All language subtitles for Love.and.Monsters.2020.720p.WEB-DL.HEVC.x265-RTM

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew Download
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian Download
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian Download
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish Download
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

ÇEVİRİ: JAVAJAVA2002

Pek sizler gibi büyümedim ben.

Yani büyüyordum ama sonra dünyanın sonu geldi.

Kimse buna şaşırmamıştır bence.

Bir gün bunun olacağını biliyorduk ve oldu da.

Ama olayın ilginç kısmı dünyanın sonunun nasıl geldiği.

Agatha 616.

Evet, doğrudan Dünya'ya doğru gelen bir asteroid.

Biliyorum. Hep öyle olur.

Bu yüzden bütün insanlık bir araya geldi ve en iyi yaptığımız şeyi yaptık.

Asteroide birkaç roket attık!

Ve onu patlattık. Harikaydı.

Ama aslında değildi. Roketleri roket yapan içindeki o kimyasal bileşikler.

İşte onlar üstümüze yağdı. Ve her şey değişti.

Her şey derken, soğukkanlı yaratıklardan bahsediyorum.

Değişimden kastım da bunların mutasyona uğrayıp bizi yiyerek öldürmeye başlaması.

Karıncalar, kertenkeleler, hamamböcekleri, timsahlar. Aklınıza gelebilecek her şey.

BAŞKAN DEVASA GÜVE TARAFINDAN ÖLDÜRÜLDÜ

Tanıdığım bir çocuğu, bir karnavalda kazandığı japon balığı gece uyurken yedi.

Todd o balığı çok severdi ya.

Ve kediyi de.

İnsanlık tarihi boyunca, hamamböceği öldürmek için bir ayakkabı yeterliydi.

Birden artık pompalı tüfeğe ihtiyaç duyar olmuştuk.

Bazen de tanklara.

Bazen tank bile işe yaramıyordu.

Özellikle de tankın içinde değilsen, Bob.

En sonunda, büyük böcekler ve ordumuz birbirini yok etti.

Yaklaşık 1 yılda insan nüfusunun %95'ini kaybettik.

Bu bir sürü Bob demek.

Bir sürü de Todd.

Hayatta kalan bizler ise, bulduğumuz yerlere saklandık.

Dünyanın her yanındaki sığınaklara, mağaralara ve panik odalarına.

Son 7 yıldır bir yeraltı sığınağında yaşıyorum ben.

Çok da kötü değil. Gerçekten.

Bir grup insanız burada ve birbirimizi çok seviyoruz.

Tam da hayal ettiğim üniversite ortamı gibi.

Uyuduğundan emin misin?

Kimin?

- Joel. Başka kim olacak? - Evet. Uyuyor.

- Bekle. - Uyuyor işte.

- Emin misin? - Senin sesindi o.

Ben... Sadece...

Joel. Joel.

Gördün mü? Uyuyor.

Sen ses yapıyorsun.

Sevgili Aimee, uyumuyorum.

Hareketsiz durmakta veya nefes almamakta çok ustalaştım artık.

Ruh eşlerini bulmuş bir grup insanla bir mağara sığınakta...

...tıkılıp kalmak pek de hoş değil.

Karen ve Ray birkaç ay önce çıkmaya başladı.

O yüzden hala balayında sayılırlar.

Birbirlerine dokunmadan duramıyorlar.

Onlar için iyi ama. İkisi de oldukça çekici ve görünen o ki çok da esnekler.

Hayat kısa. Özellikle de burada.

- Merhaba Ava. - Merhaba Joel.

- Joel. Nasılsın? - İyi sayılır, Tim.

- Sen nasılsın? - Ben de iyiyim.

Harika.

- Uyuyamadım da. - Evet, biliriz o hissi.

Evet. Ama benim uyuyamama sebebim sizinkinden farklı.

Kapınızın açık olduğunun farkında mısınız acaba?

- Evet. - Farkındayız.

Tamam.

Tim'in ailesini bir termit sürüsü yedi.

- O olaydan sonra Ava'dan ayrılmaz oldu. - Tamam. İyi geceler.

- Her şekilde. - İyi geceler.

616 Agatha adını verdikleri asteroid bu.

Bunlar da asteroidi durdurmak için gönderdikleri kimyasal bombalar.

Yani neredeyse herkes burada bir çift oldu.

İlk bebeğimiz geçen kış doğdu. Çok duygusal bir andı.

Kıyamete hoş geldin evlat.

Yemek berbat. En azından neyi kaçırdığını bilmeyeceksin.

Kala ve Connor da Carol öldükten sonna beraber oldular.

Carol bir kutu çamaşır deterjanı yiyen bir inekti.

Artık elimizde tek bir inek var.

Adı da Gertie.

Gertie harika bir hayvan.

Gertie bizim tek yemek kaynağımız değil.

Yüzeyde bulduklarını bize getiren bir avlanma ekibimiz de var.

Başlarda daha kolaydı bu. Çünkü mermilerimiz bitmemişti.

O şeylerden biriyle elimizde berbat bir el yapımı silahla...

...çarpışmak hiç kolay değil.

Yani, ben onların yalancısıyım.

Çünkü ben avlanmaya gitmiyorum.

Ben mutfakta görevliyim. Sığınağın aşçısı sayılırım.

Sebze çorbama bayılırlar.

Sığınakta sevgilisi olmayan tek kişi olmanın ayrıcalıkları da var.

Mavis ile takılabiliyorum.

Tabii ki artık diyalog kuramıyor.

Göbek bataryasından vuruldu. Tıpkı öbür Mavis'ler gibi galiba.

Aslında hiç çalışır bir Mavis göremedim.

Keşke burada olsaydın, Aimee.

Herkesle tanışmanı çok isterdim.

Evet.

Belki biraz atış alıştırması yapardık.

Bunu çok seviyorum.

Neyse.

Üzgünüm, Mavis.

Çabuk olun millet. Gitmeliyiz.

Arkadaşlar!

Arkadaşlar! Silahları getirdim.

- Burada kal. - Ne?

- Gerekenleri alın ve gidelim. - Ne oluyor?

Neler oluyor?

- Güvenliği aştılar. - Ne demek aştılar?

- Joel. - Ne demek istiyorsun?

Sığınağın içine mi girdiler?

Aşılmak bu anlama geliyor evlat.

Güvenliği aşmışlar.

Anna Lucia ve ben önden gideceğiz. Anderson ve Tim, yanımızdan gelin.

Yanlarından gidin, evet. Ben nereden gideyim? Arkadan mı yoksa...

Bu konuyu komuşmuştuk, Joel.

Neyi konuşmuştuk? Yardıma ihtiyacınız var. Yardım edebilirim.

- Bırakın yardım edeyim. - İlla söyletecek misin?

- Neyi? - Baş edemiyorsun, Joel.

- Şoka giriyorsun. - Tamam.

- Siz hiç korkmuyor musunuz? - Korkuyoruz.

Hepimiz korkuyoruz, Joel ama sen çok fazla korkuyorsun.

- Kendini kötü hissettirmek istemiyoruz. - Seni seviyoruz, Joel.

Ama güvenilmezsin.

- Yüksün. - Gıda gezilerinde bile.

Sanki bunu aranızda daha önce konuşmuş gibisiniz.

Connor.

Tamam, 30 metre önümüzde. Gidelim.

- Dikkatli ol, Connor-Aşkito. - Olurum, Kala-Aşkito.

Tetikte olun.

Onlara git.

Yaklaşıyorlar.

Kahretsin.

Aman Tanrım.

- Bir tanesini yakaladı. - Peki ya diğerleri?

Geri geliyorlar.

Joel!

Yardıma ihtiyaçları var. Gidiyorum.

Joel! Bekle!

Connor?

Connor.

Ben mi vurdum yoksa sen mi?

Sence?

Sen.

Bu arada bir anda donup kalma sorunum var.

Ama bunu aşmaya çalışıyorum.

YEDİ YIL ÖNCE FAIRFIELD, KALİFORNİYA

- Nasıl görünüyor? - Çok güzel.

- Bana benziyor mu? - Evet.

Bu pozun doğal durduğundan emin misin?

- Evet. - Evet mi?

Bence çok güzel.

Ne yapıyorsun? Kıpırdama.

- Gösterecek misin? - Kıpırdama. Aimee.

Gerçekten görmek istiyorum.

Görebilir miyim?

Tamam.

Tamam.

Hazır mısın?

Ne düşünüyorsun?

Benim niye sakalım var?

