Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
English
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
Renk, hayvanların yaşamında can alıcı önem taşıyabilir.
Renk kullanımın amacı, eş edinmek…
…gizlenmek…
…hatta uyarmaktır.
Ama hayvanların renkleri nasıl algıladığını keşfetmek
kolay değildir.
Bu belgeseli yaparken yaratıcı deneyler…
…yenilikçi kamera sistemleri kullanıldı.
Şuna bak! Olağanüstü.
Tabii bir de bolca sabır.
Kamera ekibimizin görevi
renkleri sadece bizim gördüğümüz gibi değil,
hayvanların gözünden de kaydetmekti.
Bizim göremediğimiz renkler de dâhildi buna.
İklimimiz değiştiği için
uzmanlarla iş birliği yaparak bu değişikliklerin yol açtığı zorlukları
anlamaya çalıştık
ve rengin bazen hayatta kalma savaşının parçası olabileceğini öğrendik.
DAVID ATTENBOROUGH İLE YAŞAMIN RENKLERİ
RENKLERİN PEŞİNDE
Gözlerimizle gökkuşağının tüm renkleri görebiliriz.
Kırmızıdan eflatuna kadar.
Ama birçok hayvan bu tayfın ötesindeki renkleri görebilir.
Ultraviyole renkleri.
Onların dünyaya bakışını yakalamak için özel bir kameraya ihtiyacımız vardı.
Londra yakınındaki bir çiçek bahçesinde
bu kameranın çalışmasına ben de şahit oldum.
Kameraman Mark Payne-Gill
bana nasıl çalıştığını gösterdi.
Aslında çok basit.
Bir kamera normal biçimde, bizim renk dünyamızı görüyor.
Diğeri bir böceğin gördüğü gibi ultraviyole görüyor.
Bunun temeli nedir?
İşin prensibi bu filtrede yatıyor.
Bu bir ultraviyole filtre.
İçinden ultraviyole ışık geçebiliyor
ama zekice olan şey şu, beyaz ışığı da yansıtıyor.
Yani normal ışığı doğrudan bu kameraya yansıtıyor.
Bu kamera, dünyayı bizim gördüğümüz gibi görüyor.
Yani sonuçta ikisini ayrı ayrı görebileceğiz, değil mi?
Aynen öyle. Dünyayı hem kendi görüşümüzle hem de böceğin görüşüyle göreceğiz.
Tamam, iş başında görelim.
Tamam, başlıyoruz.
Göreceğiniz ilk görüntü beyaz ışık görüntüsü.
Yani bizim görüşümüz.
Evet.
Sonra bir de bu var.
-İşte burada. -Çok farklı.
Her yaprakta siyah işaretler var gibi.
-Onları göremiyor muyuz? -Doğru.
Beyaz ışık görünümünde, sadece sarı var.
Ama bunun içinde ultraviyole gizli.
Sence hâlâ keşfedilecek çok şeyler var mı?
Bence çok şey var
ama şahsen sır olarak kalması da çok hoşuma gidiyor.
-Çocuklara da bir şey kalsın. -Kesinlikle, evet.
Birçok kuş, kertenkele, böcek ve bazı balıklar
ultraviyole görür.
Yani sıklıkla bizim göremediğimiz şeylere tepki verirler.
Bilim insanları hayvanların bu ultraviyole renkleri
nasıl kullandığını daha yeni ortaya çıkarıyor.
Avustralya ekibimize katılan bir bilim insanı
küçük ve gösterişsiz bir kelebek üzerine çalışıyor.
Bu kelebeğin gizli bir numarası var.
Kameraman Ben Cunningham, Macquarie Üniversitesinden
Dr. Darrel Kemp'le buluşuyor.
Yeni Güney Galler'de Coffs Harbour'dalar.
Yakaladın mı?
-Bu güzel erkeği yakaladım. -Şuna bak.
Hypolimnus bolina. Evet.
Mavi ay kelebeği olarak da bilinir.
Darrel, kelebeklerdeki eşleşme göstergelerini araştırıyor.
Mavi ay kelebeğinin de gururla göstereceği bir şey var.
İlgilendiğimiz renk beneğinin müthiş bir görüntüsü bu.
Kelebeklerin parıltılı mavi benekleri
bizim gözümüze çok hoş görünüyor.
Ama göremediğimiz ultraviyole aralıkta
çok daha şaşırtıcı görünümleri var.
