All language subtitles for 1864.S01E08.MultiSubs.1080p.HDTV-pir8

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic Download
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American) Download
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish Download
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

Merhaba.

Nasıl yardımcı olabilirim?

Elimde birkaç mücevher var. Satmak istiyorum.Belki.

Tamam.Bir bakalım.

- Bunu nereden aldın? - Annemden

- Annenden mi? - Kanserden vefat etti.

Annen kanserden öldü demek... Annen kimden almış peki?

Babamdan. Değerli bir şey mi?

Vaktin var mı?

- Bir şeye bakmam gerekiyor sadece. - Tamam.

Siktir!

Severin...

Senden çaldım.

- Biliyorum. - Ne?

- Kör falan mı sanıyorsun beni? -Ama....

Yemin ederim, hepsi burada.

Tak onları.

- Ne? - Takıları tak dedim.

Ve bunu da giy.

Bir saate yemek yiyeceğiz.

Bu satırları yazmak çok zor.

Onca yıldan sonra, Sofia ile birlikte yeniden kuzeye...

...taşınırken hissettiğim acıyı hâlâ hissedebiliyorum.

Ölüm kokusundan ve toplu mezarlardan uzaklaşmamızı.

Kollarımda bir çocuk taşıyordum. O da karnında bir can taşıyordu.

Geriye hiçbir şey kalmamıştı. Laust ve Peter'in öldüğünü düşünmüştüm.

O yüzden ben de öldüm.

Tüm inancımı kaybettim...

...ve ülkenin geri kalanıyla aynı durumda bulmuştum kendimi.

Şaşkın ve sarsılmış durumda.

Sanki mutlu bir şekilde izlenen operetten, alevler içinde...

...kalan, cehenneme dönüşen bir sinema salonu gibi.

Ve izleyicilerin kahkahalarının çığlıklara dönüşmesi gibi.

Çünkü bu ülke artık Prusyalılara açılmış durumda.

Ordu yok edildi, ve binlerce adam yitip giden ideallerle...

...birlikte yaşamını yitirdi.

Peki şu anda neredeler?

Bilmiyorum. Çoğu toplu mezarlara gömüldü.

Aman tanrım!

Geriye hiçbir şey kalmadı.

Majesteleri...

Majesteleri, az önce mecliste konuştum ve şu sözleri söyledim:

"Mağlup edilmiş olsak bile yine de kendimizi savunmamız gerekiyor."

Az önce 3. Frederik'i işaret ederek...

Bugün tamamen teslim olacağımıza dair Bismarck ve...

...Kral William'a bir mesaj gönderdim.

Ülkemizin daha fazla acı çekmesine engel olmak ve...

...halkımızı korumak adına.

Böylece kapımıza dayanan büyük gücün merhametine...

...sığınmaktansa kendi kaderimizi elimizde tutabiliriz.

Belçika Kralı'ndan Danimarka'nın...

...Alman Konfederasyonu'nun bir üyesi olup olamayacağını...

...ve olabilirse de hangi şartlar altında olabileceğini sorması için aracı olmasını rica ettim.

Ama...

Almanya? Danimarka?

Ama bu vatana ihanet demektir!

Aklınızı mı kaçırdınız?

Bu senin uzmanlık alanın olmalı.

Ailende akıl hastalığı yok muydu senin?

Bu hastalığın yalnızca gözleri dönmüş bir şekilde...

...aklını kaybetme artışı olduğunu değil de...

...aynı zamanda gerçeklikten yoksun...

...dindarlık taslayan bir kişinin içinde yer aldığını düşünsene.

Dehşet verici bir düşünce.

Bayan Heiberg!

Bayan Heiberg!

Bayan Heiberg!

Haberler korkunç Bayan Heiberg.

Kral ülkeyi Almanlara teslim etmeye hazır.

Korktuğum başıma geldi. Çöküş bu.

Bitti.Her şey bitti. Tabii eğer Bayan Heiberg...

...birlikte tüm güçleri toplayabilirsek...

...Siyasi, askeri, kültürel güçleri.

