All language subtitles for The.Sons.of.Katie.Elder.1965.720p.HDTV.x264-DON

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic Download
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian Download
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew Download
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal) Download
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian Download
so Somali
es Spanish Download
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish Download
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

On kağıdına bahse girerim ki tren durduğunda basamaklar bu çizgiyi...

- ...30 santimden fazla geçmeyecek. - Biraz saygılı ol.

- Beş kağıdına! - Kes artık. Cenaze için buradayız.

- Kasabaya nasıl gidilir? - Yolu takip et. Önüne çıkacak.

Sen... onu tanıyor musun?

Hayır ama bu tipleri tanırım. Ve hiç sevmem.

Sence burada ne işi var?

Yakında öğreniriz.

Pardon.

- Burada başka inen yok mu? - Hayır bayım.

Herhalde gelmeyecek. O zaman cenazeyi onsuz kaldıralım.

Çok güzel ifade ettin.

Adam başına beş kağıt kazanabilirdiniz.

HASTING'İN ATEŞLİ SİLAHLAR İMALATHANESİ

O trenden senden başka inen oldu mu?

Hayır.

- John Elder adında birini tanıyor musun? - Onu tanıyorum.

Ondan çekinir misin?

Hayır. Ama sen çekiniyor olmalısın.

Onun için beni tutarlar. Birilerinden çekindikleri veya korktukları için.

Acele hüküm verme.

John Elder'ın buralarda olduğunu bile bilmiyordum.

Belki de değildir.

Belki de paranı hak etmek için tek yapacağın bir süre oyalanıp,

sonra da başka bir trenle geri dönmek.

Bak, yapmam gereken iş umurumda değil, paramı alayım da.

Paranı alacaksın.

Eşyalarını eve yerleştir.

Neden silahşör kiralıyorsun baba?

John Elder'ı hatırlayamayacak kadar gençsin.

- Elder'ların bizimle ne ilgisi var? - Elder'lar değil, sadece John.

Onun bizimle ne ilgisi var?

Buradan ayrıldığında bu çiftlik ailesine aitti.

- Burası bizim arazimiz. Öyle değil mi? - Elbette oğlum.

Tabii ki bizim. Ama belki o yanlış düşünüyor olabilir.

Ve bu araziye ihtiyacımız var.

Onu elimizde tutacağız.

Cenaze için biraz garip değil mi?

Cenazeden başka bir şeye de dönüşebilir.

Seni anlamıyorum. John Elder trende değildi ki.

Gelmeyecek anlamına da gelmez.

Gelse bile, kendi annesinin cenazesinde ateş edecek değil ya.

- Sebepsiz yere yapmaz. - İyi bir mazereti olduğunu sanabilir.

Sonra bir de trenden inen diğer adam da var.

Ben, John Elder burada herhangi bir şey için aranmıyor. Bunu unutma.

O bir silahşör. Bu, onu bir tarafa koyar, beni de diğer tarafa.

Ve bunu daha baştan bana söyleyen de sensin.

Yüce Tanrım, aramızdan ayrılan sevgili kızkardeşimiz

Katie Elder'ın cenazesini kocasının yanına gömerek,

toprağa emanet ederken, ruhunu da sana emanet ediyoruz.

Katie Elder herkes tarafından sevilirdi.

Çalışkan ve dürüst bir kadındı.

Çok değişik şekillerde senin adına yardımcı oldu.

Herkesin dostu, hastaların avutucusuydu.

Hayatında yaptıklarından dolayı bize daha iyi bir dünya bıraktı.

Onu tanıyanlar ve sevenler

onun sıcak anlayışını tatmış olmanın mutluluğunu yaşıyorlar.

Katie Elder burada, Clearwater'da yıllarca yaşadı.

Bugün burada toplanan herkes onu çok iyi tanırdı.

John, Tom, Matt ve en gençleri de Bud olmak üzere dört oğul yetiştirdi.

Kendi için bir şey istemeyen biriydi.

Almak yerine sadece vermeyi tercih etti.

Hayatını ailesine ve dostlarına yardım etmeye adadı.

Topraktan toprağa, külden küle, tozdan toza.

Ebedi hayatta yeniden canlanacağımızın kati inancıyla,

sana yalvarıyoruz merhameti sonsuz Tanrım.

Bu kulunun ruhu için ettiğimiz duaları cevapsız bırakma.

Onu kutsal azizlerinin de bulunduğu

aydınlık ve huzur dünyasına kabul eyle. Amin.

Amin.

Biliyor musunuz, bana bir keresinde kör bir at satmıştı.

Bunu bana bir kadın yaptı.

Beni çok iyi kazıklamıştı.

Bu, Katie. Ona annenizin adını verdik.

Güzel bir bebek.

Bilmek istersiniz diye düşünmüştüm.

- İçinizden biri eksik, değil mi? - Evet efendim. John, en büyüğümüz.

Çok dolaşır.

- Yapabileceğim bir şey varsa... - Sağolun sayın peder, çok şey yaptınız.

Ne yaptım? Yazdığım mektuplar mı çok şey?

Hayır efendim, verdiğiniz vaaz çok güzeldi.

Yeterli değildi. Güzel sözler hak etmişti ve ben onları söylemedim.

Bence çok güzel konuştunuz sayın peder, çok güzel.

Yeterli değildi. Onun için yeterli değildi.

Sanırım bunun farkında değilsiniz.

- Billy. - Merhaba John.

Bir adama arkadan yaklaşmamak gerektiğini bilmen gerekir.

Eskisi gibi hızlısın, hatta belki daha da hızlı.

- Çok pratik mi yapıyorsun? - Burada hala gazete yok mu?

Yok ama her adımbaşı bir dedikodu var.

Niye kasabaya arka yoldan geldin John? Herhangi bir bela mı sezinledin?

Her zaman birileri bela arar. Clearwater da farklı değil.

Aramadığım şeylerden biri de bu Billy... bela.

- Ne kadar kalmayı planlıyorsun? - Bilmiyorum. Daha yeni geldim.

Genelde gitmen istenmeden önce şapkanı çıkarmana izin verilir.

Sana git demiyorum. Sadece ne kadar kalmayı planladığını sordum.

Kalmamam için bir sebep var mı?

Evet, aslında birkaç sebep var.

Birincisi, burası artık senin evin değil. Yıllar önce burayı terk ettin.

Devam et.

İkincisi, bugün kasabaya başka bir adam geldi.

Anladığım kadarıyla çok iyi bir silahşörmüş.

- Kimmiş o? - Bilmiyorum. Bir yabancı.

Ama anladığım kadarıyla kiralıkmış.

Ve üçüncüsü, kendime genç bir yardımcı buldum.

İşine gerçekten çok bağlı biri.

- Herhangi bir şey için aranıyor muyum? - Hayır.

- O zaman bir fikrim var. - Öyle mi?

O genç yardımcını diğer adamı kasabadan kovalaması için yolla.

Sanırım çözümlerden biri bu.

Yalnız şu var ki, o da herhangi bir şey için aranmıyor.

Kasabaya annemin cenazesi için geldim. Belki kardeşlerimle de görüşürüm.

- İtirazın var mı? - Hayır.

- Güzel. - Çocukları görmek için bu taraftan git.

- Kasabadan geçmek zorunda değilsin. - Çiftlik o tarafta.

Artık değil. Şimdi sahibi Morgan Hastings.

Kate öldüğünde Lupin'in yerinde kalıyordu.

- Ne oldu Billy? - Baban altı ay önce öldürüldü.

- Kim yaptı? - Bunu öğrenemedim.

