Afrikaans
Akan
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
(Erkek) Son iki, üç, dört.
("Aytekin Ataş - Sen Çal Kapımı" çalıyor)
(Serkan) "Yanlışlarımdan ders alacak kadar olgun değilim"
(Eda) "Bu yalan bir mecburiyet, yoksa sana vurgun değilim"
"Ama gözlerimde bir ışık, kalbimin tıkırtısı"
"İçim içime sığmıyor, ya bu neyin kıpırtısı"
"Dön yüzünü gökyüzüne, bak bir aşkın yıldızına, aman"
"Parlayacak, sönecek, biliyorum"
"Her şey olur, her şey biter"
"Bir yıldız gökyüzünde kayar yiter"
"Her şey olur, her şey biter"
"Yalnızlık hep aynaları mesken tutar"
Serkan, Ferit holdingde çalışmaya başladı danışman olarak.
Benim haberim olmadan, onayım da olmadan?
Senin babanın, benim babamın ve benim imzam var.
Babam imzaladı.
O zaman eğer babam imzaladıysa...
...ve sen de imzaladıysan, o zaman benim...
...imzama veya onayıma çok ihtiyaç yok.
Sembolik olarak var, hatta sözleşme yanımda.
(Selin) İmzalarsan sevinirim.
Ben kalem getireyim.
(Gerilim müziği...)
(...)
Nişan sözleşmesi diyor bunda.
(Gerilim müziği)
-Nişan sözleşmesi mi? -Halam...
...o bizim aramızda özel bir şeydi.
Ben evlenmeden önce yapılanı gördüm de...
...nişandan önce yapılanı ilk kez görüyorum.
Bir dakika, ne için bu sözleşme?
Aramızda ufak bir espri yani, bu kadar büyütülecek bir şey değil.
"Hafta içi, hafta sonu ne zaman istersem yanımda olacaksın.
Ne zaman çikolata istersem alacaksın."
Oo!
Bu bayağı fantezi sözleşmesi yalnız ha.
(Ayfer boğazını temizledi)
(Serkan) Alabilir miyim?
Pardon Eda.
(Serkan) Benimle bir gelir misin, konuşmamız lazım.
Sormuyorum, sormayacağım.
Ayfer Hanım tebrik ederim.
Yeğeninizle her gün yeni bir macera.
Uğraşsa bu kadar skandal yaratamaz bir insan.
Afiyet olsun.
Vardır bir bildikleri Aydan Hanım.
Eda gerçekten çok özür dilerim.
(Ferit) Ben o anlamda demek istemedim.
Ben çünkü normalde bayılıyorum sizin aranızdaki ilişkiye.
O tutkuya gerçekten bayılıyorum. Çok özür dilerim, pardon.
Tamam, önemli değil.
Gerçekten mesela Selin benden böyle bir şey istese...
...ben mutluluktan kafayı yerim.
Gerçekten çok iyiymiş sözleşmeniz.
Eda...
...Edacığım ben de gideyim.
Sen buraya yerleşmişsin. Sözleşmeni de imzalamışsın.
Hala...
...ben sana her şeyi anlatacağım, söz.
Ama düşündüğün gibi bir şey değil.
İnşallah Edacığım inşallah bir gün bana her şeyi anlatırsın.
Tamamdır, iyi geceler.
(Duygusal müzik)
Ferit'i holdinge sokamazsın.
Soktum bile.
Bunu engelleyeceğimi biliyorsun değil mi?
Yani gerekirse Ferit'le uğraşacağım.
Elinden geleni ardına koyma Serkan.
Güzel. Beni çıldırtmak için yapıyorsun bunu.
Her şey seninle ilgili değil Serkan.
-Dünyanın merkezinde sen yoksun. -Keşke ben olmasaydım.
O zaman belki biraz aklı başında davranırdınız hem sen hem babam.
Holdinge gelip, işinin başında dursaydın o zaman sen de.
Hiç ilgimi çekmiyor ve dürüst olacağım seninle.
Senden daha zeki bir hamle beklerdim.
Evet. Senin için zeki hamle...
...nişanlınla aşk sözleşmesi yapmak herhâlde?
-Selin sakin ol. Ne oluyor? -Bir şey yok, konuşuyoruz.
Antalya'da görüşürüz Serkan.
-İyi geceler. -İyi geceler.
İyi geceler Serkan.
Ben gidiyorum.
Yani gerçekten bir güne bin tane rezalet nasıl sığdı anlamıyorum.
Benim hatam değil mi?
Hepsi benim hatam.
Hatta o sözleşmeyi de ben tek başıma imzaladım.
O havuza atlayan ben değildim.
Bursumu kesen de ben değildim.
Bu kadar şey yapıyorum bunu görüyorsun.
Bavulunu hazırla. Yarın sabah Antalya'ya gidiyoruz.
(Serkan) Ben seni eve bırakayım.
Neden Antalya'ya gidiyoruz?
Neden diye sormayacaktın.
Bunu sahte nişanlı olarak değil...
...şirkette bir çalışan olarak soruyorum.
Bir ödül töreni var.
Ödüllere meraklı olduğunu düşünmemiştim.
Değilim ama çok önemli bir iş bağlamam lazım.
Ne işi?
Hani seninle geçen gün...
...bir restorana gitmiştik ya Evren Bey.
Ha, benim sayemde aldığın arazi.
Evet, senin sayende isim hakkı verdiğim.
O arazinin üzerine bir golf 'resort'u yapılacak.
Onun yatırımcılarıyla buluşacağım.
Ben de çalışanların için bir iki gün tatil planladın zannettim.
Tatil?
Pardon, senin sözlüğünde yoktur öyle şeyler.
-Boş ver. -Bak, bu işin olması için...
...iki ay boyunca Londra'da deli gibi çabaladım.
(Serkan) O yüzden çok önemli bir iş, tatil falan değil.
(Eda) Ben de senin sürekli yanında olacağım herhâlde?
-(Serkan) Evet. -Harika.
Mayomu da getiriyorum o zaman.
Denize girmek yasak değildir herhâlde?
Ne oldu, senin yüzün düştü. Sözleşme yüzünden mi?
Yani evet, çünkü holdingde çok fazla iş var Ferit...
...ve Serkan tabii ki bunlarla uğraşınca...
...holdinge vakit bulamaz.
Neyse, şöyle düşün. Antalya'ya gidiyoruz.
Güzel vakit geçireceğiz.
Hatta güzel bir akşam yemeği yeriz.
Sen günün batışını izlersin ben seni izlerim. Ha?
Çok romantiksin.
Ama çok vaktimiz olmayabilir bunun için.
-Yani Serkan'ın-- -Çünkü Serkan Bolat var.
Çünkü Serkan Bolat her saniye iş peşinde, değil mi?
Serkan Bolat.
Ferit böyle yapma lütfen bak.
Bu işi ayarlamak için çok uğraştım sen de biliyorsun.
Yani peki, ben hiçbir zaman sevgilimle nişanlımla oturup...
...güzel bir akşam yemeği yiyemeyecek miyim? Yani bu...
...ve bu hep böyle mi olacak?
(Gerilim müziği)
Bir saat sonra tekrar uçağım var.
Keşke yormasaydın kendini.
Sabah erkenden senin de uçağın var, yorulacaksın.
Hiç önemli değil, alışığım uyumamaya.
Doğru ya Londra'da da böyleydin.
İki ay gözünü kırpmamıştın.
Sevil Hanım, önden mi gitti Antalya'ya?
Önden değil de ayrı bir uçakla gelmek istedi.
Bu aralar biraz sorunlarımız var da.
-Anladım. -Aramız bir şöyle bir böyle.
Ama merak etmeyin.
Bu projeyle ilgili çok çalıştığınızı biliyorum.
Sorun çıkarmayacağız size.
Antalya'da imzalayacağız projeyi.
En son işte hep birlikte çalıştık.
Yani sizin de fikirleriniz şekillendirdi.
Aynı zamanda Sevil Hanım'ın da yaratıcılığı. O yüzden...
...açıkçası ikinizin de imzası gerekli.
O yüzden umarım bir sorun çıkmaz.
Umarım.
Efendim?
Merak etmeyin, daha fazla yormayın kendinizi.
Antalya'da birlikteyiz nasıl olsa.
Peki, bir şeye bakalım mı şu Evren Bey'in...
...arazi dosyasına bakmak istiyorum da sizinle.
Burada bir şey gördüm de. Belki sizin de ilginizi çeker.
(Hareketli müzik...)
(...)
(...)
(Hareketli müzik...)
(...)
(...)
Ben sizin kıyafet kodlarınıza alışamıyorum, alışmayacağım.
Ben buyum, evet.
-Hoş geldiniz. -Cengiz Bey.
-Selam. -Selam.
Çok güzel otelmiş ya.
Elimizden geleni yapıyoruz.
-Serkan hoş geldin. -Hoş bulduk.
Onur konuğumuz sensin ödül töreninde.
-Ortak sen de hoş geldin. Nasılsın? -İyi abi, hoş bulduk.
-Odalarınız hazır, keyfinize bakın. -Tamam abi, buradayız.
Şöyle yapacağız. Yerleşmeden önce ufak bir toplantı.
-Tamam. -Tamam mı?
Bir oturun, bir beş dakika dinlenin. Sonra yaparsınız toplantınızı.
Biz dinlenmeyi pek sevmiyoruz, hantallaştırıyor çünkü hadi.
(Fısıltılı konuşuyorlar)
-Selin, gelmiyor musun? -Geliyorum.
Ben Serkanlarla gideyim.
Abi zaten sunum dosyası hazır.
Birol Bey'le Sevil Hanım'a imzalattıktan sonra...
...şöyle güzel bir tatil yapalım. Ne olur denize girelim artık...
...denize girelim. -Sen ödül alacağın konuşma için...
...bir yazı hazırlamamı ister misin? -Gerek yok, doğaçlarım.
-Bana teşekkür etmeyi unutma. -Efendim?
İnsanlar ödül alırken âşık oldukları kadına teşekkür ediyor ya.
Ben hayatımın her anı için sana teşekkür ediyorum.
Çok tatlısın sen.
(Telefon çalıyor)
-Alo? -Alo, ne haber Ferit?
-Nasıl gidiyor Antalya? -Ya nasıl olsun oğlum işte.
Bildiğin gibi ya. Serkan Bolat'ın saçmalıklarıyla sarılmış hâldeyim.
Ne oldu, gelir gelmez ilgi odağı mı oldu?
Ya Allah'tan Eda var. Gerçekten çok sempatik bir kız.
Eda'nın orada olması ilginç.
Serkan'ın Eda'ya olan ilgisi daha da ilginç.
Oğlum, bunlar aralarında nişan sözleşmesi falan yapmışlar.
-Böyle bir şey olamaz ya. -Nasıl yani, sen ciddi misin?
Adam kendini çok kötü kaptırmış kıza oğlum.
İstediği zaman çikolata alacağına dair...
...söz vermiş bir de utanmadan bunu sözleşmeye yazmış.
(Ferit ses) Böyle bir şey olamaz ya.
Sen nereden biliyorsun sözleşmeyi?
Biz geçen Serkanlara yemeğe gittiğimizde...
...tesadüf önüme düştü bir parçası da.
Hatta fotoğrafını çektim eğlencesine yani.
Allah aşkına çok merak ettim, bana da atsana sözleşmeyi.
-Tamam, atarım. -'Okay', tamam.
İstanbul'a dönünce ara beni.
Tamam, görüşürüz hadi 'bye bye'.
(Mesaj geldi)
(Gerilim müziği)
(Engin) Bugün şantiyeye uğramayı unutma tamam mı?
(Engin) Evraklar var, onları da alırsın.
(Engin) Tamam.
-Ne haber? -İyiyim.
Çok böyle tatlı bir tesadüf olmadı mı hani böyle...
...odalarımızın yan yana oluşu falan?
Ferit ayarladı ya odaları.
Hem aynı şirketteyiz.
Odalarımızın yan yana olması çok normal.
Nesi tesadüf? Bence çok mantıklı bir karar.
(Pırıl boğazını temizledi)
Çok mu zor senin için yani birazcık, şu kadarcık pozitif olmak ha?