Hâlâ mağlubiyeti bir zafere dönüştürebiliriz.

- Atmosferi hala değiştirebiliriz. - Tatlı, küçük Monrad.

Ben bir sanatçıyım. Neyi harekete geçirebilirim ki?

Artık savaş bitti. Savaş iyi gitmedi.

Bazen bir fikir başarıyı kanıtlar. Bazen ise başarısız olurlar.

Ve herkesin gayreti unutulmaya yüz tutar.

Bu çok sönük bir his.

İnsanlar bir süreliğine hüzün içinde yaşamaya devam ederler...

Ama yakında unuturlar.

Bu hep böyledir.

Şimdi senden müsadeni istemek zorundayım. Geç kaldım zaten.

Orada hayal kırıklığına uğramış şişman bir çocuk gibi dikilme.

Söyle bana Moltke...

Danimarkalılar hakkında çok şey biliyorsun.

Danimarka Kralı'nın, Danimarka'yı Alman Konfederasyonu'na...

...dahil etme teklifi konusunda ne düşünüyorsun?

- Majesteleri... - Kesinlikle olmaz!

Danimarkalıları ne yapacağız ki? Onlar sadece Danca konuşuyorlar.

Ve onları anlayabilsek bile duyacağımız tek şey şikayetleri olur.

Danimarkalılar durmadan şikayet ederler.

Onlara kalırsa Konfedarasyon'un başlıca ülkesi onlar olur.

Kendilerini değerinden fazla göstermeleri anormal bir durum.

Aldıkları mağlubiyetten sonra bile geriye dönüp...

...bunun bir zafer olduğunu düşünmeleri beni hiç şaşırtmaz.

- Doğru mu diyor? - Bismarck her zaman haklıdır.

Gidelim mi baylar?

Artık yeni bir hayata başlamanı sağlamalıyız Inge. Zaman her şeyin ilacıdır.

Bu hep böyledir.

Yarın yeni bir gün, ve daha parlak bir gün olacak.

Buraya taşınacaksın ve her şey...

...her şey eskisi gibi olacak.

Adının ne olduğunu sormadınız.

- Adı ne peki? - Ona Laust adını vereceğim.

- Onu seviyor musun? - Ne?

Elbette, her anne gibi sen de çocuğunu seviyorsun.

Evet, bu belli oluyor.

"Hayret edilecek şey ise, mermi kovanları sağımıza solumuza düşerken bile...

...tarlakuşlarının seslerini duyabiliyorduk."

"Bu savaşın olmasını istemiyorlardı...

...ki bu da bizim burada, aptal koyunlar gibi davrandığımızı düşünmemizi sağladı."

"Anne, seni özlüyorum." Hepimiz seni özlüyoruz."

"Yakında tüm bunlar sona erecek ve eve döneceğiz."

"Seni seviyorum.Laust."

Peki ya Peter?

Peter'dan haberim yok.

Ama Sankelmark'da şehit olmuş.

Inge öyle söyledi.

Sankelmark mı?

Hiç sanmıyorum.

Ama Didrich ona öyle söylemiş.

Kimse Peter'a ne olduğunu bilmiyor.

Ona nasıl hitap edeceğiz?

Peter.

Konuşabiliyor musun?

- Evet? - Inge ile konuşmalıyım.

Inge ile konuşmak isteyen kim peki?

Üzgünüm, ben Johan. Laust ile omuz omuza savaştım.

Elimde Inge'ye gönderdiği bir mektup var.

Inge ile konuşmam gerekiyor.

O uyuyor.

Inge ile gerçekten konuşmalıyım. Birkaç dakika sürecek sadece.

Ne yazık ki konuşamazsın. Ama ona mektubu verebilirim.

Mektubu ona kendim vermek istiyorum. Laust'un son isteği böyleydi.

Ben veririm.

Mektubun eline geçeceğine dair söz vermelisin.

- Bu önemli. - Ben onun annesiyim.

Sence ne yapacağım?

İçeri girip bir bardak su alabilir miyim?

Yerleri daha yeni sildik.