John...

Aptalca bir şey yapma.

Bana bir şeyi söylememek için çok uğraşıyorsun. Nedir o?

Trenden inmeyen o adam var ya?

- Hani ikimizin de korkmadığı? - Ne olmuş ona?

- Döndü. - Onun olduğunu nereden biliyorsun?

İri bir adam, 1 .85 boyunda, 90 kilo, sert görünüşlü.

Sorun çıkarsa, kendini savunmuşsun gibi yap.

Buraya gelene kadar kimse John Elder'ın sözünü etmedi.

Benden önce silah çekmesine izin vermeyeceğim.

Ben söylemeden bir şey yapmayacaksın.

Pekâlâ, söyleyen sen ol.

Ama meseleyi bildiğim gibi halledeceğim.

Biliyordum! Elder'lar gelip, burayı nasıl ele geçirdik diye soracaklar.

Sen hesaplarla uğraşmana bak. Elder'ları ben hallederim.

- Kolay olmayacak. - Hiç bir şey kolay elde edilmez.

Bir kasabaya sahip olmak istiyorsan, bazı şeylere katlanmalısın.

Ben çok küçükmüşüm, sen ve John ayrılıp...

Silah çekmede gerçekten herkesin dediği gibi hızlı mı?

Çocukken, ondan hızlısı yoktu. Aynı odada olmaktan korkardım.

Yalnız bir şeyi belirteyim. O işte çok iyi para yok.

- Kendi işimi tavsiye ederim. - Evet, hırsızlığı.

Saatleri daha uygundur ve daha az vurulursun.

- Farklı değilmiş. Keşke gelse. - Dilediğin oldu. Geldi bile.

- John. - Matt. Uzun zaman oldu.

Zaman seni güzelleştirmemiş.

Tom. Sana da pek yaramamış.

- Yoksa ufaklık bu mu? - Neredeyse onsekizim!

- Bud bu yıl koleje başladı. - Sorma.

Okuldayken, beni matematikte geçenler olduğunda ağlardım.

Aslında, annemin istediği...

Annem koleje gitmemi istediğini söylemişti.

Evet.

Biraz fazla geç kaldın. Az önce cenazeden geldik.

Oradaydım Matt. Tepeden seyrettim. Katie sorun çıksın istemezdi.

Ama bu seni daha önce engellemedi.

- Nasıl öldü? - Doktor lsdell kendini yıprattığını söyledi.

Felç oldu ve konuşamadı. Sonra vaiz sana yazıp durumu bildirdi.

Onu üç yıl kadar önce görmeye gelmiştim.

Hırdavat işine biraz para koymak için.

En azından geri geldim.

Katie için çok fark etmedi. Asla onun favorisi değildim.

Galiba son birkaç yılda annemizi gören tek siz ikinizsiniz.

Matt'in de söylediği gibi ben de buralarda değildim.

Evet neyse.

- Hakkında söyledikleri doğru mu? - Sadece kötü olanları Bud.

Şimdiye kadar kaç adam öldürdün?

Tom'a sorsan iyi edersin. Beni benden daha iyi tanıyor.

On yıldır görüşmediğimizi göz önüne alırsak, çok nazik.

Ben sana soruyorum. Kaç tane?

- Katie sana ne söyledi? - Annem değil, başkaları.

- Selam bayan Gordon. - Merhaba Bud.

Bayan Mary pansiyonu işletir. Bunlar kardeşlerim.

Merhaba Matt. Tom. Merhaba John.

Uzun zaman oldu.

Siz bir aralar Ferguson'ların komşusu olan sıska kız çocuğu değil misiniz?

Hayır, Masterson'ların komşusu olan sıska kız çocuğuyum.

Dertleşmenizi yarıda kesmiş oldum ama yemeğe ihtiyacınız var.

Cenazeye gelecek olursanız, Katie size bakmamı istedi.

Çok naziksiniz bayan.

Bunu senin için yapmıyorum, ne de sizler için. Katie rica ettiği için yapıyorum.

O sandalyeyi çok severdi.

Galiba size çok güveniyordu bayan Gordon.

Oğulları etrafında olsaydı,

yabancılara güvenmek zorunda kalmayacaktı.

Bana ne kadar iyi adamlar olduğunuzu, onu asla unutmadığınızı,

para yolladığınızı, Bud'ın okulu için yardım ettiğinizi söyledi.

Sizinle çok gurur duyuyordu.

Utancını gizlemek için oğulları hakkında yalanlar uyduruyordu.

Oğullarını elinden aldığı için Texas'ı suçluyordu.

Texas bir kadın gibidir derdi.

Büyük, vahşi, güzel bir kadın.

Çocuğunu büyütür belli bir yaşa getirirsin,

sonra Texas gülümseyerek kulağına şunları fısıldar,

''Gel de biraz eğlenmene bak.''

''Zaten çocuk büyütmek kendi başına bir dert,''

''bir de Texas'la savaşman gerekiyorsa, hiç şansın yok'' derdi.

Bunun için Bud'ı zorladı. Diğerleriniz için Texas'ın onu yenmesine izin verdi.

Ya Bud'ın koleje gitmesini sağlayacaktı, ya da ölecekti.

Ve öldü.

Bayan Gordon, söyler misiniz, neden bu sandalye onun için çok kıymetliydi?

Onu baban vermişti. Elmas yüzüğe bile onu değişmezdi.

Ona bu kadar iyi davrandığınız için teşekkürler.

İyi davranmak mı? Daha çok o bana iyi davrandı ve de herkese.

Kendininkilerinden daha iyisini hak etti.

- Bayan Gordon... - Bakıyorum silahın hala belinde.

Aç olan var mı?

Ona bir bahse girerim ki, iyi bir ahçıdır.

Bahse girmediğime memnunum. Kaybedecekmişim.

Nasıl oldu da bu aileden koleje gidecek biri çıktı?

Koleje gitmek istememiştim. Ya kolejdi ya da hapis.

- Ne için? - At çaldığımı iddia ettiler.

Her zaman beni bu tip şeylerle lekelemeye çalışıyorlar.

- Çalmış mıydın? - Atı sürmüştüm ama çalmadım.

Annem beni arkalamadı. Yapacak başka bir şey olmadığı için ben de gittim.

- Nereye gittin? - Madencilik Okuluna.

3 Eylül olduğunu hatırlıyorum çünkü tren okuldan bir hafta önce kalkıyordu,

ben de Colorado'ya gidip, Pike Tepesine dırmandım.

- Niye? - Orada olduğu için.

- Bir dakika, Pike Tepesine ne yaptın? - Dırmandım.

- Dırmanmadın, tırmandın. - Ne fark eder ki? Tepeye ulaştım ya.

- Dırmanmak diye bir kelime yok. - Ona vurma Matt. Ata ne oldu?

Eğitimin için o kadar zahmete katlandı. Neden yararlanmıyorsun?

- Atı neden çaldın? - Çalmadım.

Yatarken birilerinin konuştuğunu duydum ve pencereden baktım.

Yaşlı Hyselman atını çaldığımı iddia ediyordu.

Gri bir at mı? Katie ne dedi?

Onun kadar öfkeliydi. Ahıra bakmak istiyorsa, bakabileceğini söyledi.

Sonra atıyla ahırdan çıktı. Annem de başı öne eğik arkasından geliyordu.

Sonra dehşetle içeri girdi.

- Annem korkmuş muydu? - Onu hiç böyle görmemiştim.

Şerifle beraber geri geleceklerini ve eyaleti derhal terk etmemi söyledi.