Hani böyle güzel bir gülümseme mesela çok mu zor?
(Hareketli müzik)
(Duygusal müzik)
Ay, denize bak!
(Eda) Çok güzel değil mi ya?
Mis gibi kokusu buraya kadar geliyor.
Bak, şurada bir tekne var ya...
...orada olmayı o kadar çok isterdim ki.
Bitti mi?
-Ne? -Bitti mi?
-Bitti. -Ha.
(Kuşlar ötüyor)
(Sessizlik)
Biz aynı odada mı yatacağız?
Sen ciddi misin?
Şaka yapar gibi bir hâlim mi var?
Odaları ben ayarlamıyorum. O yüzden bir sıkıntın varsa...
...Ferit'e danışabilirsin. -İyi, tamam.
Ben kanepede yatarım o zaman.
Senin öbür bavulun nerede?
Öbür bavulum yok ki bir tek bu var.
İçinde ne var?
Kot şort, tişört, 'flip flop, flip flop'.
Buraya neden geldiğimizi biliyorsun değil mi?
Yani çok önemli konukların olacağı...
...bir ödül töreni var ve ben orada bir imza atacağım.
Sen 'flip flop'la mı gireceksin?
Antalya dedin.
Antalya'ya gidiyoruz dedin. Ne anlayabilirim?
Tabii ki kot şort, tişörtle geleceğim ve parmak arası terlik.
Hem ben ne giysem beğenmiyorsunuz ki.
Sen ve senin ekibin.
Of! Neyse benim duşa girmem lazım.
Gir.
Terasa çıkar mısın?
Lütfen terasta bekler misin?
(Hareketli müzik)
(Kuşlar ötüyor)
(Sessizlik)
Evet, tabii. Evet-- (Gelen arama sesi)
Ben seni sonra arayayım mı? (Gelen arama sesi)
-Efendim? -Ferit'i danışman diye almışsın.
Ben almadım. Selin istedi, ben onayladım.
Tabii bana sormak aklına gelmedi.
Serkan'a bir ders vereyim, kulağından çekeyim dedin.
Fakat o iş öyle olmuyor. Benimle oyun oynama.
Sen holdingle ilgilenmediğin için Selin de zorlanıyor tabii.
Nişanlısından yardım almaya karar vermiş.
Olay bu kadar basit.
Ferit, Kaan Karadağ'ın en yakın arkadaşı.
Tamam mı? Birlikte iş yapıyorlar...
...ve sen o adamın holdinge girmesine izin veriyorsun.
Kaan'ı gözünde çok fazla büyütüyorsun.
O da babası gibi işte.
Yok, onun babası duygusallığından, sen de egondan kaybediyorsun.
Neyse.
Ferit, holdingde işleri karıştırınca beni arama.
(Gerilim müziği)
(Duygusal müzik...)
(...)
Aa!
Seyfi sen olmasan ben ne yaparım?
Çocuğumun evine dürbünle bakar hâle geldim.
Hep o Kül Kedisi yüzünden.
Bütün camlar, kapılar kapalı.
Yoksa bu kız dün gece orada mı kaldı?
Serkan Bey'in sabah Antalya'ya uçuşu vardı.
Yani ona bakıyorsanız bence gökyüzüne bakmalısınız.
Serkan, Antalya'ya mı gitti?
Niye benim bundan haberim yok acaba?
Şu çiçekçi kız da yanında mı yoksa?
Muhtemelen.
Akdeniz akşamları, baştan çıkarır insanları.
Ben bu kıza hiç güvenmiyorum Seyfi hiç.
Sevda'yı sevdiğin için suskun kaldığımdan..
...sana olan sempatim gittikçe azalıyor Seyfi.
Zaten şu kadar.
Arayıp, rahatsız etmek istersiniz diye düşündüm.
Tabii ki.
(Arama tonu) (Meşgul tonu)
Aa! (Meşgul tonu)
Telefonu takdim etmek yetmez.
Meşgule alınmasını da engelle Seyfi.
(Eda) Annen çok tatlı kadın ya. Vallahi çok tatlı.
Mesela meşgule atıyorum arıyor.
Bir daha meşgule atıyorum yine arıyor.
Bu kadın neden beni bu kadar arıyor?
Niye, seni seviyor olamaz mı?
Annen beni seviyor.
Neyse ben hazırım, hadi gidelim.
Gel, biraz işim var.
İşim var işim var?
-Benim işim var? -Evet.
Senin işin olmayıp da...
...benim ne işim olabilir burada?
(Kapı vuruluyor) (Serkan) Girin.
Merhaba.
Sponsordan. Ne kadar çok seçersen...
...ve otelde ne kadar çok giyersen o kadar çok mutlu olacaklar.
Buyurun.
Nasıl yani?
Sosyal medyada görüyoruz. Şu ünlü şu markayla falan.
-Öyle bir şey mi? -Herhâlde.
Bak, istemiyorsan giyinmek zorunda değilsin hiçbirini.
Yok, giyerim, eğlenirim. Zaten sıkılıyorum burada.
Güzel olur hem sponsorlar da sevinsin.
Çok eğleneceğim, gerçekten çok eğleneceğim.
Bu şapkaların hepsini deneyelim mi?
Şöyle bir gözlüğümüz de var.
-Nasıl? -Güzel.
(Hareketli müzik...)
(...)
(...)
(Kadın) Size çok yakıştı.
Ben bir üstümü değiştirip çıkıyorum, tamam mı?
Tamam, ben de üstümü değiştirir gelirim.
(Serkan) Güzel.
(Hareketli müzik)
-Sponsor kim? -Serkan Bolat.
Kusura bakma ama Serkan etraftayken...
...ben sakin olamıyorum artık.
Neden, nedir sorun?
-Konuşalım o zaman. -Konuşalım Selin.
Yemekteki hareketlerini konuşalım mı mesela?
-Serkan'ı nasıl kıskandığını. -Ferit saçmalama.
Ben niye kıskanayım Serkan'ı?
Yani daha doğrusu Serkan'ı değil de...
...Eda'yı mı diyelim, daha mı doğru olur acaba?
Ben, Eda'yı?
Yüzünden, hareketlerinden, sözlerinden...
...o kadar belli ki kıskandığın.
Bir tek sen mi farkında değilsin bunun?
Sana ne oluyor ya?
Sen beni ne hâle düşürdüğünün farkında mısın?
Bak, eğer Serkan'a geri dönmek istiyorsan--
Hayır. Yok öyle bir şey.
Belki beni yeterince sevmiyorsundur Selin, olabilir mi?
Ferit, yapma böyle lütfen.
Sen, Serkan'ı kıskandırmak için beni holdinge sokmak istedin değil mi?
Saçmalama. Benim sana holdingde ihtiyacım var.
Biz yakında hayatlarımızı birleştiriyoruz, nikâhımız var.
Yapma böyle, lütfen.
Selin, bak...
...ben anlayışlı, modern bir adamım ama hepsinin bir limiti var.
Aile dostum dedin, eski arkadaşım dedin, iş ortağım dedin, hepsini kabul ettim.
Ama eğer hâlâ Serkan'ı seviyorsan lütfen benimle oyun oynama artık.
Yok öyle bir şey Ferit.
İnan bana yok, söz.
Sözlerden çok daha fazlası gerekiyor Selin.
Karşında sana deli gibi âşık bir adam var ya.
İnşallah değerini bilirsin, ne diyeyim?
Ben şu konferans salonuna bakacağım, işleri halledeyim.
(Serkan) Birol Bey'e bu slaytları e-mail olarak yollayalım.
(Pırıl) Ben yolladım bile.
(Serkan) Harikasın.
Abi çok sıkıcısınız.
İkiniz de çok sıkıcısınız.
Bin küsur kere şu sunumun üstünden geçtik.
Allah'tan Eda var da... En azından Eda eğlenceli.
Ben de eğlenceli olabilirim.
Vallahi mi?
Eda mı o?
(Müzik)
Merhaba.
Selam hayatım.
Selam.
-Kıyafetin çok şıkmış. -Teşekkür ederim.
Sponsordan. Söyleyeyim sana da yollasın.
Pardon. Ne sponsoru?
(Müzik)
(Telefon çalıyor)
Birol Bey. Evet. Evet, oteldeyiz.
Tabii.
Tamam, geliyoruz.
Çıkmamız lazım.
Ama olmaz ki ben Engin'e söz verdim, denize girecektik.
Eda olmaz, abiciğim ya. Biz denize gireceğiz daha.
Hayatım, gidiyoruz.
Tamam hayatım, gidelim.
Kusura bakma.
Erol, sende.
Bende. Bende.
(Müzik)
Ee, ne için çağırdın beni buraya?
Dur tahmin edeyim. Serkan Bolat.
Elimde Serkan Bolat'la ilgili...
...herkesin isteyeceği...
...ama sadece benim dediklerimi yaparsan senin sahip olabileceğin bilgiler var.
Neymiş o bilgiler?
Serkan Bolat'ın nişan sözleşmesi fotoğrafları.
Nişan sözleşmesi mi?
Ne diyorsun?
Peki karşılığında benden ne istiyorsun?
Haberi yayınlamadan önce benden haber beklemeni.
-Zamanlama çok önemli. -Vallahi benim canıma minnet.
Bolatlar o kadar kapalı yaşıyorlar ki...
...şu kız gelmeden önce özel hayatlarına dair hiçbir haber yapamadık.
Bir kaynağım daha var artık.
Bolat ailesini içeriden fethedeceğim.
Kimmiş o?
(Ayfer) Ay çok teşekkür ederim, gerçekten.
Çok destek oluyorsunuz bana.
Ayıp ediyorsun Ayfer abla, biz sana psikolojik olarak destekte bulunuyoruz.
Ayrıca en önemlisi de bu.
-Psikolojik destek. -(Melek) Evet, ne var?
Şimdi mesela Eda gitti. Tatiller, oteller, denizler, kumlar, güneşler.
Biz burada geriye kalan saplar olarak birbirimize destek olmamız lazım.
(Ayfer) Ondan geriye kalmayalım diyorsunuz, anladım.
Tamam, o zaman şuraya bir tane de şişme havuz yaptırayım, ne dersiniz?
-Vallahi mi? -Vallahi mi diyor ya, inanılmaz.
-Güzel olurdu. -Sıkıldım ben sizden.
Ceren nerede? Siz niye uzun zamandır görüşmüyorsunuz? Hayırdır, nerede o?
Ceren ofisteymiş, sabahlara kadar çalışıyormuş, çok yoğunmuş.
Niye bir anda bu kadar önemli oldu avukatlık işi onu da tam anlamadım ama...
...çözeriz. -İlginç.
(Telefon çalıyor)
Aa!
Aa.
-(Ayfer) Kim o? -Kim o?
-Şey... -Kim?
-Şey... -Kim?
Şey canım...
Acil bir telefon. Ben bir konuşup geliyorum.
Sinirlendi.
(Ayfer) Hayırdır?
-Alo. -Alo.
Melek müsait misin?
Müsaitle müsait değil arası bir yerdeyim.
-Evdeyim. -Kusura bakma, rahatsız ediyorum.
Aramayacaktım ama dayanamadım. Görüşebilir miyiz?
Ben evden çıkınca seni arayayım mı?
Aracım yakınlarda, gelip seni alsın.
Tamam, olur. Görüşürüz.
-Ayy! -Kim o?
-Nereye çıkıyorsun? -Sen beni mi dinliyorsun ya?
Vallahi özel hayat diye bir şey kalmadı. Özel hayatım var benim.
-Rica ediyorum, ayıptır ya! -Melo, sen ne yediğini...
...kaçta uyuduğunu, hangi pijamayı giydiğini...
...gözünü kaç kere kırptığını bile söylersin. Şimdi mi özel oldu hayat?
Zaman zaman böyle olur, zaman zaman öyle olabilir.
Yani şu an anlatmayabilirim ama sonra anlatabilirim bunu, bu olabilir.
Böyle bir şey olabilir bazen.
-Şu an acil bir işim çıktı benim. -Aa, ne işi o?
İş. Acil, önemli.
Çok güzeldi sizinle çalışmak, geldiğim zaman löpür löpür yiyeceğim hepsini.
