Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
(Erkek) Son iki, üç, dört.
("Aytekin Ataş - Sen Çal Kapımı" çalıyor)
(Serkan) "Yanlışlarımdan ders alacak kadar olgun değilim"
(Eda) "Bu yalan bir mecburiyet, yoksa sana vurgun değilim"
"Ama gözlerimde bir ışık, kalbimin tıkırtısı"
"İçim içime sığmıyor, ya bu neyin kıpırtısı"
"Dön yüzünü gökyüzüne, bak bir aşkın yıldızına, aman"
"Parlayacak, sönecek, biliyorum"
"Her şey olur, her şey biter"
"Bir yıldız gökyüzünde kayar yiter"
"Her şey olur, her şey biter"
"Yalnızlık hep aynaları mesken tutar"
(Engin) Evet, alın bakalım.
Adaçayın, senin de kahven kardeşim.
Ne biçim bir geceydi ya. Gerçekten aklıma geldikçe sinirlerim bozuluyor.
Aşkım sen de düşünüp durma ikide bir. Sen iki canlısın, unutma.
Ama Engin, dün akşam nasıl unutulsun Allah aşkına?
Az buz değil oğlum, çok adrenalinli bir geceydi.
Ölüm tehdidi, silahlar çekildi, esir alındık bilmem ne.
(Ferit) Polis gelmese mahvolmuştuk.
Aa, Ferit ama! Sen neden bahsediyorsun? Biraz sakin olalım.
(Engin) Bence biz işimize dönelim.
Bugünün gündemi nedir? Ne var gündemimizde?
-Bilmiyorum. Ne var? -Hiçbir şey yok.
-Nasıl hiçbir şey yok? -Yok, yani işte sıradan bir ofis günü.
Öyle çok ekstra bir şey yok. Ofisten bir iki tane iş var, o kadar.
Evet, şimdi...
...yeni bir kâğıt çekmeye hazır mısın?
Daha başlamadan önce bir meleğimin yanağından...
Yok, yok, yok.
Şöyle hatta geri, geri. Aynen öyle.
Hiç öyle bir şey yok. Çünkü ben dün akşamdan sonra...
...dün akşam yaşananlardan sonra bir karar aldım.
Yakın temas yok, öpücük hiç yok.
Dün akşam ne yaşandı?
-Ne mi yaşandı? -Evet Eda.
Daha ne yaşanabilir ya? Silahlarla burun buruna kaldık.
Silah dediğin şey bir kurusıkıydı.
Olabilir ama daha ne olabilir, öyle düşün.
Çok ileri gittik Serkan. İnanılmaz ileri gittik, yapmamalıydık.
Eda! Biz bir kural belirledik.
O da neydi? O çantadan ne çekersek...
...hakkıyla sonuna kadar yaşayacağız ve hissedeceğiz.
-Normaldi yani? -Yani.
Çekelim.
İyi, sen çek bu sefer. Ben en son polisiye çektim.
Önde.
(İç çekiyor)
Ne, ne yazıyor?
"Karavanda yaşa".
Ay!
Ben yazmıştım onu. Benim çocukluk hayalim de...
Ama sen yaşayamazsın, ver onu bana.
-Yok, yok, yok. -Atalım, gerek yok.
-Yaşayamazsın ki sen. -Eda ne dedik? Kurallar.
Gömleğinde bir nokta olsa duramayan insansın.
Yaşayacağız, dibine kadar yaşayacağız ve hissedeceğiz.
O yüzden yapıyoruz bunu, karavanda yaşıyoruz.
-Öyle mi? -Öyle.
O zaman...
O zaman çıkalım kendimize bir karavan alalım.
-Şimdi mi? -Şimdi.
Çalışmayacak mıyız?
O yüzden sessizce çıkacağız, kimse fark etmeden.
-Tamam. -Hemen.
Aa!
Ne?
Ne zamandır benimle oynamıyorsun. Aldın tabii boyunun ölçüsünü.
Erdem nerede?
Ben bunu ortalıkta, ayakaltında göremeyince bir işkilleniyorum.
Vallahi Erdem Beyciğimin bugün çok işi varmış.
Dışarıda bir sürü toplantısı varmış.
Melo'yu da almış yanına, kızı da kilitlemiş.
İş mi bağlayacağım dedi ne, vallahi çok da dinlemedim Engin, bilmiyorum.
-Aa! -İşler bağlasın onu.
-Neyse, boş verin, ortalıkta... -Bir şey diyeceğim.
Eda'yla Serkan da apar topar çıkmış. Onlar da yeni proje kovalıyor olmasın?
Sen nereden gördün?
Bana söylediler.
Hayırlısı.
-Arasana. -Kimi?
(Müzik)
Bak, gördün mü sevgilim?
Hem özgür ruhluyuz hem sorumluluk sahibiyiz.
İşe karavanla gelebiliyoruz.
Evet. Ama böyle karavandan tam takım inen ilk çiftiz sevgilim.
Bak, önce işlerimizi halledelim, sonra onu da hallederiz. Yavaş yavaş.
Tamam, yavaş yavaş.
-Ne oluyor? -(Pırıl) Aa!
Bu ne bu?
(Anlaşılmayan konuşmalar)
-(Pırıl) Karavanla mı gelmiş onlar? -(Leyla) Karavanla gelmişler.
-(Engin) Kim? -Herkese selam.
Merhabalar.
-Merhaba. -Siz hepiniz burada?
Ne oluyor?
Şey Serkan, seninle bir iki dakika konuşalım mı?
Tabii.
-Biz de seninle konuşalım Edacığım. -Gel konuşalım.
-Edacığım, tam olarak ne oluyor? -Bir şey olmuyor.
Buradan bakıldığında öyle gözükmüyor ama.
Dün geldiniz, cinayet çözüyoruz dediniz.
Bu sabah ofise geldiniz, sizi görmeden çektiniz gittiniz.
Sonra karavanla geldiniz. Sence bunlar normal mi?
(Serkan) Bak, illaki bir açıklaması var yani ama...
Tamam abi, açıklamayı yap. Bu durum nedir?
Karavanlar, takım elbiseyle karavanlar.
Evet o biraz garip oldu ama şöyle, bir çanta var.
Çanta mı? Ne çantası?
Dilek çantası diyelim.
Biz gerçekleştirmek istediğimiz hayalleri bir kâğıda yazıyoruz.
Onları çantanın içine koyuyoruz.
Biz bu çantanın içinden kâğıtlar çekiyoruz.
O kâğıtların içinde birtakım şeyler yazıyor...
...ve biz onları gerçekleştiriyoruz.
Dilek çantası gibi bir şey diyorsun.
Gibi.
Bugün çantadan karavan mı çıktı?
Aynen öyle oldu.
Şimdi Ceren'le Melo burada olsaydı...
...ay, çok romantik Dada'm falan derlerdi.
Sen ne diyorsun peki?
Çok romantik.
Bakalım, yapıyoruz bir şeyler.
Yaşadığınız bunca badireden sonra böyle şeyler yapmanız gayet normal.
-Çok hoş. Süper. -Tabii.
Tabii ya! Erdem de bu çantadan çıktı, değil mi?
Öyle toplantıda başa oturtmalar falan Serkan Bey'in emriyle.
-Ah be abi. -Yani şöyle bir...
...bir kâğıt çektim ve içinde birinin hayatını değiştir yazıyordu.
O yüzden ilk aklıma gelen kişi Erdem oldu.
Tamam abi, güldük, eğlendik ama bu Erdem'in pozisyonu...
...kalıcı bir şey değil, elbet eski pozisyonuna geri dönecektir, değil mi?
Yani o yüzden senin gözün ne olursa olsun üstünde olsun.
-Benim mi? -Evet.
İyi, olsun. (Telefon çalıyor)
Pardon.
-Engin, bunu açmam lazım ya. -Tamam abi, sen bak keyfine.
Sonra görüşürüz.
-Efendim Vahit Bey? -Serkan Bey, merhabalar.
Diğer tetkikler için bugün hastaneye gelmeniz gerekiyor.
-(Vahit ses) Tekrar hatırlatmak istedim. -Nasıl tetkikler?
Dilerseniz bunu geldiğiniz zaman konuşalım.
Yalnız bekleme lüksümüz yok.
-(Vahit ses) Ne kadar erken o kadar iyi. -Anladım. Peki.
Tamam o zaman, hemen geliyorum, teşekkürler.
Sevgilim, iyi misin?
Evet, iyiyim.
Keyfin kaçmış gibi. Yüzün falan solmuş. Ne oldu?
Yok. Bizim İstinye'deki şantiyeden bir telefon geldi de...
...bir sıkıntı varmış. O yüzden acilen gitmem lazım oraya.
Tamam, tamam, git.
-Tamam. Sen iyi misin? -Ben iyiyim.
'Okay'.
Sana çok önemli bir şeyi söylemeyi unuttum.
Tabii.
Seni seviyorum.
-Ben de seni... -Yok, yakın temas yok.
Yok, hiç yaklaşma hiç. Sen git, hatta şantiyede dikkat et.
Kurallar hâlâ geçerli.
Peki.
-(Serkan) Kahve yollayayım mı? -Olur.
Adam taziye ziyareti için bile seni yanında istedi, daha ne yapsın?
Ne güzel bir sürü macera yaşadınız. Niye aramıyorsun?
Ne demek o öyle? Olmaz.
Bak, o sana bir adım attı, şimdi sıra sende.
Sen bir adım atacaksın. Hayır efendim, kabul etmiyorum.
Arayacaksın ya!
Ay, Aydan yeter. Bak aramadan beni de arama, tamam.
Serkan.
(Eda) Sevgilim.
Beni görmeden odaya geldin de ben merak ettim, ne yapıyorsun?
Sevgilim, şey...
...bir dosya arıyordum da bulamadım.
Ama önemli değil çünkü Leyla'ya soracağım, o bulur.
Tamam. Kahve alacağım kendime, ister misin?
Hmm.
Söyle.
Eda, seninle bir şey konuşmam lazım.
Ciddi bir şey sanırım. Şantiyede falan sorun mu var?
Yok, onunla alakalı değil. Biraz daha ciddi bir şey.
Anlatacak mısın, böyle merakta bekleyeyim mi?
Bence biz karavanla Ege'yi dolaşalım...
...birkaç ay.
-Sen şu an ciddi misin? -Evet.
-Bunu mu konuşacaktın? -Evet.
Anladım da öyle aniden olmaz ki.
Neden olmasın?
Çünkü karavan hayatını daha önce yaşamadık.
İçinde zaman geçirmemiz gerekiyor, öğrenmemiz gerekiyor.
Ne bileyim, alışacak mıyız, yapabilecek miyiz?
Yaşadıkça alışırız, alışırız.
O zaman bence birkaç günlüğüne bir yere gidelim, öyle deneyelim.
En azından başlangıç yapmış oluruz. Olmaz mı?
Mantıklı. Evet, haklısın.
Şimdi birden, aniden herkesi bırakmak olmaz.
O yüzden evet ama...
...öyle bir şey yapacaksak da sadece baş başa olalım istiyorum.
Hiç kimse olmasın, sadece sen, ben, huzur, sessizlik...
...ve birbirimiz.
Anladım.
-Serkan. -Efendim?
Sen bu karavan konusunda ciddi misin?
Yani sonra iki saat geçince bana şehre dönmek istiyorum deme.
Hayır Eda, çok ciddiyim, çok, çok ciddiyim.
İstersen bir iddiaya da girebiliriz, öyle bir şey olmayacak.
Peki bakalım. Ama madem öyle bir karar alıyoruz...
...değiştirmemiz gereken çok şey var.
İstediğin her şeyi değiştiririz.
Anladım.
O zaman bence hemen şu an gidelim.
Zaten kâğıttan çıktı, o yüzden karavanda yaşayacağız...
...ve ofiste olmamamız lazım şu an. Bence ofiste olmayalım, direkt çıkalım.
-Tamam. -Hemen.
Bir dosya bırakmıştın. Önemli bir şeyse ben Leyla'ya vereyim.
Yok, yok. Ben şöyle yani...
...bu çanta da bizimle gelecek nasılsa. O yüzden bu dosyalar da bizimle gelir.
Karavanda sıkılırım ve çalışırım diyorsun.
-Daha şimdiden başladın. -Yok, öyle bir şey yok.
-Eda hadi gel, çıkıyoruz. -Tamam, eşyalarımı alayım.
(Eda) Leyla'ya da söyle bari.
(Eda) Hadi.
(Hareketli müzik)
Kahveler hazır.
Harikasın.
Gel, gel.
Bulaşıklar da sende.
-Bulaşık mı? -Bulaşık.
Ne yani? Karavan hayatına alışmaya çalışıyorsun ya.
-Bulaşıkları da yıkayacaksın. -Tamam, yıkarız, ne olacak? İki bardak.
Akşam yemeği de var, sabah kahvaltısı da var.
Ayrıca güneş enerjisi suyu ısıtmaya yeterli değil.
Eda, sen beni bu hayattan vazgeçirmeye mi çalışıyorsun?
Hayır, kolay olmayacağını söylüyorum. Ege turu falan yapmak istiyorsun ya.
-Böyle. -Alışırız.
-Sinek, böcek, arı? -Vız gelir.
-Soğuklarda üşümek? -Isıtırım seni.
-Sıcaklarda terlemek. -Çok güzel soğuturum seni.
-Tamam mı? -(Eda) Tamam, ben söyleyeyim de.
Sen yanımdayken her şeye alışırım.
Söz veriyorum, hiçbir şeyden şikâyetçi olmayacağım.
-Ben alıştım bile. -Güzel.
Neyse, o zaman şu güzel havada biraz kitap okuyalım.
Hava çok güzel.
(Engin) Of! Aşkım, Serkan'ı yine bulamıyorum.
-Onlar çıktılar. -Nasıl, nereye çıktılar?
Karavanla işte, karavanla gittiler. Biraz kafa dağıtacaklarmış.
Yapma ya!
Arkadaş, bunların gerçekten hiç şakası yok.
Yani neler çektiler, neler yaşadılar. Bırak, biraz rahat etsinler.
Biliyorum hayatım da biraz da özeniyorum.
Yani bizim de yavrumuz bir an önce doğsa da...
...artık biz de seninle böyle yani hepimiz...
...sessiz sakin yerlere tatile falan gitsek.
Yarın belli oluyor. Yani kız mı erkek mi öğreneceğiz.
Evet, evet! Ya ben nasıl sabredeceğim yarına kadar, onu bilmiyorum.
Engin bir şeye de sabret, bir şeye de sabret!
Sabredeceğim tabii, sen niye böyle dedin ki şimdi?
Tamam. Kötülük olsun diye söylemedim.
Sabret, az kaldı anlamında.
Neyse. Hadi sen çalış, ben sonra gelirim.
