünüp...

...panikleyerek elektrik sinyali gönderir.

-Yani? -Yani vücudun az önce seni uyandırdı.

-Yatırın çocuğu. -Tamam.

Aferini geri kaptın.

İsterseniz işlemlere başlayalım.

120'deki hastanın MR sonuçları bugün çıkar hocam.

Güzel. Kan testinden bir şey çıkmadı ama biz yine de emin olalım.

-Bugün mail atarım size. -O dosyayı toparlayalım artık, geç kaldı.

İpek Hanım.

-Ben ilgileniyorum hocam. -Teşekkürler.

-Merhaba efendim. -Merhabalar.

-Haberi duydun mu? -Duydum ve inanamadım.

Aynen.

İlk kez kendi iradesiyle hasta kabul etti, değil mi?

Ne özelliği var ki bu çocuğun?

Bilmiyorum. Eğer duyarsan bana da söyle.

Emin ol, bana da söyler zaten.

Neyse, işini yapsın da ben her şeye razıyım.

-Hadi görüşürüz. -Görüşürüz.

(Müzik)

Miyokloni, irkilme.

Bize ne anlatıyor? Hadi bakalım olay yeri inceleme, başlayalım.

İyi şeyler anlatmadığı kesin.

Beyin vücudun kontrolünü kaybediyor. Gözlerin odaklanmasını sağlayamıyor.

Uykuyu düzenleyemiyor, sonrasında da kasların kontrolünü kaybediyor.

Dejeneratif bir beyin hastalığı.

Yani bu genç arkadaşımız mezuniyet törenine altı bezli bir hâlde...

...ve tekerlekli sandalyede gidecek.

Belki de o kadar kötü değildir. Belki de bir enfeksiyondur sadece.

Belki de dünya o kadar kötü bir yer değildir, değil mi?

Bir gün bütün savaşlar biter.

Sen ne diyorsun oğlum? Ateş yok...

...beyaz küresi normal sınırlarda. Ne anlatıyorsun sen?

Söyleyin bakalım şimdi, elimizde...

...detaylı bir soy geçmiş bilgisi olmadan...

...sağlıklı bir teşhis koyabilir miyiz?

Ben aileden detaylı soy geçmiş bilgilerini aldım hocam.

Hangi aileden?

Hangi aileden?

Ortada bir aile yok.

Nasıl yani?

-Çocuğun babası, gerçek babası değil. -Yok artık.

Hocam, nereden anladınız bunu?

Çünkü babaların yüzde otuzu...

...başkasının çocuklarını büyüttüklerinin farkına varmazlar.

Aa, saçmalamayın. Konumuza dönebilir miyiz?

Eğer bu hastalığı annesinden, babasından almış olsaydı şimdiye ikisi de ölürdü.

Memoli, ben demin ne dedim?

Babası, gerçek babası değil dediniz.

Peki, bu hanım kızımız hâlâ ne anlatmaya çalışıyor, ben anlamadım.

Vallahi hocam, açıkçası ben de babasının gerçek babası olduğunu düşünüyorum.

-Var mısın iddiaya? -Efendim?

İddiaya gel.

Hocam, böyle bir konu hakkında iddiaya mı gireceksiniz gerçekten?

-Benden 500'lük çalışır. -Paranı alırım sonra hocam, üzülme.

(Ateş) Yarana tuz bastım galiba.

Merak etme, geceleri seni yatıran adam babişkondu.

750 olsun.

Pardon, konumuza dönelim mi? Lütfen, hadi.

-Lökoensefalopati olabilir mi? -Ak madde hastalığı mı diyorsun?

Yani gece terörü olayını saymasak...

...belki de başka bir iskemik hasar da olabilir. Beyin dışında.

-Böbrek, karaciğer gibi. -Evet.

Doğru. Çok iyi Emre.

İşimize gelmeyen bütün belirtileri alalım, çöpe atalım, değil mi?

Sen nasıl mezun oldun oğlum?

Yani diyorum ki hocam, gece terörü olayı biraz abartılıyor olabilir mi?

-Herkes kâbus görür. -Öyle değil işte.

Ailesinin söylediği şey şu, bu olay yaşanırken çocuk uyanıkmış.

(Zeynep) Sonrasında da hiçbir şey hatırlamıyor.

Yani buna gece terörü denir, kâbus değil.

-Ailesi öyle diyor Zeynepciğim, öyle mi? -Evet.

Nişantaşı!

Kavradı, olayın özünü kavradı Nişantaşı. Bravo!

Evet...

...bu gece detaylı bir uyku testi istiyorum sizden, tamam mı?

Bakalım bu genç arkadaşımızın beyninde ne gibi terör olayları yaşanıyor.

(Müzik)

(Siren çalıyor)

Yani buralarda olay bu mudur arkadaşlar?

(Emre) Ne midir?

İşte, Hekimoğlu ne derse onu mu yapacağız? Kuklası gibi.

Sen bu alışma sürecini hâlâ tamamlayamadın galiba?

Benim bu sürece alışma niyetim yok. Ayrıca bu hep böyle mi gidecek?

Hekimoğlu bu babalık davasındaki gibi saçma bir iddia ortaya atacak...

...biz de bu iddia saçma değilmiş gibi davranacağız, öyle mi?

Aa, sen atladın, girdin iddiaya.

Çünkü saçmaladığını bilsin istedim.

Yani onun o saçma fikirleri genelde doğru çıkıyor.

Biz buraya başladığımızdan beri--

Siz buraya başladığınızdan beri bu adamı fazla önemsemişsiniz.

Hatta bu durum ne biliyor musunuz? Stockholm sendromu.

Yok artık.

Acaba sen alışamama sendromu geçiriyor olmayasın?

Yok, çok ciddiyim ben. Sizde celladınıza hayran olma durumu var.

(Emre) Tamam...

...adam biraz değişik. Yani kalıpların dışında fikirleri var ama--

Adam kalıpların ne olduğunu bilmiyor ki.

Bak, bu doğru işte.

Siz onun her dediğinin doğru olduğuna inanıyorsanız, ne mutlu size. Ama...

...Hekimoğlu bu babalık davasında yanılıyor.

-Sen kaç para yatırmıştın? -750!

Of.

Yani umarım sen haklı çıkarsın, ne diyeyim.

-Deniz, ne oldu oğlum? -Bir şey yok baba.

Bir suratın ekşidi, ağrın falan mı var?

Yok, bacağım uyuştu, herhâlde yatmaktan oldu.

Çok normal. Birazdan bir yürütürüz sizi.

Emin misiniz? Bir doktor gelip baksaydı, belki başka bir şeydir.

Hem geleli daha ne kadar oldu ki? Başka bir şey bu.

Baba, abartma ne olur. Geçti işte.

Bir saat sonra teste almadan önce tekrar uğrarım...

...o zaman yürürüz biraz. -Tamam, sağ olun.

Teşekkür ederiz Hemşire Hanım.

Yok, ben gidip bir doktor çağıracağım, gelip baksınlar.

Murat, Allah aşkına, nereye gidiyorsun?

Evham yapma, gözünü seveyim. Zaten Deniz de geçti dedi.

Değil mi oğlum?

(Kadın derin nefes aldı)

Annen de doktor kesildi başımıza.

Ordinaryüs profesör.

-Geçmişmiş. -Ama geçti.

Bak, sen daha böyle...

...yedi, sekiz aylık falandın.

Bir gün bir ateşlendin.

Ama nasıl ateş böyle, ne yapsak olmuyor.

Ateş düşürücü verdik, inmedi...

...soğuk banyo yaptırdık, ateşini düşüremedik biz.

Ben doktorunu aradım hemen. Hatırlıyor musun?

Doktor dedi ki diş çıkarıyordur, merak etmeyin, dedi.

Hakikaten damağına bir baktım böyle...

...minicik diş etlerinde kabarcıklar var. Diş çıkarıyorsun yani.

-Tabii baban durur mu? -Durmaz.

Değil mi?

Çocuğu mutlaka doktor görsün, bu öyle normal bir ateş değil...

...ya oğluma bir şey oluyorsa diye.

Klasik babam. Panik.

Siz ana oğul dalga geçecek başka bir şey bulamadınız mı?

Biz de seni topladık, hastaneye götürdük.

Orada bir sürü kan testi, onlar, bunlar, şunlar.

-Ne deseler beğenirsin. -Ne?

Oğlunuz diş çıkarıyor, korkmayın.

Ne var canım, götürüp gösterdik, fena mı ettik? Allah Allah.

(Murat) Benim bir tane oğlum var.

Öyle öküz babalar gibi (***) devirip yatamam ben, kimse kusura bakmasın.

Tamam canım, ne var yani?

Hastanedeyiz diye şakalaşamayacak mıyız? Allah Allah.

(Müzik)

Hadi ben gideyim, babana bir çay alayım, sakinleşsin, tamam mı?

Tamam.

(Müzik)

Baba, ateşim olsa söylerler bence.

Hastane burası.

Demin böyle hemşire geldi, baktı falan, haberi vardır yani.

Bana bak, senin bu ukalalıkların da aynı annen ha!

Ne var canım? Allah Allah!

Baba...

...sadece diş çıkarıyorum.

Problem yok, tamam mı?

Tamam.

Sen niye bu kadar az yiyorsun?

Uykum geliyor çok yiyince.

Siz gidin, ben geliyorum.

Ebru Hanım, iyi misiniz?

İyiyim. İyiyim.

Öyle oturup kaldım burada.

Murat'a çay almıştım, soğumuş bu da.

İçmez bunları, yenisini almam lazım.

Yüzünüz çok solgun görünüyor.

İyisiniz, değil mi?

(Duygusal müzik)

Affedersiniz.

-Kusura bakmayın ne olur. -Olur mu öyle şey?

Kendinizi rahat bırakın lütfen.

Ben Deniz'in yanında belli edemiyorum.

Murat da çok evhamlıdır.

Onun yanında da bir şey belli edemiyorum.

Biraz önce kardeşim aradı.

Annemi hastaneye kaldırmışlar. Böyle hepsi üst üste gelince...

Ne olur kusura bakmayın.

(Duygusal müzik)

Siz ağladığımı Deniz'le Murat'a söylemeyin, olur mu?

-Merak etmeyin, söylemem. -Tamam.

Zeynep Hanım...

...benim oğlumun nesi var?

Henüz bir şey söylemek için çok erken. Biz de araştırıyoruz.

Ama yakın zamanda anlayacağız.

Siz içinizi ferah tutun.

İyi olacak, değil mi?

Tabii.

(Duygusal müzik)

Zeynep, laboratuvar hazırmış.

Son kontroller için bekliyorlar. Gel istersen.

Tamam, geliyorum.

Uyku testi için hazırlıklar bittiğinde biz size haber vereceğiz.

Tamam.

Daha iyisiniz, değil mi?

Evet. Teşekkür ederim.