Merhaba! Asker misin?

Mektubun eline geçeceğine söz vermelisin. Bunun benim için anlamı çok büyük.

Uyanır uyanmaz ona vereceğim.

Gel, asker!

Buraya gel asker!

Gel bir kadeh al.

Dybboel'den mi yoksa Als'ten mi?

Cehennem gibiydi, değil mi? Cehennem!

Lanet olası Prusyalılar! Evet.

Kuşkusuz onları yenebilecek süper bir güç yok.

Bu hiç adil değil.

Peki ya Danimarkalı yetkililer? Onlar neredeydi?

4000 adam!

5000 mi yoksa? Kaç kişiyi kaybettiğimizi kimse bilmiyor.

Babalar, oğullar ve kocalar...

Peki ne için?

Ama misilleme yapmamız gerekiyordu..

Yaptık da.

Oğlum...

Benim zavallı oğlum.

Hamburg'da olduğunu söylüyorlar.

Sen...Didrich'i tanıyorsun.

- Anlat bana. - Anlatayım mı? Neyi?

Oğlumu.

Oğlun hakkında sana ne anlatmamı istiyorsun?

Didrich...

O bir yüzbaşıydı.

Asker kaçağıydı.Korkağın tekiydi. Kendi başına yapamayan biriydi.

"Sevgili Inge."

"Eğer bu mektubu okuyorsan, öldüm demektir."

"Birlikte yapmayı planladığımız şeyleri asla yapamayacağız."

"Hayalini kurduğumuz her şeyi, herkesin hayalini kurduğu şeyleri..."

...hayatında olacağını ve hayatın onunla daha kolay hale geleceğini..

...düşündüğü o kişiyle tanışınca hayal ettikleri şeyleri."

"Artık iyi hissettiğime eminim."

"Çünkü artık acı yok."

"Bu sadece uzun, derin bir uyku diyorlar."

"Eğer öyleyse, seni ya da başka bir şeyi özleyemem."

"O yüzden, sen de beni özleme, ama beni unut...

...ve hayatına devam et."

"Savaşı kaybettik ve biz de birbirimizi kaybettik."

"Ama bana söz ver aşkım...

...her zaman hayata tutun."

"Aydınlığa doğru yürü.Her zaman kalbinde yer ettiğin mutluluğa...

...yaşama ateşine ve inancına doğru yürü."

"Etrafındaki eski toprağı ateşe ver...

...böylece yeniden bereketli olur ve hayatını yaşayabilirsin."

"Seni her zaman seveceğim. Senin olan Laust."

Çok yorgunum.

Bir teslik mi var?

- Söyleyebileceklerimin hepsi bu. - Kimsin sen?

Burada benim çatım altındasın, benim evimdesin...

...ve onun korkağın teki olduğunu söylüyorsun!

Asker kaçağı olduğunu!

Ne cüretle yüzüme karşı aileme bu şekilde hakaret...

...edebilirsin?!

Söyleyeceklerin bu kadar mı?

Daha fazla söylenecek bir şey yok.

Sen kimsin ki buraya gelip...

...oğlum hakkında en kötü şeyleri söylüyorsun?!

Korkak olduğunu! Asker kaçağı olduğunu!

Hepsi bu kadar mı gerçekten?!

Gel. Işığa doğru gel.

- Özür dilerim. - O konuda hiçbir şey duymak istemiyorum.

- Ama... - Unut gitsin.Kötü muamale için vaktim yok.

Ya da elimden gelmeyecek herhangi bir şey için.

Ağlama artık.Şimdi kutlama yapacağız.

Şu ziyafete bak. Danimarka yemekleri var.

Çok pişmiş soğuk karnıbahar. Chou-fleur de l'eau froide.

Evet! Geçen sene makinede soyulan patatesler. Pommes l'ancienne.

Ve saucisse avec Graisse. Yağlı sosis.

Ha bir de bu var bak! Dünyada Danimarka'ya en özgü şey.

Kahverengi sos. La sauce brune.

- Ayrıca chiasse de deniliyor. - Chiasse?