Tamam.
Ne oldu?
Sana bakıyorum.
(Müzik)
Buna ne kadar devam edeceksin?
Sonsuza kadar.
Ortama alıştın mı?
Evet.
O zaman bir kâğıt daha mı çeksek?
-Sen sevdin bu kâğıt olayını. -Sevdim tabii.
-Hadi o zaman, çek bakalım. -Çekeyim.
Ne?
"Asla yapmam dediğin şeyi yap."
-Bunu beni düşünerek yazdın herhâlde. -Tabii ki.
Asla yapmam dediğin şey ne? Söyle bakalım.
Öğle uykusu çekmek.
-Uyumak mı istiyorsun? -Evet.
Yani tam uyumak için müsait bir hava, oksijen...
...rahatız, sessizlik, kitaplar.
Benim uykum geldi. Bir iki saat uyuyabilirim.
-Bana da iyi gelebilir. -O zaman uyuyalım mı?
Ama uyandığımızda hatırlatırım.
Asla yapmam dediğin bir şeyi yapacaksın.
Tamam, belki sen de asla yapmam dediğin şeyi yaparsın.
-Kurallar çok net Serkan Bolat. -Kuralları çiğneyebilirsin.
Yakın temas yok.
Evet, Ezgiciğim. Yani yarın belli olacak.
Sorma, ben de çok heyecanlıyım.
Gönlümden mi ne geçiyor? Yani gönlümden...
...kız geçiyor aslında da bir şey de diyemiyorum tam olarak.
Kız gibi. Ben sana haber veririm, olur mu?
Ben şimdi çalışıyorum canım. Tamam, görüşürüz.
Hadi baybay.
(Telefon çalıyor)
Efendim Leyla?
Hayır, ben... Ya ben...
Ben ne dedim ama? Bak Leyla, önce bakmam lazım...
...onaylamam lazım. Sonra imzalayacağız.
Tamam, bak, bir saniye. Şimdi...
Dışarıda kaldı. Hemen geldim.
Aşkım, aşkım, aşkım. Nereye?
Muhasebeye.
Hmm. Tamam, o zaman sen işlerini bitirince kafeteryaya gelsene.
-Neden? -Sen gel.
Bir şey deneyeceğim, Allah Allah!
-Tamam Engin, gelirim. -Hop, unutma ama.
Engin tamam, unutmam! Çekilir misin?
Güzel. Anne de tamam.
Sadece dakikalar sonra yavrumuzun cinsiyeti ortaya çıkacak.
Allah'ım inşallah kız olur, inşallah kız olur Allah'ım.
Erkek de olsa olur. Ama kız olsun ya, kız olsun.
Bakıyorum kuralları çiğnemek istiyorsun.
Hayır, uyan diye.
Eda, bu kural olayı biraz uzamadı mı?
Hadi ya, bu kadar uyku yeter, biraz temiz hava alalım.
-Evet. -Önce kuralları çiğneyelim.
-Hayır, temiz hava alacağım. -Gel, gel, gel.
-Hayır ya! -(Serkan) Hayır, hayır.
(Serkan) Kural çiğneyelim.
Hadi, temiz hava alacağız hadi.
(Serkan) Of! İstanbul'da yaşıyoruz, ne temiz havası?
O yüzden buraya geldik ya.
Serkan! (Serkan esniyor)
-Serkan bak. -Ne?
Bak. Ne oluyor burada?
(Hareketli müzik)
Film setine benziyor.
-Serkan, bize doğru geliyor. -Ne?
(Kadın) Hazır mısın?
-Efendim? -Sahneye hazır mısın?
Bak hocayla konuştum, birazdan sizin sahneyi çekeceğiz.
-Hoca mı? -Of! Yönetmen seni görmüş, beğenmiş.
Sana gelip hiçbir şey söylemediler mi?
Senin ezberin var mı?
-Yok, tabii ki o da yok. Bekle, gel. -Dur, bir dakika.
(Kadın) Senin senaryon nerede? Bak şimdi, hah.
Bak şimdi, sen şuna çalış, tamam mı? Al, sahne 32, tamam mı?
Yok, (***).
O kadar da söyledim ya, yine kalasın birini göndermişler.
-Dur, bir dakika. -Ne?
-Ne bu ya? -Oyuncu olabilirsin.
-Hayır Eda, saçmalama. -Asla yapmam dediğin şey...
...oyunculuk olabilir mi? -Sen benimle dalga mı geçiyorsun?
Her şeyi yaparım ama oyunculuk yapmayacağım.
Dün cinayet çözen adam bugün oyunculuk yapmaktan mı korkuyorsun?
Korkmuyorum Eda. Sadece sanata biraz saygım var.
Ben sanata saygı duyuyorum. Sadece böyle...
...asla yapmam dediğin bir şeyi şu an yapabilirsin.
-Bu fırsatı düşünüyorum. -Oyunculuk değil o.
Yapmayacağım, öyle bir şey yapmayacağım. Oyuncu, yok hayır...
-Öyle mi diyorsun? -Biz gidiyoruz, hadi.
-(Eda) Sen bilirsin Serkan. -Ne?
O zaman sana verdiğim ceza uzayabilir.
Çünkü ben sen cinayet çözelim dediğinde tamam dedim, hayatımı tehlikeye attım.
Ama sen benim için bir filmde bile oynamıyorsun.
Yapmıyorum Eda, (***). Hayır.
İyi, peki.
-(Kadın) Sahneye hazır mısın? -Değilim, hazır değilim.
Hayır.
Evet.
Şimdi karında bir çıkma olmadığı için oradan anlayamayız.
Yüzük testi için erken olduğunu görüyorum ama bir testim daha var.
-Hangisi? -Tatlı tuzlu testi.
Engin, sen beni buraya bunun için mi getirdin?
Aa, aşkım çok heyecanlı değil mi?
Böyle eski zamanlardaki gibi...
...çocuğumuz daha doğmadan cinsiyetini öğrenebileceğiz.
Ayrıca, sana bir şey söyleyeyim mi? Leyla bu konuda tam bir profesör.
-Ne söylese tutuyormuş. -Yani estağfurullah ama...
...böyle şeyler için bana gelinir. Asla da şaşmadım.
-Hay maşallah. -Arkadaşlar...
...biz yarın doktora gideceğiz, tıp bize söyleyecek zaten...
...çocuğumuzun erkek mi kız mı olduğunu.
Ama ben o kadar bekleyemem ki.
Bir deneyelim, ne var bunda? Ya tutarsa? Sence de heyecanlı değil mi?
Testi istiyor muyuz istemiyor muyuz? Ben ona göre şey yapacağım.
İstiyoruz Leylacığım. Sen hiç bakma bize.
Biz aramızda konuşuyoruz. Sen devam et.
Sor Leyla, sor.
Pırıl Hanım, dürüstçe, açıkça...
(Pırıl) Dürüstçe.
Canınız tatlı mı çekiyor tuzlu mu?
Aslında benim canım bu aralar ekşi çekiyor.
Tamam. Ekşi başka.
Hayır. Ekşi falan çekmiyor. Bayağı tatlı yiyorsun aşkım sen.
-Bayağı tatlı yiyorsun. -Ekşi çekiyor.
Geçen çikolata kutusunu elinden zor aldım hayatım. Hatırlasana.
Tamam, sonuç belli zaten.
-Gerçekten mi? -Söyleyeyim mi?
Erkek.
Çünkü ne demişler? Ye tatlıyı çık...
Ee, doğru Hakkı'yı.
-Erkek. -Evet. Erkek.
Erkek, erkektir. Erkek iyidir.
-Evet. -Erkek.
Çünkü kız çocuk genel kilo aldırır.
Karına doğru çıkma yapar erkek çocuk.
O da olmadığı için erkektir yani o.
-Ben kilo falan almadım. -Evet.
-Ben kilo falan almadım. -Onu bilemem.
Hayatım emin misin? Geçen dedin ya genel bir...
...kilo alımım olmuş, dedin ya. -Genel kilo falan almadım.
-Pantolonuna... -Ne pantolonu? Ne alakası var?
Benimle hiç alakası yok onun.
Pantolon ve çamaşır makinesiyle alakalı. Benlik...
Birkaç pantolona giremedim diye bu olay olamaz.
Evet, bir de kız çocuk annenin güzelliğinden çalar derler.
Şimdi makyajla kapattığımız bir cilt kusuru, bizim göremediğimiz bir şeyler...
Burada biz bizeyiz. Var mı böyle bir durum?
-Var mı Leyla? Var mı Engin? -Yok! Asla yok!
Asla yok! Benim karım hep güzeldi.
Hatta şu son dönemde güzelliğine güzellik kattı.
-Daha da güzelleşti. -Tabii ki.
O zaman evet. Sonucu ben size zaten söyledim.
Tekrarlıyorum. Erkek çocuğunuz olacak.
Evladınız erkek.
Ne alakası var ya? Ben işimin gücümün ortasında...
Beni getirttiniz buraya. Sizin yüzünüzden...
Tıp! Tıp bilimi! Ben gideceğim, öğreneceğim.
(Leyla) Tabii.
(Serkan) Yok, yok. Gidiyoruz, hadi.
Oyunculuk ya. Bir tane sahne.
Bir sahne ya. Bunu bile kabul etmedin benim için.
Seninle ne alakası var ya? Senin filmin mi?
Asla yapmam dediğin bir şeyi yapacaktın ya.
Oyunculuk yapmayacağım.
-Bize doğru geliyorlar. -Kim geliyor?
Gelsin, umurumda değil. Kim gelirse gelsin.
İşte bu hocam.
Kemikli yüz yapısı.
Bakışlar anlamlı, fiziği düzgün. Tamam işte.
Güzel. Hazırlayın arkadaşı.
-Efendim? Ne? -Bak, sesi de böyle...
Tabii. Etkileyici. Güzel, güzel. Olur bu.
-Olur? -Hazırlayın.
Böyle mi oyuncu olunuyor?
Ne diyor arkadaşlar bu?
Tamam mı? Hazır değil misiniz yani?
Şöyle; oyuncu değilim ben.
Hiç önemli değil.
Ben kalas olsa oynatırım. Değil mi arkadaşlar?
Bu arada siz de filmimizde oynamak istemez misiniz?
Çok sinematografik bir bakış açınız var. Gerçekten.
Şu bakışlara bakar mısınız arkadaşlar?
Yok. Yok.
-Yok, yok... -Nasıl yok?
Ben oyuncu değilim.
-Ama o oynayabilir. -Hayır, ben...
Ben bir mimarım. Biraz, bir tık meşhur, işinde saygıdeğer bir mimarım.
-Peyzaj... -Peyzaj mimarı.
Güzel. Ben de şehir plancısıyım.
Ama önemli olan içimizdeki sinema aşkı. Değil mi arkadaşlar?
-Sinema aşkı... -Değil mi?
Aynen hocam. Çok haklısınız.
-Evet, benim de sinema aşkım var. -Bu arada bana hocam diyebilirsiniz.
(Hoca) Evet.
Ho...
Merhaba bu arada. Ben filmin yönetmeni Atlas.
Merhaba. -Altın Karpuzlu.
Ödüllü yönetmenle çalışacaksın, farkında mısın?
-Tamam mıyız? Anlaştık mı? -Hayır...
Güzel kardeşim, bak iki tane lafın var.
Bir de öpüşme sahnesi, bitti gitti. Bu kadar.
Benim gibi bir adamın filminde oynayacaksın.
Öp... Öpüşme mi?
Evet. Ne oldu ya?
(Atlas) Arkadaşlar, kimi getiriyorsunuz buraya ya?
Adam benim filmimde oynayacak, yok öpüşmem falan... Ne bu ya?
-Yok, yok. -Yok, yok. Biz zaten toparlanıyorduk.
Siz burada rahat rahat öpüşün. Çekinmeyin.
-Bir dakika, bir dakika. -Biz gidiyorduk ya Serkan.
-Siz Atlas... -Gidiyorduk ya Serkan. Ne gereği var?
-O yönet... -Evet, evet!
-Bizim mutlaka izlemişsindir filmimizi. -Ya tabii ya!
-Bayılırım. -Tabii.
Yani öpüşme sahnesi...
-Yap... Tamam. Yaparız ya. -Gerek yok bence.
-(Atlas) Güzel. -Yok, yok, yok.
-Öpüşme mi fikrini değiştirdi? -Yok, öpüşme yani...
-Ben olmazsam anladığım kadarıyla... -Biteriz.
...bitersiniz. -Biteriz.
-(Atlas) Tamam mıyız? -Gerek yok.
-Hazırlayın arkadaşı. Tamam mı? -Tamam.
-Hızlı bir şekilde. Hadi. -Harika.
Öpüşme sahnesi, öyle mi? Fikrini değiştirdi birden.
Lütfen. Yani şimdi sanat bu Eda, sanat.
Öpüşme olabilir sanatın içinde. O yüzden lütfen sanata saygı duyalım.
Öpüşme, öpüşme değildir. Hizmet ediyordur hikâyemize.
Ben bir prova yapacağım. Ezberimi yapayım.
Sen istersen... Sette çay vardır. Çok meşhurdur.
-Set çayı iç. -Tamam, git git.
Ben o zaman buraya geçiyorum.
Geçiyorum.
Öpüşme.
(Eda) Öpüşme sahnesi, öyle mi? Öpüşme.
(Kadın) Merhaba.
Merhaba.
Sanırım sahneyi beraber oynayacağız.
İsterseniz şu köşede bir prova yapalım.
Ne provası?
Öpüşme provası mı?
Öyle genel prova. Eda...
Elinle... Elinle öp.
Olmuyor mu öyle?
Hissetmemiz lazım diye düşünüyorum.
Anlamamız lazım birbirimizi. Prova.
-Bekleyin o zaman siz. -O zaman... Ha, telefon.
Siz o zaman provanızı yapın.
Ya kızım, öpüşme sahnesi diyorum.
Adam taş gibi diyorum.
Ama yanında sevgilisi var. Evet.
Herhâlde canım. Bana ne?
Ama onu öyle bir öpeceğim ki sevgilisi kıskançlıktan çatlayacak.
Neyse, kapatıyorum ben şimdi. Kendime biraz çekidüzen vereyim.
Belli mi olur, belki adamı kaparım.
Sen daha beni tanımıyorsun, canım benim.
Sen kiminle dans ettiğinin farkında değilsin.
Yok. Tatlı duruyor ya.
-Yöntem. -Efendim canım.
Şu, Serkan Bolat değil mi?
Hani mimar olan.
Deminden beri bakıyorum da çözemedim.
Ta kendisi.
Oyunculuğa mı başlamış?
Ben de onu merak ediyorum Yöntemciğim.
Vallahi ilk defa bu kadar yakından görüyorum.
Çok yakışıklıymış.