Pantolonumu çıkarıp, takımımı giydim. Annem bavulumu topladı. Trene atladım.

- Bu önemsiz bir şey. - Pantolon değiştirdiği kısım hoşuma gitti.

- Tam ilginç olmaya başlamıştı. - Çok komik, ha-ha!

Komik.

Bud, annem burada ne kadar oturdu?

Babam öldükten hemen sonra taşındık.

500 hektarlık harika bir arazi. Neden sattığını merak ediyorum.

- Bir kadın orayı tek başına işletemez. - Karşılığında para almış olmalı.

Neden bankadan parayı alıp, dörde paylaştırmıyoruz?

- Üç buçuk daha uygun olur. - Bud'ın kolej için paraya ihtiyacı var.

Koleje gitmeyeceğim. Onunla gidiyorum.

Unuttuğun bir şey var. Davet edilmedin.

Seni alırdım ama nereye gideceğimi ben de bilmiyorum.

- Ama gittiğim yerlere gitmeyeceğim. - Kendime bakabilirim.

Onunla ilgili karar vermeden önce diğer işleri halletmeye ne dersiniz?

Borcu var mı diye araştırsak iyi olur.

Borç mu? Ne borcu?

Bir defa cenaze masrafları. Kim ödedi?

- Belki bakkala da borcu vardır. - Çok fazla olamaz.

Ben Hyselman'a gidiyorum. Sen Bud'la Peevey'nin dükkanına git.

Matt, sen de Doktor lsdell ile konuş. Bankada buluşuruz.

Selam Bud. Koleje gittiğinki halinden daha farklı görünmüyorsun.

Püsküllü düz bir şapka ve gözlüklerle,

şık bir şekilde gelmeni bekliyordum.

Bay Peevey, ağabeyim Tom'u hatırlarsınız.

Selam Tom. Anneni duyunca çok üzüldüm.

Onu sanki kendi annemi kaybetmişim gibi özleyeceğim. Tanrı korusun.

- Annemin borcu için geldik. - Ödemek istiyoruz.

Sanırım içeride. İçeri gelin.

Bakalım. İşte burada.

- Ne kadar? - Altı dolar yirmi sent.

Karşılığında kağıt keselim. Yüksek kart, ya iki misli ya hiç.

Hey anne? Katie Elder'ın yaptığı elbiseler kaç para?

- Onları ödediğini sanıyordum. - Hayır henüz ödemedim.

Elder'lar hesaplaşmak için geldiler.

Dört elbise iki buçuktan ve iki gitar dersi de elli sentten.

Dört elbise iki buçuktan ve iki gitar dersi de elli sentten.

Bu demektir ki, size dört dolar ve seksen sent borçluyum.

Anneniz gitar dersi mi aldı?

Evet, barda gitar çalarak hayatını kazanabilir diye düşünmüştüm.

- Dinlemek ister misiniz? - Hayır teşekkürler. Başka zaman.

Paranızı unutmayın.

- Teşekkür ederiz. - Her zaman beklerim.

Keşke sana 1 00 dolar borcun var diyebilseydim, ama yok.

Bir gün buraya büyük bir gri atı satmak için geldi.

''Henry, git senin gri atı getir'' dedi.

Birbirlerine görülmemiş derecede yakıştılar.

''Fiyatın ne Katie'' diye sordum. ''Bir cenaze töreni'' dedi.

''Kimin'' diye sordum.

''Benim'' dedi. İşte böyle oldu.

O gri at Bud'ın çaldığı gri at mı?

Sen de duydun mu? Bud korkup koleje gitsin diye tezgahladık.

Atı annenin ahırına koydum. Sonra bağıra çağıra geri geldim.

O da bana mahsustan bağırıyordu.

Annen çok akıllı bir kadındı.

Ve babamı,

onu da sen gömdün, değil mi Henry?

Evet. Neşeli bir adamdı. Ve kolay kolay pes etmeyen biriydi.

Yaşlı Thad ile yaptığı düelloyu unutmadım.

Silahları seçme hakkı babanındı.

Ve 4 Temmuz olduğu için Bass ''Roma mumlarını seçiyorum'' dedi.

Herneyse, on adım uzaklaştılar.

Mumları yaktılar. Ve mumlar patlamaya başladı.

Thad kapkara olmuştu. Bass gülüyordu. Ateş küreler üzerinden sekiyordu.

O kadar çok gülüyordu ki, Thad'ı iki metre ıskalıyordu.

Sonunda ateş kürelerden biri babanın pantolonuna denk geldi.

Arkasını tuta tuta yalağa doğru koştu ve içine oturdu.

Gördüğüm en komik düelloydu!

Öyle olduğunu söylüyorum.

O nasıl öldü Henry?

Görebildiğim kadarıyla arkadan vurulmuştu.

Kimin yaptığını öğrenmeye çalışan oldu mu?

O konuları bilmem. En iyisi Billy'ye veya Ben Latta'ya sor.

Pekâlâ Henry.

Bankaya ve bakkala uğrayacağını tahmin etmiştim.

Ama bu kadar zamandır Hyselman'da ne yapıyor?

- Ona sormamı ister misin? - Zararı olmaz. Ama sadece konuş.

- Bay Venner. - Buyurun.

Galiba bizi bekliyordunuz.

Uğrayacağınızı tahmin ettim.

Evet bayım, miras işini halletmek için geldik.

Halledilecek bir şey kalmadı.

- Hiç bir şey mi? - Bir dolar dahi bırakmadı.

Ama geçen yıl parası vardı. Okulum için ödeme yapmıştı.

Eski yerden bir şeyler almış olması lazım.

- Size öyle mi söyledi? - Sadece tahmin ettim.

- Geçim parasını nereden buldu? - Endişe etmek için geç kaldınız.

Yıllarca çırpınışlarını izledim. Kahve karşılığı gitar dersi verdi.

Giyimin için dikiş dikti Bud.

Sizi övmenin dışında ağzından başka tek bir laf çıkmadı.

Dolabındaki giysilerine baktınız mı?

Kış için bir mavi elbise ve yaz için de bir gri elbise bulurdunuz.

- Ya Lupin'in yeri? - Lupin'in yeri onun değildi.

Başını sokacak bir yeri olsun diye orayı ona banka verdi.

Kira ödedi.

Katie kimseden bedava bir şey almazdı, hele oğulları ona para yolladığına göre.

Burada kalmayı planlıyorsanız, Clearwater'ın değiştiğini göreceksiniz.

Büyük sermaye gelmeye başlıyor.

Buralarda kötü itibar istemiyoruz.

İyi günler beyler.

Bay Venner, çitflikten aldığı parayı ne yaptı?

- Bağışlamayacağını biliyorum. - Bunu bilemem.

- Kayıt tutmuyor musunuz? - Yangın oldu.

Her işlemi hatırlayamam. İyi günler.

Her işlemi mi, yoksa sadece bunu mu?

Pekâlâ.

Ön girişi kullanırsan, memnun olurum.

Diğer taraftan çıkarılma zamanın da gelecektir.

- John Elder'ın burada ne işi vardı? - Konuştuk.

- Seni ilgilendirdiğini sanmıyorum. - Artık ilgilendiriyor.

- Kimsin sen? - Bay Hastings bilmek istiyor.

- Öğrenmek için beni yolladı. - Kimin bilmek istediği umurumda değil.

Evet, Bay Hastings'in neden endişelendiğini anlayabiliyorum.

Johnny Elder ile neler konuştuğumu merak ediyor.

- Söyleyecek misin? - Hayır söylemeyeceğim. Çık git buradan.

Hey!

