All language subtitles for Taken from Me

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
en English Download
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

TVRip: verbalkint

It is based on a real event.

Hello.

Do you think UzdUr girebilmiþ Did you come here to look at my mother?

I see the service free to baby-sit our future.

Kobe will be his father, I'm saying that ...

... maybe we could go next weekend celebration.

What celebration?

A six-month probably the best of your life! If you forgotten?

- Hotel where even ayýrttým. - You're so mean!

- Can I name? - I mean, honey.

I'm everything you want, either. - That's better. OK.

Tiffany?

Father Lewis remembers They Are you? - Come on, Mom.

The last time that happened since my church is reached.

Hello, Father.

nikâhýnýz very nice in the past I've heard that the municipal palace.

We come to you, but you're always so very full.

So why do you görmemiþ in the church, Tiffany? Come let's see.

Büyütülecek bir þey deðil, peder. Ýnanç krizine falan girmedim.

- Keþmekeþ içindeyiz de. - Söylemek istedikleri þu, peder:

Kiliseye vakit ayýramayacak kadar meþgullermiþ.

Önümüzdeki pazar ikinizi de vaazda görebilirim o zaman?

Tabii. Olur.

Annenin kurduðu tuzaða mý düþtük dersin?

Çocukluðumun nasýl geçtiðini þimdi kendin hesap et.

Benim aþýk olduðum suçluluk duygusundan mustarip kadýn oldun.

Kes zevzekliði.

Çocuklar neredeler sahi? - Aðaçlarýn oradalar.

Ne oldu?

Eti çevirirken çok yakýþýklý görünüyorsun.

Kobe! Max! Ellis!

Kobe nerede? - Bilmiyoruz. Saklanýyor.

Hiç dostunuzu böyle ormanda býrakýp gitmek olur mu ama?

Bulamadýk ki.

- Kobe, in bakayým oradan! - Oyun oynuyorduk.

Biliyorum, ama kurallarý çiðnemeyeceksin.

Seni göremediðimiz bir yerde oyun oynamanýz yasak.

- Biliyorum! - Senin de bizi göremeyeceðin.

- Ben aðaçtan seni görüyordum. - Ben seni göremiyordum ama.

Saklanýyordum çünkü!

Kobe, ciddiyim ben. Ýn çabuk o aðaçtan.

Tamam.

Anne, nasýl buldun beni?

Kobe, ben seni nerede olursan ol bulurum.

Nasýl?

Çünkü benim bir parçamsýn sen.

Nasýl da büyüdün. Gel bakayým.

Ýþte arkadaþlarýný da bulduk. Oynamaya gitmek ister misin?

Yine de Florida'da bir hafta hiç iyi bir fikir deðil.

Anne, Kobe'ye babasýyla birlikte...

...Disneyworld'e gidemeyeceðini nasýl söylerim?

"Olmaz." Böyle söyleyeceksin.

Ýlk defa baba-oðul bir arada eyalet dýþýna yolculuk yapacaklar.

Arka bahçene bir çadýr dikip ona eyalet dýþý yolculuk desinler.

- Ayýp bu söylediðin. - Chris!

Anne, onu bu meseleye bulaþtýrma.

Seni gitmeden önce sabahleyin göreceðim.

Seni seviyorum, anneanneciðim.

Anne, bu kadar endiþelenme.

Anneliðin gereði bu.

Evde görüþürüz.

- Seni seviyorum. - Ben de seni.

Saðlýk, sýhhat ve ailemiz için sana þükürler olsun, Tanrým. Amin

- Unutma. Her gece... - Biliyorum.

Her gece uyumadan önce bu duayý söylersem kalbimde olacaksýn.

Her þeyi de bilir oldun.

Hadi uyu bakalým.

Babam diyor ki, Space Ranger'a binebilir, Mickey'le tanýþabilir...

...istediðim kadar da dondurma yiyebilirmiþim.

Vay be, ne kadar eðlenceliymiþ.

Bir dahaki sefere biz de seninle gelebilir miyiz?

Babam izin verirse.

Baban kimin kredi kartý numarasýný çaldýðýný da söyledi mi sana?

Anne, söyleme öyle.

Kobe'yle çok iyi anlaþýyor.

Evet. Öyle olmasa evlenmezdim.