Ya yine mi ya? Of!
Yapma, ne olur Püren ya.
Sana ne? Sana ne?
Burada ne işi varmış, ne yapıyormuş...
...her şeyi öğrenip bana söylüyorsun. Tamam?
Canım, ben bu bakışı daha evvel de gördüm.
Bak, bu işlerin sonu iyi olmuyor.
Neyse.
Beni tanıyorsan asla vazgeçmeyeceğimi öğrenmişsindir tatlım.
Değil mi?
Evet de işte ben yine söylemiş olayım.
Hadi bakalım, sen öğren.
Üf!
Yaptın mı ezberini?
Yapıyorum Eda.
Hadi, yapalım beraber.
Gerek yok. Zaten gelecek oyuncu...
-Kimdi ya? Adı... -Oyuncu geldi.
Nerede?
Burada şu an.
Dalga mı geçiyorsun benimle?
Oyuncu benim Serkan.
Öbür oyuncuya ne oldu? Benim konuştuğum...
-O oyuncuya mı? -Evet.
O iyi ya. Merak etme. İyi.
Eda, nerede? Onunla sahneye gireceğim.
-O şeye gitti. -Nereye?
Beylikdüzü'ne giden bir araca bindi. Sete gittiğini zannediyor kendisi de.
-Sen mi yaptın? -Aşk olsun.
Ama merak etme. İlla onunla oynamak istiyorsan söyleyelim, çağır da...
Yani iyi. Sağlığı yerinde hâlâ.
Tamamen bir bütün olarak Beylikdüzü'ne doğru yola çıktı.
Şimdi ne olacak? Şimdi sen de oynayacaksın.
O zaman biz kuralları çiğneyeceğiz. Çünkü birazdan öpüşme sahnemiz olacak.
O yüzden bunu yapabilecek misin?
Yani içimdeki sinema aşkı için...
...bazı kuralları esnetebilirim. -Öyle mi?
Sendeki sinema aşkı bende de var Serkan.
Serkan? O zaman provaya da inanıyorsun.
Sakın.
(Atlas) Edacığım, bu arada filmimizi kabul etmen bizi o kadar mutlu etti ki.
İyi ki aramızdasın.
Benim için de farklı bir deneyim olacak.
Güzel, güzel. Bu arada anladınız, değil mi arkadaşlar?
Serkan, sen bizim ana karakterimizle tutkulu bir aşk yaşıyorsun.
Ayrılmışsınız. Gerçek mutluluğu Eda'da buluyorsun.
Tamam mı? Sonra sana âşık olan ana karakterimiz Belda geri dönüyor.
Sizi beraber, mutlu görünce...
...'zınk'!
Bütün umutları yıkılıyor.
Tamam?
Evet. Sadece şöyle bir şey var.
O olay olunca...
...gülümseyerek diyor da. Onu ben biraz donuk oynasam?
Serkancığım, sen istediğin gibi oyna. Biz zaten oralarda...
...Eda'nın yakınında olacağız. Edacığım, senin o eşsiz yüzünde...
...bu duygu değişimini görmek istiyorum. Tamam mı? Gerçekten.
Tamam, ben bir şey sormak istiyorum.
Burada da Eda'ya donar kalır, diyor da. Ben biraz hüzünlü hissettim.
Bu sahnede aslında hüzün yok mu?
Öyle oynasam daha iyi değil mi?
Ya muhteşemsin! Beni çok heyecanlandırıyorsun!
Gerçekten! Ya...
Arkadaşlar, fark ettiniz mi? Oynamıyor, âdeta yaşıyor!
Ben size söylemiştim değil mi az önce?
Gerçek bir star doğacak. Türkiye'ye büyük bir yıldız geliyor.
Benim filmlerimi biliyorsun.
Deredeki Balina'yı izlediniz. Oradaki yıldız gibi olacaksın. Gerçekten.
Yani bence sadece...
Ben zaten Eda Yıldız'ım.
Evet.
Yani iki satır lafla yıldız mı olunuyor? Onu anlamadım.
Şimdi benim nereden baksan 18-19 satır lafım var.
Hocam, Püren Hanım hazır. Birazdan sete geçebiliriz.
Güzel. Biz gidip ona bakalım.
Beş satırla nasıl yıldız yaratılırmış, herkes görsün.
-Hadi bakalım. -'Okay'.
Neydi? İçindeki Balina mı?
Püren Hanım.
-Püren Hanım. -Kim o?
Sakın tanımıyorum demeyin.
Son iki dizisi reyting rekoru kırdı.
-Yok, biz biraz belgesel... -Nerede peki?
Şurada oturan kızıl saçlı kadın var ya.
-Evet. -Çok önemli bir stardır.
Hatırladım.
Halamın izlediği bir dizide oynuyordu. Hatırladım.
Şimdi siz de hazırlanın. Birazdan sahneye geçeceğiz.
Tamam.
Bu sahnede de öpüşmek biraz gereksiz.
Ben yönetmenle konuşup çıkarttırsam mı?
Ee... Yani...
Sadece sahneyi okursan gereksiz gelebilir ama yani...
Tümüne bakınca önemli.
O yüzden bence çok karışmamak lazım.
Sanat. Senaristler de bunu özellikle yazmışlardır.
-Düşünmüşlerdir aylardır. -Aylarca çalışmışlardır.
-Sahne sahne... -Söylemek olmaz.
Tabii. Yaşanmışlık var.
O zaman...
Öpüşeceğiz.
-(Engin fısıldıyor) Leyla, Leyla! -Efendim?
Sen bana şeyden bahsetmiştin bir ara...
...Çin horoskopu falan dedin.
O ne iş? Garantili bir yöntem mi o?
Engin Bey, siz bu konuyu biraz zorluyor musunuz?
Çünkü yarın tıp benim söylediğim şeyi onaylayacak.
Bir de Pırıl Hanım erkek istiyor zaten.
-Deme. -Nasıl deme?
Ben yem attım. Kilo aldınız mı dedim.
Israrla hayır dedi. Hayır, hayır, hayır.
Birazcık insanları okuyun Engin Bey. Erkek istiyor.
-Yani. -Evet, evet.
Bir de şimdi hamile kadına demek istemedim ama...
...o cildinin de eski parlaklığı kalmadı gibi.
-Yani çöktü gibi. -Deme ya.
Aramızda kalsın bu durum.
Yok, ısrarla cildim de iyi dedi. Erkek istiyor demek ki.
Yani sonuçta evlat.
-Muhakkak. -Değil mi?
Nereden baksanız öyle.
Ne derler? Hayırlısı. Evladın da Allah, her zaman hayırlısı.
-Tabii ki. Tabii. -Tabii. Oldu Engin Bey.
Kız, erkek. Ne fark eder değil mi sonuçta?
Evlat bu yani.
Olabilir yani. Ben de...
Bu fikre alışmaya başladım.
Yani erkekse buyursun gelsin. Nedir yani?
(Erkek) 37/1'e 1!
Üç, iki, bir! Oyun!
Bu mu hayatındaki kadın? Söyle bana, bu mu?
O benim hayatımın aşkı.
Ya çıldıracağım!
Gel, gel buraya. Burak, gel.
Abi, yapmanız gereken çok basit.
Sen bu kadınla bir aşk yaşamışsın. Tamam mı?
Bu aşkın sonunda ayrılmışsın.
-Mutluluğu Eda'da buluyorsun. Tamam mı? -Tamam.
Bak, buraya hissiz bakıyorsun.
Buraya döndüğünde gözler!
Tamam mı? Senden bunu istiyorum.
Hadi gözünü seveyim. Uğraştırma bizi.
Şahanesin Serkan. Yaparsın.
-(Atlas) Evet, hadi bakayım! -(Erkek) Evet abi.
Hazır mıyız? Kamera!
-Gözler dedi, değil mi? -Evet, gözler.
(Atlas) Çarp!
Oyun!
Bu mu hayatındaki yeni kadın?
Söyle bana. Bu mu?
O benim hayatımın aşkı.
Hoşça... Hoşça kal Püren.
Allah'ım, çıldıracağım ya!
-Gözler. -(Atlas) Abi...
Bak, ben anlatamıyorum galiba.
-Bak, bu çok önemli bir sahne. -(Serkan) Evet.
Bu çok önemli bir film.
Yapman gereken tek şey.
Zaten oradan oyun akıyor buraya.
Şelale gibi akıyor buraya. Tamam mı?
Burada senin yapman gereken, oradan gelen oyuna...
...uysan yeter. Tamam mı?
Bakıyorsun.
Orada aşkı görüyorsun. Tamamdır. Tamam mı?
-Anlaştık mı? -(Püren) Bu sefer...
...yaparsın. -(***)!
(Atlas) Çak, çak!
(Telefon çalıyor) (Atlas) Üç, iki, bir...
-Bunu açmam lazım. Kusura bakmayın. -Sessizlik. Tamam.
Efendim?
Yok, yok, sorma şu an.
-Evet. -Beni arasın.
-Anlıyorum, 'okay'. -(Eda) Beni arasın, söyle.
-(Atlas) Hişt! Tamam. Sessiz. -Tamam.
Yok öyle... Yarım saatim yok, değil mi?
(Atlas) Yok... Üç dakika.
Tamam. Seni birazdan arayacağım.
Tamam Leyla, hadi baybay.
Al abi kredi kartını.
Ver abi, kredi kartını ver.
Sette telefon çalarsa, telefonu çalan adam bütün sete tatlı ısmarlar.
-Tamam, ben kredi kartını veririm. -Tamam!
Abi, biraz dikkat! Gözünüzü seveyim ya!
Bu filmin duygusunu burada vermemiz lazım. Böyle...
Tamam. Hadi abi, hadi.
Abi, biraz dikkat! Ben anlamıyorum ki! Biz ne çekiyoruz ya?
Aşkın Yıkılmaz Delikanlısı'nı çekiyoruz! Dikkat!
O delikanlı ben miyim?
(Atlas) Geç! Evet, telefonlar sessiz mi?
-Aşkın Yıkılmaz Delikanlısı. -(Atlas) Sessizlik!
-Abi, çalıştık bunlara ya. -Tamam.
Üç!
(Atlas) Üç, iki, bir! Oyun!
Bu mu hayatındaki yeni kadın?
Söyle bana, bu mu?
O benim hayatımın aşkı.
-Hoşça kal Berna. -Berna mı dedi?
-Berna değil mi? -Şöyle yapalım, bir saniye.
-Serkancığım... -Abi ne Berna? Gözünü seveyim ya!
Hocam bir saniye.
Belda, Berna yani.
Serkancığım, biz ne yapalım biliyor musun?
Gel benim karavanımda birazcık ezber geçelim seninle.
Hem çalışmış oluruz, ne dersin?
Ben diyeyim sana bir şey. Bence sen gel benim karavana.
Ben seni çalıştırayım, özel.
Ama Edacığım, seninle ilgili bir şey yok. Bizim repliklerimiz bunlar.
Hocam, yeter artık. Çekelim. Çünkü ben hissedemiyorum.
Oyuna giremiyorum. Bitireceksek hemen bitirelim.
Çekelim abi, hadi. Oyuncularımız beklemesin.
(Erkek) Yemek arasına az kaldı.
Olacak bu sefer.
-(Atlas) Yemek arasından önce bitirelim. -Belda. Belda...
(Atlas) Çak hızlı! Çekiyoruz, hadi!
1/39!
Oyunla birlikte gel kameraya.
-Baştan mıydı? -Sahne başı Edacığım.
-Tamam mı Serkan? -(Serkan) Evet, evet!
Üç, iki, bir. Oyun.
Bu mu hayatındaki yeni kadın?
Söyle bana, bu mu?
O benim hayatımın aşkı Belda.
Hoşça kal.
Dur, son bir şans tanı bana, ne olur.
Belda.
Benim bize şans tanımam, bize yapabileceğimiz...
Bu, yani... Çok uzamıyor mu laf?
-Yani cümle... -Bir dakika. Bir saniye.
Kestik.
Daha kısa bir şey. Yani...
Abi, bak. Ver abi. Bak. Görüyor musun?
150 sayfa senaryo bu.
Bunu ben yazdım abi.
Toplam 450 sayfa bu.
Tamam mı? Üç film. Unutma.
Hadi abi, çekelim. Hadi abi.
Yapacaksın bu sefer.
Püren.
Oyuncu koçluğunu bırak. Oyna, lütfen.
-Sen de hadi. -Hadi Serkancığım.
-Bana dön. Biraz daha yaklaş. -Üç, iki, bir!
Oyun!
Bu mu hayatındaki yeni kadın?
Söyle bana, bu mu?
O benim hayatımın aşkı...
Gitmem lazım.
-(Atlas) Hişt! -Bana son bir şans tanı. Ne olur.
Eğer ben bize, bir şans tanırsam...
Bir dakika! Abi, abi...
Senin gözlerde bir problem mi var?
-Yok. -Niye böyle kısarak oynuyorsun?
-Senin gözler... -Gözlük falan vereyim mi sana?
Ne bu ya? Abi, bu kadar kısmana gerek yok.
Aşk?
-Abi... -Donuk.
Tamam, sürekli değil ama. Buraya bakarken de kısıyorsun.
Sürekli böyle...
Hayır. Buraya baktın.
Dedin ki Eda sendeyiz.
Orada oyun akıyor zaten.
Tamam, sen buradasın.
(Eda) Serkan, bana baktığın gibi her zaman.
Serkan da sorun yok da... Diğeri neyse...
Tamam, tamam Eda.
Tamam mı? Sen buradasın. Güzel!
Güzel. Hadi abi.
-İyi miyim hocam? -Şuradan bakarken...
...sadece şuradaki kameraların seni görmesi için...
...sıkılganlığını o tarafa veriyorsun...
...sonra dönüyorsun. Tamam mı?
-Tamam, tamam. -Anlaştık. Hadi bakalım.
Ama Eda da bana âşık oynayacak. Değil mi?
(Atlas) Sen orasını karıştırma Serkan. Tamam? Hadi abi.
-Bilmediğin işlere karışma. -Abi yemek arası girecek. Son tekrar.
-(Atlas) Hadi abi. -Bu adamla asıl çalışıyorsunuz ya?
Yemek arası girecek.
(Atlas) Çak! Üç, iki, bir, oyun!
Bu mu hayatındaki yeni kadın?
Söyle bana. Bu mu?
Çok iyi.
O benim hayatımın aşkı.
Hoşça kal Belda.
Dur, ne olur.
Bana son bir şans ver.
Eğer ben sana şans verirsem o zaman benim...
...bizim için yaptığım en büyük kötülük olur.
Helal! Oh be!
(Eda) Bitti mi konuşmanız?
Bizim konuşmamız on yıl önce bitmişti.
Aşkım benim.