Hayır, gölge o. Gölgeleme yaptım.

Kafam da çok uzun.

- Büyük bir kafan var. - Ellerim de çok küçük.

Küçük ellerin var ama.

Bayıldım. Çok beğendim.

Çok incesin çünkü bu resim berbat.

- Benim de sana sürprizim var. - Ne?

Doğru mu bilmiyorum ama.

Yok artık. Bunlar almayı istediklerim.

- Gerçekten mi? - Evet.

Merhaba.

Ne yapıyorsun şu an?

- İyi misin? - Evet, omuz dansı yapıyorum.

- İşte böyle. - İşte böyle.

Hayatımın en güzel yazı.

Benim de.

Ne yapıyorsun?

- Saat kaç acaba? - Sanırım 6:30.

Aimee, Timsah Carl'ı korkutuyorsun.

Tamam, arkanı dön, Timsah Carl.

Arkasını dönsün. Anladım.

Anladım.

Gitmemiz lazım.

Korkuyorum.

FAIRFIELD, KALİFORNİYA'YA HOŞ GELDİNİZ

Sevgili Aimee, bu hafta hepsinden berbattı.

Devasa karıncaya benzeyen bir şey Connor'ı yedi.

Onları çizmemi kolaylaştrıyor bu.

Özlerini yakalamaya çalışıyorum.

Onları nasıl öldüreceğime dair notlar alıyorum.

Bazen bu şeylerle başa çıkmanın tek yolu buymuş gibi geliyor.

7045 konuşuyor. 3022, cevap ver.

Tekrarlıyorum, 3022, cevap ver. Tamam.

3022 konuşuyor. Ne oldu yine, Ray?

Selam Janice. Ben Joel.

- Joel. - Evet.

Tamam. Bekle biraz.

Aimee, Ray seni arıyor!

Adım Joel. Sağ ol, Janice.

- Joel! Merhaba! - Merhaba, Aimee!

- Nasılsın? - İyiyim. İyiyim.

- Sesini duymak çok güzel. - Çok üzüldüm.

Açık frekansta sizinkilerden birinin öldüğünü duydum da.

Evet. Sığınağa girmişler.

İçeri mi girmişler?

Evet. İlk kez oldu. Korkutucuydu.

Sen de savaştın mı?

Evet. Evet, biraz.

Biraz savaşmak zorunda kaldım.

Aslına bakarsan son görüştüğümüzden bu yana vücut falan yaptım, o yüzden...

Vay be! Vücut yaptın demek!

Şaka yapıyordum. Vücut falan yapmadım. Berbat bir şakaydı.

İyi olmana sevindim.

Sağ ol.

Şu durumda benim kolonimi bulman bile hala inanılmaz geliyor bana.

Biliyorum. Çılgınca.

Hem de ilk denemede buldum. Ne şans ama.

Çılgınca.

Yok canım, şaka yaptım. 90 denemede falan buldum.

- Bazen ne diliyorum biliyor musun? - Ne?

Parlağımı şıklatsam ve yine seninle o arabada olabilsem.

Güzel olurdu.

Evet, ama bunun imkansız...

...olması çok kötü.

Şu günlerde her şey imkansız gibi geliyor.

Tüm koloniyi çekip çevirmek çok yorucu.

Sana mektuplar yazıyorum.

Gerçekten mi?

Evet. Bazen yazıyorum.

Hep.

Okumayı çok isterim.

Öyle mi? Ben de çok isteri...

Hayır. Aimee?

Aimee?

Yıllar içerisinde çok insanı kaybettik.

Bir süre sonra artık bir şey hissetmeyeceğini sanıyorsun.

Ama öyle olmuyor.

- Üzgünüm. - Şükürler olsun! Nerede kaldın, Joel?

Hemen gitmeliyiz. Vedalaşın ve arabaya bin.

- Gitmem lazım. - İstersen bizimle gel.

Hayır, annem bekliyor. Çok üzgünüm.

Arabaya bin! Aimee, hemen eve gitmelisin!

- Bunu almanı istiyorum. - Ne? Timsah Carl bu.

Senin uğurlu eşyan.

- Dikkatli ol. - Sen de.

Aimee.

Seni seviyorum.

Ben de seni seviyorum.

Gelip seni bulacağım.

İyi edersin.

İyi edersin.

İçeri nasıl girmiş ki?

Çevre savunmalarımızdan birini gelip geçmiş galiba.

Çeliği mi delmiş yani?

Anderson'la birlikte girdiği yeri ve havalandırmayı mühürledik.

Artık hiçbir şey içeri giremez.

Ama neden oldu?

Bir kerelik bir şeydi.

Tekrar olması için bir sebep yok.

Sakinliğimizi korumalıyız.

Aimee'nin kolonisi ne kadar uzakta?

- Ne? - Aimee'nin kolonisi.

- Ne kadar uzakta? - 85 mil falan.

Oraya gitmek ne kadar sürer?

Gitmeyi düşünmüyorsun değil mi?

Tim, sen sorumu cevapla.

- Ne kadar sürer? - Yedi gün. En az.

Silahlı ve eğitimli bir avlanma ekibi yüzeyde 50 mil gitse şanslı sayılır.

Ama sen, Joel...

Bana dışarıdaki güvenliği attırmaya yardım edecek gönüllüler lazım.

Tamam, ben gelirim.

- Ava halleder. - Aynen öyle.

Ben gideceğim.

İmkansız bir yolculuk, Joel.

Hayır, ciddiyim.

Sizi çok seviyorum ama bu dünyada beni gerçekten mutlu edecek tek bir kişi var.

Ve yalnızca 85 mil uzaklıkta.

Gidip onu göreceğim.

Bu harika hissettirdi.

Sevgili Aimee, saklanmaktan bıktım.

İşlerin iyiye gitmesini beklemekten bıktım.

Artık ipleri elime alma vakti geldi.

Sebze çorbasını başkasının yapma vakti geldi.

Şarjı olmasa da yanıma bir telsiz alıyorum.

Her ihtimale karşı alıyorum.

Bana şans dile, Gertie.

Mavis, ona iyi bak.

Şaka yapmıyorsun, değil mi?

Hayır, yapmıyorum.

Şaka yapmıyor.

Gitmene izin vermiyoruz Joel. Sana burada ihtiyacımız var.

Tim, ihtiyacınız yok. Bir şey yaptığım yok.

Joel, bu doğru değil. Telsizi tamir ettin. Sebze çorbası yapıyorsun.

Pekala.

Sesli söyleyince kulağa o kadar da önemliymiş gibi gelmiyor.

Denediğin için sağ ol. Gerçekten.

Ama bir yere aitmiş gibi hissetmiyorum.

Dünyanın sonunda tek başıma ölmek istemiyorum, o yüzden...

Bakın, beni küçük, acınası, sevimli bir kirpi olarak...

...gördüğünüzü biliyorum.

Ama kendi başımın çaresine bakabilirim.

Muhtemelen sandığınızdan çok daha güçlüyümdür.

- Sana bir harita yaptık. - Teşekkür ederim, Karen.

Kendine dikkat et.

Her şey seni öldürmeye çalışacak.

İyi gözlem yapıp becerilerini kullan.

- Hızlısın ve küçüksün, o yüzden... - Evet.

- Savaşma. Kaçıp saklan. - Savaşmayayım.

Teşekkürler, Ray.

Sakın öleyim deme.

- Tamam. - Güzel.

Sizi seviyorum. Aimee'ye onu 7 gün sonra göreceğimi söyleyin.

- Sana inanıyoruz. - Seni seviyoruz dostum.

Neredeyim ben?

Kullanışlı bir harita değil.

Tamam, her neyse.

Batıya gitmem gerektiği kesin.

O zaman batıya gideyim.

Basit bir şeyle başlayayım. Batıya.

Hayır. Bu taraftan. Batı bu taraf.

Kahretsin.

Ortadan gideyim. İkisinin de gönlü olsun.

Tamamdır. İlk karar verildi.

Sevgili Aimee, yapıyorum.

Bunu gerçekten yapıyorum!

Çok daha kötü olur sanmıştım. Şimdiye dek hiç fena gitmedi.

Birçok ölüm nişanesi gördüm ama ölümün kendisini görmedim.

Tahtaya vur tahtaya.

Canavar yumurtaları.

Olumlu düşünelim. Hava güzel.

Temiz bir hava. Başka söze gerek var mı?

İyiymiş.

Olamaz.

Kaçıp saklan.