- Jeff, Chris gibi deðil ama. - Yine baþlýyoruz.

Jeff'in çocuðu ta Florida'ya götürmesine izin veremezsin.

Anne, o iþ için geçti artýk.

Hem sen de mahkemenin ne emrettiðini duymuþtun.

Jeff, her yaz bir haftalýðýna Kobe'yi alma hakkýna sahip.

Jeff'le anlaþmam lâzým, onu uzaklaþtýrmamalýyým.

- Sen çocuðun annesisin. - O da babasý.

Nasýl bir baba çocuðu için kuruþ nafaka ödememiþtir?

Anne, bir iþe girmiþ.

Bir süredir Natalie'yle birlikteler.

Bu yaz kamp ücretinin bir kýsmýný karþýlamayý bile kabul etti.

- Hayýr! Yapma! - Yakaladým seni, yakaladým!

Jeff deðiþti, tamam mý?

Oðlunu tatile götürme hakkýný elde etti.

Tiffany, yanlýþ düþünüyorsun. Ýnsanlar deðiþmezler.

Ben böyle düþünmüyorum.

O kadar yaptýðýndan sonra hâlâ adama arka çýkýyorsun.

Baðýþlamak derler yaptýðýma.

Peder her pazar kilisede böyle öðütlemiyor mu anne?

Üzerime iyilik saðlýk, bir azize doðurmuþum ben.

Hadi þampiyon, gel buraya da bavulunu toplayalým.

Yürü bakalým, evlat.

- Florida'ya gönderme oðlunu. - Anne!

Telefon mu? Benim için mi?

Evet, böylece beni ne zaman istersen arayabileceksin.

Çevirmene bile gerek yok. Numaram içinde. Göstereyim...

Biliyorum!

Nereden biliyormuþsun?

Çünkü babam kendi telefonunu kullanmama izin veriyor.

Aferin ona.

Senin telefonun çalýþmazsa, onunkiyle ararsýn, deðil mi?

- Tamam. - Tamam.

Hadi almak istediðin kitaplarý toplayalým.

- "Hayalet gibi", altý harf. - "Solgun".

Güzel.

- Merhaba, Chris. - Selam.

- Belzora. - Merhaba, Jeff.

Torunuma hoþça kal deyip koro provasýna gideceðim.

Onu gözünden ayýrma.

Disneyworld demek, öyle mi?

Oðlumla birlikte ne yaptýðým yalnýzca beni ilgilendirir.

- Anlamadým? - Babacýðým!

Unuttun mu, ben sana:

"Merhaba, oðlum."

...dediðim zaman, sen bana ne diyecektin?

"Merhaba, baba."

Aferin oðluma.

- Natalie nerede? - Bizimle gelmedi.

Bu haftayý oðlumla baþ baþa geçirmek istedim.

Hadi bir fotoðraf çekelim.

Hazýr mýsýn?

- Topumu da getirebilir miyim? - Arabada yer yok, oðlum.

Ama Disneyland'e gittiðimizde sana yenisini alacaðým.

- Disneyland mi, Disneyworld mü? - Hangisine gidiyorsunuz, Jeff?

Sen hangisini kastettiðimi anladýn iþte, Tif.

Bütün bilgileri verdim ya sana da. Disneyworld, Florida'daki iþte.

Öyle deðil mi, Kobe? - Evet.

Doðru düzgün baðladýn mý?

Herhalde bir çocuk koltuðunu baðlayamayacak deðilim, Tiffany.

Jeff, bütün hafta böyle ufak tefek þeyleri dert etmek istemiyorum.

Düþ yakamdan hadi.

- Sana bir hediye getireyim mi? - Olur, ufak bir hediye getir...

Hoþça kal de Kobe. Yola çýkmamýz lâzým, öyle deðil mi?

- Evet! - Durun!

Seni çok özleyeceðim, Kobe. - Ben de seni özleyeceðim, anne.

Beni her gece ararsýn, tamam mý?

Tiffany, birkaç gece sonra telefon ederiz.

Ama çok merak ederim ben. - Önümüzdeki hafta bana ait. Yeter.

Kobe benim tek çocuðum, kalan tek yakýným.

Onun baþýna bir þey geleceðine canýmý veririm, tamam mý?