Tamam.

Ne?

Yok canım, bir şey demedim.

Beni arayıp da çağırabilirdin. Niye geldin ki buraya?

Evet de geldim işte.

Geldin çünkü beni kontrol etmek istedin Emre.

Yok artık!

Bakalım Zeynep duygularına hâkim olamayıp hastalarının yakınlarına...

...bol keseden umut dağıtıyor mu diye bakmaya geldin.

Resmen merakından.

Biz bir psikiyatriye uğrayalım istersen Zeynep.

Çünkü sen bayağı paranoyaya bağladın.

Uğrayalım. Uğramışken senin şu kontrol manyaklığına da baktıralım.

Ben seni kontrol falan etmiyorum Zeynep.

Ne yapıyorsun o zaman sürekli dibimde?

Ben...

...seninle...

...ilgileniyorum.

(Müzik)

Of!

-Geldi. -Hah!

Tantuni.

Domates koydurmadın, değil mi?

Koydurmadım, telefonda özellikle söyledim.

Adamın gıcığı var bana. İlla domates koyuyor.

Adamın sana gıcığı var, öyle mi?

Peki.

Gerçekten çok zor bir hayatın var senin.

(Ambalaj hışırtısı)

Sen niye gitmedin eve? Yenge arıza yapmasın?

İşim var, test sonucu bekliyorum. Asıl sen niye gitmedin eve?

İşim var, test sonucu bekliyorum.

-Allah Allah. -Niye, ben doktor değil miyim?

Hayır da oğlum, alışık değiliz ki senin bu saatlerde kalmana.

Bu süveteri...

...iki gün üst üste giydin.

Ne oluyor?

Seviyorum.

Kravatı da çok seviyorsun herhâlde.

Kim bu çocuk?

Hangi çocuk?

Bu hasta işte.

-Hasta işte. -Of!

Bu saate kadar durduğuna göre özel bir durum mu var?

Kuzenim.

Öf ya!

Arkadaş, seninle İpek'e de yaranamıyoruz.

Vaka alırsın, vay efendim niye vaka aldın?

Vaka almazsın, vay efendim niye vaka almadın?

Ne yapacağımı şaşırdım.

O da mı basketçiymiş?

(Müzik)

-Nereye? -İşim var.

Tantuni?

Koymuş domatesi yine. Diyorum sana, adamın gıcığı var bana.

Bilerek yapıyor.

(Müzik)

(Hızlı nefesler alıyor)

(Kapı gıcırdıyor)

(Gerilim müziği)

Oda servisi.

(Islık çalıyor)

Uyumadın mı sen hâlâ?

Ben...

Uyuduğumda bana ne yapacaksınız tam olarak?

Serbest bırak.

Anlatmayacak mısınız?

(Gerilim müziği)

Ben kâbus görürken aslında hareket etmem.

Gerçekten bağlamanıza gerek yok.

O yüzden bağlamıyorum.

Elektroensefalogramda beyninden kaynaklanan ve...

...ayak parmaklarında sinir hasarına neden olan bir anormallik tespit ettik.

(Ateş) Şimdi halledeceğiz, merak etme.

(Gerilim müziği)

(Ateş) Sakin, sakin. Bir şey yok.

(Ateş) Dur bakalım.

Durun lütfen. Ne yapıyorsunuz?

Hayır, hayır. Sabit tut bakalım.

(Ateş) Evet.

Ne yapıyorum, tedavi etmeye çalışıyorum.

Annem nerede?

Annemle babamı görmek istiyorum.

Annenle babanın haberi var operasyondan, hiç merak etme.

Ne operasyonu?

-Lütfen, onları görmek istiyorum. -(Ateş) Hişt!

(Ateş) Sakin, sakin, sakin.

Anneyi, babayı unutuyoruz. Hadi bakalım, erkek adam. Sakin.

Yalnız biraz acıyacak, şimdiden söylüyorum, kusura bakma.

Evet, derin nefes al.

(Ateş) Derin nefes al.

Sakin. Sabit tut ayağını, başlıyorum şimdi.

(Ateş bağırarak) Sabit tut!

Sabit tut ayağını! Bak, diğer parmaklar da gidecek, sabit tut!

(Deniz derin nefesler alıyor)

(Ateş) Evet, kesiyorum!

(Bağırıyor)

(Zeynep) Şu an kâbus görüyor.

(Zeynep) Baksanıza.

İşte gece terörü diye buna derim ben.

(Müzik)

Ayy!

(Televizyon açık)

(Nefes veriyor)

Aa! Ne yapıyorsun sen burada?

Dizi izliyorum.

Sen ne yapıyorsun asıl bu saatte burada?

Spordan geldim, üzerimi değiştireceğim.

Niye hesap veriyorum sana ya?

Çıkar mısın lütfen odamdan?

Reklam arasına girsin, çıkarım.

(İpek) Ateş!

Üzerimi değiştireceğim diyorum. Çıkar mısın lütfen?

Bak, o zaman hiç çıkmam.

Ya git evinde değiştir üstünü.

Eve uğramadan gideceğim, acelem var.

Yine açıklama yapıyorum. Hadi çık!

Randevu falan mı var yoksa?

Sana ne?

Ayrıca sen niye o sevgili evinde değilsin?

Televizyonun falan mı bozuk?

Hastam var. (Telefon çalıyor)

Allah Allah! İnandıramıyoruz kimseyi.

Tamam, sen soyun, ben televizyona bakıyorum.

Sana demedim Memoli, söyle.

(Ateş) Çıktı mı sonuçlar?

Tamam, geliyorum.

(İpek) Ne sonucu?

Kafana göre ne çektiriyorsun yine?

Ayrıca bugün polikliniğe de uğramamışsın.

Poliklinik de poliklinik!

Yarın poliklinikte ol.

(Mehmet Ali) Hocam kan sayımı, BT, MR, biyokimya tetkikleri, akciğer filmi...

...her şeyi yaptık, her şey normal.

Belirtileri açıklayacak hiçbir şey yok.

Uyku testi de bir sonuç vermedi.

Tamam.

Varsayımlara başlayalım o zaman.

MR'a iyi bakın, bir şey görüyor musunuz?

İyi bakın!

Ak maddede lezyon yok.

Yapısal anormallik yok.

Tümör kütlesi izlenmiyor.

İyi bakın. Çocuk 16 yaşında, kusursuz bir beyninin olması lazım.

En ufak bir şey bile anomali sayılır.

Meningeal kontrastlanma.

Viral menenjit?

Bravo!

Ne yaptığını anladınız mı?

Nörolojik bir ipucu yakaladı ve üzerine gitti.

MR'da menenjit olabileceğine dair hiçbir belirti yok.

Yok tabii. Zaten o da tamamen kafadan salladı.

Benim MR'da nörolojik bir ipucu yakaladığımı gördü ve üzerine gitti.

Bir tahminde bulundu, yanıldı ama denedi.

(Ateş) Hadi bakalım.

Çalıştırın saksıları. Siz de deneyin.

Hocam, peki hangi ipucundan bahsediyoruz burada?

Bir söyleseniz ne bulduğunuzu.

Oo! Her şeyi ben söylersem olur mu canım? İyiymiş ya!

Tamam, hadi ağlamayın.

Bir ipucu veriyorum, hazır mısınız?

Corpus callosuma yakından bakın.

(Müzik)

-İyi görünüyor. -İyi o zaman, Allah iyilik versin.

Dağılalım, evlere gidelim, olur mu?

Aynı yere mi bakıyoruz biz?

İyi bakın bakalım!

Beynin lobları arasında 200 milyon sinir bağlantısı var.

Bu ne demek?

Beynin sağ ve sol yarısı arasında koskoca bir Boğaz Köprüsü var demek.

(Ateş) Hadi.

Güzel bakın.

(Müzik)

Şurada bir yaylanma var.

Nerede?

Şurada hocam. Corpus callosumun üst kısmında, yukarı yaylanma.

Bravo!

Aferin be.

Bu sefer gerçekten gördün mü yoksa yine sallıyor musun?

Sallıyorum.

Hadi be! Çok yaklaşmıştın bu sefer.

Yaylanma falan, neredeyse tutturuyordun.

Hocam, MR'da hareket ettiği için yaylanma gibi gözüküyor olabilir.

Emre bildi diye kıskandın mı Memoli?

Hocam, ne alakası var?

Kimse MR çekilirken hareketsiz kalamaz, onu söylemeye çalışıyorum.

Kimse beyin gücüyle de beynini yerinden oynatamaz herhâlde, değil mi?

Bir şey onu itiyor ki yukarı yaylanıyor.

Yukarı yaylanma varsa tümör olabilir.

Tümör görüyor musunuz?

Hayır ama ben yukarı yaylanma da göremiyorum.

Tümör değil.

Sadece basınca neden olan bir blokaj var.

Şimdi gece terörü yaşıyor.

Yakında gözlerinden kan gelecek.

Radyonükleotit sisternografi çektirin.

(Ateş) Blokaj olduğuna eminim.

Hocam.

Şu bahis--

Allah aşkına şimdi bana etik falan vaaz vermeye kalkma, lütfen!

Yok, ben de katılmak istiyorum.

Nereden çıktı şimdi bu?

Bence ailesi gerçek ailesi.

Çocukları için ne kadar endişelendiklerini gördüm. Eminim.

-Diyorsun? -Evet.

Tamam.

(Müzik)

Nerede kaldı bu doktor?

Gelirler birazdan baba.

Bu saatte bu iş yapılır mı, onu da anlamadım.

Seni bir uyandırıyorlar, bir yatırıyorlar.

Yok, ben bu işten hiçbir şey anlamadım.

Vakit kazanmak için gece gündüz çalışıyorlar baba, ne güzel işte.

Baba, siz biraz dinlensenize.

Annem de sen de perişan oldunuz.

Yok oğlum, biz iyiyiz.

(Murat) Sen bizi dert etme, iyileşmene bak.

Anne.

Canım.

Anneannem nasıl olmuş?

İyiymiş. Dayın yanındaymış şimdi.

Tansiyonu düşmüş mü, iyi mi?

İyiymiş işte, anlatırım.

Ha.

-Anne. -Efendim?

Siz anneannemin yanına gitsenize.

Gerek yok hayatım. Dayın yanındaymış işte.

-İyi akşamlar. -Nihayet!

Biz de neredeyse umudu kesiyorduk.

(Ebru) Hayatım!

Ebeveynlerden sadece bir kişi kalabiliyor.

-Tamam, ben kalırım. -Hayatım, sen çık.

-(Ebru) Ben kalırım. -(Murat) Sen çık hayatım.

-(Ebru) Kalırım. -Biz erkek erkeğe kalacağız, çık.

(Deniz) Anne, merak etme.

-Problem yok. -İyi, tamam.

Hadi bakalım.

Koçum benim.

