All language subtitles for Bay Yanlış 8. Bölüm

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton Download
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew Download
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish Download
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

Yeşim.

Yeşim.

Selam.

-Selam. -(Serdar) Ezgi de burada mı?

Gelsenize. Buyurun.

Ozan kavga çıktığını söyledi. İyi misiniz?

Evet.

-Ezgi, iyi misin? -İyiyim.

Hastaneden anca çıkabildim. Geldiğimde de siz çıkmıştınız.

(Ezgi) Orada kalmak istemedim.

(Serdar) Biliyorum. Ozan olanları biraz anlattı.

(Serdar) Kolun... Buraya ne oldu?

-(Serdar) Başka bir yerde var mı? -Hayır yok, iyiyim.

-Buz yaptınız mı? -Yaptık yaptık, hepsini yaptık.

Bunu eski erkek arkadaşın yapmış, doğru mu?

-Maalesef. -Ne geçti ki aranızda bunlar oldu?

Şu an bunları konuşmasak mı? Ezgi daha da gerilebilir çünkü.

Tamam. Bunları beraber sonra konuşuruz.

-Özgür. -Ne?

-Elin kızarmış. -Tamam canım, bir şey yok. Geçer.

-Nasıl bir şey yok! -(Özgür) Önemsiz bir şey.

-İyi misin? -İyiyim canım, yumruk falan.

-Geçer, bir şey değil ya. -Nasıl geçer! Böyle şey olur mu!

-Dur, ben buz getiriyorum. -Yani bir şey yok. Sadece ufak...

Ezgi çok özür dilerim, o an yanında olmam lazımdı.

Gerçekten önemli değil.

Önemli.

(Duygusal müzik)

-Evham bunlar, yapma. -Değil.

-Ben bir su alayım. -Tamam.

-Bir bakayım mı? -Bak, bak.

Bir şey yok. Çok bir şey yapmana gerek yok.

-Bilirkişi de söyledi. -Olsun.

Ben sizin komşu olduğunuzu bilmiyordum.

Ee?

(Müzik)

Ah...

Gerçekten de boynunu incitmişsin babacığım.

Evet kızım. Telefonda ben sana söyledim ya.

Annem benimle buluşmamak için bunu bahane ettiğini söyledi de.

Annen böyle mi söyledi?

Ama görüyorsun ki yine yanıldı.

Seni de o yüzden mi bu saatte buraya gönderdi?

Evet. Sizinle tanışmıştık.

Evet Zeynepciğim, tanışmıştık.

Sizin burada ne işiniz var?

-(Levent) Cansu-- -Ee...

Cansu...

-Zeynepciğim, Cansu-- -Evet baba?

Cansu benim iş yerimden arkadaşım, biliyorsun.

İş yerimde kalan bir iki parça eşyamı getirmesi için...

...Cansu'ya rica etmiştim. O da sağ olsun...

...beni kırmayıp getirdi.

Evet Zeynepciğim, babanın eşyalarını teslim ettim...

...şimdi de gidiyorum.

(Cansu) İyi akşamlar.

Zeynepciğim hadi sen elini, yüzünü yıka hemen. Tamam mı?

Sonra ben de yanına geliyorum.

(Levent) Cansu.

Cansu.

Bir dakika, görüyorsun değil mi? Annesi göndermiş.

Bu ne fena bir kadın ya!

-Bence tam sana göreymiş Levent. -Anlamadım?

Haag... Tabii sen yine kızdın bana.

-Haklısın. Haklısın ama-- -Ama yok. Ama falan yok Levent.

Bitti. Bundan sonra sakın beni aramıyorsun tamam mı?

Ama... Yine ama dedim ama Cansu lütfen biraz makul ol.

-Kızcağız daha yeni geldi. -(Zeynep) Baba.

(Zeynep) Hadi baba, seni bekliyorum.

Geli... Geliyorum. Cansu.

Ah... Hay Allah ya, yine gitti.

Neyse canım, geçer.

Geçer.

Bir süre sonra donuyor. Bence ara vermek lazım.

Doktor daha iyi bilir tabii.

-(Özgür) On dakikada bir falan. -İyi, tamam.

-Canın yanıyor mu? -Yok, iyiyim.

Eğer ben orada olsaydım, böyle olmasına gerçekten izin vermezdim.

(Kapı zili çaldı)

-Ezgi. -Ne oldu abi ya?

-İyi misin? -(Ezgi) İyiyim tatlım.

Pislik! Hayır yani o kendini ne zannediyor?

Deniz şu an hiç konuşmak istemiyorum.

-Gideriz şimdi hemen. -(Ezgi) Evet.

-O zaman beraber çıkalım. -Olur.

(Yeşim) Çantamı alayım.

Herhangi bir şey olursa, ararsa falan haber veriyorsun tamam?

Tamam.

Sen ne kadar ilgili bir patronsun böyle!

Ben onun sadece patronu değilim.

(Gerilim müziği)

Ezgi aynı zamanda benim çok değer verdiğim bir arkadaşım.

Pardon, kusura bakma! Ben sizin aynı zamanda...

...arkadaş da olduğunuzu bir an kaçırdım.

(Serdar) Kusura bakma, benim hatam.

Hadi, gidelim. Yeşimciğim.

Ben vazgeçtim. İçim rahat etmedi, burada kalıyorum. Serdar sonra görüşürüz.

İyi geceler.

(Müzik)

-İyi geceler. -O zaman sana da iyi geceler.

Ezgiciğim tekrar geçmiş olsun.

Yapabileceğim bir şey olursa beni lütfen ara.

Teşekkür ederim, görüşürüz.

-Görüşürüz. -Görüşürüz.

(Ezgi) Yeşim'in tavrı da ne garip. Son dakika kalmaya karar vermesi falan.

Ezgiciğim ben onu soracaktım. Ne oluyor?

Hiç yani, emrivaki yapıyor. Bence gereksiz.

İyi de Ezgiciğim, Özgür'le Yeşim'den sana ne?

Neden bu kadar bozuldun?

Bozulmadım canım. Ne bozulacağım, bana ne!

Zaten benim...

...kafamı toplamam lazım. Benim şu an daha önemli şeyler düşünmem lazım.

Halletmem gereken daha önemli işler var.

-Ne gibi işler mesela? -Serdar'la konuşmak.

Serdar'la konuşmak ve benimle ilgili daha fazla ümitlenmemesini söylemek.

Tam tahmin ettiğim gibi.

Özgür kafanı karıştırdı değil mi?

Tabii. Çok güzel! Çok güzel!

Yalnız Ezgiciğim...

...o adam şu anda yan tarafta başka bir kadınla...

...bunu biliyorsun değil mi?

Ne bakıyorsun oğlum?

-Teşekkürler ya, çok zahmet oldu. -Afiyet olsun.

-Çok sağ ol. -Al canım.

-'Merci'. -Afiyet olsun.

Ben biraz hava alayım.

-Elin nasıl oldu? -Ne yapıyorsun Yeşim?

Eline bakıyorum.

Onu demiyorum. Genel olarak ne yapıyorsun, amacın ne?

Ne demek istiyorsun? Bir amacım yok.

Yeşim kafanda neler kuruyorsun bilmiyorum ama...

...yani ben bu konularda çok netimdir.

O gece tamam, bir şeyler yaşadık da bitti, gitti.

Daha fazla bir beklentin varsa...

Sen bana bunları niye anlatıyorsun ki? Ben şu an anlamadım.

Sen yoksa...

Yok ya. Hayır, böyle düşünmüş olamazsın değil mi?

Ciddi olamazsın yani, şaka yapıyorsun şu anda.

Ne gibi mesela?

Yani ne bileyim, sana âşık olduğumu, senden bir beklentim olduğunu falan...

...düşünmüş olamazsın.

-Düşünmeyeyim mi? -Düşünme çünkü öyle bir şey yok.

İyi, süper, sevindim o zaman.

Ben sadece arkadaşlık görevimi yerine getiriyorum.

Getirdin. Fazlasıyla getirdin.

O zaman ben gideyim.

-'Okay'. -Geç oldu, sen de yorgunsun.

Biraz.

-Görüşürüz. -Görüşürüz.

(Kapı kapandı)

Yani biz seni yanlıştan uzak tutmaya çalıştıkça...

...sen resmen mıknatıs gibi gittin, yapıştın.

Korktuğumuzun başımıza geldiğine gerçekten inanamıyorum.

Deniz, lütfen abartma. Başımıza bir şey geldiği falan yok.

Kızlar ne oldu? Başınıza gelen ne?

Yeşim'i az önce asansöre binerken gördüm, onunla mı ilgili?

Yok canım, ne alakası var? Yeşim'den bize ne?

Ay ne olur, her ne olduysa yavaş yavaş anlatın.

-Gerçekten çok kötüyüm, kaldıramam. -Ne oldu?

-Levent'le ayrıldık, bitti. -Ne?

Hiç başlama abiciğim.

Tamam...

...başlamayacağım da...

...peki diğer mesele ne olacak? -Hangi mesele?

Ezgi'yle Serdar. Sen daha onları yan yana görmeye bile tahammül edemiyorsun.

Yarın bir gün ilişkileri başladığında ne yapacaksın çok merak ediyorum.

-Bana sıcak bastı, duşa giriyorum. -Tabii, sorular terletti.

Sana dostun olarak söyleyeyim abi, acilen aksiyon alman lazım.

Yoksa iş işten geçtikten sonra çok pişman olursun, söyleyeyim.

Ezgi'nin o herife ilgisi varken ben ne yapabilirim ki Ozan?

Hayır, bugün dans ettiği kişi ben değil, o da olabilirdi.

Benim, Ezgi için bir şeyler yapabilmem için...

...önce onun istediğinden emin olmam lazım.

-Ben duşa gidiyorum. -Tamam. Ben de bunu içer çıkarım.

-(Özgür) Yarın görüşürüz. -Tamam.

Cansu çok üzgün. Ben bir şey söylemedim...

...ama biz konuşacağız.

Konuşacağız.

(Duygusal müzik)

Ne güzelmiş böyle gece, gündüz yan yana.

(Duygusal müzik...)

(...)

Bana bir söz ver.

İyice emin olmadan Serdar'la konuşmayacaksın.

Deniz...

...görüşmek istemiyorum.

Zorla mı görüşeyim?

Onu istememe sebebin aklının karışması.

Özgür'ün yanında olmasından, yaptıklarından etkilenmen çok normal.

Ama yarın bambaşka davranabilir.

Bir yandan sana karşı böyle yakınken, aynı zamanda Yeşim'le görüşüyor.

Ona ne kadar güvenebilirsin ki?

(Geçiş sesi)

(Geçiş sesi)

Lütfen Özgür'den emin olmadan Serdar'ı kaybedecek bir hareket yapma.

Sonra çok üzülürsün. Lütfen mantığına göre hareket et.

Bana söz ver.

Söz. (Telefon çalıyor)

Bakın, gördünüz mü? Hiç durmadan arıyor.

Kapatıp kapatıp arıyor. Bundan sonra yok. Laf yok, eylem var.

-(Cansu) Yeter be! -Aynen öyle.

(Köpek havlıyor)

Oğlum.

Ne yapalım oğlum? Takılalım mı erkek erkeğe?

Sen de benim gibi sıkıldın mı?

Gel top oynayalım, gel.

(Müzik)

-Günaydın. -Günaydın canım. Biz şimdi çıkıyoruz.

(Ezgi) Tamam.

Ne yapıyoruz? Enerjimizi yüksek tutuyoruz.

Dün akşam ne konuştuk? Hiçbir erkeğin bizi üzmesine izin vermiyoruz.

-Aynen. -(Ezgi) Aynen, tabii.

Yalnız Cansu gazı aldı. Bu gazla Levent'e kök söktürürsün artık.

Herhâlde. Çoktan hak etti. Görüşürüz canım.

Hadi, hadi, çıkmamız lazım. Ben daha gelip üstümü değiştireceğim.

(Ezgi) Tamam tatlım.

Hadi Deniz.

-Görüşürüz. -Görüşürüz.

Geldim. Geldim, geldim. Hadi 'bye bye'.

(Müzik)

Dinliyorum.

Neyi?

Ne demek neyi Deniz? Anlamadığımı falan mı sanıyorsunuz?

Kendi derdime düşmüş olabilirim ama...

...dün akşamdan etrafta fısır fısır konuşmalar falan.

Siz benden ne saklıyorsunuz?

-Hiç. -Hiç mi? Ne demek hiç?

-Yok bir şey -Var, var, var. Söyle.

Tamam.

Özgür biraz Ezgi'nin aklını karıştırmış.

-Ne? -Yaa.

Nasıl ya?

Bu, Yeşim'le beraber değil miydi? Daha dün akşam evinden çıkarken gördüm.

Evet, doğru ama sadece Yeşim'le kalmıyordur o.

Kesinlikle.

Deniz, bizim bir an önce bir şey yapmamız lazım.

Daha bunlar Serdar'la buluşamadılar ya! Bir yemeğe gidemediler.

Doğru. (Asansör uyarı sinyali)

Deniz, ben düşünüyorum, düşünüyorum, bir türlü bulamıyorum.

Biz, Ezgi'yle Serdar'ı nasıl bir araya getireceğiz?

Ben de düşünüyorum.

Üff!

-Buldum. -Ne?

-İki gün sonra Ezgi'nin doğum günü. -Aa! Tamam, doğru, süper!

Cansu Hanım, günaydın.

Günaydın Haydar.

Arkadaşınız hanımefendiyi de bayağıdır görmüyordum.

-Teşekkür ederim. -Merhaba.

(Haydar gülüyor)

Yani çok da eksikliğini hissetmemişiz zaten.

(Müzik)

Ne bakış öyle ya! 50 bin voltluk enerjiyi verdi, gitti.

Ürperdim vallahi. Ne yapsam, çimlere mi bassam?

Üff! Bana bir çay söyleyin, ben yogadayım.

Günaydın.

Günaydın.

İyisin değil mi?

-İyiyim. -(Özgür) Süper.

Sen de benim için mi hazırlamıştın?

Evet.

-O zaman şöyle yapalım. -(Özgür) Nasıl yapalım?

Aa, bak çok iyi fikirmiş bu. Evet, vallahi.

Hep ben geliyorum, biraz sen gel. Buraya işin düştü mü geliyorsun.

Yaa, haklısın.

Bayağı lezzetli olmuş. Değişik bir aroması var sanki.

Sevdin mi?

Çok sevdim.

Hmm... Ben de çok sevdim.

Dün konuşmamız yarım kaldı.

Hangi konuşma?

Bana yalan söyleme konusundaki konuşmamız.

Neden bana Serdar'la yemeğe çıktığını söyledin?

Öyle söyledim...

...çünkü...

Bir yandan sana karşı böyle yakınken... (Geçiş sesi)

...aynı zamanda Yeşim'le görüşüyor. Ona ne kadar güvenebilirsin ki?

(Geçiş sesi)

Cevabımı vermeden önce...

...bir şeyden emin olmam lazım.

Nedir o?

(Asansör uyarı sinyali)

(Müzik)

Zil mi çaldı?

Aa! Evet, çalıyor. Benimki de çalıyor. Duyuyorum.