İshal.

Ve bunun yanında sadece 1945 yapımı Gevrey-Chambertin iyi gider.

Bardağını uzat.

Tamam.

İşte böyle. Şerefe.

Şerefe.

- Şam Kumaşı masa örtüsü? - Evet.

Kutlamamız gerektiğini düşündüm.

Inge'nin kitabının son bölümünü okuyoruz sonuçta.

"Peter'in akıbeti resmi olarak hâlâ teyit edilmemiş olsa da...

...Didrich'in Peter'in Sankelmark'ta şehit olduğu...

...sözüne inandım.

"Ki bunun sonradan Didrich'in zalim yalanlarından biri olduğunu öğrendim."

"1866 yılı Haziran ayında o ve diğer Danimarkalı askerler salıverilmiş."

"Eve dönmeye başlamışlar."

"Önce gruplar halinde, sonra da tek başına seyahat etmiş."

Alman sınırına yaklaştığında annesi için Şam Kumaşı masa örtüsü almış."

"Cebindeki son kuruşu ve pipoyu takas etmiş."

"Ve sonra eve dönüş yolunda para kazanmak için çalışmış."

"Sonra yeniden savaş söylentileri çıkmış."

"Görünen o ki Bismarck'ın projesi tamamlanmaktan çok uzakmış."

"Artık ezilme sırası Avusturya'daymış."

"Ve Almanya'da, gözlerinde ölü bakışa sahip...

...bilinmeyen bir kadere doğru ilerleyen askerle karşılaşmış."

"Bu gibi şeyler olur. Hiçbir şey unutulmaz."

"Ve hayat devam eder."

Didrich sen misin?

Peki o zaman!

Yalnız mısın? Yanında biri var mı?

Baron nerede?

Peki...

Mektubu almadın mı? Bir süre önce göndermiştik.

Altı ay önce Hamburg'daki kampta değil miydin?

Bunun seni geri getirmek için yeterli olacağından emindik.

Ne?

Baronun ölümünü diyorum.

Peki.

Nasıl?

Kendini vurdu.

Hayır. Neden?

Ve Didrich, biz bir avuç alt tabakadan...

...şımarık, aptal, basit ve sarhoş insanlarız...

- Ayyaş! - Hainler!

Ama sen Didrich...

...savaşa gittin. Savaştın ve kazandın lanet olası.

- Kazandın ve geri döndün. - Evet.

Sen lanet olası bir kahramansın Didrich, ki biz de... Biz neyiz ki?

- Biz neyiz? - Ayyaşın tekiyiz.

Hayır. Biz Danimarka'nın geleceğiyiz.

Senin sayende Didrich, gurur duyabiliriz.

Almanlar bizi geri püskürtse bile yine de kazandık. Kazandık!

Çünkü biz Danimarkalı'yız. Hepsine göstereceğiz.

Binlerce parçaya ayrılmış olsak bile, hayır...

...milyonlarca parçaya... Yine de ayağa kalkarız.

Sen ayağa kalktın Didrich. Sana saygı duyuyoruz!

Saygı duyuyoruz! Saygı duyuyoruz!

Bize yaranı göster.

- Olmaz. - Göster.

- Hayır, rahatsız edilmek istemiyorum. - Didrich!

Didrich! Didrich! Didrich!

Didrich! Didrich!

Shh!

- Yaramı görmek mi istiyorsunuz? - Evet!

Bana bir şişe ve bir de kılıç verin, o zaman size orada Prusyalılara...

...ne yaptığımı gösteririrm.

İşleri kendi adına kolay hale getirmişsin baba.

Tek bir atış ve işini bitirmişsin.

Geri kalanımız... Bilirsin.

Biz, günde yüz kere ölüyoruz.

Yüz kere!

Senin için!

Baba?

Father?

Bana bir şekilde cevap ver şerefsiz!

Kalkar ve beni kucaklar mısın lütfen?

Hoşgeldin Didrich.

Sevgili Inge...

...Danimarka'da matem var.