- İyi misin? - Evet.

- Kim bu? - Onu daha önce hiç görmedim.

Sanırım Morgan Hastings hesabına çalışıyor. Neler konuştuğumuzu sordu.

Morgan Hastings mi?

Buraya taşındı. Bütün bölgeyi ele geçirmeye kararlı görünüyor.

Annenin eski yerinin şimdiki sahibi.

Fırsatın olunca annemin mezarına göz atar mısın diye sormaya gelmiştim.

Paranı cebine sokarsan, memnun olurum John.

- Katie'ye bakmak bir şereftir. - Sağol Henry. Teşekkür ederim.

Ona birkaç kağıt vermek bu kadar uzun mu sürdü?

- Eski yere gidip bir bakalım. - Ne için?

Diyelim ki özledim.

Her şey gerçekten değişmiş.

O ahırda nasıl oynardık, hatırlıyor musun?

Düşüp bacağını kırdığında ben çocuktum.

Daha doğmamıştın bile. Ayrıca beni itmişlerdi.

- Birileri beni durmadan itiyordu. - Çünkü çok iyi zıplıyordun.

Bütün aile zıplamanla öğünürdü. Haydi aşağıya zıplayalım.

- Selam. - Burası halka kapalı bir yer.

- Morgan Hastings'i arıyorduk. - Kendisi babam olur.

Ama bütün gün dönmeyecek.

Belki sen biraz bilgi verebilirsin.

Bak, bu yer bir zamanlar bizimdi ve şimdi de sizin.

- Sana bazı sorular sormak istiyoruz. - Cevap vermem.

- Buradan gitseniz iyi olur. - Dur bir dakika. Hemen sinirlenme.

Buradan gitmenizi emrediyorum!

- Bir sorun mu var Dave? - Evet.

Sorun falan yok. Ben, John Elder'ım, bunlar da kardeşlerim.

- Gitmelerini söyledim ama gitmiyorlar. - Tamamen doğru değil.

Başka sorun çıkartmanıza izin vermeyeceğim.

Kasabada birini patakladı, şimdi de bu adamın arazisinden çıkmıyor.

Ya sessizce gidersiniz, ya da sizi tutuklarım.

Tutuklanmak çok hoşumuza gitmez.

Öyle veya böyle çok bir şey fark etmeyecek.

- Gördün mü? Tutuklanmadık. - Başınız büyük derde girecek.

Seninle beraber gelip, bu meseleyi halledeceğiz.

Suçluymuşuz gibi görünmeyeceğiz.

Atına bin.

Tekrar geleceğiz.

Billy. Billy! Bunu mutlaka görmelisin.

Gel, gel!

- Ne oldu Ben? - Dikkatsiz davrandı.

Hastings'in orada üzerime atladılar.

Bunun için geldik, bu meseleyi düzeltmek için. Bizi tutuklamaya hakkı yoktu.

- Rozet takıyor. - Sadece sorularımıza cevap arıyorduk.

Bir daha ki sefere, ben söylemedikçe kimsenin peşinden gitme.

Pekâlâ, siz Elder'lar, yok olun.

- Siz gidin. Ben Billy ile konuşacağım. - Ben de seninle geliyorum.

Billy.

Eve döndüğümden beri, birileri bana ya ayrılmamı söylüyor ya da silah çekiyor.

Bir silahşör kahraman muamelesi göremez.

- Ben silahşör değilim! - Onun kardeşisin.

Dostluk göstermeyen kasabalarda ne yapacağımı bilirim.

Katie'nin mezarında en son istediğim şey bela demiştin.

- Beni kovalarsan, geri gelirim. - Bu, benim için de geçerli.

Neden bize Bass'ın arkadan vurulduğunu söylemedin?

Merminin hangi yönden geldiği fark eder mi?

Öldürülüp öldürülmediğini araştırıyorsan, çok fark eder.

- Ne bilmek istiyorsunuz? - Eski yere ne oldu?

- Babam orayı sattıysa para olurdu. - Kumarda kaybettiyse olmazdı.

- Gerçek bu mu? - Hastings öyle diyor.

Şüphelenmek için sebep göremiyorum. Altı şahidi vardı.

Baban herhalde çok sarhoştu.

Katie'ye daha iyi bir koca olacaktı. Onun için bir servet kazanacaktı.

- Ona nasıl dayandı bilmiyorum. - Onu seviyordu.

- Bu onun için yeterliydi. - Hepimiz onu sevdik Billy.

Ama kumara ve içkiye başlayınca...

- Oyundan sonra ne zaman vurulmuş? - Aynı gece.

Sence bu biraz garip bir rastlantı değil mi?

Öyle olsa bile ispatlayamazdım.

- Yardım edebiliriz. - Yardım gerekmez.

Neler olduğunu merak etmek için biraz geç değil mi?

- Onu kim vurdu Billy? - John, ortalığı karıştırmayı bırak.

Başına dertten başka bir şey açmaz.

Dert.

Hastings.

Bayan Gordon, Katie'nin eşyalarıyla ilgili olarak görüşmek istiyordum.

Fazla eşyası yok ama onun hoşunuza giden

bir şeyi varsa, memnun oluruz ve eminim o da isterdi.

Mesela o sallanan sandalye ve onun gibi şeyler.

Teşekkür ederim John. Çok memnun oldum.

Güzel. Geçerken bırakırım.

Bir adamın kendisine bayılmayacak bir kıza

baskı yapmasından nefret ederim.

Kesinlikle çok iyi silahlar bay Hastings.

En iyileri.

- Güneyli konukseverliği bu mu? - Özür dilerim beyler.

Bağışlayın. Ağırlıklarına bakıyordum. Gördüğüm en iyi düello silahları.

- Siz ikiniz Elder kardeşler misiniz? - Evet.

Annenize üzüldüm. Harika bir insandı.

Babanız çiftliği kaybettikten ve öldükten sonra

çiftlik için ona para teklif ettim ama duymak bile istemedi.

- Pekiyi ama neden böyle bir şey yaptınız? - Suçluluk duygusu bay Elder.

Evet suçluluk duygusu. Çiftliği istiyordum. Evet ihtiyacım vardı.

Bu kasaba büyüyüp, önemli bir yer olabilirdi.

Değirmen için su gücüne ihtiyaç vardı. Çiftlikte de su gücü mevcuttu.

Niyetim orayı satın almaktı, kumarda kazanmak değil.

Kusura bakmazsanız, çiftliğin devir-teslim evraklarını görebilir miyiz?

Elbette, tabii. Buna her hakkınız var.

Burada.

Evet işte.

Babanız yazması olmadığından burayı işaretledi.

Ve diğer şahitlerin imzaları.

- Bu şahitlerden biri de sen misin? - Elbette.

- Gerisi de sizinle mi çalışıyor? - Arasıra.

O gece hangi oyunu oynuyordunuz?

- Hangi oyunu mu? Yirmibir. - Yirmibir mi?

- Yirmibir olduğundan emin misiniz? - Elbette.

Babam herzaman, asla yirmibir oynarken görülmeyeceğini söylerdi.

Çocuklarımı oynarken görsem vururum derdi. Kadın oyunu olduğuna inanırdı.

Bay Hastings, bu kasabadaki herkesi tanıyorsunuz.

Babamızı öldüren iğrenç, pislik herif sizce kim olabilir?

Neden bana soruyorsunuz?

Niyetimiz onu bulmak.

Daha üç veya dört yaşımızda babamla yirmibir oynamaya başladık.

Biz bunu biliyoruz ama Hastings bilmiyor.

Hey Bud.