Eve saklan. Eve saklan.

Hayır.

Hayır, hayır. Hayır!

Hayır!

Hayır, hayır, hayır!

Evet! Isır! Isır!

Bekle, bekle, bekle!

Nereye gidiyorsun?

Vay be, iyiymiş.

Güzel mekan.

Oturabilir miyim?

Teşekkürler.

Yalnız mısın?

Evet.

Ben de.

Boy?

Adın bu mu? Boy mu? Adın Boy.

Ben de Joel.

Tanıştığımıza memnun oldum.

Hayatımı kurtardığın için sağ ol, Boy.

Bu bir elbise mi?

Üzgünüm.

Tamam, Bir daha dokunmam.

Sahibinin miydi?

Sorun değil. Konuşmak zorunda değilsin.

Üzgünüm.

Dur biraz. Beni o mu sandım?

Ben de uzanacağım. Olur mu?

Tamam, sorun yok. Çantamı çıkarıyorum.

Bir zamanla ben de bir kızla birlikteydim.

Bence onu çok severdin. Evet, çok iyi anlaşırdınız.

Köpekleri çok sever. Tüm hayvanları. Tam bir hayvanseverdir.

7 yıldır görmüyorum onu.

Uzun zaman oldu. Bu yüzden onu bulacağım.

Bunu kimseye söylemedim ama birazcık endişeliyim.

İyi geceler, Boy.

Zayıflık: Köpekler.

Bu sensin.

Burada telsize uyacak bir batarya var mı acaba?

Çünkü bende bir telsiz...

Boş ver.

Ruj.

Aimee.

Hey, bunu alabilir miyim?

Sağ ol.

Pekala, buraya kadarmış.

Beni ağırladığın için sağ ol.

Bir köpekle konuşmayı kesmeliyim.

Tamam. Görüşürüz.

GİDİP KENDİNE BAŞKA OTOBÜS BUL

Tamam.

Hey, hey, hey. Hayır. Havlama.

Seni duyabilirler.

Benimle gelmek mi istiyorsun?

Tamam. Gelebilirsin.

Gidelim. Hadi.

Nereye...

Tamam, elbise de gelsin. Çantama koymamı ister misin?

Tamam. Sorun yok. Bir şey yapmayacağım. Söz.

Çantamda güvende olacak.

Gördün mü?

Tamam, hazır mısın?

Gidelim. Hadi.

Havlamayı cidden kesmelisin.

Yanında birinin olması iyiymiş.

Sevgili Aimee, bil bakalım ne oldu.

Bir köpeğim oldu ve çok şirin. Adım Boy.

Diliyle beni yemek isteyen dev kurbağadan kurtardı beni.

Sonra otobüste takıldık. Harika bir ekip oldu.

Bir sürü ortak noktamız var.

Aklıma gelen her şeyi konuşabiliyorum onunla.

Bizi görmen lazım. İkonik ikililer gibiyiz.

Bilemiyorum. Durdurulamaz bir ikiliyiz.

Ne yapıyorsun? Ne buldun?

Tanrım. Evet. Koş. Koş!

Kaçmalıyız! Hadi!

Dut.

Besleyici ve leziz.

Ne yapıyorsun?

Ama çok güzel görünüyorlar.

Neyse, yemesem iyi olur.

Dünyayla ilgili unuttuğumuz çok şey var. Mesela kokular.

Çimler, ağaçlar, çiçekler.

Bazen kanlı cesetlerle karşılaşsak da...

Olamaz. Bir çukura düştüm.

Tamam, şimdi...

...tırmanıp çıkmalıyım.

Tırmanıp çıkabilirim.

Olamaz.

Durum vahim.

Durum çok vahim.

Havlama. Sus. Sus.

Elindeki ip, gerizekalı!

Ayağına dolayıp sıkıca tut!

Hadi bakalım! Sıkı tutun!

Kendini yukarı çek!

Ne işin vardı orada?

Minnow, bitir işlerini.

1, 2, 3, 4 ve...

Biz...

Daima 5'e kadar say.

O bir samuray kılıcı mıydı?

Bir Sandgobbler yuvasında ne işin vardı ki?

Yürürken farketmeden içine düştüm.

- Adın ne? - Joel.

Joel Dawson.

Ben Clyde. Bu da Minnow.

Canavar olmadığımız için şanslısın. Kız gibi bağırıyordun.

"Durum vahim! Durum çok vahim!"

Benim sesim öyle çıkmıyor bir kere. O kadar tiz değil.

- Evet, öyle. - Öyle.

Benim sesimden daha tizdi ve ben 8 yaşındayım.

Burada tek başına ne yapıyorsun ki?

Yalnız değilim. Boy var.

Hayır, yapma! Yapma!

Tanrım, bu bir köpek!

Gel buraya, Boy! Gel buraya, Boy!

- Az daha köpeğimi öldürecektiniz. - Merhaba, Boy!

Merhaba!

Hey.

Kolonine ne oldu dostum?

Seni kovdular mı yoksa?

Hayır, kendi isteğimle ayrıldım.

- Yapmam gereken bir şey var. - Yiyecek çaldın, değil mi?

- Yiyecek hırsızı. - Evet.

- Hayır, yiyecek filan çalmadım. - Eminim öyledir.

Kolonimle aram çok iyiydi. Aile gibiydik. Tamam mı?

Ayrıldığımda çok üzüldüler.

- Gitme vakti, Minnow. - Gitme vakti mi? Niye?

Bu ses...

Bu ses de neydi? Neler oluyor?

- Bir sürü şey olabilir. - Ağaç Fitilcisi. Sürü Ezen.

Taş Dalıcı.

Bacak Koparıcı. Bacak Kırıcı. En sevdiğim de Chumbler.

Tamam, anladım. Bir sürü isim var.

O her neyse, senin çığlıklarını akşam yemeği zili olarak algıladı.

Kokunu aldıysa bir süre peşinden ayrılmaz.

Sizinle gelebilir miyim acaba?

Hangi yöne gidiyorsun?

Batıya.

Kıyıya. Jenner Sahili'ne.

Biz şu an batıya gitmiyoruz.

- Daha batıya gitmiyorsunuz. - Hadi. Gel.

Tamam, ne istiyorsanız.

Gelmemi istiyorsanız gelirim.

Hadi.

İyi bir antrenman oldu.

Bir kız, ha?

Evet.

Güzel ve güvenli bir koloniyi bırakıp 17 yaşından bu yana...

...görmediğin bir kız için okyanusa mı gidiyorsun?

Ne düşündüğünü biliyorum. Çılgınca geldiğinin farkındayım.

Ama... Bilemiyorum.

Aramızdaki bağı bilsen bence fikrin değişirdi.

Birkaç hafta önce telsizde birbirimizle konuştuk.

Aramızda hala büyülü bir bağ var. Çok hoş.

O da beni seviyor. Eskiden olduğu gibi.

- Aşkımız canlı. - Aptallık diye bir şey duydun mu hiç?

Ne yani, gerçek aşka inanmak aptallık mı?

Hayır, buralarda bir başına dolaşman.

Hayatta kalmakla ilgili hiçbir şey bilmeden hem de.

Rüzgar.

Berbat bir nişancısın.

Ama yine de aşkın kanatlarında süzülen asil bir savaşçı gibi...

...afra tafraların var.

- Öyle olmaz o işler. - Tamam.

Çok yüreklendirici konuştun.

- Lanet olsun. - Fazla kafa yoruyorsun.

- Ne? - Çok fazla düşünüyorsun yani.

Ben hep zihnimi boşaltıp kendime iğne deliğinden su geçirir gibi diyorum.

İğne deliğinden su geçirir gibi mi?

Güven bana. Babam kolonimdeki en iyi okçuydu.

Öyle mi? O zaman niye bana o ders vermiyor?

Çünkü babası ben değilim.

Evet, babam öldü.

Metro istasyonunda yaşadığımız sırada.

Elliot ile birlikte.

Elliot kim?

Oğlum.

- Üzüldüm. - Üzülmene gerek yok.

Hepimiz birilerini kaybettik, değil mi?

İğne deliğinden su geçirir gibi.

İğne deliğinden su geçirir gibi.

Az daha vuruyordum.

- Daha iyiydi. - Çok iyiydi, değil mi?

Değil miydi?

Bak ne diyeceğim evlat. Bizimle takılacaksan bir şeyler öğrenmelisin.

Tamam. Olur.

- İlk kural. - Tamam. Söyle.