Geçtiğimiz son birkaç yıl içinde birçok kişi yalnız kaldı.

Ben de öyle.

Konak çok büyük. Tek başıma ilgilenemem.

Babanın beni desteklemesi çok değerli tabii ki.

Ama özel hayatta çaresizlik içindeyim.

Aptalın teki olduğumu biliyorum. Başka bir adamı sevdin...

...ve aptal biri olarak gölgede kaldım.

Öfkeli ve sarhoştum, evet.

Ama artık öyle değilim.

Artık bitti Inge.

Çünkü şuna karar verdim ki, hayat devam ediyor.

Hayatın yaşanması gerekir. Ne olursa olsun.

Büyük bir boşluğa düşmemizin hiçbirimize faydası olmaz.

Ve orada kalmanın da. Hele ki o boşluktan çıkmak için birbirimize yardım edebileceksek.

Demek istediğim...

...bazen elinde bir şey olmaması, hiç olmamasından iyidir.

Bugün buraya bu yüzden geldim. O zarif, küçük, beyaz ellerini...

...tutup, seni ailenden istemek için geldin Inge.

Inge...

Bunlar senin için.

Sonuçta bir baron emlakçının kızıyla her gün evlenmiyor.

Ama yeni bir zamandayız. Artık yeni bir çağdayız Inge.

Bunu bana hep söylerdin.

Tebrikler.

Tebrikler. Tebrik ederim.

- Bu kadarmış. - Teşekkür ederiz Baron.

Ama piçi istemiyorum. Bir hâl çaresine bakarsın.

Tamam.

Yağmur yağacak gibi.

Bunu..yapamazsınız!

Sorun yok Inge.

- Hadi ver. - Hayır!

Shh...

O asla senin çocuğun olmadı, değil mi?

Monrad...

Bir vizyonumuz vardı diye bizi suçlayamazsın.

Kötü gitmiş olsa bile.

İyi olan şeylere sahip olmak istedik.

Çok fazla kişi öldü.

Çok fazla aile öldü.

Birçok kişi sakat kaldı. Ülkenin kendisi de sakat kaldı.

Bu çok garip.

- Manevi olarak. - Ne?

Manevi olarak diyorum.

Bundan sonra manevi yönden düşünmeliyiz.

Farklılıklarımız üzerinde anlaşmaya varmalı ve sahip olduğumuz şeylerle başarılı olmalıyız.

Biraz ara vermen akıllıca olabilir Monrad.

Hoça kal.

Her şey yoluna girecek, göreceksin.

Herkes Yeni Zelanda'nın harika olduğunu söylüyor.

Ve oradaki yerlilerin Tanrı'dan haberi yokmuş.

Ve eğer hayatta her şeyin bir anlamı varsa...

...eğer hâlâ bir misyonun varsa...

...o zaman inancın ve gücünle yabanilerin inancını değiştirebilirsin.

Almanya'dan getirdim.

Senin için.

Yüce Tanrım!

Şam Kumaşı.

Çok güzel.

Teşekkür ederim. Teşekkür ederim canım.

Ne istiyorsun?

Inge'yi burada bulabileceğimi söylediler.

Inge?

Oh!..Hanımefendiyi diyorsun.

Grandjean! Kim geldi?

Oh!..Pazar günü kapımıza gelen de kim?

Sen...

Peter!

Ama sen...

Hepimiz öldüğünü sanmıştık.

Evet, birçok kişi öldü.

Çoğu..öldü.

Ufaklık nerede?

Inge, Laust'un oğlu nerede?

Bana burada yaşamadığı söylendi. Nerede o?

Evet..Hepimiz piç çocuk düşkünü değiliz tabii.

Bana öldüğünüzü söylediler.

Bana öldüğünüzü söylediler!

Sen kimsin?

Senin babanım.

Baba ne demek?

Bu ne kuşu?

- Tarlakuşu. - Tarlakuşu mu?

Evet. Tarlakuşu hep mutludur.

- Ekinlerin üstünde koşmak ister misin? - Evet.

Koşabilir misin? Gel o zaman.