İkimizin aynı anda çaldı.

Ziller kimin için çalıyor? Hayır olsun ya, bakalım.

Hadi bakalım.

(Hareketli müzik)

-Anne? -Kızım.

-Anne? -Oğlum.

-Yenge? -Yengem.

Anneciğim, senin burada ne işin var?

Aşk olsun yani Ezgi! Ne demek ne işin var?

Rahatsız mı ettik çocuğum? Gidelim istersen!

Yok... Yok, buyurun tabii.

Hoş geldin.

Hoş bulduk.

Güzelim. Oh, güzel kızım benim.

(Nevin) Oh, çok şükür! Hadi bakalım.

-Hoş geldiniz. -Hoş bulduk oğlum.

Hoş bulduk.

Demek öyle dedi Özgür?

Çok büyük bir yalanın içine düştük farkında mısın?

İyi de Levent neden böyle bir şey yaptı acaba?

Bunu kendisine soralım mı?

Soralım.

Doktor Levent Yazman'ı ara.

(Arama tonu)

-(Levent ses) Efendim Serdarcığım? -(Serdar) Levent hastanede misin?

Vallahi ne iyi ettiniz de geldiniz.

Yavrum, rahatsız etmiyoruz değil mi çocuğum?

-Yoo. -Sen evde yalnız mıydın?

Yalnızım, yalnız. Rahatsız etmiyorsunuz.

Ezgi yok mu?

-Ayrıldınız mı yoksa? -Sen niye ayrıldığımızı düşündün ki?

Ezgi sanki burada yaşıyormuş gibi.

Niye öyle bir düşünceye girdin ki sen şu an?

Yani ne bileyim işte, bir umut çocuğum.

Vallahi hiç umutlanma. Baştan söyleyeyim de yani.

Ezgi'den ayrılmaya hiç niyetim yok.

-Bunu bilesin. -Senin kararın tabii Özgürcüğüm.

Bize de bu kararında yanında olmak düşer.

Sağ ol yengeciğim. Vallahi bazen beni şaşırtıyorsun.

-Sus sen! Ne yapacağız? -Bilmiyorum.

O zaman siz yerleşin. Belli ki zaten yerleşeceksiniz.

Kök salın. (Köpek havladı)

Tabii tabii, biz yerleşe... Aa!

-Ay! Bu ne? -(Sevim) Canım ne tatlı! Ne tatlı!

-(Sevim) Ay çok tatlı! -(Fitnat) Çekil!

-Fitnat yengenle tanıştın mı? -Ay canım, çok tatlısın!

Ay harikasın! Bayıldım, bayıldım, bayıldım!

-Tanışın bir. -Ay, tanışmayalım lütfen!

Oğlum korkuyor, bırak. Bana ver, ben severim onu.

Çok tatlıymış. Fitnat ne korkuyorsun Allah aşkına? O senden korksun.

Biraz huylanıyorum diyelim yani.

Ay, canım. Hoşt!

Özgürcüğüm acaba diyorum biz burada kalırken...

...Tesla tatile mi çıksa diyorum, uzağa?

Vallahi burası Tesla'nın evi. İstersen seni bir otele yerleştirebiliriz.

Aa, Özgür! Yengen yavrum, Fitnat.

Şaka yaptı, şaka Fitnat.

(Özgür) Dengeleri korurum.

Hadi biz yerleşelim.

Fitnat, bize yanında olmak düşer, ne demek?

O zaman biz buraya niye geldik?

Sen benim öyle dediğim bakma. Durum düşündüğümden de ciddi.

Strateji değiştiriyoruz.

Odada konuşalım.

Hadi.

(Nevin) Vallahi canım çıktı, canım çıktı.

Yürü, yürü, yürü bu sıcakta. Off, ne İstanbul'muş ya!

Yaa, evet anneciğim. Çok yorulmuşsun, belli.

Sen dinlen. Tabii keşke haber verseydin de...

...ben gelip seni alsaydım, yorulmazdın.

Yavrum sürpriz yapayım dedim kızıma. Fena mı etmişim?

Yok anneciğim, harika oldu. Sürprizlere bayılırım.

-Hoş geldin. -Hoş bulduk yavrum.

Ee, aç mısın? Ben sana kahvaltı, yiyecek bir şeyler hazırlayayım mı?

Yok, yok yavrum, ben kahvaltımı ettim. Ezgi...

...ne olur yavrum, sen bana bir Türk kahvesi yap da içivereyim.

-Şu yorgunluğumu atayım. -Yaparım, yaparım anne.

Şu eşyaları da yerleştirmeye gidiyorum. Arka odaya mı götüreyim kızım?

Evet, evet anne, dümdüz.

(Nevin) Tamam. Ne sıcakmış arkadaş! Ne İstanbul'muş!

Evet, evet anneciğim. Çok nem, çok sıcak.

Sen rahat rahat yerleş, ben kahveni yapıyorum.

Özgür!

-Ha? -Annem geldi.

-Ne? Yok artık ya! Benimki de. -Seninki de mi?

Evet. Birbirlerini görmediler herhâlde? Ben öyle umuyorum.

Yok, görmemişlerdir. Görseydi annem tepki verirdi.

-Komşu olduğumuzu bilmiyor. -Kesin verirlerdi.

Zaten bilmemeleri çok daha hayırlı.

Bir şekilde bu durumu saklamalıyız yoksa annem hiçten rahat vermez.

Benimki delirir, deli misin? Kadın zaten ayrılmamızı beklerken...

...bir de komşu olduğumuzu öğrenirse...

...beni aldığı gibi Bursa'ya götürür bir daha da geri getirmez.

Ayrıldığımızı mı söylesek?

Yok annem, yok. Ayrıldığımızı söylersek...

...bak, şu an gitsem... Ne oldu biliyor musun?

Eve girdiği an ilk seni sordu.

Şu an gidip, ayrıldık desem...

...o tanıştırmaya çalıştığı kızı buraya diker.

Sonra kurtul kurtulabilirsen elinden.

-Yok, yok. Hiç onlara girmeyelim biz. -Olmaz yani.

Sürdürebildiğimiz kadar sürdürelim.

Merak etme, ben bir şekilde bir yolunu bulup annemleri göndereceğim.

Tamam, gönder.

-Annemleri derken? -Fitnat yenge de burada.

Ne?

Delirdin mi sen? Tehlikenin farkında mısın?

Farkındayım. Ben neden bu kadar paniğim zannediyorsun?

(Fitnat) Yengem, kahvaltı hazır.

Geliyorum, geliyorum!

Ee... O zaman onları şimdi evde bırakamıyoruz.

İş yerine götüremiyoruz. Aynı anda evde de bırakamıyoruz.

-Ne yapacağız? -Annemi iş yerine götüremem!

Annem birlikte çalıştığımızı da bilmiyor!

Annem hiçbir şeyi bilmiyor!

Bir de o durum var, değil mi?

O zaman hiçbir koşulda bir araya getirmememiz gerekiyor.

Kesinlikle gelmemeliler! Her şey ortaya çıkar!

O zaman şöyle yapıyoruz; ben dışarı çıkıyorum. İşe gidiyorum.

Annemleri burada bırakıyorum. Sen de annenle dışarı çıkıyorsun.

-Duruma göre haberleşelim. -Tamam, anlaştık.

-Öpüyorum o zaman. -(Ezgi) Görüşürüz.

-Görüşürüz. 'Bye bye'. -(Ezgi) Hoşça kal. Kolay gelsin.

(Kapıya vuruluyor)

Gel.

Oo, kimleri görüyorum.

-Levent. -Serdarcığım.

Nasılsın?

İyi. Siz?

Biz hiç iyi değiliz.

Bir problem mi var?

Aslında biz de tam onu sana soracaktık...

...Leventciğim.

Nedir problem?

Ne gibi mesela?

Bana yalan söylemen gibi mesela.

Yalan mı?

Ne yalanı?

Özgür'ün bana âşık olduğu yalanı.

Aa...

...o mesele. (Boğazını temizliyor)

Yalan mıymış o?

Kim söyledi bunu sana?

Her kim söylediyse bana iftira atıyor.

Yok, yok, yok.

Özgür sana deli gibi âşık.

(Müzik)

Özgür'ün kendisi söyledi.

(Öksürüyor)

Hadi ya.

Kendisi söyledi demek.

Vay adi herif!

Cık, cık, cık...

İnanılır gibi değil.

Levent.

Neden böyle bir şey yaptın? Lütfen anlatır mısın?

Teessüf ederim Serdar.

Bak, bir doktor olarak...

...bir doktora soruyorum.

(Levent) Gönülden soruyorum.

Gerçekten sana yalan söylediğimi mi düşünüyorsun?

Levent, yapma lütfen.

Çok yazık.

Bence burada büyük resmi görmüyorsunuz.

Burada kandırılan siz değil...

...ben oluyorum.

Ne demek istiyorsun Leventciğim?

Gerçekten şoktayım şu an.

Özgür, hedef şaşırtmak için...

...Yeşim'i kullandı.

Ne amaçla?

Ne amaçla?

Ezgi'ye olan ilgisini kamufle etmek amacıyla tabii.

Bingo! Vallahi bravo yani.

Vallahi bravo! Abine şaşkınım şu anda.

Yani Serdarcığım, seni gerçekten tebrik ediyorum.

Sadece seni değil, beni de kullandı.

(Levent) İnanılır gibi değil.

Fakat Serdar, nasıl çözdün olayı.

Tam bir doktor zekâsı abindeki. Müthiş!

Yani seni çok tebrik ediyorum.

(Boğazını temizliyor)

Ezgi'ye bir şey hissettiğini bilerek yanında olması beni rahatsız eder.

Ve benim de bu durumu çözmem lazım.

Evet

Tamam Levent. Teşekkür ederiz. Vaktini aldık.

Aa, ne demek Yeşimciğim.

Ne demek, öyle şey olur mu?

Vallahi şu anda kahroldum.

Kendimi kullanılmış...

...ve bir kenara atılmış peçete gibi hissediyorum.

Takma kafana Levent. Biz hallederiz.

İnşallah.

Görüşürüz.

Hadi inşallah, hadi.

Ay, bir an ödüm koptu.

Sinirden gülüyorum.

Oh be! Ay, rahatladım.

Yavrum, nerede kahvem?

Evde kahve kalmamış.

Kahve mi kalmamış? Gidelim, yan komşudan isteyelim hadi.

-Hayatta olmaz! -Neden olmaz?

Ezgiciğim, kızım yani...

...sizin teraslarınız bile ortak.

Yani bir samimiyet kuramadınız mı bu zamana kadar?

Ayıp ya. Bir kahve isteyemiyor musun?

Bak, işte büyük şehirlerde de ben bunu hiç sevmiyorum.

İnsan karşısındaki komşusunun adını bile bilmiyor.

-Değil mi? Ne kadar ayıp. -(Ezgi) Evet.

Ne demiş büyüklerimiz? Komşu komşunun külüne muhtaçtır demiş.

Değil mi?

Bak, ev alma komşu al demişler.

Niye demişler bu lafları? Boşuna mı demişler?

Hadi şanslısın. Annen burada. Gidip tanışıyoruz.

Anne! Olmaz!

-Mümkün değil! -Ne oldu be?

Olmaz, çünkü ben az önce tam oradan geliyordum.

Evde kahve yoktu ya gittim hemen komşuma...

...çünkü komşu komşunun külüne muhtaçtır diye ben de düşündüm.

Annemin kızıyım çünkü. Dedim ki kahve var mıdır acaba? Ama evde yoklar.

Aa, tamam canım. Ne olacak? Akşam tanışırız, bir şey olmaz.

Tanışamazsın işte anneciğim. Onlar bir ay yok.

Yurt dışına gitmişler. Çok seviyorlar gezmeyi, bayılıyorlar.

Tamam, tamam yavrum. Tamam.

Şey yap o zaman madem...

...bir çay yap. Çayın var mı evde? -Var, hemen!

Neyse, hadi. Allah Allah!

-Sen dinlen, yorulmuşsun. -Evde Türk kahvesi yok çocuğun evinde.

-Getirseydim bari gelirken. -Çay geliyor!

Oh!

Manzara da çok güzelmiş. Şöyle terasa falan mı çıksak?

Yok yengem, bu hava bozacak birazdan. Hiç çıkmayın.

Aa, hava mı bozacak?

Şaşırdın mı oğlum? Yaprak kımıldamıyor, baksana.

Anneciğim, sen bilmezsin buranın havasını.

O kadar sinsidir ki bir anda bozuveriyor, anlamıyorsun ne olduğunu.

Ayol, sinsi deyince de aklıma biri geldi.

Benim de aklıma biri geldi.

Kim acaba?

Bu arada gelmek nereden esti anneciğim?

Yavrum, Ebru gidince ev üstüme üstüme geldi.

Bir gün yengen geldi, hadi değişiklik olsun, Özgür'e gidelim dedi.

-(Özgür) Oh, oh! -Öyle çıktık geldik yavrum.

Oh, vallahi çok iyi düşünmüş.

Süper.

Çok sıkıldıysan anne ben tur falan bir şeyler ayarlayayım.

Dünya turu, mesela büyük göç var. Yerinde izlersin.

Aa, Fitnat görüyor musun? Nasıl beni başından atmaya çalışıyor.

Yok anneciğim, sen...

...tamamen yanlış anladın. Şöyle vereyim, yersin bir yandan.

Tamam.

Bu arada bakmayın, ben geniş geniş yiyorum.

O kadar işim var ki...

...saymakla bitmez, tonla!

(Özgür) Bir görüşmem var mesela. Oradan mekâna geçeceğim.

Öyle bir sürü işim var. Siz tam olarak ne yapacaksınız?

Tamam, sen bizi dert etme. Biz başımızın çaresine bakarız.

Hayatım, sen git görüşmelerini falan yap. Sen bizi merak etme.

Canımız çok sıkılırsa yan komşuya falan geçeriz.

Aa, hayır.

Sakın! Bak, o kırmızı çizgimdir.

Büyük arıza! Şu an sessiz konuşuyorum ki duyabilir.

Yani ne idiği o kadar belirsiz ki...

Öyle biri. Ben yani...

...burama geldi. Taşınmayı falan düşündüm.

O derece. Tabii!

Yani çok fena.

Sakın! Bakın muhatap olmak yok. Söz verin.

-Tehlikeli. -Tamam, tamam.

Tamam, madem öyle. Tamam, merak etme sen.

Hava zaten çok güzel, mis! Baksana şuraya ya.

Çıkın gezin ya Ayasofya falan.

Aa! Ayol, hava bozacak diyordun.

Öyle dedim değil mi?

Yok, tam o esnada bulut girmiş. O yanılttı beni.

Bu hava bozmaz. Bozmaz, bozmaz. Siz çıkın, gezin.

Tamam, hadi git. Bizi merak etme. Hadi.

Ben gidiyorum o zaman.

Şöyle bir tane daha... Vallahi sandviçler çok iyi.

Tamam çocuğum, hadi git sen.

Bak, çayımız varmış.

-Afiyet olsun anneciğim! -Ah, yavrum benim.

Oh! Sağ olasın.

Çok güzel olmuş.

Ee?