Bulabildiğin en yüksek yerden etrafı kolaçan et.

- Her daim. - Her daim.

Büyük canavarları önceden görmeni sağlar.

O şeyin artık bizi takip etmediğini bilmek güzel.

Hayır. Kesinlikle hala bizi takip ediyor. Az önce gördüm.

- Ne... - Evet.

- Chumbler. - Biliyorum.

- Çok kocamandır. - Kocamandır.

Kokunu almış dostum.

- İzimizi kaybettirmek zor olacak. - O zaman niye hala buradayız?

Sakin ol. Chumbler hızlı değildir.

Gitmemiz gerek.

Çoktan gitmiş olmalıydık.

- Kokumu almış. - Aynen öyle.

- Geliyor musun? - Evet!

- Nereye gidiyorsunuz? - Kuzeye.

- Dağlara. - Dağlarda ne var?

Kar Dağı Kırları denen bir yer.

Hayatta kalan kişilerle dolu bir çeşit koloni olsa gerek.

Soğuk ve yükseklik canavarları uzak tutuyor.

Kesinlikle bizimle gelmelisin.

Çok isterdim ama bilirsiniz...

Gidip sevgilini bulman gerek.

Evet, tabii.

Minnow.

Onu tanısan çok severdin.

Oldukça havalı biridir.

Ama o seni sevmeyecek bence.

Çünkü sen bir Sandgobbler yuvasından bile çıkamıyorsun.

Açıkçası ben de seni sadece tatlı köpeğin için seviyorum.

- Duygularım incindi. - İşe yaramazın tekisin.

Bu seni sevdiği anlamına geliyor.

Bir sürü şey yaşadı.

Evet.

Çok sinir bozucu.

- Joel. - Efendim?

Sakın kımıldama.

- Aman Tanrım. Niye? - Gömleğini bana ver.

Gömleğimi mi? Nasıl yani?

Gömleğin, dostum. Gömleğini bana ver.

- Tamam. - Çabuk ol. Çıkar.

- Ne diyorsa yap, Joel. - Gömleğini bana ver.

Kapa çeneni. Deniyorum işte.

Yavaş ol. Yavaşça çıkar.

- İşte böyle. - Chumbler mi?

- Hayır. - Adı ne peki?

Sakin ol. Öne doğru eğil, dostum.

Olur da ölürsem...

İşte böyle. Tamamdır.

Kılını dahi kıpırdatmadan dur.

Tamam.

Pekala dostum.

Acele etme.

Sorun yok.

İyisin.

Sorun yok. İyisin.

Pekala. Oldu işte.

Git bakalım.

Git hadi.

Sorun yok. Yoluna git.

Devam et.

Aferin. Aferin sana.

Niye bu kadar korktun ki? Kaya Salyangozları iyidir.

İyiler de olabiliyor mu?

Gözlerinden anlayabilirsin. Gözlerine bakman yeterli.

- Hayatımızı da kurtardı bu. - Hayatımızı mı...

Bu tepenin her yanına senin kokunu yayacak.

O yaşlı Chumbler de ne yöne gittiğini bilemeyecek.

Chumbler gömleğimi mi takip edecek yani?

Teşekkürler, Kaya Salyangozu!

- Teşekkürler, Kaya Salyangozu! - Teşekkürler.

Evet, oldukça da hassastırlar.

Ama saniyeler içerisinde...

...seni paramparça edebilirler.

Ne yapıyorsun dostum?

Kolonimdeyken başladığım küçük bir proje bu sadece.

Ne zaman yeni bir canavarla karşılaşsam onu kaydediyorum.

Resmini çiziyorum. Hakkında bilgiler yazıyorum.

Güçlerini, zayıflıklarını falan.

Bu şekilde kendimi işe yarar hissediyorum.

- Epey iyi bir ressammışsın. - Sağ ol.

- Bunu görmüştüm. Çirkin piç. - Öyle.

- Yüksek sesten hoşlanmıyor. - Aynen.

Yüzüne tüfekle ateş edimesinden de hoşlanmıyor.

Bunu da ekleyebilirsin.

Yüzüne ateş edilmesinden hoşlanmıyor.

Tamam. Yazdım.

- Sakıncası yoksa... - Tabii.

Tamam. Teşekkürler. Sağ ol.

- Vay canına. - Evet.

Asteroid geldiği sırada 16 yaşındaydım.

Evet, onu yok etmek için her şeyi göğe fırlattılar.

Bize şanslı olanlar dediler çünkü o şeylerin içindeki şey bizi etkilemedi.

Besin zincirinin en tepesinden düşmenin şanslı bir yanı yok ki.

Evet, annemle babam Fairfield'dan sağ çıkarsak...

...yaşama şansımız olur sanmıştı.

Bekle, bekle, bekle.

Fairfield'dan mısın?

Evet. Niye ki?

Fairfield'dan sağ çıkan biriyle hiç karşılaşmamıştım.

Orası olayların başlangıç noktasıydı.

Sadece dehşet verici hikayelerini duymuştum.

Evet, oldukça kötüydü.

Annemle baban...

Hayır.

Sadece ben sağ kaldım.

Onları kurtaramadım.

Kendini mi suçluyorsun?

Fairfield'dansın, dostum.

Hayatta olman bile bir mucize.

Hayatta kalma konusunda bence epey beceriklisin.

Bugüne kadar birinin bana söylediği en güzel söz bu.

İyi bir başlangıç.

Devam et. Böyle kitaplar birinin hayatını kurtarabilir.

Teşekkürler, Clyde.

Sen...

...bu kızın buna değdiğinden emin misin?

Bunca yolu gitmene yani.

Evet.

Evet, değer.

Sabit bir yerde kalma, Joel.

O haklı.

Mecbur değilsin.

Dünyanın sonu gelmiş olsa bile.

Tamam! Gitme vakti! Hadi!

İkinci kural.

Ya sıcak bir yemek yersin ya da iyi bir uyku çekersin.

- İkisi birden olmaz. - İkisi birden olmaz.

Ciddi misiniz?

Yiyeceğin kokusunu almış bir şey bir saate bu kampa saldırabilir.

Bunu bana niye söylemediniz? Ne yemek yedim ne de uyudum.

Her şeyi de ben söyleyemem. Alış artık.

"Seni öldüreceğim, Joel Dawson! Seni brokoli gibi yiyeceğim!"

"Ben Joel ve sevgilimi koruyamıyorum."

"Çünkü kendine güveni olmayan beceriksiz, tuhaf bir ergenim."

"Ama beni kurtarmalısın! Beni sevdiğini sanmıştım."

"Ama kurtaramam çünkü..."

- Bu ne? - Sevgilinin ölümü.

- Ne? - İğne deliğinden su geçirir gibi.

İğne deliğinden su geçirir gibi. İğne deliğinden su geçirir gibi.

Evet! Gördün mü? Tam on ikiden!

Hayran edindin demek!

Yola koyulsak iyi olur.

Tamam.

Hadi. Hadi. Yola koyulmalıyız.

Minnow? Ne yapıyorsun?

Sevgili Aimee, arkadaşlar edindim.

İnsan arkadaşlar.

Bana bildikleri her şeyi öğretiyorlar.

Kural üç: Kestirmeden gitme.

Kural sekiz: Her gün atış talimi yap.

Yaylı tüfeğimi giderek daha iyi kullanıyorum.

- Gördün mü? - Oldukça iyi.

Kural on: Çoraplarını kuru tut. İşte bu harika bir kural.

Kural ikiye hala alışamadım. İkisi birden olmaz kuralına.

Bu kural pek de iyi değil.

İkisi birden olmaz. İkisi birden olmaz.

Hadi, Joel. İkisi birden olmaz.

Aşırı yorgunum.

Pekala, etrafta dokunmaman ve yememen gereken bir sürü şey var.

Ama böyle eğrelti otlarında panzehir vardır.

Yılan ve sülük ısırıklarına iyi gelirler.

- Kitabına yazabilirsin. - Yazdım bile.

Böceğe benzeyenlerde çevresel görüş becerisi yoktur.

Çevresel görüş...

Kertenkeleye benzeyenlerde tırmanma becerisi yoktur.

Amfibiye benzeyenlerse saklanıp seni tuzağa düşürüp bütün olarak yutarlar.

Bir de Sandgobbler'lar var.

Onlar fecidirler.

Feciler!

Evet, biliyorum. Çukurlarına düştüm.

Senin gördüklerin işçi böceklerdi.

Asıl kaçınman gereken kraliçe olandır.

