Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
-Ama nasıl olabilir böyle bir şey? -Kızım, ben de anlamadım.
-Aramıza, hoş geldiniz Sumru Hanım. -Hoş buldum Feride Hanım.
CEO'muz Cenk Çelen'e, ben belgeleri takdim edeyim.
Belli ki SPK'dan gelen resmi bilgiler kendisine ulaşmamış, buyurun.
Teşekkürler.
Sumru Hanım, sizi aramızda görmek, büyük mutluluk.
Çok teşekkür ederim Azmi Bey.
Birlikte, çok güzel işler başaracağız.
Siz, bir şey başarmayacaksınız Sumru Hanım.
Siz, sadece hisse sahibisiniz.
Başaracak olanlar bizleriz.
Herkes görevinin tanımını biliyordur herhâlde, değil mi?
Ana yemeğe geçebiliriz.
(Müzik - Gerilim)
Mert eve gitmek istiyor, Mert bu okulu sevmiyor, Azra Mert'i alsın.
(Müzik - Gerilim)
Mertçiğim, ağlama bak ne olur.
Kalk hadi kuzum. Bak, berbat olmuş buralar. Temizleyeyim yatağını.
Git buradan! Mert yatak istemiyor! Mert, Sumru'yu istiyor.
-(Kadın) Mert, hadi. -Bırak!
Bırak, dokunma! Mert eve gitmek istiyor. Azra'yı istiyor.
Azra'yı ara!
(Müzik - Gerilim)
-Feride Hanım'la Cenk Bey içerideler mi? -Evet, içerideler.
İlk gün için, küçük bir kutlama yapmak istiyorum da.
Haber verir misiniz?
Yalnız, toplantı sadece yönetim kurulu üyelerine açık.
Canım sen git, Sumru Hanım geldi de.
Gerisine de karışma. Hadi bakayım.
(Müzik - Gerilim)
(Kapı vurma sesi) (Kapı açılma sesi)
Çok özür dilerim bölüyorum ama Sumru Hanım...
Merhaba, merhaba. İyi günler.
(Sumru) Efendim, kolay gelsin.
Çelenlerdeki ilk günüme, pastamı alıp geldim.
Tatlı yiyelim, tatlı konuşalım. Değil mi?
Sumru Hanım, ben söylemiştim ya size.
Hisse sahiplerinin yönetimde, işleyişte yeri yok, şu an.
Cenk Bey, Sumru Hanım'ın tatlı ikramını, kabul edelim.
Sonra da uğurlayalım.
Kızım, servis getirebilirsin.
Evet canım, bıçak falan hepsini getir sen.
Çok teşekkür ederim, Feride Hanım.
(Sumru) Toplantınızı böldüm tabii, değil mi?
-Bölüyorsunuz. -Ay ne olur çekinmeyin.
Siz devam edin, ne olur.
(Feride) Sumru Hanım, işleyişi bilmiyor ama zamanla öğrenecek.
Sumru Hanım, şirkete gelmenize gerek yok.
Hisseleriniz baki, bir kenarda bekliyor.
Pasta merasiminden sonra, sizi uğurlayalım...
...biz toplantıya devam edelim.
(Sumru) Tabii, tabii öyle olsun.
Ama ben, toplantılara gelirim yani. Bana zahmet falan olmuyor.
(Sumru gülme sesi)
Ee hadi, devam edin.
(Martı sesleri)
Melis?
Ne oldu? İyi misin sen?
İyiyim. Ne oldu ki?
Ne bileyim. Yüzünün rengi solmuş abim. Bir şeye mi canın sıkıldı?
Yoo, bir şey yok. Şey... Meyve suyu içer misin?
Yok, sağ ol, içmeyeceğim.
Kahve yapacağım ben, var mı isteyen?
(Müzik - Duygusal)
Emin misin içmeyeceğine?
İçmeyeceğim, sağ ol.
Cenk, telefondaki tavrım için özür dilerim.
Yoo, özür dileme bence. Gerek yok, çünkü hiçbir şey değişmeyecek.
Yarın yine kaldığın yerden, devam edeceksin yakıp yıkmaya.
Ama benim sevgim, hiçbir zaman değişmeyecek biliyor musun?
Nereye gidersen git, nereye bakarsan bak, onu göreceksin.
Ama sen, benden kalan ne varsa, hepsini söküp atabilirsin.
Çoktan başlamışsın bile.
(Müzik - Duygusal)
(Vapur düdüğü sesi)
-Merhabalar. İyi günler. Nasılsınız? -Merhaba efendim.
-Hoş geldiniz efendim. -Teşekkür ederim.
Bizi Ferhat Usta gönderdi. Eve bakacaktık.
Tamam, efendim. Zaten sahibi memlekette. Anahtarı bize bıraktı.
Buyurun göstereyim.
(Müzik)
(Erkek) Buyurun efendim.
Efendim, şurada bir mutfağımız. Buyurun.
(Müzik)
Şurada, genişçe bir yatak odamız var efendim. Buyurun.
(Müzik)
Efendim, şurada da küçük bir banyomuz var.
Muslukları, tesisatları falan bu sene değişti. Akarı kokarı yok.
Buyurun efendim.
(Müzik)
Ayy Şeker teyze, ben bayıldım buraya.
Güzelmiş evet.
Kirası ne kadar?
Efendim 1850 lira dediler ama madem arada Ferhat Usta var…
…50 lirasını, iskonto yaptırabilirim.
Hanım kızımız oturacak galiba, değil mi?
Evet.
Mahallemiz sakindir, huzurludur. Kızımıza da göz kulak oluruz inşallah.
İnşallah.
Şeker teyze, ben burayı gerçekten çok beğendim.
Baksana çok ferah.
Kirası da uygunmuş.
Tamam, tamam.
Aa, bak!
Ayy!
Burayı da Mert’in orası yaparım.
Belki ileride, bir piyano koyarız şuraya. Çok mutlu olur.
Böyle birlikte, çok mutlu yaşarız işte.
Yaşarsınız yavrum, yaşarsınız.
Ne diyorsun, tutayım mı evi?
Babaanne, bir apartman dairesi falan olsa bari.
Ben, böyle evleri daha çok seviyorum.
Tamam. Ben de beğendim. Tutuyoruz o zaman.
Gerçekten mi?
Of! Çok şükür Şeker teyzem. Sonunda istediğim gibi bir evim oldu.
Ara sıra, aklımı havsalamı yitirdiğimde...
...bir kahve içmeye gelirim artık, şeker şeker.
Başımın üstünde yerin var. Tabii ki gelirsin.
Tutuyoruz.
Hayırlı olsun efendim. Ben aşağıdayım.
(Müzik - Hareketli)
(Martı sesleri)
(Telefon zili sesi)
Efendim, Kadir?
Evet, çalışıyorum. Mutfaktayım. Ne oldu?
Azra ben sana, dün akşam içini ferah tut demiştim ya…
Evet?
…elimde, çok sağlam bir delil var. Sumru’yu bitirecek bir delil.
(Kadir ses) Mert’i alabileceğiz bu sefer.
Gerçekten mi?
Neymiş o delil söylesene Kadir.
Bunları akşam iş çıkışı, yüz yüze anlatsam olur mu? Daha sağlıklı olacak.
Tamam, tamam. Olur. Ben bu arada, ev tuttum.
Evin de birkaç işi var. Ben buradan, hemen eve geçeceğim.
Sen istersen eve gel. Ben sana adresi vereyim.
Tamamdır. Hayırlı olsun.
Dur, ben adresi yazayım.
Evet.
Evet.
Tamamdır. Akşam görüşürüz.
Hadi görüşürüz.
Mine, Kadir elimde çok sağlam bir delil var, bu sefer Mert’i alacağız diyor.
Allah’ım. Hadi inşallah. İnşallah.
Süper bir haber bu kızım! Çok güzel.
Allah’ım. İnşallah ya Rabbi’m.
Of! Ne acaba?
Şimdi saatler de geçmez.
Abi hayırdır?
Arda görüyorsun paket servis.
Öpüyorum seni. Tamam mı? Hiç vaktim yok. Görüşürüz.
(Gülme sesi)
(Müzik - Gerilim)
(Müzik - Gerilim)
Bu dizinin betimlemesi ÜS YAPIM tarafından...
...Sesli Betimleme Derneğine yaptırılmıştır
www.sebeder.org
(Müzik - Jenerik)
(Müzik - Jenerik)
(Müzik devam ediyor)
(Müzik devam ediyor)
(Müzik - Jenerik)
(Ayak sesi)
(Kapı vurma sesi)
(Müzik - Gerilim)
-Hoş geldin. -Hoş buldum.
Yeni eve, eli boş gelinmez ama...
...eksiğin ne bilemediğimden çiçek aldım.
Teşekkür ederim, ne gerek vardı. Çok güzeller.
Rica ederim.
Gelsene.
(Kapı kapanma sesi)
(Müzik - Gerilim)
(Telefon zili sesi)
Kadir söylesene, ne buldun? Çok merak ettim.
Azra elimde öyle bir şey var ki...
...bu sefer bu işi kökünden halledeceğiz.
Sumru'yu bitiriyoruz. Kardeşini alıyorsun ve...
...bir daha sizi asla kimse ayıramayacak. Bak gör.
-Ne diyorsun, gerçekten mi? -Gerçekten.
(Telefon zili sesi)
(Müzik - Gerilim)
(Kapı vurma sesi)
(Kapı vurma sesi)
(Israrlı kapı vurma sesi)
(Müzik - Gerilim) (Kapı vurma sesi)
Cenk.
(Müzik - Gerilim)
Senin ne işin var burada?
Müvekkilimle görüşmeye geldim. Ne, olamaz mı?
Olamaz! Bu saatte olamaz.
Bu saatte bir kızın evine, iş bahanesiyle gelemezsin.
Bu saatte gelirsen, ben bunda iyi niyet aramam!
Cenk, bak düşündüğün gibi bir şey değil.
Sen, beni neyle itham ettiğinin farkında mısın?
Yakışmadı Cenk. Biz de seni adam bildik.
Adamlığımı, sen mi sorgulayacaksın?
Bak, seni başından beri sevmiyorum.
Hiçbir zaman da güvenmedim sana.
O yüzden hayatımızdan defolup gidiyorsun, anladın mı? Hadi!
Bak, ben nezaketimi bozmayayım diyorum ama sen böyle--
Ben ne Kadir? Ben ne?
Ben, senin anlayacağın dili de biliyorum.
(Azra) Cenk, Cenk!
-Cenk ne yapıyorsun! -Bana bak, bir daha Azra'ya...
...hiçbir şekilde yaklaşmayacaksın. -Cenk ne yapıyorsun?
Cenk yapma! Cenk durur musun!
(Vurma sesi)
(Müzik)
Kolyenin ne işi var sende?
Siz, beni delirtecek misiniz? Bu kolyenin, ne işi var sende?
Cenk dur, dur!
Bir dur. Ne yapıyorsun!
Kadir iyi misin?
Hastaneye götüreyim mi seni?
Yok, hiç gerek yok.
İyiyim.
Aslında iyi oldu biliyor musun, aklım başıma geldi.
Bak, ben gerçekten çok özür dilerim Cenk adına.
(Azra) Gerçekten, ne olur.
Onun adına, özür dilemene gerek yok.
Olacağı varmış bak, benim de gözüm açılmış oldu.
Ne yaptığını sanıyorsun sen?
Senin, ne derdin var Kadir'le?
Niye hiçbir şeyi dinlemeden, anlamadan yıkıp döküyorsun?
Benim gördüklerim, bana yeter zaten Azra!
Bu herifin, burada ne işi var? Bana onu açıkla önce sen.
Kadir buraya bana yardım etmek için geldi, tamam mı?
Elinde, çok sağlam bir delil varmış ve...
...Mert'i, Sumru'dan kurtarmama yardım edecek.
Ben artık sana, yardım falan edemem Azra.
Cenk'in gözü, o kadar kör olmuş ki...
...kendinden başka kimsenin, sana yardım etmesine izin vermeyecek, belli.
Ben yokum artık. Eyvallah.
Kadir! Kadir saçmalama!
Kadir!
Beğendin mi yaptığını?
Kadir, benim elimdeki son şanstı! Mahvettin yine her şeyi!
Farkındasın değil mi?
Benim, son umudum da Kadir'le birlikte gitti!
O herifin bir şey yapacağı yok. Sen anlamadın mı hâlâ?
Hiçbir şey yapacağı yok, bize bir yararı olmayacak. Anla artık.
Nereden biliyorsun? Ya, söyledikleri doğruysa...
...ya, Mert için bir umut varsa.
Onda bir kere umut falan yok.
Umut getirecek kişi, ben olurdum zaten sana.
Bu herifin, senin aklını karıştırmasına izin vermeyeceğim.
Bir daha görüşmeyeceksin onunla.
Sen, bana ne yapacağımı söyleyemezsin Cenk.
Çık git hayatımdan.
Cenk çık, git dedim hayatımdan!
(Müzik - Duygusal)
(Kapı çarpma sesi)
(Müzik - Duygusal)
(Araba çalıştırma sesi)
(Kadir ses) Zor nefes aldığınızı ve iyi olmadığınızı biliyorum.
(Kadir ses) O yüzden, size tek bir soru soracağım.
(Kadir ses) Mert'in kaçırılmasında, Sumru'yla...
...iş birliği yaptınız mı?
(Telefon zili sesi) (Müzik)
Hadi aç Kadir.
Lütfen aç.
(Telefon zili sesi)
Of!
(Müzik)
(Kadir ses) Sumru'yu tanıyor musun?
Ben Mert'i sevdim.
Onu bulduğum zaman ölecekti.
(Müzik - Gerilim)
(Kadir iç ses) Siz bu iyiliği, hak etmiyorsunuz.
(Müzik)
(Azra dış ses) Sen, bana ne yapacağımı söyleyemezsin Cenk.
(Azra dış ses) Çık git hayatımdan!
(Azra dış ses) Cenk, çık git dedim hayatımdan!
Mert!
-Mert banyoda mı? -Bilmiyorum.
(Televizyon sesi)
Mert, hadi aşağı in!
Sütünü iç, ondan sonra yatacaksın.
Ne seyrediyorsun?
Aman, bu kızlara bin basarsın sen. Hiç güzel değiller.
Değil mi Cansu?
(Ayak sesi)
Gel bakayım.
Yıkadın mı ellerini, bakacağım iyice. Gel.
Bu ne, hâlâ burada duruyor?
Hani yıkayacaktın?
Mert onu seviyor. Azra çizdi.
Sumru anne de onu hiç sevmiyor. Ver bakayım.
(Sumru) Getir, aa!
Ver öteki elini de ver çabuk.
Gördün mü? Mis gibi oldu şimdi. Hadi bakalım.
Al, sütünü de iç hadi.
(Müzik)
Ne yapıyorsun sen orada?
Ne yapıyorsun sen?
Bak, hiç lafımı dinliyor mu?
Tekrar çiziyor yahu!
Parmak kadar çocuk, bir de bana kafa tutmaya başladı.
Anne, yarın notere gideriz değil mi?
-Niçin? -Kafe için.
O kadar acilse, gideriz tabii Cansucuğum.
İyi, güzel.
İyi geceler.
Cenk, neredeydin oğlum sen?
Azra'nın yanına uğradım babaanne.
Bir şeye ihtiyacı var mı diye sordum, yeni eve çıktı ya şimdi.
İyi yapmışsın. Var mı bir sıkıntısı?
Bir sıkıntısı yok.
Yani heyecanlıydı, yeni eve çıktı ya şimdi.
Rabb'im, ağız tadıyla oturmayı nasip etsin.
(Feride) Hele bir de kardeşine kavuşursa...
...sen işte, gör o zaman Azra'nın heyecanını.
Kız çok çekti garibim, çok.
(Feride) Sen yorgun görünüyorsun.
Hadi, git dinlen biraz evladım.
-İyi geceler. -Allah rahatlık versin.
Anneciğim, ben kendime bir bitki çayı alacağım. Sen de ister misin?
Yok kızım, ne çayı gecenin bu saati?
İyi, ben alayım kendime bir tane.
Sağ ol.
(Müzik - Duygusal)
(Kapı vurma sesi)
(Kapı açılma sesi)
Cenk, iyi görünmüyorsun sen. Bir şey mi oldu oğlum?
Bir şey olmayan, gün mü var anne?
Neyi merak ediyorsun ki sen?
Yok yani, yanlış anlama.
Bir şey öğrenmek istediğimden falan değil.
(İç çekme sesi)
Hem bazen ben de elimde olmadan, çok geliyorum senin üstüne.
İş hayatına da şimdi, sert bir giriş yaptın.
Hesapta olmayan şeylerle uğraştın, boğuştun.
Tabii bir de bunun üstüne, kalp kırıklığı. İyice gerildin, haklısın.
Anne bak, geçmişte yaşadığımız şeyleri...
...tekrar tekrar konuşmak istemiyorum ben.
İnan, ben de artık bunları konuşmak istemiyorum.
Hatta bundan sonra senin, sadece önüne bakmanı istiyorum.
Sen bugüne kadar, herkes için...
...elinden gelenin en iyisini, her şeyi yaptın.
Bundan sonra lütfen, kimse için...
...hiçbir şey için kendini yıpratma.
Bana bak.
Baban yaşasaydı, seninle gurur duyardı.
Niye biliyor musun? Ondan farklı olduğun için.
Çünkü babanın en büyük zayıflığı, duygusallığıydı.
Bu da ona bazen hata yaptırırdı.
Ama sen öyle değilsin.
Senin kalbin yansa da, acısa da, sızlasa da...
...doğru bildiğinden vazgeçmiyorsun.
Anne, insanın sevdiğinden vazgeçmemesi, zayıflık değil işte.
Senin gözünde beni farklı kılan şey öfkemdi, bunun farkındayım ben.
Biliyorum, bazen bana da zarar veriyor.
Benim oğlum güçlü.
Ben buna inanıyorum.
(Müzik - Duygusal)
(Kapı açılma sesi)
(Kapı kapanma sesi)
(Müzik - Duygusal)
(Cenk dış ses) Ben, senin anlayacağın dili de biliyorum!
-Cenk! Cenk ne yapıyorsun? -Bana bak, bir daha Azra'ya...
...hiçbir şekilde yaklaşmayacaksın. -Cenk ne yapıyorsun?
Yapma! Cenk durur musun!
(Geçiş sesi)
(Azra iç ses) Sana her yaklaştığımda, elimden kayıp gidiyorsun...
...tüm sevdiklerim gibi.
(Azra iç ses) Elimi her uzattığımda, hayal perdesi sislerle kapanıyor.
(Azra iç ses) Sonu hep hüsran.
(Müzik - Duygusal)
(Cenk) Kolyenin ne işi var sende?
Siz, beni delirtecek misiniz? Kolyenin ne işi var sende?
Cenk, Cenk! Dur, bir dur! Ne yapıyorsun?
Senin ne derdin var Kadir'le?
Niye hiçbir şeyi dinlemeden, anlamadan yıkıp döküyorsun?
(Cenk iç ses) Neden bana karşı, bu kadar öfkelisin Azra?
(Cenk iç ses) Neden, kalbinin kapılarını bana kapattın?
(Cenk iç ses) Seni, bizden vazgeçiren ne?
(Müzik - Duygusal)
(Müzik - Duygusal)
(Kadir dış ses) Elimde, çok sağlam bir delil var...
...Sumru'yu bitirecek bir delil.
(Kadir dış ses) Mert'i, alabileceğiz bu sefer.
(Azra dış ses) Gerçekten mi?
(Azra dış ses) Neymiş o delil, söylesene Kadir.