Sen bizi kafana takma. - Ýyi, tamam.

- Uslu ol, Kobe. Seni seviyorum. - Ben de seni, anne.

Ýyi misin sen?

Evet. Evet, iyiyim ben. Her þey yolunda.

- Sen hiç merak etme. - Tamam.

Bayan Rubin! Oynayýn hadi bizimle!

Yakaladým!

Gitmek:

"Ben giderim, sen gidersin, o gider."

Çok güzel.

N'aber?

Sofia! Kobe þehir dýþýnda, Chris de iþten geç gelecek.

Kokteyle mi çýksak diyorum? - E hadi o zaman.

Selam, anne.

Merhaba.

- Chris evde mi? - Evet, az önce geldi.

- Selam, yavrum. - Merhaba.

- Ee, herkesin günü nasýl geçti? - Gayet güzeldi. Sofia'yla çýkýp...

Ne oldu? Dik dik bakýyorsunuz.

- Bakmýyoruz. - Bakýyorsunuz.

- Biliyoruz için içine sýðmýyor. - Niyeymiþ?

- Onu aradýn, öyle deðil mi? - Bu kadar mý bana inancýnýz?

Noel hediyelerini gizli gizli açýp tekrar paketleyen...

...kadýnýn ithamýna bakýn hele.

Sahi mi? Yapýyor mu gerçekten?

Bilmiyor muydun?

Aradýðýný sen de biliyorsun.

Dört gün oldu ve hayýr, aramadým kimseyi.

Bana malzemeli büyük bir yoðurt dondurma borçlusun.

Küçük boy demiþtik.

Kimse oðlumu ne zaman arayýp arayamayacaðýmý söyleyemez.

Kobe'yi arayýp kýsacýk bir mesaj býrakacaðým.

Evet, özledim ne yapayým.

O da beni özlemiþtir, deðil mi?

Evet, Kobe'yi ara da içi rahat etsin çocukcaðýzýn.

Öyle de yapacaðým.

Kobe, benim, anneciðin.

Merhaba demek için aradým.

Uslu ol, diþlerini fýrçala.

Babanla da iyi vakit geçir, olur mu?

Seni seviyorum.

Þimdi caným gerçekten onunla konuþmak istedi.

Ýyi o zaman, arasana moteli.

- Sorun deðil, öyle deðil mi? - Elbette.

Annesiyim sonuçta, hakkým.

Annem kampa gittiðimde bana her gün bir mektup yazardý.

Neden ondan beþ bin km kaçtýðýný açýklýyor bu durum.

Alo, evet. Jeff Lee, lütfen.

L-E-E.

Emin misiniz?

Peki rezervasyonlarý var mý diye kontrol edebilir misiniz?

Red Horse Inn'i aradým, öyle deðil mi?

Tamam, teþekkürler.

Jeff, planlarýný deðiþtirip bana söylememek tam senlik bir hareket.

Lütfen mesajýmý alýr almaz beni arayabilir misin? Sað ol.

Kaza ihbarý yapýlmamýþ, deðil mi?

Verdiðiniz bilgi Virginia'daki her yeri kapsýyor, öyle deðil mi?

- Evet, gri bir Corolla... - Tamam.

...95. Otoban'dan güneye gidiyor. - Teþekkürler, sað olun.

Peki, teþekkürler.

Neredeler bunlar?

Neyse ki kaza maza olmamýþ.

Planlarýný deðiþtirirse kimi etkileyeceði umurunda deðil.

Polisi devreye sokalým mý?

Kobe'ye bir þey olsa haberim olurdu, deðil mi?

Bir þey olmuþ olsa, haberim olurdu.

Evet, haberim olurdu. Jeff yine uyuzluk peþinde.

Polisi o yüzden arayacaksýn ya.

Sabah tekrar bir þeye daha bakacaðým.

- Merhaba, kapýcý siz misiniz? - Ne ihtiyacýnýz vardý?

Jeff Lee oðlumun babasý olur, birkaç gün önce birlikte...

...Florida'ya gittiklerinden beri ikisinden de haber alamadým.

Bana yardým edebilir misiniz diye rica edecektim de.

- Elbette. Nasýl? - Evinin kapýsýný açar mýsýnýz?

Hayýr, olmaz, yapamam. Ýþimi kaybedebilirim sonra.