Şu da sende kalsın.
Aa!
Bayağı bildiğin kaçarak gitti.
Ne iş acaba bu?
-Bana da söylemedi de... -Hayırdır?
-Öğreniriz. -Öğreniriz.
Tutamaz ağzında.
Hadi biraz tut ucundan şunun.
(Eda) Nereye gidiyoruz?
(Serkan) Sevil Hanım ve Birol Bey'le buluşacağız.
-Sözleşme mi imzalayacaksın? -Yok, daha değil.
Onların yanında oturup bir şeyler içeriz.
Hem senin Sevil Hanım'la tanışmanı istiyorum, tam senin kafanda bir kadın.
Senin kafanda derken?
Negatif bir şey mi söylüyorsun sen yine?
Senin hakkında negatif bir şey söylemek mümkün mü?
Sence?
Ama senin belli olmuyor.
Böyle dalga mı geçiyorsun, ciddi misin...
Bir şey diyeceğim. Bu özellik sana annenden geçmiş. Net bilgi.
Ben de bir şey diyeyim mi? Bu proje benim için çok önemli, tamam mı?
Çok emek harcadım o yüzden senden rica ediyorum, lütfen biraz destek ol.
Tamam. Her şeyin planlı, düşünülmüş.
Sen hiç içinden gelerek bir şey yapmaz mısın?
-Düşünmeden hareket etmez misin? -Asla.
Her şeyim planlıdır.
Sen hiçbir şeyi planlı yapmaz mısın? Böyle tartarak?
Asla.
Ben içimden geldiği gibi davranırım.
Düşünmem.
Pişman olursam da kendi hatam der, geçerim.
-Orijinal. -Sıradan olmaktan iyidir.
Beni kırmayıp geldiğin için çok teşekkür ederim.
Hiç... Sorun değil yani...
Çok centilmensin.
Senin karşında centilmen olmamak elde değil. İçeri geçelim mi?
Geçelim yoksa zaten ben ayakta duramayacak gibiyim.
Sürpriz.
-Benim için mi? -Küçük bir hediye.
Teşekkürler.
(Müzik)
Bu...
(Geçiş sesi)
(Müzik)
Kaç kere söyleyeceğim sana!
Test ürünleri müşteriler için, senin keyfin için değil.
Canım ben de müşteriler için deniyordum, test ediyordum nasıl duruyor diye.
-Sen neden kasada değilsin? Bu-- -Pardon.
-Hanımefendi, bana yardım ediyordu da. -Tabii, kusura bakmayın.
(Geçiş sesi)
Bu, o günkü parfüm.
Sen bunu hatırlamış olamazsın, yani...
...bilerek olmuş olamaz. Tesadüf herhâlde değil mi?
Seninle ilgili hiçbir şey tesadüf olamayacak ve unutulmayacak kadar özel.
Çok teşekkür ederim.
(Eda) Ee, neredeler?
Biraz önce mesaj attılar...
...bir saate geleceklermiş. -Bir saatin mi var?
Hadi denize girelim. Bak üstümü de değiştirdim, hadi.
Eda çok işim var.
Bir şey olmaz ya, bir saat.
Bak, başka zamanın yok. Bir saat.
Çok sıcak hem, lütfen.
Peki.
Hadi.
(Müzik...)
(...)
(Ortam gürültüsü)
Biraz heyecanlı mısın?
Kusura bakma, görüşmeyelim dedim ama dayanamadım.
Biraz yani işte, evet.
Ne bileyim? Seninle gizli gizli buluştuk ya biz...
...bir anda birisi gelecekmiş, bizi basacakmış gibi hissediyorum.
Çünkü ben ne zaman yalan söylesem ortaya çıkar.
Kusura bakma, benim yüzümden sen de zor durumda kalsın.
Bence sen Eda'ya söyle buluştuğumuzu o da görüşmeyin diyecektir zaten.
Eda böyle bir şey söylemez.
-Dünyanın en tatlı kızıdır o. -Ama Serkan öyle değil.
Serkan, bana fazlasıyla takık ve ne yapacağı belli olmaz.
Öyle mi diyorsun?
Şey yapalım biz... Bir süre böyle kendi aramızda kimseye söylemeyelim o zaman.
Yani görüştüğümüzü. Sonra şey yaparız...
Sonra bakarız.
Tamam.
(Telefon çalıyor) Telefon çalıyor.
Pardon.
Kusura bakma. Efendim?
Evet. Benim.
Evet.
Tanes Ko... Tanes Kozmetik!
Senin önerdiğin yer.
Evet, buyurun. Evet.
Çok teşekkür ederim. Tabii tabii, müsaidim ben.
Tabii, tamam. Çok teşekkür ederim. Görüşmek üzere. Kolay gelsin.
İyi günler.
Senin sayende, senin referansınla beni işe çağırdılar.
Zaten iş olacakmış, ben sadece vesile oldum.
Mağaza müdiresi dedi.
Mağaza müdürü olmaz. Benden mağaza müdürü olmaz.
Benden sadece kasiyer olur. Ben bugüne kadar sadece kasiyerlik yaptım.
Başka türlü bir şey yapamam. Bence yalan söylemiş oluruz.
Bence arayalım, söyleyelim, iptal edelim. Gelmesinler, çağırmasınlar beni.
Tamam. Tamam sakin ol.
Sen inanırsan her şeyi yaparsın.
Çünkü ben sana inanıyorum.
İnanıyorum. Başarabilirim.
Çok teşekkürler.
Pırıl ne haber?
İyiyim. Gel.
Serkanlar nerede?
-Denizdeler. -Birol Beyler?
Bilmiyorum.
Eda Hanım ne derse Serkan Beyler onu yapıyor.
Ben bıraktım. İşimdeyim gücümdeyim, hiç bilmiyorum.
Sen bir konuş kendisiyle istiyorsan.
Yok, konuşamam. Yani Serkan'la bizim aramız hiç iyi değil şu an.
Ferit holdinge girdi diye çıldırdı.
Ferit de beni Eda'yı kıskanmakla suçluyor.
Sen Eda'yı mı kıskanıyormuşsun?
Daha neler. Ferit biraz saçmalamış orada.
Ferit bana hiç güvenmiyor bence.
Yani her şeyi çözmeye çalışırken iyice mahvettim.
Sen her şeyi çözmekle uğraşmasan...
...bir dursan, Ferit mesela holdinge gelse...
...o bir şeyleri çözse, senin yanında olsa, sana destek olsa.
Serkan gelse işinin başında dursa, o bir şeyleri çözmeye çalışsa mesela?
Bilmiyorum Pırıl, yani ipleri elime alayım derken...
...kontrolü iyice kaybettim. Serkan'a tepki göstereceğim diye Ferit'i incittim.
Ben niye böyle şeyler yapıyorum?
Sen hiçbir şey yapmıyorsun.
Ferit anlayacaktır seni.
Bence sizin ihtiyacınız olan tek şey zaman.
Hadi gel biraz işe odaklanalım biz.
Hem insan işe odaklanınca başka şeyler düşünmek zorunda kalmıyor.
Haklısın da...
...önce denize mi girseydik?
Yok, biz işe odaklanalım.
(Müzik)
(Telefon çalıyor)
-Serkan Bey merhaba. -Merhaba Birol Bey.
Biz oteldeyiz ama maalesef gelemiyoruz.
Boşanmaya karar vermiştik ama az önce çok kötü kavga ettik.
Bir araya gelmemiz mümkün değil.
Birol Bey ne demek yan yana gelemezsiniz? Yani...
...projenin onayı için ikinizin imzası gerekiyor.
Biliyorum ama Sevil yüzüme bakmıyor.
Ne olur kusura bakmayın. Gün içinde haberleşiriz, olur mu?
Peki. Tamam, görüşürüz.
(Telefon çalıyor)
-Çok şükür birinize ulaşabildim. -Merhabalar Aydan Hanım, nasılsınız?
Herkes bir yerlerde o yüzden duymamışlardır.
(Aydan ses) Serkan ve Eda oralarda mı?
Onlar? Denize girdiler onlar.
-Selin'le Ferit nerede? -Buradalar, buradalar.
Bana bak Pırıl...
...bana her şeyi anlatmanı istiyorum, bütün detaylarıyla.
Bütün gün gözün o kızın üstünde olacak, anlaşıldı mı?
(Pırıl ses) Tamam.
Aydan Hanım, ben aslında size bir şey sormak istiyorum.
Sizce ben eğlenceli miyim?
Tabii ki değilsin Pırılcığım. Hadi işinin başına.
Yok, bu olmaz.
İki günümüz var hazırlanmak için yetiştirebileceğine emin misin sen?
Aşk olsun Melo, sen bana güvenmiyor musun?
Hayatımda ilk defa ben gitmiyorum, iş bana geliyor.
-Benim bu işi almam lazım. -Sana bu iş nereden geldi?
Bir yere başvurduğundan bahsetmedin.
Ee...
Ben başvurmadım.
Beni aradılar.
Biri birine söylemiş demek ki.
O biri de birine söyleyince o da kulağına küpe...
-Sen benim üstüme niye geliyorsun? -Aa, ben senin üstüne mi geliyorum be?
Ver bakayım.
Vallahi...
...olabilir biliyor musun? Yakıştı gibi de bir yandan.
(Serkan) Şimdi yatırımcılarımız Birol Bey'le Sevil Hanım...
...ayrılmak üzereler, boşanacaklar.
Yan yana gelmek istemiyorlar, bir masada oturmak istemiyorlar...
...hiçbir şey yapmak istemiyorlar.
Golf 'resort'u oraya yapmamız için ikisinin de imzasına ihtiyacımız var.
Ortak imzasına. Çünkü ikisi de eşit ortaklar.
Tamam da insanlar boşanıyorlar, aşağıya bile inmiyorlar. Nasıl olacak?
Ben boşandıklarını biliyordum ama...
...son konuştuğumda araları bu kadar kötü değildi.
Keşke ben tanışsaydım Sevil Hanım'la.
Belki konuşurdum, sakinleştirirdim.
Senin dâhiyane fikrin bu mu?
İnsanlar konuşarak iletişim kuruyorlar, sizin aksinize.
-Ben Birol Bey'i arayayım o zaman. -Konuş.
Alo. Birol Bey nas...
Tamam.
Tamam.
Peki, tamam, teşekkürler.
Görüşme yarına kaldı. Yani kavgaları yarına kadar devam edecek.
Tamam, yapacak bir şey yok. Yarına kadar bekleyeceğiz.
Siz şimdi boşa mı çıktınız, bugün çalışmıyor musunuz?
-Voleybol mu oynasak? -Aa!
Harika fikir. Tabii oynayalım, ben varım.
-Pırıl? -Ben...
...rekabet gerektiren sporlara bayılırım zaten.
-Süper. -Edacığım...
...sen çok narin gözüküyorsun voleybol oynayabiliyor musun gerçekten?
Sahada konuşalım istersen.
Oo... Sert. Bu sert geldi.
Gençler selam.
Ne yapıyorsunuz? Beni mi çekiştiriyorsunuz?
Evet.
İş konuşuyoruz Feritciğim.
Gerçi doğru işin içinde Serkan Bolat olduğu zaman...
...işten başka bir şey olmuyor değil mi?
Yoo, bugün işi yok. Voleybol oynayacağız, gelmek ister misin sen de?
Ben varım. Selin?
Benim birkaç telefon görüşmem var, ben size yetişirim, olur mu?
O zaman şöyle yapalım. Ben bir üstümü değiştireceğim.
Yukarı çıkalım, üstümüzü değiştirelim, lobide buluşalım...
...sonra da gideriz beraber. -Süper.
-Hadi. -(Eda) Tamam.
(Aydan) Kaç gün kalacaklar Antalya'da?
Selin'in dediğine göre...
...bugüne kadar alınan en önemli projelerde bir tanesiymiş.
İş imzaya kalmış.
Güzel.
Serkan, Selin ve nişanlısıyla aynı ortamda kalmak istemediği için...
...işleri çabucak bitirip gelir diye düşünüyorum.
Yalnız o değil ki, çiçekçi kızı da götürmüş yanında.
Eda'yı?