Of!
(Müzik)
Ah Kadir ne yaptın, ah!
(Müzik)
(Kadir dış ses) İki kardeşin...
...birbirlerine kavuşma umutlarını bitirdin.
(Kadir dış ses) Ben nasıl bir hataya düştüm Allah'ım, sen affet.
(Müzik)
(Martı sesleri)
(Yağ cızırtısı sesi)
(Müzik)
Serap Hanım yoruldunuz.
Hadi siz çıkın. Ben kızaranları alırım tabağa.
Aman Belkıs, ne yorulacağım Allah aşkına?
Zaten, kırk yılda bir giriyorum mutfağa, dur.
Bunlar olmak üzere. Sen çayı al, çık.
-Ben de bunları getiriyorum. -Tamam.
(Müzik - Hareketli)
Şunu da çıkaralım.
(Müzik - Hareketli)
Şunları da koyalım.
-(Arda) Günaydın. -(Serap) Günaydın.
Günaydın anneciğim. Gelin bakalım.
Vallahi, kokular odama kadar geldi.
Vallahi, ben de kokusuna uyandım. Çok güzel gözüküyorlar.
Belkıs abla, sen annemin meşhur kızartmalarından mı yaptın...
...bana mı öyle geliyor?
-Ben yapmadım, anneniz yaptı. -Bir tanesin annem.
Afiyet olsun canım ama abinizle babaannenize de bırakın.
Bırakırız, kalır.
Günaydın. Afiyet olsun.
Abi gel, bak annem neler yapmış?
Valide sultan, çocukluğumuzu hatırlattın bize.
Vallahi, öyle oldu biraz.
(Serap) Ah keşke, siz hep çocuk kalsaydınız...
...büyümeseydiniz de ben size, hep bunlardan yapsaydım.
-(Serap) Anne gelsene. -Günaydın.
-Günaydın. -Günaydın babaanne, gel.
Annem nostalji yapmış. Gel.
Serap, sen mutfağı mı özledin?
Vallahi, eskiyi özledim galiba anne.
Hatırlıyorsun değil mi, hemen kalkar, bunlardan böyle iki dakikada yapardım.
Zaten, kolay bir şeydi işte.
Hamurunu hazırlıyorsun, kızartıyorsun. Buyur anneciğim.
Bunlar da bayıla bayıla yerlerdi.
Hatırlamaz mıyım?
Melis, anne kokusu derdi.
Cenk de anne kahvaltısı diye düzeltirdi.
Ben ne derdim?
Sen bebektin, konuşamıyordun.
(Gülme sesleri)
(Serap) Anneciğim ben restoranda...
...ufak tefek değişiklikler yapmak istiyorum, izin verirsen.
İstediğini yapabilirsin. Oranın idaresi sende.
İşletmeyi ayağa kaldıracak, iyi güzel ne varsa, yapmakta özgürsün.
Tamam, teşekkür ederim.
Bu arada, Ferhat Usta'yla da küçük bir toplantı yapayım diyorum.
Malum Ferhat Usta, yani yılların tecrübesi var onda.
Yani, mutlaka bir önerisi olacaktır bana.
Azra'yı da yabana atma istersen.
Mutfağımıza, farklı lezzetler katacak donanıma sahip.
(Serap) Evet ama...
...sonuçta, yabancı bir kültürden geliyor.
Bizim soframıza ne gibi bir katkısı olur, bilemedim açıkçası.
İşte bu yüzden söylüyorum.
Neyse, ben kaçayım artık. Afiyet olsun size.
Fazla geç kalmayayım.
Anne eline sağlık bu arada, devamını bekliyoruz.
Afiyet olsun oğlum. Ne zaman isterseniz yaparım ben.
Ben de şunu alıp, okula gidiyorum. Hadi görüşürüz.
Bekle beni birlikte çıkalım. Afiyet olsun.
Sağ olun çocuklar.
Hadi bakalım iyi dersler.
(Müzik)
Oh çok şükür, normal hayatımıza dönebildik.
(Ayak sesi)
Usta ben geldim.
Usta, iyi misin sen?
İyiyim Halil. Sen bana bir kahve yapsana, kendime geleyim.
Tamam usta.
(Ayak sesi)
(Müzik - Gerilim)
(Sumru dış ses) Uyanınca ara beni. Buluşup notere gidelim.
(Sumru dış ses) Seni çok seviyorum.
(Kâğıt yırtma sesi)
(Müzik - Gerilim)
(Telefon zili sesi)
(Telefon zili sesi)
Cansu aç şu telefonu.
Aç şu telefonu.
(Müzik - Gerilim)
(Telefon zili sesi)
Allah kahretsin!
Ahh Azra. Ben ne yaptım?
Ne yaptım ben?
(Müzik - Gerilim)
(Azra iç ses) Lütfen Kadir, bir şey söyle. Yapma bunu bana.
(Azra iç ses) Yanına geleceğim şimdi, konuşalım.
(Kapı zili sesi)
(Kapı zili sesi)
Günaydın.
Aa!
Niye öyle, şaşkın şaşkın bakıyorsun?
Akşam, Mert'le geleceğini söylemiştin.
Mert okulda. Hem seninle şöyle, bir baş başa konuşalım.
Evini de merak ettim.
(Sumru) Bakayım nasılmış?
Aaa!
Aa, bak bak sen.
Aa!
Evin de güzelmiş.
Yani, küçük falan ama sana yeter.
Zaten bir başınasın. Hayırlı olsun.
Sumru, niye geldin?
Ne kadar ayıp!
Evine ilk defa gelen misafire, böyle mi davranıyorsun?
Biz sana böyle mi öğrettik?
Bak, benim gerçekten çok işim var.
Ne söyleyeceksen, söyle bir an önce.
Nereden başlasam bilmiyorum ama...
...öncelikle, şunu açıklayabilirsin.
Cenk ne demeye, Mert'in yatılı okuluna gidip de artistlik yapıyor?
Sen niye böyle bir şeye, fırsat veriyorsun?
Ne yapmış ki Cenk?
Allah aşkına Azra, bilmiyormuş gibi yapma!
Hayır, gerçekten bilmiyorum. Ne yapmış?
Okula gitmiş, müdire hanıma bağırmış çağırmış...
...basına veririm sizi, rezil ederim demiş, tehdit etmiş.
Ben bilmiyordum gerçekten.
Ama Mert'in okulda ağladığını falan biliyor.
Demek ki ona anlatmışsın.
Demek ki siz görüşüyorsunuz.
Sumru, bunu herkes biliyor. Feride teyze de biliyor.
Bu, gizli bir bilgi değil ki.
Yani, bu demek olmuyor ki biz Cenk'le yine bir araya--
(Kapı zili sesi)
Bakmam lazım buna.
Bak, bekliyorum ben.
(Kapı zili sesi)
(Müzik - Duygusal)
Günaydın.
Cenk.
(Müzik - Duygusal)
Seni merak ettim de biraz.
(Ayak sesi)
Azra bak, ben sırf senin için gidip Kadir'le konuşacağım.
Bir şeyleri telafi etmeye hazırım.
Telafi edecek hiçbir şey kalmadı.
Kadir, benim telefonlarımı bile açmıyor. Bitti yani.
Azra, ben senin boş vaatlere inanıp, üzülmeni istemedim sadece.
Bu adam, senin kötü bir dönemden geçtiğini biliyor.
Şu an, zaaflarından yararlanıyor.
Nereden biliyorsun? Belki de gerçekten--
Yalan söylüyor Azra.
Sen, bana niye inanmıyorsun ki?
Bir düşünsene, bu adam bizim hayatımıza nasıl girdi?
(Cenk) Kesin, başka bir şey var bunun içinde.
(Cenk) Ben akşam, senin kapında görünce...
...delirdim işte, tutamadım kendimi.
Niye deliriyorsun ki Cenk? Seninle ne alakası var bunun?
Çünkü sen benim için özelsin Azra.
Değerlisin benim için.
Sen, benim sevdiğim kadınsın.
(Müzik - Duygusal)
Cenk bak...
...biz ayrıldık.
Ayrıldık tamam mı, bitti yani.
Bitti.
(Azra) Ne olur, artık beni zorlama bu kadar.
Ne olur, hayatıma bu kadar karışma, lütfen.
Ayrıca gidip, Mert'in okulunda da olay çıkarmışsın.
Niye yapıyorsun bunları Cenk? Ne gerek var?
Çünkü Mert'in üzülmesini istemiyorum Azra.
Senin de üzülmeni istemiyorum.
Sen mahkemede, Mert'i kaybettikten sonra bir duygusal çöküntü yaşadın farkındayım.
Belli kararlar aldın.
Ama biz, Mert'i tekrar kazanırsak...
...belki bizim için de bir şeyler değişir?
(Azra) Yanılıyorsun.
Bizim ayrılmamızın, Mert'le hiçbir alakası yok ki.
(Azra) Biz...
Biz olamayız çünkü...
Çünkü bizim önceliklerimiz farklı.
Gerçeklerimiz farklı.
Ben bunca zamandır, olmayacak bir rüyanın peşinden koşmuşum.
Ama görüyorum ki olmuyor işte.
Olmuyor, olmayacak da.
İzin ver, ben kendi yoluma devam edeyim. Lütfen.
Bu kadar mı Azra?
Hepsi bu mu yani?
Evet.
Lütfen bana da kendine de zarar verme artık.
("Sensiz Asla - Ender Gündüzlü & Müge Zümrütbel" çalıyor)
"Sen gül ki kaderine"
"Gülsün hayat yeniden yüzüne"
"Bir suçu mu var aşkın?"
"Ben üstlenirim ikizin yerine"
"Bir sırrı saklar gibi bakma sevgili"
"Son bulmasın bu rüya"
Bir gün bu kolyeyi boynunda görürsem...
"Bir külden yanar gibi en deli halimiz"
"Sakladım sana oysa"
...bizim için bir umut olduğunu düşüneceğim.
"Yaksan, yıksan, vazgeçsen de"
"Bir gün asla vazgeçmem asla"
"Haksın, yasaksın, fark etmez ki"
"Sensiz dünya dönmüyor, dünya"
"Yaksan, yıksan, vazgeçsen de"
"Bir gün asla vazgeçmem, asla"
"Haksın, yasaksın, fark etmez ki"
"Sensiz dünya dönmüyor, dünya"
"Dilimden düşmeyen"
"Sonu hiç gelmeyen"
"Aa..."
"Sensiz asla"
("Sensiz Asla - Ender Gündüzlü & Müge Zümrütbel" çalıyor)
"Sen gül ki kaderine"
"Gülsün hayat yeniden yüzüne"
"Bir suçu mu var aşkın?"
"Ben üstlenirim ikizin yerine"
"Bir sırrı saklar gibi bakma sevgili"
"Son bulmasın bu rüya"
"Bir külden yanar gibi en deli halimiz"
"Sakladım sana oysa"
"Yaksan, yıksan, vazgeçsen de"
"Bir gün asla vazgeçmem, asla"
"Haksın, yasaksın, fark etmez ki"
"Sensiz dünya dönmüyor, dünya"
"Yaksan, yıksan, vazgeçsen de"
"Bir gün asla vazgeçmem, asla"
"Haksın, yasaksın, fark etmez ki"
"Sensiz dünya dönmüyor, dünya"
"Dilimden düşmeyen"
"Sonu hiç gelmeyen"
"Aa..."
(Ayak sesi)
Tatlım? Erkekler böyledir.
Ayrılınca, sakız gibi yapışırlar. Bezdirirler adamı canından.
Ama ben sana, bir şey söyleyeyim mi? Ben, senin tavrını beğendim.
Aferin, dik durdun. Böyle devam.
Akşam, Mert'i almaya gidebilirsin sen. Hatta iki üç gün sende kalsın, vallahi.
Hatta şöyle bir şey yapayım ben.
Servise senin adresini, numaranı vereyim, ablasına götürün arada diyeyim, ha?
(Sumru) Kalır sende iki üç gün. Nasıl, iyi değil mi?
(Sumru) Artık aramızda, konuşuruz bunu.
Aa! Üzme artık kendini.
(Öpücük sesi)
Hoşça kal.
(Kapı açılma sesi)
(Kapı kapanma sesi)
(Müzik - Duygusal)
Melis, hoş geldin. Sen yazıhaneye geçsene, ben geleyim.
Ne oldu sana ya? Yüzünün, gözünün hali ne?
Kavga mı ettin, kaza mı geçirdin?
Bir şey söyleyeceğim, soru sormasan olur mu?
-Otursana şuraya. -Ne demek soru sorma?
-Ne oldu, söyler misin? -Kavga ettim.
Bir ecza dolabı falan var mı burada?
O kadar önemli bir şey yok. Gelir misin buraya?
Yahu Kadir, söyler misin? Arattırma şimdi bana.
Tamam orada solda, turuncu bir tane ilk yardım çantası var, göreceksin.
(Müzik)
-Otur. -Oturdum tamam.
Vallahi abartın iyice, bir şey yok dedim. Hiç gerek yoktu.
Kanıyor, görmüyor musun? Bir şey yok diyor, bir de.
Peki hemşire hanım. Teşekkür ederim.
Yani kibar olduğunuz kadar, inatçısınız da beyefendi.
Hani bıraksak, kanayacak öyle.
-Tamam ya. -Dur, dur.
Acıyor mu?
-Söyle bakalım, sen kiminle kavga ettin? -Önemli bir şey değil, boş ver.
-Ne demek boş ver, söylesene? -Melis ne yapacaksın?
-Gidip dövecek misin? -Belki döveceğim, nereden biliyorsun?
Sana bir tetanos aşısı falan mı yaptırsak?
İyice saçmaladın ha.
Çivilere kafa atmadım, yumruk yedim sadece.
Evet belli, çivi gibi yumrukları yemişsin.
Tamam eli biraz ağırdı, kabul ediyorum.
(Araba sesi)
(Yağmur sesi) (Müzik - Hareketli)
Yani bu erkekler ne anlıyor kavga etmekten, hiç bilmiyorum.
Kadir, konuşalım mı biraz?
-Konuşacak bir şeyim yok. -Benim, konuşacak bir şeyim var Kadir.
Bak, biz Azra ile ne yaşarsak yaşayalım--
Tamam Cenk, uzatmanın anlamı yok.
Sadece, şunu bilmeni istiyorum...
...benim Azra ile aramda senin anladığın gibi bir şey olmadı, olamaz tamam mı?
(Kadir) Bak, orada bana büyük ayıp ettin, halime bak.
Ama ben sana elimi bile kaldırmadım, sırf bazı şeyleri anlaman için tamam mı?
Bugün çok işim var.
İyi tamam, ben bunu anladım. Anladım ama sen de şunu anla.
Biz ne yaşarsak yaşayalım, ikimizin arasında.
(Cenk) Azra'nın bir suçu yok yani.
Eğer gerçekten, bu kıza yardım edebiliyorsan--
(Kadir) Bak Cenk...
...benim elimde, gerçekten bu davanın seyrini değiştirebilecek bir video vardı.
Belki de Mert'i, Sumru'nun elinden, tereyağından kıl çeker gibi alacaktık.
Ama ben, dün gece başıma gelenlerden sonra bir gaflete düştüm.
-Videoyu sildim. -Ne videosu?
Ne demek sildim Kadir? Ne videosu sildin Kadir sen?
-Neyi sildin ya? -Sildim işte, ne önemi var?
Artık yapacak bir şey yok. Sildim.
Müsaadenle çok işim var.
(Müzik - Hareketli)
(Melis) Kadir?
Evet abinle kavga ettik. Daha doğrusu, kavga etmedik.
O vurdu, ben cevap vermedim. Öğrendin işte.
İyi de bunun Azra ile ne ilgisi var?
Ben Azra'nın davasıyla ilgili, çok önemli bir ipucu buldum.
(Kadir) Sonra akşam, Azra'nın evine dava ile ilgili konuşmaya gittim.
O sırada zaten, kapı yumruklanmaya başladı.
Daha konuşamadan, abin içeri daldı. Sonrası malum zaten.
-Yanlış anladı sizi? -(Kadir) Evet.
(Kadir) Gerçekten inanmıyorum ya.
Ben, Azra'ya sadece yardım etmek için oradaydım.
Ben Azra'nın avukatıyım, yardım etmek için yanındaydım...
...başıma gelene bakar mısın? Abin bunu, asla anlamak istemedi.
Ah kafam ya! Ben gönderdim onu Azra'ya. Belki barışırlar, araları düzelir diye.
-Bilseydim böyle olacağını... -Saçmalama, sen kendini suçlama.
Abinin böyle bir tepki vereceğini, bilemezdin sonuçta.
Senin suçun değil bu.
Bir umudum vardı.
Bu rastlantıyı, bir şekilde açıklarım diyordum ama şimdi onu da kaybettim.
-Ne demek o? -(Melis) Şu demek...
...abimle aranız bayağı bir bozuldu.
Bizim ilişkimizi öğrenirse, asla müsaade etmez.
Uf!
Sen, bak bakayım bana.
Senin bir daha bunları, kafana takmanı istemiyorum tamam mı?
Zamanı gelince ben bir çare bulacağım, tamam mı?
Tamam.
Ee, sen nasıl devam edeceksin Azra ile böyle?
Uf! Vallahi ben de bilmiyorum. Zaten arayıp duruyor.
Bir şekilde gidip konuşmam, izah etmem lazım.
Ben bu arada, abin gelince heyecandan çantanı attım, onu getireyim.
("Sensiz Asla - Ender Gündüzlü & Müge Zümrütbel" çalıyor)
Mert'i ben alacağım akşam. Sumru sonunda yola geldi.
Yolu batsın ya! Bir zahmet yani, onca şeyden sonra.
Yalnız Cenk de çığırından çıkmış. Yani, niye böyle yapıyor anlamadım.
Nedeni belli kızım, nedeni belli. Adam âşık, âşık!
Azra'nı yanında görünce de aklı gidivermiş.
Ne yapsın çocuk?
Yani sen burada şimdi Cenk, Azra'yı kıskanıyor demek istedin, değil mi şef?
Geçin siz dalganızı geçin, geçin.
Dalga mı? Ee, öyle ama kızım. "Yiğidi öldür, hakkını yeme."
Kızlar, ne diyorsunuz şimdi?
Kadir verecek mi acaba, bu dava ile ilgili bulduğu şeyi?
Ya ne bulduğunu da bilmiyoruz ki. Telefonlarımı da açmıyor.
Nerede olduğunu bilsem, yanına giderim diyeceğim de...
Kolay gelsin, nasıl gidiyor?
Nasıl gitsin? Çalışıyoruz işte Serap Hanım.
Azra.
Bak, sen de artık kendine bir çekidüzen ver.
Buranın çalışanı olduğunu unutma. Sık sık izin kullanmaktan da vazgeç.
Hayır artık mahkemen, davan falan da bitti.
Evin de var kalacak, düzene koy yani bir şeyleri, değil mi?
Serap Hanım, yanlış anlamayın da düzensiz bir şeyimiz yok.
Ferhat Usta...
...ben sizin düzeninizden değil, Azra'nın düzensizliğinden bahsediyorum.
Bundan sonra her cuma akşamı, o menüyü masamda istiyorum ben.
Yanlış hatırlamıyorsam, bundan da Azra sorumluydu değil mi?
Evet Serap Hanım.
Merak etmeyin, hiçbir sorun çıkmayacak.
Göreceğiz.
Ha, bu arada sen kardeşini görüyorsun artık, değil mi?
Evet, alacağım bu akşam.
Bak ne güzel. İyi.
Hayır yani, niye gidip de boşu boşuna kötüledin, orada burada sen Sumru'yu?