Bu konuda talihsiziz.
Doğadaki muhteşemliğin dörtte birini kaçırıyoruz.
Ultraviyole kameramız bu konuda yardımcı olabilir.
Kameranın göstereceklerini heyecanla bekliyorum.
Bu kelebeklerin muhteşemliğini tam olarak anlamaya
mümkün olduğunca yaklaşmamız sağlayacak.
Ama önce huzme bölücü kameranın kurulması gerek,
Pek de kolay bir işlem değil bu.
Zor iş. Bu nereye gidiyordu?
Kelebeğin, normal petek gözüyle yapabildiğini
oluşturabilmemizi sağlayacak sistemin
böyle karmaşık olması inanılmaz.
Sonunda kamera hazırlanıyor ve çalışmaya başlıyor.
Ve Darrell'a kelebeklerini
hiç görmediği biçimde gösteriyor.
Burada, sanki kanattan
bir ışık huzmesi yayılıyor.
Çünkü aslında o ultraviyole benekler küçük aynalar gibi.
Güneşten gelen ultraviyole ışığın
yoğunluğunu yansıtıyor.
Sonuç olarak
Darrell, kelebeğinin davranışını anlatacak hayati şeyleri görebiliyor.
Heyecanlıyım
çünkü bu türün erkeklerindeki işaretlerin ultraviyole kısmı
dişilerin, ideal olarak eşleşecekleri erkeğe
karar vermekte kullandıkları önemli bir ölçüt.
Ultraviyole ne kadar parlak olursa erkek o kadar çekici olur.
Ama bu çekiciliğin bir bedeli var.
Böylesine parlak işaretlerin
türün ana avcılarına aynı biçimde görünür olması muhtemel.
Yani kuşlara.
Keskin gözleriyle,
göremediğimiz renkleri gören kuşlar
avlarını hemen fark eder.
Bazı yönlerden
bu renkli benek, bu tür için hem bir nimet hem de lanettir.
Dişiyi etkilemek için ona ihtiyacınız var
ama kuşların görebileceği böyle parlak bir işaretle
ortada uçmak
bu erkek türünün taşıdığı bir dezavantaj.
Ama erkekler için
sürünün en parlağı olmaya değer.
Erkeğin tek amacı dişilerle çiftleşip
genlerini sonraki nesle aktarmak.
Parlaklık sayesinde iki üç kez çiftleşmeyi başarırsa
genç yaşta ölse bile
evrimsel olarak tercih edilir.
-Korkunç bir ölümle bile başarılı olur. -Kesinlikle.
Kuzey Hindistan'ın kayalık tepeleri.
Buradaki açık ormanlar dünyanın en dramatik avcılarından birinin
avlanma alanı.
Burası kaplanın yuvası.
Kaplanlar açlıktan ölmemek için haftada en az bir kez avlanmak zorunda.
En sevdikleri avları geyikler kadar hızlı koşamazlar.
Yani geyik yakalamak için
hücum etmeden önce görülmeden onlara çok yaklaşmaları gerek.
Bu kez olmadı.
Ama kaplanların neden turuncu üstünde siyah çizgileri var?
Bristol Üniversitesinin Kamuflaj Laboratuvarında
John Fennell ve Laszlo Talas adlı bilim insanları
kaplanların, avları tarafından nasıl algılandığını araştırıyor.
Araştırmalarını test etmek için
Max Hugh Williams onlara katılıyor.
Max, vahşi doğada kaplanları kaydeden bir doğa kameramanı.
Niye parlak turuncu olduklarını hep merak etmişimdir.
Ortamda dikkat çekeceğini düşünüyorsunuz.
Kamuflaj diye bir şey yok.
Gördüğümüz her şeyi kendi görsel sistemimizle düşünüyoruz.
Renk seçmede oldukça iyiyiz
ama birçok hayvanda bu yok.
Bu da çoğu memeli için geçerli.
Buna geyik de dâhil.
Gözlerinde kırmızı reseptörü yok,
yani sadece mavi ve yeşil ışığa karşı hassaslar.
Geyikler, insanların yaklaşık %5'i gibi
kırmızı ve yeşil renkleri seçemez.
Onlara göre turuncu ve yeşil çok benzer görünür.
John ve Laszlo'nun çalıştığı gözlük
geyikle aynı biçimde görmemizi sağlıyor.