-Emin misin? -Adım gibi eminim Alptekin.
-Oo... -Ne oldu ki?
Serkan mimarlık ödülü alacak, bir de bu önemli anlaşma...
Ee? Ne demek yani bu şimdi?
Serkan bu kadar önemli insanların arasına bu kızı sokuyorsa, iş çok ciddi demektir.
Ağzından yel alsın Alptekin.
Annesi babası yok demiştin.
Halasını bir çağır yemeğe de tanışalım bakalım. Kimmiş, neymiş bunlar?
Hiç gerek yok. Ben sana anlatırım Alptekin, nasıl biri olduğunu.
Aydan tanışmak istiyorum.
Yemeğe çağır lütfen.
İyi, tamam.
(Hareketli müzik...)
(...)
(...)
(Konuştukları duyulmuyor)
(Hareketli müzik...)
(...)
(Konuştukları duyulmuyor)
(...)
(Hareketli müzik)
-Beni bugün tebrik etmedin sen. -(Serkan) Ne için?
(Eda) Nasıl ne için?
Ne güzel voleybol oynadım, bence bayağı başarılıydım da.
Evet, fena değildin.
-Tebrik ederim. -Teşekkür ederim, zorla da olsa.
(Eda) Bir şey diyeceğim.
Farkında mısın Ferit, Selin’i çok seviyor?
Sürekli yanında. İşi gücü bırakmış gibi.
Çünkü işi gücü yok.
Babası işte böyle oteller açıyor, o da boş boş dolaşıyor.
Ki emin ol eğer misafirlerim burada kalmıyor olsaydı ben de kalmazdım.
Olsun. Bence çok tatlı bir adam. Ben Ferit’i çok sevdim.
-Tatlı? -Evet.
-Ben tatlı değil miyim? -Değilsin.
Peki.
Sen karizmatiksin.
Öyle mi?
Biz bu arada bayağı iyi anlaşıyoruz.
Böyle kavgasız gürültüsüz, iyi arkadaş olduk bence.
Bu sahte nişanlılık meselesini iyi beceriyoruz.
-Evet, bayağı. -Evet.
Bilmiyorum fark ettin mi ama Selin ile Ferit’in arası çok iyi değil.
Ama tabii Ferit hiç yalnız bırakmıyor.
Ben o işi halledeceğim.
Hani merak etme, ne kadar çabuk, benim için de o kadar iyi.
-O zaman sende. -Tamam.
-Bir şey içer misin? -Yatacağım.
Peki.
Bu arada rahat olabilirsin. Yani rahat rahat uyuyabilirsin.
Rahatım zaten. Sağ ol.
-İyi geceler. -İyi geceler.
(Müzik)
(İç çekiyor)
(Müzik)
Şey, konuştun mu Ayfer Hanım’la?
Merak etme ayarlayacağım.
Gelsinler de bu hızlı gelinin ailesi kimmiş neymiş bir bakalım.
Aile dediğin bir kişi. O da bütün aileye bedel.
Bir de aşiretleri mi varmış ne.
Neyse.
Hadi iyi geceler sana.
Evet, iyi geceler.
(Duygusal müzik...)
(...)
(...)
(Duygusal müzik)
-Evet, Ferit nerede? -Bahçedeydi.
Seninle sürekli birlikte olmamızdan rahatsız oluyor.
Fark ettim. Ama çözümün harika.
Yani gerçekten işe onu sokmak müthiş bir çözüm.
Hiç değişmemişsin. Tek derdin iş değil mi?
Anladım. İş dışında başka bir şey mi diyeyim? Peki.
Ferit sana göre bir adam değil.
Serkan, kim bana göre? Sen mi?
Zaten seninle sakin bir şekilde oturabilsek…
Lütfen benim hayatıma müdahale edip benim dengemi bozma.
Dengeni bozmak? Ben mi dengeni bozuyorum?
-Öyle mi? -Neyse. Tamam, yok bir şey.
(Müzik)
Aynaya baktıkça ruhum sıkılıyor. Beni böyle, işe alacaklarına emin misin?
Tamam. Kendine güvenmiyorsan bana güven.
Seni öne çıkaracak şey rahatlığın, samimiyetin ve insanlarla iyi anlaşman.
Şu an özgüvenim yerine geldi. Ama bunu yeniden yapmamız lazım.
Yoksa ben yarın işe giderken afallarım.
-Tamam. Otur. -Oturuyorum.
(Boğazını temizledi)
Sizi diğer adaylardan farklı kılacak özelliğiniz nedir?
Yok. Yani benim bir farkın yok. Hani o da insan, ben de insanım.
Diğer aday da insan, ben de insanım.
Umutsuz vakasın.
-Ay, ben ne yapacağım Fifi? -Hop! Buldum.
Şimdi al bunu tak.
-Ne bu? -Kulaklık Melo.
-Ört saçını da görünmesin. -Evet?
Görüşmede benim telefonumu açık tutacaksın.
Ne söylerlerse önce ben cevap vereceğim…
…sen de benim söylediklerimi tekrar edeceksin, tamam mı?
Kara kız sen manyak mısın? Ajan mıyım ben? Yapamam öyle şeyler.
Bık, bık, bık! Ver kulaklığımı.
Ne yapıyorsunuz koca kazık kızlar bık, bık, bık?
Hadi gelin, yukarıdayım. Bekliyorum, çay hazır.
Bunlar tamam. Ama ben çok gerginim.
Aylardır bunlarla uğraşıyoruz. Belki de gelmeyecekler.
Ben vallahi bu işin stresinden bıktım.
Of!
Pırıl, ben de senin gergin olmandan gerilmeye başladım.
Ben de bundan bıktım.
Şuraya geldiğimizden beri neşelenmedin, yüzün bir gülmedi senin ama.
Ben aslında neşelenebiliyorum. Yüzüm de gülüyor, rahatlıyorum da.
Bütün arkadaşlarım bilir bunu.
Bütün arkadaşların? Ben niye yıllardır hiç göremedim?
Çünkü ben böyle yerlerde rahatlıyorum.
Tatilde rahatlıyorum, o yüzden göremedin sen.
Anladım. Yani sen böyle yerlere geldiğinde tatil ortamında falan…
…daha mı neşeli oluyorsun, hani yüzün daha mı çok gülüyor?
Evet, Engin.
Hep işte beraberiz…
…sen o yüzden hiç fark etmedin.
Olabilir.
Neyse.
Tamam. Arayacağım sizi.
Evet, arkadaşlar. Her şeyin pürüzsüz gitmesini istiyorum, tamam mı?
İki ayrı masada aynı sunumu yapacağız ve ikisinden de imzayı alacağız.
-Evet. Birol Bey. -Serkan Bey.
Merhabalar. Buyurun.
-Sevil Hanım hoş geldiniz. -Merhaba. Hoş bulduk.
-Bu ne güzellik. -Teşekkür ederim. Hoş bulduk.
-Nasılsınız? -Sağ olun. Siz?
(Serkan) Evet. Başlayalım.
Sunumu zaten maille size göndermiştik.
İnceleme şansınız oldu herhâlde, değil mi?
Projeniz harika.
Ama içimden gelmiyor benim, Engin Bey. İmzalayamayacağım.
(Sevil) Yani yapmayacağım, yapamayacağım ben.
Sevil Hanım…
…yapmayın.
Ama yapın.
Ne olur. Biz zaten bunu ne kadar uzun zamandır konuşuyoruz.
Projeyi geliştirdik, bakın nerelere kadar getirdik, değil mi?
Demek ki neymiş, konuşmak falan boş şeylermiş.
Bakın boşanıyoruz. 25 senedir ben bu adama boşuna konuşmuşum.
(Sevil) Yazık değil mi bana?
(Boğazını temizledi)
Serkan Bey…
…proje, İngiltere’de konuştuğumuzdan daha detaylı anlaşılabilir olmuş.
Evet.
Golf 'resort’le ilgili buluşlarınız gerçekten bir harika.
Ancak hayat ortaklığını bitirdiğim bu kadınla iş ortaklığı yapmam mümkün değil.
İmzalayamam. İmzalamayacağım.
İmzalamayacağım. İmzalayamayacağım yani.
Birol Bey, sizi anlayabiliyorum.
İnanın gerçekten anlıyorum ama Londra’yı bir hatırlamanızı istiyorum.
Ne güzel iki ay geçirmiştik hep birlikte.
Ve bu proje üzerine ne hayaller kurduk ki şu an burada oturuyoruz.
O yüzden, yani biliyorsunuz çok emek var burada.
Ve onayınız yüzünden biz zaten bu arsayı satın aldık.
Biliyorum, biliyorum Serkan Bey ama bu kadını artık görmek istemiyorum!
Ben de istemiyorum. Ben sanki sana bayılıyorum.
(Nefes nefese)
Aydan Hanım ne yapıyorsunuz? Her yerde sizi arıyorum.
-Otları yoluyorum. -Bahçıvan yapardı.
Yok, bir rahatladım biliyor musun, rehabilite oldum.
Anladım.
Madem öyle, rahatladınız…
…bence Ayfer Hanım’ı aramanın tam zamanı. Çalıyor.
O da aradan çıksın değil mi? Tam zamanı.
(Telefon çalıyor)
(Aydan ses) Alo. Ayfer Hanım.
Aydan Hanımcığım.
Eşim sizinle tanışmayı çok arzu ediyor.
Bu akşam yemeğe bekliyoruz. O yüzden aramıştım.
Tabii. Hayhay.
Eğer eşinizle evime gelirseniz…
…sizi misafir etmekten çok mutlu olurum, gurur duyarım.
Yok, Ayfer Hanım siz buyurun.
Yok canım. Ben kaçıncıya geliyorum.
İadeyi ziyaret diye bir şey var değil mi Aydan Hanımcığım?
Ayfer Hanım siz bir gelin, söz veriyorum, size bütün iadeleri yapacağım.
Yok, olmaz öyle.
Madem eşiniz benimle tanışmak istiyor, o zaman illaki siz gelin.
Seyfi sizi gelir alır.
Aydan Hanım ama çok emrivaki oluyor böyle.
Ayfer Hanım gelseniz ne olur.
Bu kadar hizmetçi var. Hem size iş çıkmamış olur.
Aydan Hanım ben size hizmetçiniz, şoförünüz, bahçıvanınızla böyle dolu…
…mis gibi bir akşam dilerim. Tamam mı? Ben evimde mutluyum.
Eğer gelirseniz seve seve beklerim.
Ay! Bu nasıl bir kadın! Yine cinlerimi tepeme çıkardı.
Yolduğum o kadar ot boşa gitti.
Hayır, hayır. Hiç sinirlenmeyin Aydan Hanım.
Hem daha yolunacak bir sürü ot var.
Bana tatsız, kalorisiz kemireceğim bir şey getir Seyfi.
Hemen.
Aaa!
Abi ne yapacağız? Nuh diyor peygamber demiyorlar.
Yarın akşam Londra’ya dönecekler.
Yani eğer bu işi çözemezsek bizim proje bitti.
Yani boşanırlarsa anlaşmaları aylar sürer.
O zaman yine proje bitti.
Bir de ben mi konuşsam acaba Sevil Hanım’la?
Yok, yok. Bence şu an çok sinirliler.
Bekleyelim önce bir sakinleşsinler.
Tamam. Bakın ben akşama yemek ayarlayacağım…
…orada bu işi çözeceğim.
Bak sana bir kokteyl söyledim. Burada yapıyorlar. Harika.
Seveceksin. Böyle soğuk bir şey.
Hani dedin ya tatil yerlerini seviyorum falan diye.
-Bana mı söyledin? -Evet.
Öf!
(Konuşmalar duyulmuyor)
(Kuşlar ötüyor)
(Müzik)
Burası bana çok iyi geldi.
O benim aldığım kokteyl mi hâlâ?
Hayır. Bu dördüncü.
Şimdi şöyle oldu, sen bana bunu sipariş ettin ya…
…ben bunu çok sevdim. Sonra bitince tekrardan rica ettim…
…tekrardan getirdiler ama o kadar hızlı getirdiler ki…
…sonra o da bitti, sonra tekrardan rica ettim…
…onu da hızlı getirdiler…
…böyle bir anda sürekli hızlı hızlı geldi, ben de anlamadım ne olduğunu…
…ama çok iyi oldu.