-Ne yaptın çocuğum? -Ne yapayım anneciğim, iyiyim.

-Sen nasılsın? -İyiyim.

De yani ne yaptın yavrum?

Konuştun mu Özgür'le? Ayrıldınız mı? Bitti mi? Tamam mıdır?

Söyledim. Yani...

...ayrılmak istediğimi söyledim.

-Ama-- -Ama?

Hâlâ ama diyorsun, öyle mi?

Ama derken konuşacağım.

Yani burada böyle bitmedi. Konuşacağım.

Ve bu meseleyi artık inşallah çözeceğim.

Hmm...

Tamam, oldu çocuğum. Tamam, halledersin sen.

Kaçta çıkıyorsun sen yavrum? İşe gitmeyecek misin?

Hadi, geç kalma sen benim yüzümden. Sen git, canım benim.

Gidemem. Yani gitmem anneciğim.

Sen buradayken ben nasıl işe giderim?

Annem gelmiş, başımın tacı.

Ben burada otururum bugün, izin alırım.

Yok, alma! İzin alma!

Aa, olur mu öyle şey canım? İşten izin alınır mı?

Daha yeni başladın zaten.

Zaten yavrum, çıkacağım ben. Bir sürü işim var.

Gelmişken onları da hallederim. Hadi, canım benim.

Tamam, bak o zaman şöyle yapalım.

Bence en iyi çözüm bu.

Biz birlikte çıkalım evden. Ben işe gideyim, sen işlerini hallet.

Sonra yeniden buluşalım. Mutlaka buluşalım.

Sonra program yaparız, gezeriz.

-Olur, olur, olur. -(Ezgi) Hep yan yana oluruz.

Tamam, tamam. Olur canım benim.

Anne, sıcak...

Yavrum, sen bana bir tane daha çay koyuver.

Tamam.

Demini alsın çocuğum, olur mu?

-(Ezgi) Olur anne. -İyice alsın demini! Bekle orada!

Alo. Geldim hayatım, geldim.

Her şey yolunda mı hayatım? Seni merak ettim, ne yaptın?

Ne yapayım Ünal?

Saf kızımla uğraşıyorum. Hâlâ ayrılmamış konuşmadım diyor. Allah Allah!

Hayır, anlamıyorum ki yani...

Bak, ben karar verdim bu işi kesinlikle çözeceğim.

Bugün gideceğim ve Özgür'le konuşacağım.

Ne yapıyorsun hayatım? Olacak şey değil.

Ezgi çocuk mu? Ayakları yere basan bir kadın artık o.

Bu kadar müdahale etmen doğru mu?

Bak, ona söylemeden gidip konuşursan sana kızar.

Kızarsa kızsın.

Ne olacak Ünal? Allah Allah!

Daha sonra üzülmesinden daha iyidir şimdi kızması.

Çok demli olmadı ama oldu gibi.

Tamam Ünalcığım. İyiyim, geldim ben. Sen merak etme.

-İyiyim ben. -Selam söyle Ünal abiye.

Bak, Ezgiciğim de selam söylüyor sana canım.

Sen de söyle. Bak, beni haberdar et. Merak ederim, tamam mı?

Tamam, tamam edeceğim. Hadi.

Hadi görüşürüz, hoşça kal.

Evet, hadi bakalım. Sen hazırlan, ben çayımı içeyim.

-Çıkalım artık. -Tamam.

Sen otur, ben hemen hazırlanıp geliyorum.

Olur, olur canım.

(Müzik)

-Afiyetler olsun efendim. -Teşekkürler, sağ olun.

-(Kadın) Buyurun. -Afiyet olsun.

-Buyurun. -(Kadın) Çok teşekkür ederim.

-Çok teşekkür ederim, yine bekleriz. -Sağ olun. İnşallah.

Derginizi unuttunuz.

Kalsın, okudum zaten. Hoşça kalın.

(Erkek) Pardon.

(Erkek) Pardon!

Hemen geliyorum. Hemen geldim.

(Müzik)

Ne yapıyorsunuz?

(Gizem) Aa, günaydın Özgür Bey.

-(Özgür) Günaydın. -(Emre) Günaydın patron!

-Ne var ne yok? -İyilik vallahi.

-(Gizem) Sizi sormalı. -İyi ben de.

Patron, bugün Ezgi Hanım'la gelmemişsiniz.

Evet, öyle oldu bu sefer.

Ay! Yoksa bir şey mi oldu Ezgi'ye?

Yok, bir şey yok. Merak etme.

Çok korktum Özgür Bey, bir şey oldu diye. Yalnız geldiniz.

(Boğazını temizliyor) Aynen, korkmuşsunuzdur.

Yaşananlara siz sebep olduğunuz için.

Nasıl yani? Sebep oldunuz derken?

Şeyi kastediyor, o gün Ezgi'yi dışarı ben gönderdim ya.

Ama Özgür Bey, ben nereden bileyim gelen adamın niyetini falan.

-Ama sormam gerekirdi tabii. -Evet, bence de sormalıydın ama...

...zaten niyeti bozmuş, başka bir isim de verebilirdi.

Değil mi?

Neyse ki zamanında haber verdim de Özgür Bey müdahale etti.

Allah'tan.

Yani burada bir aile gibi olduğumuz için...

...sonuçta birbirimizi koruyup kollamalıyız diye düşünüyorum.

Neyse Ezgi gelecek bugün değil mi?

-Bugün gelmeyebilir. -Hmm...

Oldu o zaman. Ben arayıp sorarım, ne yapıyormuş, nasılmış.

Ben bir Ozan'a bakayım. Kahve falan bir şey yap, gözünü seveyim.

Kahvaltıda yürek yedik galiba bugün.

Henüz kahvaltı etmedim.

Ah! İsabet olmuş.

Bir şey diyeceğim. Bu arada siz galiba Ezgi'yi yollayamayacaksınız.

Çünkü Özgür Bey daha önce mekânda hiç kavga etmemişti.

Ama Ezgi için kavga etti.

Aa, öyle miymiş?

Ben seni 'first class' göndereceğim buradan, belli oldu.

Hak ediyorsun!

-Cidden mi? -Evet.

Bak, ne güzel bir hanımefendisiniz. Neden bu kötü kalp?

Neden bu gömlekse o yüzden cicim!

Ay...

Çatlayacağım meraktan. Kim oturuyor acaba yan tarafta?

Fitnat, Özgür uyardı ya. Sen neyin peşindesin?

Yasak ya, şimdi daha çok ilgimi çekiyor.

Hayatım, biliyorsun aykırı bir ruhum var.

(İç çekiyor)

Fitnatcığım, bırak şimdi konuyu komşuyu.

Ne yapacağız, onu söyle.

Yani bu kız o kadar etkisi altına almış ki çocuğumu...

...çocuk, Ezgi'den ayrılmam diyor, başka bir şey demiyor.

Sevimciğim, madem o bırakmıyor, Ezgi onu bırakır.

Bizde planlar bitmez Sevimciğim.

Planım şu.

(Müzik)

(Ozan ıslık çalıyor)

Yahu bu aşk, nasıl bir duygu arkadaş?

Vallahi. Sebzelerle kâh kavga ettiriyor kâh dans ettiriyor.

Şakıyorsun vallahi.

Ben de seni bekliyordum.

Hayır, canım kardeşim. Deniz'i arayıp, görüşmek istemen doğru olmaz.

(Özgür) Çünkü kabul etmez.

Yok artık! Sen bayağı müneccimliğe doğru gidiyorsun.

Nereden biliyorsun böyle bir şey isteyeceğimi?

Hatta dün gece kendini zor tuttun mesaj atmamak için değil mi?

Ne yalan söyleyeyim, vallahi öyle.

Allah'tan böyle bir salaklık yapmamışsın.

(Özgür) Çünkü başladığın yere geri dönerdin.

(Özgür) Abi sakin! Şunları sıçratacaksın, bir dur ya.

Başladığın yere geri dönerdin. Tamam mı? Şansın kalmazdı.

Hâlâ bir şansım var yani? Kabul ediyoruz.

Herhâlde oğlum, şu an var.

Oğlum, kızın ilk aşkı çıktın ya.

Bu az şey mi? Yani...

Daha da sen bu şansı değerlendiremiyorsan kapat dükkânı.

-Dur abi ya! Germe beni şimdi! -Abi şu salça falan bir dur ya!

Allah Allah! Bir şey anlatıyorum şurada.

Tamam, tamam! Sen de beni germe abi!

Yok, kızı bir daha göremezsin, kaçırırsın falan...

-Deme abi öyle şeyler. -Gerilecek bir şeyin yok abi senin.

Sakin. Ne yapıyorsun, biliyor musun?

Hemen Erdem'i arıyorsun. Akşama program yapıyorsunuz.

'Okay'? Deniz'i de çağırıyorsun.

Bunu yapmamızdaki amacı söylüyorum şu an. Amaç şu.

Deniz'i, o geçmişten gelen güven duygusundan uzaklaştırmamak.

Balık gibi düşün abi. Ürkütmüyorsun.

Yüze yüze gelecek sana. Merak etme yani.

Erdem.

Harika fikir! -Abi dur. Ellerin yağlı falan.

Lütfen gözünü seveyim. Biraz hassas ol ya.

Aa, ne 'ciks' oldun be!

Bu arada bir şey diyeceğim. Ezgi nerede? Bir problem yok, değil mi?

Ya problem olmaz olur mu?

Bizim problemsiz bir günümüz var mı? Lütfen Ozan.

(Özgür) Kim geldi, tahmin et.

-(Ozan) Kim geldi? -Annem.

Kimle gelmiş olabilir?

-Fitnat yengen. -(Özgür) Evet abi.

Bir de kim var burada? Onu da tahmin et.

-Kim? -Ezgi'nin annesi bir de.

-(Özgür) Evet! Hepsi burada yani. -Ne diyorsun?

Mottomuz ne abi? Söyle.

-Her an ortalık karışabilir. -Aynen öyle!

Her an ortalık karışabilir. Abi, sıçratma şunu!

-Abiciğim ya bir dur! -Burası böyle!

Ben çıkıyorum abi ya.

İyi ki bir beyaz gömlek giymişsin.

(Cansu) Geçmiş olsun tekrar.

-Hoşça kalın. -Hoşça kalın.

(Müzik)

-(Kadın) Buyurun, içeride. -Teşekkür ederim.

-Cansu Hanım. -Benim.

Çiçekler size.

-Öyle mi? Teşekkür ederim. -Rica ederim.

(Müzik)

(İç çekiyor)

Çiçeğim!

Cansu!

Çiçeğimi beğenmedin mi yoksa?

Beğenmediğim çiçeğin değil Levent.

Ah...

Güzel cevap.

Pahalı da çiçekti.

Ama... (Boğazını temizliyor)

Bak, çiçeğimin bana olan kırgınlığını geçirmeyeceğini biliyordum.

Amacım sadece...

...durumu biraz hafifletmekti.

Olmadı.

(Derin nefes alıyor)

Gel, akşam yemek yiyelim.

Baş başa.

Konuşalım.

Konuşalım?

Benim seninle konuşacak bir şeyim yok Levent.

Anlamadın galiba değil mi?

O zaman beni dinlersin.

Ben seni yeterince dinledim Levent.

Sen böyle takılmış plak gibi aynı şeyleri söyleyip söyleyip duruyorsun.

Bence ona da gerek yok.

Bu ne kararlılık yahu? Aa...

(Ezgi) Günaydın.

Ezgi.

Annemin halletmesi gereken birkaç iş vardı.

Ben de hemen buraya geldim.

İyi yapmışsın.

(Gizem) Ay, Ezgiciğim!

(Gizem) Hoş geldin.

Hayatım, ben çok üzüldüm.

Üzülme Gizem. Senin bir suçun yok.

Benim aklıma takılan başka bir şey var.

Ben burada çalışmaya başlayalı daha ne kadar oldu ki?

Yani bunun nereden haberi oldu?

Evet, nereden haberi oldu acaba?

Yani aramızda bir hain mi var acaba diye düşünüyorum.

Yani yerinizde yeri olan biri olabilir mi diye düşündüm.

Ya Pablo, dur be oğlum. Karıştırma ortalığı, kim olacak?

Evet, karıştırma canım ortalığı!

Ne alakası var? Saçma sapan konuşuyor işte.

Biz alışverişteydik ya, numaralar yaptık, sevgiliyiz falan dedik.

Sonra Latin gecesi, tanıtım falan...

...o kurmuştur kendince bağlantı.

Evet, öyle olabilir. Mantıklı.

Ama iyi cesaret. Gel mekâna, posta koy falan.

Bize rağmen...

(Gizem) Hişt! Bırak!

Gizem Hanım, kim arıyor sizi acaba?

Arkadaşım. Önemli değil, arkadaşım--

Önemli olup olmadığına biz karar verelim!

-(Ezgi) Emre! -Oğlum, ne yükseliyorsun?

Sakin ol ya. Müşteriler falan.

Yok, önemli mi ya?

Neyse ya tamam. Dün gece konusunu kapatalım artık.

-Sen ne yaptın? -Oturalım, gel. Konuşuruz.

(Ezgi) Kolay gelsin, uğrarım ben.

-(Özgür) Didişmeyin oğlum, didişmeyin. -(Emre) Tamam, tamam.

(Emre) Vallahi...

Sosyal deney! Sen ne bağırıyorsun bana sosyalin içinde?

Ne konuştuğunu bazen hiç anlamıyorum gerçekten.

Ne demek sosyal deney, sosyal, sosyal...

-Fazlayım sana. -Seni niye arıyor o yine?

Yine bir şeyler karıştırıyorsan bu sefer patlatırım seni.

Haberin olsun.

Hah.

İyi günler, merhaba.

Şey... Jinekoloji bölümüne gidecektim, kadın doğum.

-Koridoru takip edin. -Evet.

-Tabelayı göreceksiniz. -Öyle mi? Teşekkür ederim.

İyi günler, kolay gelsin.

(Cansu) Bunlarla ilgili bir sıkıntımız var bizim.

Ama siz hiç merak etmeyin. Ben halledeceğim.

Aklım sendeydi. Gelebilmen çok rahatlattı beni.

Annemle uğraşıyordum.

Sarmış durumda. Tutuldu sana. Ayrıl diyor, başka bir şey demiyor.

Ne diyeceğim, nasıl sakinleştireceğim, hiç bilmiyorum.

Benimki de seninkinden pek farklı değil. Hatta daha beter.

Ciddi ciddi bende kalmayı falan düşünüyor. Öyle söyleyeyim.

Aa, Sevim teyzeye bak!

Resmen kendini aşmış!

(Ezgi) Gerçi Sevim teyzeden şüphelenmiyorum ben.

Bence Fitnat yenge, Sevim teyzeyi 'fişfikliyor'.

-Ortalık karışmış iyice ya! -Ay!

Ne oluyoruz? Yılan gibi girdin yine!

Sevim Hanım niye geldi ki? Bir de Fitnat fiş...

Fitnat, diyor. Fitnat kim acaba?

Ay, sorma. Çok merak ediyorum.

Sen buradan orayı duyuyor musun?

Hayır, duymuyorum.

Fitnat dedin, Sevim dedin.

Nasıl duyayım? Ben yarasa mıyım?