-(Atlas) 'Nice' (***)! Süper! On numara! -(***) bak gerçekten...
-Neden? -(Atlas) On numara!
-Öpüşme... -Neden kestik ki?
Ben onu montajla yapıştıracağım.
Gerek yok montaja kadar gitmesine.
Yorulmayın orada. Biz burada öpüşürüz. Zaten...
...sevgilim benim. Sorun değil. -Hiç sıkıntı yok.
Zaten senin böyle biraz çekincelerin vardı.
Çekinmez o. Benim sevgilim. Neyden çekinsin?
Süper. Ben ona kurdum kafamda. Bana bu yeter.
Şu sahnenin bir yedeğini alalım.
-Hadi! -Serkan.
-(Erkek) Ayrılıştan ayrılmışız. -(Atlas) Ayrıldık abi.
-Serkan Bey'in oraya gelişiyle... -Dizi çeksek 11 reytingi var. Hadi.
Bitti mi konuşmanız?
On yıl önce bitmişti.
Aşkım benim.
(Atlas) Süper!
-Kestik! Çek! -Bana...
-Gerçekten... -Süpersiniz!
-Süper! -Muhteşem!
-Serkan, gel, gel. -Gerçekten!
Tamam mıyız arkadaşlar? 'Okay' midir?
-(***)! -Hadi yemek arası!
Ama bitti mi sahne gerçekten?
Özür dilerim. Püren'in yakınları var şimdi.
Püren ve senin yakınlarına göreceğiz, tamam mı?
-Hadi bakalım. -Serkan'ın yakını var yani? Güzel.
Hayır. Serkan söylüyor, Püren yakın.
-Tamam? -Ayrılmışız!
-Ayrıldık. Ayrıldık abi. -Serkan Bey'in oraya gelişiyle...
Süper!
(Erkek) Ondan sonra geleceğiz.
(Püren) Bir dursana sen. Bir işim var benim.
-Hadi bakalım. -Ne oldu?
İşte huzur böyle kaçırılır.
-Ne oldu? -Seninki geliyor. Doğal davran.
Kim benimki?
Selamlar.
Sette çok sıkıldım. Biraz yürüyüş yapayım dedim.
Fazla kahveniz var mı?
Var. Var değil mi hayatım?
Yoktu, ben son...
-Yok, var. -Çayı demlemiştim paketteki.
-Var. -(Eda) Kalmamıştı aslında ama.
(Püren) Süper o zaman. Hem biraz soluklanırım ben de.
Hem partnerimle sohbet etmiş oluruz biraz.
Değil mi Serkan Bolat Bey?
-Tabii. -Sohbeti seninle etmek istiyor Serkan.
Yo, hep birlikte ederiz hayatım.
Hoppa!
-Al, şöyle verdim. -Teşekkür ederim.
Afiyet olsun. Aşkım gel.
Aşkım, sevgilim, yanıma gel.
-Gel, gel. -(Serkan) Yoktu hayatım, gerek yok.
Gelsene!
Dur.
Üşüteceksin.
(Martı sesleri)
Yıllar sonra seninle böyle yürümek...
...tuhafıma gitti.
Sanki o dönemi yaşıyormuş gibi.
Yine o zamanki gibi olabiliriz.
Yine o üzüntüler, hayal kırıklıkları, acılar. Öyle mi Kemal?
Haklısın.
Senden ne kadar af dilesem, eksik kalır.
Biliyorum ki o zamanki Kemal, o toyluğuyla...
...hayata karşı öfkesiyle seni daha çok üzerdi.
Peki, şimdiki Kemal?
Onun beni üzmeyeceğini nereden bileceğim?
Çünkü şimdiki Kemal, sana bu sefer söz veriyor.
Seni asla üzmeyeceğim.
Yıllardır bu anı hayal ediyorum.
Saçlarına dokunduğumu.
Gözlerinin bana yeniden eskisi gibi baktığını.
Ayrıldığımız bu yerde...
...yeniden kavuştuğumuzu hayal ediyorum sürekli.
Bana bir şans daha tanı.
Lütfen.
Eski Aydan ve Kemal olamayız.
(Duygusal müzik)
Ama şimdiki Aydan ve Kemal olarak...
...deneyebiliriz.
Olur mu dedin sen biraz önce?
Olur mu dedin yani? Bir şans mı verdin sen bana?
Olur dedin, değil mi?
Olur dedi! Duydunuz değil mi? Olur dedi!
-Olur dedi! -Tamam!
-Çocuk gibi! -Affedersin, tamam.
Yani dur, daha Serkan'a söylemedim.
Zaten çok hassas. Alptekin'den sonra üzülmemi istemiyor.
-Hemen söyleyemeyiz kimseye. -Anlıyorum.
Bundan sonra sen ne dersen, nasıl istersen öyle olacak.
-Tamam mı? Hadi. -İyi, tamam.
Ya! Aa, hemen elimi tutmak falan!
Tamam, haklısın.
(Duygusal müzik)
Oturdum kaldım ben de böyle, kusura bakmayın.
Yani bir kusuru yok, değil mi sevgilim?
Yok tabii, yok.
Ne kusuru.
Benim için de ilginç bir deneyim oldu aslında.
Yani ne zamandır böyle beni tanımayan insanlarla vakit geçirmiyordum.
İyi geldi bana.
Peki, ne zamandan beri çalışıyorsunuz?
Çocukluğumdan beri diyelim.
-Zor olmalı. -Evet.
Siz anlatın, hadi bakalım.
İşi gücü bıraktınız, buralara kadar geldiniz...
...filmde oyunculuk yaptınız.
Gayet de güzel oynadınız. Esas hikâye sizde.
Bizim hikâye uzun.
Yani bizim hikâyemiz çok uzun ve derin.
Yani şimdi anlatmak, oo!
Hem sizi sete falan çağırırlar, inşallah çağırırlar.
Sonra bir ara, inşallah.
O zaman şöyle yapalım.
Belki akşam bir yerlerde yemek yeriz, yakın bir yerlerde falan.
Çünkü benim setim akşama kadar sürecek.
Yani neden olmasın? (Boğazını temizledi)
Neden olmasın aşkım ama şey...
...çok yorulmadık mı bugün ya?
Evet, bu akşam dinlenmeye karar vermiştik, değil mi?
Öyle bir karar vermiştik. Günün yorgunluğunu atalım birlikte diye.
(Telefon çalıyor) Pardon.
(Telefon çalıyor) Ne var Yöntem?
(Püren) Tamam, geliyorum.
İzimi buldular sonunda benim.
-Gitmem lazım. -Afiyet olsun.
Ya işte öyle.
Engin Bey de nasıl sevindi değil mi erkek olduğunu öğrenince?
-Sevindi değil mi? -Sevindi, sevindi.
Siz böyle canım ekşi çekiyor falan dediğinizde yok dedi.
Tatlı, tatlı. Tutturdu tatlı diye.
Erkek istiyor çünkü belli.
Ha o, o yüz... Tatlıya sevinmedi, o Hakkı'ya sevindi.
Erkek istiyor çünkü. Ben nasıl anlamadım?
Adı da Hakkı. Evet.
Ama sizin belirtiler de erkek zaten.
Leyla, hani şey derler ya hissedersin.
Ben kız hissediyorum sanki.
Yok, öyle değil. Ama kıza da sevinir. Evlat sonuçta.
Ama hani şey, belli gönlünden erkek geçiyor.
Aman bırakın siz de canım, sevincini yaşasın.
Zaten yarın tıp da benim söylediğim şeyi onaylayacak.
-Tıp tarafından onaylanacak? -(Leyla) Onaylayacak.
Aman canım, evet yani!
Erkekse de erkektir. Erkek çocuk da sevilir.
Hepsi gibi o da sevilir. Kız da olsa sevilir, erkek de sevilir.
-Evlat. -Evlattır çünkü. Sağlıklı olsun da.
-Her şeyin başı. -(Pırıl) Hayırlısı olsun.
Erkek de olabilir aslında. Şimdi düşündüm de...
...ben çok iyi erkek annesi olurum.
Ben var ya, çok iyi kayınvalide olurum.
-Hı, kız mı olsa acaba? -Ben şimdi bak düşündüm...
...çok iyi olurum ya ben. Hiç aklıma da gelmemişti.
-Belki de kız olur. -Kız hissediyorum ya...
Şey, ne güzel oldu böyle muhabbet ettik. Hı?
Ben o zaman şey yapıyorum, kalkıyorum.
Bir şey olursa şey yapın siz.
Vardı da unuttum ben şimdi.
Şey yaparım, ben ararım seni telefonundan.
Kız ya da erkek.
Yani ben kız hissediyorum tabii ama. Olur.
Yöntem, ben ne diyorsam onu yap!
Gerekiyorsa ek sahne yazdır, sete geri dönsün.
Gerekiyorsa peşine adam tak.
Gerekiyorsa ne bileyim, kamerayla falan izle.
Ama Serkan Bolat'ın attığı her adımdan benim haberim olacak.
-Tamam mı? -Tamam.
Zor bir hayat olmalı.
Yani düşünsene çocukluğundan beri setlerdesin.
Yani.
Yani?
Eda, sen...
...Püren'i çok sevmedin galiba?
Sen çok sevdin galiba?
-Ne alaka? -Gittiğinden beri ondan bahsediyorsun.
Eda, ilk defa Püren'den bahsediyorum.
Konuşmadın ama düşündün Serkan.
Ha, ne düşündüğümü de biliyorsun?
Aklını okuyorum. (Kapı vuruluyor)
Şu anda değil ya! Kim?
Kim ki?
Yine ben! Size bir haberim var.
Serkan Bey, yarın için size ek sahneler konuldu.
Sabah erkenden bir araba sizi alıp, çekim mekânına götürecek.
Merhabalar da...
...ne demek ek sahne? Neden?
Yani şu. Yönetmen sizin oyunculuğunuzu çok beğenmiş.
Bu yüzden sizin rolünüzü biraz büyüttü.
İçerideki adam, benim oyunculuğumu beğendi?
Evet, çok beğendi.
-Ne dersiniz? -Mecbur muyum?
Yani Serkan Bey, her şey ayarlandı.
(Yöntem) Eğer kabul etmezseniz biz çok zor durumda kalırız.
Çok, çok!
-Peki. -Harika, görüşürüz.
-Hepsi senin yüzünde oldu. -Püren yüzünden.
-Gel. -Aa!
-Nasıl, beğendin mi? -Çok güzel.
-Çok tatlı bir yer bulmuşsun. -Hoş geldiniz.
-Merhabalar, hoş bulduk. -Gözlerden de uzak.
Merak etme, bizi burada hiç kimse bulamaz.
-Hoş geldiniz. -Hangi masa?
-Buyurun. -Paltomu vereyim ben.
-Çok teşekkür ederim. -(Kemal) Alayım ben.
(Aydan) Çok teşekkürler.
Lütfen.
-Serkan. -Evet?
Makarnadan başka bir şeyimiz yok.
Tamam, o zaman dışarıda yiyelim.
Daha ilk günden sınıfta kaldık.
-Karavan hayatı bize göre değil. -Yok, öyle deme.
Karavan hayatı tamamen özgürlük üzerine kurulu...
...ve biz şu an özgürüz yani.
İstediğimizi yiyebiliriz, istediğimiz yerde. Öyle düşün.
Hı, o zaman ne yiyeceğiz?
O zaman yani...
...çekim ekibi hiçbir yerde yok. Sanki gitmişler.
O yüzden çekim yaptığımız restoranda yiyebiliriz.
Tamam, o zaman üzerimi değiştireyim, çıkalım.
Ben de değiştireceğim.
(Kemal) Ne düşünüyorum biliyor musun?
Eğer bir kere âşık olmuşsan...
...o aşk hep oradadır.
-Sadece bekler. -Yıllar geçse bile mi?
Yıllar geçse bile.
-Ne demişler? -Hı?
İki ruh eğer birbirine aitse...
...zaman, mekân ne olursa olsun...
...yeniden buluşurlarmış.
Ne diye kopmuş olurlarsa olsunlar. Biz hiç kopmadık.
Kopmayacağız da.
Aa! Serkanlar geldi!
-Aydan Hanım mı o? -Kemal Bey mi o?
(Aydan) Ay, Allah'ım ya Rabb'im.
Serkan, lütfen bir şey yapma.
Sen bakma! Serkan!
-Aa! -Serkan, lütfen bir şey deme.
-Anne? -Aa!
(Serkan) Anne?
-Serkancığım, ne tesadüf? -Merhaba.
-Merhaba. -Merhaba Kemal Bey.
Siz ta buralara mı geldiniz baş başa yemek yemeye?
Aa, ne baş başası?
Ayfer de geliyor birazdan.
-Tabii, Ayfer Hanımlar da geliyor. -Halam da?
Siz bu kadar uzağa mı? Nasıl?
Biz burada karavanda kalıyoruz.
Öyle bir kaçamak yapıyoruz birkaç günlüğüne.
-Karavan? -Karavan? Karavandalar. Şahane.
Konuşacak çok şeyimiz var gibime geliyor.
(Serkan) Evet.
Buyurun beraber yemek yiyelim dilerseniz.
-Tabii, başlamışsınız ama tabii. -(Kemal) Tabii, buyurun.
(Aydan) Öyle mi yapalım?
-(Eda) Teşekkür ederim, çok kibarsınız. -(Kemal) Rica ederim.
Canım benim, ne güzel bir...
...tesadüf oldu değil mi böyle?
-İnanılmaz bir tesadüf. -Tabii, tabii.
Hayat bir mucize, tesadüfler de işaretleri.
Evet, şey ben galiba şeyin cevabını alamadık.
Ne yapıyorsunuz burada?
Ne yap... Balıkları güzelmiş, o yüzden geldik.
Balık diyorsunuz, önünüzde tavuk var?
Burada balık yok aslında bu restoranda.
-Mekân, şefini değiştirdi. -Değil mi?
Eskiden burada nefis balık yapılırdı.
Peki, sizin karavan olayı nasıl gidiyor?
-Yani alıştınız mı? -Alışıyoruz, alışacağız.
-Evet, Püren Hanım da geldi. -Aa!
-Harika. -(Eda) Ne?
Aa! İyi akşamlar.
-Merhaba. -(Püren) Merhabalar.
Ben de bir şeyler atıştırayım demiştim. Ne tesadüf sizi burada görmek.
-Ne güzel oldu. -Ya, tesadüf tabii.
Annem.
-Kemal, memnun oldum. -Merhabalar.
-Merhabalar. -Merhaba.
Buyurmaz mısınız? Bize katılın.
Rahatsızlık vermeyeyim ben size?
-Aa, olur mu hiç? -Yok, yok, yok.
-Buyurun. -O zaman oturayım ben.
Hem tek oturursam hayranlarım beni rahat bırakmazlar.