İyi olmuş tabii canım.
Benim aklıma ne geldi biliyor musun? Çok eğlenceli olacak. Video çekelim mi?
Video mu? Ne videosu?
Böyle işte bir kız oluyor, bir çocuk oluyor, onlar çift oluyorlar…
…video çekiyorlar, dans ediyorlar falan, eğleniyorlar.
-Engin? -Efendim?
-Beni kırma. -Hayır, canım kırmıyorum.
Çekelim ama nasıl yapacağız bilmiyorum.
Gel şimdi bak şöyle yapacağız, şimdi benim telefondan müziği açacağız.
Senin telefonunu da buraya koy, video çekelim.
Klip gibi olsun istiyorum.
Tamam, anladım. ‘Okay’.
(Müzik çalıyor)
-Normal video böyle değil mi? -Evet.
-Tamam. O zaman kayda giriyorum. -Tamam. Hadi.
-İkimizi de alıyor mu? -Evet.
-Tamam. -Bir, iki, üç.
(İngilizce müzik çalıyor)
(Eda) Selam Gizem. Ne haber? Merhaba.
(Gizem) Merhaba.
-Ah, nasılsın? -İyiyim. Sen?
(Eda) İyiyim. Teşekkürler. Görüşürüz. Berkay kolay gelsin.
(Berkay) Sağ olun Eda Hanım.
Hava çok sıcak bugün değil mi?
(Berkay) Evet.
Sana da selam.
-Berkay? -Evet.
Kim Berkay?
Burada çalışıyor. Dün tanıştık. Çok tatlı biri.
Öyle mi? Belli ki çok çabuk adapte oldun buraya.
Ne demek o? Ben her yere çok çabuk adapte olurum.
Bence senin dikkatin çok dağınık.
Yani ya oradasın ya onunla konuşuyorsun ya şuradasın…
…bir de yani seninle artık çok dürüst olacağım ama çok konuşuyorsun.
Sana ne zararı var?
Ne yapayım, senin gibi burada sus pus oturayım…
…sürekli çalışayım, tek bir kişiye bile selam vermeyeyim…
…hatta kafamı bununla bozayım. Ay, düşününce bile çok sıkıcısın.
Aynen öyle.
Ayrıca ne oldu?
Ne oldu? Niye böyle yüzüme bile bakmadan konuşuyorsun?
İstersen sana bir şeyi hatırlatayım.
-Sen benim nişanlımsın değil mi? -Evet.
Ve esas amacımız Selin’i kıskandırmak. Doğru mu?
-Evet. -Evet.
O yüzden unutmayalım.
Yanından beş dakika ayrıldım diye yapıyorsun bunları.
-Aynen. -Demek ki yanından hiç ayrılmayacağım…
…sürekli yanında olacağım ve sürekli sana âşık gibi davranacağım.
-Bunu istiyorsun. -Evet.
En zoru da bu zaten, sürekli sana âşık gibi davranmak.
Yani iki dakika nefes alacak zaman vermiyorsun bana.
Bazen böyle sıyırıp gitmek istiyorum.
Hem sen akşam Selin’le ne konuştun? Ferit’ten ayrılmaya ikna edemedin.
-İngilizce biliyor musun? -Evet. Neden?
Güzel. İçindekini İngilizceye çevireceksin.
İyi. Tamam.
Efendim? Evet.
(İngilizce müzik çalıyor)
(Konuşmalar duyulmuyor)
Durduruyorum.
-Bak. -Güzel olmuş mu?
Aa!
Güzel bence.
Çok güzel.
Çok güzel.
Serkan Bey merhaba. Selam.
-Birol Bey nasılsınız? -Süper. Siz?
-Merhaba. -Merhaba.
-Ben Sevil. -Ben de Eda.
Şu arkadaki adama bakar mısın, hâlâ bana bakıyor mu?
Hangisi?
Şurada bir beyaz saçlı var ya, üstünde mavi bir şeyler var.
Evet, bakıyor. Kim o?
Kocam. Yani inşallah eski kocam. Önümüzdeki hafta boşanıyoruz.
(İç çekiyor)
Hâlâ bakıyor. Ne yapayım, geçeyim arkanıza sizi kapatayım.
Yok, yok baksın.
Baktıkça kahrolsun, içi yansın.
Anladım.
Ama siz hâlâ seviyorsunuz galiba.
Yani bir makineyi ne kadar sevebilirsem.
-Makine mi? -Evet.
İşten başka hiçbir şey düşünmeyen bir adam.
25 yılımı onunla geçirdim. Düşün yani. Sıfır duygu.
-Sizi o kadar iyi anlıyorum ki. -Öyle mi?
Çünkü eski kocanızın karşısında oturan adam var ya…
…o da benim nişanlım.
-Aaa! -Çok tatlı bir robot kendisi.
25 yıldır bir gün bile fevriliğinden vazgeçmedi.
-Kafa nereye eserse. -Anlıyorum.
-Rüzgâr nereden gelirse. -Evet.
İnsan bir gün bile yaptıklarının sonucunu düşünür.
Sizi çok iyi anlıyorum.
(Birol) 25 yıl nasıl dayandım bilemiyorum.
Vallahi ben de bilemiyorum.
Yani bir gün bile insanı cidden çıldırtır.
Galiba aşk.
Aşk?
O kelime bana biraz yabancı.
Gözünüz sürekli onu ararsa…
…bütün deliliklerine rağmen hâlâ vazgeçememişseniz…
…ve her hâliyle sizi büyülüyorsa...
...galiba aşk.
Dediğim gibi, bana yabancı duygular bunlar.
Parmağınızda nişan yüzüğünüz var ama.
Yoksa sizinki mantık evliliği mi?
Yani öyle bir şey herhâlde.
Bravo.
Birol Bey, şöyle bir şey yapalım diyorum.
Akşam bir yemek yiyelim hep beraber.
Eşiniz, nişanlım…
…ki nişanlımı tanımış olursunuz. Şu an barda eşinizin yanında oturuyor.
Aynı zamanda bu imzaları hallederiz.
Ben bu projenin yürümesini istiyorum. Tabii ki yemek yiyelim.
Eğer hanımefendiyi ikna edebilirsek…
(Sevil) Onunla aynı masaya mı oturacağım?
Görüyorsun nasıl da gözlerini dikmiş bakıyor.
Öyle bakınca sizi korkutacağını zannediyor.
Ama biz korkar mıyız? Korkmayız.
Bir şeye imza atmamız gerekiyor.
Ben de onunla aynı masaya oturmuyorum, imzayı da atmıyorum, deliriyor.
-Sürekli kaçıyorum. -Neden kaçıyorsunuz? Kaçmayın.
Madem sizin karşınıza oturup dik dik bakıyor...
...siz oturun daha da dik bakın.
Ben mesela genelde öyle yapıyorum.
Böyle bakıyorum…
…baktım o bana dik dik bakıyor, ben de ona dik dik bakıyorum.
Aaa! Haklısın. Ben de onunla aynı masaya oturacağım.
-Dik dik mi bakıyoruz? Tamam. -Evet.
-İşe yarıyor bence. -Bence de.
Ne yapıyorsun bakalım, denize girdin mi?
Oğlum biliyorsun hâlimi. Hadi benimle dalga geçme.
(Kaan ses) Tamam, tamam. Bir şey demedim.
(Kaan ses) Ben sana bak bir şey soracağım.
Söyle.
Sevgili, biricik, muhteşem mimarımız Serkan Bolat…
…ödülünü yarın kaçta alacak acaba?
Tören yarın akşamüstü işte.
Tamam da saat kaçta?
Niye soruyorsun, ne oldu?
Türkiye’nin en prestijli mimarlık ödülü.
Canlı yayında adam bu ödülü alacak…
…ben de bir mimar olarak bunu televizyonda izleyeceğim.
Beşte. Akşamüstü beşte olacak tören.
-Tamam. -Kaan, Serkan’a çok takma tamam mı?
Tamam. Hadi ‘bye bye’.
(Engin) Burası çok güzelmiş.
(Pırıl) Evet.
Bir gelsene. Şu ağaçların yapraklarına bir baksana.
(Kuşlar ötüyor)
Evet, çok güzel görünüyorlar.
Baksana güneş de oradan pırıl pırıl…
(Müzik)
-Engin. -Efendim?
Ben, sen beni eğlenceli bul istiyorum.
Yani dışarıda da görüşelim, bir şeyler yapalım.
Yani iş dışında.
Tamam, yapalım ama sen--
-Yani şimdi sen-- -Hişt!
Ama falan yok.
Bizim hayatımızda artık ama falan yok.
Hayatımız güzel, her şey güzel.
Yani.
-Pardon! -(Kadın) Buyurun?
Ben ondan bir tane daha alabilir miyim?
-Tabii. -Sen buraya gelince ne tatlı oldun.
-Teşekkür ederim. -Ben de bir tane alabilir miyim?
-Teşekkür ederim. -Buyurun.
(Müzik)
(Birol) Biz buraya her sene geliriz. İlk kez 25 yıl önce gelmiştik.
-(Serkan) Ne güzel. -(Eda) Ne güzel.
Ben de denizi görünce yolda dedim ki...
...bir tekne gelse, biri elimden tutsa, şöyle uzaklara gitsek, denize açılsak.
Elinden kim tutsa?
-Lafın gelişi. -Haa... Allah'tan o tekne hiç gelmemiş.
Ben 25 sene önce burada beyefendiye âşık olduğumu anlamıştım.
Ama o zaman kendisi eski sevgilisinin peşindeydi.
Aa! Eski sevgilisinin peşindeydi öyle mi?
-(Eda) Allah Allah! -Vay!
Ne gerek var şimdi bu konuları açıyorsun Sevil?
Boşanmak istiyorsun, boşanıyoruz işte.
Sevil Hanım kusura bakmayın direkt konuya gireceğim de...
...biliyorsunuz Londra'da projeyi çok detaylı bir şekilde konuştuk.
O yüzden rica ediyorum bir an önce bu imzaları atalım...
...biz de projeye hemen başlayalım. -Ben imza falan atmak istemiyorum.
Bu adamla hiçbir bağım kalsın istemiyorum.
Aşk için 25 yıldır uğraşıyorum. Yeter artık.
Bravo! Sadece sen uğraşıyorsun değil mi Sevil?
Ben hiç uğraşmıyorum. Bravo!
Zaman aynı olabilir.
Zamanlarınız eşit olabilir ama şunu bilelim...
...bazı ilişkilerde kadın çok daha efor sarf ediyor...
...çok daha önemsiyor. Yani bu kesin.
Pardon Sevil Hanım, kusura bakmayın ama...
...Birol Bey de burada 25 senesini vermiş o yüzden...
...nasıl bir matematik bu? -Ne matematiği?
Aşk tartıyla ölçülmüyor beyefendi.
Çok güzel konuştun Edacığım.
Nedir bizim bu erkeklerden çektiğimiz?
Sormayın.
Canım sanki tatlı bir şeyler istedi.
-Ay, yesek mi? Çilekli olsun mu? -(Sevil) Olur, çok severim.
Serkan da çileği çok sever.
Selin Hanım aramıza katılmayacak mı?
(Birol) Neticede buraya gelmemizi o organize etti.
-Bir teşekkür etmemiz lazım değil mi? -Selin Hanım kim?
Selin Hanım kim? Selin Hanım, Serkan'ın eski sevgilisi.
Onun yeni nişanlısı da buranın ortağı.
Aynı biz. Bizim hikâye.
Otel de gerçekten mükemmel ama dört dörtlük.
Evet. Evet, çok güzel. Peyzajı da çok iyi.
Ama yukarıda bir arazi var, orayla ilgilenmemişler.
Mesela o arazi bende olsaydı oraya bir haftada bir peyzaj yapardım.
Eda sen peyzaj mimarı mısın? Ne güzel.
Tam olarak değil. Ben daha mezun olamadım.
Neden?
Çünkü son senesinde. Yani iki ay sonra mezun olacak ki...
...kendisi sınıf birincisi ve aynı zamanda muazzam bir yeteneğe sahip.