Kraliçe olduğunu nasıl anlayacağım?

İlk önce topraktan çıkan devasa bir yüzgeç görürsün.

Çıkardığın her sesi ve titreşimi takip ederler.

Ve seni ikiye ayırdığı sırada acı içinde inlersin.

Anlaşıldı. Aklımda tutarım.

Yollarımızın ayrılacağı noktaya yaklaşıyoruz.

Batıdaki Jenner sahiline gitmek isteyeceksindir sen.

Mantıklı davranıp bizimle dağlara da gelebilirsin.

Evet, hayatım boyunca mantığımla hareket ettim.

Ve bu bana bir şey kazandırmadı.

Bizimle gel. Birlikten kuvvet doğar.

Ayrıca, bence iyi bir ekip olduk.

Ben de aynı fikirdeyim ama...

...yapmam gereken bir şey var.

Bu hiç adil değil.

Hey. Ne...

Neler oluyor?

Neden gitmek zorundasın ki?

Çünkü o kız benim için çok önemli.

Hadi ama. Yapmam gerektiğini biliyorsun. Bunu konuşmuştuk.

Bak ne diyeceğim. Sana bir şey vereceğim.

Ne olduğunu bilir misin pek emin değilim ama...

Ruj mu?

- Ne? - Evet.

Evet, ruj.

Önceki lafımı geri alıyorum.

Aimee seni çok sevecek.

Sağ ol, Minnow. Sümüğün akmış.

Evet.

Pekala. Hadi.

Son kural.

Doğada içgüdülerine güven.

Hayatta kalmanı sağlarlar.

Peki ya içgüdülerim berbatsa?

O zaman ölürsün.

Bak dostum, iyi içgüdüler hata yapa yapa kazanılır.

Madem hatalarından sağ çıkacak kadar şanslı birisin doğada da sağ kalırsın.

Bu da işini görebilir tabii.

Vay be!

Harika. Peki sizde...

Daha fazlası var mı?

Bir tane alacaksın.

Pimi çek, beşe kadar say. Dörde veya altıya kadar değil.

Beş.

Tamamdır.

Başaracaksın.

Minnow?

Gidelim evlat.

Dostum, Fairfield'dan buraya onca yolu sağ salim gelmişsin.

30 mil senin için nedir ki!

İşte geliyor.

Selam.

Merhaba.

Biliyorum. Onları ben de özleyeceğim.

Doğru kararı verdim ama. Doğrusu buydu.

Sence de öyle, değil mi?

Gel hadi, Boy.

Böyle iyiyim ben.

Onu sen yiyebilirsin.

Fasulye yeter bana.

İstemiyorum.

Onu yemeyeceğim.

Gelsene. Yola devam etmeliyiz.

Bence de bir sürü ürkütücü şey var. Ürkütücü tekneler.

Ürkütücü bir uyarı işareti.

Ama bunları daha önce de gördük.

Bu yüzden cesur olmamız gerek.

Ne...

Neler oluyor? Ne oluyor?

İyi misin?

Bir ses mi duyuyorsun, Boy?

Boy, Boy, Boy! Boy!

Hey! Boy! Boy! Boy!

Boy! İyi misin?

Benimle iletişim kurmalısın.

Ben de duydum.

Gitmeliyiz. Hey.

Hemen gitmemiz gerek. Lütfen ördeğin altından çık.

Gitmeliyiz.

Joel. İyi misin?

İyi misin?

Joel! Çık arabadan!

Joel, arabadan in!

Kaç, Joel, kaç!

Kaç! Git!

Sağ kalabilirsin.

Seni seviyorum. Seni seviyorum.

Hayır.

Hey!

Boy?

İyi misin?

Evet! Evet, iyisin! İyisin!

İyisin. İyisin. İyisin.

Öyle değil mi? Değil mi?

Evet!

Biz canavar avcısıyız.

Vay be.

Yedi yıldır yağmurda ıslanmamıştım.

Çok hoş. Çok hoş.

Boy, sence ben deli miyim?

Bunca yolu gelmek delilik miydi?

Merhaba.

Yok artık.

Canlısın.

Yani, çalışıyorsun.

51 dakikalık şarjım kaldı. Adın nedir?

Joel.

- Adım Joel. - Merhaba Joel.

Tanıştığımıza memnun oldum.

Benim adım Mavis.

Ama adımı yazmak istersen...

...i yerine 1 yazman gerekiyor.

Evet, biliyorum.

Mav1s'leri biliyorsun. Harika!

Eskiden harika robotlardınız.

Şu an bir Mavis'le konuştuğuma inanamıyorum.

Ama adımı yazmak istersen...

...i yerine 1 yazman gerekiyor.

Evet. Demin söylemiştin.

Yıllar önce ismini bilmediğim bir şey tarafından ısırılıp hasar aldım.

Bir gün birinin gelip beni bulması ümidiyle...

...buraya sığınıp gücümü kapattım.

Ve sen geldin!

Harika.

Joel, benimle konuşmak dışında...

...ki bu konuda sana minnettarım...

...koloninin dışında ne işin var sorabilir miyim?

Evet, şey...

Yiyecek mi çaldın?

Hayır.

Hayır, yiyecek falan çalmadım.

Aslında bir kızı bulma arayışındayım.

Sevdiğin bir kız var demek, Joel!

Adı ne peki?

Adı Aimee. Bir i ve iki e ile yazılıyor.

Harika bir kıza benziyor, Joel.

Bir i ve iki e ile yazılan Aimee'yi bulma arayışında...

...senin için yapabileceğim bir şey var mı acaba?

Yok. Çok sağ ol, Mav1s, ama ne yazık ki yok.

Tabii SK-21 model bir telsize güç sağlamak dışında.

Olmaz, ama...

Bir i ve iki e ile yazılan Aimee'yi bulma arayışına...

...faydası olacaksa kalan enerjimi sana vermekten mutlu olurum.

Muhtemelen şimdiye yenmiş olduğumu falan düşünüyordur.

Tüm bunlar çok heyecan verici!

- Çalışıyor. - Yaşasın!

3022? Cevap ver, 3022.

- Joel? - Aimee! Hey. Hey.

Kolonin buraya geldiğini söyledi. İyi misin?

Çok endişelendim. Sesini duymak iyi geldi.

Evet, seninkini de duymak öyle. Evet, canlıyım, iyiyim. İyiyim.

Bunu sahiden yaptığına inanamıyorum.

Biliyorum. Tam bir çılgınlık, Aimee. Sana anlatmak için sabırsızlanıyorum.

Kendimi bambaşka biri gibi hissediyorum artık.

Beni burada görmen lazım. Canavarlarla savaşıyorum.

Şu an bir robot ve bir köpekle bir moteldeyim.

Ne? Kulağa çılgınca geliyor.

Jenner Sahili'nden ne kadar uzaktasın?

Ne kadar mı? Yaklaşıyorum.

9,3 mil uzaklıktayım.

Joel, dinle. Harika haberlerim var.

Birkaç gün önce hayatta kalan birileri geldi, bizi kurtaracaklar.

Bizi buradan götürecekler!

Kolonide de bana yardımcı oluyorlar!

Tamam, götürecekler mi? Nasıl yani?

En son ne zaman her şeyin böyle iyi olacağını...

Ne... Aimee?

Aimee? Aimee?

Kahretsin.

Kalan 15 dakikalık enerjimi saklamak için...

...bataryam kendisini otomatik olarak kapattı.

- Çok özür dilerim, Joel. - Hayır, sorun değil, Mav1s.

Senin bunu bile yapmana...

Joel?

Uzun süredir dışarıya hiç çıkmadım.

Evet. Ben de çıkmamıştım.

- İşte oldu. - Canını sıkan bir şey mi var, Joel?

Bana anlatabilirsin. Empatik bir dinleyicimdir.

Ayrıca hafızam da 14 dakika içinde kalıcı olarak silinecek.

Hani kendini bir işe adarsın ya!

Ne yaptığından çok eminsindir.

Ve işi halletmeye çok yakınken...

...bunun yaptığın en aptalca şey olduğu hissine kapılırsın bir anda.

Bence bu aptalca değil, Joel.

Bence çok romantik.

Değil mi? Evet, aynen öyle.

Romantik, işte bu. Evet.

Arayışından vazgeçme, Joel.

Onu bulduğunda, çıktığın bu romantik yolculuk için...

...sana teşekkür edip...

...kibarlık ve liderlik vasfından etkilenecektir.