Benim de çoluk çocuðum var.

Lütfen, bir þeye dokunmayacaðým.

Orada olduðumu bile anlamaz.

Nereye gittiklerini yazan bir þey býrakmýþ mý diye bakacaðým.

Lütfen. - Size yardýmcý olamam.

Kusura bakmayýn.

Teþekkürler. Hiçbir þeye dokunmayacaðým.

Aman Tanrým. Olamaz.

Eski kocanýzýn ulaþabileceðiniz akrabalarý var mý?

Hayýr. Pek sayýlmaz.

Anne babasýyla dargýnlar.

Jeff çocuðumun babasý.

Kendisiyle hiç evlenmedik.

- Ne zaman dönecekler demiþtiniz? - Pazar.

Ýki günü kalmýþ. Bayan Rubin, niçin içinize bir kurt düþtü?

Evinden taþýnmýþ, gideceði yer hakkýnda da bize yalan söyledi.

Ama oðlunuzla bir hafta eyalet dýþýna çýkmasýna izin verdiniz.

Baþka bir seçeneðim yoktu. Müþterek velayet verildi...

...ve þu kadarýný söyleyeyim, hiç de kolay olmadý.

- Niçin? - Jeff, Kobe'yi geri vermediðinden...

...her seferinde hafta sonlarý mahkemeye baþvurmam gerekiyor.

Niçin dava açýp velayet anlaþmasýný deðiþtirme talebinde bulunmadýnýz?

Çünkü ilk ayrýldýðýmýzdan beri aradan yýllar geçti.

Deðiþtiðini düþünmüþtüm, tamam mý? Hayatýný yoluna soktuðunu sandým.

Bana "O öyle dedi, bu böyle dedi" hikâyesi dinliyoruz gibi geliyor.

Oðlumla ortadan kayboldu. Beþ gündür haber almýyorum!

Bayan Rubin, maalesef pislik yapmaya karþý bir kanun yok.

Beklemek durumundayýz.

Natalie, lütfen konuþ benimle. Baþka kime soracaðýmý bilmiyorum.

Jeff nerede? - Bilmiyorum. Ben evden taþýndým.

- Ne oldu? - Sen de Jeff'i tanýyorsun.

Önce iþini kaybetti, arkasýndan aklýný kaçýrdý.

Gittiði yere beni de sürükleyemeyecekti.

- Nerede olduðunu bilmiyor musun? - Hayýr.

Kulaðýma da küpe olsun:

Bundan sonra MySpace'ten beyaz atlý prens aramayacaðým.

- Nereye gidiyorsun? - Aþaðýya.

Seninle gelmemi ister misin?

Yok caným, sen rahatsýz olma. Uyumaya devam edebilirsin.

Bakalým.

Hayýr.

Pittsburgh Steelers, lütfen.

Steelers.

Pekâlâ...

"Sonra sana geri öderim." Deðiþen bir þey yok.

"Gezmeyi çok severim. Tropik havalar bana da uyar.

Belki Honolulu'da görüþür müyüz?

Seni bizzat tanýmak hoþuma gider."

Yakaladým seni.

Jeff'in Hawaii'ye gideceðine dair bir email buldum.

Disneyworld'de olmalarý gerekiyor, Hawaii'de deðil.

Hawaii diye konuþmamýþtýk. Kobe'de onun yanýndaysa...

...velayet anlaþmamýzý ihlal etmiþ olmuyor mu?

Oðlunuzu bir haftalýðýna eyalet dýþýna çýkarma izni vermiþsiniz.

Florida'ya. Ayrýca o hafta bir gün sonra dolmuþ olacak.

Oðlumu Hawaii'ye götürmeden onu bulamaz mýyýz acaba?

Nereden buldunuz bunu?

- Dikkatli olun, Bayan Rubin. - Gizlilik hakký yasalarý açýktýr.

Memur Gomez, sizin çocuðunuz var mý?

Evet, iki çocuðum var.

Sizi arayacaklarýna söz verip altý gün aramasalar ne yapardýnýz?

Oturup zaman geçsin diye bekler miydiniz?

Bayan Rubin.

Zamaný nasýl geçirirdiniz hem? Filme mi giderdiniz?

Tamam, öyle olsun. JFK'i arayýn.