Ay ne güzel. Siz birlikte mi çalışıyorsunuz?
Ah ah, aynı bizim gibi!
Bakar mısınız boşanıyoruz, hâlâ iş konuşuyoruz.
Neden? Çünkü işkolik. Sıfır duygu. İş kafası, iş makinesi.
Senin gibi. Aniden kararlar alıp, sonra pişman olup...
...sonra kafasına estiği gibi davranıp, her türlü delilik...
...her türlü beklenmedik olay.
Deliyim öyle mi? Tamam, ben imza atmıyorum.
Tamam, bütün haklarımı da sana veriyorum, bir kuruş da istemiyorum.
Tamam mı? Nasıl istersen öyle yaparsın.
Proje Birol'undur tamam mı? Ben gidiyorum.
Bana izin verir misin?
Se-Sevil... Sevil bekler misin? Sevil bir dakika, lütfen.
Birol Bey o zaman imzayı siz atacaksınız.
Asla kabul etmiyorum. Projeyi ona devrediyorum.
Neticede birlikte yola çıktık ama daha sonra konuşuruz.
Yapma şunu, yapma.
(İç çekti)
-Farkında mısın? -Ne?
Onlar bayağı seninle ben.
Evet, yanlışlıkla evlenseydik 25 sene sonraki hâlimiz.
-Evet. -Evet.
Çok uyumsuzlar. Neden evlendilerse?
Maalesef artık çok oluyor.
Evet.
(Müzik)
Serkan Bey.
Biz barıştık. İmzayı yarın atarız.
Harika.
-Harika. -Görüşürüz.
-Ne oldu şimdi? -İmzanı aldın.
-Evet. -Güzel bir şey olmuş ne olduysa.
Neyse bari karşına geçeyim.
Evet, Eda Yıldız.
Anlat bakalım.
Anlatayım Serkan Bolat.
(Müzik...)
(...)
-Beni mi izliyorsun? -Yoo.
Sen hiç yorulmaz mısın?
Şimdi işim bitti.
Nereye gidiyorsun?
(Serkan) Özel bir yere.
Ben de gelebilir miyim?
Gelemezsin.
-Yalnız olmayacak mısın? -Evet.
Sabah mı geleceksin?
Evet.
Nereye gittiğini söyler misin?
-Hayır. -Neden?
Neden demen yasak.
Ayrıca çok fazla soru sormaya başladın gene.
Sakıncası yoksa ben de gelebilir miyim?
Zaten gelemezsin dedim ya.
Ama ben tek başıma odada çok sıkılacağım.
Gelemezsin, yorulursun.
-Ben yorulmam, hiç yorulmam. -Haklısın aslında, hiç yorulmazsın.
Çünkü konuşmaktan hiç yorulmuyorsun.
İyi, tamam, gelmiyorum.
-Zaten gelemezsin dedim ya. -Tamam, gelmiyorum. İstemiyorum.
Gel desen de gelmiyorum. İstemiyorum zaten.
Demiyorum.
-(Eda) İyi ki ısrar ettin. -(Serkan) Etmedim.
(Eda) Ettin, ettin! Ben gözlerinde gördüm. Gelmemi çok istiyordun.
İstemedim.
Aa! Apollon Tapınağı!
Hep gelmek istemişimdir.
-Buraya mı gelecektin yani? -Evet.
Neredeyse 2500 sene önce bir göktaşının düştüğü yere yapılmış.
Yani burayı dünyanın merkezi sanıyorlarmış.
Yani biz şu an dünyanın merkezindeyiz.
-Yani. -Neden buraya gelmeyi istedin?
Mimarisi çok hoşuma gidiyor. Ve...
...burayı hiçbir zaman bitirememişler.
Apollon aynı zamanda hem ateş tanrısıydı hem şiir tanrısı.
Aynı zamanda bir kâhindi ki hep geleceğe göre yaşarmış.
Senin gibi mi?
Geleceği planlıyormuş. Anı hiç yaşamamış, öyle düşün.
Hatta aşkından bu yüzden vazgeçmemiş miydi?
Öyle bir şey mi vardı?
Tabii sen o kısmıyla ilgilenmemişsindir.
Tamam, neymiş?
-Anlatayım mı? -Anlat.
Apollon bir gün bir nehir kenarında dünyalar güzeli bir kadınla karşılaşıyor.
Ve ona âşık oluyor.
Kadın diyor ki: Bana adını söyle prenses.
(Geçiş sesi)
Burs konusunda hata olmalı.
Adınızı alabilir miyim?
Hayır, adımı alamazsınız. Adımı öğrenmeyi hak etmiyorsunuz.
(Geçiş sesi)
Sonra kadın da: Ben bir prenses değilim, sadece bir insanım diyor.
Apollon ondan çok etkileniyor.
Onunla evlenmeye karar veriyor ve kadını ikna etmeye çalışıyor.
Çalışıyor, çalışıyor, çalışıyor... Sonra kadın ikna oluyor.
Ama son anda Apollon ölümsüz olduğunu hatırlıyor.
-Ee? -Kadın yaşlanacak.
Bu dünyadan göçüp gidecek, bunu fark ediyor.
Onu üzmemek için de...
...bekle beni bir gün döneceğim deyip gidiyor.
Kadın bekliyor, bekliyor, bekliyor...
Döneceği umudundan asla vazgeçmiyor.
Beklerken en sonunda...
...göğebakan çiçeğine dönüşüyor.
Ateş tanrısı...
...ona baka baka yanmayı göze almış.
Evet.
(Eda) Çok sessiz değil mi?
Sanki yeryüzünde sadece sen ve ben varmışız gibi.
(Serkan) Evet.
Evet, Eda Yıldız.
Dünyanın en güzel manzarasını görmeye hazır mısın?
-Evet. -Evet mi?
-Kahve içer misin? -İçerim.
Hadi.
Al bakalım, veriyorum. Bardaklarımız da burada.
Kırmızı mı, mavi mi? Sen mavisin.
-Sen mavisin. -Mavi.
Sağ ol.
Evet, şimdi birazdan...
...ki şu an.
Gök taşı yağmuru başlayacak.
Yıldız kayınca dilek tutar mısın?
Hayır. Sen?
Sus, sus.
Bu akşam tüm dileklerin gerçekleşecek.
Başladı.
Çok fazla değiller mi?
Bak, oradan geçti.
Dilek tut.
Tut.
Onu tut, onu da tut, onu da tut.
-Her yerde. -Sus, dilek tutuyorum.
(Müzik)
Sirius nerede?
Ne tarafta?
Şu an göstermek biraz zor olacak.
Sen biliyorsundur.
Bakalım.
Bak. Bunu görüyor musun?
-O yıldızı. -Parlak olan.
Parlak olan.
Sirius.
Sirius'u ilk bulduğumda dövüştürüyorlardı.
Bayağı kan içindeydi.
Yaralı.
Çok yarası vardı.
Günlerce temizledim, pansuman yaptım.
Bir şekilde hayata getirdim.
O yüzden yani hayatta bir tek bana güveniyor.
(Müzik)
Melo da... Biz Melo'yla bebeklikten arkadaşız.
Bana Eda diyemezdi. Dada, Dada, Dada derdi.
-O yüzden hâlâ Dada diyor. -O yüzden Dada diyor.
Sevdim onu.
-Çok tatlı biri. -Hepsi çok tatlı.
Ne şanslısın.
Ee...
...üniversiteyi bitirdikten sonra ne yapmayı düşünüyorsun?
İtalya'ya kesin gideceğim.
Dünyaca ünlü peyzaj mimarı olacağım.
Belki bir gün yaptığım bahçelerden birinde karşılaşırız.
Evet.
Zevkle gezerim senin tasarladığın bir bahçede.
Yıldız kaydı, dilek tut. Dilek tut.
-Tuttum. -Ne tuttun?
Güzel bir şey tuttum.
Gün doğarken seni başka bir yere götüreceğim. Hadi.
-Başka bir yere daha mı gidiyoruz? -Evet.
-Çok güzel bir gece değil mi? -Gel.
Hadi bakalım.
Sence yeteri kadar dilek dilemiş miyimdir?
-Daha zamanın var. -(Eda) Dilemişimdir herhâlde.
Peki mesela her yıldız kaydığında aynı dileği dilesem, kesin olur mu?
-Bence boş yere her dileği dileme. -(Eda) Hepsinde farklı mı dileyim?
(Serkan) Çeşit iyidir.
Engin, uyandın mı?
Uyandım. Asıl sen uyandın mı tatlı kız?
Serkan'a ulaşamıyorum.
-Ah Pırıl. -Ne Pırıl?
Gerildim ben yine. Bu otel mi beni geriyor sence?
Ya da bilmiyorum, ben anlamadım tam olarak.
İmza günü yüzünden mi gerildim ben? Ben niye gerildim?
Bir öyle bir böyle ben anlamıyorum. Ben yine niye gerildim ki?
Neyse, sen ne dinleyecektin?
Hiç. Hiçbir şey yok.
Var.
Serkan'la Eda'ya ulaşamıyorum.
Ulaşamıyorum Engin. Arıyorum, açmıyorlar. Odalarını da aradım, açmadılar.
-Odalarına mı bassak? -Odasını basmak?
Sen bana Serkan'ın odasını basmayı mı söylüyorsun?
Kapıya vuralım.
Pırıl Allah aşkına şu Serkan'ı rahat bırakır mısın?
Bak nişanlısıyla gelmiş, belki tatil yapmak istiyor adam.
Sal şunu birazcık, kendini de sal artık. Lütfen, lütfen.
(Eda) Hâlâ çenem ağrıyor.
Hayatımda bu kadar uzun konuşmamıştım galiba.
-(Serkan) Sen mi? -Evet, ben.
Ben de hiç bu kadar konuşmamıştım. Zaten sabah nasıl oldu fark etmedim.
(Eda) Yıldızlar var ya gözümün önünden gitmiyorlar.
Hayatımda yaşadığım en güzel geceydi bence.
Eda hızlanmamız lazım.
-Serkan... -Efendim?
Bana böyle ters davranma.
Nereden çıkarttın şimdi?
Ne zaman böyle bir yakınlaşsak bana ters davranıyorsun.
Tamam, yani davranmayacağım.
Dikkat et.
Ben ciddiyim.
Yani sınırı aşma, uzak dur dedin ya o yüzden söylüyorum.
Sonuçta biz nişanlı taklidi yapıyoruz. Yani bayağı beraberiz.
Her dakikamız birlikte geçiyor, bir şeyler paylaşmamız çok normal.
Ama sen bana ters davrandığında ben kendimi kötü hissediyorum.
O gün güzel geçmiyor, anlamıyorsun sen bunu.
Eda, hişt!
Dinle.
Bu ses ne?
Şu güzelliğe bak!
Bana nasıl söylemezsin!
Ya yüzelim mi bir kere? Geç kalmayacaksan bir kere girelim mi?
Lütfen.
Hadi.
Gel.
("Marc Lane - Who Do You Love" çalıyor...)
(...)
(...)
("Marc Lane - Who Do You Love" çalıyor...)
(...)
(...)
(...)
-Bu arada Serkanlar nerede? -İşte bak bu hayatımızın sorusu.
Serkan nerede? Nerede Serkan?
Bilmiyorum. Ben sabahtan beri Serkan'ı arıyorum, ulaşamıyorum bir türlü.
Yalnız aralarında öyle bir sözleşme yapmışlar ki...
...bütün gün odadan çıkmasalar ben hiç şaşırmam.
-Ferit saçmalama Allah aşkına. -Siz hepiniz niye bu kadar gerginsiniz?
Adam altı üstü bir ödül alacak. Ayrıca Serkan'ın bugüne kadar...
...bir şey geç kaldığını, bir şeyi yanlış yaptığını ben bile görmedim.
Siz niye bu kadar paniksiniz? Bir sakin olun.
Aslında ben dün akşam konuştum.
Birol Bey'le sözleşmeyi imzaladıktan sonra bir kutlama için...
...tekne ayarlamamı istedi, tekneyi ayarladım.
Aradım ama açmıyor, geri de dönmüyor. Ne yapayım?