Duyuyorsun! Böcek mi koydun masaların altına?

-Yarasa koydum masaların altına! -Pis!

Neyse dinle dinle.

Ne diyorlar? Bana da anlat bari.

(Gizem) Ne deniyor orada? Şu an ne konuşuluyor?

Anlat bakayım. Dudak okuyorsun sen, oku. Hadi.

-Anlat. -Okumuyorum dudak.

-Anlat! -Ne anlat?

Ne konuşuluyor? Merakımdan çatladım, öldüm! Anlatsana!

Okuyamıyorum, nasıl anlatayım?

Okuyamıyor musun? O zaman hiç okuma! Hadi bakalım, hadi!

Hop! Okumuyorsun! İşimiz var, gidiyoruz.

Hişt!

Ne kadar zor bir durum.

Düşünsene, gerçekten sevgilim olsaydın...

...yani ne yapardım bilmiyorum.

(Ezgi) O kadar zor bir durum ki...

...ailen, sevgilini istemiyor.

Yani can sıkıcı.

Ee?

Gerçekten sevgilin olsaydım ne yapardın?

Hmm...

Bilmem.

Sen ne yapardın?

Ee...

Gerçekten sevgilim olsaydın zaten...

...hiç bu durumlara düşmezdik diye düşünüyorum ben.

Annem zaten...

...bayılmıştı sana.

Şu an bizi ayırmak yerine...

...düğün hazırlıklarıyla uğraşıyor olurduk.

Doğru.

Dışarıdan bakınca mükemmel bir çift gibi görünüyorduk.

Neredeyse.

Yani neredeyse.

-(Fitnat) Plan anlaşıldı mı? -Anlaşıldı, anlaşıldı. Tamam.

O zaman start veriyorum. Hadi, Özgür'ü ara.

Aramam şart mı Özgür'ü?

Şart ayol. Planın bir parçası. Ara, ara, ara.

Dur.

(Müzik)

Hah!

Evet, annem. Hayırlı olsun.

Bakalım ilk hamlesi ne olacak?

-Efendim anneciğim. -(Sevim ses) Özgürcüğüm.

Yavrum, ben düşündüm de çocuğum...

...bu kız senin için çok kıymetli, biliyorum.

Ben de çok ılımlı olmaya karar verdim.

Aa, süper!

Çok sevindim anne böyle düşünmene.

(Sevim ses) Diyorum ki yavrum, ne yapalım biliyor musun?

Ezgi'ye de haber ver. Bu akşam birlikte yemek yiyelim.

Yemek yiyelim diyorsun, birlikte.

Ee, maalesef anneciğim. Negatif.

Yemek yiyemeyiz.

-Neden oğlum? -(Özgür ses) Ee...

Neden?

Yiyemeyiz anneciğim, şöyle...

...çok yoğunum ben. İşler var. Mekândan ayrılamayacağım bugün.

Yoğun bir gün bugün.

Bugün burası patlayacak.

Ha, işlerin yoğun.

Tamam oğlum, tamam.

Tamam, sen çalış yavrum.

Biz de Ezgi'yle yemek yeriz. Olur.

Anneciğim, işte o da olmaz. Ezgi de müsait değil.

Neden çocuğum?

Ezgi, bizimle görüşmek istemiyor mu yoksa?

Hayır anneciğim, nereden aklına getiriyorsun böyle şeyleri?

Hiç alakası yok.

Sen istenmeyecek bir anne misin?

Ee... Niye görüşmek istemesin?

Tamam madem. Şöyle yapalım.

Biz buradayız zaten. Yarın akşam yeriz.

Yarın akşam görüşürsünüz de...

Siz buradasınız ama işte Ezgi yok anneciğim.

Ee...

Gidiyor, Bursa'ya gidiyor.

Ben de çok özleyeceğim. Nasıl yapacağım bilmiyorum.

Ee... O yüzden olmaz. Yok, yani burada.

Bursa'ya mı gidiyor?

Ha...

Tamam çocuğum, tamam. Buradayız ya...

...yeriz, yeriz. Başka zaman yeriz çocuğum.

Tamam anneciğim.

İrtibatta kalalım, haberleşelim.

'Okay', görüşürüz. 'Bye bye'.

-İkna oldu bence. -Hı, oldu.

Şu an onunla görüşmek istemediğimi düşündüğü için...

bence benden nefret ediyor.

Zaten ediyordu, iyice ediyor.

Kapat, kapat, kapat! İki laf ettirmedin bana!

Baksana, kız Bursa'ya gidiyormuş.

Görüyor musun?

Kesin ben geldim diye Bursa'ya gidiyor.

Ay, daha iyi ya. Gitsin, bırak. Yolu açık olsun.

Biz de B planına geçiyoruz'

Kızı Özgür'le tanıştırıyoruz.

Doğru söylüyorsun Fitnat.

Kalk, kalk, kalk yola çıkalım. Kızı yoldan ararız hadi.

(Sevim) Tamam. Ay, kahveler de kaldı.

-(Fitnat) Ne yapalım, sonra içeriz. -Dur, gide gide içerim ben dur.

(Sevim gülüyor)

-İyi günler, merhaba. -Merhaba.

(Nevin) Şey, ben Doktor Özgür Bey'le görüşecektim.

Özgür isminde bir doktorumuz yok hanımefendi.

-Yok mu? -(Sekreter) Evet, yok.

Olur mu canım? Var, ben biliyorum.

Burada çalışıyor, kadın doğum bölümünde. Böyle yapılı biri.

Özgür isminde kadın doğum bölümünde çalışan hiç kimse yok.

Allah Allah! Emin misiniz?

Evet eminim, kontrol ettim.

Aa bak, aman onun ikinci ismi var yavrum.

Şey ha Serdar. Sen öyle bak bakayım Serdar.

-Tamam, Serdar Öztürk. -(Nevin) Hah.

-Kadın doğum doktoru. -Hah, tamam.

-Ben onunla görüşeceğim. -Randevunuz var mıydı?

Yok ama ben hastası değilim. Ben bir tanıdığıyım.

Siz ona Nevin geldi, Ezgi'nin annesi deyin.

-O hemen beni alacak zaten. -Tamam, bir hastası var.

Siz böyle oturun lütfen. Biraz bekleteceğim.

-Tamam canım, teşekkür ederim. -(Sekreter) Rica ederim.

-(Nevin) Şuraya geçtim. -Tamam.

(Sessizlik)

(Duygusal müzik)

(Kadın) Ay, geçen gün ben de ondan sipariş verdim...

...efsane, bayıldım.

(İrem) Bence yine ondan bir sipariş verelim kızlar, değil mi?

-Aa, İrem! -(İrem) Deniz.

Hayırdır, çok şaşırdın?

Yani açıkçası dünden sonra...

...ben dinlenirsin zannediyordum ama...

...iyi görünüyorsun.

Yok canım, gayet iyiyim gördüğün gibi.

Gayet iyisin gerçekten.

Ama tabii sen dünü kaçırdın. Çok güzel bir geceydi.

Yani 'chili' biberli kokteyller gerçekten efsaneydi.

Biz çok eğlendik.

-Çok eğlendiniz? -(Deniz) Evet.

Sen ve eğlenmek.

Yani ikisi de aynı cümle kalıbında olunca tabii böyle insan bir...

...yadırgamıyor değil yani. Neticede hiç alışkın değiliz.

-(İrem) Değil mi? -Yani dün orada olsaydın...

...yoktun ya dün orada olsaydın ne demek istediğimi iyi anlardın.

Sen hiç merak etme hayatım.

Ben bundan sonra Ozan'ın her türlü organizasyonunda...

...yanında olacağım, hiç yalnız bırakmayacağım.

Anladım. (Telefon çalıyor)

-Telefon çaldı. -Buyur.

(Telefon çalıyor)

Aa! (Telefon ısrarla çalıyor)

Ozan arıyor, beni arıyor.

(Telefon ısrarla çalıyor)

-Efendim Ozan? -(Ozan ses) Selam Deniz, nasılsın?

İyiyim sağ ol, sen nasılsın?

Ben de iyiyim, teşekkürler.

Az önce Erdem'le konuştum da.

Gün içinde buraya gelecekmiş.

Sohbete doyamadım tekrarlayalım, dedi.

Sen de gelmek ister misin?

Bir programıma bakmam lazım.

Yani bence gelsen güzel olur, eski günleri yâd ederiz.

Güzel olabilir.

İyi, tamam o zaman, geleyim ben de gelirim.

Süper! Kaç diyelim?

-Sekiz gibi olur. -Tamam, görüşürüz o zaman.

Görüşürüz.

(Telefon çalıyor)

Alo, efendim Yeşimciğim?

İyiyim canım iyiyim, toparladım. Evet.

(İrem) Evet.

Birlikte yiyelim süper.

Tamam canım öpüyorum, görüşürüz 'bye bye'.

Biz teşekkür ederiz tekrar. Teşekkürler, iyi yolculuklar.

Hoş geldiniz.

(Hareketli müzik)

Aa, Özgür değil mi bu ya?

"Bay Yanlış."

Bay, "Bay Yanlış."

"İkili ilişkilerde tercihlerim beni ilgilendirir."

Ne?

Özgür, bu Özgür...

...restoran sa...

Doktor değil miydi bu ya?

Aa! "Aşkı ve evliliği."

Aa, bu hepimizi kandırmış.

Bu Ezgi'mi kandır...

Bize yalan söylemiş.

Biraz 'serotonin'.

Daha yemeden bak işe yaradı, gülümsetti seni.

(Özgür) Evet, nerede kalmıştık?

-Nerede kalmıştık? -Nerede kalmıştık?

-Annenlerde. -Yok, orada kalmadık.

-Annem anlayışlı diyordun. -Yok, orada kalmadık.

-Nerede kaldık söyle? -Bilmiyorum.

Niye bana yalan söylediğini anlatıyordun.

-(Özgür) Evet. -Orada mı kalmıştık?

(Özgür) Evet, orada kaldık. Dinliyorum hadi bakalım.

Hadi.

-Ne oldu? -(Yeşim) Selamlar.

-Merhaba. -Merhaba.

-(İrem) Selam. Nasılsın Ezgi? -İyiyim, sağ ol.

Dün gece neler olmuş burada öyle ya?

Sorun yok, sen iyi misin asıl?

İşte toparladım, iyiyim ben de.

Evet, yemek yersiniz herhâlde, masa falan?

-Olur canım. -(Özgür) Şurası müsait bence.

-Evet, tamam. -Şöyle alalım sizi.

-Gelirsin. -(Özgür) Tabii tabii.

(Gerilim müziği)

Yani şu bakışlarını fark etmedim zannetme.

Hangi bakışı?

Sen beni kıskanıyor olabilir misin acaba?

-Ne münasebet? -Çıtırdan bence bir var.

-Kıskançlık durumu. -Hayır.

-Kıskanıyorsan söyle ya. -Söylemeyeceğim.

-Bana öyle geldi. -Sana öyle gelmiş.

-Emin misin bak? -Eminim.

Söyleyebilirsin, bunlar medeni duygular.

-Söylemeyeceğim. -Ezgiciğim çiçekler sana.

-(Ezgi) Bana mı? -(Gizem) Evet.

-Ha, geliyor daha? -(Gizem) Tabii.

Oğlum ne geliyor, ağaç geliyor. Ne oluyor ya?

Bir dakika, bunların hepsi Serdar'dan mı geliyor?

Tabii ki bilirsin abimi. Gösterişi çok sever.

(Ezgi) Teşekkürler.

(Hareketli müzik)

Ay, ne harika oldu değil mi burası böyle çiçek bahçesi gibi.

-Ya. -Yani sanırım enişte...

...romantik olduğu kadar neredesiniz ya?

Hah, zengin de sanırım?

Yalnız Ezgiciğim bak, sana diyorum...

...bu çiçeklerden sonra evlilik teklifi gelirse şaşırmıyorsun.

-Yok canım, daha neler. -(Gizem) Ay gelir, ben hissederim.

Hisseder, her şeyi hisseder o evet, öyle.

Özgür Bey yani acaba böyle çiçekler falan şey evlilik falan.

Ezgi Hanım'ı elinizden kaçırıyor musunuz?

Şey olarak dedim ya yani hani...

...evlenince işten ayrılırsınız gibi söyledim.

Hayır canım, yani öyle bir şey yok.

Yalnız Ezgiciğim, benim aklım şeyde kaldı.

Not, özel değilse bizimle paylaşır mısın?

Değil.

(Ezgi) "Gülümsemen kadar güzel bir gün geçirmen dileğiyle."

Çok güzel bir beyinden çıkmış, değişik bir beyinden.

Ben bunu hemen minnoşuma mesaj olarak atayım.

Ay gerçekten çok romantik, çok kalibre yani.

-Sevdim. -Güz... Neydi ya?

Hadi arkadaşlar hadi. Sedat, gel abi.

(Özgür) Toparlat abi şunları.

(Özgür) Bu ne ya, iş yeri burası...

...görgüsüzlerin şov alanı değil, al abi.

(Özgür) Hadi başka birini daha getir, hızlı hızlı.

Hadi.

(Özgür) Aa, şu ayıyı da al.

Ayıyı al.

(Özgür) Hadi!

Bakışlarından ve gergin ses tonundan anladığım kadarıyla...

...beni kıskanıyor olabilir misin?

Beni, evet.

-Seni kıskanmam seni? -Aynen.

-(Özgür) Tamam. -Evet.

-Çok ilkel duygular bence. -(Ezgi) Değil.

Bende öyle ilkel duygulara yer yok.

Emin misin?

-Pozitif. -Neredeyse eminim, kıskanıyorsun.

-Ben bara geçiyorum. -Yok, vallahi bir düşün.

(Hareketli müzik)

Ben bu Serdar konusunu çözsem iyi olacak.

Baksana...

...hayır yani sence de biraz fazla abartmamış mı?

Artık ne kadar etkilemeye çalışıyorsa Ezgi'yi.

Bu çiçekler Ezgi'yi etkilemek için değil...

...Özgür'ü sinir etmek için.

-Nasıl yani? -Yani canım senin anlayacağın...

...savaş başladı.

(İrem) Çok iyi anladım.

Öyleyse...

...müttefikiniz olmaktan gurur duyarım Yeşimciğim.

Tabii ki.

(Mesaj geldi)

'Yes', çiçekler teslim edilmiş.

(Kapı vuruldu) Gel.

Serdar Bey, sizinle görüşmek isteyen biri var Nevin Hanım.

-Nevin Hanım mı? -Ezgi Hanım'ın annesiymiş.

Tamam, çıkabilirsin.

(Kapı kapandı) Allah Allah, niye geldi ki acaba?

(Hareketli müzik)

Nevin Hanım.

Aa, merhaba.

Şey siz tamam, ben düğünden hatırlıyorum sizi.

-Ezgi'nin arkadaşısınız değil mi? -Merhaba, nasılsınız?

Çok teşekkür ederim canım, siz nasılsınız?

Ben de gayet iyiyim ama hayırdır, bir rahatsızlık yoktur umarım?

Yok yok, ben Doktor Serdar'ı görmeye gelmiştim de.

Tamam, Doktor Serdar benim.