''Katie Duane, Ohio doğumlu.'' Tarih yok.

''8 Eylül 1 850'de Bass Elder ile evlendi.''

''Clearwater, Texas.''

- Bunu saklamalıyız. - Neden? Satalım gitsin.

Paranın yarısını pedere veririz.

Bence mezarı için güzel bir taş yaptırmalıyız.

Üzerinde güzel yazılar olan büyük bir taş.

- Adına ne deniyordu? - Abide. Ne dersin John?

- Hoşuna giderdi. - Koca bir taş almanın anlamı ne?

Çünkü hoşuna giderdi ve de anısına bir şey olmalı.

Ridder'lar anneleri için yukarıyı gösteren melek yaptırmışlar.

- Kime doğru? - Kimseye!

- Pekâlâ, o zaman melek olsun. - Melek olması şart mı?

Çocuğun teki meleğin parmağını koparmış,

şimdi de sanki yumruk sallıyormuş gibi duruyor.

- Biz de mermerden koyun yaptırırız! - Ata ne dersiniz?

- At mı? Mezar için mi? - Annem atları severdi.

Sonsuza dek tepende mermer bir at hoşuna gider miydi?

- Bize neler oldu böyle? - Abide hoşuna giderdi dedin.

Evet ama böylesi değil. Birimizin bir şeyler yapmasını isterdi.

Sıfırı tüketmiş olduğu kesin!

Bud okula geri dönerse o zaman başka. Bu tip bir abide isterdi.

Neden ben? Sizden biri gidip bir şeyler yapsın!

- Bizim için çok geç. - Ben abide falan olmam.

Seninle geliyorum. Dalton kardeşler gibi meşhur oluruz.

Evet meşhurlar ama biraz ölü sayılırlar. Asıldılar!

Kitabı saklayacağız.

Atmış!

- John. - İyi akşamlar. Eşyaları getirdim.

İçeri gel.

- Burası güzel bir oda. - Teşekkür ederim.

Tam burası nasıl?

Güzel.

Çok düşüncelisin John.

Ne zaman baksam veya otursam, Katie'yi hatırlayacağım.

Kaplarını da geri getirdim ve...

...bunun da sende kalmasını istiyoruz.

Ama bu sizin aile İnciliniz. Sende kalsın.

Hayır, gideceğim çok yere uygun olmaz.

Pekâlâ, ben saklarım. Ama bu sizin, ne zaman geri almak isterseniz.

Bunlar da senin.

Bir yabancı için değildiler ama Katie seni tanımamı istedi.

- Benim için fark etmez. - Uzun zaman önce yazmayı kestin.

Eski mektuplarını sanki yeni gelmişler gibi tekrar okurdu.

Sonra okumam için bana verirdi.

İkiniz de nasıl okuyabildiniz bilmiyorum.

- El yazım için harika denemez. - Ama yazdıkların harikaydı, ilk önceleri.

Sonra bir değişiklik fark ettim. Annen asla fark etmedi ama ben ettim.

- Herkes zamanla değişir. - Senin değiştiğin gibi değil.

Hakkında bazı şeyler duymaya başladım.

Sanki o mektupları yazan adam aynı adam değildi.

Babanın katilini arayacak mısın?

Elbette. Onu öldüren belki de Katie'den çiftliği çaldı.

- Hiç olmazsa bu kadarını yapmalıyım. - Niye? Ödeşmek için mi?

Tekrar öldürmek için mi? Bud'ın önünde yap ki, gurur duysun.

Silahşör olmandan dolayı Bud'ın seni ilahlaştırmasına izin verme.

Katie adınızın iyi bir şekilde anılması için Bud'ın koleje gitmesini istedi.

Gidiyorum.

Bunun için tekrar teşekkür ederim.

Katie neden Bass'ın katilini bulmamı istemezdi?

Çünkü yeni cinayetlere yol açar. Katie de cinayetten nefret ederdi.

- Üzerinde ne kadar para var? - Benim mi? Nereden param olsun ki?

- Peevey'den beş kağıt almıştın. - İçkiye kendi paramı mı harcayacağım?

Babam tutuşmuş gibi mezarından fırlardı. Bunu asla yapma evlat!

- Sadece izle. İki viski. - Olur bayım.

Teşekkür ederim. Teşekkür ederim bayım.

Haydi, fondip!

- Barmen! - Evet bayım?

Hey, burada veresiye içki verilir mi?

Üzgünüm.

Kendimize daha içki alacağım!

Güzelliğe bak! Daha içki alacağım çünkü piyango düzenleyeceğiz.

- Ne piyangosu? - Gözümü! Cam gözümü satacağım.

lsmarlama bir göz için kim şansını denemek ister?

Canın o kadar çok içki çekiyorsa, ben sana ısmarlarım.

Ama karşılığında ısmarlayamayacaksan başkasından içki kabul etmezsin.

Pekâlâ beyler! Bir bahisi elli sent. 22 dolarlık göz için dört bahis.

Hep üçüncü bir gözüm olsun isterdim.

- Poker mi oynuyorsun çocuk oyunu mu? - Çocuk oyunu! Para kaybediyorum.

- Ben varım. - Bakabilirsin ama dokunamazsın.

- Ben de varım! - Evet beyler! Paraları görelim.

- Dokuz eder. - Bende yedi var.

Dokuz dolar ve elli sent eder.

On dolar olması için bir bahis daha gerek.

- İşte al. O gözü ben istiyorum. - Pekâlâ!

Şimdi. Ondokuz beyaz ve bir de mavi pul gerek.

Çünkü mavi pulu çeken gözü kazanacak.

- Çalkala. İlk sırada kim vardı? - Ben.

İlk çekme hakkı senin. Daldır elini. Bakalım kim kazanacak.

- Bakalım kim kazanacak. - Oraya git.

Şu uzun boylu, yakışıklı bey, bakalım sen ne çekeceksin.

Hep de beyaz pul çıkıyor.

Bu beyefendinin iki bahsi var. Onun için iki hakkın var.

Daldır elini. Şans senden yana olsun.

Kazandı !

- Kazandım! Gözü bana ver. - Orada.

İğne yaptırıp, Pazar günleri yakama takabilirim.

- Onu kaça satarsın? - Bunu saklayacağım.

- Üç dolar kar veririm. - Olmaz, bana uğur getirecek.

Evlilik suya düştü! Sevgilim beni bu bantla görmüştü.

- Başını çevirmişti. - Bence iyi görünüyorsun.

Bayan olduğunu farz et. Yakışıklılığımı bozduğunu görebilirsin. Öyle değil mi?

- Ona geri sat. - Pekâlâ, pekâlâ, satacağım.

- Beş dolar. - Farkı kırışalım ve sana bir içki alayım.

Kabul.

Beyefendiye bir viski, bir tane bana ve bir tane de kardeşime.

Bir dakika. Yerine takmayacak mısın?

Takmak mı? O zaman biraz kalabalık yapar.

Kalabalık yapar.

Belki bu sana komik gelebilir ama bana değil.

Bence sen bir yalancı ve dolandırıcısın, aynı baban gibi.

- Babamı tanıyor muydun? - Yeterince. Aynı zamanda ayyaştı.

- Yalancı ! - O sadece bir çocuk.

Sen karışma! Ağabeyinin şöhretinden yararlanabileceğini sanıyor.

Ağabeyi hakkında da çok iyi şeyler düşünmüyorum.

- Silahlı değil! - Ama ben silahlıyım.

- Sen karışma Bud. - Hayır!

Cesareti olduğunu sanmıyorum.