Max'e, geyiklerin dünyayı nasıl gördüğüne dair fikir verebilir.
Kaplanlara bakmadan önce standart bir test yapmanın
faydalı olacağını düşündük.
Görevin, gördüğün sayıyı okumak .
Burada 74 var.
Ortada 15 var, turuncudan ayrışıyor.
-Peki bu? -Üç mü?
Max iyi başladı
ama gözlüğü takınca işler çok zorlaştı.
Vay canına.
Sayı tamamen…
Tamamen kayboldu.
Rakamları seçemiyorum. Yok oldular.
Yirmi dokuz.
Gözlük olmadan. Hiçbir şey yok.
Gözlükle. İnanılmaz.
Yok oluyor. Rakamlar gitti.
Gözlük kırmızı ışığı filtreliyor.
İnanılmaz.
Yani bir geyik bu rakamları hiç görmez.
Max'in yeni görevi, avlanan bir kaplanı gösteren fotoğraflara bakıp
onu olabildiğince hızlı göstermek.
-Peki. -Hazır mısın?
Hadi bakalım.
Peki, işte burada.
İşte bir kaplan. Sağ üstte.
Kolaydı.
Sağ altta. Çalının hemen arkasında.
Gittikçe iyi yapıyorum.
-Nasıl gidiyorum? -Çok iyi gidiyorsun Max.
Fotoğraf başına ortalama iki saniyede buluyorsun.
-İyi mi? Keskin Nişancı mı? -İyi. Evet.
Vahşi doğa kameramanı Max'in
bir hayvanı hızla seçmesi şaşırtıcı değil.
Peki onu renk körü yapacak
geyik görüşü gözlüğüyle de aynı başarıyı gösterebilecek mi?
Her şey yeşil. Bu çok saçma.
-Tamamen yok oldu. -Evet.
İnanılmaz.
Yani geyik böyle mi görüyor?
Evet, doğru.
Çevrede bitki varsa seçmek imkânsız.
Sol üstte.
Nerede…
Vay canına.
Sanırım iyi yapamadım.
Evet, gözlüksüz hâline oranla
hızın yarı yarıya azaldı.
O zaman farkı, kaplanın avına yedi metre kadar yaklaşmasına
denk olabilir.
Yani kaplanlar geyiğe turuncu görünmüyorsa
neden yeşil değiller?
Birçok farklı hayvan türü,
kuşlar, sürüngenler, amfibikler, böcekler
yeşil renklidir.
Peki kaplanlar neden değil?
Kaplanlar memelidir,
memelilerin tüylerindeki ve kürklerindeki pigmentler iki maddeden gelir.
Eumelanin ve feomelanin.
Bu iki pigmentten yeşil rengi üretmek
biyokimyasal olarak imkânsızdır.
Bu yüzden evrimin, kaplanların kürkünü avıyla aynı renkte görünen
turuncu ve kahverengi yaparak
ikinci en iyi çözümü bulduğunu düşünüyoruz.
İnanılmaz.
Yani memeliler yeşil olamasa da avlarına karşı evrimleşerek
kamufle ve mükemmel ölüm makinelerine dönüşmüş.
Kaplanlar da geyik kadar renk körüdür.
Yani kaplan, turuncu olduğunu bilmez.
Neyse ki Max biliyor.
Bir sonraki çekime bu gözlüğü götüreceğimi sanmam.
-Bir şey göremiyorsun. -Akıllıca olur.
Yoksa akşam yemeği olursun.
Kaplanlar dikkat çekmemek için renk kullanırken
başka bir hayvan rengi çok farklı kullanır.
Zehirli ok kurbağası.
Büyüklüğü bir tırnağı geçmez,
bazı türlerinin derisi öyle güçlü bir zehir içerir ki
yerli halk, üfleme borusu oklarını o zehre batırır.
Çilek zehirli ok kurbağası o kadar öldürücü değildir
ama yine de zehirlidir.
Panama'da Bocas Del Toro adında uzak bir takımadada yaşarlar.
Doktor Yusan Yang
bu kurbağaların yaşamında rengin işlevini araştırıyor.
Bocas Del Toro çok ilginç bir yer,
çilek zehirli ok kurbağaları burada yaşıyor.
Farklı adalardaki kurbağalar farklı renklere sahip.
Küçük renk farkları değil bu. Büyük farklar var.
Kırmızı, sarı, yeşil, mavi kurbağalar var.