"Sevgili dostlar, güneş pırıl pırıl parlıyor...

...ama geçtiğimiz yıllarda çok fazla gözyaşı döküldü.

Laust aynı mavi gökyüzü altında öldü.

Tıpkı tarlakuşlarının öttüğü aynı gökyüzünün altında ölen kişiler gibi.

Bizler çok kısa zaman içinde...

...çok şey görmüş, basit insanlarız.

Düşmanlarımızın gözünün içine baktığımda...

...kalbim vahşi bir hayvan gibi atardı.

Savaş her şeyi yok etti.

Korkmamız gereken bir şey varsa, o da içimizdeki şeytanın ta kendisidir.

Çok küçük bile olsa, girmesini engellemeliyiz.

Küçük bir çizik.Sevgisiz kalmış bir çocuk ya da aptalca bir anlaşmazlık..

Her gün kötü şeylerin kalbimize girmesini engellemekle kalmayıp...

...değer verdiğimiz her şeye sıkıca tutunmalıyız.

Mutluluğu bulalım. Birbirimize göz kulak olalım.

Ekinler büyüdüğünde mutlu olalım.

Küçük Laust ve küçük Peter yatakta uzanıp, kıkırdadıklarında mutlu olalım.

Sofia elini uzatıp, elimi sıktığında da.

Tarlakuşları her uçtuğunda, bize hayatın güzel olduğunu söylediğinde, mutlu olalım.

Bunların hepsi harika.

Her yaşamın sonunda ölüm vardır.

Laust aramızdan çok erken ayrıldı.

Biz, geride kalanlar olarak hayatımızı dolu dolu yaşayabilelim diye şehit olan ona ve diğerlerine borçluyuz.

Biz de öyle yapacağız. Elimizden gelen her şeyi yapacağız.

Şerefe, sevgili dostlarım.

Şerefe.

- Şerefe, aşkım Sofia. - Şerefe.

Evet..uzun bir gün oldu.

Biraz okuyayım mı?

- Daha var mı ki? - Son sayfadayız.

5 Kasım 1939.

- Inge ne zaman öldü? - Üç hafta sonra.

- Peki sen kaç yaşındaydın? - 18.

Ölürken yanındaydım.

"Onca yıldan sonra Laust'a olan aşkımı unuttum...

...Ama oğlumuzu asla unutmadım...

...Onu belli bir mesafeden izledim. Dikkatlice.Tam bir utançla...

...Belki de bu suçluluk duygusunu daha fazla çocuk doğurarak bastırmak istedim."

"Sevgiden doğmuş bir can değil belki, ama dünyaya sevgi getirmek için doğurulmuş bir can..."

"Her çocuk doğurduğumda Didrich'in içindeki kötülük biraz daha öldü."

"Hayat onu zehirlemişti, o ise hayatına devam etmek istemişti sadece."

"Ve böylece kocam yavaş yavaş bir insana dönüşmüştü."

"Ve zaman geçtikçe Sofia ve Karen ile yeniden bağ kurmayı başardım."

"Ve küçük Laust'la da."

"İşte böyle, zaman her şeyin ilacıdır."

"Ve artık ölmek üzere olan yaşlı bir kadınım."

"Uzun zamandır yazmayı beceremedim. Ellerim titriyor...

...ve kalemi tutamıyorum."

"Bu yüzden, sevgili torunum Severin...

...bu satırları son birkaç ayda yazabildim."

"Gelecekte bu satırları kim ve neden okumalı..hiçbir fikrim yok."

"Zamanın gerisinde kalan, ölmek üzere olan yaşlı bir kadınım sadece."

"Hayatın kendi akışına göre gittiğini kavramak dışında...

...başkalarının hayatımdan öğrenebileceği pek fazla bir şey yok."

"Ve hayatını dolu dolu yaşamıyorsan, aptalın tekisin demektir."

"Teşekkür ederim ve iyi geceler."

Bu kadar.

Son.

Burada bitiyor.

Ve hepsini yazmışsın.

Bunu bana söyleyebilirdin.

Hey!

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.