(Islık çalıyor)

Kolay gelsin.

Sağ olun hocam, saygılar.

Muzo, senden bir ricam var.

Estağfurullah hocam, buyurun, ne demek.

Yalnız aramızda kalacak.

-Tabii hocam, ne olursa. -Gizli görev.

Tamam hocam. Ne yapacağım peki?

Anlatacağım.

(Kapı açıldı) Ayy!

Hocam, siz çıkmamış mıydınız? Çok özür dilerim.

-Ben de paspas yapacaktım. -Ama niye kapıyı çalmıyorsun?

Bak, ışıklar yanıyor, belli ki içeride biri var, değil mi?

Çok haklısınız hocam, çok özür dilerim.

Neyse, tamam, sen gel işini yap. Ben çıkacağım şimdi zaten.

Sağ olun hocam.

(Telefon çalıyor)

Alo, geldin mi? Ben hazırım.

Ha.

İşin mi çıktı?

Anladım. Yok, yok, önemli değil.

Yok canım, önemi yok.

Ben de çok yorgundum zaten.

Şimdi eve gidip dinleneceğim, biraz uzanırım falan.

Aslında çok iyi oldu.

Tamam, görüşürüz. Hoşça kal.

(Müzik)

Kolay gelsin sana.

Sağ olun hocam, iyi akşamlar.

(Hareketli müzik)

Çıktı hocam, serbest.

Çıkmak bilmedi be.

Kaçırdık dizinin başını. Kumanda nerede?

Hocam, orada galiba.

Gelmez değil mi İpek Hoca'n? Basılmayalım şimdi.

Yok hocam, eve gitti.

-Evine mi? -Evet. Bir de telefon geldi.

"Gelmiyor musun? İyi, ben de eve gidiyorum." dedi. Çıktı gitti.

-Ekildi yani. -Anlamadım hocam.

Yok bir şey.

Hocam, başka bir isteğiniz, bir arzunuz varsa...

-Çayın var mı, çay demledin mi? -Evet hocam.

-Bir tane getir. -Hemen.

(Televizyon açık)

(Gerilim müziği...)

(...)

Şimdi sana radyoizotop içeren bir madde enjekte edeceğim.

Beyin omurilik sıvına girecek, oradan da beynine ulaşacak.

Başın fena hâlde dönebilir, sakın endişelenme, tamam mı?

(Gerilim müziği)

(Ateş dış ses) Elimizde detaylı bir soy geçmiş bilgisi olmadan...

...sağlıklı bir teşhis koyabilir miyiz?

(Zeynep dış ses) Ben aileden detaylı soy geçmiş bilgilerini aldım hocam.

(Ateş dış ses) Hangi aileden? Ortada bir aile yok.

(Mehmet Ali dış ses) Nasıl yani?

Çocuğun babası, gerçek babası değil.

(Gerilim müziği)

Yönetim kurulu toplantısının kararını en kısa zamanda size bildireceğim.

Bekliyoruz.

Sizin eklemek istediğiniz bir şey var mı?

(Kulaklıktan gelen müzik)

Şu an için yok. Olursa biz iletişime geçelim.

Tamam o zaman. İyi çalışmalar. Görüşürüz.

Ateş!

Ateş.

Ateş!

İpek.

Ne bu şimdi, yeni numaran mı?

Müzik dinliyorum, yasak mı?

Ne bu sinir sabah sabah?

Akşam randevun kötü mü geçti yoksa?

Sinirli falan değilim ki ben.

Ekildin mi sen dün gece?

Kesin ekildin. O yüzden mi bu sinir?

Sen nereden biliyorsun?

Ayrıca özel hayatımdan sana ne?

Ve ekilmedim.

İşi çıktı, o yüzden gelemedi.

Ben sana niye hesap veriyorum ki?

Poliklinikte bekliyorum seni. Duydun mu?

(Hareketli müzik)

Hocanın dediği çıktı.

Blokaj var.

Hadi ya.

Genelde öyle oluyor.

Bu arada dün işlemi uygularken dikkat ettim.

Babayla oğlun gözlerinin aynı noktasında leke var.

Bu da akraba olmama ihtimallerini onda bire düşürüyor.

Yani?

Yani bu sefer ben haklıyım. Adam çocuğun babası.

Yalnız hoca bu dediğine ikna olup paranı geri vermez, biliyorsun değil mi?

Daha sağlam bir şey bulman lazım.

Para değil de aileyi DNA testine ikna etmek için bir bahanemiz olsa...

Yani bir şey uydurup bütün aileye test yapmazsak...

...hepsinin öleceklerini söyleyebiliriz mesela.

(Boğazını temizliyor)

Ne o, kıkır kıkır?

-Haberler iyi galiba. -Sonuçlar çıktı hocam.

Söylediğiniz gibi, ciddi bir blokaj var.

Hastayı hemen ameliyata alıp...

...serebrospinal sıvının akışını sağlamak için şant koyacağız.

Basınç ortadan kalkınca her şey normale dönecek.

Bravo!

Ne şanslı çocuk be.

Sizin gibi doktorları var!

(Kapı kapandı)

Laf mı soktu bize?

(Müzik)

(Telefon çalıyor)

-(İpek ses) Gittin mi? -Nereye?

Nereye olacak? Polikliniğe tabii ki.

Dün de gitmemişsin zaten.

-(İpek ses) Ben sana akşam ne söyledim? -Ne dedin?

Ekilmeden önce mi dedin, sonra mı?

Hemen o polikliniğe gidiyorsun.

(İpek ses) Anladın mı?

(Müzik)

Ateş Hekimoğlu mesaiye başlıyor. Parmağımızı basalım.

(Kadın) Hocam, buraya imza.

Evet, buyurun.

Evet, sıradaki hasta.

Ahmet Çolak. Hocam, ikinci oda.

Sağ ol Hemşire Hanım.

Geçmiş olsun. Mehmet Bey, bu taraftan.

Ahmet.

Ahmet.

Aa!

(Ateş) Tamam, kapatalım.

Akşamları da böyle tatlı tatlı kaşınıyor.

(Yutkunarak boğazından ses çıkarıyor)

Ne olabilir Doktor Bey?

Nasıl, bir daha yapar mısınız o sesi?

(Yutkunarak boğazından ses çıkarıyor)

Hmm.

Vallahi emin olamıyorum Mehmet Bey.

Yalnız ismim Ahmet.

Kafamı karıştırmayın lütfen.

Ama hocam, yani neyim var? Ya kötü bir şeyse?

Konsültasyona ihtiyaç var.

Başka bir meslektaşımı çağıracağım ikinci görüş için.

(Hareketli müzik)

(Saat sesi)

Peki, daha ne kadar bekleyeceğiz Doktor Bey?

Gelir şimdi.

(Yaklaşan ayak sesi)

Son, iki, üç, dört.

Merhaba. İpek ben.

Merhaba.

İpek Hoca'm, kusura bakmayın, vaktinizi aldık.

İkinci bir görüşe ihtiyacım var. Beyefendinin boğazında bir sıkıntı var.

Tabii, hemen bakalım.

Nasıl hissediyorsunuz?

Yani boğazım kaşınıyor.

O sesi bir daha yapabilir misiniz?

(Yutkunarak boğazından ses çıkarıyor)

Peki. Ağzınızı açar mısınız?

Diliniz dışarı. Evet.

Çekmeyin.

Kapatın.

Beyefendinin sadece boğazı kızarmış. Önemli bir şey yok.

Şaka!

Aa! Atlamışım ben.

Yaa! Ben de yönetim kurulu toplantısından geliyorum, oradaydım.

Ama canım, yönetim falan...

Hocam, önceliğimiz hastalarımız tabii, öyle değil mi?

Tabii ki her zaman.

Yani ben şimdi tam olarak ne yapacağım Doktor Hanım?

Evinize gidin, böyle ılık bir şeyler hazırlayın, onu için, uzanın.

-O kadar mı? -O kadar.

Ne bileyim, bir antibiyotik falan yazmayacak mısınız?

Yoo, boğazınız o kadar kötü durumda değil.

Tekrar geçmiş olsun.

Sağ olun.

Bol sıvı. Geçmiş olsun.

Ne güzel teşhis koydun öyle. Acayip etkilendim.

Ama kabahat sende değil ki kabahat bende. Seni ciddiye alıp buraya kadar geliyorum.

Kurtardın adamı, ölebilirdi.

Boğaz ağrısından mı?

Allah Allah! Sana danışmak istedim, ne var bunda?

Ateş, işim var. İş, işim var.

İşin var, öyle mi?

Benim de var.

Benim de var ama sen söyleyince anlamıyorsun.

Habire dayıyorsun angaryayı.

Pardon, ben bunu nasıl anlayamadım?

Tabii ki sen bu şekilde davranarak bana ders vermeye çalışıyorsun, öyle mi?

Seni poliklinik görevinden almıyorum.

Almayacağım. Boşuna uğraşıyorsun.

Lütfen, bak rica ediyorum, gözünü seveyim, yapma bunu bana.

İhtiyacın yok bana burada. Bir sürü, bin tane doktorun var ya.

Haklısın. Yani sana sürekli böyle gizemli vakalar bulamıyoruz.

Artık böyle grip falan, onlarla idare edeceksin.

Savaş açıyorsun, farkında mısın bilmiyorum.

Beni bu savaşa mecbur bırakırsan, başına ne geleceğini biliyor musun?

Bu meydan okumalar falan, gerçekten işe yaramaz, uğraşma.

Niye, biliyor musun?

Çünkü ben çok eğleniyorum.

Yani her seferinde senin istediğinin tam tersi oluyor ya.

Aferin, böyle devam et.

-Hoşuna gidiyor yani bu durum, öyle mi? -Evet, hoşuma gidiyor.

Bak, sen benimle uğraşıyorsun, ben seninle uğraşıyorum...

...sonra böyle hayatı birbirimize dar ediyoruz.

Ama sonra ne oluyor, biliyor musun? Her seferinde ben kazanıyorum.

Allah Allah! Nasıl oluyor öyle?

Şöyle oluyor. Çünkü sen bitiksin. Ben oyuna 1-0 önde başlıyorum.

Görüşürüz.

(Öksürdü)

(Hasta hapşırdı)

Çok yaşayın.

Çok yaşayın.

Meşe mi?

Güzelmiş.

Doktor Bey, ne bekliyoruz?

Bir meslektaşımdan yardım istedim de gelir birazdan.

-Hocam. -(Ateş) Orhan Hoca.

Hastanemizin en iyilerinden Orhan Hoca.

Estağfurullah. Geçmiş olsun. Buyurun. Konsültasyon var demişsiniz, geldim hemen.

Aslında tamam. Şey, bir ağrı kesici, bir de antihistaminik verirsen--

-Şaka mı yapıyorsun? -Yoo! Üşütmüş.

Oğlum, bir sürü işim gücüm var benim, bunun için mi çağırdın beni buraya?