Biliyorum evet, siz de Doktor Serdar'sınız ama ben...

...öbür Serdar, hani bizim Ezgi'nin Serdar'ı göreceğim.

Yani Ezgi'nin Doktor Serdar'ı ben miyim bilmiyorum açıkçası ama...

...ben Serdar, Doktor Serdar. Başka Serdar yok diye biliyorum.

Yani görmen lazımdı Cansu.

Bir anda bütün mekân çiçeklerle doldu.

Sen de bu romantik davranıştan şikâyet ediyorsun, öyle mi?

Cansu, bu şikâyet etmek değil ama...

...yani orası benim iş yerim. Serdar'ın...

Annem, annem! Annem orada!

(Cansu) Teyzemin burada ne işi var ya?

Serdar, Özgür'ü Doktor Serdar sanıyor. Anne!

-Ha şey aman Serdar Öz-- -Anneciğim benim.

(Ezgi) Ya senin ne işin var burada?

Asıl senin ne işin var burada ya?

(Ezgi) Hiç haber vermiyorsun.

Bak, gördün mü bak.

-Merhaba Serdar. -Hoş geldin.

-(Ezgi) Hoş bulduk. -Bak, kiminle karşılaştım?

Ben şimdi Serdar'ı ararken, Doktor Serdar'la karşılaştım.

Görüyor musun?

Bu hastanedeki tek Doktor Serdar benim.

-Ne güzel Serdar, ne mutlu sana. -Teyzeciğim...

...bir şey soracağım, sen neden haber vermedin bana?

-Söyleseydin ben seni karşılardım. -(Ezgi) Serdar çok özür dilerim.

-Ee, hafıza problemi biliyorsun. -Yok, anlıyorum ama...

...bizim hastanede çok iyi nörologlarımız var...

...bir görsün istersen. -Yok, hiç gerek yok.

O, yoldan geldi çok yorgun.

Yorgunluktan muhtemelen hastalık tetiklendi.

Yavrum sen ne beni yanlış tarafa yönlendiriyorsun?

Bakar mısın şuraya bak. Serdar Özgür diyorum.

Jinekolog diyorum aa, ama yani!

Hanımefendi, hastanemizde öyle bir doktor yok maalesef.

Ay, bayılacağım, anlatamıyorum!

Ya Serdar Özgür! Bak, anlamıyor.

(Sekreter) Yok, hanımefendi.

-Cansu? -Gel sen şöyle, ben sana...

-Cansu? -Teşekkür ederim, çok sağ ol.

Ama şimdi seni tekrar görürse kafası karışır.

-Tamam. -Zaten karışık.

Tamam o zaman, görüşürüz. Dediğim gibi buradayım ben.

Tamam, tekrar kusura bakma ne olur.

-Görüşürüz. -Görüşürüz.

(Cansu) Teyzeciğim şimdi bak, şöyle...

...teyze korkutuyorsun yapma beni ama bak.

Ezgi, ne dönüyor burada?

Kızlar, ne dönüyor hemen anlatacaksınız?

Vallahi billahi hastaneyi başınıza yıkarım ha.

Tamam, tamam sinirlenme.

Anlatacağım.

Her şeyi.

Ee, şey yapalım...

...teyzeciğim, Ezgi şeyde konuşalım mı?

Daha sakin bir yerde konuşalım, olur mu?

-(Cansu) Teyze, teyzeciğim hadi. -Düş önüme hadi, yürü!

(Özgür) Gizem, Ezgi nerede?

Özgür Bey, bir saate gelecekmiş. Hastaneye gitti.

Aa, bir şey mi oldu?

Önemli bir şey yok, ufak bir işi varmış.

Hemen halledip geleceğim dedi, ben de 'okay' dedim.

İyi, gelince haberim olsun.

Ya ben inanamıyorum, ben inanamıyorum bu işe.

Yani her şey yalandı öyle mi?

-Evet anneciğim. -Ben sana inanmıyoruz Ezgi.

Kızım sen nasıl bir oyunun içine düştün?

Sen nasıl bana bu kadar yalan söyledin böyle?

Anneciğim çok özür dilerim, ne desen haklısın.

Sen de buna ortak oldun öyle mi? Aferin sana Cansu.

İnanamıyorum, ben delireceğim galiba ya!

Ya bu hayatta güvendiğim üç kişi vardı ikisi yalancı çıktı.

Resmen hayatımın üçte ikisi yalandan ibaretmiş yani!

(Ezgi) Anneciğim ne olursun öyle deme.

Mecbur kaldık. Yoksa beni biliyorsun.

Ben sana hayatımda hiç yalan söylemedim.

Hayatında yalan söylemedin, evet.

Ama bu adam yüzünden hayatın boyunca söyleyeceğin...

...bütün yalanları söyledin!

Bak bakayım sen bana. Sen bu adama âşık mısın yoksa?

Hayır anne, değilim.

Hayır, ben izin vermiyorum. Ben bu adama güvenmiyorum...

...ve senin onun yanında çalışmanı istemiyorum.

Hazır evi de kapattın...

...yürü benimle beraber Bursa'ya dön hadi.

Anneciğim ne olursun, ne diyorsun?

Ya ben daha yeni işe başladım, nasıl bırakırım?

Tamam bak, çok haklısın, kızgınsın.

Anlıyorum ama ne olursun abartma.

-İşi falan bırakamam. -Abartma mı?

Abartma mı? Görüyor musun ya?

Kızım bana abartma diyor bak, bak!

Bak, ne hâle getirmiş kızımı Özgür Efendi.

Teyzeciğim, şu anda işi bırakması doğru olmaz ama.

Bozacının şahidi şıracı işte, şu hâle bak.

Aferin bak, koruyucun da yanında. Tamamsın zaten.

Anneciğim ne olur.

Canım, sen teyzeme hadi bir su getir.

Allah'ım delireceğim ben, inanamıyorum ya inanamıyorum!

Teyzeciğim canım, acaba birazcık abartmıyor musun?

Abartmıyorum Cansu!

Sakın bir daha bana abartıyorsun deme bak!

Hayır, o kız benimle beraber Bursa'ya gelecek, bitti!

Teyzeciğim olmaz.

Daha yeni Serdar'la görüşmeye başladı.

Ayrıca sen şimdi alıp götürürsen, nasıl olacak bu iş?

Bak teyze, Serdar gerçekten çok iyi bir adam.

Sen de gördün. Naif, düzgün.

(Cansu) Ayrıca bak, doğru adamı bu sefer buldu Ezgi.

Bak, çok mutlu olacaklar inan sen bana inan.

Sen yine bana yalan söylüyor olabilir misin acaba?

Yok, vallahi yalan söylemiyorum teyzeciğim.

Ayrıca ne yaptık biliyor musun? Ezgi'ye doğum günü organize ettik.

Serdar'ı da davet edeceğiz.

Ama sen böyle şeyler yapınca olmayacak belli ki yani.

Ayrıca Ezgi'ye de bir şey söylemedik.

Sürpriz doğum günü yapacağız, haberin olsun.

Tamam mı? Sen bir şey söyleme.

(Telefon çalıyor)

(Telefon çalıyor)

Tamam, hadi kızım biz de seni tutmayalım artık.

-(Ezgi) Su. -Of!

İstemiyorum su falan, hâlâ su getiriyorlar bana ya!

Hadi gidiyorum, hadi yürü evde konuşuruz seninle.

Anneciğim, benim işe dönmem lazım.

Tamam, akşam konuşacağız biz seninle.

-Anne. -(Nevin) Gelme peşimden benim!

-Teyzeciğim. -(Nevin) Konuşma sen de!

Kuzum, ben biraz konuştum. Hafif yumuşadı gibi merak etme.

Alo, Ünal.

İnanamazsın neler olduğuna Ünal.

-Hâlâ şoktayım. -Aşkım ben de hâlâ şoktayım.

Telefonda sana anlatmayayım diye yola çıktım geliyorum.

Sana ne oldu, sen niye şoktasın ki?

Önce sen anlat hayatım.

Yani komşu olduğumuz dışında bütün gerçeği anlattım böylece.

Onu niye anlatmadın?

Birlikte çalıştığımızı öğrenince bile beni Bursa'ya götürmek istedi.

Ben de cesaret edip, komşu olduğumuzu söyleyemedim.

Annen bayağı bir sinirlenmiş demek ki.

Çok.

Sadece sinirlenmedi...

...çok da üzüldü.

Tamam, sen üzme kendini tamam mı?

Ben bütün sorumluluğu üzerime alırım.

Ezgi, ben...

...gerçekten çok özür dilerim. Yani tüm bunlara yol açtığım için.

Kendini suçlama, yani...

...senin bir suçun yok.

Böyle olacağını nereden bilecektik ki?

Ne gerekirse de yapacağım bu durumu düzeltmek için.

(Duygusal müzik)

(Sevim) Hah, burası.

-(Fitnat) Güzelmiş. -Fitnat, inşallah kız geç kalmaz.

Kalmaz, kalmaz.

Ay, acaba kızı tanır mıyım? En son gördüğümde 15 yaşındaydı.

Ne demek acaba kızı tanır mıyım Fitnat?

Ne diyorsun sen? Kızı anlata anlata bitiremedin.

Şöyle güzel böyle güzel.

Karşıma geçmiş ya sen şimdi ne diyorsun?

Ay, panik olma Sevimciğim.

Bunun anası güzel. Kız kardeşleri de güzel.

İstatiksel olarak bu kız da kesin güzel.

Doğru, hatırlıyorum ben zaten. Küçükken de güzeldi bu kız.

Ay, ya at hırsızı kılıklı babasına çektiyse?

Allah korusun. Neyse boş ver, huyu güzel olsun.

Orası öyle tabii. İnşallah, gel.

(Gizem) İyi günler.

Aa, Sevim hanımcığım hoş geldiniz.

Ne haber Gizem?

Ben iyiyim, siz diyeceğim ama hiç gerek yok...

...harika görünüyorsunuz. -Teşekkür ederim canım.

Bak, seni tanıştırayım eltim Fitnat.

Öyle mi? Hoş geldiniz, çok memnun oldum.

'Merci' canım, sen de çok güzel bir hanımefendisin.

-Bekâr mısın? -Çok teşekkür ederim, bekârım.

Ne var Sevim, herkesin bir hobisi var.

Benimkisi de bu.

Fitnatcığım çöpçatanlık hobi mi oldu?

Yani benim için en azından öyle.

-Öyledir. -Şuraya bak...

...Özgür'ün önünde böyle bir kız var...

...Özgür gidiyor o Ezgi çirkinine.

Bir sus, Allah aşkına bir sus.

Yavrum, Özgür içeride mi?

İçeride Sevim Hanımcığım, alayım sizi şöyle.

Tamam, hadi Fitnat hadi Fitnat.

O istediğim evrakları bir an önce yollar mısın bana?

-(Sekreter) Tabii ki. -Sağ ol.

Hah, Cansu.

-Merhaba Serdar Bey. -Merhaba.

Ezgi'yle Nevin Hanım çıktı mı, biliyor musun?

Çıktı.

Kafası biraz karışmış kusura bakmayın, olur mu?

Evet, ben o durumu biliyorum. Ezgi daha önce bahsetti bana.

Ya? İşte arada böyle biliyorsunuz tekrarlıyor.

Geçmiş olsun, yapacak bir şey yok.

-Ben sana başka bir şey soracağım. -Buyurun.

Bu Nevin Hanım buraya neden gelmiş?

Ezgi sana bir şey bahsetti mi yani bir sorun mu var?

-Onu merak ediyorum aslında. -Yok, bir sorun yok.

Şey, ha teyzem...

...Ezgi'ye sürpriz doğum günü partisi yapıyor da...

...onun için sizi davet edecekmiş.

Ha, öyle mi?

Aynen öyle. Tam o sırada da Ezgi gelince...

...size söyleyememiş tabii.

Anladım yani eğer böyle bir davet varsa...

...tabii seve seve katılırım.

Süper, tamam o zaman. Ben teyzeme ileteceğim bunu.

-Tamam. -Kolay gelsin.

Aa, Ezgi değil mi o? Ne işi var onun burada?

Ezgi burada çalışıyor ya.

Yani daha doğrusu yeni mekânda.

Yeni açılacak mekânda başlayacaktı ama...

...idareten burada şimdilik.

Sizin bundan haberiniz yok muydu?

-(Sevim) Yo, bilmiyordum. -(Gizem) Aa!

(Gizem) Yani yeni mekânda çalışıyor aslında.

Aa, ne yapacağız?

Sakin, gel.

Annem, yengeciğim.

Ne işiniz var burada?

Özgürcüğüm bu nasıl karşılama oğlum?

Eve geliyorum böyle, buraya geliyorum böyle.

Vallahi çıkıp gideceğim...

...bir daha da yüzümü görmeyeceksin.

Anneciğim hemen alınganlık gösteriyorsun sen de.

Ben şaşırdım hâliyle. Çünkü hep...

...haber vermeden geliyorsun yani hep sürpriz yaparak geliyorsun.

Haber verseniz, ben de böyle güzelce size uygun...

...karşılama yapacağım, ona yanıyorum yani o yüzden.

-Hoş geldiniz. -Hoş bulduk.

Ezgi de sizin burada olduğunuzu öğrenince...

...işi gücü bıraktı, programını erteledi hemen geldi buraya.

Evet, ben sizi görmeden gitmek istemedim.

(Özgür) İşte ben haber verecektim size, gelmişsiniz zaten.

-Aa, Sevim teyzeciğim! -Aa, Emre!

-Hoş geldiniz. -Nasılsın canım?

-Çok iyiyim, sizler? -İyiyiz biz de.

-Kim bu, bekâr mı? -(Gizem) Ay, bekâr bekâr.

Evlenmeye de can atıyor böyle, çok müsait.

Ay, tam benlik. Ben seni evlendiririm.

-Ne? -Tanıştırayım, Fitnat yengem.

Kendisinin böyle herkesi evlendirmek gibi...

...ulvi bir görevi var da. -(Ezgi) Kaç.

Bu aralar buralardayım. Ben iletişime geçeceğim seninle.

-Hallederiz. -Ozan gel, gel.

Gel bak, neler var burada gel.

(Sevim) Ozancığım gel canım. Gel, gel, gel.

Ne güzel sürpriz.

-(Ozan) Hoş geldiniz. -Hoş bulduk.

-Nasılsın? -(Ozan) İyiyim vallahi, sen nasılsın?

-(Sevim) İyi. -Ne oldu, sen Elmas'ı beğenmedin.

Olsun, başka bir kız var. Ben seni onunla tanıştıracağım.

Yok, Fitnat teyzeciğim. Ben zaten istemiyorum biliyorsun.

Niye, o suratsız kız yüzünden mi yoksa?

Yengeciğim ya öyle demesek mi şimdi?

Ezgiciğim, kız senin arkadaşın anlıyorum da yani...

...kız suratsız. Şimdi doğruya doğru.

Mahkeme duvarı gibi suratı var ya. Böyle!

Şey, belki avukat olduğu içindir.

(Emre gülüyor)

Hem komik hem yakışıklı.

Ay, ben seni çok tuttum.

Ah ne kadar üzgünüm Ezgi...