-Değil mi? -Ben boş olur zannetmiştim burası.
Ben de öyle zannetmiştim, boş olduğunu zannetmiştim buranın.
-Teşekkür ederim Serkan Bey. -Ne demek.
Al bakalım annesi.
Ilık sütün hazır.
-Teşekkür ederim hayatım. -Evet, sen iyi beslen ki...
...yavrumuz da beslensin, oğlumuz.
-Oğlumuz dedin! -Ya böyle şey ya bu...
...bugün Leyla öyle konuşunca...
...herhâlde onlardan etkilendim. Öyle ağzımdan çıkıverdi.
Zaten futbol falan konuşursunuz.
Ya, öyle.
Engin, şimdi yüzde 50 ihtimal ya...
...ben sana hani varsayımsal olarak bir şey soracağım.
Mesela bizim çocuğumuz kız olsa diyelim.
-Keşke kızımız olsa. -Keşke dedin!
Çünkü ya aşkım aman...
...kız, erkek fark eder mi?
Sağlıklı kucağımıza gelsin, önemli olan da o zaten.
Ben seni çok iyi tanıyorum. Sen keşke dedin.
Sen, oğlumuz olsun istemiyor musun?
Hiç istemedim. Ben hep bir kızım olsun istemiştim bu hayatta.
Gerçekten sen de oğlan istiyorsun diye düşünüp...
...sana bunu bir türlü söyleyemedim.
Kusura bakma ama ben bir kız çocuk çok istiyorum bu hayatta.
Ben de kızım olsun istiyorum. Ben kızım olsun istiyorum.
-Gerçekten mi? -Evet.
Aşkım ya, sana benzeyen bir kız çocuğu düşünsene yanımızda.
Allah'ım geziniyor böyle, ne güzel ya!
Top falan konuşamazsınız ama.
Ne olmuş? Kızımla da konuşurum ben futbolu.
Hem kızlar, erkeklerden daha iyi anlar futbolu.
Vallahi. Hep aksini düşünürler ama aslında kızlar daha iyidir futbol işinde.
Aferin, doğru. Cevap doğru.
Sizin işiniz de çok zor, değil mi? Böyle sabahlara kadar dışarıda çekim.
Evet, öyle.
Açıkçası bugün Serkan Bey'i böyle karavanla görünce...
...ben de çok özendim.
(Püren) Yani insanın bazen alıp başını gidesi geliyor.
-Neden gitmediniz? -İş güç rahat bırakmıyor ki.
Hem böyle bir yolculuğa çıkacaksa insan...
...yanında çok güvendiği ve sevdiği biri olsun istiyor.
Umarım bulur, değil mi?
-Umarım bulursun öyle birini. -(Serkan) Evet.
(Aydan) Aa, Ayfer!
-Gel canım. Bak, bekliyorduk dedim sana. -Gerçekten geliyormuş.
-Halacığım. -Hoş geldin.
-Kusura bakmayın geç kaldım. -Ne demek, gel gel.
-Püren Hanım! -Merhabalar.
-Aa! Doğru değil mi? -(Aydan) Evet.
Gerçek! Aa! Evden çıkarken televizyondaydı.
Ekranlardaydı ya, inanamıyorum gerçekten!
(Aydan) Sakin ol, bizimkiler film işine girmişler.
Aa! Çok memnun oldum, Ayfer ben.
Eda'nın halası. O kadar heveslenmene gerek yok.
Sen de hayransın o zaman?
Yok, ben halam izlerken görmüştüm de.
Ben çok oyuncuları tanımadığım için kusura bakmayın.
Hiç önemli değil.
-O zaman... -O zaman halam da geldiğine göre...
...sipariş mi versek artık? -(Serkan) Evet.
(Aydan) Hadi verelim.
-Biz tabii... -(Serkan) Başladınız bizden önce.
-(Aydan) Evet. -Evet.
Ne oluyor, ne alaka anne bu adamla?
Tamam Serkan. Ne yersin canım? Aa, bir şeyler geldi.
Biz bu kadar sipariş vermemiştik.
Ya kızmayın bana lütfen.
Beni masanıza dâhil ettiğiniz için teşekkür etmek istedim size.
Biz sipariş verdiğinizi görmedik.
Biz de sipariş vermedik. Herhâlde bunlar önceden ayarlandı?
-Aa, en sevdiğim salata. -Aa!
-Vay! Fileminyon, en sevdiğim. -Aa!
En sevdiğin yemekler ayarlandı bir de.
Aydan Hanım'ın en sevdiği salata.
Aa! Ne güzel tesadüf! Çok sevindim.
Sizin için herhâlde. Çünkü benim çok yiyebileceğim...
...sevdiğim şeyler değil. -Ne güzel.
-Hepsi önceden ayarlanmış, ne güzel. -Afiyet olsun.
Teşekkürler. Oo, soğan mı?
-Benim yemeğim yok. -Karnabahar var haşlanmış, yer misin?
Senin geleceğini düşünememiş, ondan.
(Ayfer) Hı.
Galiba birinin doğum günü.
-(Serkan) Pasta? -Bravo!
-Şu tarafa olacak o, evet. -Ben alayım onu.
-Teşekkürler. -Neden Serkan'a pasta?
Serkancığım, farkındaysan pastada çilek yok.
(Püren) Doğru duymuş muyum bu özelliğini?
Evet. (Püren gülüyor)
Elimde kalır!
Ne demek? Bugün o kadar şahane bir performans gösterdin ki.
Bir teşekkür etmek istedim sana.
Küçük teşekkür olmasaydı...
...büyük bir niyete girseydin, ne yapacaktın acaba?
-Eda! -(Püren) Afiyet olsun.
Teşekkürler, üflüyorum.
Güzel bir jest olmuş, değil mi Serkancığım?
-Evet. -Şey, varsa acaba yanınızda...
...bir imzalı fotoğraf, ben alırım.
Tabii ki hemen bakayım.
İmzalı fotoğraf mı kaldı? Herkes 'selfie' çektiriyor.
Varmış vallahi, kaleminiz varsa.
-Şöyle bakın. -(Aydan) Aa!
-Serkancığım bak. -(Serkan) Aa, biziz.
-Edacığım bak. -(Aydan) Aa, Serkan'la fotoğraf?
-Eda, gördün değil mi? -(Püren) Bak, bunlar rastgele oldu.
Ben göreceğimi gördüm Serkan, sen geri ver. Hiç gerek yok.
Eda da bu sahnede oynamıştı aslında.
Ben yokum fotoğrafta.
Tesadüfe bak! Her şey tesadüf!
-(Serkan) İmzalarım isterseniz. -Serkan, çileksiz pasta yesene.
-Sen sus, sus Edacığım. -Tesadüfe bak ya.
(Eda) Gülmesene, hâlâ gülüyorsun.
O kadın başımıza bir bela açacak bak.
Ben söylüyorum sana.
Yani.
-Oyuncu, güzelim. -Her oyuncu öyle değil de.
-Öyle mi diyorsun? -Yani sence de tuhaf değil mi?
Restorana tesadüfen geldi, güya tesadüfen.
Senin sevdiğin yemekleri araştırmış, bulmuş.
Çileksiz pasta.
-Yani çileksiz pasta? -Yani düşünceli.
-Düşünceli mi Serkan? -Düşünceli Eda.
-O da normal yani? Peki, bu normal mi? -Hangisi?
Daha yeni çektiğiniz set fotoğraflarını...
...böyle samimi olduğunuz pozları yanında taşıyor.
Bir set fotoğrafçısı çekmiş onları, çıkarttırmış...
...ve yanında taşıyor. Şaka gibi!
Yani.
-Heyecanlandı herhâlde? -Evet, anladım ben seni.
Yani günün sonunda, aynı işte birlikte çalışıyoruz.
O yüzden bir tık heyecanlanmış olabilir, yani güzel.
-Nereden bulaştık biz bu film işlerine? -Nereden bulaştık?
Söyleyeyim sana Eda.
Bir kâğıt parçası çektik...
...orada asla yapmayacağın bir şeyi yap diye bir şey yazıyordu.
Sonra kendimizi bir film setinde bulduk.
Ben hiçbir şekilde dâhil olmak istemedim...
...ama sen bir şekilde beni buna ikna ettin.
-Atladın öpüşme sahnesini duyunca. -Aşkım, sanat için.
-Balıklama daldın. Ne? -Sanat.
Sanki hiç hayatında yapmamışsın gibi bir anda...
...dedin ki ben oyuncu olacağım!
Yani birkaç gündür tabii sevgilim beni öpmüyordu.
Ama çok onunla alakalı değil yani.
-Sanat, sanat... -Şu an bunu dedin ya...
...cezan bir gün daha uzadı.
Ben sana hatırlatayım ama. Bugün bir sahne çektik...
...ve o zaman o ceza silindi.
Çünkü o sahnede ne yaptık? Öpüştük Eda.
Onlar biz değildik. Feza'yla Kayla'ydı.
-Ha, öyle mi diyorsun? -Evet.
O zaman bence Feza'yla Kayla...
...biraz daha çalışsınlar. Yani rolümüze daha girelim.
-Hı? -Evet.
(Eda) Ne yapsak, çay mı koysak?
(Serkan) Çay mı? Bence de çay. İçeride bir çay koyalım birlikte, gel.
Gel, gel bakalım. (Eda gülüyor)
Kayla'ydı değil mi? Gel Kayla.
Gel Kayla, gel bakalım.
(Duygusal müzik)
(Eda) Evet, bugünün programı ne Serkan Bolat?
Bugün şöyle bir ofise uğramam lazım.
Çünkü ufak tefek işlerim var. Aynı zamanda birkaç imza atmam lazım.
-Sonra gün bizim. -Serkan, setin var.
Bugün film çekimin var. Ezberini yaptın mı?
Yaptım, evet.
İyi, tamam.
Zaten şehir içinde olacakmış, o yüzden sıkıntı yok dedi.
Ben de geleceğim seninle.
Ne olarak geleceksin? Velim olarak?
-Menajerin olarak. -Menajerim olarak?
-Kurda kuşa yem etmem. -Ha.
(Hareketli müzik)
Serkan...
...ne oluyor burada? -(Serkan) Ben de anlamadım.
(Eda) Aa!
-Gerçekten inanamı... -Eda Hanım, Serkan Bey...
...hoş geldiniz. Yalnız sizin sahnenize biraz daha var.
-Sahne burada mı çekilecek? -Evet.
Yani ofis çekimleri için bir mekân aranıyordu.
Son anda buraya karar verildi. Ben sizin haberiniz var sanmıştım.
Bizim şirketimiz şu an pazar yerine döndü.
Teknik hazırlık biraz daha sürer yalnız.
Ben sizi haberdar edeceğim. Tamam mı?
Yok, ben bunu çözeceğim. Çözeceğim.
Ah, selamlar! Hoş geldiniz!
Hoş geldik biz? Kendi şirketimize?
Serkancığım, burası gerçekten o kadar güzel ki.
Burada çekim yapmamıza izin verdiğin için çok teşekkürler tatlım.
Tatlım?
-İzin? Ben mi izin verdim? -Evet, sen izin verdin.
Zevkine bir kez daha hayran kaldım vallahi.
Benim şimdi aklıma geldi.
Sette işten çağırmışlardı. Biz şey yapalım, gidelim o zaman.
Serkancığım, beni iş güç bekler ama geleceğim tatlım, tamam mı?
(Püren) Görüşürüz, baybay.
Ben de gideceğim arkasından tatlım çünkü soracağım tatlım kimmiş!
-Tatlım kimmiş? Kime tatlım diyormuş? -Tamam, bir sakin ol.
Ne bu sevgi pıtırcıklığı? Tatlım tatlım ne?
Eda, bir sakin ol. Ben çözeceğim şimdi, tamam mı? Yanlış bir anlaşılma var.
Ben onun bütün kişiliklerini ayrı ayrı (***).
-Kişilikli bir hasta. -Evet. Ben her kişiliğine...
...ayrı ayrı hesap soracağım. -Şimdi değil. Sen bir sakin ol.
Ben çözeceğim şimdi. Leyla, Leyla, Leyla! Ne oluyor burada?
Nasıl bir set olabilir benim ofisimde?
Film çekiliyor işte Serkan Bey.
Kim buna izin verdi? Ben izin vermedim!
Ama Erdem'e verdiniz bol bol yetki, o izin verdi.
Sormuşlar olabilir mi, o da neden olmasın demiş.
-Nerede? -Erdem şimdi şöyle, bilmiyorum nerede.
Yeni projeler peşinde olduğunu söyledi. Bir orada bir burada...
...hop orada hop burada. Şu an burada...
Erdem'in hemen buraya gelip bu işi çözmesi lazım.
Bir an önce bu set, bu ofisten çıkacak!
Şimdi o çok da mümkün değil çünkü bu Erdem'in masasında...
Sizin masanız. Kesinlikle sizin masanızda duran...
Erdem burada mı oturuyor ben yokken?
Oturdu, onu sonra anlatacağım size.
Bu sözleşmede şöyle yazıyor ki...
...bu ekip tüm gün burada. Set var yani.
-Bütün gün burada mı? -Evet, bütün gün.
Hayır. Ben çözeceğim bunu.
-Çözeceğim, ben çözeceğim bunu! -Çöz bunu, gitsinler!
(Serkan) Çözeceğim bunu! Çözeceğim!
-Yok, yok. -Bizimkiler nerede peki?
-Nasıl bizimkiler? -Engin nerede, Pırıl nerede?
Eda, siz zaten yoktunuz. Melo bir yerlere gitmiş, saklanmış.
Ceren annesine gitmiş. Ferit Bey geldi, ne olduğunu anlamaya çalışıyor.
Engin Bey'le Pırıl Hanım hastaneye gittiler.
Erdem projeler peşinde, ben burada yalnız kaldım. Stres oldum!
Tamam, tamam. Sakin ol, ben buradayım. Ben geldim.
Tamam.
Bu işin tek iyi bir yanı var.
Püren Toroslu var ya, az önce benim koltuğumda makyaj yapıyordu.
Püren Toroslu.
Deme bana. Deme bana Püren Toroslu falan. Cinlerim tepeme çıkıyor. Deme!
-Sevmiyor muyuz? -Hiç!
-(Leyla) Tamam, sevmiyoruz. -Bütün gün buradalarmış!
(Leyla) Püren kim ya? Aman.
Edacığım, merhaba.
Merhaba. Sette bir sorun yok umarım.
Hayır, yok, yok, yok. İnanır mısın, setin sizin şirkette olduğunu...
...duyduğum andan beri o kadar heyecanlıyım ki.
Gözlerim böyle dolu dolu oldu. O kadar heyecan yaptım.
Niye? Bir anınız mı var burada?
Hayır, onunla alakalı değil. Şimdi benim bu filmlerim üçleme.