Farklılar ama aynı türe aitler.
Bunlar dünyanın en çeşitli ve en parlak renkli kurbağaları.
Yusan, yaptığı deneylerle
bu geniş renk aralığının önemini bulmaya çalışıyor.
Yaşam alanı sahiplerinin farklı renkli hayvanlara tepkisini
görmek için robot kurbağalar yapmış.
Bunlar üç boyutlu maket kurbağalar, onları elle boyadım.
Bu adalarda bulduğumuz farklı renk tiplerine benziyorlar.
Ekipmanı, yaşam alanı ihlali simülasyonu yapmasını sağlıyor.
Üç boyutlu maketi motorlu bir kola yapıştırıyor,
böylece hareketlerini kontrol edebilecek.
Sonra kurbağa çağrısı gönderiyor.
Bu çağrı, tüm adalarda aynı.
Bir kurbağa, bölgesine giren diğer kurbağalara saldırır.
Güreş yetenekleriyle ünlüler
ama bu çok medeni bir spor.
Onları birbirine saldıran iki ayıcık şekerlemesine benzetirim
çünkü pençeleri ve dişleri yok. Birbirlerini incitemezler.
Birbirlerini tuşa getirmeye çalışırlar.
Önce turuncu kurbağaların baskın olduğu bir adada
turuncu bir kurbağayı test ediyor.
Bu türün erkekleri alanlarını canla başla savunur.
Yani biri, bir başka erkeğin çağrısını duyarsa
alanının istila edildiğini düşünür
ve buna izin vermez.
Fiziksel olarak agresifleşiyor,
maketle güreşip onu alt etmeye çalışıyor.
Yusan daha sonra turuncu bölgede
mavi bir maket deniyor.
Bu kez, erkek sese tepki veriyor
ama mavi erkeği tehlike olarak görmüşe benzemiyor.
Kırmızı popülasyonda
kırmızı makete karşı agresifleşiyorlar.
Mavi popülasyonda da
mavi makete karşı daha agresif oluyorlar.
Ama farklı renkse
kurbağalar çoğu zaman onu rakip olarak görmüyor.
Yani kurbağalar sadece tanıdık oldukları renklere tepki veriyorsa
farklı renklerin işlevi nedir?
Bunun cevabı
kurbağaların birbirine değil
avcılarına işaret vermesi.
Yani bu zehirli ok kurbağaları adından da anlaşılacağı gibi zehirli.
Yani parlak renkleri, avcılarına karşı bir uyarı sinyali.
"Zehirliyim. Beni yeme." diyorlar.
Ama tüm kurbağalar aynı derecede zehirli değil.
Zehirleri, yiyeceklerinde oluşan zehirli alkaloidlerden geliyor.
Yani karıncalardan ve maytlardan.
Bazı adalara özgü besinler
bazı kurbağaları öbürlerinden zehirli kılıyor.
Bu da renklerini etkiliyor.
Araştırmacılar, rengin toksiklikle ilgisini buldu.
Mat renkte olanlar, daha kamufle renklerde olanlar
daha az zehirli.
Kırmızı ve turuncu olanlarsa çok zehirli
ve bunu saldırıya uğramadan önce açıkça gösteriyorlar.
Çoğu kuş ve kertenkele mükemmel renk görüşüne sahiptir,
bu kırmızı uyarı sinyallerini çok iyi görürler.
Yani kaplanın turuncu rengi renk körü avına nasıl görünmüyorsa
zehirli ok kurbağalarının benzer rengi
zehirli olduğunu ilan ediyor.
Ama rengin doğada kullanımının
benzer önemde bir yolu daha var.
Bir eşi kendine çekmek.
Tavus kuşu bunu büyük çapta yapıyor.
Bu minik örümcek de
son derece benzer biçimde yapıyor.
Bu örümcek, zıplayan örümcek adlı bir gruptan.
Florida Üniversitesinden Dr. Lisa Taylor
onların dünyayı görüşünü incelemek için büyük emek harcıyor.
6.000'den fazla zıplayan örümcek türü var.
Renk görüşleri hakkında çok şey öğreniyoruz.
Lisa ayrıca Habronattus örümcekleri denen bir grubu inceliyor,
bu örümcekler
ultraviyoleden kırmızıya kadar renk aralığında görebiliyor.