...demek sen bu gece bizimle yemeğe gelemeyeceksin.

Maalesef, ben de çok üzgünüm.

-O zaman bir kahve içelim. -Kahve kesinlikle içelim.

Burada değil, olmaz. Size uygun güzel bir masada şöyle tertemiz.

-Görüşürüz. -Görüşürüz. Hadi gel Fitnat gel.

(Fitnat) Ben seni şey yapacağım.

Cepten haber vereceğim. (Fitnat gülüyor)

-(Nevin) Buyurun. -(Taksici) Teşekkür ederim.

(Nevin) İyi günler.

(Gerilim müziği)

Alo, Ünalcığım geldim ben. Neredesin sen?

(Ünal ses) Az kaldı, ben de varmak üzereyim.

(Ünal ses) İçeri yalnız girme, olur mu?

Tamam, bekliyorum hadi. Tamam, canım.

İnanmıyorum, neler olmuş ya!

Ama bence Nevin teyzenin öğrenmesi iyi oldu, biliyor musun?

Yani belki bu Ezgi'yi kendine getirir.

(Yaklaşan ayak sesi)

Cansucuğum ben seni sonra tekrar arayayım.

O zaman konuşalım mı? Şimdi müsait değilim de.

Tamam canım, konuşuruz.

(Müzik...)

(...)

(Fitnat) Hayırlı olsun Ezgi, burada işe başlamışsın.

Evet ama geçici bir süre.

(Özgür) Geçici, geçici.

Çocuğum tüm gün aynı yerde zor olmayacak mı?

Yok annem, biz son derece profesyonel yaklaşıyoruz bu konuya, değil mi Ezgi?

Tamamen, çok profesyonel. Patron, eleman ilişkisi.

Ben bir kahve söylüyorum.

-Söyle. Şekersiz. -Bizzat ben ilgileneceğim.

(Özgür) Biliyorum anneciğim, kaç yıllık annemsin.

Sen de aynı şekilde, biliyorum, şekersiz.

Ee... Maşallah Ezgi.

Hemencecik de çökmüşsün buraya.

Vallahi Özgür hiç bahsetmedi, ben de çok şaşırdım.

Çok ani oldu Sevim teyzeciğim, o yüzden bahsedememiştir.

-(Sevim) Alıştın mı bari? -(Ezgi) Evet.

Çok güzel, çok huzurlu.

Hayatım niye alışmasın? Yani ortam rahat, kurulu bir düzen.

Patron, sevgilisi. İstediği maaşı da almıştır şimdi Özgür'den.

Ay Ezgiciğim, hayat sana rahat, vallahi.

İyi yere kapak atmış değil mi?

Aslında tam olarak şöyle oldu.

Özgür çok ısrar etti ben burada çalışayım diye...

...ben de Özgür'ü kıramayıp, kabul ettim.

Yani daha öyle maaşı falan konuşmadık.

Görüyor musun? Anlamış Özgürümüzün bonkörlüğünü.

Tebrik ediyorum seni Ezgiciğim, sen çok akıllı bir kızsın.

(Müzik)

-Arabayı alayım mı efendim? -Kalsın, kalsın, kalsın.

-(Nevin) Ünalcığım... -Rengin solmuş.

Ünal, o kadar sinirliyim, o kadar üzgünüm ki sana anlatamam.

Böyle bir şey olamaz. Bir de anlatıyorsun dergi olayını...

...bu nasıl bir serseridir ki kızımı bu hâle getirmiş.

Bekleyemedim Ünal. Buraya geldim hepsinin tek tek hesabını soracağım ona ben.

Kararlıyım. O, el mi yaman bey mi yaman görecek şimdi.

-Tamam, sakin. Bir konuşsaydık. -Lütfen Ünal, lütfen.

(Ünal) Geç içeri, tamam. Yürü, yürü.

Hayatım lütfen beni dinle. Öfkeyle kalkan, zararla oturur tamam mı?

Bu iş böyle olmaz. İstersen durumu aramızda konuşup bir değerlendirelim.

Kızcağızı zor durumda bırakmayalım.

Mekâna bak, tıka basa dolu. Lütfen, biraz daha sabret.

(Müzik)

Annem inan ki kahve söyledim, vallahi söyledim ama kalmamış. Siz...

...en iyisi evde için. Gelin, gidip evde içelim kahveleri.

-(Fısıldıyor) Annenler. -Aa, ne!

Ne? Ne demek kahve yok!

Niye kızıyorsun canım! Yoksa yok. Ne var?

Sevim teyzeciğim size mahcup olduk diye hiç istemem böyle bir şeyi.

Ne mahcubiyetiymiş! Burası benim oğlumun yeri.

-Tabii ki oğlunuzun yeri. -Yok, ben de mah... Azarlayacağım...

-Aa! -Bu ne böyle? Ne yapıyorsun?

Sinek vardı da kovdum. Sevim teyzeye gelmesin.

-Sana ne benim sineğimden? Kovma. -Ama ısırır, sokar.

Anne ilaç getirttiriyorum, bir de kahve yok.

Bu yeni mekânda da kahve problemi çıkmış. Bu kahve problemini ben...

...sert bir şekilde çözeceğim. Sert bir dille herkesi uyaracağım.

Benim bu sert yanımı senin görmeni istemiyorum.

Hadi, hadi hayatım. Evde konuşuruz, hadi.

Yalvartma beni. Hadi, hadi, hadi.

Hiçbir şey yiyemedik zaten. Kahve de içemedik, hayret bir şey!

(Nevin) Bilemiyorum ne yapacağımızı.

Ben gerçekten çok üzüldüm.

Başka bir şey ikram edelim size Sevim teyzeciğim.

Bırak be. Arsız!

Sevim teyzeciğim vallahi sevdiğimden, gerçekten içime oturdu.

Mutlaka bir şey ikram edelim. Ne olursun.

Annem, yengem ver elini. Bir bana bakın, nasılım?

Bir şey söyleyeceğim...

...ben size ‘taco’ yedirmedim. Ben nasıl unuturum!

Sizi ‘taco’ yemeden asla göndermem.

Sen gelen müşterileri güzelce bir yere yerleştir.

Bende, bende.

-Nerede bu kız? -Anne.

Bak, anlat şimdi Ünal abine. Karıştırdığın haltları, anlat.

-Burada mı? -Burada anlat.

Niye? Evde anlatırım ben size.

Allah'ım! Evde değil kızım. Buraya bunun için geldik, anlat hadi.

-O zaman içeri geçelim. -Bahçede anlat, daha iyi.

-Yok, çok sıcak. Yanarsın Ünal abiciğim. -Ama yani--

Gömlek de giymişsin zaten ne gerek var? Klimalı içerisi.

Anlatsın da nerede anlatırsa. Hadi yürü.

Klimalı Ünal abiciğim, vallahi. Gel, gel, gel.

(Özgür) Nasıl?

O ‘taco’lar harika.

Çok iyi değil mi? Ödüllü bunların hepsi. Ozan döktürüyor.

Özgür, oğlum hani kahve yoktu?

Aa, ben şok!

Oğlumuzun mekânında bir kahve de mi içemeyeceğiz yavrum?

Annem o öyle bir şey değil. Lütfen, anlatayım hemen.

-Yanlış anladın, hemen açıklıyorum. -Tamam, ben anladım.

Hiçbir şey açıklama. Ben anlayacağımı anladım.

Ne anladın? Ne anlamış olabilirsin ki sen şu an?

Sevimciğim üzülme canım. Özgür ne yapsın? Kızın suçu bu!

Kız senin burada bir Türk kahvesi içmeni bile istemiyor.

-Ne demek Özgür ne yapsın? -Anneciğim...

...öyle bir şey değil. Şu an birbirinizi dolduruyorsunuz.

Allah aşkına, lütfen. Yanlış... Ben kendimi ifade etmekte çok zorlanıyorum.

-Bir dinle. -Özgürcüğüm neyi yanlış anladım?

Bir kahve istedik, bize yok dedin. Bak, oradaki masaya kahve servisi yapılıyor.

Olacak şey mi!

Öyle görünüyor, farkındayım ama bir kahvenin lafı mı olur? Lütfen.

Olmaz tabii de araya el kızı girince öyle bir olur ki.

Yani insan ne yapar eder annesi için komşudan kahve alır...

...bir fincan kahve önüne koyar yani.

Demek Ezgi Hanım'ın annesisiniz. Güzelliğini nereden aldığı belli.

Belki zekâsını da sizden almıştır. (Ünal boğazını temizledi)

Siz de babasısınız sanırım. Zekâsını belki de sizden almıştır.

Üvey babasıyım.

O zaman alamaz. O zaman zekâsını kimden aldı?

Emre, bir şeyler mi ikram etsek?

-Tabii, ne içersiniz bu arada? -Türk kahvesi, sade.

Sade.

Benimki çok şekerli olsun. Şekerim düştü de.

Lokum da getir ona.

Tabii.

-Saygılar. -Müsaadenle.

Dökül.

Dökül.

Hemen anneciğim.

Bakalım buna hayır diyebilecek misin?

-Efendim canım? -(Deniz ses) Ne yapıyorsun?

(Cansu) İyi, ne yapayım. Eski sevgilimle uğraşıyorum.

-(Cansu) Sen ne yapıyorsun? -Eski mi?

Demin konuşamadım da şey diyecektim...

...bugün Ozan, beni La Gabbia'ya davet etti.

Aa, süper!

Evet ama yanlış anlaşılmasın. Öyle arkadaşça bir buluşma.

Biliyorsun, eskiden tanışıyormuşuz ya.

Evet, biliyorum. Çok âşıkmışsınız birbirinize.

Cansu ne desem diyecek bir şey bulacaksın değil mi?

Neyse, tamam. Asıl sana şey diyecektim...

...sen de gelsene işin yoksa. Erdem falan da olacak, otururuz hep beraber.

Vallahi iyi olur Deniz. Süper olur, tamam.

Gelirim, akşam La Gabbia'da buluşuruz o zaman canım.

(Cansu) Tamam, görüşürüz.

(Levent boğazını temizledi)

Sürpriz!

-Nereden çıktım ben acaba böyle? -Nereden acaba?

Nereden acaba? Bak, sana ne getirdim.

-İstemiyorum Levent, sen ye. -Aa, olur mu?

En sevdiğin yerden aldım ama.

İstemiyorum, sen ye Levent.

İstemem mi? Fakat sen 'cheesecake'i çok seversin.

Teşekkür ederim.

Eskidendi Levent o. Ben artık limonlu 'cheesecake' sevmiyorum.

Sevmiyor mu?

Beni mi kastetti acaba?

Yo yo, Cansu böyle şeyler söylemez.

Kesin Deniz'den etkileniyor. Negatif kız.

Oğlum, kahve içtik diye umarım Ezgi başının etini yemez.

Anne vallahi rencide etmeye başladın artık beni. Darılıyorum, güceniyorum.

Yapma böyle Allah aşkına. Lütfen.

-Ezgi'yle hiç ilgisi yok diyorum. -Yok yok, ben gördüm.

Böyle sinek kovalıyorum diye garsona git, git yaptı.

Kafamda parçaları birleştirdim. Benden kaçmaz.

Aa!

Ben onu göreyim vallahi iki çift lafım var.

Dolduruyorsunuz birbirinizi. Vallahi şıracı, bozacı oldunuz.

Ezgi'yle ilgisi yok diyorum. Lütfen, Allah'ın adını verdim.

Yapmayın, gözünü seveyim.

-Aa! Şey... Bizim kalkmamız lazım. -(Sevim) Niye?

Bir arkadaşımızla buluşacaktık ya.

Ha! Özgürcüğüm, hadi canım. Biz kalkalım şimdi, işimiz gücümüz var.

Akşama evde görüşürüz yavrum. Ama bak...

...Ezgi eğer çok rahatsızsa sende kaldık diye yavrum...

...gerçekten söyle biz otelde kalırız. -O nasıl söz anne? Ben...

Kırıcı oluyorsun artık. Ben pasif bir adam mıyım?

Ben sizi çok seviyorum. Her zaman...

...başımın üstünde yeriniz var.

(Ezgi) İşte böyle Ünal abiciğim.

Yani yalan yalanı doğurdu, iş biraz çığırından çıktı.

Ben...

...olayların bu boyuta geleceğini asla tahmin edemedim.

Durum bu. Çok özür dilerim.

Gerçekten çok pişmanım.

Dergiyi görünce şoke oldum, Ezgi.

Yani kendimi buraya nasıl attım bilemedim.

Çok haklısınız Ünal abiciğim.

Benim size bunu yaşatmaya hiç hakkım yoktu.

Çok özür dilerim.

Delireceğim Ezgi. Düşündükçe daha çok delireceğim.

Kendime engel olamıyorum Ünal.

Yemin ediyorum tek tesellim bu çocukla bir ilişkin olmaması, çok şükür.

Adamın zaten ne mal olduğu...

...o dergiye verdiği saçma sapan röportajdan belli oluyor.

O, Ünal'a dua etsin. Yemin ediyorum burayı kafasına yıkacaktım adamın.

Hayatım, biraz daha sakin olalım.

Ezgi'nin iş yerindeyiz, daha sakin konuşalım.

Lütfen, ben bunu daha kaç kere söyleyeceğim? Hadi buradan, ben sizi...

Yok, ben Emre'nin de telefonunu alacağım. Potansiyel var onda.

Ne potansiyeli, ne diyorsun? Şuradan daha ko...

(Sevim) Bunu mu yaptıracaksın sen şimdi?

(Özgür) Vallahi otur otur enerji patlaması yaşıyorum.

Zıplayasım var. Çok...

-Bir dakika oğlum. -(Fitnat) İşimiz var diyorum.

-Anneciğim, biz fal falan mı baksak? -Kızım ne diyorsun sen? Ne falı?

-Çocuğum... -Biz burada kocaman bir aileyiz.

-Numarayı yaz? -Ne numarası?

Kızım en iyisi sen Bursa'ya gel.

-(Fitnat) Bir yazsın. -Cep numaramı yazacağım.

-Yazdım efendim. -İlk defa numaranı verdin.

Alo. Canım, merhaba.

İptal oldu program. Özgür'ün bir işi çıktı, maalesef. Evet.

Ben seni organizasyon için arayacağım.

Tamam, iyi günler canım. Oldu, hadi.

-Görüyor musun Fitnat? -Ah Sevim, ah!

Vallahi oğlumu tanıyamıyorum. Benim Özgür'üm böyle miydi?

Boş ver şimdi, hadi aktara gidiyoruz, gel.

Ne obursun be! Ne aktarı?

Yedin bütün dükkânın ‘taco’larını şimdi sindirim çayın peşine mi düşeceğiz?

Ben onları sindirdim, plan başka hayatım. Sen gel.

(Müzik)

-Efendim merhaba, selamlar. -Merhaba.

Öncelikle ben şunu söylemek istiyorum...

...sizden çok özür dilerim.

Tüm bu yaşananlarda Ezgi'nin hiçbir suçu yok, tek suçlu benim.

Ne derseniz de haklısınız, kabulümdür.

İnanın ikimiz de böyle olmasını istemezdik.

Ama olan oldu maalesef, değil mi?

Neyse.