Yani üçüncü filmimde de Eda'yla çalışmak istiyorum...
...ve nasıl bir fırsat yaratırım, nasıl onunla konuşurum diye...
...sürekli düşünüyordum. Dün gece haberi gelir gelmez...
...sabaha kadar tavana baktım, biliyor musunuz?
Gerçekten o kadar heyecanlandım. Gözlerim dolu dolu, kan çanağı oldu bak.
Edacığım, senaryom elimde. Seninle paylaşmak istiyorum.
Ama hayırı bir cevap olarak kesinlikle kabul etmiyorum. Lütfen.
Hayır diyemiyorsam olmaz diyeyim çünkü gerçekten hiç oyunculuk düşünmüyorum.
Eminim çok güzel senaryodur...
...ama şirketimde peyzaj mimarı olarak çok mutluyum. Teşekkürler.
Bence kesinlikle okumalısın. Gerçekten söylüyorum bak.
Üçüncü filmimi biliyorsun. Yağmurlar Damlalar.
Yağmur, damla ve bulutun hikâyesi.
Bir damla, kendi bulutunu arıyor.
O sırada yağmura tutuluyor.
Yani metafizik, metamorfoz...
...ne ararsanız var. Gerçekten söylüyorum.
Eda, çok iyi bir proje.
Çok iyi bir projedir ama ben oyunculuk düşünmüyorum.
-Ben yapamam yani. -Hocam, set hazır bu arada.
-Çekime başlayabiliriz. -Tamam, süper.
O zaman her şeyi hazırlayın. Bu arada Püren'le Serkan'ın sahnesini...
...bence görmeni tavsiye ediyorum. İster misin?
-Nerede? -Şimdi burada provasını yapacağız.
-Tabii, geç. -Ben de gelebilir miyim acaba?
Tabii ki lütfen. Prova yapacağız.
(Erkek) Evet, toparlanalım.
(Erkek 2) Pardon.
Doktor resmen kızımız olacağını söyledi aşkım. İnanabiliyor musun?
-Harika... Pardon. -Ne oluyor burada?
Kızımız olacak, inanabiliyor musun hayatım?
Böyle pırıl pırıl bir kızımız olsa.
Tabii sana benzerse biraz da disiplinli de olur.
Enginciğim, burada ne oluyor diyorum. Beni duyuyor musun? Baksana.
Bayağı ne olduğunu bilmiyorum ben şu an burada.
-Ne bunlar? Tüm bunlar? -Ne bileyim ben?
-Niye buradalar? -Ne bileyim aşkım ben?
Düğün kameranı mıyım? Nereden bileyim ben bunları?
Geldiniz mi?
-Ne oluyor abi burada? -Film çekiyorlar abi.
Bir de geldiler, bunların kurulmaları, buraya hazırlık yapmaları...
...dört beş saat sürdü. Gitmeleri de bir o kadar sürecek.
-Erdem bizi bugün bitirdi, bitirdi. -Erdem?
-Bunların hepsine Erdem mi izin vermiş? -Evet.
Vallahi boğacağım bu çocuğu. Bu çocuk benim elimde kalacak!
-Serkan ne diyor abi bu işe? -Ne diyecek abi?
Diyecek hiçbir şey yok ki. Erdem gitmiş, bir de adamlarla sözleşme imzalamış.
Elimizi kolumuzu bağladı zaten. Size asıl bombayı söyleyeyim o zaman.
Bu filmde Eda'yla Serkan da oynuyor.
-Şaka yapıyorsun. -Evet.
Eda'yla Serkan da oynuyor. Serkan? Oyuncu?
Taş yağacak üstümüze.
Aslında var ya, sen bunlarla aranı...
Kardeşim bakar mısın? Sizin bu 'cast' işlerine kim bakıyor?
Şu senaryoya baksana, belki yakışıklı bir oyuncuya ihtiyacınız vardır.
Beyefendi buyurun, sizi hiç işinizden alıkoymayalım.
-Yönetmenine falan bir sorsaydın. -Kolay gelsin. Kusura bakmayın.
Deneme çekimi olur. Aşkım çocuğumuza anı olur.
-Engin, işimizin başına. -Ne gülüyorsun?
Ferit, sen de. Hepimiz artık işimize bakalım şurada.
Engin her şeye yükseliyorsun.
Buyurun, başlıyoruz sahneye.
İki, bir, prova.
Fezacığım...
...dün gece hiç uyuyamadım.
Söylesene bir.
Ben diyeceğimi dedim Belda.
Hep eski gecelerimizi düşündüm.
Yakın değiller mi? Şu an daha prova ya hani. Tutmak zorunda mı böyle?
Ama o geceler geçmişte kaldı Belda.
-Yanlış laf vermiş, yanlış laf. Ayırın! -Ne?
Abi, ezber geçin hadi. Ezber verin.
Ayrılın, kayıtta değilsiniz zaten.
Hayır, kayıt yok. Provadayız. Burak, laf ver.
-Baştan başlıyoruz. -Baştan.
Unuttuğunuz lafsa "Ben geçmişi silip attım Belda."
Ben ne dedim?
-(Erkek) Ben geçmişimle sadığım Belda. -Saldım mı?
-(Erkek) Sadığım. -(Püren) Öyle mi söyledi?
-Gerek mi var? -Önemli değil, aynı anlama geliyor.
-Evet, prova yapıyoruz zaten. -Geçmiş, geçmişte kaldı.
Geçmişimle sadığım dersen orada zaten devrik cümle oluyor.
Hayır, geçmiş... Tamam, önemli değil. Tamam Atlas Bey.
-(Atlas) Tamam, güzel. -Baştan alıyoruz o zaman.
Senaryoyu okudunuz, değil mi arkadaşlar?
-Baştan mı alıyoruz? -(Atlas) Baştan alalım arkadaşlar, hadi.
Pürenciğim, sana inanıyorum.
Serkan, bu arada bir önceki sahnene göre...
...duygu yoğunluğun daha yüksek. Bu beni mutlu etti gerçekten.
-Teşekkürler. -(Atlas) İyi çalışmışsın rolüne.
-Evet, çalıştık, beraber çalıştık. -(Atlas) Güzel.
Bu mikrofon illa bir popo kısmına gelmek zorunda mı?
-Rahatsız mı ediyor? Bakayım mı? -Nereye takalım?
Bilmiyorum da yani batıyor. Yani batıyor.
Ha bire siz oyuncular bununla mı uğraşıyorsunuz?
Ben bakayım mı? İster misin? Rahatsız mı oldun?
Yani yok. Bir şey yapar mısın?
Arkadaşlar! Sesçi!
-O biraz önce... -Tamam.
(Atlas) Bu sahnede oturma falan yok zaten.
-Oldu hocam. -(Erkek) Prova için sayacağım.
-Hazır mıyız Serkan Bey? -Hazırım.
-(Erkek) Hatırlıyoruz repliğimizi. -Hazırım.
-(Erkek) Prova için... -(Atlas) Say gelsin!
-Baştan... -Baştan alıyoruz.
-Saydır bakalım. -Evet. Üç, iki, bir, prova.
Fezacığım, dün gece hiç uyuyamadım.
Belda, ben diyeceğimi dedim.
Hep eski gecelerimizi düşündüm. (Eda öksürdü)
Ama o geceler geçmişte kaldı.
(Atlas) Bir dakika, dur. Kestik, kestik! Eda?
Arkadaşlar, su!
-Ne oldu? -Aşkım.
(Serkan) Efendim? İyi misin?
İyiyim aşkım, çok korktum.
(Atlas) Eda Hanım, iyisiniz değil mi?
İyiyim hocam. Kusura bakmayın, böyle bölündü.
(Serkan) Leyla, biz o toplantıyı ne yaptık?
-(Leyla) Yok, iptal hepsi. -İptal etme de ertele.
-Belli ki uzun sürecek. -Arkadaşlar, siz böyle...
...kendi işinizi yapacaksanız biz bu işi yapmayalım.
-Film çekiyoruz. Ne oluyor? -İşimiz bu değil ya.
-İşimiz bu ofis gerçek... -(Eda) Tamam, şu an kayıtta değil.
İçinde bir yıldız olma hayali var, ben biliyorum.
-Hayır. -Onu seziyorum ve...
...sana yardımcı olmaya çalışıyorum şu yeteneğine rağmen.
-(Atlas) Şu kadar... -Hocam lütfen.
Devam etsek, bitse mi artık?
-Hazır mı? -Evet.
-Kaldığımız yerden. -Estağfurullah Edacığım, olur mu?
"Hep eski gecelerimizi düşündüm." Kulağa.
-(Serkan) Ben mi diyorum onu? -(Püren) Hayır, ben diyorum.
Eski gecelerimizi düşündüm. Ben de o geceleri sildim diyorum.
(Erkek) Üç, iki, bir, prova.
Hep eski gecelerimizi düşündüm.
Ama o geceler geçmişte kaldı.
Diyorum ki çok mu yakınlar? Oh!
-(Atlas) Bir saniye. -Hocam, diyorum ki...
...çok yakınlar, çok temastalar ya ama aslında ayrılar.
Ayrılmaları gereken bir çift çünkü Feza, Kayla'ya âşık!
-Ama ben bunu... -Aralarına sandalye mi koysak?
(Serkan) Ama acaba Feza...
-İnanmıyorum ya. Muhteşem bir fikir! -Ne?
Saçının telinden ayak tırnaklarına kadar tam bir sinema insanı.
-Şaka galiba. -Teşekkür ediyorum. Gerçekten bak...
...aranıza koyulmuş bir sandalye, sizin ulaşamadığınız...
...mesafeleri anlatan bir metafor.
Engeller teşkil ediyor, anlatabildim mi?
Sizin kadar iyi bir yönetmen yok!
Gerçekten festivallerde böyle kırmızı halıda yürüdüğümü hayal ediyorum. Lütfen.
-Ama festivallerde metaforlar... -Sandalye?
Sandalye. Sen çok konuşma, çek elini.
Kayıtta değiliz, koy bakalım araya.
Arkadaşlar, filmin getireceği başarıdan bahsediyorum.
Bak, bunu bile anlamadınız. Lütfen.
Sen oyunculuk hakkında ne biliyorsun zaten? Koy!
Bunu mu koyuyoruz aramıza? Koyun o zaman. Hadi bakalım nasıl oluyor?
Biz bu sektöre çok emek verdik gerçekten. Bunun karşılığını alacağız.
-Sizin gibi deha bir yönetmen yok. -(Atlas) Teşekkür ederim Edacığım.
Araya masayı mı koysak hocam?
Hocam, böyle mi olacak?
Masa çok uzak olur gerçekten.
Ama biri orada, biri orada. Aralarındaki mesafe...
Onu yapmana gerek yok.
-Böyle mi? -Pürenciğim, aslında böyle tam olarak...
...ulaşamadığınız bir mesafeyi oynasanız benim için daha iyi.
-Yani böyle mi? -Ama onu cümlelerle veremez miyiz?
Sandalyeyi koy ve oyna, bitsin hadi!
Ne bu?
-Onu bana sormayın. -Ben yazdım.
-Ama bu olmaz. -Ben yazdım.
Gecelerim gündüzlerime karıştı arkadaşlar. Ben bunu yazdım.
-Tamam, yapıyoruz artık o zaman. -Yapacağız Serkancığım.
Toplantım ne durumda?
Ama arkadaşlar, iki işi birbirine karıştırmayın. Burada film çekiyoruz.
Ben oyuncu değilim.
-Ama buradasın, sahnenin içindesin. -Tamam. Lütfen başlayalım.
Biliyorum, bir yanın da yıldız olma hayaliyle yanıp tutuşuyor.
-Hadi, lütfen. -(Püren) Başlıyoruz.
Evet, aynı yerden. Üç, iki, bir. Prova.
Yine birlikte olabiliriz. Hocam, böyle olmuyor!
-Arkadaşlar... -(Püren) Gerçekten olmuyor.
Denemedik bile! Çıldıracağım! Denemedik.
Aa! Toplantı! Toplantınız var Serkan Bey!
-Var, değil mi? -Şu an toplantı saati.
-Toplantı saatini unutmuşuz. -Kusura bakmayın, toplantıya gidiyorum.
Yani provayı yapmıyor muyuz şimdi? Bitti mi?
Canım su versenize Püren Hanım'a. Soğuk.
Serkancığım...
...neredeydin? Aradım seni, gittin sandım.
Yok. Ee, şey ben...
...ben pek alışık değilim böyle şeylere. O yüzden biraz yalnız kalmak istedim.
Seni o kadar iyi anlıyorum ki.
Şöhret bazen çok yorucu olabiliyor.
Yani böyle insanın kaçıp uzaklaşası geliyor.
Şöyle bir şey yapalım mı?
(Püren) Belki seninle bir yerlere kaçarız. Ne dersin?
Şöyle Püren Hanım, yani ben ee...
Sevgilim, geciktim mi?
Her zamanki gibi tam zamanında geldin.
Bizim çıkmamız lazım Püren Hanım. Teşekkürler.
(Hareketli müzik)
Evet, seç bakalım.
Evet.
"Bir kâğıda dilek yaz, denize at."
Harika o zaman. Hadi, ne duruyoruz? Hadi.
-Serkan. -Efendim Eda?
Biz neden yapıyoruz bunları?
Çünkü kâğıttan tatlı bir şey çıktı...
...ve bunu eğlenerek yapıyoruz.
Birkaç gündür yapıyoruz.
-Serkan, ben ciddiyim. -Ne?
-Bana bak. -Ne?
Biz neden yapıyoruz bunu? Benden sakladığın bir şey mi var?
Eda, senden bir şey saklamıyorum.
Yani...
...seni seviyorum. Seni çok seviyorum.
Ve açıkçası...
...biraz önceliklerimi sorgulamaya başladım ve...
...yani senelerdir yanlış düşündüğümün...
...farkına vardım.
O yüzden artık hayatı seninle...
...tam anlamıyla yaşamak istiyorum.
Ben de istiyorum bunu ama... (Kapı vuruldu)
Serkan, içeride misin?
Serkancığım, ben geldim, içeride misin?
-Bunun ne işi var burada? -Burada olduğunu nereden biliyor?
-Saklan, saklan. -Nasıl saklan? Sen gel.
-Sen saklan. -Tamam, bir dakika.
Serkancığım?
Pürenciğim, canım benim bak, herkes seni arıyor.
Hava kararmadan çekilmesi gereken daha dört sahne var.
(Yöntem) Araba geldi, hadi güzelim.
Yöntem, bir rahat bırakmadın beni!
Of! Tamam, geliyorum.
Hadi canım.
Gel.
-Geliyorum. -Gel.
-Bir dakika, neredeydi bunun şeyi? -(Eda) Şurada.