- Ona silah ver. - Bir şey kastetmedi.

Bana yalancı dedi. Halbuki ben doğruyu söylüyordum.

Benimkini alabilirsin evlat.

Haydi al.

Bence korkak ve işe yaramaz bir aileden geliyorsun.

John.

Bu adam babamız için yalancı ve ayyaş dedi!

Silaha davranma davetin Johnny Elder için de geçerli mi?

Ağabeyim hakkında iyi şeyler düşünmediğini ispatlama şansın doğdu.

Tom, götür onu buradan.

- Sözlerini geri alana kadar gitmem! - Tom.

Beni duymadın mı? Babamız için yalancı ve ayyaş dedi.

Sanırım öyleydi evlat.

Şimdi onu dışarıda tut.

John.

Dışarı çık.

İyi geceler çocuklar.

Nereye gidiyorsun bayım?

Oyununu bitir.

- Hey Bud, yemiyor musun? - Hayır!

O alçağın hakkımızda söyledikleri aklımdayken nasıl yiyebilirim?

Ve herkesin durmadan övdüğü meşhur silahşörümüz de

oradaki bütün herkesden daha çok sindi.

- Kapa çeneni. - Kapamayacağım!

Sen bir şey yapmayacaktıysan, bıraksaydın da ben yapsaydım.

Seni çiğneyip tükürürdü.

Elin daha o silaha giderken seni vururdu.

Katie hayatına karşılık bir şey gösterecek.

- Okula döneceksin. - Dönmeyeceğim!

Döneceksin. Gerekirse seni bağlayıp, oraya kadar sürüklerim.

- Ben de bir şey öğrenmem! - Seni buna zorlayamam.

Elder'ların adını kirlettiğime göre artık benimle beraber olmak istemezsin.

Hayır kesinlikle!

Bu, annemindi, şimdi de benim. Onu haklamaya gidiyorum. Kim geliyor?

- Bir yere gitmiyorsun. - Durduracak mısın?

Mutlaka!

Ve bu kesin!

- Ne halt etmeye bana vurdun? - Onun bana vurmasına izin verdiğin için.

Onu yakaladım. Onu yakaladım.

Onu yakaladım!

- Yakaladın mı? - Evet!

Çekil ortalıktan.

- Selam. - Selam.

Başını kaçırdığım için çok üzgünüm.

- Bahar temizliği mi yapıyordunuz? - Sadece birbirimize alışıyorduk.

Uzun zamandır birbirimizi görmedik.

Bayan Kate Elder'ı arıyordum.

Burada otururdu. Biz oğullarıyız.

- Birkaç gün önce öldü. - Üzüldüm.

- Hepinizin başı sağolsun. - Teşekkür ederiz.

Bayan Elder'la tanışma zevkini asla tadamadım ama ondan bir mektup aldım.

Clearwater'a iş için uğramışken, kendisini de bir ziyaret edeyim dedim.

Çok geç kaldığım için üzgünüm. Bu harika bir mektup!

Okumak ister misiniz?

''Bay Charlie Bob Striker, Pecos, Texas.''

- Bu, siz misiniz? - Evet.

Bunlar Matt, Bud ve Tom. Ve ben de John Elder'ım.

Selam.

''Sayın bay Striker, duyduğuma göre sizde gereğinden fazla at varmış.''

''Eğer bu doğruysa, size imreniyorum.''

''Çünkü ben geçmişte at sıkıntısı çektim.''

''Eğer Haziran'da da hala bu durumda olursanız,''

''belki size yardım edebilirim ve 1 00 hatta 200 atı elinizden alabilirim.''

''Tek şartım onları satana kadar''

''krediyle iş yapmayı kabul etmeniz.''

''Kaliteli, sağlam ama sade bir sürü isterim.''

''Ve de en düşük fiyatınızı öğrenmek istiyorum.''

''Saygılarımla. Kate Elder.''

At sıkıntısı mı?

Kansas City itfaiyesinden çok daha cesur biri olmalı.

Mektup bana garip geldi ve okudukça daha da garipleşti.

Sonunda şöyle dedim, ''Striker, hayatta çok aptalca şeyler yaptın.''

''Ama son zamanlarda yapmadın ve geciktin.'' Geç kaldığım için üzgünüm.

- Siz ikiniz çok iyi bir ekip olurdunuz. - Sağolun!

- Neden içeri gelmiyorsunuz? - Teşekkür ederim.

Kımıldamazsam sakat dizime iyilik etmiş olurum.

- Sizlerle tanışmak bir zevkti. - Size bir teklifim var.

Gerçi kabul etmezseniz, sizi haksız bulmam.

- Dinlemenin bir zararı yok. - O 200 atı almak isterdim.

Onları Colorado'ya götürüp, madencilere satarım.

Ama sorun anneminkinin aynı. Nakit yok.

- Karın yarısını size veririm. - Ya diğerleriniz?

- Siz de var mısınız? - Bize bir şey sorulmadı.

- Söylüyor musun, soruyor musun? - Soruyorum.

Bana çok çılgınca geldi.

- Matt? - Bir şeyi bilmek istiyorum.

- Bu para onu okulda tutacak mı? - Sanırım niyet bu.

O zaman birkaç hafta takılırım.

- Ya sen? - Neredeyse çenemi kırdın.

Çok uğraştım. Bazı insanlar bundan anlar.

- Sanırım fikrimi değiştirdin. - Ne dersiniz?

Anneniz için aptalca bir şey yapacaktım, bari sizin için yapayım.

Çiftliğime gelip atları teslim alın.

- Ne zaman başlamak istersiniz? - Birkaç saat sürer.

Güzel, bekliyorum.

Haydi, gelsenize!

Senin sıran Billy.

Harry, bugünlerde seni yeneceğim.

Keşke yensen.

Arka arkaya sekiz oyun kaybettikten sonra seni rakip olarak göremiyorum.

- Bütün gün neredeydin? - ABD marşalının ofisinde.

Şuna bir göz at.

Belki bu, acele hüküm vermediğimi ispatlar.

Tom Elder cinayetten aranıyor.

- Bu fikri kim kafana soktu? - Ben.

Tom Elder'ı yeterince tanıdığından beni araştırmak için yolladı.

Tom'un çok şeye karıştığını düşündüm ama cinayete asla.

Neden olmasın? Ne de olsa bir Elder.

Birini suçlamak için adından çok daha fazlası gerek.

- İşte ispat. - Bu, suçlu olduğunu ispatlamaz.

İşine nefretini karıştırıyorsun. Bu yüzden ilkinde silahını almışlardı.

Senin görüşünce hiç bir şeyi doğru yapamıyorum Billy.

Ben, senin sorunun tıpkı bir baykuş gibi olman.

Gözüne ne kadar çok ışık gelirse, baykuş o kadar az görür.

- Nereye gidiyorsun? - Tom Elder'ı getirmeye.

Bu kadar çok silahlanmış gidemezsin.

Ve isteksiz git, onu kullanmak hoşuna gidecekmiş gibi değil.

- Ben kendim giderim. - Dört kişiler!

Ben de sayabiliyorum Ben.

Ben haklı Billy. Yardım gerekebilir.

Benimle gelmeyi mi düşünüyorsun?

Yoksa yeni kiraladığın adamı yanımda götürmemi mi tavsiye ediyorsun?

Çok işine yarar.

Elder'ların neyi öğrenmesini engellemeye çalışıyorsun bay Hastings?

Sadece yardım etmeye çalışıyorum.

Tabii, sadece haritada tanınmamıza ve zengin olmamıza uğraşıyorsun.