Kadın, niye istemesin ki senin kardeşini görmeni?
Milleti doldurdun, o oldu yani.
-(Serap) Kolay gelsin. -Sağ olun.
(Müzik - Hareketli)
Azra, boş ver kızım sen işine bak.
Sen bunlarla baş edemezsin. İşine bak sen.
(Kapı açılma sesi)
(Kapı kapanma sesi)
Cansu!
Kadir, ne oluyor ne bu halin ya?
Sana şu gönderdiğim videoyu gösterir misin?
-Beni, tehdit ettiğin video mu? -Evet.
Kadir, sen beni aptal mı zannettin? Ne yapacaksın, niye istiyorsun?
-Cansu, şu telefonunu verir misin? -Vermiyorum.
Ne oldu ise bana da anlatacaksın.
Hani sen bana demiştin ya, "bu işe bir son vermelisin" diye...
...ben de son veriyorum işte. Anladın mı? Oyun bitti.
Ben kendi ellerimle, o videoyu sileceğim...
...sen de Melis'le ilgili, bir daha asla ağzını açmayacaksın, anlaştık mı?
-Sildim ben onu, yok bende. -Nasıl?
-Emin misin? -Evet, eminim sildim.
Şimdi izninle, benim gitmem lazım.
(Müzik - Hareketli)
Allah kahretsin, Allah kahretsin! Aptal kafam.
(Müzik - Hareketli)
(Cansu iç ses) Cenk, vaktin varsa öğleden sonra, görüşebilir miyiz?
-Sumru yok galiba ha? -Yok, gelmez o artık zaten.
Biliyorsun gözü yukarılarda, holdingde.
-Aç mısın, bir şeyler yedin mi sen? -Yok, gelmeden önce yedim bir şeyler.
-Ama çayını içerim. -Olur.
Bize bir çay, bana da bir kahve lütfen.
Bak ne diyeceğim, Cansu ile hiç konuştun mu?
Ne bileyim, bütün bunlar Sumru'nun bir oyunu olabilir.
-Kızcağızın haberi bile yoktur belki, ha? -Yok, hiç konuşmadım ama...
...Sumru çok net konuştu. Kızımı kaybetmek istemiyorum dedi.
Bence, aralarında konuşmuşlardır bunu.
Neyse canım, belki bizim için daha hayırlı olur.
Cansu bu işlerden pek anlamıyor. Ama en önemlisi...
...Sumru gibi, hinlik de düşünmüyor.
Kafan rahat eder ve belki bir süre sonra, tamamen sana devreder ha?
Bilmiyorum. Aslında bu konuda beni düşündüren kişi, Sumru'dan ziyade Cansu.
Cansu'nun bu girişimini, çok tuhaf buluyorum.
Allah Allah?
Cansu'nun senden ve benden, ne çıkarı olabilir ki?
-Kızla bir sorunun yok değil mi? -Yok canım, ne sorunum olacak?
Neyse ya.
Şu devir işlemleri bir tamamlansın, ben Cansu ile konuşurum.
O zaman da niyeti belli olur zaten.
Mesut, sana bir şey diyeceğim.
Acaba sen bir Azmi ile konuşup, ağzını mı arasan?
Sumru'nun, Çelen Holding hisselerini satın alacak bir parası olduğunu...
...hiç sanmıyorum.
Ben diyorum ki, parayı Azmi verdi...
...Sumru'yu, Çelenlere karşı maşa olarak mı kullanıyor?
Olabilir.
Yani sonuçta Azmi, Sumru'nun, Azra'yı hedef aldığını biliyor.
Bu yüzden, Sumru'yu kullanmış olabilir.
Neyse, yakında kokusu çıkar.
Ne olduğunu anlarız.
-Bu arada çay, gerçekten çok güzel olmuş. -Afiyet olsun.
Şirketimiz, büyük bir kriz atlattı.
Bak, her şey yoluna giriyor inşallah.
Ben de bunun için bir yardım yapmak istedim.
Biliyorsun, sadaka kazayı, belayı def eder.
İnşallah babaanne.
(Cenk) Sen zaten hayrını, yardımını yapıyorsun sürekli.
Biz zaten, senin dualarınla ayakta kaldık, ben buna inanıyorum.
Bu aldığımız hayır duaları ve senin çabanla oğlum.
Tevekkül etmektir.
Allah, her zaman çalışan, çabalayan kullarının yanındadır.
Ne mutlu ki bize, Allah'ım bu hizmetleri bizim elimizden ihsan eyledi.
Bana da ne mutlu ki senin gibi bir babaannem var.
Bana yol gösteriyorsun, bunları öğretiyorsun.
(Feride) Canım, güzel oğlum.
Sen şirkete mi geçeceksin?
Yok, birkaç işim var babaanne, daha sonra geçerim şirkete.
-İyi o zaman, beni restorana bırak sen. -Tabii, tabii olur.
-Hayırlı olsun. -Sağ ol.
Artık annen gibi, sen de iş kadını oldun.
Anne söyledim ya, işletmeye karışmayacağım ben.
Ama olmaz öyle canım.
Yani, Hülya’ya meydanı da boş bırakma. Git kafeye.
Merak etme, bırakmayacağım.
Ee, gitmeden nasıl olacak o iş?
Şöyle, varlığımı hissedecek.
Hiç anlamadım vallahi.
Şey, şuralarda bir yerlerde, bir şeyler yiyelim seninle?
Sonra ben seni gideceğin yere bırakırım, ha?
Yok ben aç değilim, yemeyeceğim.
-Gideceğin yere bırakayım bari kızım? -Tamam, olur tamam.
-Biliyor musun, Azra da ev tutmuş. -Ne evi yine?
İşte kendine ev tutmuş artık. Tutmasın mı?
Çelenlerden kendini kopartmış. Cenk'le de ipleri falan koparmış.
Onların bağı kopmaz anne. Cenk, Azra'yı bırakmaz.
Gözümle gördüm.
Azra'nın yeni evine uğradım da, tabii bu Mert meselelerini falan, konuşmak için.
O sırada tesadüf Cenk geldi.
Hatta böyle kapıda kavga falan etiler, bayağı kovdu çocuğu.
Cenk, beni tabii görmedi o sırada.
Anne, Cenk beni ilgilendirmiyor.
Hani eski arkadaşsınız ya, belki tekrar konuşursunuz diye dedim.
Hâlâ arkadaşım, farklı bir şey de olmayacak zaten.
(Telefon zili sesi)
Dur, Serap arıyor.
Efendim canım.
(Sumru) Ne olsun, işlerimiz vardı bizim de, Cansu ile beraberiz.
Aa, öyle mi? Selam söyle çok.
-Nasıl, düzeldi mi aranız? -(Sumru ses) Hıı. Sen nasılsın?
Anladım, sen konuşamıyorsun şu an.
İyi tamam, tamam.
Vallahi ben de ne yapayım, restorandayım işte.
İşimin başındayım biliyorsun.
Tabii, tabii, iyi oldu öyle.
(Sumru ses) Yani çalışmak sana iyi gelir demiştim ben zaten, devam.
-Aa Sumru, Kadir Bey geldi. -Kadir mi?
Ha avukat olan, Azra'nın avukatı. Tamam, tamam biliyorum, biliyorum.
Yok, bizim hiçbir meselemiz kalmadı.
Azra ile Mert'i, ben sık sık görüştürüyorum zaten.
Başka bir şey için gelmiştir o.
Tamam canım, sen ilgilen onunla. Görüşürüz biz sonra. Hadi bye bye.
Daha hâlâ bitmedi mi ya, bu olaylar? Niye, ortalıkta dolaşıyor bu avukat?
Ay, sana söylemeyi unuttum.
Cenk'le Azra, konuşurlarken duydum.
Hiç telefonlara falan çıkmıyormuş adam galiba, yakınıyordu Azra da.
Herhâlde davayı bıraktı. Onu konuşmaya gitmiştir.
Anladım.
(Müzik - Gerilim)
(Azra) Kadir, ben seni çok aradım.
Bak gerçekten, Cenk olayı için çok özür dilerim senden.
Azra, ben de bu yüzden geldim. Kendini suçlama artık, olan oldu zaten.
Elimde, bir delil var demiştin?
Önemli bir delildi galiba? Neydi söylesene?
Azra, ben kısa da olsa, Fatma ile konuşma imkânı buldum.
-Ne zaman? Fatma uyandı mı? -Yok, yok şimdi değil.
Sana haber geldiği zaman gitmiştim ben de ama zaten sadece sayıklıyordu.
Sadece Mert'i çok sevdiğini ve Sumru'nun, kendisini kandırdığını söyledi zaten.
Sumru'nun mu?
Yanılmamışım Kadir, onlar başından beri tanışıyormuş işte.
(Azra) Sumru benden, her şeyi saklamış bunca zaman.
Evet, ben de bunların tümünü kaydetmiştim.
Gerçekten mi?
Kadir süper! Bunu kullanacağız değil mi davada?
Bak bu gerçekten, çok önemli bir delil.
Azra, ben çok çok çok özür dileyerek söylüyorum ama...
...dün yaşadıklarımızdan sonra, ben sinirlenip videoyu her yerden sildim.
Ne demek sildim Kadir? Ne demek sildim ya?
Sen elimizdeki tek delili, böylece yok mu ettin?
Azra, çok pişmanım gerçekten.
Bu kadar basit mi yani Kadir? Sen nasıl yaparsın, bunu ya?
Senin, avukatlıktan anladığın bu mu? Adalet anlayışın bu mu?
Azra, hatalı olduğumu biliyorum. Zaten ben davaya devam etmek--
Kadir bak, sen çok önemli bir davanın sorumluluğunu almıştın.
Farkındasın değil mi?
Eğer senin kişisel zaafların, her şeyin önüne geçebiliyorsa...
...bence sen bu işi yapma.
Yapma ki benim gibi, sana güvenen insanların...
...hayalleri, umutları boşuna kırılmasın.
Bence sen o cübbeni çıkar Kadir.
(Müzik - Hareketli)
Cansu'ya, kafeyi devrettim. Aramız sanki düzelecek gibi.
Düzelir, düzelir. Bence zaten, hatasını anladı o.
Ne yapıyor, babasıyla görüşüyor mu o?
Mektup olayından sonra, görüştüklerini pek sanmıyorum.
Hemen alışacak değil ya zaten.
Allah aşkına, yıllardır görmemiş, birden baba diye, sarılacak mı kız?
Burhan, kızını elinden alacağım diyordu ama...
...o iş biraz zor, yapamayacak.
(Telefon zili sesi)
Bir dakika.
Alo, buyurun Dilek Hanım.
Öyle mi? Çok sevindim.
(Azmi) Tabii, tabii biz hazırlıkları yapar, haber veririz.
Tamam. Çok teşekkürler. Görüşmek üzere.
-Sumrucuğum, oldu o iş. -Onlar mıydı arayan?
-Gerçekten mi? -Evet.
Hazırlıklarınızı yapın, haber verin dedi.
Ne diyorsun, mucize gibi bir şey bu.
Sumru Güneş'in kim olduğunu, herkes öğrenecek artık.
Tabii, senin sayende.
(Araba sesi)
(Cansu ses) Alo Cenk?
Cansu nasılsın? Ya mesajını yeni gördüm, kusura bakma.
-(Cenk ses) Her şey yolunda mı? -İyiyim, sağ ol.
Ben de şimdi kafeye geldim. Müsait değilsen, sonra da görüşebiliriz.
Yok, yok, sıkıntı yok. Şirkete geçmeden, uğrarım yanına.
Neredesin?
Tamam o zaman, ben geldiğim yerin konumunu sana atayım, olur mu?
-Görüşürüz. -(Cenk ses) Görüşürüz.
(Müzik)
Aa!
-Anneciğim hoş geldin. -Hoş buldum.
(Öpme sesi)
Nasıl gidiyor, alışabildin mi?
Alıştım, alıştım vallahi. Gayet iyi gidiyor.
-Yemek falan hazırlatayım mı, aç mısın? -Birazdan alırım.
-Önce bir mutfağa uğrayayım. -Tamam.
(Hasan) Feride Hanım!
Siparişiniz hazır efendim.
-Hallettin mi Hasan? -Hallettim, buyurun.
Sağ ol.
-Başka bir isteğiniz olursa, buralardayım. -Tamam Hasan.
Bunlar senin için.
(Feride) Kartvizit bastırmıştım.
Restoranımız yeni. İnsanlar geldikçe, seni tanıyacaklalar.
İşletmeci olarak, bir kimliğin olsun istedim.
Anne ya!
Ay, çok teşekkür ederim. Çok teşekkürler anneciğim.
O kadar ince bir davranış ki bu.
Ama şimdi nasıl olacak bilemedim, çünkü burası "Feride'nin Sofrası."
-Yeni bir kimliğe ihtiyaç var mıydı? -Var elbette.
Feride Çelen'in gelini olarak değil, Serap Çelen olarak, işin başındasın.
Senin de adın duyulsun, çaban görülsün ki...
...sen de işini sev, dört elle sarıl değil mi kızım?
Ay, anne, çok teşekkür ederim. Beni çok gururlandırdın.
O hepimizin gururu, ailemizin gururu.
Serap, ben vakıf için yemek vermeyi düşünüyorum burada.
Bunun için güzel bir menü, hazırlatabilir misin?
Tabii anneciğim, sen hiç merak etme, ben seni mahcup etmem.
Bundan hiç şüphem yok.
-Ben şimdi mutfağa gideyim. -Tamam nasıl istersen anne, tabii.
(Müzik - Duygusal)
Selam nasılsınız?
-Sağ olun Feride Hanım, hoş geldiniz. -Hoş buldum.
Kolay gelsin hepinize.
-(Azra) Şeker teyzem. -Ah Azra'm.
Ben de tam seni düşünüyordum, biliyor musun?
Tevafuk kızım. Kalp kalbe karşıymış demek.
Ee, nasıl gidiyor Ferhat Usta?
Nasıl olsun Feride Hanım, bu iki deliyle uğraşıp duruyorum işte.
-Ne o, üzüyorlar mı seni yoksa? -Yok canım, hiç öyle şey olur mu?
Başımın tacı onlar benim. Şakasına söylüyorum öyle ben
-Azra, Mert nasıl? Görüşebiliyor musun? -Evet.
Hatta bugün bana gelecek, birkaç gün kalacak.
İyi çok şükür.
Senin canın, bir şeye mi sıkkın? Ne oldu, bir şey mi oldu?
Yok, hayır.
Hatta tam tersine çok mutluyum, biliyor musun?
Mert gelecek, onunla vakit geçireceğim.
Tabii ya kızım, evini de tuttun, Mert'i de yanına alıyorsun.
Daha ne olsun? Ha?
-Anneciğim, kahve söyledim sana. -Tamam, geliyorum Serap.
-Mert'i de arada bir getir bana, tamam mı? -Getiririm tabii.
Hadi bakayım, kolay gelsin hepinize.
-Sağ olun. -Sağ olun Feride Hanım.
(Bıçak sesi)
Kuzum, anlatsaydın keşke Kadir'i işte.
Yani Fatma'nın uyanması, büyük bir olay ve videoyu silmesi.
Üstüne, davadan çekilmesi.
Nasıl anlatacağım Mine?
Niye sildi videoyu diyecek? Ne diyeceğim ki?
İyi de Kadir, bakalım nasıl anlatacak Feride Hanım'a bu olanları?
Ne biliyoruz? Belki de sizi ele verecek.
Vallahi ne yapacağımı şaşırdım artık.
Gitsin anlatsın ya! Anlatsın, nasıl istiyorsa anlatsın.
Sonuçlarına da katlanacağız artık.
İnşallah, Cenk Bey de orada olur da o sırada.
(Bıçak sesi)
Ben artık bayağı bilmiyorum, ne diyeceğimi.
Her şey iyice, karmakarışık oldu. Neresinden tutsam, ateş ya.
Güzel Allah'ım ya Rabbi.
Allah'ım sen kurtar artık bizi bu karışık, bitmeyen işlerden.
İyice yumak olduk.
Geldiğin için teşekkür ederim. Seninle sohbet etmeyi özlemişim.
Bir şey diyeyim mi? Ben de eski Cansu'yu görmeyi özlemişim.
Yani ben de toparlıyorum artık.
Kendime de sana da haksızlık ettim, farkındayım.
Ama galiba depresyon böyle bir şey.
Ama iyi gördüm seni.
-Daha iyisin değil mi? -İyiyim, iyiyim.
Azra ne yaptı?
Yani sizin ayrıldığınızı biliyorum da ben Mert'le ilgili soruyorum.
Görüşüyorlar ya hani, mutludur değil mi?
Umarım mutludur.
Artık dava da bitti, annemle sorunlarını da çözdüler.
Annen, Azra'ya çok büyük haksızlık etti Cansu.
Cenk, onların arasındaki sorunlar, hiçbir zaman bitmedi ki.
Ama ben Azra'nın, her zaman Mert'le mutlu olmasını istedim.
Keşke o dava günü Mert, Azra'yı istiyorum deseydi de bütün bu mesele kapansaydı.
(İç çekme sesi)
Aslında Kadir bu konuda, çok önemli bir adım atıyordu ama...
...ben istemeyerek engel oldum galiba. -Nasıl yani?
Davanın seyrini değiştirebilecek, delil varmış elinde.
Ama bana sinirlendiği için silmiş.
-Yani anneme, yeniden mi dava açılacaktı? -Öyle detaylı bilmiyorum ama...
...Mert'in velayetini alabilmek için sanırım, güçlü bir delili varmış elinde.
Peki, sen bunu bozmak için ne yaptın?
Ya biz...
...Azra ile ayrıldık, tamam ama...
...Kadir'in ona yakın olmasını ben hazmedemedim, sindiremedim içime.
Uzaklaştırmak için de tabii, sert davranmak zorunda kaldım.
(Cenk) Kadir de davadan geri çekti kendini.
Bu durumda, Azra da affetmeyecek tabii beni.
Yani, iyi olmamış tabii bu durum.
Ama bence, üzülmene gerek yok.
Azra'nın hayattaki tek isteği, tek sorunu Mert.
Annem de artık buna engel değil.
(Telefon zili sesi)
Efendim Haluk Bey.
Tamam, tamam ben şirkete geldiğimde, beraber inceleriz. Görüşmek üzere.
Cansu, benim acilen şirkete geçmem gerekiyor.
Tabii, sen git işe.
-Ben hesabı hallediyorum. -Tamam, görüşürüz.
Görüşürüz.
(Müzik - Gerilim)
(Kadir ses) Mert'in kaçırılmasında, Sumru ile işbirliği yaptınız mı?
(Kadir ses) Bak eğer gerçeği söylersen, seni tüm bu suçlardan kurtarabilirim.
(Fatma ses) Mert'i sevdim.
(Müzik - Hareketli)
-Annen gözükmüyor ortalıkta. -Yani ama sen de şimdi abartma.
Hem zaten annem senin sakarlığına denk gelmediği sürece, hiçbir problem yok.
-Arda, gülme lütfen. -Tamam, tamam gülmeyeceğim.
(Arda) Hah, bak annem de geliyor zaten.
Sen de sakin ol.
Çocuklar hoş geldiniz.
Annelerin en güzeli, ben geldim Ceyda'yı, emin ellere teslim edeyim dedim.
Hım, öyle mi?
Hoş gelmiş, tatlı yamağımız.
Yani anneciğim, şimdi tatlı yamak ne?
Böyle sevimli olacağım diye, bir zorlamalar falanlar, olmadı.
Ne oldu bu usta çırak ilişkisine, ha? Suyu mu çıktı?
Aa, şaka yaptım Arda.
İyi güzel, tamam.