Erkeklerin parlak kırmızı yüzleri var, Lisa bunun nedenini araştırıyor.
Renklerin neyi anlattığını anlamanın ilk adımı
renkleri bloke edip
dişinin ne düşündüğünü öğrenmek.
Erkeğin renklerini bloke etmek için sıvı göz kalemi sürüyoruz.
Güvenli olduğundan ve göz kalemi sonrasında örümceklerin
normal davrandığından emin olmak için çok ürünü test ettik.
Lisa, bazı erkekleri bu şekilde değiştirince
dişilerin, erkekte kırmızı yüzü
çok önemli bir özellik olarak gördüğünü keşfetti.
Çok kaliteli ışıklandırma koşullarında
erkekler dişilere kur yaparken dişiler renge dikkat ediyordu.
Soldaki kırmızı yüzlü erkeğin
dişinin ilgisini çektiği çok açık.
Ama yüzü renkli olmayan erkek genelde görmezden geliniyor.
Eşinin renginin parlaklığının
dişiye ne ifade ettiğini anlamak için çok çalışma yapıldı.
Genelde kalitelerini ilan eden en parlak erkekler seçiliyor.
Zıplayan örümceklerde de bunu gördük.
Parlak renkli erkekler, daha koyu ve mat renklilerden üstün görülüyor.
Ama bu erkek örümceklerin ilgi çekmeye daha çok ihtiyacı var.
Dişiler obur avcılardır.
Hareket eden her şeyin peşine düşüp daha büyük avları alt ederler.
Erkek dişiye kur yaparken bunu dikkate almak zorunda.
Dişi onu eş olarak kabul etmezse
erkeği yiyecek.
Yüzündeki kırmızılık fark yaratıyor.
Kırmızı, çoğu ortamda öne çıkan güçlü ve parlak bir renktir.
Bu yüzden biz de dâhil pek çok hayvan tarafından
tehlike uyarısı olarak kullanılır.
Habronattus grubunda ise
yaşam ve ölüm arasındaki fark olabilir.
Dişiyle karşılaşan erkeğin
onu etkilemek için çok sınırlı süresi vardır.
Çünkü dişi ona hemen saldırabilir.
Bu yüzden bize göre erkek, görünümüne kırmızı katarak
ekstra bir saniye kazanıyor.
Böylece dişi ona saldırıp
onu yemeden önce biraz zamanı oluyor.
Toksik avının kullandığı kırmızı rengi alarak
erkek örümcek birkaç saniye kazanıyor.
Bu sürede kendini ispatlayıp bir eş kazanabilir.
Yani renk, hayvanların saklanma ve teşhir biçimini etkiler
ama bazı hayvanlar ışığı
bizden tamamen farklı şekilde görebilir.
Polarize ışık, yani tek bir düzlemde titreşen ışık
parlak bir yüzeyden yansıdığında
onu algılayıp o ışığa tepki verebilirler.
Polarize ışık bazı hayvanların hayatında önemli yer tutar.
Buna, Avustralya'nın Darwin şehrindeki bu küçük kemancı yengeçler de dâhildir.
Ekibimiz, Illinois Üniversitesinden Profesor Victor Gruev ile çalıştı.
Bu gizli dünyayı görüntülemek için
benzersiz bir kamera sistemi geliştirdiler.
Önüne koy.
Kamera, polarizasyon alanlarını tespit ediyor.
Polarize güneş gözlüklerinden geçen ışık gibi.
Burada yüzde 100.
Ardından dikey ve yatay polarizasyonu bir araya getirip
polarize olan ve olmayan ışık arasındaki kontrastı gösteriyor.
Ekip, bu yeni kamerayla
bu yengeçlerin, polarize ışığı birbirlerine sinyal vermek için
nasıl kullandığını bulmak istiyor.
Ama bu kamera steril ve kontrollü şartlarda geliştirildi
ve bu kemancı yengeçler
dünyanın en steril olmayan ortamlarından birinde yaşıyor.
Avustralya'nın tropik gelgit dairesi.
Bu teknolojiyi tasarlarken genelde laboratuvarda test ettik.
Oradaki performansı iyi.
Ama onu doğaya, açık havaya çıkarmanın
çok farklı zorlukları var.
Kameraman Mark Lamble için de büyük bir zorluk.
Gelgit dairesi, çalışmak için çok zorlu koşullara sahiptir.