İyi, konuşmak istediğinde konuşuruz o zaman.
Uğraşamayacağım çünkü bin tane işimiz var.
Şöyle düşünün bir de bunun üzerinde bir tane ceket var, tamam mı?
Gözlük, ceket girdim içeriye. Sonra gözlüğü çıkardım.
Sonra mesela oturdum, konuşmaya başladık falan.
Mesela bana sordular. Beş yıl sonra kendini nerede görüyorsun dediler.
Ben de...
...beş yıl sonra bu şirketin CEO'su olmuşum dedim.
Fazla mı oldu? Fazla oldu değil mi?
Yok. Doğru, fazla oldu. Yok, evet.
Ben halledeceğim, rahat.
Nasıl yapsak onu ya?
Ayfer Hanım!
Biri Ayfer mi dedi?
(Melek) Ayfer dedi galiba.
-Ayfer Hanım! -Aa!
(Müzik)
-Seyfi Bey. -Nasılsınız?
-İyiyim, siz nasılsınız? Buyurun. -Ben de iyiyim.
Sizi Aydan Hanım'a götürmeye geldim.
Tamam, siz de emir kulusunuz ama bu kadar da olmaz ki.
Bana bir beş dakika verin, ben her şeyi anlatacağım.
Yani beni geri çevirmeyin diye telefon açmayıp buraya kadar geldim.
Beni buradan geri çevirmeyin.
O nasıl söz!
Tamam, gelin bir kahvemi için. Buyurun.
Durum öyle. Serkan Bey'in bu kadar yakın oturmasının nedeni de o.
Aydan Hanım evden çok uzun yıllardır çıkamıyor.
Yoksa kırmaz sizi, kendi gelirdi.
-Ne fobi demiştiniz? -Agorafobi.
Kalabalıkta yapamıyor. Biz nişanda da çok korktuk.
Ama neyse ki kendi ev sınırları içerisinde rahat.
Ben nereden bileyim, ha bire kadına iadeiziyaret, iadeiziyaret deyip durdum.
Hay Allah ya!
-Ama Eda da hiçbir şey söylemedi ki bize. -Kim bilebilir ki? Eda nereden bilsin?
Sosyete biliyor aslında ama seveni çok olduğu için kimse bu konuyu açmıyor.
Seveni çok mu ya?
Ee, ne yapalım?
Hadi hazırlanın gidelim.
O zaman ben sizi aşağıda bekleyeyim, siz hazırlanın gelin.
Artık bu kahveleri de başka zaman bakarız.
-(Melek) Güzel de çevirmiştik aslında. -(Ayfer) Hadi.
-Ayfer abla, biz ne alaka? -Ne demek ne alaka?
Hani kardeşlik kan bağıyla olmuyordu, lafa gelince değil mi?
Eda için. Eda'nın hatrı için.
Benim hatrım için. Beni yalnız bırakmayın lütfen.
Merak etme Ayfer abla, biz senin yanındayız.
İşte bu.
-Benim görüşmem var, ben gelemem. -Bana sert yapma!
-Oradan gidersin. -Tamam, haklısın.
-(Ayfer) Hadi. -(Melek) Yalnız bırakmıyorum.
(Kaan) Fatma.
(Kaan) Beşe çeyrek varken yayınlasınlar.
'TT' olacak, merak etme.
Sonra bana teşekkür edeceksin.
Serkan.
Serkan, neredesin?
Ödül töreni, imza işleri, ekip...
Hepimiz seni bekliyoruz.
-Her şey hazır mı? -Tabii ki hazır.
Tamam o zaman. Boş yere konuşuyoruz Pırıl.
Geleceğim.
(Müzik)
Benim hatam.
Benim kabul etmemem gerekirdi.
Son günümüz.
Evet.
Yapmamız gereken tek bir şey kaldı.
Evet, sözleşmeler, imzalar falan.
Hayır. Sevil ve Birol, tamam.
Benim Selin'le baş başa kalabilmem lazım.
Beş dakika yeter.
Beş dakika yeter, onu etkilemem için diyorsun.
Evet.
Beş dakika kalırsam onunla...
...o zaman Ferit saçmalığından da vazgeçirebilirim.
Ama Ferit, durumun farkında.
Bir dakika bile yalnız bırakmıyor.
Selin, bayağı şanslı bir kadın.
Evet.
Ama bana yardım edeceksin, değil mi?
Yani Ferit'i uzak tutacaksın.
Eğer gerekirse ortalığı da karıştırırsın.
Tabii ki yardım edeceğim.
Ortalığı karıştırırım, sana yardım ederim.
Benim için daha iyi.
Güzel o zaman.
(Müzik)
(Eda ses) Nasıl yani?
Bu kadar süs püs, Aydan Hanım için mi? Gerçekten mi?
Ne var canım? Bir şey yapmadım.
Hem yokluğundan faydalanıp, dünürcülük oynayalım dedik.
Dünür savaşlarında ateşkes.
Aman, sen bunları bırak. Boş ver şimdi. Antalya nasıl geçiyor? Onu anlat.
(Müzik)
(Melek ses) Dada?
Dadacığım, Antalya diyorum, nasıl geçiyor?
Aa?
Yanıyor.
Niye öyle garip garip bakıyorsun sen?
Ne oluyor orada?
Sıcak.
(Eda) Yani bayağı sıcak burası.
Kızlar, benim kapatmam lazım. Törene gideceğiz.
Öpüyorum sizi.
Hadi 'bye bye'.
(Müzik)
(Serkan boğazını temizliyor)
Çok güzelsin.
Teşekkür ederim.
Elbise de çok yakışmış.
Teşekkür ederim giydiğin için.
Sen de çok şıksın. Her zamanki gibisin.
Gerçekten çok güzelsin.
Çıkalım mı?
Çıkalım.
Hadi.
(Müzik)
Evet, sonunda tanışabildik.
Biraz geç oldu ama.
Olsun.
Alptekin Bey. Erdem Bey, sizinle acil bir şey konuşacakmış.
(Alptekin) Gel, Erdemciğim.
-Boş mu? -Oturabilirsin.
Boştur tabii. Çünkü...
...neden olmasın?
'Big boss', merhabalar. Şimdi...
...Engin Bey, şunun acil imzalanması gerektiğini söyledi.
Yani acilen imzalanması gerek dediği için...
...ben de acil bir şekilde acilen oturdum masaya.
Yoksa ben niye oturayım?
Buyurun. Şöyle...
Merhaba Fifi Hanım.
Davetsiz misafirin sözlük tanımısın.
Yanlış zaman, doğru insan diyebilir miyiz?
Yok.
-Olmadı, değil mi? -Yok.
Yine olmadı.
-Sen yemeğe mi geldin? -Yok. At tımarlamaya geldim.
Aa? Çok güzel.
Hayır, yemeğe geldin.
Yemeğe...
Ee...
Aydan Hanım.
Yemek yiyeyim mi?
Aç mısın?
Açım.
Belli. Hemen oturdun çünkü.
Seyfi, bir tabak getir. Bir şey yap.
İmzanız çok güzelmiş.
Teşekkür ederim.
Ayfer Hanım, siz Mardinliyim demiştiniz, değil mi?
Dememiştim ama evet, Mardinliyim.
Neresinden?
-İçinden. -İçi, dışı her yeri Mardin onların--
Her yer, her yerin, her yerli...
-Hep her yer sizin, bizim. -Her yer bizim.
Fazlaysa alayım ben onu.
-Neyi? -Kolunu.
Bu agresif tavırların çok hoşuma gidiyor.
(Telefon çalıyor)
Pardon.
Efendim.
Evet.
Ne?
Evet.
Tabii, tabii müsaidim.
Oldu. İyi günler.
-Melo, kim o? -Ne oldu?
(Ayfer) Melo.
Melo?
İyi misin kızım?
-Melo! -Ay!
-Ayfer abla, ne bağırıyorsun? -Ne bileyim ben?
Dondun kaldın! Öldün mü kaldın mı, bayıldın mı? Allah Allah! Ne oldu?
İş görüşmesi!
'Online' olacakmış. Ben hiç hazır değilim ki.
Ben hiç hazır değilim. Benim bilgisayarım yok yanımda.
-Şimdi? -Evet!
Şey yapalım... Gidelim.
Hazırsın, merak etme.
Bence hiç telaşlanma boşuna.
Çünkü eğer 'online' görüşmeyse istatistiksel olarak...
...yüzde 2.16 oranında başarılı olabilirsin.
Yani yüksek ihtimalle başarısız olacaksın. O yüzden boşuna telaşlanma.
Niye öyle söylüyorsun canım?
Moral vereceğin yerde iyice heyecanlandırıyorsun kızı.
Mesela bu da çok bilinen başka bir yanlış ama Neyse Ayfer Hanım.
Sen fikirlerini kendine mi saklasan?
Ben kesin başarısız olacağım!
Yapamayacağım! 'Online' görüşme...
Çünkü yapamam ben! Çalışmadık biz buna!
Dur kızım, dur, dur.
Seyfi.
Benim bilgisayarımı getirir misin, Melek Hanım için.
İşte oldu! Tamam, sakin.
Gerçekten kusura bakmayın.
Ama her insanın başına bir kere gelmiştir bu, değil mi?
İş görüşmesine hazırlanmak mı?
Sizin dışınızda...
...herhangi bir insanın başına gelmiş olma ihtimali daha yüksek...
...Aydan abl...
Hanım! Hanım! Hanım!
Hah.
(Alptekin) Sorun değil kızım.
İş, önce gelir.
Çok teşekkür ederim Alptekin Bey amca...
Sadece bey! Sadece bey! Bey!
Kafam karıştı hep.
(Ferit) Her şey mükemmel. Harikasın Selin.
(Ferit) Dört dörtlük oldu otelin tanıtımı.
Bugünü de bir atlatsak...
Daha Birol Beylerle imzalanacak sözleşme var.
Tabii şimdi iki şirketle birden çalışınca odak dağılıyor.
Ama belki bırakırsın Serkan'ın şirketini.
Geliyorlar.
-Nasılsınız? -Sağ olun, siz?
-Merhabalar. -(Selin) Merhaba.
-(Ferit) Merhaba, hoş geldiniz. -Hoş bulduk.
(Ferit) Hoş geldiniz, merhabalar.
-Merhabalar. -Merhaba.
-Serkan? Hayatım. -Ben izninizi isteyeyim.
-(Sevil) Hoş geldin Edacığım. -Siz hoş geldiniz.
Bu akşam anlaşmayı imzalıyoruz.
Projenin peyzajını da senin yapmanı istiyoruz.
Ben mi?
Nasıl?
Serkan Bey, yapabilir mi yapamaz mı?
Yapabilir tabii.
Eda çok yetenekli ve güçlü bir kadın.
O yüzden her şeyi yapabilir.
O zaman törenden sonra imza için sizi bekliyoruz.
Harika.
Fakat Selin'le on dakika konuşmamız lazım, törenden sonra.
(Serkan) O yüzden biraz bekleteceğim sizi.
Zaten kutlama için teknede ağırlayacağım sizi sonrasında.
Olur ama biz erken ayrılacağız. Çünkü akşam Londra'ya dönüyoruz.
Tabii, anlıyorum.
Biliyorsunuz, Londra'da çok emek harcadık bu proje için.
O yüzden Art Life için gerçekten artık bizim en önemli projemiz.
Ödülünüzü alın, imzaya gelin o zaman.
Tamamdır.
-Görüşürüz. -Teşekkürler. Görüşürüz.
Benimle konuşmak istediğin önemli konu nedir?
İşte önemli bir konu. Lütfen Selin.
Aa, Ferit.
Ferit, ben seninle bir şey konuşmak istiyordum.
Şu yukarıdaki araziyle ilgili. Gelsene, şöyle geçelim.
Ferit'in holdinge girmesiyle alakalı mı?
Sadece o değil.
Hayatında aldığın kararların, bizi nasıl etkileyeceğiyle alakalı.
Biraz açık açık konuşmak istiyorum seninle.
Tamam. Törenden sonra ben seni bulurum o zaman.
Tamam.
Hadi, gidelim.
(Melek) Ceket, gözlük... Gözlük fazla mı sence?