Şakalar falanlar da yapıldıysa, artık çalışmaya başlayabiliriz.
-Sen niye çalışıyorsun anlamadım? -Ne demek, niye çalışıyorum?
Ben burada çalışıyorum. Tadım yapıyorum, gurmeyim ben.
Özellikle açken geliyorum, daha mantıklı olsun diye, yani gurmeyim ben.
Siz tabii, yine de benim tavsiyeme, çok uymayın ama.
Gülmediniz zaten.
Uf!
Hayırdır kuzu, yeni bir şey deniyorsun herhâlde?
Yok, niye ki?
Yani krema yerine, kalamar sos yapar gibi bir halin var ama.
Hayır krema? Mayonez?
Sarımsak?
Of ya, ne yaptım ben?
Ya tamam canım, bir şekilde biz bunu menüye koyarız.
Ne oluyor? Nedir bu, kafan uçmuş gitmiş yine?
Ya, kafam karmakarışık Mine.
Hem bir yandan bugün Mert gelecek, çok mutluyuz.
Sonunda, kendimize ait bir evimiz oldu. Mert'in çok güzel bir odası oldu.
Hayallerimiz gerçekleşti falan ama...
...bir yandan da Mert'i sonsuza kadar, Sumru'nun elinden alabileceğim delili...
...Kadir, pat diye sildi.
Yani, nasıl yapar böyle bir şeyi? Nasıl siler, o videoyu ben anlamıyorum.
Gerçekten.
Ya şu anda, Sumru'nun karşısına çıkıp...
...Fatma konusundaki bu yalanı yüzüne vurmayı, o kadar çok istiyorum ki Mine.
Biliyordum çünkü onların tanıştığını, biliyordum ben, hissetmiştim.
Ah be Kadir, nasıl silersin böyle bir videoyu ya?
(İç çekme sesi)
Ya sen, niye duruyorsun gerçekten ya? Gidip, konuşsana şu Sumru'yla.
Yani, söylediği bu yalanı vursana yüzüne.
Konuşacağım, konuşacağım tabii ki de...
...Serap Hanım'ı duymadın mı? Nasıl çıkayım şimdi ben buradan?
Bir yandan da Mert'i almam lazım. Oraya da çocukla gidemem ki.
Bak şöyle yapalım biz, şimdi ben bu gün zaten, mesaiye kalıyorum ya.
Sen çık git, tamam mı?
İlk önce, Sumru'yla konuş sonra da Mert'i alırsın.
-Selam, biz geldik. -Selam.
Mine abla, ben üzerimi değiştirmeye gidiyorum.
Hadi koş, koş.
Ne habersiniz?
-İyi. -İyi.
Emin misiniz?
-Senden ne haber? -(Arda) İyi, benden de iyi.
Ben de işte, Ceyda'yı getirdim.
Annemden biraz çekiniyor ya, ben getireyim dedim.
Ya Azra hadi ya, sen çıksana! Geç kalacaksın.
Yok Mine, hayatta yetişemem. Şimdi oraya gitsem, Mert'e geç kalırım.
Mert'le de oraya gitmem, hiç doğru olmaz. Biliyorsun.
Azra.
Şu an, benim anladığım kadarıyla senin bir işin var...
...ama aynı zamanda Mert'i de alman gerekiyor, doğru mu?
-Evet. -Tamam.
Senin işin neyse, sen git işini hallet, ben de Mert'i alayım.
-Gerçekten, yapar mısın böyle bir şey? -Yaparım tabi canım, neden yapmayayım?
Mert arkadaşım benim.
İşte halloldu. Hadi, hadi git hazırlan, çabuk!
O zaman ben gideyim, Serap Hanım'dan izin isteyeyim.
Hım, sen bir git. Hemen, izin verecek zaten Serap Hanım sana.
Yani Ardacığım, kusura bakma ama annen bu konularda fazla hassas.
Tamam siz o işi bana bırakın, ben çözeceğim.
Azra, biz seninle beraber çıkalım. Sen git işini hallet.
Ben de gideyim, Mert'i alayım, sonra tekrardan burada buluşalım.
Nasıl olacak ki o?
-Arda? -Şef?
-Yine mi geldin sen? -Şef yine geldim.
Bak ben seni özlüyorum, geliyorum buraya, sen bana böyle davranıyorsun.
Bir de yetmezmiş gibi, benim taklidimi de yapıyorsun, kalbimi kırıyorsun.
-Bir şey lazım mı? -Ne lazım mı?
-(Arda) Mutfağa bir şey lazım mı? -Ne lazım olacak mutfağa?
Koskocaman mutfak, bir şey lazım olur herhâlde.
Ne bileyim, baharat lazım olur, ha?
Ondan sonra taze bıldırcın yumurtası bitmiş olur, kuş sütü lazım olur.
Hiçbir şey lazım değil mi şef?
Şef, şimdi bizim gidip, Mert'i almamız lazım.
Bir yandan da benim yapmam gereken, bir görüşme var ya hani?
İşte Serap Hanım izin vermez diye, bir plan yapmaya çalışıyoruz.
Anla sen de. Birazcık yardımcı ol ya!
Ha!
Şimdi anladım.
İyi şef, şimdi sen anladıysan her şey güzel.
-Hadi, sen hazırlan çıkalım. -Hadi.
-Şef, sen gerçekten anladın mı? -Korkuyorum ben senden.
(Gülme sesi)
(Müzik - Duygusal)
Kadir nasılsın, iyi misin?
İyiyim ben de ne olsun? Evdeyim, oturuyorum.
Sen ne yapıyorsun?
(Kadir) Feride Hanım'la görüşmeye gidiyorum Melis.
Davadan çekildiğimi söyleyeceğim.
Kadir, keşke biraz daha düşünseydin.
Abimle bir kez daha konuşsaydınız. Sonuçta, o da yaptığına pişman oldu.
Bu işin, benim için artık geri dönüşü yok Melis.
O dosya benim için kapandı.
Sen bunları kafana takma.
(Kadir ses) Her şey yoluna girecek. Merak etme. Görüşürüz.
Görüşürüz.
(Müzik)
Azra.
Nereye gidiyorsun?
Elimden kayıp giden kanıtın, hesabını sormaya.
Sumru'ya mı gidiyorsun?
Ben sana, başından beri söylemiştim.
Sumru'nun, Fatma'yla bir bağlantısı var demiştim.
Hiçbiriniz bana inanmadınız.
Ya, Sumru benim sevdiklerimi elimden aldı, canımı acıttı.
Şimdi bunun hesabını verecek ama.
Gelmemi ister misin?
Hayır.
(Kapı açılma sesi)
Nasıl yapabiliyorsun sen bunu, ha?
Her seferinde, farklı bir yalanın çıkıyor ortaya. Nasıl oluyor bu?
(Sumru) Ne diyorsun sen?
(Sumru) Allah Allah! Niye bağırıyorsun şimdi?
(Sumru) Bak, seni uyarıyorum Azra.
Böyle davranıyorsun, sonra Mert, Mert diye kapımda ağlama.
Fatma seni tanıyormuş Sumru.
(Azra) Mert kayıpken, siz Fatma'yla görüşüyormuşsunuz.
Ve bütün bunları benden sakladın, öyle mi?
Ne saçmalıyorsun sen? O nereden çıktı şimdi?
Fatma senin adını vermiş.
Onu kandırdığını söylemiş.
Azra, yine nereden uyduruyorsun sen bunları?
Benim, hiçbir şey uydurduğum falan yok.
Avukatım Kadir, Fatma ilk uyandığında, yanına gitmiş.
Onunla biraz sohbet etmiş. Hatta bu sohbetini de videoya çekmiş.
-Video mu? -Evet.
Ne diyorsun sen? Saçmalama!
Bu kez, çok fena yakalandın Sumru.
Çok büyük bir hata yaptın.
Ben hata falan yapmıyorum Azra, anladın mı?
Mert'in Fatma'yla bir süre beraber kaldığı, polis kayıtlarında bile yazıyor.
(Sumru) Yani, çocuk beni özlemiştir o sırada Sumru anne demiştir.
(Sumru) Kadın da ismimi öğrenmiştir.
Zaten bu çocuk kurtulduğu zaman, koşarak Sumru anne diye bana gelmedi mi?
Hatırlamıyor musun bunu?
Sumru, bak hâlâ yalan söylüyorsun.
Ben yalan falan söylemiyorum.
Bir kere, şöyle düşünsene.
Ayrıca böyle bir şey olmuş olsa, ben seninle Mert'i görüştürür müyüm?
(Sumru) Saklarım onu, uzaklaştırırım.
Çünkü Mert çok rahatlıkla, Fatma'yla benim tanışık olduğumu...
...sana söyleyebilir değil mi?
Bu işime hiç gelmez.
(Sumru) Ama böyle bir şey yapmadım ben.
Ayrıca Mert, herkesin ismini söylemiş olabilir.
Senin de ismini sayıklayabilir yakında Fatma yani.
Ama benim adımı sayıklamadı. Senin adını sayıkladı Sumru.
(Azra) İşte sorun da orada zaten.
Fatma uyanacak ve gerçekleri bir bir anlatacak.
Fatma'nın ağzından, bir şey duyana kadar da ben sana asla inanmayacağım.
Sen bilirsin.
İstediğine inanmakta özgürsün.
Ver bakayım şu videoyu, ver!
Sumru, bak bu kez gerçekten büyük oynuyorsun.
Ama bedelini de ağır ödersin, söyleyeyim sana.
Yeter ya!
Yeter! Gerçekten!
Şu kadın uyanacaksa uyansın, ne söyleyecekse söylesin de...
...siz de bana yaptığınız haksızlığı bir fark etseniz.
-O gün, benim günüm olacak zaten. -Azra hadi çıkalım.
Merak etme, o gün çok yakında gelecek.
Fatma'yı tanıdığına, adım gibi eminim ben.
Azracığım bana kalırsa, sen Mert'le keyifli vakitler geçirmeye devam et.
İyiliğimin tadını çıkar.
Şansını da fazla zorlama.
Hadi gidelim Azra.
(Müzik - Gerilim)
Ne yapacağım ben?
(Sumru) Ne yapacağım?
Bak, şu kadınla tartışıp durma yoksa kardeşinle yine görüştürmeyecek seni.
Ben belki kardeşimi, bugün onun elinden alacaktım.
Akşamki davranışının, neye mal olduğunu gördün mü?
Kadir sana kızıp, göz göre göre sildi o videoyu.
İyi de benim hatamın faturasını, sana niye kesiyor?
Bu çok saçma değil mi?
(Cenk) Bu adam avukat, değil mi?
Duygusal davranmasaydı. Biraz daha, kişiselleştirmeseydi olayı.
(Cenk) Profesyonel davransaydı biraz daha.
Senin yaptığın neydi peki ha?
Sen de duygusal davranmadın mı?
Çünkü ben senin avukatın değilim Azra.
Ne yapsaydım, eski ezik sevgili gibi mi davransaydım ben sana?
Seni bu kadar seviyorken, bu kadar korumaya çalışıyorken...
...duyarsız, böyle ilgisiz bir adamı mı oynasaydım?
Biraz olsun, sakin kalamaz mıydın?
Eğer sen sakin kalsaydın belki ben...
...ben bugün Mert'i, sonsuza dek yanıma alacaktım.
Davaya bile gerek kalmayacaktı.
Hatta belki de biz...
Belki de ne?
Ne?
Ne, belki de ne Azra?
Ya yok bir şey. Elimden kayıp giden, umutlarım işte.
Tamam.
Tamam, bundan sonra hiçbir şeyi kaybetmeyeceksin.
Çünkü artık, hayatında ben olmayacağım.
Sana söz veriyorum.
Artık karşına çıkıp, senin hayatını mahvetmeyeceğim.
(Cenk) Sen kazandın.
Ne eski bir sevgili ne de bir arkadaş.
Hiçbiri yok artık.
Bitti. Pes ettim.
(Müzik - Duygusal)
(Müzik - Duygusal)
(Müzik devam ediyor)
Hayır, Fatma ne ara konuştu da bunlar video çekti?
Benim bir türlü aklım almıyor.
Sayıklamıştır hayatım.
Adamakıllı oturup, konuşacak hali mi var kadının?
Zaten belli hali.
Ha, bir dakika.
Hatırladım.
O gün, hangi gün biliyor musun?
Benim hastaneye gittiğim gün. Avukatı orada gördüm çünkü.
Fatma'nın, solunum yetmezliği yaşadığı gün.
(Sumru dış ses) Tabii ya.
(Sumru dış ses) Fatma'yı konuşturdu, sonra da video çekti uyanık.
-Tabii. -Azra da böyle bir video olsa...
...sana göstermez miydi?
Aslında çok doğru söylüyorsun.
Tabii.
Bunların elinde bir video olsaydı, beklemezlerdi.
Çoktan savcılığa giderlerdi.
Laf yapıyorlar hayatım.
Bence, ne Fatma konuştu ne de ellerinde bir video var.
(Azmi) Ne oldu biliyor musun?
Azra, Fatma'yla senin tanışık olduğuna dair, şüphesinden bahsetti.
Avukat da kendince cinlikler yapıp, bilgi almaya çalışıyor.
Çok haklısın.
Azra'yı doldurdu, üstümüze saldı...
...böylelikle, belki bir şeyler yakalarım diye düşündü.
Amaç ortalığı bulandırıp, bilgi çıkarmak.
Aynen.
Ama ben yine de hastaneyi bir yoklayayım bakayım.
Fatma'nın durumu neymiş? İşi şansa bırakmayalım.
Evet, iyi olur.
(Müzik)
Azra nerede?
Şey alışverişte.
Bizim, Hindistan cevizi suyumuz bitmiş.
Azra da onu şey yapmaya gitti ama tabii her yerde satılmadığından...
...böyle toptancıdır falan.
Uzak, yani uzağa gitti.
Arda nerede peki?
Aa, Arda?
Alışverişte Arda.
Mutfakta, bir tane olsun Hindistan cevizi yok, kalmamış.
E, şimdi de suyu da lazım olmasın mı tatlı için.
Kaldık ortada öyle.
Azra, gitmedi mi almaya?
Ya değil mi?
Gitti de şimdi, Azra Hindistan cevizi kadar zaten.
Nasıl taşısın onu?
Ben de Arda'yı onunla birlikte gönderdim.
Ferhat Usta, bizim bu mutfak alışverişleri için...
...görevli bir erkek personelimiz yok mu yani?
Değil mi? Var. Olmaz mı? Tabii de var.
Ama onlar da çok uzağa gittiler şimdi, şey almaya.
Oo... Ne almaya?
Hah! Bıldırcın yumurtası almaya gittiler onlar da.
Ya.
Şimdi, bundan sonra kahvaltılarda bu diyet kahvaltıda...
...yeşilliklerin yanına, bıldırcın yumurtası da koyacağız gari.
Bundan sonra artık, yeni menüde o da olacak.
-Bıldırcın? -Ya. Bıldırcın.
Serap Hanım, Hülya Hanım geldi.
Tamam, geliyorum.
Allah iyiliğini versin senin Arda gibi!
Allah iyiliğini versin inşallah!
Nereden soktun, bu abidik gubidik malzemeleri aklımıza sen şimdi ya!
İşin yoksa artık, sabahları kahvaltının yanında bıldırcın yumurtaları koy.
(Ferhat) Tövbeler olsun ya Rabb’im!
Gülmeyin kız, siz de daha bıldırcın deyip, boncuk boncuk orada.
Bakın işinize hadi.
Zaten sinirlerim tepemde.
Ardacığım ne yaptın? Okulda mısın?
(Arda ses) Geldim Azra, geldim.
(Arda ses) Geldim okula da daha çıkmadılar dersten.
(Arda ses) Bekliyorum ben, sen merak etme.
Tamam, ben öğretmenin adını verdim zaten.
Sana teslim edecekler.
(Arda ses) Tamam, sıkıntı yok. Sen işini hallet haberleşelim.
(Arda ses) Buluşur döneriz ondan sonra restorana.
Çok sağ ol.
Ablacığım, hangi hastane demiştiniz?
Bu ilerideki, büyük ilk yardım hastanesi.
Tamam ablacığım.
İnşallah rahatsızlık vermedim sana. Böyle habersiz geldim ama.
Aa! Aşk olsun. Olur mu hiç öyle şey Hülyacığım?
Çok mutlu oldum vallahi.
Bir şey soracağım. Ne yersin? Ne hazırlatayım sana, ha?
Yok, hiç yemek olayına girmeyelim.
Ben yedim çünkü ama bir kahveni içerim.
Tamam, tabii.
Çocuklar.
Buyurun Serap Hanım.
Bize çok güzel bir Türk kahvesi şöyle. Orta değil mi canım?
Şekerli.
Şekerli. Benimkini biliyorsunuz zaten sade.
-Hemen efendim. -Hadi.
Ne güzel. Hayırlı uğurlu olsun diyeyim öncelikle.
(Hülya) Anlat bakalım, nasıl gidiyor böyle iş hayatı?
Güzel vallahi.
Bak, sana ne göstereceğim.
Kayınvalidem bugün, bir deste kartvizit bastırmış bana.
Neden?
"Senin adınla anılsın artık buralar" dedi.
Yani "İşletmeci sensin" dedi.
Serap, bir de kadını beğenmezsin.
Ne güzel, ne ince düşünmüş gördün mü?
Yani resmen, burayı namıyla sana bırakmış.
Ee, anladı herhâlde bana ne kadar haksızlık ettiğini.
Gönlümü almaya çalışıyor şimdi.
Hülya, ben sana şu kartvizitlerden vereyim.
Yakın çevrene dağıtırsın artık.
Tabii hayatım.
Yani, tavsiye bu işlerde gerçekten çok önemli.
Ne diyeyim artık, müşterinin takdiri de bol olur inşallah.
Sağ ol Hülyacığım.
Kusura bakma böyle yani, görgüsüz gibi eline tutuşturdum kartvizitleri.
İlk işime, ilk heyecanıma ver artık.
Feride Hanım da bu kadar uzun aradan sonra, yüzümü güldürdü ya benim.
Ya, öyle deme haksızlık ediyorsun.
Yani, sen onun kaç yıllık gelinisin.
Tabii ki yapacak hayatım.
Ee, ne yapıyor Sumru? Geliyor mu kafeye?
Yok, vallahi. "Bugün dışarıda çok işim var" dedi.
Tabii şimdi Cansu'ya falan, şu devir işlemleri var ya, onları halledecekmiş.
Haa!
Ciddi ciddi karar verdi yani?
Tabii canım. Zaten Cansu istemiş.
İyi. Hayırlısı olsun.
Cansu'nun da kafası karışıktı biraz.
Toparlar böyle, belki bir şeylerle oyalanır.
Aslında önceleri, ben de öyle düşünüyordum ama anlamadım.
Çünkü işletmede bulunmayacakmış.
-Öğretmenlik yapmaya, devam edecekmiş. -(Serap) Hı.
O zaman bu kız, niçin ısrarla kafeyi istedi ben anlamadım tabii.
Sumru düşünmüştür bunu.
(Hülya) Yok, canım.
Sumru'nun, çok daha önemli işleri var şimdi sizin şirkette.
Herhâlde diyorum Cansu da bir şekilde, hayatını garanti altına almak istedi.
(Hülya) O yüzden.
Hayatım, Sumru'nun ne önemli işi olabilir ki bizim şirkette?
Onun konumu belli, sıfatı belli.
(Serap) Ne yapacak yani, anlamadım ki.
Orası öyle.
Ama Sumru, böyle düşünmüyor belli ki.
Aman ne ne bileyim zaten onun yaptığı işlere, ben akıl sır erdiremiyorum ki.