Tepenizde yakıcı güneş,
yüksek nem, neredeyse sıfır hava akımı.
Durumu daha da zorlaştıran şey
kemancı yengecin göz seviyesi için kameranın çamura yarı gömülmesi gerek.
Bir sorun daha var.
Gelgit dairesinde olmanın en çetrefilli yanlarından biri
çıkan suyun tuzlu su, yani deniz suyu olması.
Ama gün ilerledikçe
su buharlaşıyor ve çok tuz birikiyor.
Yani kurumaya başlayınca
yoğun bir salamura suyu gibi oluyor
ve elinizi sokarsanız resmen deriniz kalkıyor.
Kameranın burada çalışıp çalışmayacağını kimse bilmiyor.
Biraz endişeliyim.
Umarım kamera çalışmadığı için o özel anı kaçırmayız
ama bence sorun olmayacak.
-İyi şanslar. -Teşekkürler.
Pozisyonunu alan Mark rahatsız edici bir bekleyişe geçiyor.
Hava inanılmaz sıcak.
Hava sıcaklığı yaklaşık 36 ila 37 santigrat derece.
Yengeçler ufak bir hareket sezdikleri an
yuvalarına kaçıyor.
Tekrar…
Yine aynı şey.
Hiç hareket etmemeliyim yoksa…
…hiç çıkmazlar.
Tepemde bir şemsiye olsun isterdim.
Tepemde bir şey olursa,
benden ya da kameradan yüksek bir şey,
kemancı yengeçler bunu affetmez.
Çıkmazlar.
Ama inanılmaz şekilde
kamera sıcağa, neme ve yakıcı tuza dayanıyor
ve Mark sonunda kemancı yengeçlerin dünyasını
polarize ışıkta ilk kez yakalıyor.
Yengeçlerin vücutlarından yansıyan ışık polarize değil,
o yüzden koyu görünüyorlar.
Bu onları gelgit dairesinde belirgin kılıyor,
gelgit dairesinden yansıyan ışık polarize.
Onların gördüklerini biz ancak hayal edebiliriz.
Yukarı baktığınızda beyaz gökyüzünde uçan beyaz bir kuş görürsünüz.
Ama onlar baktığında
polarizasyon sayesinde sırf silüeti görürler.
Böylece kilometrelerce uzaktan gelen kuşları görebilirler.
Genelde çekim yaparken
yuvalarına kaçtıklarında merak ediyorum.
Çünkü ben görmeden çok daha önce
bir kuşu geldiğini görmüş oluyorlar.
Yani yengeçler polarize ışık sayesinde
uzaktaki olası eşlerini, rakiplerini ve avcıları seçebiliyor.
Bunu, parlak polarize arka fonda daha hızlı yapıyorlar.
Victor ise
laboratuvarda geliştirdiği kameranın, bu küçük canlıların
gördüğü dünyayı nasıl yansıttığını ilk kez görüyor.
Harika bir görüntü yakalamışsın Mark.
Gerçekten harika.
Bugün sistemin sınırlarını cidden zorladın.
Ama kamera için daha da büyük bir zorluk vardı.
Denize uzayan bir zorluk.
Suyun altında
sadece kabuklular, kafadan bacaklılar ve birkaç balık
polarize ışığı görüp ona tepki verebilir.
Ama buradaki bir hayvan
bu yeteneği çok karmaşık bir yolla avantaja çeviriyor.
Tavus kuşu peygamber devesi karidesi.
Sadece polarizasyonu tespit etmekle kalmıyor,
vücudunda ışığı polarize olarak yansıtan benekleri var
ve bu benekleri kendi cinsine mesaj göndermekte kullanır.
Normalde göremeyeceğimiz biçimde yapar bunu.
MORETON BAY ARAŞTIRMA İSTASYONU
Queensland Üniversitesinden Profesör Justin Marshall
polarize edici kamerayı su altında çalışacak hâle getirdi.
İşte Rory.
Bu kamera bize polarizasyonu gösterecek.
Rory McGuinness ekibin su altı kameramanı.
Kameranın son halini görmeye geldi.
Belli ki kamerayı su altı muhafazasına almak için çok uğraşmışsınız.
Evet, doğru.
Burada kamerayı çalıştıran bir bilgisayar var.
İşin içinde çok fazla mühendislik var.
Kameranın su altındaki ilk testi
çok gergin bir andı.