Siz de bir zahmet annenizle konuşun da bu yalana bir son verelim.

Tabii ki.

Kızımız işin içinde olduğu için fazla bir şey söylemiyorum ama...

...sana hiç yakıştıramadım. -Haklısınız.

Neyse. Ezgi senin işin vardır, biz artık kalkalım.

-Ünal abiciğim nasıl isterseniz. -Sen ne zaman eve geliyorsun kızım?

Anneciğim, benim işim uzar, siz beni beklemeyin.

Tamam, sorun değil. Ben nasıl olsa İstanbul'da kalıyorum artık.

Kal tabii anneciğim.

Hayatım, sen burada kalıyorsan ben biraz daha geç döneyim de...

...hiç olmazsa güzel bir mekânda yemek yiyelim.

(Nevin) Olur canım, yiyelim.

Ben zaten bugün yeterince gerildim.

Ben sizi yolcu edeyim.

-(Nevin) Kolay gelsin yavrum. -Sağ ol anneciğim.

-(Nevin) İyi günler size de. -(Özgür) Size de.

(Gizem) İyi günler.

-(Nevin) Çok geç kalma eve. -(Ezgi) Tamam anneciğim.

-Özgür Bey'i ne üzdü bu kadar acaba? -Acaba ne üzdü?

Bu kız geldiğinden beri adamın yüzü bir kere güldü mü? Hayır.

Şey düşünüyorum, ee...

Acaba Özgür Bey, Ezgi'yi ailesinden istedi de ailesi vermedi mi?

Saçma sapan konuşma. Senin gözler, kulaklar bugün çalışmıyor galiba.

Sinyal almıyor musun sen?

Ne alakası var? Ben baktım, böyle yoğunlaştım.

Hissettim, hüzün hissettim. Hüzün var, çok fazla--

Ayy! Dar dar daldım bak, içim daraldı şu an benim. Sus artık!

Ne böyle değişik ikilemelerin var senin? Dar dar daralmış!

Yanımda olduğun için teşekkür ederim.

Pek bir faydam olmadı ama.

Bu arada ben doğruları söyledim, gerçekten tek suçlu benim.

O yüzden teşekküre gerek yok.

Bunu Ünal abiyi, anneni görünce daha da iyi anladım tabii.

Kendine bu kadar yüklenme.

Yalnız değilsin, ben bütün sorumluluğu paylaşıyorum.

Yalnız değilsin.

(Müzik)

Gerildim, çok gerildim.

Ben de çok gerildim.

Bir yerlere mi kaçsak? Kafamız dağılır.

-Kaçalım. -Kaçalım o zaman.

"Bir başka oldum seninle bir başka ben"

"Kim derdi aşkla vurulur hercai beden"

"Dünyada var mıdır hiç yanmadan sönen?"

"Yanmadan sönen"

"Bundan sonra durmaz, hiç uymaz"

"Bana gözlerin lazım"

"Bundan sonra ne yapsam kışa bakmaz"

"Ben her mevsim yazım"

"Senden sonra kaçmaz tadım asla"

"Bir tek sana nazım, ohh"

"Bir tek sana nazım"

"Bundan sonra durmaz, hiç uymaz"

"Bana gözlerin lazım"

"Bundan sonra ne yapsam kışa bakmaz"

"Ben her mevsim yazım"

"Senden sonra kaçmaz tadım asla"

"Bir tek sana nazım, ohh"

"Bir tek sana nazım"

("Zeynep Bastık - Her Mevsim Yazım" çalıyor)

"Ben her mevsim yazım"

"Bir tek sana nazım"

"Bir başka oldum seninle bir başka ben"

"Kim derdi aşkla vurulur hercai beden"

"Dünyada var mıdır hiç yanmadan sönen?"

"Yanmadan sönen"

"Bundan sonra durmaz, hiç uymaz"

"Bana gözlerin lazım"

"Bundan sonra ne yapsam kışa bakmaz"

"Ben her mevsim yazım"

"Senden sonra kaçmaz tadım asla"

"Bir tek sana nazım, ohh"

"Bir tek sana nazım"

"Bundan sonra durmaz, hiç uymaz"

"Bana gözlerin lazım"

"Bundan sonra ne yapsam kışa bakmaz"

"Ben her mevsim yazım"

"Senden sonra kaçmaz tadım asla"

"Bir tek sana nazım, ohh"

"Bir tek sana nazım"

(Ezgi) Gel.

"Ben her mevsim yazım"

-Nasıl, sevdin mi? -Çok güzel.

"Bir tek sana nazım"

Kabul et, iyi fikirdi. Aferin de bana.

İyi fikir de desene. Aferin de.

İyi fikir değil mi? Çok iyi.

(Müzik)

"Oo, ben her mevsim yazım"

Hayatım, sen de gelsen beraber dönsek?

Yok Ünal, ben kararlıyım, kalacağım burada.

Hayır, Ezgi çalışıyor ya, onun için söyledim.

Zaten tam da o yüzden kalacağım.

Ünal, kız bütün gün adamla aynı iş yerinde, düşünsene.

Hayır, kafasının karışıp bir yanlış yapmasını istemiyorum.

Ne pahasına olursa olsun Ezgi'yi oradan ayıracağım, karar verdim.

(Telefon çalıyor)

Alo. Ali, ne haber?

(Ünal) Ne? Neyi unutmuşum?

Anahtarları mı unutmuşum? Hay Allah! Bırakmamış mıyım?

Dur bakayım, tamam bende.

Merak etme, kapatmadan yetiştiririm ben size. Hadi. Güle güle.

-Hadi kalkalım madem hayatım. -Hay Allah, yemeğimizi yiyemedik aşkım.

Boş ver, zaten hiç iştahım yoktu. Başka zaman yeriz aşkım.

Tamam o zaman. Peki, dönerken seni nereye bırakayım?

Ezgi çalışıyor, iş yerine bıraksam olur mu?

Yok, istemem iş yerine gitmek. Eve giderim ben.

Cansu'yu arayayım da evdeyse hemen yanına geçeyim.

-Efendim teyzeciğim? -Cansu, neredesin kızım?

-Evdeyim teyze. -Tamam, ben şimdi eve geliyorum.

Yalnız ben çıkmak üzereydim.

Ne yapsak? Ben anahtarı güvenliğe bırakayım, oradan al sen.

Olur, olur yavrum. Bırak, ben güvenlikten alırım.

-Tamam teyzeciğim, öpüyorum seni. -Hadi görüşürüz kızım, hoşça kal.

-İyi ki aramışsın. -Vallahi öyle, kapıda kalacaktım.

-Hadi kalkalım canım. -Tamam, çıkarken hesabı öderim.

Olur canım.

Allah'ım ya Rabb'im.

Ünal, bu kız beni deli edecek.

Hallederiz, bir şekilde hallolacak. Hiç bozma.

-Tamam canım benim. -Enseyi karatmamamız lazım.

(Ezgi) İyi fikirdi kabul et, tekrar et.

Çok güzelmiş burası. İyi ki gelmişiz.

Canım sıkılınca, yani...

...biliyorsun, biraz fazla sıkılıyor.

Hep buraya geliyorum, hiçbir şeyim kalmıyor.

(Özgür) Gizli yerin mi yani burası?

Çok gizliydi. Kaç kişi sordu, kimseye söylemedim...

...ama artık ifşa oldu, sırrımı seninle paylaştım.

Evet. Çünkü ben senin suç ortağınım mı?

Suç ortağımsın.

Şey... Annemlere ayıp olur falan diyorsan kalkabiliriz.

Onlara ayıp olmaz ya. Beklesin, beklerler.

-Bence beklesinler. -Olmaz değil mi?

Bir şey olmaz. Akşama kalalım çünkü akşamı güzel buranın.

-Bence de. Gecesi de güzel. -Evet.

Kalalım bence biraz daha, vallahi. Zaten annenler yemekte.

-Evet. -İşler bu plan.

-Bence de. Kalalım o zaman. -Evet, bence de kalalım.

Tamam o zaman bir şey soracağım, hazır mısın?

Bir fikir daha geliyor. Aşırı şahane bir fikir.

-Öyle mi diyorsun? -Aç mısın?

Olabilir aslında. Tamam. Ne yapacağız?

-Hazır mısın? -Hazırım.

Arkadaşlar mutfak size emanet.

Bir şey lazım olursa dışarıdayım, tamam mı?

-Çağırın. -Tamam şefim.

Dur, şunu alayım.

(Müzik)

Hoş geldiniz Deniz Hanım. Nasılsınız?

-Merhaba. Teşekkürler. Siz? -Ben de iyi olmaya çalışıyorum.

-Ben o zaman geçeyim. -Bir isteğiniz olursa buralardayım.

Olur, tabii.

Deniz hoş geldin.

-Hoş bulduk. -Masamızı bahçeye ayarladım.

Erdem de birazdan gelir. İstersen öncesinde biz geçebiliriz.

-Olur, geçelim. -Buyur.

Yalnız Gizem Hanım, Ozan Şef'le Avukat Hanım...

...ve Özgür Bey'le Ezgi Hanım çok güzel bir dörtlü oldular bence.

-Güzel bir resim yani. -Öyle mi?

Canım ben o resmi yırttım attım. Geçmiş olsun.

O resmi zor yırtarsın da neyse.

Bugün yine çok güzelsin.

Teşekkür ederim.

-Ezgi yok mu? -Ee...

...onlar dışarıdalar Özgür'le.

Dışarıda nerede?

Bizim yeni açacağımız mekânı kontrol etmeye falan gittiler sanırım.

Anladım.

Nevin teyzeler geldi, her şeyi öğrendiler, biliyorsundur.

Evet ve Sevim teyzeler de burada.

-Ne? Onlar da burada? -Evet.

Uff! Ortalık çok karıştı.

Bir an önce onlar da gerçeği öğrensinler, hepimiz rahatlayalım istiyorum.

Çünkü Ezgi gün geçtikçe Özgür’e yaklaşıyor.

Yani üzülmesinden korkuyorum.

Neden bu kadar ön yargılısın?

Ön yargılı değilim, gerçekçiyim.

Hem sen de Özgür arkasında üzgün kadınlar bırakıyor dedin.

Evet doğru, söyledim. Ama bu seferki biraz farklı gibi.

Yani Özgür’ü ilk defa böyle görüyorum. Sanırım Ezgi’ye âşık oldu.

Öyle mi diyorsun?

Bilmiyorum.

Ben insanların kolay kolay değişebileceğini düşünmüyorum.

Hmm…

Söz konusu aşk olduğunda bence bu mümkün.

-Göreceğiz bakalım. -Evet.

Ah! Cansu Hanım hoş geldiniz. Ne ikram edeyim, ne oldu?

Hoş bulduk. Teşekkür ederim. Sağ ol.

Lütfen oturun. İkram edeyim bir şeyler.

Çok ‘merci’. Teşekkür ederim.

Bir ikram etseydim yahu.

Hah!

Canım.

-Çok güzelsin. -Sen de.

-Ne haber Ozan? -Hoş geldin.

-Hoş bulduk. -Buyur.

Yok, ben öyle oturmayayım şöyle oturayım.

Sen de Deniz’in yanına otur.

Ben size şöyle bir karşıdan bakayım diyorum.

Sonuçta maziniz eski ya.

Peki.

(Müzik)

Bir şeyler söylediniz mi?

Yok, Erdem’i bekliyorduk.

-Beni indirir misin? -Tamam.

(Ezgi) Çünkü bu araba çok alçak.

Bayağı efor sarf ediyorum, seni anlıyorum.

Buyurunuz efendim.

-Teşekkür ederim. -Tutturdun köfteci diye.

-Ama değdi. -Bir sürü yol yaptık.

Ama değecek. Bak inanamayacaksın. Var ya hiç pişman olmayacaksın.

Tam tersi, ne olur o yollara beni bir daha götür…

…ben böyle köfte yemedim, diyeceksin.

-Peki. -Ayrıca…

…ayrıca sen çok şanslı bir adamsın.

Birazdan burada gün batacak, inanamayacaksın.

Buranın bir gün batımı var, çok güzel.

Evet, güneşi batırırız zaten, akşamı bence çok güzel olur.

-Olur mu? -Evet.

-Bence de olur. Acıktın mı? -Çarparsam söyle.

-Kontrol altında. Harikasın. -Dönüşlerim çok iyidir.

Aşırı iyi. Ben biliyorum tangodan onu.

-Evet. Ne yapsak, yesek mi? -Hayır.

-Niye? -Bana kadar.

-Öyle konuşmamıştık. -Öyle konuştuk. Ben öyle anladım.

Sen sanki ben yemem dedin.

Anlaşmamız bu değildi. Ben de bir şeyler ısıracaktım.

-Birazcık. -Vallahi billahi.

Hoppa!

Neden daha önce yiyemedim bunu, bu nasıl bir lezzet diyeceksin.

-Nasıl? -Çok iyi.

-Aşırı iyi değil mi? -Vallahi iyi.

Çok ayıp. Yakışmıyor hiç. Senin restoranın var, verir misin?

-Nerede centilmenlik? Isırayım. -Al ısır.

Mmm!

Güzelmiş, teşekkür ederim. Benim olabilir mi?

Taksiden bir indim…

…topuğum takside kalmış. İnanamazsınız, gerçekten şaka gibi.

Topuğun nerede indi acaba?

(Cansu) Allah bilir.

Yahu Ozan’ın bu arada iyi ki ayarladın bu buluşmayı.

Sağ olasın.

Aa!

Bana Erdem ayarladı demiştin ama.

(Boğazını temizledi) Öyle mi demiştim?

Şey, eski dostlar tekrar bir araya gelelim istedim.

Konuşacağımız şeyler bitmemiştir diye düşündüm, o yüzden.

Ne güzel oldu değil mi?

Ozan, Deniz benim çok eski arkadaşım ama sen benden eski tanıyorsun.

Deniz çocukken nasıldı? Anlatsana, böyle fena mıydı?

-Cansu! -Tamam. Takılıyorum.

(Gülüyorlar)

Çok sessiz, sakin biriydi.

Böyle kimseyle kolay kolay arkadaşlık kurmazdı.

Bayağı sessizdi, kendi hâlinde.

Papsi diye bir köpeğin vardı senin.

Bana hep ondan bahsederdin, hatırlıyorum.

Sen onu nereden hatırlıyorsun?

Eh, tabii ilk aşklar kolay unutulmuyor.

Vallahi bravo Ozan.

Yani hatırlamana şu an ben de çok şaşırdım.

Hafızam iyidir diyelim.

İyidir, iyidir tabii de…

…bazı detayları hatırlamak için tek başına yeterli değil bence Ozancığım.

(Deniz boğazını temizledi)

(Gülüyor)

Artık kıymet bilmek lazım diyelim değil mi?

Erdemciğim acaba senin bugün çenen mi düştü?

Ne oldu, hayırdır yani?

(Gülüyorlar)

(Üst üste konuşmalar)

Cansu Hanım eğleniyor…

Şu yanındaki tip de kim acaba?

Erdem, gerçekten çok komiksin.

(Gülüyorlar)

Yoksa Deniz buna yeni birisini mi ayarlamaya çalışıyor?

Negatif kız.