Anlamıyorum.
Çocuklar. Ne oldu kahve?
Hadi.
(Kapı açılma sesi)
Kadir, oğlum.
(Feride) Hoş geldin.
Hoş bulduk.
Hayırdır?
Kusura bakmayın, sekreteriniz geleceğinizi söyleyince ben beklemek istedim.
Umarım vakitsiz gelmemişimdir.
Ne kusuru. Otur bakalım.
Çay içeriz değil mi?
Teşekkürler. Ben almayacağım.
Aslında, fazla vaktinizi de almak istemiyorum.
Haline bakılırsa, belli ki bir sorun var.
Evet.
Yani şöyle.
Feride Hanım, ben Azra'nın davasından çekilmek istiyorum.
Kendisiyle de konuştum zaten.
Sorun ne?
Aniden, neden böyle bir karar verdin?
Size de pek faydam dokunmadı, biliyorsunuz.
Bırak da buna biz karar verelim Kadir.
Benim işim bitti Feride Hanım.
Neden peki?
Seni, bu davadan vazgeçirten ne?
Abi, ben yanlış yaptım.
Sen haklıydın.
Melis'le Azra'yı bu işe, hiç karıştırmamam gerekiyordu.
Ya. Dediğime geldin.
İkisi de masum.
Azra, özellikle büyük zarar gördü bu işten.
Melis'e olan duygularına da yenildin. Farkındayım.
Azra konusunda, ben de çok pişmanım ama artık yapacak bir şey yok.
Melis konusunda da...
...Melis'ten kopmayı denedim ama...
...olmuyor be usta.
Cenk'le yüzleşmenin zamanı geldi artık.
Belki gerçek su yüzüne çıkarsa...
...senin için bazı şeyler daha kolay olabilir.
Hem, bir şüphenin peşinden nereye kadar gideceksin?
Bakarsın Cenk masumdur.
O zaman, hiç değilse Melis'i kaybetmezsin.
Usta benim, biraz daha zamana ihtiyacım var.
O zamanı iyi kullan.
Zira çemberin daralıyor.
(Feride) Yok, böyle karar verdim demekle geçiştirmek olmaz.
Çocuk oyuncağı değil oğlum bu.
Hayır, sen bana gerçekleri söyle ki...
...ben de seni, daha fazla zorlamayayım.
Dünyanın da sonu değil.
Başka bir avukat daha buluruz.
Cenk.
Ne olmuş Cenk'e?
Ben, Cenk'in saldırgan tavrı yüzünden aslında böyle bir karar aldım.
Anlayamıyorum.
Siz Cenk'le arkadaş değil miydiniz?
Ne geçti aranızda?
Feride Hanım, halimi görüyorsunuz.
Anlamadan, dinlemeden üzerime saldırdı.
Neden?
Azra'yla ilgili, beni yanlış anladı sanırım.
Benimle açık konuşur musun?
Yani Azra'yla avukatlık dışında da ilgilendiğimi düşündü.
Aramızda, duygusal bir bağ olduğunu düşündü sanırım.
Çok saçma ama böyle.
Gerçekten anlayamıyorum. Yani kıskançlık mı?
Başka bir gerekçesi olamaz zaten.
(Kadir) Feride Hanım, benim Azra'yla bir ilgim olamaz ki.
Azra, benim sadece müvekkilim.
En azından öyleydi.
O yüzden, beni bağışlayın ama ben devam etmek istemiyorum.
(Kapı vurma sesi)
Babaanne.
Gel canım.
Ben size kararımı bildirdim.
Fikrim de değişmeyecek.
Müsaadenizi istiyorum.
Teşekkür ederim her şey için.
İyi günler.
(Müzik)
(Kapı açılma sesi)
(Kapı kapanma sesi)
Bunun bir açıklaması vardır herhâlde Cenk.
Bir yanlış anlaşılma olduğu kesin de.
Yanlış anlaşılma olduğu doğru.
Babaanne ben sadece...
Kadir, bir kıskançlık olduğunu söyledi.
Doğru mu?
Aslında, tam olarak öyle değil.
Ya, ben sadece...
Azra'nın avukatı, sizin de arkadaşınızdı.
Yanlış bilmiyorum değil mi?
Doğru.
Babaanne, Azra yalnız yaşayan bir kız.
Ve Kadir, onunla çok ilgilenmeye başladı.
Zaten davayı da kaybetti.
Sürekli ilgilenmesi, bir tuhaftı yani.
Tek başına yaşayan bir kızın evine gidip gelmesi, beni rahatsız etti.
Doğru gelmedi.
Diyelim ki fazla ilgilendi.
Azra'ya, sahip çıkmak istedi.
Bu seni neden rahatsız etti?
Babaanne, ben sadece Azra'yı korumaya çalışıyorum.
Neyi sorguladığını, anlamadım ben şu an.
Hem sen demedin mi, "Bu kız sahipsiz biz sahip çıkalım" diye?
Dur oğlum. Sakin ol.
Sinirlenme.
Ben kötü bir şey demedim ki.
Affedersin babaanne.
Üzerime gelince öyle, ben de gerildim biraz.
Azra'nın, bundan haberi var mı?
Neyden?
Kadir'in, davayı bıraktığından.
Kadir önce, onunla konuşmuş zaten.
Hatalısın, biliyorsun değil mi?
Aslında ben, Kadir'le konuşmaya çalıştım.
Davaya devam etmesini istedim.
Ama kabul etmedi.
Haklı.
Bu olaydan sonra, Azra'yla görüştün mü peki?
Konuşmaya çalıştım ama pek sağlıklı bir konuşma olmadı.
Peki.
Çıkabilir miyim?
Cenk, geldiğinde sen bana bir şey söyleyecektin galiba.
Evet.
Bu sözleşmeleri inceledik de Haluk Bey'le.
Senin de haberin olsun istedim.
Gerekli firmalara gönderdik.
Tamam.
Çıkabilirsin.
(Müzik)
Hadi, ne olur uyan artık Fatma.
Benim tek umudum sensin.
Ne olur, uyan artık.
(Kapı açılma sesi)
Doktor Bey, nasıl durumu?
Bekleyeceğiz Azra Hanım.
Aslında değerlerinde, önemli gelişmeler var.
Ben de umutluyum elbet.
Ama her şeye, hazırlıklı olmak lazım.
-Geçmiş olsun. -Teşekkür ederim.
(Müzik)
(Azra dış ses) Ben inanıyorum Fatma. Sen iyi olacaksın.
(Azra dış ses) Bir gün uyanıp, tüm gerçekleri anlatacaksın.
(Azra dış ses) Bana yardım edecek tek insan sensin.
(Azra dış ses) Bunu yaparsan, sana söz veriyorum...
...yaşattığın acıyı unutmasam da seni bağışlayacağım.
(Azra dış ses) Ceza almaman için elimden geleni yapacağım.
(Azra dış ses) Benim için çok zor ama bunu yapacağım.
(Azra dış ses) Yeter ki sen benim yanımda dur.
(Azra dış ses) Gerçeği söyle.
(Azra dış ses) Kardeşimi sevdiğini biliyorum.
(Azra dış ses) Çünkü Mert...
...Mert, kolay kolay kimseyi sevmez.
(Azra dış ses) Yüreğin, bu kadar sevgiyle doluysa vicdanın da vardır.
(Azra dış ses) Tek umudum sensin.
(Azra dış ses) Dualarım seninle.
(Feride dış ses) Diyelim ki fazla ilgilendi.
(Feride dış ses) Azra'ya sahip çıkmak istedi.
(Feride dış ses) Bu seni, neden rahatsız etti?
(Müzik)
Kadir selam. Bir kapatma, bir şey soracağım sana.
Cenk, uzatmayalım dedim sana.
Kadir, bir şey soracağım dedim ya.
(Kadir ses) Dinliyorum. Evet?
Sen babaanneme, bizim Azra'yla birlikteliğimizden bahsetmedin değil mi?
(Kadir ses) Hayır.
(Kadir ses) Ama zaten, bir kıskançlık krizi olduğunu anlaması zor olmadı.
Cenk, senin babaannen zeki bir kadın.
Bu olayı, öyle kolay kolay geçiştirebileceğini...
...sanıyorsan yanılıyorsun.
Tamam ya, neyse ne işte. Ben avukat olarak yokum artık.
Konu kapanmıştır.
Tamam.
(Müzik)
(Azra dış ses) Eğer sen, Kadir'e engel olmasaydın Cenk...
...Mert'i, Sumru'nun elinden alsaydık...
...ve ben sana, bütün gerçeği söyleseydim.
(Azra dış ses) Seni çok seviyorum deseydim.
(Azra dış ses) Sana her git deyişimde, canımdan can koptuğunu haykırsaydım.
(Azra dış ses) Hayatımın sonuna kadar, seni seveceğimi söyleseydim.
(Azra dış ses) Şeker teyzeme, aşkların en güzelini bana bahşettin deyip...
...ellerini tutup öpseydim.
(Azra dış ses) Beni bağışlar mıydın Cenk?
(Cenk dış ses) Azra şimdi seni kolundan tutup, babaannemin karşısına çıkarsam...
...evet, kıskandım babaanne haklıydın.
(Cenk dış ses) Çok seviyorum onu diye haykırsam...
...ben bu kız için değil Kadir'i, dünyayı yakarım desem ne yaparsın?
(Cenk dış ses) Gene kaçıp, gider misin ellerimden?
(Müzik)
(Kapı vurma sesi)
Gel. (Kapı açılma sesi)
Hanımım, Melek Hanım geldi. Sizi görmek istiyor.
Aa!
Gelsin.
Nasılsın Feride anne?
İyiyim. Otur bakalım.
Nasılsın Melek? Ali'm nasıl?
İyiyiz. Çok şükür.
Ali de iyi. Okula gidip geliyor.
Dersleri de çok iyi.
Maşallah kuzuma.
Hayırdır, ne oldu?
Aa, şey Feride annem...
...ben Ali'yi ders çalıştırırken, defterinin arasında buldum bunu.
(Melek) Sana.
Annem, Ali'ye yazdırmış.
Hayırdır inşallah. Ne yazdırmış acaba?
(Müzik)
(Feride dış ses) Feride'm, seninle bunu konuşacaktım...
...ama çilemiz, hastalığımız bitmedi bir türlü.
(Feride dış ses) Konuşamadan nalları dikersem, mezarımda rahat edeyim istedim.
(Feride dış ses) Senin bu hayta torununla dünya tatlısı miras kelebeği...
...birbirlerini seviyorlar galiba.
(Feride dış ses) Evet, Azra'yla Cenk'i diyorum Feride'm.
(Feride dış ses) Bu senin hayta torun, kaptırmış gönlünü bizim kıza.
(Feride dış ses) Sana söylemeye çekinirler.
(Feride dış ses) Senin sevdaya hürmetin büyük, bilirim.
(Feride dış ses) Bu çocukların arkalarında dur.
(Feride dış ses) Aşkları heba olmasın.
(Feride dış ses) Sağ kalırsam da Azra için bana dünür olursun.
(Feride dış ses) Bunu da deyivereyim ahretliğim.
(Müzik - Duygusal)
(Müzik - Duygusal)
Arda, Azra.
Ne uzun bir alışverişmiş bu böyle.
Anneciğim bu Hindistan cevizi, biraz tropikal bir meyve olduğu için...
...biraz değil, bayağı bir tropikal meyve aslında. İşte zor bulunuyormuş.
Biz de bulamadık, biraz gezdik Azra'yla.
Biz aslında suyunu arıyorduk.
Ama bulamayınca dedik ki...
Dedik ki biz şimdilik, Hindistan cevizinin kendisini alalım.
Ondan sonra, suyunu zaten şef sıkar dedik.
Düşündük çok mantıklı geldi. Öyle bir şey yaptık.
Arda arkadaş, Mert'i bekledi.
Ee, Arda arkadaş, Mert'i bekledi çünkü malum Mert'in çıkış saatiydi ya.
Ama ben Arda'ya dedim, sen git ben alırım dedim.
Dedi ama Arda bunu kabul etmedi. Neden?
Çünkü Arda dedi ki hayır, dedi. Anca beraber kanca beraber dedi.
Mertciğim, sen istiyorsan Serap teyzene bir merhaba de.
Merhaba Serap.
Merhaba oğlum.
Arda, bak Ferhat Usta, bıldırcın yumurtası falan dedi.
Dalga geçmiyorsunuz değil mi benimle?
Yok, anneciğim biz seninle neden dalga geçelim?
Yani bıldırcın yumurtaları da aslında vardı ama o bizim ilgi alanımız değildi.
Bizim ilgi alanımız cevizdi.
Hindistan ceviziydi, biz onları hallettik.
Hadi ben mutfağa geçeyim.
-(Azra) Geliyorsun değil mi? -Geliyorum.
(Azra) Hadi gel canım.
Arda, ben eve geçeceğim. Beraber gidelim hadi.
Yok, anne ya ben Ceyda'yla falan gelirim.
Sen git.
İyi.
(Müzik)
Evet.
İşte burası, bizim yeni evimiz.
Artık seninle burada yaşayacağız.
Gel bakalım.
(Azra) Bak, burası mutfağımız.
Burada seninle, güzel güzel yemekler yapacağız.
Mert de pasta yapacak.
Evet. Mert de resimli pasta yapar.
(Azra) Gel bakalım.
Gel.
Burası da Azra'nın odası.
Nasıl? Beğendin mi?
(Müzik)
Azra, Mert'i yakalasın.
Gel buraya.
(Azra) Küçük mavi balık seni, gel!
Her şeyi koydun, değil mi kızım?
Koydum. Börek de yaptım. Çocuk seviyormuş madem.
Anneciğim, sen yemeğe kalmayacak mısın?
Yok, siz yiyin.
Ben Azra'ya gideceğim.
Ellerine sağlık Belkıs.
Hasan, Mert için yaptığımız alışveriş çantaları, arabada değil mi?
Evet, hanımım.
Arabadan hiç çıkarmadım. Direkt oraya gideceğiz diye.
Cenk'in arabaya mı koysak çantaları acaba?
Cenk, Azra'ya bırakabilir misin beni?
Ben bırakamam çünkü yıllık raporları falan hazırlamam lazım babaanne.
(Cenk) Hasan bıraksın seni.
Olur. Tamam.
Babaanne, senin için bir sakıncası yoksa ben de gelebilir miyim?
(Feride) Olur tabii.
Azra'yla buzları eriteceksiniz galiba.
Yani bir sıkıntımız yok.
Hadi gel o zaman.
(Müzik)
Geç bakalım.
(Müzik)
Nasıl? Beğendin mi odanı?
Mert; çok, çok, çok sevdi.
Azra da çok, çok, çok sevindi.
(Müzik)
Gel bakayım buraya.
Gel buraya.
(Gülme sesleri)
Biz seninle eskiden ne yapıyorduk, hatırlıyor musun?
Evet.
Aynen böyle.
(Gülme sesleri)
Azra'yla Mert çok mutlu.
Azra'yla Mert çok mutlu.
(Mert dış ses) Azra, Mert'e küsmemiş.
(Azra dış ses) Gerçekten mi?
(Azra dış ses) Artık barışmış yani.
(Mert dış ses) Mert, Azra'yı çok seviyormuş.
(Mert dış ses) Kırmızı balıkmış Azra.
(Azra dış ses) Mavi balıkmış Mert.
(Azra dış ses) Küçük bir akvaryumun içine düşmüşler.
(Mert dış ses) Mert burada kalacakmış.
(Azra dış ses) Sonsuza dek burada, sonsuza dek beraber.
(Azra dış ses) Küçük bir akvaryumda, küçücük bir dünyada.
Ayy! (Nefes sesi)
(Gülme sesleri)
Acıktın mı?
Mert'in karnı konuşuyor.
Gurulduyor olmasın o?
Gurulduyor. (Gülme sesi)
Bak ne diyeceğim sana.
Hadi gel mutfağa gidelim ve kendimize çok güzel bir şeyler hazırlayalım.
İster misin?
Hadi koş. Koş...
(Müzik)
Azra.
Söyle canım.
Mert müzik istiyor.
Ya.
Tamam. Getiriyorum hemen.
(Müzik - Duygusal)
(Müzik - Duygusal)
(Azra dış ses) Bir gün bunu takıp, karşına çıkacağım Cenk.
(Azra dış ses) Bizim için yapacağım bunu.
(Azra dış ses) Seni üzdüğüm her an için, af dileyeceğim.
(Azra dış ses) O gün gelecek inanıyorum.
(Azra dış ses) Seni sevmekten, o günü beklemekten hiç vazgeçmeyeceğim.
(Müzik - Duygusal)
(Müzik - Hareketli)
(Müzik - Hareketli)
(Müzik devam ediyor)
Cansu.
Cansu hadi, gel.
Gel.
Şimdi anne kız, güzel bir yemek yiyelim, ha?
Ee, neyi kutluyoruz tam olarak?
Bir şey kutlamıyoruz.
Yani sana yaptım hepsini.
Şu kırgınlıklara, artık bir son verelim. Cansucuğum lütfen.
Ben çıkıyorum anne. Sana afiyet olsun.
Cansu.
Nereye?
Babama söz verdim. Birlikte yemek yiyeceğiz.
Babana mı?
Ne zamandan beri, baba demeye başladın ona?
Yani henüz yüzüne söylemedim.
Ama sonuçta, gerçek bu değil mi?
Yani Burhan Bey deyip, yabancılaştırmanın ne anlamı var?
Cansu saçmalama.
Adi bir sabıkalı! Sahtekâr dolandırıcının teki o! Ne babası?
Anne, bunlar senin gördüklerin.
Onun, geçmişte yaptığı hatalar. Ama ben onu öyle görmüyorum.
Onun babalığını test etmem için illa sabıka kaydını görmeme gerek yok.
Onun, benim için neler yapabileceğini görmek istiyorum.
Cansu, ben bunu hak edecek hiçbir şey yapmadım, lütfen.
Anne, hak ettiklerimizi değil tercihimizi yaşarız.
Sen hep böyle söylersin, böyle yaparsın değil mi?
Gerekeni buydu yaptım dersin.
Bu sefer, benim için de gerekeni bu.
Cansucuğum!
Cansucuğum, ben seni sevmekten başka bir şey yapmadım.
Niye böyle yapıyorsun?
Anne!
Sevmek, bencilliğe hapsetmek değil.
Ki sen, beni yıllarca böyle sevmişsin, ben bunu yeni fark ettim.
Hatta ben senin yüzünden, herkesi böyle sevmeye çalışmışım.
Ama sevgi böyle bir şey değil.
Şimdi, ben de artık kendime sevginin ne demek olduğunu öğretmek için...
...bir şans tanıyorum.
Cansu ne olur, ne olur gitme!
Cansu, yalvarırım gitme! Ne olur beni bırakma!
-Ne olursun beni terk etme! Ne olur! -Anne!
Cık!
Yani altı üstü, bir yemek yiyip geleceğim. Niye bu kadar abartıyorsun?
Yalancının teki o! Dolduruyor seni işte!
Terk edeceksin beni. Ben seni kaybedemem.
Ben seni bırakamam. Ne olursun.
Yalnız sen kaybetmedin. İkimiz de kaybettik, tamam mı?
Azmi Bey'i falan, çağır istersen.
Yemeklerin boşa gitmesin.
Cansu! (Kapı kapanma sesi)
(Müzik)
(Müzik)
(Ağlama sesi)
Dur bakalım, bak.
Şunları da ye, çay içme öyle sadece.
Mert çay seviyor.
Ama sabah uyanamazsan, gösteririm bak ben sana.
Vallahi, gıdıklayarak uyandırırım seni anladın mı?