Bilgisayarlar ve tuzlu su genelde iyi sonuçlar vermez.
Uygun bir yer bulunca
kameranın ilk kritik testinin zamanı geliyor.
Bir sızıntı felaket olabilir.
Ama her şey yolunda.
Şimdi bir peygamber devesi karidesi lazım.
Umut vadeden bir bölgeye benziyor Justin.
Mükemmel görünüyor Rory.
Etrafında mercan olan bir delik arıyoruz.
Baksana.
Peygamber devesi karidesi deliği mi?
Çok geçmeden deliğin sahibi görünüyor.
Kameranın, yapabileceklerini gösterme zamanı.
Karides dönünce
polarize kamera
kuyruğunda normal ışıkta görünmeyen parlak şeridi gösteriyor.
Şuna bak! Olağanüstü.
Polarize ışıkta hayat.
Bu bir ilk.
Bu özel kamerayla bunu ilk kez yapabildik.
Okyanus zeminindeki ışık polarize değil.
Yani, kemancı yengeçlerin tam tersine
peygamber devesi karidesleri, polarizasyonu
polarize olmayan ortamda öne çıkmak için kullanıyor.
Vücutlarından yansıyan ışığı, özel pigmentler polarize hâle getiriyor.
Böylece işgalcileri caydırabiliyor
ve eş bulabiliyorlar.
Bu kamera bize bir ışık dünyasına ilk bakışı sunuyor.
Anlamak şöyle dursun bu dünyanın farkına daha yeni varıyoruz.
Bilim bize rengin, birçok hayvanın hayatta kalmasında önemini gösterdi.
Peki, dünyaları aniden renk değiştirirse ne olur?
Bu tabii ki her yıl dünyanın bazı yerlerinde olur.
Hatta bazen bir gecede olur.
Bu belgeseli çekerken
İskoçya'daki Cairngorm Dağları'na gittik.
Kış ortasında çok özel bir kuşu arıyorduk.
Orada Jim Cornfoot'la tanıştım.
Arazinin yöneticisi
ve bu dağların doğal tarihinin uzmanıydı.
Ne zamandır buradasın?
30 yıldan fazla süredir buradayım.
Çok farklı değişimler gördüm.
Hangi açıdan?
Cairngorm Platosu'nda
tüm yıl boyunca karlı kalan alanlar vardır.
Ama sonra 20 yıldır
karın tamamen eridiği yerlerin oranı beş altı kat arttı.
Ve 200 ila 250 yıldan fazla bir süredir
bu sadece yedi kez olmuş.
Bunun yaban hayatı üzerinde büyük bir etkisi var mı?
Çevrelerinde olan şeyler yüzünden onların da dengesi bozuldu.
Dağ tavşanı, kar tavuğu gibi türler
kahverengi alanlarda ve çalılarla göze çarpar.
-Hayvanlar hâlâ beyaz mı? -Hâlâ beyazlar, evet.
Buna hazır değiller,
yani kış zayıf geçerse zorlanıyorlar.
Bir tür orman tavuğu olan kar tavuğu
yıl boyu bu açık alanda yaşar,
burada saklanacak yer azdır.
Ama artık dünya ısındığı için
durum tehlikeli biçimde değişiyor.
Kar örtüsü son dönemde azaldığı için
artık çok dikkat çekiyorlar.
Kış kürküne sahip bu dağ tavşanı gibi hayvanlar
çok uzaktan görülebiliyor.
Bu hayatı çok tehlikeli kılıyor.
Bu değişimler, tüm kuzey yarı kürede
hayvanları etkiliyor.
Kuzey Amerika'da
azalan kar örtüsü yüzünden kar tavşanları
yılda ortalama bir hafta boyunca
çevresiyle uyumsuz kalıyor.
Bu süre boyunca
başkasına yemek olma ihtimalleri %10 artıyor.
Yüzyılın sonunda
kar örtüsünün kaybının tavşanları yılda sekiz hafta boyunca
ifşa etmesi bekleniyor.
Bu da yıllık ölüm oranının
çeyrek kat artması demek.
Hızlı uyum sağlayamazlarsa
ciddi yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalabilirler.
Isınan iklim, kuzeydeki yaşam alanlarında sorun yaratırken
dünyanın başka yerlerinde de renk değişimlerine yol açıyor.
Buna gezegenimizin en güzel, en renkli yaşam alanları da dâhil.
Mercan resifleri.