Şikâyet etsene İpek'e.

Ne olur, güzelce bir anlat. Tamam mı?

Geçmiş olsun.

(Ateş) Yanlış baston, değiştirsene.

(Müzik)

Çok yaşayın.

Aha!

Ne oluyor muhteşem üçlü?

Bir sorunumuz var hocam.

Komplikasyon mu çıktı hastada, ameliyatta?

Yok, ameliyat iyi geçti, hastanın durumu stabil.

Ee?

Aldığımız sıvıyı tahlil ettirdik.

MR'da görülen yaylanma asıl soruna işaret etmiyormuş.

Sadece eşlik eden radyolojik bir bulgu.

Beyin omurilik sıvısında oligoklonal bantlar var...

...ve intratekal immünoglobülin G düzeyi yüksek.

Gençler, benim Latincem biraz zayıf. Kısaca hastada MS var diyebilir miyiz?

Benin anlamadığım, siz bunu anlatmak için niye üç kişi beraber geldiniz?

Artık her yere beraber mi gidiyorsunuz?

Hocam, çünkü MS konusunda uzlaşamadık.

MR'da lezyona rastlamadık.

Çünkü çocuk iki haftadır hasta hocam.

Sağlıklı bir teşhis yapabilmemiz için en az altı ay beklememiz lazım.

Hocam, VEP incelemesinde yavaşlama var. Yani çocuğun beyni yavaşlıyor.

Öyle bir zamanımız yok.

Lezyon yoksa emin olamayız.

Doğruysa üç hafta içinde çok hızlı ilerledi demektir.

Bu da hızlı ilerleyen MS olduğuna işaret eder.

Hocam, bence beklememiz gerek.

Senin zamanın var mı? Benim yok.

Ama hocam...

Tedaviye başlayın. Şimdi başlarsak en azından bir iki yıl daha yürüyebilir.

Ben gidiyorum, siz ailesine haber verirsiniz.

(Emre) Zeynep, sen de amma somurttun.

Adam sabahtan akşama kadar bize demediğini bırakmıyor. Biz böyle yapıyor muyuz?

Benim derdim hocanın söyledikleri değil.

Benim derdim MS teşhisi.

Bence biraz daha beklemeliyiz.

Hani hoca hep haklı çıkardı?

Ayrıca adam çok netti, ailesine haber verin, dedi.

Yani itiraz edebileceğimiz bir durum yok.

O zaman size kolay gelsin.

Çünkü gidip de oğlunuzda MS var diyen ben olmayacağım.

Niyeymiş o?

İnanmadığım bir şeyi söyleyemem.

(İkisi birden) O zaman sen...

Yok abiciğim, ben de söyleyemem.

-Pardon, niye ben söylüyorum? -Çünkü sen yeni geldin.

Sen taktın biraz bu duruma.

Yazı.

Kolay gelsin.

Kolaysa başına gelsin.

(Müzik)

Ebru.

Hayatım, hadi gel sen burada uyu biraz.

Yok, iyiyim böyle. Sen uyu biraz, hadi.

-(Murat) Yat biraz. -Sen uyu biraz.

(Kapı açıldı)

Sizi biraz dışarıya alabilir miyim?

Evet, ne oluyor?

Son yaptığımız testler sonucunda bazı bulgulara rastladık.

Ee, yani?

Yani yeni bir ihtimal üzerinde daha duruyor hoca.

Ne ihtimali?

MS.

Ama tabii kesin bir teşhis koyana kadar biraz daha süre geçmesi gerek.

Hoca bir kere gelip gördü çocuğu, bir daha yüzüne bile bakmadı.

Nereden anlamış ne olduğunu?

Biz her ayrıntıyı kendisine iletiyoruz. Yakından takip ediyor, merak etmeyin.

Hadi canım sen de.

Doktorun umurunda bile değiliz. Deneme tahtasına çevirdi çocuğu.

Peki, diyelim ki MS.

Ne olacak yani? Benim çocuğumu ne bekliyor?

Hastalık ilerledikçe bazı sorunlar çıkacak maalesef ortaya.

Nasıl sorunlar?

Bağırsak ve mesane bozuklukları.

Zihinsel işlevde bozukluklar.

MS, yalıtımlarını bozarak sinirlerin ölmesine neden olur.

(Emre) Bu da beyin için ciddi bir sorundur.

Ama biz tedaviye hemen başlayarak bunu mümkün olduğunca engellemeyi umuyoruz.

Umuyorsunuz.

Daha sizin neyi, niçin yaptığınızdan haberiniz bile yok.

(Deniz) Anne.

Deniz'im.

Oğlum, sen niye ayaktasın, niye yatağında değilsin?

Oğlum, hadi gel, yatıralım seni.

Benim hakkımda konuşuyordunuz, duydum.

Ne olacak bana? Neyim varmış benim?

Anlatacağım, tamam Denizciğim ama gel yatıralım seni ilk önce, olur mu?

Hayır, şimdi anlatacaksınız!

Niye benden sürekli bir şey saklıyorsunuz? Yeter artık!

Oğlum, bir şey sakladığımız yok ki. Bir sakin ol. Tamam, hadi gel.

Ölecek miyim ben?

Doğruyu söyleyin bana, ölecek miyim ben?

Anne?

Baba, bir şey yap, ölmek istemiyorum.

Hayır, bana bak.

Yok öyle bir şey, tamam mı?

Zaten ne biçim laf o, ne biçim laf.

Bak bakayım bana. Bana bak.

Yüzüme bakar mısın?

Çıkar aklından bunu, tamam mı?

Yok öyle bir şey, ölmek falan, ne öyle? Yok öyle bir şey, tamam mı?

Önce anlayacağız, doktoru dinleyeceğiz, tamam mı? Anlayacağız ne olduğunu...

...sonra da çaresini bulacağız. Bak bana.

Sonra da çaresini bulacağız, tamam mı? Hadi.

Tamam mı?

Hadi, hadi. Girelim içeri.

(Ebru) Gel bakayım.

(Müzik)

Ne olacak yani şimdi MS olunca?

Böyle ilacı falan yok mu bunun?

Var, var. Kullanacağımız bazı ilaçlar var tabii.

Hatta bunun yanında çok iyi uzmanlarla da görüşüyoruz.

Moral bozmak yok yani.

Sen de güçlü olup bize yardım edeceksin, tamam mı?

Aslan oğlum, aslan. O bırakmaz kendini.

Tabii canım, bizim de ondan hiç şüphemiz yok zaten.

Hem delikanlı sporcu adam, değil mi?

Deniz...

...canını sıkmak yok, tamam mı? Sen güzelce dinlenmene bak.

Bize güven, olur mu?

Tamam.

Ben tekrar uğrarım.

Emre Bey.

Bir şey mi oldu?

Yok, ben size teşekkür etmek istedim.

Yani hastalığı öyle korkutmadan, ürkütmeden anlattığınız için Deniz'e.

Bakmayın boyuna posuna, küçük o daha, çocuk yani.

Hayatım, kardeşin aradı.

-Anneme bir şey mi olmuş? -Dur, dur. Panik yapma hemen.

Annenin tansiyonu düşmeyince biraz fenalaşmış.

Onlar da her ihtimale karşı bir ambulans çağırmışlar...

...şimdi hastaneye gidiyorlarmış.

Ohh!

Kayınvalidem de rahatsız da tansiyon hastası kendisi.

Bizim yapabileceğimiz bir şey varsa...

Yok, yok. Zaten burada değiller ki İzmit'teler.

Ne yapacağım ben şimdi?

Ebru Hanım, siz de gidin isterseniz annenizin yanına.

Hem biz buradayız, yanındayız.

Ben nasıl gideyim çocuğumu bırakıp?

(Ebru) Kalbim burada, aklım orada.

Ne yapacağım, ne bu böyle ya?

Deniz yalnız değil ki.

Biz bütün ekip buradayız, yanındayız.

Hem ben sık sık uğrarım yanına, merak etmeyin.

Kattaki hemşire arkadaşlar da yalnız bırakmazlar.

Ne yapsak? Gitsek mi?

Olur. Ama yarın öğlene burada oluruz.

-Tabii, tabii. -Değil mi?

Deniz bize emanet, merak etmeyin.

Tamam.

Hadi gel.

(Kedi miyavladı)

(Martı sesi)

(Sessizlik)

("Cem Karaca - Bu Son Olsun" çalıyor)

"Bugün sen çok gençsin yavrum"

"Hayat..."

-Afiyet olsun. -Teşekkür ederim.

-İyi akşamlar. -Hayırlı akşamlar.

Anam, nerede bu oğlan?

Anladım. Panik yapmayın siz. Sizin katta görürseniz bana haberin verin, tamam mı?

Dışarı çıkarken görüntüsü yok, hâlâ hastanede.

Güzel. Hadi yürü, yürü.

İki dakikada nasıl kaybolur çocuk? Emre nerede?

Laboratuvara bakıyor.

Tamam. Sen yemekhaneyle yönetim katına bak.

Ben de girişe bakıp haber vereceğim sana.

Tamam.

Deniz!

Deniz, neredesin ya?

(Müzik...)

(...)

Ne yaptınız?

Yok, hiçbir yerde yok. Ben kafayı yiyeceğim.

Bende de yok, arşive kadar baktım.

Nereye gider bu çocuk?

Bir de ailesine merak etmeyin, bize emanet falan dedim. Öff!

Tamam, şu an kendini suçlama faslını sonraya bırak.

Hocayı aramamız lazım.

Hiç bana bakmayın arkadaşlar, daha yeni aileyle ben konuştum zaten.

Benim samimiyetim yok, sen ararsın.

"Ne yalnızlık ne de yalan üzmesin seni"

(Telefon titriyor)

(Telefon titriyor)

Açmıyor.

(Telefon titriyor)

(Ateş ses) Efendim Zeynep?

İyi akşamlar hocam. Rahatsız ediyorum, kusura bakmayın.

Söyle.

Hastanın durumuyla ilgili bir acil durum var da hastaneye gelebilir misiniz acaba?

Kapattı.

-Niye söylemedin çocuğun kayıp olduğunu? -O zaman gelmezdi çünkü.

Zeynep, ne yapacak, gelecek mi şimdi hoca?

Bilmiyorum.

(Müzik)

-Ay, ben nefes alamıyorum. -Ne oldu?

(Ebru) Bir sıkıntı var içimde benim.

Kesin Deniz'e bir şey oldu.

Hayatım, sakin ol. Eğer bir şey olsaydı ararlardı bizi.

Bilmiyorum, yani ben buramda hissediyorum.

Bunu hissediyorum.

Murat, Deniz'e bir şey oldu. Murat, ne olur oğluma bir şey olmasın.

Hayatım, sakin ol.

Her şey eskisi gibi olacak, merak etme.