Mert uyanır.
Öyle olsun bakalım, göreceğiz.
(Kapı zili sesi)
Aa ah! Kim acaba bu saatte?
Dur, otur sen, geliyorum ben.
(Kapı zili sesi)
(Kapı açılma sesi)
(Hep bir ağızdan) Sürpriz!
Aa ah! Hoş geldiniz. Buyurun, buyurun.
Hoş bulduk.
-Sağ ol kızım. -Şunları vereyim ben.
Feride Hanım, bir ihtiyaç olursa buralardayım ben.
Tamam Hasan, sağ ol.
Ne gerek vardı bunlara, niye zahmet ettiniz?
Yeni evine hoş geldin, hediyeleri.
-Teşekkür ederim. -Mert nerede?
Yukarıda, buyurun geçin.
Hadi, siz onları getirin bakayım.
(Bateri sesi)
(Bateri sesi)
Arda!
Çık şu abine söyle, şunu kessin artık! Benim kafam şişti ya!
Anne, ne diyeyim ben?
Hem bırak işte adam döveceğine davul dövsün, daha iyi.
Allah'ım ya Rabb'im!
Abi, sen de cidden kafa bırakmadın ya.
Nasıl, sevdin mi böreği?
Mert çok sevdi.
Teşekkürler babaanne.
Afiyet olsun çocuğum.
"Babaanne" dedi ya. Şuna bak sen.
Bize gelince; Arda, Melis, Azra, babaanneye babaanne.
Öyle olsun Mert Bey.
Mert Bey değil, Mert.
Tamam, pardon.
(Feride) Kıskanmayın kızlar. Aa!
Mert, şuradaki poşette, sana çok güzel şeyler var.
Bakmak ister misin?
-Hediye? -Hı hı.
Hadi koş.
(Gülme sesi)
Canım benim.
Kadir davayı bırakmış.
(Müzik)
Ee...
Evet Şeker teyze.
Tatsız bir durum oldu da o yüzden.
Cenk'le kavga etmişler.
Evet. Aynen öyle, kavga ettiler.
Peki...
...neden kavga ettiler?
Yani, sanırım yanlış bir anlaşılma oldu.
Aslında Kadir, çok iyi bir insan.
Gerçekten. Ben avukatlığını da sorgulayamam.
Bence, elinden geleni yaptı.
Biliyorum.
Kadir arkadaşınızdı.
(Azra) Evet.
Ya Kadir aslında o gece, benimle dava konusunda konuşmaya geldi.
Bir gelişme olmuştu.
İşte, o sırada da Cenk gelince...
...Cenk sandı ki-- -Aranızda bir şey var.
Evet, aynen öyle.
Ama Kadir benim gerçekten, çok iyi bir arkadaşım.
Ben de onu, arkadaşım olarak görüyorum. O da beni öyle.
Yani Cenk, tamamen yanıldı. Öyle bir şey yok.
Ama Cenk, epey hırpalamış Kadir'i.
Evet ama Kadir, elini bile kaldırmadı Cenk'e.
İlginç.
Dövüşmeyi bilmediğinden değil herhâlde.
Yani evet.
Sanmıyorum, dövüşmeyi biliyordur herhâlde.
(Azra) İşte...
...Cenk de aklı sıra, beni korumaya çalışınca tabii...
Öyle mi diyorsun?
Niye?
Ne olabilir ki başka, Şeker teyzem?
Babaanne, aslında sen konuşsan, barıştırsan onları.
Kimleri Melis?
Azra'yla Cenk'i mi?
Aa yok, yok. Kadir'le.
Ya Ka-Kadir Bey'le abimi.
Ben, ne diyebilirim kızım? İkisi de yetişkin insanlar.
Ama Kadir de kendine göre haklı.
Tabii canım, ben yani Azra'nın davası için söyledim.
Yoksa bana ne yani.
Yani Melisciğim, zaten zaman geçince, herkesin sinirleri yatışınca...
...illa biz de oturup konuşuruz.
Düzelir yani, bu günler de geçer.
Siz doyduysanız, ben masayı toplayayım mı?
Böyle, ortalık bir ferahlasın diyorum da.
Doydun değil mi Şeker teyzem?
Yardım edeyim ben de sana.
O zaman, ben de torunumla biraz sohbet edeyim.
(Müzik)
Mert.
Ne yaptın bakayım?
Aa, ne güzel olmuş.
(Feride) Mert.
Sen bu evi sevdin mi?
Mert çok sevdi.
Mert.
Azra'yı bırakma, olur mu?
Sen olmayınca, o çok üzülüyor.
Hep ağlıyor.
Mert kalacak burada.
Azra ağlamasın.
Aferin benim oğluma.
Babaanne de kalsın.
Kalırım, kalırım tabii ama...
...başka bir zaman Mertciğim, olur mu?
Vereyim mi sana?
Yeşil.
Ay resmen, ecel terleri döktüm yukarıda.
Babaannem ne kadar sıkıştırdı, gördün değil mi?
Anlamış mıdır acaba?
-Sizi mi? -Yok, yok sizi.
Yok ya, sanmıyorum. Nereden anlasın bizi?
Ya Azra, bu arada teşekkür ederim.
Niçin?
Beni ele vermediğin için.
Ya hem abime hem babaanneme karşı.
Melis, bak.
Kadir, gerçekten çok iyi bir çocuk.
Ama abinle olan sorunu çözmezse, sizin işiniz gerçekten zor.
(Azra) Ayrıca senin de Cenk'ten, onay alman gerekiyor.
Ya bunlar böyle, saklı kalmaz ki. Gerçekler, illa çıkar ortaya.
Evet haklısın, biliyorum.
Ya Kadir'le konuştuk.
Ya "Ben halledeceğim, bir şeyler yapacağım" dedi ama bilmiyorum.
İkinizin de üzülmesini istemiyorum.
Gerçekten.
Aslında siz, abimle arayı düzeltseniz...
...Kadir de arada kaynar diyeceğim ama.
Keşke olsa öyle bir şey.
O zaman Kadir'le de bir sorun kalmaz, haklısın.
Neden olamıyor Azra?
Aranızdaki, bu çözülemeyen sorun ne?
Yani babaannemse, tamam.
İlk başlarda, biraz tepki gösterebilir.
(Melis) Ama sonra, yumuşar.
Sonuçta ikinizi de çok seviyor.
Keşke mesele, sadece babaannen olsa.
Ama değil işte, başka sorunlar da var.
Uff! Benim sorunlarım, o kadar çok ki Melis.
(Mert) Babaanne düştü!
(Mert) Babaanne düştü!
Babaanne düştü!
Babaanne! Babaanne! Babaanne düştü!
-Şeker teyze, dur! -Babaanne!
-Dur, dur, dur! -Babaanne!
(Azra) Yatıralım şuraya, gel.
(Azra) Hop, yavaşça.
(Azra) Gel, gel.
Azra şunu al. Ah babaannem ya.
-İyi misin ha? -Su.
-Su, tamam. -Biraz su getirin.
Su, su hazırla.
Sen de ilacımı getir çantamdan.
-İlacın. -İlacımı getir Melis.
Al Şeker teyzem.
(Azra) Al Şeker teyzem.
Babaanne, hangisi bunların?
(Feride) Şu.
Yani niye böyle oldu, ben anlamadım.
Bir hastaneye götürelim mi seni, ister misin?
Gerek yok.
İlacımı alayım kendime gelirim, toparlanırım biraz.
Ya babaanne, ne demek gerek yok?
Hastaneye gidelim, anneme haber verelim! Hasan'ı çağırayım ben!
Yok, çağırmayın kızım.
(Feride) Biraz heyecanlandım.
Mert'i, böyle mutlu görünce.
(Müzik)
Sen bir abini falan arasana, haberi olsun. Kötü görünüyor.
Tamam telefonum... Mutfaktaydı tamam, tamam.
(Azra) Şeker teyzem.
Hadi en azından, bir doktorunu arayalım ha?
-Bir duruma anlatalım. -Yok kızım.
Gerek yok.
Melis, bir şey öğrenmesin istemiyorum.
Ya niye, ne olacak?
Pek iyi değilim Azra.
Doktor, tekrarladığını söyledi hastalığımın.
Zaman zaman, böyle halsiz düşüyorum işte.
Ee tamam, tamam işte.
Herkese söyleyelim. Ne olacak ki Şeker teyzem?
Hem, evinde tedavini görürsün. Böyle yormazsın kendini.
Bak, çok üzülüyorum ben gerçekten.
İlaçlarımı alıyorum zaten, yapacak başka bir şey yok kızım.
Mert. Sen Mert'e bak, Mert'e.
(Feride) Korkmasın çocuk.
Mert.
(Azra) Ablacığım.
Tamam, tamam, tamam.
Bir şey yok. Bak Şeker teyzenin ayağı takılmış, ondan düşmüş.
Hiçbir şey yok korkma.
Gel, bir şeyim yok gel.
Gel bakayım kuzum, gel.
(Feride) Gel.
(Feride) Yok bir şey.
(Bateri sesi)
(Kapı açılma sesi)
(Telefon zili sesi)
(Telefon zili sesi)
(Arda) Melis.
Efendim Melis?
(Melis ses) Abi, babaannem fenalaştı.
Ne diyorsun Melis, nerede fenalaştı?
(Melis ses) Ya bilmiyoruz, birdenbire oldu.
Anlamadık biz. Azralardayız işte.
Ya abi, yalnız anneme çaktırma tamam mı?
Babaannem "Kimseye söylemeyin" dedi. Hastaneye de gitmek istiyor.
Azra, seni aramamı söyledi. O yüzden aradım.
Tamam, tamam Melis. Siz ilacını verdiniz mi babaannemin?
Verdik, verdik. Hadi, sen çabuk gelmeye bak.
-Tamam görüşürüz. -Abi, ne olmuş babaanneme?
Babaannem çok fenalaşmış.
-Arda, ben şimdi bakmaya gidiyorum. -İyi, tamam ben de geleyim.
Sen gelme, şimdi annem telaşlanacak yoksa aşağıda.
-Ben sana haber veririm, tamam mı? -Tamam ama ben de merak edeceğim.
-Ya ben de geleyim! -Arda, uzatma işte!
-Ben haber vereceğim diyorum sana. -Tamam bak, haber ver ama unutma.
(Müzik)
(Dalga sesleri) (Köpek havlama sesi)
Burası, çok iyi olmadı ya.
(Burhan) Diğer sefere, daha güzel bir yere gideriz.
Yoo.
Yani, ben balık ekmek severim.
Hem arada, evde kendi kendime de yapıyorum.
Olsun. Yine de sözüm olsun.
Diğer sefere, daha güzel bir yere gideceğiz.
Peki, tamam.
O zaman bir dahaki sefere, ben bir yere götüreyim.
Olur mu öyle şey?
Ben bir baba olarak, kızımı doğru düzgün bir yere götüremiyorsam, yuh bana.
Ya tamam da sonuçta maksat, birlikte bir şeyler yapmak değil mi?
Ya, orası öyle.
Ama ben şöyle, havalı havalı...
...koluma takarım kızımı, bir yerlere gideriz.
Sen, bana sinirlendiğin arkadaşlarını anlatırsın.
Ben bir celallenirim.
Kimmiş onlar, benim kızımı nasıl üzerler derim.
Sonra gider, bir araba sopa yerim.
Dayak kaçınılmaz diyorsun yani.
Evet, öyle.
Babam yapmıştı, bunu ablama.
Ben o zaman, ortaokulda falanım.
Bu böyle evde bir sinirlendi, bir celallendi, efelendi.
"Benim kızımı üzeni ben de üzerim" dedi, fırladı gitti evden.
Sonra bir geldi.
Kafayı gözü patlatmışlar.
Ablam nasıl üzülmüştü.
Yani, yine de yapmış sonuçta kahramanlığını.
Ee, tabii.
Peki, kimdi onlar?
Bakkalın oğulları.
Ablama takmışlar kafayı.
Ablam da çok güzel kızdı.
Ama öyle hiç kimseye yüz vermezdi.
Gelip geçerken, laf atıyorlar falan.
Artık nasıl rahatsız ettilerse, gelip babama söylemiş.
Ne güzeldir kim bilir?
Yani, sığınabileceğin bir liman olması.
Ailenin direği.
Babam.
(Müzik - Duygusal)
Ben...
Ben iskele babasıyım kızım.
Bak, şu kayıkları bağlıyorlar ya.
Böyle fırtınada bir yerler gitmesin diye, bağlı duruyorlar öyle bir mantar.
Fırtına da kopsa, kayıklar bağlı.
Ne güzel söyledin.
Bir fotoğraf çekeyim mi?
Rahatsız olur musun?
Yo, olmam. Çekelim.
Dur bakalım.
Ihı.
Hah, tamam.
Gel bakalım.
Yo.
Sen çıkmıyorsun böyle, ver ben çekeyim.
Ya yaklaşsana, gel.
Çekiyorum. (Deklanşör sesi)
Baba gülümsesene.
(Müzik - Duygusal)
Bir tane daha çekeyim.
(Deklanşör sesi)
Babaanne bak, inat etme artık hadi, bir hastaneye götürelim seni.
Oğlum iyiyim ben. Beni rahat bırakın.
Biraz dinleneyim, eve gidelim sonra.
Şeker teyze, istediğin bir şey var mı?
Yok kızım, istemem.
Babaanne iyi olsun. Mert çok üzüldü.
İyiyim kuzum, iyiyim ben, merak etme sen beni.
-Azra? -Ha?
Mert, odasına gidebilir mi?
Tabii ki bir tanem, tabii ki.
Cenk gidiyor mu?
Ha yok Mert, ben buradayım.
Babaannem iyi olsun, onu alıp götüreceğim eve.
Sen güzelce yat, dinlen olur mu?
(Cenk) Hadi, iyi geceler.
İyi geceler canım.
(Nefes sesi)
Şeker teyze bir şey istemediğine emin misin, su falan?
Sağ ol kızım, yok istemiyorum bir şey.
Yardım edeyim mi canım?
Yok, sağ ol.
Seni de apar topar çağırdım, kusura bakma.
(Sumru) Sinirden ölecek gibi oldum.
Tabii ki geleceğim hayatım.
Keşke üzgün olmasan.
Biraz, zamana bırakmak lazım.
Cansu da değişecek zamanla.
Değişmeyecek.
Kaybettim ben kızımı artık.
Yani ne yaptım bilmiyorum, bunu hak edecek ama...
...o kadar gücüme gidiyor ki.
Sakin ol. Bak mantıklı ol. Sumru, bu değil.
Sabırlı olacaksın, bekleyeceksin.
Burhan değiştirdi kızımı.
Sadece Burhan mı Sumru?
Bir yanda Cenk, bir yanda Azra kızın başına...
...neler geldiğinin, farkında değil misin sen?
(Azmi) Anlayışlı olmamız lazım ona karşı.
Onlara da ayrı bilendim zaten.
Cenk de ailesi de bu yaptıklarının bedelini, çok ağır ödeyecekler.
Mademki kızımı kaybetmeme sebep oldular.
Bu bedeli ödeyecekler.
(Sumru) Burhan da.
Burhan da ödeyecek.
Mahvedeceğim onu.
Bak, gör ne yapıyorum.
(Müzik - Duygusal)
Sağ ol.
Sen, babaannenle konuşabildin mi hiç hastalığı konusunda?
Yani, kontrole gittiğini biliyorum ben.
Ama bana, iyi olduğunu söylemişti.
İyi falan değil Cenk.
Hastalığı tekrardan nüksetti.
Off!
Yani bir hastaneye götürsek, bir yatırsak o kadar rahatlayacağız ki.
(Cenk) Melis, duydu mu bu arada konuşulanları?
Yok, yok duymadı. Merak etme.
Bunu bir şekilde, söylemem lazım artık ona.
Hayır onu bunu geçtim, hâlâ işe gitmeye çalışıyor o haliyle.
Belki de önce, doktoruyla konuşmamız lazım.
Ya belli ki bizden sakladığı, bir sürü şey var.
Yani böyle koşturarak, iyileşilmez ki zaten.
Ne bileyim, belki bir kemoterapi, bir şey görmesi lazım.
Öyle de işte...
...annemler falan anlamasın diye, böyle davranıyor o da.
Bence de öyle.
(Telefon zili sesi)
(Telefon zili sesi)
Arda'yı unuttuk ya.
Efendim Arda?
(Arda ses) Ne yaptınız abi, aramadın?
(Arda ses) Nasıl oldu babaannem, hastanede misiniz?
Ee, yok şu an, her şey yolunda Arda.
Azralardayız. Birazdan alıp, geleceğim zaten babaannemi.
Ama sen yine de anneme bir şey belli etme, olur mu?
Görüşürüz.
Azra.
Babaannem bu konu yüzünden, seni de bir sıkıştırdı galiba, değil mi?
Kadir konusu mu?
Hı.
Yani evet, ağzımı yokladı tabii biraz ama...
...bir şey dememdim öyle.
Cenk, beni korumak için bir şeyler yapmaya çalıştı falan dedim.
Ne diyebilirim ki zaten?
(Müzik - Duygusal)
Babaannem, bir şeylerin farkında Azra.
Yani senden şüphelenmiyor olsa bile, benden şüpheleniyor.
Kıskançlık da yaptığımdan emin yani.
Eğer şüpheleniyorsa, sana yine soracaktır bu konuyu.
Ne diyeceksin peki o zaman?
Yani ne diyebilirsin ki?
(Müzik - Duygusal)
Öyle bir şey olmadığını söyleyeceğim.
Sana karşı...
...bir şey hissetmediğimi söyleyeceğim.
Yani, kıskanacağım biri değil ki diyeceğim.
(Cenk) Sıradan...
...herhangi birini, koruma çabasıydı işte.
(Müzik - Duygusal)
Cevap zaten, seni de mutlu eder sanırım.
(Müzik - Duygusal)
Benim için çok zor.
Yani öyle, her zaman söyleyemeyebilirim.
Demin, bir anda ağzımdan çıktı ama.
Biliyorum.
Anlıyorum seni.
Önemli değil.
Yalnızca bir şeye ihtiyacın olduğunda, aklına ben geleyim yeter.
Senin için bir araba sopaya da, ölüme de gözüm kapalı giderim.
Şey...
...geç oldu, ben artık eve gideyim.
(Cansu) Bana, bir taksi bulalım mı?
Olur, mu öyle şey? Ben seni, bırakırım arabayla.
Kardeşim, nedir bizim borcumuz?
-(Balıkçı) Geliyorum abi. -Tamam.
Peki, tamam o zaman.
Hem sen annene söyledin mi, biliyor mu buluşacağımızı?
Biliyor, evet.
Bir sorun falan çıkartmadı inşallah.
Yok.
Yani sadece seninle görüşmeme, şiddetle karşı çıktı.
Ha.
Sorun çıkartmadı yani.
-(Erkek) 30 lira rica edeyim. -30 lira.
Tamam.
Al bakalım. Tamam. Hadi.
Anneciğim, iyi misin sen?
İyiyim. Yorgunum biraz yatacağım.
(Kapı açılma sesi)
(Kapı kapanma sesi)
Ee Cenk, sen ne ara gittin oraya?
Gittim işte bir ara.
Şey, ben çağırdım abimi anne. Babaannem, ilaçlarını unutmuş da.
Ha, öyle mi?
İyi madem.
Abi.
Babaannemin nesi varmış?
Bir şeyi yok ya, tansiyonu düşmüş sadece.
Senin tansiyon nasıl?
-O ne demek? -Azra.
Arda, hadi iyi geceler koçum.
-Azra? -Ha?