Teşekkürler, Mav1s.

Diğer olası senaryo Aimee'nin sendeki bu vasıfları görememesi.

Ve tüm bu yolculuğa boşuna çıkmış olman.

Yine de bu yolculuktan önemli dersler alabilirsin.

Tamam.

Üçüncü senaryo ise yolculuğunu tamamlayamaman.

Ve mutasyona uğramış böcekler tarafından yenmen.

- Tamam, anladım. - Amfibiler tarafından yenmen.

Seni öldürebilecek bir sürü canavar var.

Anladım.

Sağ ol.

Teşekkürler.

Bir numara görmek ister misin, Joel?

Tabii.

Tam adın ne, ve nerede doğdun?

Joel Dawson. Fairfield, Kaliforniya.

Çok hoş bir ailen varmış, Joel.

Aman Tanrım.

Vay canına.

Bu fotoğraf bende bile yok.

Annenle konuşabilsen ona şu an ne söylerdin, Joel?

Ona iyi olduğumu söylerdim.

Bir koloniye girdiğimi.

Benimle çok iyi ilgilenen...

...bir sürü insanla tanıştığımı.

Onların da birilerini kaybettiğini.

Bir de sizi çok özlüyorum derdim.

Çok özür dilerim.

Bak! Gökyüzü Denizanaları!

Zararsız ve oldukça da güzeldirler.

Vay canına.

Evcil köpek!

Ayağımı bulmuşsun. Sağ ol.

- O benim köpeğim. - Ne hoş bir hayvan.

Evet, iyi bir köpektir.

Joel, şarkı dinlemek ister misin?

Evet, olur.

Seni öldürmeye çalışan bir şey olmadığında doğa çok güzelmiş.

Mav1s?

Teşekkürler.

Kampa hayatta kalan başka insanlar gelmiş.

Bu endişelenmem gereken bir şey değil, öyle değil mi?

Yani, aralarında yaşıtım ve harika birinin olması...

...ve sevgilimi elimden çalması ihtimali ne ki?

Sıfıra yakın bir ihtimal bu.

Gelmeleri iyi bile olabilir. Bir sorun çıkarmayacaklardır.

Aslında her ihtimale karşı hızlansak iyi olur bence.

Pekala, bak ne diyeceğim.

Başka bir yoldan gidelim mi?

Boy?

Boy!

Boy, nereye gidiyorsun?

Kraliçe.

Kaç, Boy! Kaç!

Hadi.

Koş, koş! Koş!

Bekle!

Boy!

Boy, o kadar hızlı koşamam!

Aman Tanrım. Çok üzgünüm.

Üzgünüm.

Ne yapıyorsun?

Sakın oraya gitme.

Ne yapıyorsun?

Hayır. Bekle, Boy!

Boy!

Boy, aklından bile geçirme.

Yapma. Sakın bunu yapma.

Yapma. Yapma. Hayır!

Beşe kadar say.

Bir, iki...

İki. Şey, üç, dört...

Beş!

Evet!

Evet! Aman Tanrım!

Müthişti.

Kendimi Tom Cruise gibi hissettim.

Bu ne be...

Aman Tanrım.

Çek şu elbiseyi gözümün önünden!

Boy?

Tamam.

Olamaz ya.

Tamam. Sorun yok. İyiyim.

Sanırım hepsini çıkardım.

Ne?

Tanrım! Hayır!

Sen! Sen! Sen!

Hepsi senin suçun! Senin derdin ne be?

Niye beni dinlemiyorsun?

Ne yaptığının farkında mısın? Bizi az kalsın öldürtüyordun!

Birbirimizi kollamalıyız, tamam mı?

Bunu sana asla yapmazdım! Asla! Beni sattın! Aman Tanrım!

Kahrolası şu elbise! Ona artık katlanamıyorum!

Sevgili Aimee, durumum hiç iyi değil.

Bunu derken bile neyden söz ettiğimi bilmiyorum.

Ayaklarımı hissedemiyorum.

Yüzümü de.

Ölüyorum galiba.

Seni öldüreceğim, Joel Dawson! Seni brokoli gibi yiyeceğim!

Böyle eğrelti otlarında panzehir vardır.

Yılan ve sülük ısırıklarına iyi gelirler.

Hayatında görüp görebileceğin en iyi köpek Boy'u bulursan...

...lütfen ona iyi bak.

Ona üzgün olduğumu söyle.

- Köpeğimi gördünüz mü? - Ona onu sevdiğimi söyle.

Onu gördünüz mü? Ona bağırıp çağırdım da.

Elbiseyi de ağzından çekip alma. Bundan hiç hoşlanmıyor.

Onu bir daha göremeyebilirim.

Ve lütfen ona bağırma. Bağırmayacağını biliyorum.

Joel.

Aman Tanrım.

- Sensin. - Aimee?

Başardığına inanamıyorum.

Aman Tanrım. Başardığına inanamıyorum.

Başardın, Joel.

- İyi misin? - Evet, iyiyim.

Çok güzelsin.

Çok güzeldi.

Aimee?

Aimee.

- Aimee. - Hey, hey, hey, hey.

Yavaş ol. Hemen kalkma.

Hala zehrin etkisindesin. Kendini nasıl hissediyorsun?

İyi hissediyorum.

İyiyim. Bir şeyim yok.

Nasıldı? Bana her şeyi anlat!

Aslında çok da kötü değildi. Herkes neyden şikayetçi anlamadım.

Hayır, berbattı.

Birçok ölüm tehlikesi atlattım.

Seni görmek çok güzel.

Beni vaktinde bulduğun için şanslıyım.

O konuya gelirsek...

Evet... Öpüştük.

- Feci halüsinasyon görüyordun. - Çok muhteşemdi, değil mi?

Öptüğün bizim ihtiyar Pete'di.

- Selam, Pete. - Tabii.

Bu çok komik olurdu.

Hadi ya. Sahiden de öpmüşüm.

Bunu nasıl atlatırım bilmiyorum.

Telsizde bahsettiğin şey neydi?

Evet. Bir yat kaptanı ve mürettebatı çıkageldiler.

- Yat kaptanı mı dedin? - Evet, öyle.

Bize yaşayacak yeni ve güvenli bir yer bulabileceğini söylüyor.

Şu an her şeyi toparlamaya çalışıyorum.

Neden ona yat kaptanı diyorlar?

Çünkü yat kaptanı, seni aptal.

Aman Tanrım. Nazik ol, Bill.

- Ne? - Dinlemeye çalışıyorum.

Neyse, sana söylemek istediğim bir şey vardı.

Aimee! Aimee!

Ana boru hattında yine sızıntı var.

Lanet boru tüm suyu kumsala fışkırtıyor!

Evet, sağ ol, Janice. Birazdan geliyorum.

Merhaba, Joel.

Merhaba, Janice. Tanıştığımıza sevindim.

- Lütfen... - Herkes çok yaşlı.

- Olaylı bir zamanda geldin. - Evet.

- Sonra konuşalım mı? - Olur.

Sonra konuşuruz. Tabii.

Selam dostum.

Her şey dökülüyor, Aimee.

Ne oluyor bilmiyorum. Ne yapabiliriz peki?

Biliyorum, Janice. Üzgünüm.

Janice, bana ingiliz anahtarını uzatsana.

Bu çok berbat be.

Yosunu güneş altında kim bıraktı? Şimdiye dek toplanması gerekiyordu.

- Sinekler üşüşecek. - Şişmeye başlamış.

Evet, ayağının o renkte olmaması gerekiyor.

Hey.

Zamanlaman harika.

Arkadaşlar! Joel, bu Dana ve Rocko.

- N'aber? - Yat mürettebatındanlar.

Harika.

O bir kol tabancası mı?

El yapımı.

Peki yat kaptanı hanginiz?

Aradığın kişi benim. Kaptan Brooks Wilkinson.

- Avustralya ordusundan. - Aman ya.

Emekliye ayrıldım tabii. Dostlarım bana Cap der.

Nasılsın dostum?

Mürettebatımla tanıştın.

Şu hoş şey de bizim yatımız.

Biraz fazla gösterişli ama işimizi görüyor.

Cap, bu Joel.

Joel. Peki.

Joel buraya gelebilmek için yedi gün kara yolculuğu yaptı.

- Yedi gün mü? - Yedi. Evet. Yedi gün.

- Acayip bir yolculuk olmuştur, Joel. - Öyleydi. Evet.

Anlamıyorum. Niye kolonini bıraktın, Joel?