Siz yine ana oğul benimle dalga geçeceksiniz. Oğlun tekrar okula gidecek.

Maçlara girecek. Sen merak etme, her şey eskisi gibi olacak. Sana söz veriyorum.

Ne olur oğluma bir şey olmasın.

Tamam, tamam.

Hadi kalk gidelim.

-Gidelim mi? -Gidelim.

-(Murat) Tamam, hadi. -Hadi gidelim.

(Müzik...)

(...)

Hocam, gelmişsiniz.

-Gel dediniz, geldim. Nedir acil durum? -Deniz kayıp.

-Ne? -Kayıp.

Yani kamera kayıtlarına baktık, hastaneden çıkmamış. Ama hastanede hiçbir yerde yok.

Bunun için mi çağırdınız beni?

Evet. Yani böyle bir şeyi haber vermek istedik.

Biliyorsunuz, bu MS konusu çocuğu çok sarstı.

Memoli, çocuk 16 yaşında.

Diyorsun ki kamera kayıtlarına göre hastaneden çıkmamış.

Bir zahmet kaldırın şu (***), bulun şu çocuğu.

Yani ihtiyacınız olduğunda arayın demek, aslında aramayın mı demek hocam?

Yapabileceğim bir şey olduğunda beni ara demek.

Ben bu arama kurtarma çalışmalarında pek bir işe yaramıyorum.

Ailesine haber verelim mi?

Sence ailesi mi saklıyor çocuğu?

Ben gidiyorum.

(Ateş) Çatıya bakın, çatıya.

Hasta bakıcılar çay, kahve molasında tüttürmek için kapıyı açık bırakıyorlar.

Emre, neredesin?

(Sessizlik)

Deniz.

Deniz, iyi misin?

Bak, bu hastalıkta yeni geliştirilmiş oldukça etkili tedaviler var.

Hatta önümüzdeki yıllarda daha da yeni tedaviler devreye girecek.

Umudunu kaybedip, moralini bozma hemen, hadi gel.

Gel gidelim şimdi.

(Müzik)

Biz o maçı bu sahada yapmıştık.

Deniz, basket sahasında değiliz şu anda.

Deniz, hastanenin çatısındayız şu anda, basket sahasında değiliz.

(Emre) Deniz, beni duyuyor musun?

Nerede olduğunu bilmiyor.

Deniz, basket sahasında değiliz diyorum sana.

Deniz!

(Emre) Hişt, tamam, sessiz.

Deniz.

Deniz, beni duyuyor musun?

Tam burada kafamı çarpmıştım.

(Emre) Deniz, bana bak!

Deniz!

(Emre) Deniz! Deniz!

(Emre) Deniz, iyi misin? Deniz?

Hocam.

Orhan Hoca'm.

Hocam.

Aa!

Gel, gel. Günaydın. Ne haber?

Günaydın hocam.

Benim dün işim çok geç bitti de üşendim eve gitmeye.

Gelsene, otursana.

-Siz burada kaldınız dün akşam. -Evet. İşim işte... Otursana, gelsene.

Ne oldu?

Hocam, benim bir konuda yardımınıza ihtiyacım var da.

Bakın, şundan kesinlikle emin olmanızı istiyorum ki...

...bu olayda hastanenin kesinlikle bir ihmali yok.

İhmali yok, öyle mi? Çocuğu zor indirmişsiniz çatıdan.

Benim oğlum ölüyordu, oğlum. Siz bana daha ne anlatıyorsunuz?

Gitmeyecektik. Ben biliyordum böyle bir şey olacağını. Benim içime doğdu.

(Murat) Yok, yok. Alıyorum oğlumu ben buradan. Başka bir hastane bulacağız.

Zaten bir halt ettiğiniz yok.

Murat Bey, rica ediyorum. Oğlunuz için yapılması gereken her şey yapılıyor.

Fazlasıyla yapılıyor yani.

Hayır efendim, hiçbir şey yaptığınız yok. Siz sadece bizi oyalıyorsunuz.

Bakın, bir anlık... Kabul ediyorum...

...bir dikkatsizlikten dolayı bu başımıza geldi ama...

...bir daha böyle bir şey olması mümkün değil.

Ben artık bu hastaneye güvenmiyorum.

Haklısınız, ben olsam ben de güvenmezdim.

Üstelik sizi ben gönderdim, bana güvenip gittiniz. Özür dilerim.

Yani bu özrümün bir değeri var mı, bilmiyorum ama ben gerçekten çok üzgünüm.

Bana kızmakta yüzde 100 haklısınız.

Ama şu an tedaviyi yarım bırakamazsınız. Çünkü biz çok yaklaştık.

Biz ne olduğunu anlamaya çok yaklaştık.

Benim saçma sapan bir hatam yüzünden oğlunuza bunu yapamazsınız.

Yapmayın.

Lütfen.

Hâlâ inanamıyorum.

Gece ne yaşadık öyle. Resmen ölüyordu çocuk.

Asıl biz yaşadık gece terörünü.

Emre ne yaptı acaba?

Oğlum, madem ağzın bu kadar laf yapıyordu, beni niye çağırdın?

Baş edemem sandım hocam, kusura bakmayın.

Neyse, peki.

-Sen iyisin, değil mi? -İyiyim.

Tamam, hadi at artık şunu üstünden. Daha neler göreceksin.

Her seferinde böyle elin ayağın dolaşırsa.

-İyi günler. Saygılar hocam. -İyi günler.

Ne dedi çocuğun ailesi?

Şikâyetçi olmayacaklar, çocuğu da almıyorlar.

Ama tabii şimdilik. Yani artık hiç hata yapma payımız kalmadı.

Benim yüzümden. Ben gidin demeseydim, öyle bir şey olmayacaktı.

Saçmalama.

Sen orada olmasaydın çok daha başka şeyler olabilirdi.

Çocuğun hayatını kurtardın.

(Emre) Şanslıydım diyelim.

Zeynep...

...sen de kusura bakma, olur mu?

Ben mi?

Evet, yani...

...şimdi ben aileyle konuşunca daha iyi anladım seni.

Bu duygularıma hâkim olamama durumu falan.

Hani bazen yükleniyorum ya sana ben bu konuda.

Demin ben de yaşadım onu.

Önemli değil.

Nereye?

Eve gideceğim, üstümü değiştireceğim. Duş alayım.

Hoca gelirse?

Ne yapalım arkadaşlar, ölelim mi yani?

Eve gideceğim, duş alacağım, üstümü değiştirip geleceğim.

Tamam.

Tamam bence bunlar.

Evet hocam. Sizin için tamamsa işleme alıyorum.

Tamam.

-Günaydın. Teşekkür ederim. -Rica ederim.

-Günaydın. -Günaydın hocam.

Duydun mu gün gece olanları?

-(Ateş) Evet, duydum. -Ya. Vallahi ucuz kurtuldu çocuk.

Annesi babası ortalığı ayağa kaldırdı.

Sen ortalıkta olmadığın için tabii.

(Orhan) Ben Emre'yle zar zor ikna ettim annesini.

-(Ateş) Simit? -İstemiyorum.

-Bir şey anlatıyorum. -Peynir?

-Sıcak. -İste...

Anlatmıyorum ya!

Git ekibin anlatsın sana.

Bir şey soracağım.

Sen bu çocuğun ailesiyle ilgili iddiaya mı girdin?

Evet.

Gerçekten mi?

Konferans mı vereceksin şimdi?

(Ateş) Ne yapıyorsun, utanmıyor musun diye.

Yok yok, hayır hayır.

Beni de dahil etsenize.

Ben gerçek babası diyorum.

Gerçek babası. Görüşürüz.

(Islık çaldı)

Yeni mi?

(Orhan) Evet.

(Orhan) Ne yapı--

Güle güle kullan.

(Müzik)

Günaydın hocam.

(Ateş) Evet, hareketli geçmiş dün gece.

Evet. Yani söylediğiniz gibi oldu.

Çatıda çıktı çocuk.

İntihara mı meyilli çıktı bir de?

Yok yok. Yani farkında bile değil zaten çatıda olduğunun.

Kendini hâlâ basket maçında zannediyordu.

Ben bir eve kadar geçeceğim hocam.

Bir duş alayım, kendime geleyim.

Bilinci açık mıydı?

Açıktı.

Nasıl ikna ettiniz?

İkna olmadı zaten işte.

Emre tuttu aldı, yapıştırdı yere çocuğu falan.

Emre?

Sen değil de Nişantaşı bebesi yakaladı çocuğu?

-Vay be. -Kendisi daha yakındı.

Lojistik önemli tabii.

Hadi, görev beklemez.

Bir eve kadar ben gidip bir duş alsam hocam?

(Müzik)

Çok uzaklaşamamışsın.

Simit. Şunlara bir tabak ayarlasana.

Peynir de var poşetin içinde. Ondan da koyarsın.

Günaydın.

Ne bu hâl?

Niye karalar bağladınız?

Ne oluyor?

Çatıdan atlama kısmı hariç haberler iyi.

Nesi iyi hocam?

Çocukta MS yok.

Öyle şeyler yaşandığı için ailesinin de sevinmesi gerek.

Yani en azından annesinin. Babasını biliyorsunuz zaten.

Hocam, hastada MS olmadığı kanısına nereden vardınız?

Çatıda olmasına rağmen basketbol sahasında olduğunu düşünüyordu.

Öyle değil mi? Çok şaşkındı. Yaşadığı şey gece terörü değildi.

Muzo, benim çay bitmiş.

Özel karışım.

Var mı sende? Hadi getir bakalım.

Tamam. Çabuk, çabuk.

Yaşadığı şey gece terörü değilse...

...akut konfüzyonel bir durum olduğu anlamına gelir.

Bu da MS gibi demiyelize eden bir hastalıkta izlenmez.

Oligoklonal bantlar?

Gerçekten var, evet.

Bu da MS’den başka bir hastalık olduğu anlamına gelir.

Peki, bu bize neyi anlatıyor?

Bağışıklık sisteminin çalıştığını.

Bravo. Beyninde enfeksiyon var.

Bunu kanıtlamak için tahlille falan uğraşmaya gerek yok.

MS olduğunu kanıtlamak için de yoktu.

Cinsel yolla bulaşan bir hastalık olabilir mi?

Olamaz, RPR negatif.

Ciddi ciddi başka tahlil yapmayacak mıyız hocam?

Yani çocuğun beyni pelteye dönerken...

...biz bin bilmem kaç yüz virüs için tahlil yapalım.

Belki bir tane bulacağız diye, öyle mi?

IV penisiline başlayalım o zaman?

Hayır, vakit yok.

Penisilini direkt beyin omurilik sıvısına vereceğiz.

Hocam, olmaz. Beyin gibi dar bir alana sıkışmış bir organa...

...penisilin gibi yüksek hacimli bir ilaç veremeyiz.