-Yani, çıkar gözlüğü. -Gözlük fazla. Gözlüğü sen al.
Tamam, ver.
Seyfi! Nerede kaldın Seyfi?
Yok, ben Seyfi'yi falan beklemeyeceğim. Şuralarda bir yerde masa vardı...
...biz oraya gel-- -Dur kızım, dur. Gel.
Gel, bu masayı kullan.
-Telaşa gerek yok. -Ay, gerçekten mi? Çok teşekkür ederim.
(Alptekin) Rica ederim.
Kendin ol bence.
Nasıl?
Kendin ol yani.
Hani süzgeç vardır ya?
O süzgeçten geçirmeden. Direkt doğal olarak davran.
Kendin ol yani.
Ben işe öyle girdim mesela.
Sen işe girerken öyle mi yaptın?
Yok canım, öyle girmedim ben. Benim babam...
...Engin Bey'e bir iyilik yapmış. Öyle aldılar beni işe.
Hatta o kadar büyük bir iyilik ki beni kovamazlar bile yani.
Öyle bir şey.
(Görüntülü arama yapılıyor)
-Başlıyor! Arıyorlar! -Tamam, sakin.
İyi miyim? Nasılım? Güzel mi böyle?
-Her şey iyi, değil mi? -İyi, iyi. Çok iyi.
-Tamam. Sen azıcık arkada kal. Gözükme. -Yok. Tamam.
-Açıyorum, basıyorum. -Evet, hadi.
-Merhabalar. -Merhaba Melek Hanım.
Merhabalar, kolay gelsin.
'CV'nizi detaylıca inceledik.
(Kadın ses) Aslında biz daha tecrübeli birini arıyoruz ama...
Şöyle, ben baştan anlatayım size.
Benden aslında satış müdürü olmaz.
Çünkü ben genel olarak...
...elemanlık yaptım. Eleman oldum.
Yani sattım... Sattıkça sattım.
Ama satmadan da müdür olunmaz, değil mi?
Aslında... Çok sattım.
Anlıyorum.
'CV'nize baktığımda daha önce çok fazla iş değiştirdiğinizi görüyorum.
-Daha stabil-- -Şeydendir o...
Yani ben kendimi aradığım bir süreçten geçiyorum aslında.
(Melek) Ee... Yani kendim...
Buldum! Kendimi buldum!
Kendimi buldum aslında. Yani beni buraya koyun...
...üç gün sonra geri gelin...
...ben bıraktığınız şekilde aynı yerde duruyor olacağım.
-Dinamiğim! -Ben...
Dinamiğim, dinamiğim!
Anladım. Dediğim gibi biz daha tecrübeli birini arıyoruz.
Başvurduğunuz için teşekkür ederiz. İyi günler.
Ama bir...
...dinleseydiniz.
Aman ya! Boş ver, boş ver.
Melo. Tamam kızım, üzülme.
Nasıl üzülmeyeyim Ayfer abla ya?
Benim gibi bir insanın hayatta kaç defa karşısına böyle bir fırsat çıkar?
Bütün hayatım boyunca tezgâh temizlerken buna yanarım artık.
Ama onlar da ne gıcık insan kaynakları ya!
Daha dakika bir gol bir! Yok efendim daha tecrübeli birini bilmem ne...
Aramayın o zaman! İstemeyin o zaman!
-Allah Allah! -Biraz da benim yüzümden oldu.
Hayatımda ilk kez geç kaldım.
O da size denk geldi. Dikkatini dağıttım.
Abartma Seyfi. Olmayacağı belliydi.
Ama ben söyleyince suç oluyor.
-Ama bu yani-- -Sıkma canını Melo.
Çünkü sana çok iyi bir iş bulacağız.
(Müzik)
Yok, yani...
Doğru söylüyor.
Bende süzgeç yok.
Burada ne varsa, burada da o var.
(Melek) Değil mi? Önce bir tart çünkü. Bir düşün.
Kimle konuşuyorsun, ne söylüyorsun, bir bak.
(Melek) Ama yok işte.
-Bir düşün. -(Ayfer) Melo.
(Ayfer) Canım.
Biraz yalnız kalsın, gideriz Ayfer abla.
Süzgeç yok, süzgeç.
Senin her düşündüğünden haberimiz olsun. Olur mu?
İşte ben de süzgeçten geçirmiyorum.
Süzgeç olsa böyle olmuyor.
Bu süzgeç ne? Nasıl, nerenin süzgeci?
Mantık süzgeci.
Benden istediğin bir şey var mı?
Hayır.
Her şey yolunda sayende. Teşekkürler.
O zaman ben seni rahat bırakayım. Bol şans.
Olur.
Serkan Bey, buyurun lütfen.
(Engin) Hadi, hadi bakalım.
(Engin) Bravo!
(Melek) Bakmayın öyle.
Siz yarışta koşup koşup burun farkıyla birinci gelemeyince...
...ne hissediyorsanız ben de şimdi onu hissediyorum.
Ayrıca ben yarış atı bile değilim.
Resmen baştan kaybetmişim ben.
İş için üzülmeyeceksin.
Üzülme kızım.
Önüne çıkacak fırsatları kovalayacaksın.
Nasıl rezil olduğumu siz de gördünüz.
Öyle düşünme.
Hepimiz bu yollardan geçtik başlarda.
Hem ben...
...insanların kendisini kanıtlaması için bir fırsatı hak ettiğine inanırım.
Benim fırsatım ne zaman gelecek, ben bilmiyorum.
Sürekli heyecanlanıyorum. Ne dediğimi de bilmiyorum.
Azmini çok beğendim.
Güler yüzlüsün, etrafa yaydığın ışık çok başka.
Kariyer planının ne olduğunu bilmiyorum ama...
...eğer düşünürsen holdingde bir asistan pozisyonu var.
-Gerçekten mi? -Evet.
Şaka değil, değil mi?
Ya Alptekin amca!
Çok teşekkür ederim, canım Alptekin amca!
Ay! Pardon, kusura bakmayın.
-Bir anda sarılıverdim. -Rica ederim.
Çok teşekkür ederim.
Vallahi gerçekten holdingde hiç böyle bir şey yapmayacağım.
Söz veriyorum size! Çok profesyonel olacağım.
O kadar çalışacağım ki siz bile hayret edeceksiniz.
Hem siz benim kankamın kayınpederi sayılırsınız.
O yüzden de samimiyiz, değil mi?
Hadi, sofraya dönelim. Bizi beklerler.
Tamam.
Değerli konuklarımız. Öncelikle size çok teşekkür etmek istiyorum...
...bana bu ödülü layık gördüğünüz için.
Ama şunu da belirtmek istiyorum...
...çalışma arkadaşlarım olmadan bu ödülü alamazdım.
O yüzden onlara da çok teşekkür ederim.
Siz sıkmadan biraz Art Life'dan bahsetmek istiyorum.
(Serkan) Neler yaptığımızla alakalı.
(Selin) Efendim Kaan?
(Selin) Ferit'i mi arıyorsun? Meşgul şu an.
Hayır Selin, seni aradım.
Eğlence başlamış, haber vermiyorsun.
Ne eğlencesi?
-Basın yok mu orada? -(Selin ses) Var.
Paparazzilerin ne işi var burada? Sen ne karıştırdın yine?
Selinciğim, İstanbul'dan ben ne karıştırabilirim ki?
Bir dost olarak uyarmak istedim.
Serkan Bolat'ın nişanlılık sözleşmesi sosyal medyada 'TT' olmuş.
Başlık da şöyle.
Büyük skandal!
Ayrılırsa bir milyon dolar istiyor kızdan.
Gerçekten doğru mu?
Hoşça kal Kaan!
(Müzik)
Sahil kenarına hemen güvenlik yollayın. Hemen!
(Serkan) Biliyorsunuz, daha yeni Japonya'da bir müze projesi...
(Selin) Benimle gelmen lazım. Çok büyük bir sorun var.
-(Eda) Ne oldu? -Birkaç ödül de oradan almıştık.
-Ne oldu? -Paparazziler buraya geliyor.
Ve güvenlik onu daha fazla tutamaz. Çünkü basın da bugün davetli.
Gelsinler. Ne olacak? Bir şey mi var?
Seninle ve Serkan'la ilgili korkunç iddialar var.
Güya sen Serkan'la parası için birlikteymişsin.
Serkan da bunu bildiği için sözleşme imzalamış.
-Ne? -Bu nasıl saçma bir şey ya?
-Ne oluyor abiciğim? -Bir dakika. Şu karalı yerde ne yazıyor?
Eda ne zaman nokta, nokta, nokta isterse Serkan...
...alacak. Nokta nokta yerine de mücevher yazmışlar.
Ne bu saçmalık ya?
Bir dakika. Bu madde çikolataydı.
Çikolataydı. Ben Serkan'ı sinir etmek için bunu yazdırmıştım.
Gerçekten bu mücevher değildi. Parası falan değildi.
Ya ben parasını... Parasını ne yapayım?
Bak, bunu konuşmak bile çok kırıcı şu an.
Tamam.
Eda, şimdi onların önüne çıkmanı istiyorum.
(Selin) Bir konuşma yapmanı istiyorum.
Saçmalama Selin. Ben ne anlarım? Olmaz.
Eda, Serkan'ı bugün bununla uğraştıramayız.
Çok önemli bir ödül atıyor. Çok önemli bir anlaşmaya imza atacak.
Yani uğraşamaz bununla. Mahvolur, toparlayamaz.
Toparlayamaz. Toparlayamaz da ne yapacağız Selin?
Yapacağımız tek şey Eda'nın konuşması.
Bir muhatap gerekiyor.
Çıkacaksın, reddedeceksin, özür dileyeceksin.
Serkan'ın haberi yoktu diyeceksin.
Özür dile, bilmiyorum bir şey de.
Ben ondan sonra onları göndereceğim. Söz veriyorum sana. İşim bu.
Ama doğru değil diyorum. Mücevher değildi o.
Çikolata maddesiydi.
Ya Serkan istemezse?
Hep kaçıyordu paparazzilerden. Bana neden bunu yaptın derse?
-Yapamam! -Eda doğru söylüyor.
Selin. Onu kurtların önüne atamayız böyle.
Daha önce hiç yaşamadığı bir şeyi yapmasını istiyorsun ondan.
(Engin) Ne yapacağız? Bir şey söyle şu an.
Evet ama muhatapları Eda.
Eda'nın çıkıp bir şey söylemesi gerekiyor.
Eda, birazcık değer veriyorsan çık, konuş...
...ben sonrasını halledeceğim. Göndereceğim onları.
Eda, gitmek zorunda değilsin. Gitme oraya, yapma.
Gel, biz seninle gidelim.
(Pırıl) Zaten strese girince sen bayılıyormuşsun.
(Pırıl) Ya karşılarına çıkıp bayılırsan? Boş ver.
-Boş ver. -Eda.
Biraz değer veriyorsan çık, konuş.
Sonrasını ben halledeceğim. İşim bu.
Teşekkür etmek istiyorum.
Artık bu noktadan sonra basına seninle ilgili hiçbir şey açıklayamam.
O yüzen nişanlım gibi davranacaksın.
Bu olay senin yüzünden oldu!
Sen beni rezil ettin, o yüzden sen toparlayacaksın.
Siz burada bekleyin.
(Müzik...)
(...)
(...)
(Müzik...)
(...)
(Eda dış ses) Ben de yolda dedim ki denizi görünce...
...bir tekne gelse...
...biri tutsa elimden, şöyle uzaklara gitsek, denize açılsak...
(Serkan dış ses) Kim tutsa elinden?
(Müzik...)
(...)
(...)
(Müzik)
("Aytekin Ataş - Sen Çal Kapımı" çalıyor)
"Ama gözlerinde bir ışık, kalbimin tıkırtısı"
"İçim içime sığmıyor, ya bu neyin kıpırtısı"
"Dön yüzünü gökyüzüne, bak bir aşkın yıldızına, aman"
"Parlayacak, sönecek, biliyorum"
"Her şey olur, her şey biter"
"Bir yıldız gökyüzünde kayar yiter"
"Her şey olur, her şey biter"
"Yalnızlık hep aynaları mesken tutar"
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.