Yiyecek çalarken mi yakalandın?

Hayır, yiyecek çalarken yakalanmadım. Neden herkes bunu diyor ki?

Aşkı için buraya gelmiş.

Aferin sana dostum. Bu çok hoş.

Aşk kadar takdire şayan başka bir görev yoktur.

Aldığı parayı hak eden her denizci bilir bunu.

Baksana, Cap. Bu şeyi pişirecek miyiz artık?

King Kong'un testislerini omuzunda taşıyor gibiyim be.

Çok hoşsun, Rock. Cidden.

Joel, sen barbekü yapmayı bilen birine benziyorsun.

- Ben pek... - Gelip ateş yakmamıza yardım etsene.

Aslında benim...

- Aimee'yle laflayacağım da... - Evet.

Özür dilerim. Eski alışkanlık işte.

Daha yeni geldin, bense sana emirler veriyorum.

Sizi yalnız bırakayım ben.

- Teşekkürler. - Evet, namaste.

Şey, sen de istersen ben...

- Hey, Joel. - Efendim?

Bu akşam fena bir parti vereceğiz.

Çok gösterişli değil ama...

...birlikte içki içip seni aramıza kabul ederiz.

Tamam.

İlk biran benden.

Sağ ol.

İyi birisi.

Kendi birasını yapıyor.

Selam canım. Nasılsın?

Elbette yapıyordur.

Afedersin. Bir sürü iş var.

- Müsaade eder misin? - Evet.

Bu çok çılgınca.

Burası epey güzel bir yermiş.

Neden... Neden gideceksiniz ki?

- Güzel ama güvenli değil. - Doğru ya.

Herkes korkuyor.

Genç ve güçlü olmanıza rağmen sizin sığınağa bile girdiler.

Öyle.

Baksana, Aimee?

Çok meşgül olduğunu biliyorum ama...

...bunca yolu seni görmeye geldim ben.

Ve şunu bilmek istiyorum.

Bu konuda ne hissediyorsun?

Bu birinin yapabileceği en romantik şey bence.

Öyle mi? Tamam. Çok güzel.

Ama dinle beni, Joel.

Seninle telsizde konuşmak bu koloniyi yönetmenin...

...stresinden kaçmak için güzel bir yoldu.

Evet.

Ve...

Muhtemelen eski yaşantımdan hayatta kalan tek insansın.

Fairfield'dan yani.

Bunun...

Bir de "ama" sı var, değil mi?

Ama sahiden buraya geleceğini düşünmemiştim, Joel.

Seni gördüğüme çok sevindim.

Ama o şekilde değil.

Artık eskiden olduğum kişi değilim.

Yedi yıl çok uzun bir süre.

Bir sürü insanı kaybettim. Ailemi, arkadaşlarımı ve...

...geçen sene de benim için çok değerli birini kaybettim.

Tam bir aptal gibi hissediyorum.

- Hayır. Öyle hissetme. - Geleyim mi diye sana sormadım bile.

Bir anlık heyacanla ayrılıp yola çıktım.

Aklımdan ne geçiyordu ki.

Ne düşünüyordum ki.

Gelip ayaklarını yerden keseceğim sonra da mutlu olacağız sanmıştım.

Joel.

Ama sen beni istemiyordun bile.

Çok özür dilerim. Telsizde bir şey demeliydim...

Hayır. Sorun değil. Sorun değil.

Böyle hayal etmemiştin ama...

...yine de bizimle gelir misin?

Sizinle yata mı yani?

Hayatta kalmak için tek şansımız o.

Cap'e bir şans ver.

Anlatsana.

Evet, hadi ama, Cap. Bize bir hikaye daha anlat.

- Evet, hadi ama. - Agatha'ın üzerinden 4 yıl geçmişti.

HMS Brisbane. İlk nöbetimdi.

O şeyin duvardan tırmanarak geldiğini gören ilk kişiydim.

Devasa bir kertenkeleydi. 2 katlı bina kadar uzundu.

Alarmı çalıştırtım. Ama artık çok geçti.

O gece 1032 kişiyi kaybettik.

Sağ kalanlarımız ise denize açıldı.

Ama sakın yanılgıya düşmeyin. Bu savaşı kaybettik, değil mi?

Karada insanoğlu için yer yok. Ama denizde bir şansımız var.

Benim...

Afedersin. Bir sorum var.

Ben karada 7 gün hayatta kaldım.

Ve bunu ben yapabiliyorsam herkes yapabilir.

Karada 7 gün mü? Çok etkilendim.

Yani, belki de hala savaşıp...

...dünyamızı geri alma şansımız vardır.

Bir planım var. Senin daha iyi bir planın varsa seve seve dinlerim seni.

- Yanında da yer alırım. - Benim planımı...

Planımı mı duymak istiyorsun?

Benim...

Planım...

Bir planım yok.

Hey, suç bende.

Seni zor durumda bırakmak istemezdim dostum ama...

...Aimee senin harika sebze çorbası yaptığını söyledi.

Telsizde de oldukça iyiymişsin.

Benim de bir telsiz uzmanına ihtiyacım var.

Rocko'ya da birinin yemek pişirmeyi öğretmesi gerek.

Kullanabileceğim bir telsiziniz var mı? Kolonimle iletişime geçmeliyim.

7045, burası 3022. Cevap ver.

7045, burası 3022. Orada kimse var mı?

Tim? Ava? Kimse yok mu?

Cap atıştırmalık bir şeyler istersin diye düşünmüş.

Kendi birasını yapıyor da.

- Evet, duymuştum. - Çok iyidir, dostum.

- Güzel. Sağ ol. - Evet.

HER ZAMAN AİLEN OLACAĞIZ

BUNA DEĞSE İYİ OLUR!

SENİ SEVİYORUZ JOEL, ÇABUCAK GERİ DÖN

GERTIE DE SENİ ÖZLEYECEK

BİR AN ÖNCE EVE DÖN, JOEL

Alo? Duyan var mı?

Hey. Evet! Evet!

Evet Ray, sen misin? Benim. Ben Joel.

Joel? Aman Tanrım!

Arkadaşlar! Bu Joel. Başarmış!

- Şaka yapıyorsun! - Selam arkadaşlar!

Benim. Joel. Sağ salim geldim.

Başardım. Aimee'nin kolonisindeyim.

- Başarmış! - Aman Tanrım, hayatta mısın?

Sesinizi duymak çok iyi geldi.

Seninki de duymak da öyle, dostum.

- İyi misin? - Yıllar geçmiş gibi hissediyorum.

- Size anlatacak çok şeyim var. - Neler gördüğünü anlat bize.

- Kraliçe Sandgobbler. - Kraliçe Sandgobbler da ne?

Bilmiyorum ama havaya uçurdum onu.

El bombasıyla havaya uçurdum!

El bombasını nereden buldun?

Evet, çok muhteşemdi ve...

Başka? Başka ne vardı? Hayatta kalan 2 harika insanla tanıştım.

Bana bir sürü şey öğrettiler. Karada yaşıyorlar ve...

...bir Mav1s ile karşılaştım.

- Çalışır bir Mav1s'le konuştum. - Yok artık! Nasıl bir şeydi o?

Oldukça bilgili, duygusal ve...

Bir köpeğim de oldu...

- Vay be, Joel. Köpeğin mi oldu? - Aimee ile durumlar nasıl peki?

Çok...

Çok iyi.

Joel, yaptığın yolculukta hayatta kalman çok müthiş.

Seninle gurur duyuyoruz, Joel.

Sizi çok özlüyorum arkadaşlar.

Orada durumlar nasıl peki? Biraz anlatsanıza.

İyi değil. Birkaç yeri daha deldiler.

Birkaç yeri mi? Nasıl yani? Herkes iyi mi?

Pek sayılmaz. Burada daha fazla kalabileceğimizi sanmıyorum.

Arkadaşlar?

Ama şimdilik hayattayız.

Şimdilik hayattayız mı? Ray? Hey arkadaşlar!

Hey, hayır, hayır. Kahretsin.

Arkadaşlar, beni duyuyor musunuz?

Arkadaşlar?

Geri dönmem gerek.

Burada ne işim var ki?

Mor dutlar.

ZEHİRLİ. BOY, YEMEMEM İÇİN UYARDI.

İki katlı ev büyüklüğünde devasa kertenkele duvardan tırmanıyordu.

Kertenkeleye benzeyenlerde tırmanma becerisi yoktur.

Yalancı herif.