Basıncı arttırır, bu da beyin sapı fıtıklaşmasına yol açar ki...

...yani aklı başında hiçbir nörolog bunu tavsiye etmez.

Benim aklı başımda olmadığını düşünenler el kaldırsın.

Peki, böyle basit bir nörolojik gerçeği unuttuğumu düşünenler el kaldırsın.

Peki, üçüncü bir ihtimal olduğunu düşünenler el kaldırsın.

(Ateş) Nişantaşı?

Söyle bakalım, arkadaşların da duysunlar.

Neymiş üçüncü ihtimal?

Hocam, ne olduğunu biliyor musunuz diye sormadınız ki.

Bir ihtimal daha olduğunu düşünüyor musunuz diye sordunuz.

Ben de bir ihtimal daha olduğunu düşünüyorum...

...ama onun ne olduğunu bilmiyorum.

Yapma ya!

Evet, diğer ihtimal.

Bir dakika, bir dakika.

Hastanın beyninde şant var.

Basınç olmayacak ki. İstediğimiz kadar penisilin kullanabiliriz.

İşte aklı başında bir nörolog.

Hadi bakalım, lomber ponksiyon yoluyla enjekte edin.

Çabuk. Hadi. Marş.

(Müzik)

Hocam, saygılar. Özel karışım hazır.

Gel Muzo.

Hadi demle bakalım.

Hemen hocam.

Döktür.

Tavşan kanı.

Hocam, siz çok ilaç içiyorsunuz.

Hiç iyi değil bu kadar.

Ne yapayım peki?

Zerdeçalla halis çam balını karıştırın.

Her gece böyle bacağınıza ova ova sürün.

Nenem yapardı eskiden. Çok romatizma ağrısı olurdu rahmetlinin.

Siz bir yapın, sonra da gelin bana teşekkür edin.

İyi, tamam. Getir, sürelim.

Akşama yapayım hocam.

(Telefon çalıyor)

Efendim?

Hayır, gelemem.

Polikliniğe falan gelemem.

İşim var benim.

İpek Hanım'a selam söyleyin.

Ne dedi?

Sen işi iyice tehdide döktün ha.

Poliklinikte hasta görmezse lomber ponksiyon yok ne demek?

Peki, grip olan bir hasta için Orhan’dan konsültasyon istemek ne demek?

Yani sırf durumu 1-1 yapabilmek için arkadaşını kullanmaya utanmıyor musun?

Ha, bütün derdin skor mu?

Değil. Ama ben sana başka bir şey soracağım.

Çocuğun babası konusunda iddiaya girdiğiniz doğru mu?

Orhan mı yetiştirdi hemen?

Hayır.

İnanmazsın, ben kendim anladım.

Az önce çocuğun ailesiyle 'desk'in orada karşılaştık.

Aklı olan babasına para yatırır.

Katılabilirsin sen de oyunumuza.

-100 lirayla başlayalım mı? -Tamam.

Ama bir şey daha istiyorum.

Eğer ben kazanırsam...

...öğrenci pratik derslerini de sen yapacaksın, hı?

Tamam.

Yalnız ben kazanırsam bir hafta poliklinikte hasta görmem.

Kabul. Hemen parayı getiriyorum.

Hocam, bir konuşabilir miyiz?

-Kötü bir şey mi? -Yok.

Şu iddia mevzu.

Ben de para yatırmak istiyorum da.

İyi.

Babası mı, değil mi?

Demek sen de girdin iddiaya?

Vay be, hiç beklemezdim.

Zeynep, yargılayacaksan hiç konuşmayalım.

Babaya mı oynadın sen de?

Evet.

İki katına?

Yoo, hoca öyle bir şey söylemedi ki.

Bir dakika.

Yoksa sen de mi?

Hani karşıydın sen bu işe?

Karşı çıkınca da dışlıyorsunuz, ne yapayım.

Ben de oynayayım da bari olan bitenden haberim olsun dedim.

Evet, şu an tescillendi. Bu ekip gerçekten birbiri için yaratılmış.

Doktor Bey, ne mama ne bir şey veriyorum ben. Sadece anne sütü.

Mis, mis.

Ama niye böyle oldu, anlamadım.

Gece bütün yüzü şişti.

Ateşi yüksek gelmedi bana.

(Ateş) Salgı bezlerinde de büyüme yok.

Yalnız bir şey dikkatimi çekti dosyasına bakarken.

Aşılarını yaptırmamışsınız.

Tarihleri mi karıştırdınız acaba?

Ha, yok, ben bilerek aşı yaptırmıyorum.

Karşıyım.

Hanimiş kızımın kurbağası?

(Kadın) Ce ee! Burada mıymış?

İşe yaramayacağını mı düşünüyorsunuz?

Yani.

Bence çok uluslu ilaç firmaları ceplerini doldurmak için...

...işe yarayacağını düşünmemizi istiyorlar.

Ama bence hepsi koca bir yalandan ibaret.

Bakabilir miyim?

Tabii.

Kurbağa mı?

Vak, vak, vak!

(Ateş) Harika.

Oo!

Yüzde 100 doğal malzemeyle üretilmiştir.

(Ateş) Boya kullanılmamıştır.

Aa!

Şalgam suyuyla falan renklendiriyorlar herhâlde. Maydanoz, nane.

Harika. Bayağı büyüdü bu doğal oyuncak işi, değil mi?

İyi para var bu işte.

Bazen diyorum acaba bizi yiyorlar mı?

(Ateş) Ar-Ge falan derken zamları çakıp, ha?

Yalan söylüyorlar yani bize.

Acaba diyorum bu doğallık olayı koskoca bir yalandan mı ibaret?

Vak, vak, vak.

(Ateş) Vak, vak, vak.

Ne kadar şanslı bir bebekmiş bu böyle.

(Ateş) Vak, vak, vak.

Annesi ona doğal oyuncaklar alırmış.

(Ateş) Ha, boyasız oyuncaklar alırmış.

Yakında ona organik mamalar pişirir, ha?

Helva da kavurmayı biliyordur annesi kesin, ha? Biliyorsunuz, değil mi?

Anlamadım neden sorduğunuzu.

Organik helva.

Yani aşı yaptırmamaya devam ederseniz yakında...

...helvasını yersiniz bebeğinizin. O yüzden.

Ne diyorsunuz ya siz Doktor Bey?

Anne sütündeki antikorlar bebeği sadece ilk altı ay boyunca korur.

İşte o büyük ilaç firmaları tam da bu yüzden sizi kazıklamaya çalışıyor.

Çakal bunlar ya.

Çok iyi biliyorlar bir annenin çocuğunu korumak için...

...ne gerekirse yapacağını.

Ama bence siz onları haksız çıkartmak için böyle devam edin.

(Ateş) Hatta bir şey söyleyeceğim size.

Sizin gibi aşı yaptırmak yerine bebeğinin ölmesini...

...seyredecek birkaç yüz aile daha bulursanız harika.

Acayip ses getirirsiniz. Haberlere bile çıkarsınız.

Bitirirsiniz ilaç endüstrisini.

Keser misiniz şunu?

Bebeğimin nesi var, onu söyler misiniz lütfen?

Nezle.

Üşütmüş.

Vak, vak, vak.

Vak.

(Kapı kapandı)

Tedaviler yakında etkisini göstermeye başlar.

Bunu kaç defa duyduk acaba?

Oğlum, canın acıyor mu?

Yok anne, merak etme.

(Erkek dış ses) Savaşmayı bırak artık.

(Kadın dış ses) Bence de bu kadar yeter.

Deniz, kıpırdama lütfen.

Siz de duydunuz mu?

Neyi?

(Kadın dış ses) Ben çocuğa en fazla bir hafta veriyorum.

(Erkek dış ses) Bir haftayı çıkartırsa yine iyi.

Susun!

Oğlum, ne oldu?

(Emre) Sıkı tut.

Anne, söyle sussunlar.

Anne, söyle!

Deniz, ne duyuyorsun? Söyle bana, anlat.

(Kadın dış ses) Kâbuslar devam edecek. Vücudu çürüyecek.

(Erkek dış ses) Ailesiyle vedalaşsa iyi olur.

Susun dedim! Susun!

Sesler duyuyor.

(Kadın dış ses) Her şey bitti Deniz. Her şeyin sonuna geldin artık.

(Kadın dış ses) Öleceksin.

Susun dedim! Susun!

Hemşire!

(Emre) Hemşire!

(Emre) Hemen on mg diazepam, intravenöz olarak verin!

-Sizi hemen dışarı alalım. Çıkar mısınız? -Ama hayır, olmaz.

Oğluma ne oldu? Oğluma ne oldu, söyle.

Sıkı tut Zeynep.

Çık kafamdan!

Sus!

İşitsel halüsinasyonlar beyin fonksiyonlarının...

...daha kötüye gittiğini gösteriyor.

Bu da demek oluyor ki penisilin işe yaramıyor.

O zaman ya penisilin bayat ya da teşhisimiz yanlış.

Evet, başladığımız yere geri döndük.

Karaciğer fonksiyon testleri, üre ve keratin normal.

-Diyabet olamaz. Sıvı açığı da yok. -(Ateş) Metabolik değil.

MR sonuçları vaskilüt ihtimalini yok etti.

-(Ateş) İnflamasyon da yok. -Dejenerasyon için de çok genç.

Neoplastik de olamaz, MR temizdi. Enfeksiyon da yok.

Oligoklonal bandların bir anlamı olmalı.

Ateş yok. Beyaz küre sayısı normal seviyelerde.

(Emre) Her ihtimali denedik hocam.

Her şey negatif.

Bir şeyi gözden kaçırıyoruz.

(Ateş) Acaba neyi gözden kaçırıyoruz?

Hasta bir beyin...

...eğleniyor çocukla.

İşkence ediyor ona.

Korkutuyor onu.

Konuşuyor onunla.

EEG yapalım, uzun çekim olsun.

Madem bu hastalık bizimle konuşmak istiyor...

...biz de onu dinleriz.

(Müzik)

Bir şey kaçırıyoruz ama ne?

Kafayı yiyeceğim.

Sen bu yüzden mi beyin konuşuyor olayını buldun?

Madem hastalık konuşuyor, biz de dinleriz.

Bu ne demek ya?

Ben hayatımda bu kadar havalı şey duymadım ha.

Ne yapayım, o anda aklıma başka bir şey gelmedi.

Sağ olsun çocuklar da yedi hemen.

Al işte. Neden hasta görmediğimi anla.

Neye benzediğimi bilmesinler diye.

(Ateş) İşte başlıyoruz.

Son, iki, üç, dört!

Ateş Bey, benim oğlum can çekişirken siz burada çay mı içiyorsunuz?

Çok merak ediyorum, nasıl böyle rahat rahat oturabiliyorsunuz burada?

Ayakta üzerime döküyorum da.

Bak, bir de ne diyor ya.