Babaanne de gitmesin bu evden.
Belki de gitmez.
Belki ileride, hep birlikte yaşarız.
Mert, Azra, babaanne.
(Nefes sesi) Ve sevdiğim adam.
Hep birlikte oluruz.
Çok mutlu oluruz.
Mert, Cenk'i seviyor.
Azra da Cenk'i seviyor.
Hem de çok seviyor.
Düşünsene.
Bütün kötü günler geride kalmış.
Biz hep birlikteyiz.
Çok mutluyuz.
Hayal etmesi bile, çok güzel değil mi?
Azra, baba gibi yemekçilik yapacak.
Lokanta olacak.
Tabii, neden olmasın?
Bakarsın ileride, kendi restoranımızı açarız.
Hatta oraya, babamızın adını veririz.
Çok güzel olmaz mı?
(Müzik - Duygusal)
(Müzik - Duygusal)
(Nefes sesi)
(Müzik)
Mert.
(Azra) Mert.
-Ha. -Hadi uyan.
Uyan, okula geç kalmayalım.
(Azra) Günaydın.
Günaydın.
Hadi uyan bakalım, servisi kaçırmayalım.
Sen elini yüzünü yıka, ben de kıyafetlerini hazırlayayım.
(Müzik - Duygusal)
Mert, hadi kalk. Servisi kaçıracağız.
Alo Melis, günaydın. Uyandırmadım değil mi?
Feride teyze nasıl oldu?
Kötü bir durum yok, değil mi?
Yok, yok. Dün gece de iyiydi. Gelir gelmez uyudu zaten.
Merak edilecek bir şey yok yani.
Şey Azra...
...şey diyeceğim ben...
...dün gece, bayağı bir düşündüm.
Benim için Kadir'le konuşur musun?
Yani abimle bir konuşsalar...
...bir şekilde, aralarını düzeltseler falan.
Azra lütfen.
Ya konuşurum, konuşurum tabii. Niye konuşmayayım.
Biraz zaman geçsin, olur mu Melis?
Tamam merak etme, ben iki, üç güne konuşurum zaten.
Tamam söz.
Hadi o zaman görüşürüz, bye bye.
(Müzik - Duygusal)
Aa, mavi balık sen giyinmemişsin ama daha.
Mavi balık acıktı.
Tamam, bak ben sana çok güzel bir sandviç yaptım.
(Azra) Bunu serviste yersin, olur mu?
Hadi, koş giyin çabuk. Hadi çabuk, çabuk, çabuk.
(Müzik - Duygusal)
(Müzik - Duygusal)
(Kapı vurma sesi)
(Kapı açılma sesi)
Günaydın babaanne.
Gel oğlum.
(Kapı kapanma sesi)
Babaanne, bak artık seninle gerçekten kavga edeceğiz.
Ne o, kavgacı torunum...
...şimdi de yaşlı bir kadınla mı cenk edeceksin?
Edeceğim babaanne.
Ya sen bu hastalığın seyrini, iyice saklamaya başladın benden.
Azra anlattı. Hiç öyle darılma, gücenme ama böyle olmaz yani bu durum.
Azra da her şeye susup, benim hastalığım hakkında çenesini tutamıyor.
(Cenk) Anlatacak tabii babaanne. Başka bilen mi var?
İkimiz biliyoruz. İkimiz de yanlış biliyormuşuz zaten.
Bak ne olur, inat etme artık. Beraber gidelim şu doktora
Yok oğlum. Benim şirkette çok işim var.
Tamam, sonra alırım randevuyu...
...iki askerimle beraber gideriz.
Babaanne, geçiştirme bak.
Zaten ben senin, bu kadar yoğun çalışmanı da istemiyorum.
Daha emekliliğime var oğlum.
Tamam, doktordan randevu alır, giderim söz.
Sen, geçiştirmeye devam edeceksin belli. Ben işimi garantiye alayım.
Sen bir doktorun numarasını, versene bana.
-Al bakayım. -Tamamdır.
İşte bu kadar Feride Sultan.
(Öpme sesi) Görüşürüz.
(Kapı açılma sesi)
(Kapı kapanma sesi)
(Ayak sesi)
-Günaydın Hülya Hanım. -Günaydın, günaydın.
-Bana bir kahve getirir misin? -(Garson) Tabii efendim.
Bir de şunu vereyim, assana.
(Nefes sesi)
(Sandalye çekme sesi)
Evet.
(Gürültü sesi)
-Selam! -Selam.
Nasıl çıkmışım? Röportajı sonra okursun.
Sumru sen, bayağı magazine doğru yürüyorsun anladığım kadarıyla.
Oho ben daha nerelerde olacağım, sen bak, gör.
Şu an, ne diyeceğimi bilemiyorum. O kadar şaşkınım ki.
Çelenler böyle bir şeye, nasıl izin verdiler ki?
Bunca yıllık şirketin, bayağı yüzü gibi olmuşsun.
İzin falan almadım ki. Ne gerek var ki?
Hayır, zaten röportajımda onları övüyorum, belirtiyorum.
Yani, onları krizden nasıl kurtardığımı falan anlatıyorum.
Feride Hanım, bundan hiç hoşlanmayacaktır.
Hülya, benim sayemde kurtuldular.
Yani kızacak ne var bunda? Reklamlarını yaptım.
Hem onlardan övgüyle bahsettim.
"Çelen Grup yükselerek geliyor" falan dedim.
İyi.
İnşallah, umarım öyle olur.
(Hülya) Ne diyeyim? Büyük cesaret.
Savaşacaksan, cesaretin olacak biraz.
Sen Çelenlerle...
...savaşa mı yürüyorsun yoksa onlara destek mi oluyorsun? Anlamadım şimdi.
Yok, canım lafın gelişi söyledim.
Ortağı olduğum şirkete, niye savaş açayım? Allah aşkına. Değil mi?
Ha bu yaptıklarınla bence gerçekten...
...kendini, bir savaşın ortasında bulabilirsin.
Hodri meydan. Savaşmak isteyen savaşır.
Ben Azmi Bey'den de beklediğim teklifi alırsam...
-Ne teklifi? -Evlilik teklifi.
Ne? Niye öyle bakıyorsun? (Gülme sesi)
Allah Allah!
Neyse, ben şirkete gidiyorum. Tebrikleri kabul edeceğim.
Peki.
Kalsın bu, sende kalsın. Röportajı oku dedim.
Bak ne diyorum, bak.
Küçük işletmeden, büyük ortaklığa. Küçük bir kafede.
Kafe kim?
Biziz!
Hani gidiyorum ya. Giderayak reklamla falan, bir faydam olsun dedim.
(Sumru) Bak, Sumru Güneş her yerde. Hadi görüşürüz.
Şaka gibi, inanamıyorum sana.
Çok geçmiş olsun kadına ya!
O kadar stresten sonra...
İyi ama şimdi, çok şükür.
-Mert'i anlatsana. -Mert ne yapsın işte.
Mert çok iyi, akşam çok eğlendi.
İşte sabah da ben onu servise bindirirken...
..."akşam Azra gelecek, beni alacak" falan dedi. Bir tanem benim ya!
İşte bak gördün mü? Ne güzel çocuk da düzeldi vallahi.
Evet.
-Günaydın. -Günaydın!
-Günaydın. -Nasıl gidiyor bakalım, günün menüsü?
-Hazırlık yaptınız mı? -Evet şimdi başlıyoruz.
-Şimdi başlıyoruz. -Şimdi başlıyoruz. Başlıyoruz yok!
Neydi parolamız? Yatanın, yürüyene borcu var.
Çeneniz değil, eliniz çalışsın azıcık.
Günaydın.
Günaydın Serap Hanım.
Feride Hanım'ın vakıf yemeği için menü hazırlanacaktı.
Azra, sana söylemiştim.
Evet, evet ben yaptım birkaç tane menü de...
...bir şefimle konuşayım. En son, teyit için geleceğim ben size.
Ha yani, daha konuşmadın.
Bismillah. Daha mesai, yeni başladı Serap Hanım.
Öğlene kadar masamda istiyorum onu, tamam mı?
Ha, bu arada Azra...
...menü çıktıktan sonra, hazırlayıp bana servis yapacaksın.
Ama bizim, günlük menümüz de var ya...
...onu yapmamız gerekiyor. Bunun malzemeleri yetişmez, farklı.
Sağa sola kaytarmazsan belki yetişir. Bir dene istersen.
Peki.
Hadi, kolay gelsin.
Sağ olun Serap Hanım, sağ olun.
-Neydi yani şimdi bu? -Gıcıklık yapıyor işte.
Vallahi sana bir şey söyleyeyim mi, yıldırma politikası bunlar.
-(Ferhat) Ama sen yılmayacaksın. -Yılmayacağım.
İyi de şef yani menü yok ortada daha, nasıl yetişecek gerçekten?
Ne bileyim ben, erken karar verirsek belki yetişir.
Önce, şu günün menüsüne bir bakalım.
Şef, baksana bir, benim aklıma çok güzel bir fikir geldi, bu menü için.
Kızım, sırayla şey etsek daha iyi olmaz mı?
Ya yok, bir dinle. Bak, bugünkü menümüzün malzemelerini kullanarak...
...ikinci bir menü çıkaracağız. Yani sadece, tatlısı başka bir şey olacak.
Onu da sonra karar veririz canım, ne olacak.
Sen şimdi diyorsun ki...
...aynı malzemelerle iki farklı menü, beş çeşit yemek.
Aynen öyle.
-Vallahi korkulur senden. -Ne sandın?
Gel. Bak şimdi.
(Kapı vurma sesi)
Gel.
Cenk Bey, günaydın.
Günaydın Haluk Bey. Buyurun.
Bunu görmek isteyeceğinizi düşündüm.
Nasıl bir rezillik, ne yapmaya çalışıyor bu kadın?
Anlamak mümkün değil.
Babaannemin haberi var mı bundan?
Ben onunla konuşmadım, açıkçası siz onunla konuşursanız daha iyi olur.
Konuşacağız.
(Haluk) İzninizle.
Haluk Bey, Sumru Hanım'ın da olacağı, acil bir toplantı düzenlemenizi istiyorum.
-Hemen. -Tamam Cenk Bey.
(Müzik)
Vallahi ne diyeyim Azmi, beni gerçekten şaşırttın.
Yani yemek şirketinde CEO'luk yapan birinin...
...inşaat alanında, böyle bir proje üretmesi açıkçası beni şaşırttı gerçekten.
Vallahi bir zamanlar inşaat sektörüyle ben de ilgilendim.
Yani çok yabancısı değilim, çok sağlam danışmanlarım vardı.
Ama bu CEO'luk işi falan çıkınca, öyle bir rafa kaldırdık falan ama.
Keşke hiç kaldırmasaymışım.
Doğru, bazen aldığımız kararlarda, ileriyi göremiyoruz ne yazık ki bu işlerde.
Ah Mesutcuğum, ah! Haklısın.
Bir işe hayallerini adamış ve kendini bağlamışsan...
...onun ölü bir yatırım olduğunu, çok geç anlayabiliyorsun.
Neyse, artık bundan sonrasına bakacağız.
Ben bu projeyi, evde bir düşüneyim.
Ne de olsa, bundan sonra sık sık görüşeceğiz seninle, değil mi?
-Tabii. -Bu arada...
...benim ofise de geliyorsun, tamam mı?
Gelirim.
O zaman bana müsaade.
Müsaade senin.
-Görüşürüz kardeşim. -Görüşürüz.
Azmi! Bana bunu açıkla Azmi.
Nedir o? Ben de bilmiyorum.
Nasıl bilmiyorsun, Sumru'yla çevirdiğin yeni oyunlar işte.
Neden bahsediyorsun sen?
Azmi, röportajı senin ayarladığını adım gibi biliyorum ben.
Niye böyle bir şey yapayım ki? Yıllarca, kendime bile yapmamışım.
İşte, kadın kendine bir şey ayarlamış, yapmış. Ne var?
Bu kadın gitti, kendi kararıyla röportaj yaptı, öyle mi?
Yani en azından, bana sormadı.
Yönetimden bağımsız, nasıl yapabiliyor böyle bir şey?
Ben nereden bileyim?
Ayrıca, şirketin reklamı oldu diye düşünebiliriz.
Bizim böyle ucuz reklamlarla işimiz olmaz. Yapanlar da bedelini öder.
(Kapı çarpma sesi)
Çenk Çelen.
Başarımın ve emeklerimin üstüne çöreklenen bir amatör.
Yalnız, Sumru'nunki de iyi cesaret.
Ne var bunda?
Geldi şirketi kurtardı, reklamını da yapacak tabii ki.
Vallahi helal olsun Sumru'ya, ne diyeyim.
Yani düşünsene, önce...
...Çelenlerden destek alıp, girişimci olacaksın...
...sonra o destek bir anda geri çekilecek ama sen yüklü miktarda bir parayla...
...gelip, aynı şirkete ortak olacaksın.
Vay, vay, vay! Ne düşüneceğimi bilemiyorum.
Kadınların işine akıl sır ermez Mesutcuğum, istersen hiç kafa yorma.
Bak, bu konuda çok haklısın.
-Hadi, görüşmek üzere. -Görüşürüz.
(Müzik)
(Kapı vurma sesi)
Gel.
Cenk, Haluk Bey'i gördüm gelirken, toplantı istemişsin. Hayırdır?
Bunun için.
Nedir bu?
Hadsiz!
Kim izin verdi buna, nasıl yapabilir böyle bir şeyi?
Bilmiyorum babaanne.
Azmi'nin yanına çıktım şimdi, "Benim haberim yok." diyor o da.
-Sen de inandın mı? -Hayır tabii ki.
Toplantıyı iyi düşünmüşsün. Bir an evvel, bu kadınla konuşma yapmak gerekiyor.
Bu Mesut denen herif de Azmi'nin yanındaydı.
Mesut?
Hülya Hanım'ın eşi var ya.
-Ne işi varmış burada? -Bilmiyorum.
Bilmiyorum ama burnuma pek iyi kokular gelmiyor.
Zaten bu Mesut, davadan beri Azra'ya düşman.
Ne ara böyle Azmi'yle sıkı dostluk kurdular, anlamadım.
Sumru, onun hanımıyla arkadaş değil mi zaten?
Evet. Annemin de iyi arkadaşı.
Azmi'yle öyle tanışmışlardır işte.
Finans kaynağı bu adam olabilir. İnşaatçı değil miydi bu?
Yani evet, inşaatçı ama öyle büyük çaplı bir firması yok adamın.
Azmi'yle güçlerini birleştirmiş olamaz mı?
Olabilir tabii. Mümkün.
Toplantı kaçta?
20 dakika sonra başlarız.
Bir an evvel bu kadına haddini bildirmemiz gerekiyor. Yoksa önünü alamayız.
Azra'yı daha iyi anlıyorum şimdi, bu kadını tanıdıkça.
Şef. Şef, şef.
Bunlar hazır, ben götürüyorum bunları.
Gayet güzel görünüyor.
Götür bakalım Serap Hanım'a, bir tadım yapsın, beğenecek mi?
Vallahi bence, kesin bir kusur bulacak.
Vallahi bir kusur bulursa, şef yaptı derim. Ne olacak canım.
Ana! Aferin benim güzel kızıma.
Yak. Beni de yak, kendini de yak, mutfağı da yak. Her şeyi yak.
Tamam. Merak etme, Mine yaptı derim.
Hah! Çünkü bir tek ben eksiktim, beni yak.
Niye korkuyorsunuz bu kadar canım?
Tamam, ben kendimi feda ederim, olur.
Aman, tüylerim diken diken oldu vallahi. Götür şunu hadi.
Hadi ben gidiyorum. Şans dileyin bana.
(Mine) Hadi bol şans.
Hadi bakalım.
-Ne yapayım ben? -Sen devam et o işe, ben de gideyim.
Tamam.
(Boğaz temizleme sesi)
Buyurun Serap Hanım.
Tamam. Bekle lütfen.
Tamam. Bekliyorum, buradayım.
(Telefon mesaj zili sesi)
Ne bunlar? Aa!
Allah Allah!
Alo. Hülya, ne bunlar, ne oluyor Allah aşkına?
(Hülya ses) Senin haberin yok herhâlde, Sumru sizin şirketin...
...reklam yüzü olmaya karar verdi sanırım.
Allah Allah! Olur mu hiç böyle şey, ne yapmaya çalışıyor Sumru?
Tamam. Bu derginin adı ne? Sen onu versene bana.
Tamam.
Tamam canım, sağ ol. Haber verdiğin için de sağ ol.
Hadi görüşürüz.
Azra, tamam. Götürebilirsin bunları sen. Güzel hepsi.
Ama denemediniz.
Azra, tamam. Götürebilirsin. Al hadi.
Tamam, güzel. Al hadi.
Oğlum, gelsene sen.
Gel hemen.
Hemen gidip bana "İş Dünyamız" dergisi alıyorsun. Tamam mı?
-"İş Dünyamız", hadi fırla. -Hemen efendim.
Allah!
(Telefon zili sesi)
Serap da okumuş galiba.
Serap nereden biliyor "İş Dünyamız" dergisini de okusun, Allah aşkına.
Dergiyi Hülya'ya götürdüm ben, o okumuştur, özet geçmiştir Serap'a.
Bilirim ben bunları.
Hiçbirinin tadına bakmadı.
Sumru, bu kadar ne yapmış olabilir bilmiyorum ama...
...çok sinirliydi. Gerçekten, çok sinirliydi.
Neydi bunun çıktığı dergi?
"İş Dünyamız" dedi ama.
"İş Dünyamız."
Ben o dergiden, bir tane aldırayım bizim çocuklara. O iş bende.
Aldırsana şef.
Yani bu kadın, ne yapmış olabilir ki dergiye çıkacak kadar?
Canım Sumru bu, bulmuştur bir şey.
Peki, yani bunların arası düne kadar gayet iyiydi.
Şimdi ne oldu yani? Nedir bu, anlamıyorum.
Bir aldırsın şef şu dergiyi, bakalım bir.
Evet.
Buyurun Serap Hanım.
Hah! Tamam. Sağ ol.
(Müzik)
(Serap) Bak, bak, bak.
Ne yapmış bu?
(Feride) Biz ilkelerimizle, saygınlığımızla anıldık her zaman.
(Feride) Hiçbir zaman, reklama ihtiyaç duymadık.
Tevazuuyla anıldık, yaptığımız işle, verdiğimiz hizmetle konuşulduk.
Eğer yüzümüz resmedilecekse...
...karnı tok çocuklar olsun. El uzatılan, düşkünler olsun.
Verdiğimiz hizmetle bizi takdir eden, müşterilerimiz olsun.
Onların takdiri, bize yeter Sumru Hanım.
Böyle dergilerde, sizin yüzünüzle...
...reklam edilecek bir firmamız yok bizim, kendinize gelin.
Feride Hanımcığım, ben bir konuşabilir miyim mümkünse?
Buyurun.
Şimdi, bence siz yazıyı, çok iyi okumamışsınız.
Çünkü ben burada, şirketimizi çok övdüm.
Bakın, burada çok güzel sözler söyledim. Çok yücelttim şirketi. Yani...
...bence, bana biraz haksızlık ediyorsunuz.
Siz aldığınız hisselerin, tüm detaylarını vererek mi...
...bizi övmeye çalıştınız Sumru Hanım?
Ya da verdiğiniz o boy boy fotoğraflarla, kriz çözdüm havasında.
(Cenk) Bizi, öyle mi göklere çıkarmaya çalıştınız?
Aslında, sormam gereken soru şu...
...siz kimsiniz ve hangi hakla, böyle bir demeç veriyorsunuz?