Ya öyleyse?

Ne yapacağız eğer öyleyse?

Bu ifadeyi bilirim, aşk acısı.

(Boğazını temizledi)

Hayır, barmen yanıldın. Yorgun bir doktor ifadesi diyelim.

Asla yanılmam.

Neden terk etti seni?

Tövbe estağfurullah.

Ya da dur, dur ben tahmin edeyim. Şöyle…

…tabii doktorluk zor bir iş.

Bir de yaşın vermiş olduğu yorgunluk ve bıkkınlık…

…karşı tarafı...

...itti.

Yaş mı?

Dinle beni genç adam.

Seni cebimden çıkartırdım ama cebim dolu.

Tipe bak.

Düzeysiz tip.

Kulaçları öyle bir atıyorum ki suyu dövdüm.

Resmen dövdüm. Sana anlatamam yani.

(Belli belirsiz konuşmalar)

Evet!

İkramım kivi. Gözlere iyi gelir.

(Gülüyor)

Şöyle oturayım.

Çattık.

-Evet, C vitamini diyorsun yani. -Deposu.

Bu arada Deniz Hanım ne kadar neşeli değil mi?

Cansu Hanım da böyle bir değişik. Yani yenilenmiş bir enerji var, ışıl ışıl.

-Öyle mi diyorsun? -Evet, baksanıza tüm gözler üzerinde.

Evet, bakıyorum…

…bakıyorum da siz de her şeye çok hâkimsiniz, onu görüyorum.

-İşim bu. -Anladım.

-Dedikodu yapmak yani. -Hayır, barmenim.

Anladım, barmen.

Siz barmenler her şeye burnunuzu sokmayı çok seviyorsunuz öyle değil mi?

Ben de estetik cerrahım.

Yarım muayenehaneme gelin de burnunuzu küçültelim.

(Gülüyor)

Evet, madem masaya geldiniz lamp diye oturdunuz…

…bari ben de kendimi tanıtayım. İsmim Levent.

Cansu’nun erkek arkadaşıyım.

-Öyle mi? -Evet.

Eski erkek arkadaşı demek istediniz sanırım.

(Öksürüyor)

Çünkü erkek arkadaşı olsanız yanında olurdunuz, burada değil.

Hayır, hâlâ erkek arkadaşıyım. Biz sadece biraz tartıştık.

Ayrıca tamamen burada denk geldik yani.

Benim bugün buraya gelmem tamamen tesadüf eseri.

Denk geldik.

Levent…

…anlatmak istersen dinlerim.

Dinle beni barmen.

Ben böyle yakın temaslardan hiç haz etmem.

-Lütfen şu elini alır mısın? -Tabii.

Ayrıca özel hayatımdan bahsetmek hiç tarzım değildir.

Hiç hoşlanmam.

Tatlım, onları biz alalım. Misafirim var. Yenisini getirirsin sen.

Leventciğim, bana biraz tarzından bahseder misin?

İnan bana bilmek istemezsin.

-Niçin? -Kendi iyiliğin için.

-Tövbe estağfurullah. -Hadi.

Ah, Fitnat ah! Ben bugünleri de mi görecektim?

Tansiyonum 16 vallahi. Nasıl etkisi altına almış oğlumu kız.

Yani çocuk benimle bir kahve içemeyecek hâle gelmiş.

Nasıl tırsmış bu kızdan böyle.

Ah, ah Özgürcüğüm!

Hem de iyi kalpli, annesini düşünen, vefalı…

Sus, sus vallahi.

(İç çekiyor)

Beyin kanaması mı geçireceğim ben acaba?

Sevim, tövbe de!

Nasıl aklını almış benim çocuğumun. Yok, akıl falan kalmamış oğlumda.

Sen merak etme yerine getiririz evvel Allah.

Birazcık adaçayı, defne yaprağı…

…biraz da çörek otu koyalım.

İyice yansın, harlansın böyle. Yukarıya yukarıya kokusu çıksın.

Bütün eve kokusu yayılsın, şu kızın negatif enerjisi evden bir çıksın.

Tamam. Fitnat şimdi buna yenisini yap tamam mı?

Koy buna, odalarda gezdirelim. Salonda falan.

Sen şimdi bunu da doldur, bu da yansın.

Bol bol koyuyorum malzemeleri o zaman.

Bu da burada kalsın iyice pişsin, yansın.

Tamam. Hadi gel şimdi.

Gel, gel, gel. Nereden başlayalım? Salondan.

(Müzik)

-Şuraya. -Tamam.

Git. Kız da gitsin, negatif de gitsin.

Hadi peşimden gel.

Duş kabinine girdim ben, dur.

Çıksın, çıksın, çıksın.

Oh, oh, oh!

Her bir yeri hallettik.

-Gözlerim yandı. -Aynen.

Gel, yatağa doğru.

Şimdi odalar. Biraz da yatağa doğru, hadi.

Çık, çık, çık.

Korkup giymesin bir daha. Kolsuz tişörtlere de. Git, git, git.

Gitsin negatifler, gitsin.

Bunu yapmıştık.

-Marilyn de yapalım. -Evet, şu kadına da yapalım.

Fitnat bunlar işe yarayacak mı?

Yarayacak. Her şey pozitif olacak.

Temizlik, temizlik. Oh! Negatifler gitti.

Bak işe yaramazsa suçlusu sensin.

(Deniz) Ben stajyerim sonuçta. Dosyaları karıştırmak ne?

(Deniz) Yapma bunu yani.

(Cansu) Sen yapmazsın canım öyle şey.

(Deniz) Vallahi yaptım. Rezil oldum.

(Cansu ve Deniz gülüyor)

Birer tane daha?

Hayır, yani söz konusu olan kızım, ya ne yapsaydım?

Bunca şeye rağmen Cansu Hanım yine iyi sabretmiş.

-Nasıl yani? -Yani sorun çıkarmamış.

Leventciğim ben burada neler görüyorum bir bilsen.

Cansu öyle biri değil.

Cansu benim gelmişime geçmişime, işime hep çok saygı duymuştur.

Yani ayrıca kaç defa kızımla tanışmak istedi.

-Ama sen… -Tamam, tamam!

Tanıştıracağım kızımla, uzatmayacağım o işi.

Yeterli olmayabilir. Yani sonuçta sabrı tükenmiş ve haklı olan bir kadın…

…her zaman daha fazlasını ister.

Daha fazlasını mı?

(Öksürüyor) Anladım. Öyle yani.

Neyse. Ben artık bara geçeyim.

Bana bak senin yarın randevu almana gerek yok…

…hastaneye gel, senin burnu küçültelim.

İnternetten eklerim, şakalaşırız.

Şey, yalnız benim profilim gizli.

O kadar gizli olma artık.

Çattık.

Levent burada.

Levent mi?

Ne işi var onun burada?

Demek ki seni görmeye gelmiş işte.

-Ben bir merhaba diyeyim. -Hayır! Hayır, Ozan.

Müsaadenizle ben geliyorum.

-Geleyim mi canım? -Hayır, canım.

Cansu.

Ne istiyorsun Levent?

-Kim o yanındaki adam? -Bir arkadaşım.

-Ayrıca bundan sana ne? -Bir arkadaş öyle mi?

Ama ben daha önce o arkadaşı hiç görmedim.

Sana hesap vermeyeceğim Levent.

Sen hesabı çıkart, ben öderim.

-Ben bir bakayım. -Tabii.

İşte geliyor arkadaşın. Negatif. Negatif kız.

Cansucuğum iyi misin?

İyiyim canım. Levent de zaten gitmek üzereydi.

Müsaade edersen ben de eğlenceme geri dönmek istiyorum.

Peki, Cansu.

-Deniz. -Levent.

Of!

Kızım, çok bozulmuş. Ben Levent’i hiç böyle görmedim.

Hak etti ama Deniz.

Öf! Benim de keyfim kaçtı.

Eğer sana ayıp olmazsa ben de gideyim mi?

Saçmalama lütfen, ne ayıp olması. Git tabii ki.

Hem de ben de birazdan kalkarım zaten.

Tamam. O zaman çocuklara bir hoşça kal diyeyim öyle gideyim olur mu?

-Hadi. Ah, kuzum be! -Hadi.

-İşe yarar Fitnat. -Yarar, yarar.

Gitsin kötü enerji, gelsin yeni enerji.

Gitsin kötü enerji, gelsin temiz enerji.

Ay! Tesla kış, kış!

Rahatsız etme. Sana hayvan ne yapıyor ki?

Dur orada yavrum, dur.

Gelsin yeni enerji.

Gitsin, gitsin. Bu havuzda da neler yaşandı kim bilir. Gel.

Oh! Her yere yapalım.

Gitsin kötü enerji. Bütün negatif enerjiler gitsin.

Fitnat dur. Burası başkasının. Olmaz. Rahatsız olurlar belki.

Ne var canım, negatif enerjiler gidiyor işte.

Ne güzel her yer temizleniyor.

Olmaz, olmaz. Bir sus. Olmaz, kovarlar vallahi bizi. Hadi.

Ne var ayol, temizliyoruz işte burayı. Enerjisi pozitif oluyor.

Olmaz. Belki kızarlar, hadi. Aa! Kovduracaksın bizi.

Gel, gel oturalım şöyle hadi.

Oh!

Sevim, evin enerjisi resmen değişti farkında mısın?

İçime böyle bir huzur geldi.

Evet, evet çok iyi oldu. İyi ki yaptık. Oh! İçim rahatladı, içim.

(Müzik)

Ay!

(Derin bir nefes aldı)

Oh!

Ben kendime bir kahve yapayım da şuranın tadını çıkarayım azıcık.

Çok iyiymiş. Gerçekten çok sevdim burayı.

İki köprü aynı anda, o da güzel yani.

Çok güzel değil mi? Işıl ışıl, capcanlı, hareketli.

Ama işte çoğu zaman yorucu, korkutucu.

Ama öyle yerleri, öyle köşeleri var ki insan huzur buluyor…

…hiç bırakmak istemiyor.

Şey gibi de…

…insanın görünen yüzüyle içinde sakladığı yüzü gibi.

Öyle mi? Bak bu bana tanıdık geldi. Sanki sana benziyor biraz.

Biraz… Biraz benziyor.

Ufak ufak şu bir türlü cevaplayamadığın soruya gelsek mi?

Onu artık cevaplandırsak mı?

Bana hiç o ifadeyi takınma.

Soruyu ben tekrarlamayayım, sen direkt cevabı ver.

Bu sorunun cevabı senin için çok mu önemli?

Önemli yani bir zahmet. Önemli olmasın mı?

-Neden? -Ama şu an soruya soru oldu.

-Cevap bekleyen benim şu an. -Sen önce bana bir cevap ver.

Ona göre diyorsun yani? Sen oldun ha, boynuz kulağı geçti.

Vay be! Senden bunu duydum ya.

Sen daha dur bakalım benden neler duyacaksın böyle giderse de...

O cevaplayamadığın soru benim için önemli. Çünkü…

…benim de kafamda bir şeyler var, onların oturmasına yardımcı olacak.

Öyle mi? Ne gibi şeyler?

Ne gibi şeyler? İşte terasta anlattım ya sana uzunca…

…sırayla soyunmaktan falan bahsettim…

…öneminden bahsetmiştim falan, o, tam o noktadayız şu an…

…o durumdayız. -Anladım. Yani şimdi benim sıram.

Aynen.

-Tamam. Sana yalan söyledim. -Evet?

Çünkü…

Ben arabasız geldim. Bir taksi çağırabilir miyiz?

Maalesef durakta taksi yok. Az önce bir müşteri için de istemiştik.

-Hadi ya. -Neyse, tamam problem değil.

Ben şöyle yürüyeyim, bulurum zaten bir taksi.

İyi fikir, yürüyelim.

Senin gelmene gerek yok, ben kendim yürürüm.

Olmaz canım öyle şey. Hem eşlik etmiş olurum.

Hem bugün fazla yedim, yürüsem bana da iyi gelebilir.

-İyi, tamam peki o zaman. -Peki o zaman.

Bir şey kokuyor. Duyuyor musun?

Evet. Komşular bir yerde mangal falan yapıyordur.

Ne mangalı be, buralarda mangal yapılmaz.

(Çığlık atıyor)

Tütsüyü ocakta unuttuk!

(Çığlık atıyorlar)

Oh!

Oh, Allah’ım çok şükür!

Ay, şöyle biraz keyfime bakayım.

(Yangın alarmı ötüyor)

-Alarm! Yanıyor! -Duman!

Yangın çıktı, kapat!

(Yangın alarmı ötüyor)

Yangın alarmı!

Özgür Beylerin daireden!

Biz mi yaktık evi?

Her yer duman oldu. Kapıyı aç!

Ay, ay, ay! Çık dumanlar, çık! Öf! Yanıyor.

Aa! Köpek gitti.

Bu ne ayol böyle?

(Yangın alarmı ötüyor)

Ay, buradan mı geliyor bu ses?

(Yangın alarmı ötüyor)

Ay, ay!

Ayol ev yanıyor!

Ayol ev yanıyor!

Allah’ım, yangın var! Tesla yangın nerede?

Yangın nerede? Özgür Bey!

-Koş! -Teras!

-Ne oluyor? -İmdat!

(Çığlık atıyorlar)

Kim çarptı bana kamyon gibi?

Allah, Allah!

Özgür Bey! (Öksürüyor)

Özgür Bey!

(Haydar haykırıyor)

(Çığlık atıyorlar)

Güvenlik Haydar! Yangın nerede?

Yok! Yangın falan yok. Dur be! Kimsin sen?

(Yangın alarmı ötüyor)

-Nevin Hanım? -Sevim Hanım?

(Öksürüyor)

Ay, yok artık!

(Homurdanıyor)

(Yangın alarmı ötüyor)

-Sana yalan söyledim çünkü… -Evet, çünkü?

-Çünkü… -Ne çünkü, çünkü? Gir artık şu cevaba.

Çünkü yemeğe gittiğimi düşünmeni istedim.

Kaçamak bir cevap oldu şu an. Niye öyle düşünmemi istedin peki?

Benim sıram.

Sen söyle, kafanda tam olarak ne gibi şeyler oturtmaya çalışıyorsun?

Senin benimle ilgili düşüncelerini, hislerini.

Neden yemeğe gittiğini düşünmemi istedin?

(Duygusal müzik)

O geceyi Yeşim’le geçirdiğin için.

Hey, bir saniye! Öyle bir şey yok. Ben o geceyi Yeşim’le falan geçirmedim.

Orayı bir netleştirelim, açığa kavuşturalım.

Yeşim kısa bir süre kaldı, gitti sonra.

-Öyle mi? -Evet.

Yalanının sebebi buysa bu arada, kıskanmışsın beni demek ki.

Cevap sırası sende.

Bence ben cevabımı verdim.

Evet, verdin.

Bu dizinin ayrıntılı altyazısı FOX TV tarafından...

...Sesli Betimleme Derneğine yaptırılmıştır.

Ayrıntılı Altyazı Çevirmenleri: Gökberk Yılmaz - Gülay Yılmaz...

...Ece Naz Batmaz - Fatih Kolivar - Feride Tezcan

Editör: Dolunay Ünal

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.