İnsan kasabayla birlikte büyüyebilir Billy.

Veya Bass Elder gibi ölebilir.

Ben, acele buraya gel.

- Ne oldu? - Billy'nin atı onsuz geldi.

Hemen bir ekip oluşturalım Harry.

Burada.

Hala nefes alıyor.

Sen ve Roy onu Doktor lsdell'e götürün. Sonra nehirde buluşuruz.

Onları git getir!

Bugün çok iyiydin evlat, çok işe yaradın.

- Bütün bunları nerede öğrendin? - Kolejde değil.

Seni zengin ve saygıdeğer biri yapmaya uğraşıyoruz. Sen hep kavga ediyorsun.

Zengin ve saygıdeğer olmak istemiyorum. Sizler gibi olmak istiyorum.

- Yine mi şımardı? - Onu ne yapacağımı bilemiyorum.

- Senin büyüklerine karşı saygın yok mu? - Komik değil. Daha önce duydum.

Katie'ye böyle karşılık versek dövmekten arkamızı kanatırdı.

Hanginiz annemizin yerini dolduracak kadar erkeksiniz?

Hayır. Hayır. Yapmazsınız! Hayır, hey, hayır!

Haydi!

Çocuklar! Size elbiselerle banyo yapılmayacağını öğrettiğimi sanıyordum.

Orada bir grup adam var. Sence neyin peşindeler?

Bizim olamaz. Atları çaldığımızı düşünüyorlarsa başka.

- O, Ben Latta. Peşimizde olmalılar. - Ne yapacağız?

Yanlış bir şey yapmadık. Yapmış gibi de davranmayacağız.

Atları toplayıp, geçip gidiyormuşuz gibi yapacağız.

Dört kişiler. Bunlar kesin Elder'lar.

Ateş etmemeni söylemiştim! Onları canlı istiyorum.

- Bud? - İyiyim.

Neden ateş ettiniz?

- At çalmak kanunlara aykırıdır. - Vurmak da öyle.

Bunlar kanuni ve ispatlayabiliriz.

Sizlerin bize inanmanızı beklemiyorum ama Billy inanır.

- O zaman neden onu vurdun? - Billy vuruldu mu?

Vuruldu ama ölmedi.

Tom'u almak için giderken,

onu kimin vurduğunu söyleyecektir.

Buna bir anlam veremiyorum.

Eğer kaçıyorduysak ve Billy'yi vurduysak, neden bir at sürüsü alalım?

- Ve Clearwater'ın içinden geçirelim? - Silahlarınızı yere atın.

Dediğini yapın.

Başka ölümler bir şey ispatlamaz.

Birkaçınız onları bağlayın.

- O atların hepsi bizim. - Sahipleri gelip bulur.

Elimizde sahiplerinin mektubu var.

- Billy'nin bir işine yaramaz. - Biz yapmadık.

Billy vurulduğunda Lupin'in yerindeydi.

- Lupin'in yerinde mi? - Evet. Kaçmaya kalkarlarsa vurun.

Sana bir hediyem var. Bütün iyilikler senin olabilir.

Ne iyilikleri?

Annem adına iyilik yapmaya çalıştık. Buraya bu yüzden düşmedik mi?

Buraya düşmemizin sebebi kendini arananlar listesine sokmuş olman.

Başını belaya sokmuş biri olarak fazla abartıyorsun.

Bize ne olduğunu anlat.

Gözümü satmaya kalktım diye barmenin teki bozuldu.

Silahıyla bana ateş etmeye başladı.

- Ben de yapılabilecek tek şeyi yaptım. - Kendini savunmuş.

Neden yargılanıp adını temize çıkartmadın?

Çünkü kasaba onun kasabasıydı ve ben de bir yabancıydım.

Bakın.

- Billy nasıl? - Bilmiyorum.

- Sen de bizim yaptığımızı sanıyorsun. - Ne düşüneceğimi bilmiyorum.

Keşke cenazeden hemen sonra gitseydin.

Viski. Nefret.

Görünüşe göre bu kasabadaki herkes kararını çoktan vermiş.

Eve git Mary. Evden çıkma. Seni buralarda istemiyorum.

Billy öldü.

Haydi git.

Kimin vurduğunu söyledi mi?

Sizin vurmadığınızı söylemek için ağzını açamadı.

- İp getirin! - Onları asalım!

Eve gitmeni söylemiştim.

- Ya o ayak takımı? - Billy için üzülüyorlar.

- Söyle onlara, Billy kimseyi linç etmezdi. - Dört adam.

Üç adam ve çocuk. Suçlu olduklarından nasıl bu kadar emin olabilirsin Ben?

Onlar ikna oldular. Juri heyeti de onlardan seçilecek.

Onları tutuklarsın ama yargılamazsın. Marşalı buraya getirt.

İşimi nasıl yapacağımı söylemekten vazgeç.

O insanların bize nasıl baktıklarını gördünüz mü?

Evet gördüm.

Ve buradan çıkacağız.

Daha değişik bir fikrin var mı?

Sabah bize yemek getirdiklerinde anahtarı alırız.

- Durum nasıl? - İyi değil hakim bey.

- Sabaha yargılasak iyi olur. - Juriyi bunların arasından mı seçelim?

Adalet değil, cinayet olur.

Onlardan yeterince var mı Charlie?

Hayır yok. Bu silahlar dışarıdakileri durdurmaz. Bunu sen de biliyorsun.

- Onları içeri salmak ister misin? - Bana böyle ters konuşma!

Ben ve Billy Wilson ayak takımına hiç tutuklu kaptırmadık.

Onları silahlı silahsız yarar geçerdi. Gözlerimle gördüm.

Ama tabii sen Billy Wilson değilsin!

- Bir şey kastetmedi. - Neden kafasını kullanmadı?

Billy'den biraz olsun ders alsaydı,

çok geç olmadan o adamları kasaba dışına sürerdi.

Dışarı bir bak. Onlar şimdiye kadar dostlarındı.

Ama yakında üstlerine kurşun sıkmaya başlayacaksın. İnan bana.

Onları götüreceğiz.

Sabah erkenden Laredo'ya götüreceğiz.

Tom, birileri geliyor!

Sanırım fikir değiştirdiler.

Yardımcılardan birine seslen. Hasta olduğunu söyle.

Aklını mı kaçırdın? Boynunun uzamasını mı istiyorsun?

- Her şeyi göze alacağız. - Linç takımını değil.

New Orleans'dan kaçtığın için buradayız. Tekrar kaçmayacağız.

- Katie bu sefer kaybetmeyecek. - Başı dertte olan bizleriz!

- Sanki onun dertte değildi. - Diğer annelerden farksız.

Çocukları istediği gibi çıkmadı. Ne olmuş yani?

Kimse benim adıma karar vermeyecek. Kendim vereceğim.

Ona ister melek al, ister koyun. İstersen mermer yaptırarak ödeşmiş ol.

O kararı sen verebilirsin. Ama buna ben karar vereceğim.

Öldürülecek bile olsak, kaçmayacağız. Katie bu sefer kaybetmeyecek.

Laredo'ya gidiyorsunuz.

Tek bir hata yaparsanız, Billy'ye verdiğinizin aynısını siz alırsınız.

Haydi!

- Prangalar hazır mı? - Hepsi hazır.

- Pekâlâ, ikiniz buraya. - Ona prangalanmak istemiyorum!

Dostlarını seçmek için biraz geç kaldın.

Bir ayağını kaldır.

Sıkı olsunlar.

Sağ ellerinizi kaldırın.