Şerefsiz!

Bu hoşuna gidiyor, ha?

Aimee.

Hey, hey. Aimee, Aimee, Aimee.

- Joel! - Hey, hey, hey, hey, hey. Hey.

- Seninle konuşmam gerek. - Joel!

Sarhoş olmuşsun.

Seksi, vücut yapmış, müthiş Joely Dawson!

Aimee, lütfen.

Bu çok önemli. Konuşmalıyız.

Herkesi buradan götürmen gerek.

Tamam mı? Kötü bir şey olmak üzere. İnan bana.

Hissedebiliyorum. İçimde kötü bir his var.

Sanırım bir şeyler planlıyor. Sizi kurtarmaya falan gelmedi.

- Kim? - Yat kaptanı. Beni zehirlemeye çalıştı.

Cap. Cap şurada işte. Dans ediyor.

Ondan nefret ediyorum. Acayip nefret ediyorum.

Dinle, bana zehirli dut verdi, tamam mı?

O dut zehirli çünkü köpeğim beni uyarmıştı.

Konuşan köpeğin mi var?

- Hayır, Aimee. - Köpekleri severim!

Ne dedi? Nerede şimdi o ufaklık?

Bayıldı!

Lütfen. Lütfen beni dinlemeye çalış.

Yardımın gerek. Kötü bir şey olacak.

Kolonindekiler tehlikede.

- Joel. - Ne?

Joel!

Kahretsin.

- Aimee? Aimee? - Joel? Joel, iyi misin?

Günaydın.

Joel, yüzüne yediğin yumruk için üzgünüm.

Telsizde bizden kötü bahsetmene izin veremezdim. Bunu batıramazdım.

Dana, icabına bak şunun.

Dana, yapma. Telsiz kulesi olmaz!

- Ne yapıyorsun sen? - Deli misin?

Niyetimizin iyi olmadığını artık anlamışsınızdır.

Mürettebatım ve ben cömert bağışlarınız için size teşekkür etmek istiyoruz.

Bize su, yemek, erzak ve ilaç verdiniz.

Çok minnettarız.

Bizi sahilin aşağısındaki çaresiz koloniye kadar götürür verdikleriniz.

O yiyecek hırsızıymış!

- Haklısın. - Evet.

Ama o kadar basit değil. Dünya şu an fosil yakıtlardan mahrum.

Bir yatı çalıştırmaya yetecek kadar yok yani.

Bu yüzden mürettebatımla hayatta kalmak için doğaçlama yapmalıydık.

Çok özel bir yakıt kaynağı bulduk. Aslında Rocko buldu.

- Öyle değil mi koca adam? - Evet, ben buldum.

On tonluk saf güç, yatın önünde zincirli halde.

Şu anda uyuyor.

Yakında acıkacaktır.

Ne?

Ne diyebilirim ki?

Kıyamette işler çığrından çıkıveriyor.

Aman Tanrım.

Aman Tanrım.

Kaçın!

Rose!

Aman Tanrım, öleceğiz.

Pekala. Ellerimi bu şeyden kurtarırsam...

O şerefsizlerin malzememizi almasına engel olmalıyım!

Tanrım!

Sen cehennemi aşıp 85 mil geldin.

Sanırım ben de 3 şerefsizi durdurabilirim.

- Yenceci sen hallet! - Ne?

Bu çok acınası.

Aimee?

Hadi be.

Hadi be.

Hayır, hayır, hayır!

Boy? Boy!

Boy! Hey!

Dana? Köpeği vur.

Aimee!

Hayır!

Rocko? Gitme vakti. Hadi.

Hayır, yapmazsın.

Boy! Beni iyi dinle.

Şunu görüyor musun? Gidip Aimee'yi getir.

Gidelim hadi!

Git hadi. Şimdi. Şimdi!

Sana bağırdığım için özür dilerim!

Hadi.

Pekala yengeç, biraz şey ister misin...

Tamam!

Dinle. Bunu yapmak istemezsin.

Olamaz!

- Joel! - Aimee!

Aimee! Aimee, silahı bana at! Onu nasıl öldüreceğimi biliyorum!

Gözlerine bakıp anlayabilirsin.

- Ne yapıyorsun? Vursana onu! - Ver şunu! Neyi bekliyorsun?

- Öldür onu! - Vursana onu!

İğne deliğinden su geçirir gibi.

Cap?

Özgürsün artık.

Aman Tanrım.

Aman ya. Öleceğiz. Öleceğiz.

Hayır!

Müthişti.

Ne?

- Müthiş mi? Ben mi? - Evet.

Ben sadece...

- Teşekkür ederim, Joel. - Öyle mi?

Ben daha farklı yapardım ama sen de iyi iş çıkardın.

Tamam.

Üzgünüm. Pekala.

Daha iyi görünüyor. Kendine dikkat et.

- Güle güle. - Hoşça kalın.

- Oynatsana. Evet. - Aimee.

- Merhaba. - Merhaba.

Kolonime dönüp iyiler mi diye bakacağım.

Doğru ya, tamam.

Birkaç arkadaşım bana dağdaki bir yerden bahsetmişti.

Galiba orada canavar yokmuş.

Belki hepimiz oraya gideriz.

Seni iş başında görmek güzeldi.

Bunca insanla nasıl ilgileniyorsun bilmiyorum.

Geldiğin için çok mutluyum.

Gitmeliyim.

Onlar için endişeliyim.

Evet.

Ama sana bir şey vereceğim.

Aman Tanrım.

Timsah Carl mı?

- Aman Tanrım. - Biliyorum.

Bence artık onu geri alma vaktin geldi.

Bunu da al.

- Hayır. Alamam. Sana lazım. - Hayır, hayır, hayır.

Almanı istiyorum. Böylesi daha iyi.

Gerçekten, al hadi.

Hepsi hafızamda var zaten. İstediğim an yenisini yazarım.

Bu yolculuğa çıkmama vesile olduğun için teşekkür ederim.

Verdiğim en iyi karardı.

Pekala. Gideyim artık.

- Evet. - Boy, gel hadi!

- Dikkatli ol. - Tamam, sen de.

- Görüşürüz, Aimee. - Görüşürüz.

Bu...

- Harikaydı. - Evet.

Gelip seni bulacağım.

İyi edersin.

Tamam.

Adım Joel Dawson.

24 yaşındayım, karada tam 7 gün hayatta kaldım.

İki defa, aslında.

- Joel? - Joel?

Arkadaşlar! Hey!

- Aman Tanrım! - Hey, hey, hey!

Birkaç yabancının cömertliği ve harika bir köpeğin sevgisi sayesinde hayattayım.

Kolonimle birlikte dağlara gidiyoruz.

Orada daha az canavar olur umuduyla.

Beni yanlış anlamayın. Kara tehlikeli bir yer.

Ama artık çözümün yeraltında saklanmak olduğunu sanmıyorum.

Dışarıda kocaman, güzel ve ilham verici bir dünya var.

Size imkansız gelse de öyle değil.

Ben hayatta kalabiliyorsam herkes kalabilir.

İyi bir dostumun bana bir zamanlar dediği gibi:

İyi içgüdüler hata yapa yapa kazanılır.

Yaptığınız bu hatalardan sağ çıkacak kadar şanslıysanız...

...karada hayatta kalabilirsiniz.

Bu kayıtta yeni dünyamızla ilgili bildiğim şeyleri sizinle paylaştım.

Çoğunu zor yoldan öğrenmek zorunda kaldım.

Umarım yolculuğunuzu biraz olsun kolaylaştırır.

Artık üstünüzdeki o kapağı açın.

Pekala, hadi.

Biraz temiz hava alın. Gidip hayatınızı yaşayın.

Kolay olmayacak ama buna değecek.

7 yıl boyunca yer altında kalarak neler kaçırdığımı anlamak için...

...85 mil yolculuk etmem gerekti.

İnanılmaz bir deneyimdi.

Son bir şey daha söyleyim. Sabit bir yerde kalmayın.

Buna mecbur değilsiniz. Dünyanın sonu gelmiş olsa bile.

İmza...

...Joel Dawson.

"Sabit bir yerde kalmayın" mı? Bu benim lafım.

Bu uzun bir yolculuk evlat. Umarım ne yaptığını biliyorsundur.

Kesinlikle bilmiyor. Kar Örümceklerine yem olacak.

Ölmek için hoş bir yol değil.

Onu paramparça edeceklerdir.

- Bir şekilde kurtulur. - Muhtemelen.

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.