Avustralyalı ekibimiz aylar boyunca Büyük Set Resifi'ni çekti.
Bu güneşli sularda renk her yerde.
Ama bu yaşam alanı
akla gelebilecek en keskin renk değişimine maruz kalıyor.
Ekibimiz buna ilk elden şahit oldu.
Mercanlar bir anda beyaz iskeletlere dönüşmüş.
Buna mercan beyazlaması deniyor.
Üstelik artık çok sık oluyor.
Büyük Set Resifi'nde
bu tür olaylar 25 yılda bir kez olurken
son beş yılda üç kez gerçekleşti.
Southamton Üniversitesi Mercan Resifi Laboratuvarından
Profesör Jörg Wiedenmann
bu değişikliklerin ardında ne olduğunu keşfetmeye çalışıyor.
İşin sırrı, mercan ve onun dokularında yaşayan
mikroskobik yosunlar arasındaki ilişki.
Bu yosun ortaklara sembiyon deniyor.
Mercanın rengini veren onlar.
Yosunlar
gündüz saatlerinde fotosentez yaparken
büyümek için güneş ışığını kullanır,
yan ürün olarak şeker salgılar,
bu şeker de mercan tarafından emilir.
Bu ortaklık, dinozorlar zamanından beri var
ve öyle başarıyla yürümüş ki uzaydan bile görünen
yapılar yaratmış.
Ama ısınan denizler bu sistemi bozuyor.
Deniz suyu sıcaklıkları kritik eşiği aştığında
yosun sembiyonların fotosentez sistemi
bozulmaya başlıyor.
Toksik bileşikler üretmeye başlıyorlar,
bu da mercanların onları dokularından atmasına
ve rengini kaybetmesine yol açıyor.
Ağarıyor.
Beyazlayan mercanlar bazen ölüyor
ve ardından tüm bir ekosistem, desteklediği her şeyle birlikte
yok oluyor.
Büyük Set Resifi'ndeki mercanların neredeyse yarısı
son 15 yılda bu şekilde öldü.
Ama son on yılda,
dünyanın farklı yerlerinden gelen bilgilere göre
mercanlar fosforlu renk geliştirmeye başladı.
Mercanların mücadele etmek için renk kullandığını fark etmeye başladık.
Jörg bunun nasıl işlediğini inceliyor.
Bu mercan, yosun sembiyonlarını kaybetmiş
ama beyaza dönüşmek yerine
parlak fosforlu yeşil pigmentler üretiyor.
Mercan bu pigmentleri üreterek
dokularda kalan yosunları aşırı ışık geriliminden
koruyor,
sembiyon yosunlar için bir tür güneşten koruyucu görevi görüyor.
Güneşten koruyucu krem özelliği sayesinde,
beyazlayan mercanların, yosun ortaklarını geri alma,
besin kaynağını ve rengini geri kazanma ve düzelmesi daha olası.
Ama bu olağanüstü uyum bile
mercanları, karşı karşıya oldukları tüm değişikliklerden
korumaya yetmez.
Mercanlar orta düzey gerilime maruz kalırsa
beyazlama sonrası düzelebilir.
Ama uzun veya aşırı ısı gerilimine maruz kalırlarsa
güneşten koruyucu pigment oluşturma yeteneklerini kaybeder
ve muhtemelen ölürler.
Ne yazık ki küresel ısınma bunu daha olası kılıyor.
Mercanların gerilime maruz kalarak düzelememesi,
bu pigmentleri kullanamayarak beyazlamaya karşı koyamaması
büyük bir tehlike oluşturuyor.
Yani mercan resifleri, renk sayesinde
değişimi tolere edebilse de
hayatta kalmalarını sağlayacak tek şey küresel ısınmayı durdurmak.
Isınma devam ederse
mercanlar ve sundukları güzelim renk yelpazesi
dünya resiflerinde yok olacak.
Bilim ve teknoloji, hayvanların renkleri nasıl algıladığına
ve kullandığına dair daha fazla detayı sürekli ortaya çıkarıyor.
Güzelliğine hayret edebiliriz
ama renkler, hayvanların varlıklarının kilit noktası.
İşlevini ne kadar iyi anlarsak
doğal dünyayı o kadar iyi korur,
onu tüm güzelliğiyle
gelecek nesillere aktarabiliriz.
Alt yazı çevirmeni: Ece Eroğlu
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.