Yardımcı şerif olarak Texas kanunlarını uygulayacağınıza yemin eder misiniz?

- ''Ederim'' deyin. - Ederim.

O arabaya binin.

Köprünün üzerine gelince hepsi senin.

- O korumalara güvenmiyorum. - Sürücüler bizim tarafımızdan.

Anlatacaklarını bellediler. ''Elder çetesince tuzağa düşürüldük.''

Dur!

- Neden burada durdun? - Atları dinlendirmek için.

- Ned, ne oldu? - Atları dinlendiriyorum.

- Pekâlâ... - Atlayın!

Ellerini kaldır Ben.

- Rozet takıyorsun. - Billy de takıyordu. Bırak o tüfeği.

- Tek silah onları uzun süre oyalamaz. - Ben alet kutusuna silah koydu.

- Bizi koruyabilir misin? - Ancak üç atışlık.

- Benimle su altında kalabilir misin? - Kalamazsam, sen kafamı bastır.

Gidelim. Haydi.

O çocuklara saldıracağınızı biliyordum.

Elbette biliyordun Ben. Zaten başlarına gelecekti.

Kımıldama.

Tom! Tom! Geri dönmek için atları kullanın.

Pekâlâ. Adımını uydur yoksa takılıp arabanın altına gireriz.

Pekâlâ Curley, işte seni bunun için kiraladım.

Elder'lardan bir tanesinin dahi canlı çıkmasını istemiyorum. Kımılda!

Hazır mısınız?

Ben'in silahlarını ele geçirmişler. Onları asla oradan çıkaramayız.

- Onları havaya uçurmak isterdim. - O kutuda dinamit var.

Hoşuma gitmiyor.

Çok sessiz.

Geri dönelim.

Beni koruyun.

Şimdi!

Dikkat edin!

Matt!

- John. - Sana yardım edeyim.

Hayır, lütfen, ben...

John... keşke...

Belki Bud...

Ben... keşke...

Geliyorlar!

Vuruldum!

Vuruldum. John!

John Elder, bana bir silah at. Size yardım edeyim.

- Ben onlara yardım edecek. - Aptal budala!

Hayır baba. Ben o!

Haydi.

- Hastings gidiyor. Gidelim. - Kasabada ne diyeceğiz?

Hastings'in söylediğini. Elder çetesince tuzağa düşürüldük. Haydi gidelim!

Onlar dönmeden gidelim buradan.

- Kasabaya dönüyoruz. - Oraya varır varmaz bizi vururlar!

- Kaçmayacağız. - Ben kaçacağım!

Nasıl? Tek araba var ve Bud'a doktor gerek. Onu geri götüreceğim.

Arabanın oturağını alayım.

Bud'ı ahıra sok.

Dur Burr.

Eve git. Git buradan.

Bekle bir dakika evlat. Bize doktor gerek. Gidip Doktor lsdell'i çağır.

Git Jeb.

Acele et.

- Şu prangaları çıkar. Önce onlarınkileri. - Olur bayım.

- Nereye gidiyorsun? - Doktor lsdell'e. Biri yaralı.

- Acelen ne? - Babam da orada.

Bırak gitsin.

Dur Harry. Yeterince yaklaştın.

Ne istiyorsun?

Önce teslim olun. Doktor ondan sonra gelecek.

Doktoru yolla yoksa bir nalbant eksilirsin.

- Dediğini yap Harry! - Sen buraya gelmeden yapmam.

- Harry! - Ona güvenemeyiz Will.

Ama bizi vurmaları için yardımcılarına güvendik.

Çeten görev başındaki bir sürü iyi adamı öldürdü.

Çetem mi? O zaman Matt'i kim öldürdü, Bud'ı kim vurdu, köprüyü kim uçurdu?

Ya Billy?

Pecos'a atla gitmek ne kadar sürer Harry?

Sekiz, dokuz saat.

- Billy'yi en son ne zaman gördün? - Saat dokuzda satranç oynuyorduk.

Saat dokuzda Pecos'da olduğumuzu ispatlayabiliriz.

Marşalı çağırt Harry.

Teslim olacağız. Ama sana veya bu kasabadan birine değil.

Laredo'daki ABD marşalını getir, dışarı çıkarız.

- ABD marşalını nasıl buraya getiririm? - Bilmem.

Telegraf yolla veya git kendin getir. Ama getir.

Gir içeri doktor.

Bu tarafta.

Dışarı.

Birisi yaralı.

Evlerinize gitmenizi istiyorum.

O adamlar benim tutuklularım. Ha orada ha hapiste fark etmez.

ABD marşalı gelecek. Sorun çıkaracak olanlar ona hesap verir.

Artık dağılın ve evlerinize gidin!

Haydi!

Şimdilik onun için yapabileceğim her şeyi yaptım.

En iyisi onu en kısa zamanda pansiyona götürmeniz.

- John. - Evet?

Onun için endişe etme. İyileşir.

Düzgün yetişmesini sağlarız, sen ve ben.

Ya marşal buraya önce gelirse?

Onların sözüne karşılık bizimki. Bir silahşörün sözüne kim inanır?

Ya korumalardan biri çözülürse baba?

Sadece zayıf olan çözülür. Onlar konuşmaz.

Burada içme salak. Hepimizi havaya uçurmak mı istiyorsun?

Curley burada içerdi.

Sen Curley değilsin!

John.

Dave. Hiç bir sorumuzu cevaplamamıştı.

- Alabileceğimiz bütün cevapları aldık. - Denemeye değer.

Bir yere gitmeyeceksin! Daha kapıdan bir adım attığında ölürsün.

Bir yere gitmeyeceksin.

Doktor lsdell sargıları değiştirmemiz için...?

Tek bir harekette ölürsün! Dediğimi yap.

Gerile.

Yürü! Yürü!

Evet! Senin için bir tane kaldı. Şimdi yürü!

Sana bir hediye getirdim. Artık istediğin cevabı al.

Sana çok iyi bir tavsiyede bulunacağım bayım.

Yalan söylemeye zaman yok.

- Bizi kim pusuya düşürdü? - Bilmiyorum.

- Cevap ver. Kardeşimi kim öldürdü? - Bilmiyorum!

Konuş! Ben vurulduğunda oradaydın.

- Bizi kim pusuya düşürdü? - Bilmiyorum. Ben bir şey yapmadım.

Tekrar nefes almana izin verince, doğru cevaplar versen iyi edersin!

Baba! Onlara bir şey söylemedim.

Konuşmayacaktım. Konuşmayacaktım.

Silahı bırak Hastings.

Bana ateş ettiler. Oğlum Dave'i orada tutuyorlar. Çıkart onu!

- Onlara bir şey söylemedim! - Ne söylemedin Dave?

Babam... Ben'i o öldürdü. Onu öldürdü.

Benim babamı da mı?

Baban aldatıldığını öğrenmişti.

Ve Billy gerçeğe gittikçe yaklaşıyordu.

Billy'yi de mi?

John...

...o silahı bana ver.

Artık kanunu ben temsil ediyorum. Hastings'in icabına bakacağız.

Başımı seninle derde sokmak istemem Harry.

Yerinde olsam onunla tartışmazdım.

John.

Bu, benim halletmem gereken bir şey Harry.

Tom için Doktor lsdell'i çağır.

John.

Bud burada.

- İyi mi? - Yoğun bakıma ihtiyacı varmış.

- Sorun değil. Ya Tom? - Doktor şimdi onunla beraber.

Tom bir kurşunun kendisini öldüremeyeceğini söylüyor.

Burada.

Türkçe altyazı: Fatih Aksoy

TURKISH

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.