Vallahi elimden bir kaza çıkacak şimdi.

-Senin hiç vicdanın yok mu be adam? -Beyefendi lütfen, sakin olun biraz.

Benim oğlum ölüyor, senin umurunda değil.

Bizim içimiz yanıyor, anladın mı? İçimiz yanıyor bizim.

Siz de burada oturup hiçbir şey yapmıyorsunuz.

(Orhan) Hanımefendi, rica ederiz, öyle bir şey yok tabii ki.

Tamam, tamam. Doktor, anlıyorum ben onları. Bırak, tamam.

Anlıyorsunuz? Tam olarak neyi anlıyorsunuz?

Sizin yüzünüzden benim çocuğum az kalsın ölüyordu.

Bir tek gece bıraktık sizinle.

Tek bir gece bıraktık.

Ne yaptınız? Çocuğu hastanenin içinde kaybettiniz.

(Murat) İnsan gelip bir hastası ne durumda bakmaz mı?

Bir kere gördün oğlumu, bir kere!

Onun ne durumda olduğundan haberin bile yok.

Sen ne biçim bir doktorsun ya!

Anca oturduğun yerden salla, değil mi?

Tansiyon 11'e 7!

Şant sağ lateral ventrikülde ve çalışıyor.

EKG hem ekstremite hem de prekordiyal derivasyonlarda...

...T dalgası negatifliğiyle beraber normal QRS kompleksleri gösteriyor.

Karaciğer fonksiyon testleri biraz yüksek ama normalin sadece iki katı.

Ha bir de...

...gaipten sesler duyuyor.

Bence siz gidin, oğlunuzun elini tutun.

Tepsiyi ben götürürüm.

Gel.

(Müzik)

Örnek torbası var mı sende?

Neden? Ne?

Yok artık. Saçmalama.

DNA testi mi yapacaksın?

Ölsün mü çocuk?

-Var mı, yok mu? -Sen tam bir pisliksin ya.

Biliyorum.

İstersen bahsi iki katına çıkaralım.

(Müzik)

Hocam.

Benim doktor dizisini mi izliyorsun?

Deniz'in beyni şu anda o kanalı çekmiyor.

Epileptiform aktivite yok.

Sen ne yapıyorsun?

Kan sayımı ve tahlil sonuçlarını bekliyorum hocam.

İyi, beklerken...

...şunlara da bir DNA testi yapar mısın?

Ne bunlar?

Annesiyle babasının kahve bardakları, yazıyor üstünde, anne, baba.

Hocam, ben artık inanamıyorum size.

Bu konuşmayı Orhan Hoca'nla yaptım.

O yüzden burayı hızlı geçelim, olur mu?

Mesaim bitti. Eve gitmek istiyorum.

(Ateş) Vaktin varsa yap DNA testini.

Bu arada bahisleri iki katına çıkardık ha.

Mehmet Ali duymasın.

(Müzik)

(Ateş) Evet, saat altı, mesai biter, Hekimoğlu gider.

(Ateş) Parmağımızı basalım.

Nereye? Çeyrek var.

Yuvarladım, düz hesap.

Aycan Yıldırım.

Sizi ikinci odaya alalım lütfen. Ateş Bey birazdan gelecek.

Benim mesaim bitti.

Yoo, bitmedi.

Sırf bana eziyet etmek için yapıyorsun, değil mi?

-Aynur Hanım? -Aycan.

Bir saniye lütfen.

Biraz yürümekte zorlanıyoruz galiba.

Düğün ne zaman?

Ne alakası var şimdi?

Bu cumartesi.

(Ateş) Hayırlı olsun.

Günde kaç kilometre koşuyoruz? Üç, dört, beş, ha?

-Çok. -Gelinliğe sığayım diye.

Son kalan iki, üç kiloyu da vereceğiz diye. Öyle mi?

Ne yapmam gerekiyor peki?

Şimdi önce yeni bir spor ayakkabısı alıyoruz.

(Ateş) Sonra koşmayı azaltıyoruz.

Abur cubur yemiyoruz.

Allah bir yastıkta kocatsın.

Teşekkürler.

Evet, sıradaki.

Lensleri çıkartamıyorum.

Gözünde değil ki. Neyi çıkartamıyorsun?

Nasıl yani? Ama kıpkırmızı. Görmüyor musunuz?

Ovuştura ovuştura korneanı oymuşsun. O yüzden kırmızı.

Göz damlası, geçecek. Tamam mı? Hadi geçmiş olsun.

Evet, sizin neyiniz var?

Karımla benim...

Yani karımın...

Tempo, tempo! Hadi bak, bu kadar insan bekliyor burada, çabuk.

Ayaklarda ve elde uyuşma var.

Bir de kabızlık.

Başka?

Ateş, belki beyefendinin özel bir problemi vardır...

...ve bunu herkesin içinde söylemek istemiyor olabilir mi?

Dişçi de mi çalışıyorsun sen?

Nitröz oksit zehirlenmesi. Muayenehanedeki vanalarda kaçak var.

Vanaları tamir ettiriyorsun, B vitamini alıyorsun.

Tamam mı? Geçmiş olsun.

Sen söyle bakalım delikanlı.

Ben göremiyorum.

Yok ya, trollüyorum sizi. Dalga geçiyorum.

Akşamdan kalmayım.

Edebiyat Prof.'u devamsızlık yaptığım için rapor istedi.

-Onun için geldim ben de. -Ha.

Yani durup dururken rapor almaya mı geldin şimdi?

Yürü!

Evet, mesai bitti.

Ben gidiyorum.

Skor kaç kaç hesaplarsın artık. Ben sayamıyorum.

(Müzik)

(Garson) Hoş geldiniz. Buyurun.

Bir tantuni alacağım ben.

Tamam.

Domatessiz olsun.

(Garson) Tamam.

İçecek?

Yok, içeceğe gerek yok.

Domatessiz yalnız.

Anladım beyefendi.

Baba, bir tantuni at ama domates olmayacak içinde.

Tamam.

(Müzik...)

(...)

Buyurun, afiyet olsun.

Bakar mısın?

Ah be baba, yine mi yanlış hazırladın? Bu kaçıncı!

Abi, kusura bakmayın. Ben şimdi yenisini hazırlar, getiririm.

-Babanda Alzheimer var. -Ne?

Nasıl yani?

Babada Alzheimer başlangıcı var. Doktora götür.

-Batı Nil virüsü yok. -Herpes ensefalitin de değil.

Beyler, bir şey söyleyeceğim, inanamayacaksınız.

Deniz'in babası, öz babası değil. Hoca haklı.

Bitmedi. Annesi de öz annesi değil.

Vay be.

-Hep haklı mı çıkıyor bu adam? -Yani.

Hiç şaşırdık mı? Hayır.

(Hareketli müzik)

Bakın, sizi çok iyi anlıyorum.

Ama oğlunuz bu durumdayken onu hareket ettirmek çok doğru olmaz.

İpek Hanım, biz epey düşündük.

İkinci bir görüş almak istiyoruz. Zaten fazlasıyla vakit kaybettik.

Daha doğrusu bir cevap istiyoruz, cevap. Kobay faresine çevirdiniz çocuğu ya.

Yok onu deneyelim, yok bunu deneyelim. İyice perişan oldu oğlan.

(Kapı açılıyor)

Nasıl böyle bir aptallık yaparsınız?

Ateş, sen ne yaptığını sanıyorsun? Çıkar mısın dışarı lütfen?

Size soruyorum, nasıl böyle bir aptallık yaparsınız?

-Ne aptallığı? -Sen ne diyorsun ya?

-Bana yalan söylediniz. -Sana yalan falan söylemedik.

İpek Hanım...

...bu adam geldiğinden beri bize söylemediğini, yapmadığını bırakmadı.

Bravo Ateş. Çıkar mısın lütfen?

Lütfen benim hatalarımı geçip onlarınkine yoğunlaşabilir miyiz?

Yalan söylediler bana.

Siz Deniz'in gerçek anne babası değilsiniz.

Ama yeter.

-Deniz'in annesi de babası da biziz. -Hayır, değilsiniz.

Deniz'in ailesi biziz.

Ebru.

Tamam.

Evet, onu evlat edindik ama bunu ona sakın söylemeyin.

Bilmesi gerekmiyor.

Benim bilmem gerekiyor bir zahmet.

Evlat edinmiş de olsak o bizim oğlumuz.

(Murat) O bizim canımız, canımız o bizim.

Ben size oğlunuzu ne kadar sevdiğinizi mi soruyorum?

Neden böyle bir gerçeği anlatmadınız?

Size tıbbi öz geçmişinizi sorduğumuzda da mı uyanmadınız?

Genetik bir ipucu bulmaya çalışıyorduk. Kimin kimi ne kadar sevdiğini değil.

Tamam, lütfen, rica ediyorum, oturur musunuz?

(İpek) Lütfen buyurun, oturun. Sakinleşelim, öyle konuşalım.

Ateş, bunu nasıl öğrendin acaba?

DNA testi.

Ne?

Biz DNA için örnek falan vermedik.

Kafeteryada kahve bardaklarını bırakmışlardı, oradan test yaptırdım.

Sen delirdin mi? Böyle bir şeyi nasıl yapabilirsin?

Yine benim hatalarıma yoğunlaşıyoruz, lütfen.

Verdikleri tıbbi öz geçmiş bir işe yaramaz.

Biz zaten size biyolojik annenin bütün detaylı bilgilerini vermiştik.

(Ebru) Sigara içmeyen, kolesterolü düşük...

...tansiyon problemi olmayan, kilosu normal, sağlıklı bir kadın.

Yeterli mi?

(Murat) Deniz'i iki haftalıkken evlat edindik, iki haftalık.

Sizden başka da sakladığımız hiçbir şey yok.

(Gerilim müziği)

(Kapı açılıyor)

(Kapı kapanıyor)

(Hareketli müzik...)

(...)

İpek Hanım, hiç uzatmaya gerek yok. Biz...

...oğlumuzu başka bir hastaneye sevk etmenizi istiyoruz sizden, lütfen.

Elbette, oğlunuzu almak istiyorsanız, tabii ki saygı duyuyorum, karar sizin.

Ama ben hâlâ burada kalması gerektiğine inanıyorum.

İpek Hanım, biz artık bu hastaneye güvenemiyoruz.

-Aşı olmuş muydu? -Ne?

Biyolojik annesi aşı olmuş mu bebekken?

Deniz altı aylıkken bütün aşılarını oldu.

Bebekler neden altı aylıkken aşı olurlar, biliyor musunuz?

Çünkü altı aylık olana kadar...

...biyolojik annelerinin bağışıklık sistemiyle korunurlar.

Şimdi tekrar soruyorum size.

Deniz'in biyolojik annesi bebekken aşı olmuş mu?

Biliyor musunuz?

(Ateş dış ses) Bebek, kızamık virüsünü kapar...