(Anlaşılmayan konuşma)
Baksanıza, acaba biz Serkan'a bu raporlamalar yerine...
...bir senaryo falan mı bıraksaydık şuraya?
Bir şey diyeceğim, dalga geçiyorsunuz ama ne yani?
İki gün karavanda kafa dinlemeye gittiler dedik, adam oyuncu oldu çıktı.
Ee, öyledir benim arkadaşım.
Nereden ne yapacağı belli olmaz, Serkan bu sonuçta.
Bir de adamın ne yaparsa en iyisini yapmak gibi bir huyu var ya.
Adama daha şimdiden ek sahne falan yazmışlar.
-Şaka yapıyorsun? -Vallahi billahi.
İkinizin de ne hoşuna gitti ya. İki günlük küçücük bir rol işte.
Söz vermiş. Oynayacak, bitecek gidecek.
Abiciğim, Serkan'ı tanımıyor musun? Kurtludur o.
Bulur mutlaka, devamını getirir.
-Bakalım daha neler çıkaracak başımıza. -Bak, sana bir şey diyeyim mi?
Kendi devamlılığını tutuyordur şimdi. Gerçekten.
-(Pırıl) Nereden biliyorsun? -(Engin) Biliyorum.
-(Pırıl) Gittin öğrendin. -(Engin) Gençliğimde oynadım.
-(Serkan) Kopya çekmek yok. -(Eda) Yardım etsen ne olur?
(Serkan) Olur mu? Kopya çekiyorsun basbayağı.
Ama ne yapayım? Şu an ne yazacağımı bulamadım, bilmiyorum.
Sen? Sen ne yazacağını...
...ne diyeceğini bilmiyorsun? Kelime bulamıyorsun?
-Evet. -Vay Eda, şaşırtıyorsun.
Haklısın Serkan, haklısın. Yani bir not yazıp...
...bir şişeye koyup denize atma planımız var.
Ve bunu ileride biri okuyabilir, birine bir mesaj olabilir.
Her şey olabilir ve ben ne yazacağımı bulamadım.
Ve bu çok saçma.
Biz bunu kendimiz için yapıyoruz. Yani başkaları için yapmıyoruz.
Ve yani o her kimse bulan...
...bizim yazdığımızı bilmeyecek. Bilmez zorunda değil.
Neden olmasın?
Ya neden olmasın?
Şey yazabiliriz isimlerimizi, soy isimlerimizi, adreslerimizi.
Düşünsene, biz 90 yaşımıza... Yok, yok, 100!
100 yaşımıza geldiğimizde, belki geliriz.
Ve geldiğimizde bizi bulduklarını.
Tabii biz o zaman hatırlamayabiliriz de.
Ben öyle bir şey yazacağım. Adımız, soyadımız, adreslerimiz.
-Çok mantıklı çünkü... -Hayat hikâyemizi yazarız.
-Onlar bize anlatır. -Üç gün sonra bulunma ihtimali yok...
...çünkü değil mi? İlla 100 sene sonra bulacaklar.
Ben Eda Yıldız.
Belki bir gün Eda Bolat olurum.
Adresini yazma da.
Adresini yazma.
Neden her şeyimi trollüyorsun?
Trollemiyorum. Sadece adresi yazma.
-Trollüyorsun. -Yazma.
-Serkan Bolat, Art Life Mimarlık... -Benim ismimi...
Artık gösterecek misin yazdığını?
Hadi gel, sen benimkini oku, ben de seninkini okuyayım.
Olur.
"Hayal kur, imkânsızı iste, yenilsen de vazgeçme.
Düşlerinin peşine düşecek cesaretin varsa...
...kimse yıkamaz seni."
-Güzelmiş. -Bir gün biri bulursa umut olsun istedim.
Güzel.
-Sıra seninkinde. -Tamam.
"Çaresizsen, umutsuzsan, karanlıkta kalmış hissediyorsan unutma...
...yıldızları sadece karanlıkta görebilirsin."
Çok güzel ama biraz hüzünlü değil mi?
Belki.
Abim...
...abimle bunu yapacaktık.
Onunla biz küçükken gene böyle sahilde yürüyorduk.
Böyle bir şişe bulmuştuk. Sımsıkı kapalıydı ve...
...merakla açtık belki içinde mektup vardır diye.
Ama bir baktık, mektup yoktu.
Sonra birbirimize söz verdik...
...bir gün bunu birlikte yapacağız. Mektuplar yazıp...
...şişelerin içine koyup denize fırlatacağız.
Ama tabii bunu yapamadık.
Benimle yapıyorsun şu an.
Hazır mısın?
Bir saniye.
Hazırım.
Hadi bakalım.
Ne yapacağız? Fırlatacak mıyız?
Evet.
Hazır mısın?
-O zaman sayıyorum. -Tamam.
Bir, iki, üç.
(Hareketli müzik)
Bana bak Yöntem...
...senin bana şu söylediğin hipnoterapist var ya, onu arasana hemen.
Tedavi olmaya mı karar verdin? Şahane.
Sana bir şey söyleyeyim mi? Çok doğru bir tercih.
Hipnozla çözemeyecekleri hiçbir şey yok.
Bütün takıntılarından falan her şeyinden kurtulursun.
Yöntem, bana hasta muamelesi yapma!
Takıntılarımdan falan kurtulmak istemiyorum ben.
Ne yapmak istiyorsun?
Ben hipnoz yapıp birisine telkinde bulunmayı öğrenmek istiyorum.
Canım benim, sen ne saçmalıyorsun?
Öyle durduk yere kimse kimseye hipnoz falan öğretmez.
Yöntem, internette bir sürü bilgi buldum.
Ben sadece birkaç şey soracağım, o kadar.
Bir de özel bir sahne yazdıracağız, tamam mı?
-Hipnoz sahnesi. -Ne?
("Ege Can Sal - Başa Sar" çalıyor)
"Başa sar çünkü"
"Elimdekiler kalmadı, düştü"
"Bir anda tersine döndü"
"Gerçeği gördüm, hayalime küstüm"
"Başa sar çünkü"
"Elimdekiler kalmadı, düştü"
"Bir anda tersine döndü"
"Gerçeği gördüm, hayalime küstüm"
"Çok zor, bir de bana sor"
"Başladığı gibi bak yaklaşıyor son"
"Rüyalarını bir kenara koy"
"Uyandığında çünkü hiç dönüşü yok"
"Kapıldım olur olmaz düşüncelere"
"Belki zaman zaman bahanelere"
"Teker teker çareler tükendi birer birer"
"Durdum dedim daha nereye?"
"Ama başa sar çünkü"
"Elimdekiler kalmadı, düştü"
"Bir anda tersine döndü"
"Gerçeği gördüm, hayalime küstüm"
"Ama başa sar çünkü"
"Elimdekiler kalmadı, düştü"
"Bir anda tersine döndü"
"Gerçeği gördüm, hayalime küstüm"
Evet babacığım, ben gayet iyiyim.
Gayet iyiyim, her şey yolunda. Sağlığım da yolunda.
Baba, niye ilgilenmesin? Engin benimle çok iyi ilgileniyor zaten.
Gerçekten sürekli yanımda.
Tamam babacığım, bir şey olursa söylerim.
Evet babacığım, biliyorum senin ne kadar çok erkek torun istediğini.
O yüzden... O yüzden de zaten sana belli olmadan...
...bir şey söylemek istemiyorum. Belli değil çünkü daha cinsiyet. Aynen.
Evet baba. Hayır, niye baba? Aa! Engin geldi.
Bak Engin elini kolunu şey yapıyor. Ne mi yapıyor?
Şey yapıyor, merhaba gibisinden… Sana merhaba diyor.
Babama merhaba diyor şu an. Selam söyle babacığıma diyor.
Aynen. Aa! Öyle mi?
Babacığım, bizim toplantımız varmış, çok acil gitmemiz gerekiyormuş.
Seni arayacağım, tamam mı babacığım? Tamamdır.
Ne yaptın, söyledin mi Aziz babama kız torun geliyor diye?
Verdin mi müjdeyi?
Bu benim babama söylemiş surat ifadem mi Engin?
Tabii ki söyleyemedim.
Babam o kadar çok erkek torun istiyor ki…
…bütün aile, hatta amcamlara, sülaleme falan herkese söylemiş.
Yani ne olacak canım, Allah Allah! Ha kız ha erkek.
Ben hallederim hayatım, ben söylerim. Sen merak etme.
Halledersin. Sen en son hallederim dediğinde…
…babamın ormanda seni böyle tepetaklak sallandırdığını hatırlıyor musun?
-Evet. -Evet, hatırlıyorsun.
Of! Kim söyleyecek?
Ben söyleyemem, sen hiç söyleyemezsin.
Biz babama bunu söyleyemeyiz.
Bunu babama gerçekten kim söyleyecek?
-Leyla söylesin. -Leyla söylesin.
-Tabii, o söylesin. -Leyla gelsin söylesin.
-Erkek de erkek. -Her şeyi Leyla karıştırdı, söylesin.
-Kolay mıymış bakalım görsün. -Hadi söylesin!
Niye Leyla söylesin? Babamı tanımıyor bile.
Kafamı karıştırıyorsun.
Ama aşkım bak, senin bu döneminde strese yer yok.
Senin şu dönemde pamuk gibi olman lazım.
Pamuk gibiyim zaten. Hep pamuk gibi bir insanımdır.
Ben pamuk gibi bir kadınım.
Sadece babam aradığında pamuk gibi olamıyorum.
Çünkü babam, bütün amcamları, herkesi…
Beni delirtti babam. Zaten babam var ya, bu ülkede olsaydı…
…şu an tepemize çökmüştü. İyi ki yurt dışında şu an babam.
Aşkım bak, sen iyice stres oldun. Bak iyice gerildin.
-Biz bence ne yapalım biliyor musun? -Ne yapalım?
Beraber Serkan ile Eda’nın yanına gidelim.
Hem karavanlarına hayırlı olsun deriz hem de muhabbet eder, kafa dağıtırız.
-Ne dersin? -Gidelim. Gidelim buralardan.
Tamam. Sen şimdi burada hazırlığını yap, toparlan…
…ben seni arabada bekliyorum. Tamam mı çiçeğim? Hadi.
Tamam.
Leyla mı söyleseydi aslında? Gerçekten de fena fikir değil.
-Eda, yardım edeyim mi? -Yok hayatım, hallettim.
Bitki çayları hazır.
Bugünkü karmaşadan sonra iyi gelir diye düşündüm.
Sen zaten bana neyin iyi geleceğini gayet iyi biliyorsun.
Ne güzel kokuyor.
Şu kadın yokken…
…ne kadar huzurlu bir yermiş burası.
Evet. Maalesef o huzur her an kaçabilir.
(Püren) Selamlar.
Rahatsız etmiyorum umarım. Ama gelmem gerekiyordu.
Edacığım, yarınki sahneler hakkında konuşmam gerekiyor seninle.
-Ne sahnesi? -Eda’ya da ek sahne geldi?
Evet. Bizde işler böyle. Her an her şey değişebiliyor.
Ben de bu çıktıları rejiden aldım hayatım.
Tamam. Ne yapacağız?
Ben diyorum ki bir prova alalım. Hem de yarın hızlı bitirmiş oluruz.
Yani alalım bence şu an. Yani bitmiş olur.
Tamam. Nerede yapacağız, ne yapacağız?
Edacığım, çekim hemen şuradaki alanda.
Hem boş oda da varmış. Güzelce çalışırız orada.
Oraya kadar gideceğiz yani? Oraya kadar gitmemizin ne gereği var?
Burada ne yapacaksak yapalım.
Yok. Ama hissetmek önemli.
Evet. Ama Edacığım, havaya girmiş oluruz, güzel olur.
Hem de Serkan’ın başını ağrıtmamış oluruz.
Tamam.
Tamam, yapalım bir an önce. Ben bunu boğacağım.
-Seni duyuyor. -Duysun.
-Tamam. O zaman biz provaya gidelim. -Oldu.
-Sen de burada çayını huzurla iç. -Sağ ol Eda.
Görüşürüz Serkancığım.
(İç çekiyor)
Serkancığım, sevgilim…
…görüşürüz aşkım. Afiyet olsun.
Huzurla bitki çayını iç. Biz prova yapalım.
Sen de oynamak istedin. İyi eğlenceler.
(Seyfi) Tabii siz de şimdi Eda Hanım’ı görmeye gidersiniz…
…ofiste olan olur artık.
Eda’yı görürsen görüşürsün canım.
Ha bire bir maceralardalar, dünür.
Her gün bir yerdeler.
Onlar bu gece karavanda kalıyorlar değil mi bir de?
Anlamıyorum, niçin karavan?
Sormak istiyorum, niçin karavan?
İki dönüm mis gibi evimiz varken karavanda sıkış tepiş.
-İki dönüm var mı bizim ev? -Daha fazla.
-Üç yok mu sizin ev? -İki mi bizim ev?
-Daha büyüktür. -Dört de olabilir.
Bana dışarıdan bakınca on gibi geliyor.
Sana öyle gelmesi normal.
Ama siz küçük yerdesiniz ya, size büyük geliyor.
-O algı. -Bizim dönümümüz dikine.
-Sizinki yanına. -Geniş geniş vardır bir dört, beş.
Evet, bayağı büyük bir ev işte kısaca.
Atlar falan. Hep abartıyor, her şeyi abartıyor.
Böyle hani laf oraya geldiği için…
…yoksa hani bende öyle bir durum yok da…
…laf oraya geldi, aklıma geldi benim de.
Acaba diyorum eniştemle Dada'm ne yapıyorlardır, bir gidip baksak mı?
Konunun oraya gelmesi iyi oldu. Çocuğumu merak ettim. Hadi kalkın.
Tabii. Yeğenim sonuçta, ben de merak ediyorum. Gidelim.
-Evet. -Sakin olun.
Küçücük karavan, hepimiz orada ne yapacağız?
(Seyfi) Boş verin. Oturun oturduğunuz yerde.
Acaba niye sizin eteğinizin altındayım? İyice annem gibi oldunuz.
Ama böyle güzel duruyor bak.
-Evet. Şalınızla çok uymuş -Sevdiğim bir marka.
(Ayfer) O zaman biraz bekleyelim. Evet.
Ben çocuğu merak ettim şimdi. Kalkın.
-Ben de çok merak ettim. -Niye oturuyoruz?
(Ayfer) Aydan’la biz gider geliriz.
Sahnenin sonunda beni hipnotize ediyorsun.
Problemlerini çözmek için Edacığım. Sonra senin işin bitiyor zaten.
Neyse. Hayırlısıyla bitsin de.
Ama bak, bu sefer baştan alalım, sonuna kadar gidelim, tamam mı?
-Kesmek yok. -Tamam.