Cenk Beyciğim, ben bu şirketin ortağıyım. Hatırlatmama gerek var mı?
Sumru Hanım, bu şirket çok ortak gördü.
Ama haddini bilmeyenleri, maziye gömmeyi de bildi. Siz de bunu hatırlayın.
Ama siz, bu şekilde beni dışlayamazsınız. Hoş değil yani bu da hiç değil hem de.
Kimseyi dışlamıyoruz biz, aksine...
...şirketimizin bir parçası olarak, yerinizi, haddinizi bileceksiniz.
Şirketin değerlerine yakışır nitelikte, davranışlarda bulunacaksınız.
İstişare etmeyi öğreneceksiniz.
Şimdi Feride Hanım, ben tekrar belirtmek istiyorum, röportajımda şunu belirttim.
Krizde olan bir şirkete, doğru destek verirseniz nasıl ayaklanır.
Yani onu anlatmaya çalıştım. Bence beni yargılıyorsunuz siz.
Sumru Hanım, tekrar anlatıyorum.
İyi dinleyiniz. Burası bir aile şirketi.
Kendi değerleriyle var oldu ve bundan sonra da öyle olacak.
Hiç kimse, kurula danışmadan...
...onay almadan, kendi başına herhangi bir şey yapamaz. Yaptığında da...
...gereken yaptırım, disiplin cezası neyse verilir.
Anlaşıldı sanırım artık.
Evet arkadaşlar, toplantı bitmiştir. Dağılabilirsiniz.
Hayır yani Azmi, aşk olsun. Ağzını açıp, bir kelime bile etmedin.
Hayatım, o zaman benden bilirlerdi. Bunu konuştuk seninle.
Ayrıca şimdi onlar, sana haddini bildirdiğini zannediyorlar.
Peki, aslında olan ne?
Neler yapabileceğini gördüler. Çok tedirgin oldular.
Ama disiplin cezası falan diyorlar.
Disiplin cezası ne?
En son verilecek şey, Allah aşkına. Ayrıca senin, bunu göze almış olman lazım.
Bir düşünsene, o dergideki yazıyı okuyanlar...
...şu anda seni merak ediyor, araştırıyor.
Bu kazanca değmez mi?
Öyle mi diyorsun?
Peki.
O zaman, bugün şirkette yeterince varlık gösterdim. Kaçıyorum.
Tamam.
-Görüşürüz. -Görüşürüz.
Utanmadan bir de iyilik yaptım diyor. Kadına bak.
Arsız çünkü, arsız.
(Kapı vurma sesi)
Gel.
Cenk Bey, beni istemişsiniz.
Doğan Bey, bu kadına ait mail adresi, konuşmaları...
...şirket üzerinden yaptığı, bütün görüşmelerinin...
...kayıtlarını, denetim altına almanızı istiyorum.
Biliyorum, zor olacak ama şifrelerini kırın gerekirse.
Ama ne yapın edin, ben bütün bilgileri öğrenmek istiyorum.
Kimden destek alıyor, kimlerle iş birliği halinde, hepsini öğrenmek istiyorum...
...ve acil olarak istiyorum.
Tamam Cenk Bey, elimizden geleni yaparız.
Çıkabilirsin.
Hadi, biz de çıkalım artık.
Sen çık babaanne, birkaç işim var daha benim halletmem gereken.
Yok, yok. Beraber çıkacağız. Bugün, çok özel bir gün Cenk.
Nasıl özel gün, ne var ki bugün?
Gel bakalım, düş önüme. Bu arada, düşünürsün.
İnanmıyorum, bu ne cesaret!
Kadına bak.
Yani gerçekten, Serap Hanım'ın kızdığı kadar varmış. Tipe bak.
Tamam da niye kızıyor? Ben onu da anlamıyorum ki.
Sumru buraya geldi, ben Çelenlerin yeni ortağı oldum falan diye...
...o zaman hiçbir şey söylemedi, her şey iyiydi. Ne oldu şimdi birdenbire yani?
Ama kızım, böyle reklam olmaz. Dergi falan, hiç Çelenlerin işi mi? Değil.
Şimdi, Serap Hanım da yeni iş hanımı oldu ama...
...Sumru Hanım da misilleme yapar gibi, boy boy fotoğraf çektiriyor.
Kabullenmez ki.
O da tanıyıversin azıcık Sumru'yu artık.
(Telefon zili sesi)
Efendim, buyurun.
Pasta. Tamam Feride Hanım. Tamam. İyi günler.
Azra, işin zor vallahi kızım. Pasta yapılacak bugün.
-Ne pastası? -Doğum günü pastası.
Kime?
Söyleyemem kime olduğunu. Sen yap, öğrenirsin sonra.
Niye canım, söyle işte.
Kızım, söyleyince ne olacak. Hadi sen başla. Çen çen çene. Hadi başla.
Hadi, hadi. Ver şunu.
(Müzik)
Nereye gideceğiz? Acele ettirdin beni.
Yetişiriz herhâlde, değil mi?
Yetişiriz. Merak etme.
-Peki. -Hadi.
Canım.
Umarım biraz sakinleşmişsindir. Telefonda bomba gibiydin.
Hiç sakinleşemeyeceğim Sumru, hiç.
Yani bu yaptığın, kabul edilebilir bir şey değil.
Serapcığım, ben ne yaptım? Kötü bir şey yapmadım ki.
Yani, normal bir ortak gibi davrandım. Olması gerektiği gibi, açık vermeden.
Bu kadar değil Sumru.
Ben sana paramı, Çelenlere gidip böyle artistlik pozlarla...
...patronluk tasla diye vermedim. Sen emanetçisin.
Benim paramla aldın, o hisseleri. Biz seninle, böyle anlaşmadık mı?
Doğru söylüyorsun. Yani ben de Çelenlerin daha çok büyümesi için hizmet veriyorum.
Yani senin emanetine falan, ihanet etmiş değilim.
Olmaz Sumru. Biz seninle ne konuşmuştuk başından beri?
Yarın bir gün bunlar iyice şüphelenip, altını deşecekler.
Karşılarına ben çıkacağım sonra. Konuşmadık mı bunları?
Tam da bu yüzden yaptım işte.
Bak, nasıl algıyı değiştiriyorum. Görüyor musun?
Normal bir ortak gibi davranıyorum.
Ne bileyim ben, bu kadar tepki vereceklerini.
Bak, ne güzel kendin diyorsun. Ne bileyim bu kadar tepki vereceklerini, diye.
Bak, nasıl tepki verdiler, gördün mü?
Evet, verdiler. Yani yönetim kurulunu acilen topladılar.
Kayınvaliden geldi; gelenek, ahlak falan onları konuştu.
Ondan sonra, reklamıma ihtiyaçları yokmuş onu söylediler.
Hayatım, söylemek istediğim bu zaten. Sevmezler onlar böyle şeyleri.
Tamam, biz de bundan sonra onların sevdiği dilden konuşuruz Serapcığım.
Bunun için insan canını sıkar mı, Allah aşkına?
Allah Allah! Merak etme sen.
Ben her şeyi düşünerek yapıyorum.
Lütfen asma şu suratını, ne olur.
Bak çok üzülüyorum. Sen endişelenme, ben ne yaptığımı biliyorum.
Sana zarar vermem.
Bilmiyorum Sumru. Yani bundan sonra, sen de lütfe daha dikkatli ol.
Zaten Hülya söylemese, benim bunların hiçbirinden, haberim falan olmayacaktı.
Tamam canım, sen merak etme.
Dikkat ederim ben. Sen Hülya'nın yanında, bu tepkini vermedin inşallah, değil mi?
Yok canım, ne vereceğim yani.
Neyse, ben gidiyorum eve. Konuşuruz sonra yine.
Tamam. Konuşuruz, görüşürüz.
Ama bak sinirlenme.
(Müzik - Gerilim)
Bugün, annenizin doğum günü.
Onun için güzel bir hazırlık yapalım.
Son günlerde yaşadıklarımız kolay değildi.
Hepimiz çok gerildik.
Elbette kızgınlıklarımız olabilir.
Ama her ne olursa olsun, bir araya gelip...
...birbirimizi bağışlamayı bileceğiz.
Biz aileyiz çocuklar.
Ben hazırlıklara başlayayım mı hanımım?
Pasta anca yetişir.
Ben Ferhat Usta'ya söyledim, restoranda yapacaklar pastayı.
Sen diğer hazırlıkları yap.
Tamam hanımım.
Of ya! Ben bugünü, tamamen unutmuşum.
Hediye de almadım. Annem şimdi çok üzülecek.
Yani benim aklıma geldi de işte ben de okuldan çıktım, direkt eve geldim.
Zaten servis, çok ters yerden geliyor. Alamadım.
Hasan, sen Arda'yla Melis'i götürüver de annelerine hediyelerini alsınlar.
Tabii. Tamam. Çıkalım, buyurun.
Ben çantamı alayım.
Cenk.
Sen de restorandan pastayı alır mısın?
Azra'ya da söyle, belki gelmek ister.
Mert için çok iyi olur ama.
Babaanne, Ferhat Usta alıp gelse arabayla, olmaz mı?
Oğlum, koskoca adamı yormayalım buraya kadar.
Hem restoran boş kalmasın.
Annen de oradaysa, hepsini alır gelirsin işte.
Peki, tamam.
-Görüşürüz. -Sağ ol çocuğum.
Belkıs, sen de o hani senin ıslak kekin var ya. Ondan yapıver.
Bir de mercimekli salata. Serap çok sever.
Tamam hanımım, aklımdaydı zaten. Ben hemen başlıyorum.
Sağ ol.
(Müzik - Hareketli)
(Müzik - Hareketli)
(Müzik devam ediyor)
(Telefon zili sesi)
Efendim Azmi. Eve gidiyorum.
(Azmi ses) Fatma, kendine geliyormuş Sumru.
Bir Fatma'mız eksikti.
Tamam. Gidiyorum hemen. Hadi hoşça kal.
Vallahi, Azra kendi elleriyle yaptı pastayı. Annen bayılacak.
Yok, yok. Ben kendi ellerimle yapmadım. Bana Mine yardım etti.
Yani ettim ama ben sadece, süslemelere yardım ettim.
Neyse, güzel bir şey çıkmış sonuçta. Hepinizin eline sağlık.
Azra, bizim hemen çıkmamız lazım. Mert'i alacağız ya, geç kalmayalım.
Cenk, ben gelmesem, olmaz mı?
Yani sen bilirsin, benim için sorun yok. Babaannem istedi.
Kızım, alın Mert'i de gidin işte beraber, güzel güzel.
(Telefon zili sesi)
Efendim.
Nasıl? Tamam, ben hemen geliyorum. Teşekkür ederim.
Şef, Fatma uyanmış.
Ne?
Koşun, gidin hemen konuşturun şu ablayı artık. Hadi.
-Ama pasta? -Ben götürürüm pastayı, bırak sen.
Hadi, acele et.
Tamam. Ben üstümü değiştireyim, geliyorum hemen.
Bir dakika, benim Mert'i almam lazım.
Giderken alırız yoldan, hadi.
Hadi koş.
(Müzik)
Alo, Azmi.
Şey ben...
Fatma'ya gelmiştim hastaneye de kapıda polis bekliyor. Ne yapacağımı bilemedim.
(Azmi ses) Sumru, sakın girme oraya. Lütfen, hemen çık oradan. Çok tehlikeli.
Tamam. Hemen çıkıyorum. Merak etme.
(Müzik)
(Müzik - Hareketli)
(Fatma) Sumru.
Fatma uyandı. Mert çok mutlu.
Evet bir tanem, göreceğiz şimdi Fatma'yı.
Merhaba. Fatma Hanım uyanmış da biz onu görmeye geldik.
Evet. Hastanızın durumu iyiye gidiyor. Gözünüz aydın.
-Hemen görebilir miyiz peki? -Yalnız, çocuk alamıyoruz ziyarete.
Ama bakın, bu gerçekten çok özel bir durum.
Çok hayalini kurdu, onu görecek diye. Lütfen izin verin.
Peki, tamam. Çok kısa kalabilir ama sonra çıkarmak zorundasınız.
Teşekkürler. Hangi oda?
-Sola dönün, sağdaki ilk oda. -Peki, teşekkürler. Gel bakalım.
Şurası.
Kimse yok burada?
Bir dakika, bir telaş yapma. Belki tuvalete falan götürmüşlerdir.
Ne tuvaleti, nerede bu kadın?
Pardon. İçeride kimse yok.
-Nasıl olur? -Yok.
Nerede bu kadın?
Alo, güvenlik. 412 numaralı odanın hastası yok.
Evet. Tetkike falan alınmadı, odasındaydı.
Tamam.
Ne oldu, ne diyorlar? Görmüşler mi?
Güvenlikler, hastanenin içine bakacak hanımefendi. Sakin olun.
Şaka gibi.
(Müzik - Hareketli)
(Ayak sesi)
Kusura bakmayın, biraz geciktik. Trafik vardı.
İyi akşamlar.
İyi akşamlar.
Cansucuğum, hayırlı olsun. Burayı devralmışsın.
Teşekkürler Hülya teyze, zaten biraz da bu yüzden geciktik.
Ben anneme de söylemiştim. Burayı işletemem.
O yüzden işletmeyi, babama devretmeyi uygun gördüm.
Yeni ortağınız olarak, size yeniden merhaba.
Hayırdır Cansu, ne oluyor?
Mesut amca, gayet açık.
Yani biz bugün, babamla devir işlemlerini hallettik. Evraklar da burada.
Cansucuğum, annenin bundan haberi var mı?
Bu iş bana, hiç doğru gelmiyor çünkü.
Annemin haberi yok ama nasıl olsa öğrenir.
Payımı devrettim. Doğrusu buydu.
(Müzik - Gerilim)
Güvenlikler her yere baktı ama henüz bir haber yok.
Yani haber aldığımızda, buradan ya da karakoldan bilgi alabilirsiniz siz de.
Peki. Teşekkürler.
Yine hayal kırıklığı.
Ama artık üzülemiyorum, biliyor musun? Alıştım galiba.
Büyük ihtimalle...
...kaçırıldı.
Hayır canım, bence kendi kaçtı. Korktu çünkü.
Kendi kaçsa bile, ne yapabilir ki?
Yani hasta bir kadın, ne kadar uzaklaşabilir buradan?
Onu bulurlarsa ve ben onunla konuşabilirsem...
...gerçekten bir mucize olur.
Yapacak bir şey kalmadı burada. Gidelim artık.
Biz, kendimiz bir taksiye atlar gideriz.
Sen, Feride teyzeye durumu anlatırsın, olur mu? Anlayışla karşılayacaktır.
Olur mu canım öyle şey, ben bırakayım arabayla sizi. Çocuk üşümesin.
Peki.
(Müzik)
Hişt!
Babaannem şu an, tam bir Şeker teyze olmadı mı?
Evet.
Sahiden, Azra neden babaanneme Şeker teyze diyor?
Yani bilmiyorum ki hiç sormadım, o da anlatmadı.
(Ayak sesi)
Annem, hoş geldin.
Arda, Melis.
Bir dakika şimdi, bunlar hep benim için mi yoksa?
Senin için tabii.
Doğum günün kutlu olsun.
Hayırlı, güzel yaşların olsun gelinim.
Çok teşekkür ederim anneciğim.
Vallahi, çok duygulandırdın beni. Ne diyeceğimi bilemedim ben şimdi.
Bir şey demene gerek yok.
Ailenle tadını çıkar.
İyi ki doğdun annem.
Kuzum, teşekkür ederim.
Annem, gel. Doğum günün kutlu olsun.
Bunların hepsini, babaannem yaptı.
Öyle mi? Hıı!
Anneciğim, yani çok mahcup ettiniz beni.
Çok duygulandırdınız. Vallahi, ne diyeceğimi bilmiyorum şu an.
Bir şey demene gerek yok.
Ailenle mutluluğun tadını çıkar yavrum.
Teşekkür ederim.
Hadi ama üflemeyecek miyiz pastayı?
Hem mumlar yanmıyor hem de daha abim gelmedi.
-Nerede Cenk? -Cenk, Azra'yı getirecekti ama.
Fatma'dan haber almışlar, kadın kendine geliyormuş, oraya gittiler.
Yani şu Fatma da bir uyansa, kurtulsak hepimiz, rahatlasak.
Neyse, iyi hadi geçelim o zaman.
Canlarım benim.
(Müzik - Duygusal)
Yarın çalışmaya başlarsın.
Merak etme, kimse bir şey diyemez. Seninle uzlaşmak zorundalar.
Annen?
O, çok büyük tepki verecektir sana.
Verirse versin.
Bir önemi yok artık.
Bilmiyorum, belki de hiçbir şey demez.
Çünkü beni kaybettiğinin farkında.
Tamam. Tutmayayım seni, hadi. Yarın görüşürüz.
(Cansu) Tamam. Bu arada...
...kafede Mesut amca ya da Hülya teyze bir sorun çıkarırsa...
...mutlaka bana haber ver. Olur mu?
Merak etme, bana kimse sorun çıkartamaz.
Sana sorun yapmasınlar yeter.
-İyi akşamlar. -İyi akşamlar kızım.
(Müzik)
(Feride) Anneniz, çok genç yaşta gelinim oldu.
Acı, tatlı çok şey paylaştık biz onunla.
(Feride) Biz babanızla iş güç, koştururken...
...o da sizinle evde meşgul olurdu.
Ne için ağladığınızı, neden mutlu olduğunuzu, bir tek o bilirdi.
O anlardı.
Dört duvarın arasında, tüm hayatı sizdiniz onun için.
Bu yüzden...
...hiçbir zaman, annenize haksızlık etmeyin.
(Feride dış ses) Yeni iş hayatına atıldı anneniz.
(Feride dış ses) Cenk, benim gururum olmuşken...
...şimdi de gelinim bana, aynı gururu yaşatacak.
(Telefon zili sesi)
Efendim.
Öyle mi? Bu çok iyi haber, tamam. Teşekkür ederim.
İyi ki gelinim olmuşsun...
...iyi ki torunlarımın annesi olmuşsun.
Bak, abim de geldi zaten.
İyi akşamlar.
İyi akşamlar Cenk.
Azralar nerede?
Konuşabildiniz mi Fatma'yla?
Yok. Konuşturmadılar maalesef.
Tüh! Yazık.
Ama size selamlarını iletti Azra. Gelemeyecekmiş.
Tabii, morali bozuk.
Bu arada, iyi bir haberim var size. Doğan Bey'le konuştum, bizim avukatla.
Sumru'nun finans kaynağı bulunmuş.
(Feride) Kimmiş?
Kim olduğunu, tam olarak bilmiyoruz ama...
...paranın aktarıldığı yeri biliyoruz. İsviçre.
Bulmamız an meselesi yani, yaklaştık artık.
(Müzik - Gerilim)
(Müzik)
(Köpek havlama sesi)
(Müzik)
Bu dizinin betimlemesi ÜS YAPIM tarafından...
...Sesli Betimleme Derneğine yaptırılmıştır.
www.sebeder.org
Sesli Betimleme Metin Yazarı: Gülşen Argüç
Seslendiren: Çiğdem Banu Yeşilırmak
Ayrıntılı Altyazı Çevirmenleri: Büşra M. Koçak - Özgür Deniz Türk...
...Tugay Çiftci - Hatice Başpınar - Nuray Ünal
İşaret Dili Çevirmeni: Müjde Kolçak
Son Kontroller: Dolunay Ünal - Zerrin Yılmaz Çınar- Samet Demirtaş
Teknik Yapım: Dağ Prodüksiyon ve Yeni Gökdelen Tercüme
(Müzik - Jenerik)
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.