...vücudunda döküntüler olur, ateşli günler geçirir...

...ama sonra iyileşir.

(Ateş dış ses) Bazen, milyonda bir ihtimalle de olsa...

...mutasyona uğrar. Zamanı gelince tekrar canlanır...

...ve beyin hücrelerine saldırmaya başlar.

Saatli bomba gibi.

-Subakut sklerozan panensefalit. -Ta kendisi.

Türkiye'de yılda 150-160 vaka görülür.

Hastamız şu an birinci evrede, ancak ikinci evreye geçtiği takdirde--

Ölür.

Ne zaman ikinci evreye geçeceğini anlamamız imkânsız mı?

Belirtileri göstermeye başladı bile.

Bu gece de olabilir, bir ay sonra da olabilir, bilemeyiz.

Bir şey yapamaz mıyız? Tedavi edemez miyiz?

(Ateş) Nörolog.

İntraventriküler interferon.

Yok, yok, yok.

Teşhis doğrulanmadan beynine iğne batırıp interferon damlatmayacağım.

Beyin omurilik sıvısı alın o zaman.

Hocam, verdiğimiz bunca şeyden sonra beyin omurilik sıvısında...

...kızamık antikorlarının olup olmayacağıyla ilgili...

...sağlıklı bir değerlendirme yapmamız çok zor.

Yani yanlış tedavi yüzünden doğru teşhis şansını kaybettik.

Bu insanlar neden yalan söylüyorlar bana?

Çocukları ölecek belki de bu yüzden, aptallar.

Memoli!

Top sende.

İnşallah çocuğun beynine biyopsi yapmak zorunda kalmayız.

Aslında...

...bir yol daha var.

(Tıbbi cihazlar çalışıyor)

-Bunun acıtmayacağına emin misiniz? -Merak etme, sadece görüntüsü korkunç.

Gözünü uyuşturduğumuz için bir şey hissetmeyeceksin.

İğne gözünün arkasına ulaşacak ve retina biyopsisi yapacağız.

(Gerilim müziği...)

(...)

Sorunun mutasyona uğramış virüsten kaynaklandığını ispatladık.

Oğlunuzun hastalığının adı, subakut sklerozan panensefalit.

Tedavisi ise beyine doğrudan verilen interferon denilen bir ilaç.

Şimdi, bir dakika...

...siz bunu imzalamamı istiyorsunuz ama...

...biz bundan hiçbir şey anlamıyoruz ki.

Bakın, durumu size en basit şekilde anlatmaya çalışırım.

Ama tedaviyi anlayıp, ona göre karar vermenizi beklemek...

...ne kadar doğru, onu bilmiyorum.

Söyleyebileceğim şey şu. Bu operasyon çok tehlikeli.

Ve onu öldürebilir.

(Mehmet Ali) Ama...

...izin vermelisiniz. Çünkü başka şansınız yok.

(Duygusal müzik)

-Nedir durum? -Tamam, kabul ettiler.

Güzel.

(Duygusal müzik)

(Tıbbi matkap çalışıyor)

(Duygusal müzik...)

(...)

Her zaman haklı çıkmasına sinir oluyorum.

Evet. Ve her zaman haklı çıktığında bir hastanın hayatı kurtulmuş oluyor.

Her şey tamam.

Ama bu gizli gizli DNA testi falan nedir?

Ya evet, o ne bombaymış öyle ya.

Niye şimdi bilmiyormuş gibi yapıyorsun? Sen de yanındaymışsın.

Evet, yanındaydım, evet.

Yapma desem dinleyecek sanki. Biliyorsun adamı.

-Çok uğraştı bu çocuk için. -Evet.

Yani...

...hastaneden geç çıkmalar...

...gecenin bir körü gelmeler...

...şaşırtıyor beni. Hiç ona göre şeyler değil bunlar.

Öyle.

Biz lisedeyken Ateş basket takımındaydı.

Kaptandı üstelik.

-Hadi canım. -Tabii.

-Bayağı da iyiydi. Yıldızıydı ya takımın. -Hım?

Sonra tıp fakültesi falan, boşladı.

Ama biz yine de buluşup oynuyorduk perşembeleri.

-İşte ta ki o... -Hım.

Sen bu çocuğun ne özelliği var diye sormuştun ya.

Anladım.

(Zeynep) Günaydın.

Sana iyi haberlerimiz var.

Tedavin işe yarıyor.

Bağışıklık sistemin de olumlu yanıt verdi tedaviye.

(Mehmet Ali) Biraz erken ama bakalım.

Yukarı bak. Gayet güzel.

Bakalım beynimiz neler yapabiliyor. Y ile başlayan hayvanları say bakalım.

Ee, yengeç...

...yunus...

...ve...

...yaşlı fil.

Bir öncekinden iki tane daha fazla, bravo.

-Deniz. -Hı?

Şu evlatlık konusu ile ilgili.

Kendini kötü hissetmiyorsun, değil mi?

Yok, ben beşinci sınıftan beri biliyordum ki.

Nasıl yani? Nereden biliyordun?

Çukur çene.

Benimki öyle, babamınki değil.

İnternetten baktım ben. Kalıtımsal bir şeymiş.

Doğru. Otozomal dominant kalıtım. Yani baskın kalıtım.

Anne ve babanda olmadığına göre biyolojik bir akrabalığın...

...olamaz.

Hoca başından beri biliyordu.

-Eminsin değil mi iyi olduğuna? -Eminim.

Bu dert ettiğim bir şey değil. Onlar benim ailem ve...

...ben onları çok seviyorum.

Gerçekten.

Uyandın mı?

-(Murat) Durumu nasıl? -Gayet iyi, merak etmeyin.

Çok teşekkür ederiz. Yani her şey için sağ olun.

Ateş Bey'e de...

...teşekkürlerimizi iletin lütfen.

Tabii.

-(Ebru) Ne haber? -Süper.

(İpek) Sırf bir iddia kazanacaksın diye 3200 liralık DNA analizini...

...fatura edemem. Sigortaya böyle bir şey yapamam.

Yani ne alakası var canım?

Laboratuvar hastanenin, aletler hastanenin, testi biz yapıyoruz.

Gerçek bir rakam değil bu.

Ben ciddiyim.

-Döner sermaye ödese? -Aa!

Yani diyorsun ki döner sermaye bir iddiayı karşılasın, öyle mi?

Karşılasın.

Bu iddia olmasaydı çocuk ölecekti.

(Ateş) Bu iddia olmasaydı DNA örneği almayacaktım.

DNA örneği almasaydım yalan söylediklerini öğrenemeyecektim.

Yalan söylediklerini öğrenemeseydim--

Ateş! Ateş, uzatmayalım istersen.

Bence de uzatmayalım. Tamam, görüşürüz.

Ateş!

Nereye gidiyorsun? Faturayı ödeyeceksin.

Hazmedemiyorsun, değil mi? İddiayı kaybetmeyi hazmedemiyorsun.

Tamam, iddiayı sen kazandın.

(İpek) Anlaştık, konuştuk.

Bir hafta boyunca poliklinikte hasta görmeyeceksin, bitti.

Ama faturayı ödeyeceksin.

Televizyon alacaktım odama.

O parayla.

Hay Allah, maalesef. Çıkar!

(Neşeli müzik)

Emre'nin.

Zeynep.

Bu seninki.

Bu Memoli.

Ee, bitti mi? Orhan? Çıkar.

-Orhan. -Çok teşekkür ederim.

-Benim için bir zevkti. -Yine bekleriz.

(Kapı açılıyor)

(Orhan) Gel gel.

Ne oldu, gitti mi paralar?

Bu kadar üzülme ya. Haydan gelen huya gidermiş zaten.

Senin paralar da gitti bu arada.

-Farkındasın, değil mi? -Olsun, dert değil.

Yok ama ben hem aşkta kaybederim hem parada kaybederim...

...sıkıntı yok diyorsan, o başka.

Ne demek o şimdi?

-Ne zamandır kötü aranız Aslı'yla? -Ne?

Karınla diyorum.

Aranız ne zamandır kötü?

Konunun Aslı ile ne alakası var?

Doktor!

Bırak şimdi. Kaç gündür burada kalıyorsun. Farkında değil miyim zannediyorsun?

Kim söyledi sana bunu?

Kuşlar.

Anladım.

Üstünden başından, hâlinden, tavrından anladım.

(Ateş) Olsun o kadar.

Demiştim ya tek arkadaşımsın diye.

Evet?

Anlat bakalım şimdi.

Ne geçti aranızda yengemle?

Yok bir şey. Hiçbir şey geçmedi aramızda yengenle.

Peki.

Selam söyle o zaman.

Eve gidersen tabii.

(Hareketli müzik...)

(...)

(...)

(Hareketli müzik...)

(...)

(...)

(Alkış ve tezahürat sesleri...)

(...)

(...)

("Cem Karaca - Bu Son Olsun" çalıyor)

(Alkış ve tezahürat sesleri)

"Bugün sen çok gençsin yavrum"

"Hayat, ümit neşe dolu"

"Mutlu günler vaat ediyor"

"Sana yıllar ömür boyu"

"Ne yalnızlık ne de yalan"

"Üzmesin seni"

"Doğarken ağladı insan"

"Bu son olsun, bu son"

"Doğarken ağladı insan"

"Bu son olsun, bu son"

"Lay la la lay lay la..."

"Bugün sen çok gençsin yavrum"

"Hayat, ümit neşe dolu"

"Mutlu günler vaat ediyor"

"Sana yıllar ömür boyu"

"Ne yalnızlık ne de yalan"

"Üzmesin seni"

"Doğarken ağladı insan"

"Bu son olsun, bu son"

"Doğarken ağladı insan"

"Bu son olsun, bu son"

("Cem Karaca - Bu Son Olsun" çalıyor)

"Ne yalnızlık ne de yalan"

"Üzmesin seni"

"Doğarken ağladı insan"

"Bu son olsun, bu son"

"Doğarken ağladı insan"

"Bu son olsun, bu son"

"Lay la la lay lay la..."

Bu dizinin sesli betimleme, ayrıntılı altyazı ve...

...işaret dilini kapsayan eşerişimi Kanal D tarafından...

...Sesli Betimleme Derneğine yaptırılmıştır.

www.sebeder.org

Sesli Betimleme Metin Yazarı: Emine Kolivar

Seslendiren: Emine Kolivar

Ayrıntılı Altyazı Çevirmenleri: Hatice Başpınar - Miliza Koçak...

...Nuray Ünal - Özgür Deniz Türk - Tugay Çiftci

İşaret Dili Çevirmeni: Oya Tanyeri

Son Kontroller: Beliz Coşar - Zerrin Çınar - Samet Demirtaş

Teknik Yapım: Dağ Prodüksiyon ve Yeni Gökdelen Tercüme

(Jenerik müziği...)

(...)

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.