Şimdi evet, Edacığım şöyle iyice bir…
…evet, yaslan rahatça. Süper.
Hipnozun işe yarayacağından emin misiniz hanımefendi?
Kesinlikle.
Şimdilik ben bu kolyemi kullanayım.
Kolyemin ucuna bak ve gevşe.
İyi. Bundan sonra benim pek diyaloğum yok.
Tamam, yok ama sen kopma karakterden.
Benim de havaya girmem lazım, tamam mı?
-Ciddi ol lütfen. -Tamam. Ciddiyim, tamam. Hadi.
Evet.
(Müzik)
Evet. En iyisi ben bir yürüyüşe çıkayım o zaman.
(Aydan) Aa! Yani burada ne yapıyor bunlar?
Al canım çantanı. Kapatsaydın şeyi, kapat.
(Aydan) Yani ama…
Serkan hiç sevmez ki böyle şehir dışı. Nereden bulmuşlar?
-Eda’nın işleri bunlar. -Ne münasebet canım!
Birlikte karar verdiler diye biliyorum.
-Nerede bunlar, yoklar mı? -Eda.
-Serkan! -Rahatsız etmeyelim.
Ne rahatsız etmemesi? Zaten çok soğuk.
Bir kahve yapsınlar, bir şey yapsınlar.
-Serkan! -Eda!
-Yoklar yahu. -Aa! Bir araba geldi.
Kim o? Biri daha geldi.
(Aydan) Kim o?
(Aydan) Engin ile Pırıl.
(Pırıl) Burası olduğuna emin misin sevgilim?
(Engin) Aşkım emin olmasam ne olur.
Baksana, Aydan Hanım, Ayfer Hanım burada.
-(Pırıl) Merhaba. -Merhaba.
Sizin ne işiniz var burada?
İşte Eda ile Serkan’ı görelim diye geldik ama…
-Ama yoklar. -Yoklar.
-(Engin) Hadi ya! -Aa! Şu restorana gitmiş olabilirler.
-Dünkü restoran. -Aynen.
-Gelin, yürüyün hadi oraya gidelim. -Hadi madem.
(Pırıl) Tamam. Dur, yavaş yavaş. Ben çünkü…
Burası huzurlu ve güvenli.
İyice sandalyene böyle uzanıyorsun.
Serkan nerede?
Aa! Bak.
Çalışıyorlar. Bir şey diyeceğim. Rahatsız etmesek mi acaba?
Şurada kenarda izlesek mi provayı?
Hangi sahneyi çekiyorlar ki acaba?
Şimdi kolyemin ucuna bak ve gevşe.
Burası güvenli ve huzurlu.
Çok rahatsın. İyice böyle sandalyene uzan.
Uzan, uzan. İyice rahatla Eda.
Kasların gevşiyor, kendini bana bırakıyorsun.
Bana teslim oluyorsun.
Bana odaklan Eda.
Edacığım, beni çok seviyorsun, bana hayransın, değil mi?
Çok seviyorum seni, hayranım sana.
Peki, ben ne istersem yapar mısın?
Kuş gibi hafifledim. Sadece seni dinliyorum.
Bundan sonra senin için Serkan diye biri yok.
Serkan Bolat diye birini tanımıyorsun.
Onunla ilgili bütün anıları zihninden silip atıyorsun.
Artık yeni bir Eda var.
Serkan’ı tanımayan, daha mutlu bir Eda.
Şimdi birden beşe kadar sayacağım ve uyanacaksın.
Bir, iki, üç…
…dört, beş.
-Çok güzel bir prova olmadı mı? -Evet, çok güzeldi.
Ne yapacaksın şimdi?
Şimdi bir işim yok.
Burada muhabbet ederiz, olmaz mı?
Bir işin yok, yani seni bekleyen biri falan yok, öyle mi?
Yok. Halam zaten evde, Melo da zaten uyuyakalmıştır.
Ceren Datça’da.
Peki, Edacığım karavanda falan seni bekleyen hiç kimse yok mu?
Yok, yok. Sohbet ederiz işte burada beraber, olmaz mı?
Tamam.
Ne?
Aa! Bak halam dedim, halam. Hala, ne işiniz var burada?
Aydan Hanım, Pırıl ve Engin.
Merak ettik de.
Hayır, merak ettik, bir bakalım dedik.
Merak ettik, bakalım gelelim dedik.
Bir şey soracağım. Siz hepiniz Eda için mi geldiniz?
(Hep bir ağızdan) Evet.
Onlar beni her zaman merak eder.
Başka hiç kimse için değil yani, öyle mi?
(Hep bir ağızdan) Hayır.
İyi. Hadi gelin oturalım. Gel Pırıl.
(Eda) Pırıl hamile de.
Hayırlı olsun.
Aslında ne iyi oldu Püren Hanım sizinle tanışmamız böyle.
Belki ilerleyen zamanda bizim şirketin reklam yüzü olarak bile…
…çalışabiliriz kendisiyle, değil mi?
(Pırıl) Olabilir bak.
(Püren) Vallahi olabilir. Neden olmasın?
Peki, bu tarz kararları sizin şirkette kim veriyor?
Kim veriyor? İşte Eda, ben, Pırıl.
Bir de Ferit var, o da muhasebeye falan bakıyor.
-Bu kadar mı? -Bu kadar. Yetmez mi?
Yetiyor canım, şahane. Daha ne olsun?
-Siz ne yapıyordunuz? Prova değil mi? -Prova yapıyorduk, evet.
Eda, burada böyle karanlıkta, soğukta…
…ne bileyim tek başına korkmuyor musun?
Yok halacığım. Korkmuyorum. Güvenli ki buralar.
Bak nasıl güçlü dirayetli kız. Tek başına burada karavanda.
-Öyledir. -Harikasın vallahi.
Tek başına harikasın.
Bir de doğayı özlemişim. Çiçeklerden uzak kaldım ya.
Tabii canım, tek başına olmak, yalnızlık her zaman...
Yani gerçekten Eda, kutluyorum seni.
Bir karavan tuttuk, dağın başına geldik ve herkes burada.
Ne yapıyoruz?
Eda diyorsunuz ama siz kimsiniz? Ben hatırlamıyorum sizi.
Tanıyor musun?
Eda, lütfen şunu… Şimdi değil, tamam mı?
Açım, yemek yemek istiyoruz ama yani…
Aydan Hanım, Ayfer Hanım, sizler de hoş geldiniz.
Hayırdır arkadaşım, sana mı soracağız?
-Engin bak sonra konuşacağız! -Engin mi?
Engin, Pırıl, herkes burada! Ayfer Hanım, Aydan Hanım…
Aydan, annem, niye buradasın anne, bilmiyorum ama…
…gerçekten lütfen artık!
-Anne mi? -Aa! Anne!
Koskoca adam bana anne dedi!
Pardon, biz dizi seti diye geldik ama kamera şakası falan mı bu?
Galiba Engin, öyle yani. Gerçekten kamera şakası bu.
Lütfen anne bir şey yapar mısın, bir şey der misin? Artık yeter.
Bak hâlâ diyor!
(Üst üste konuşmalar)
-Gitsin, uzaklaşsın. -Pırıl ne yapıyorsunuz?
-Bana bak! -Ne, ne?
-Sen bakar mısın birader? -Tamam, Engin.
Sen benim karımı nereden tanıyorsun? Seni nereden tanıyor?
Allah Allah! Gerçekten inanılır gibi değil.
Çıkartın şunu dediğin kişi oğlun, anne.
(Hep bir ağızdan) Aa!
Ne? Ne demek, dokuz ay senin karnının içinde kim vardı? Ben vardım.
(Hep bir ağızdan) Aa!
-Ne aa? -Ne oluyor?
Çocuk öyle çıkıyor, dokuz ay karnında kalmıyor mu?
Deli galiba bu, deli.
-Serkan bir gelir misin? -Ne oluyor burada?
-Ben çok kötü bir şey yaptım. -Ne yapmış olabilirsin?
-Hipnoz. -Şaka mı bu?
Hayır. Eda’yla çalıştığımız sahne bir hipnoz sahnesiydi.
-Sonra? -Onu ben yazdırdım.
Sizinkiler de gelmiş provayı izliyormuş.
-Gerçekten hipnoz mu oldular? -Evet.
Püren, ne yaptıysan aynısını yapıyorsun…
…bu hipnozu ya da neyse bozuyorsun, tamam mı?
Hemen, şimdi.
-Lütfen. Buyurun. -Tamam, deneyeceğim.
Yapacaksın, yapacaksın.
(Homurdanıyor)
Püren, hâlâ gitmiyor mu bu?
Evet. Şimdi hepiniz bana odaklanın, tamam mı?
Kolyemin ucuna bakıyorsunuz hepiniz, tamam mı?
Neden?
(Püren) Bak Edacığım.
Bakın lütfen. Herkes baksın.
Evet. Serkan’la ilgili bütün anılarınız geri geliyor.
Serkan kim?
Serkan’ı hatırlıyorsunuz.
(Püren) Serkan Bolat’ı hatırlıyorsunuz.
Şimdi birden beşe kadar sayacağım ve her şey eskisi gibi olacak.
-Bir! -Bir, iki…
…üç, dört…
Beş! Hadi.
…beş.
Ay!
Bir mutluluk var içimde.
Oh! Ne güzel. Artık yemek yiyebilir miyiz?
-Siz niye hâlâ buradasınız? -Bana siz niye diyorsun?
-Arkadaşım! -Ama gider misin?
-Gider misin mi? -Bak, hipnoz falan dedin…
…tipinle de bir şey zannettik seni, efendi bir adama benziyorsun…
…dinledik ama yeter bu kadar. Bu nedir?
Engin, üniversiteye birlikte gittik. Ne demek ne…
-(Aydan) Atın şunu dışarı. -Atın şunu? Bak…
Bir daha yapıyoruz. Otur lütfen. Bir daha yapıyoruz.
Ben polisi arıyorum.
Ben polisi arıyorum. Çekil. Bu nedir? Aşkım bekle, geliyorum.
Polis falan değil, sizin doktora ihtiyacınız var.
Doktor, doktor!
Doktor!
Öyle mi Serkan Bolat?
Şaka… Komik mi?
Eda’nın hipnotize olduğunu görünce…
…ben de arkadaşlarıma şöyle bir işaret çaktım.
Devam ettirdim. Herkesin içinde bana anne deyip durma.
Gencim ayrıca.
Püren bir kolye ucuyla beni hipnoz edebileceğini düşündü.
Tamam, sana takık, onu hepimiz biliyoruz.
İlk bakışta hepimiz anladık ama bu abartı yani.
Beni kandırabileceğini düşündü, beni.
(Ayfer) Yazık, çok yazık.
Ama bir şey diyeceğim. Engin’le ben çok iyi oynamadık mı?
(Aydan) Tabii.
Engin’e zaten hayret. Tam Oscarlık bir performans verdi…
…o yüzden geldiğinde gerçekten sarılacağım Engin’e.
Bak, bak, hâlâ nasıl yürüyor.
Senden hiç beklemezdim. Gel buraya, gel.
Hey! O eli bir indir!
Engin biliyorum, söylediler artık.
Polis bile tanımadığınıza emin misiniz diyor.
Kafayı yiyeceğim! Kimmiş bu herif, belli oldu mu?
-Canım söyledik. -Söyledik, söyledik. Korkma.
-Bitti. Biliyorum. Biliyorum. -Ne bitti, ne bitti?
Engin, söyledik diyorum. Abartma.
Kime abartma? Bilmediğimiz, tanımadığımız adam geliyor…
…yani resmen kız kardeşi yaşındaki kadına anne diyor.
(Serkan) Şaka, tamam.
Şaka dedik, şaka.
Arkadaşlar ne şakası? Kimsin, kimsin sen? Birden çıktın ortaya…
Ben sana anlatayım mı? Bir anda çıkmış!
Şuraya bir hanımefendi geldi, ismi Püren, hatırlıyor muyuz?
Hepimizi güya hipnotize etti ve sen hipnotize oldun, öyle mi?
-Bir bak bakayım bana, bak. -Ne yapıyorsun aşkım?
Benim hormonlarım var, ben Eda’ya benzemem.
-Bir bak bakayım, bak. Engin! -Oh!
Serkan?
-Aa! Abi neredesin? -Nerede miyim?
Abi, 40 saattir seni arıyorum. Bir konum attın…
…bari doğru yeri etiketle.
Abi ne haber, ne yaptınız, nasılsınız?
Yürü sen. Hadi.
(Aydan) Hadi biz sizi yalnız bırakalım.
-(Engin) Ne oluyor? -Nasıl yedin ama!
Bir daha bana herkesin içinde anne deme!
İnanamıyorum gerçekten.
Ya, ya! Nasılmış?
-Ne nasılmış Eda, ne nasılmış? -Hatırlanmamak…
…değer verdiğin birinin senin hakkında her şeyi unutması mesela.
Kendini hatırlatmak için sürekli çabalamak nasılmış?
-Hoş değil. -Değil mi?
-Hiç hoş değil. -Ben aylarca yaşadım bunu.
Evet de o olay aylar önce oldu ya.
Ne bileyim, öyle bir hipnoz falan olunca öyle bir şey yapayım dedim.
Öyle mi?
-O zaman bak benim bir fikrim var. -Ne?
Hani şu kurallar var ya…
…bence artık çiğneyelim o kuralları.
-Hadi. -Yemek yeseydik?
Boş ver, boş ver. Çok güzel bir karavan var.
Hazır bekliyor. Yalnızız.
-Salak! -Dağın başındayız.
(Gerilim müziği)
(Gerilim müziği devam ediyor)
Serkan.
Bu ne?
(Gerilim müziği)
(Gerilim müziği devam ediyor)
("Aytekin Ataş - Sen Çal Kapımı" çalıyor)
Bu dizinin ayrıntılı altyazısı FOX TV tarafından...
...Sesli Betimleme Derneğine yaptırılmıştır.
www.sebeder.org
Ayrıntılı Altyazı Çevirmenleri: Gülay Yılmaz - Gökberk Yılmaz...
...Eylül Yılmaz - Fatih Kolivar - Feride Tezcan
Editör: Beliz Coşar
"Bu yalan bir mecburiyet, yoksa sana vurgun değilim"
"Ama gözlerimde bir ışık, kalbimin tıkırtısı"
"İçim içime sığmıyor, ya bu neyin kıpırtısı"
"Dön yüzünü gökyüzüne, bak bir aşkın yıldızına, aman"
"Parlayacak, sönecek, biliyorum"
"Her şey olur, her şey biter"
"Bir yıldız gökyüzünde kayar yiter"
"Her şey olur, her şey biter"
"Yalnızlık hep aynaları mesken tutar"
"Her şey olur, her şey biter"
"Yalnızlık hep aynaları mesken tutar"
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.