Kobe Lee ve Jeffrey Lee hakkýnda uçuþ ayrýntýlarýna baksýnlar.

Teþekkürler, sað olun.

Bayan Rubin, Jeff Lee pazartesi günü Kore'ye gitmiþ.

Kobe'yi de yanýnda götürmüþ.

Olamaz, olamaz.

Böyle bir þey yapmýþ olamaz.

Olamaz. Oðlumu Kore'ye götüremez.

Oðlumu benim iznim olmadan alýp götüremez!

Hayýr!

Ben FBI'ý arayacaðým. Gerisini onlar halledecekler.

- Hayýr, yalvarýrým... - Bayan Rubin, çok üzgünüm.

Yapamaz!

Ne söylediler? Bulunmasý için birini gönderecekler miymiþ?

Ne söylediklerini söyledim, Chris.

Ben de sana yardýmcý olmaya çalýþýyorum.

Biliyorum. Yine de olanlarý aklým almýyor.

Ýki hafta sonundan birini birlikte geçiriyorlardý.

Jeff zamanýnda geliyor, Kobe'yi tam zamanýnda býrakýyordu.

Seni kandýrýyordu.

Nasýl bu kadar kör olabildim?

Saðlýk, sýhhat ve ailemiz için sana þükürler olsun, Tanrým. Amin

Seni bulacaðýz, Kobe. Sana söz veriyorum.

Adým Connie de Grazia. Davanýzdan sorumlu dedektifim.

Sadece bir dakikam var, sonra sizi bir baþkasýna aktaracaðým.

Oðlunuza sahte bir pasaport çýkardýðý için Jeff Lee'nin...

...tutuklanmasýna dair emir çýktýðýný bilmenizi istiyoruz.

Oðlunuzun geri gönderilmesi için Güney Kore hükümetine...

...talepte bulunacaðýz. Sizi geliþmelerden haberdar edeceðiz.

Soruþturma devam ettiðinden, þu an söylenebilecek bir þey yok.

Aile Ýrtibat Memuru'na sorularýnýzý iletebilirsiniz.

Merhaba, ben Ajan Walters, Aile Ýrtibat Memuruyum.

Þikâyetlerinizi bana bildireceksiniz.

Hague Anlaþmasý, imzalamýþ olan tüm ülkelerin birbirinin...

...velayet kararlarýna riayetini saðlamakla yükümlüdür.

Maalesef, Güney Kore bu anlaþmayý imzalamadýðýndan...

...yetkinin kimde olduðu þaibeli. Biraz bizi uðraþtýracak.

Kore hükümeti reddettiði takdirde ne yapacaðýz peki?

Güney Kore'de dava açabilirsiniz, ama daha oraya gelene kadar var.

O zamana kadar ne yapmamý bekliyorsunuz benden?

Bir destek grubu listemiz var.

Sizin durumunuzda olan ve birbirini yüreklendiren aileler...

Ýçimi rahatlatmak için deðil.

Kobe'yi geri almak için bizim elimizden ne gelir diye soruyorum?

Sabýrlý davranýp iþimizi yapmamýza müsaade edebilirsiniz.

Rica ediyorum.

Selam.

Selam.

Bugün toplantýda seni idare ettim, ama Müdür Greene biraz bozuldu.

Bir sonrakine gelmen gerekecek.

Sað ol. Þöyle býrakabilirsin.

Ee, nasýl gidiyor?

Kadýnlar her zaman Jeff'in zayýf noktasý olmuþtur.

Seni Renita'yla tanýþtýrayým.

Bakalým. "Merhaba, Jeff.

Resimlerini gördüm, senin çok seksi olduðunu düþünüyorum.

Adým Renita, seninle tanýþmak istiyorum.

Ne zaman, nerede olsun istersen." Fazla mý fingirdek oldu?

- Deðil. - Göndereyim mi öyleyse?

Dur, bekle. Kaslarý hakkýnda da bir þeyler yaz.

Saçmalýyorsunuz ama. Bedenini yaz her þeyden önce.

Tamam. O zaman... 90-60-90. "Brick House"taki gibi.

- Þarký yazmýyorsun, kýzým. - Bir erkek ne ister, biliyorsun.

- 100-60-90. - Dur bakalým þimdi.

Ne yapýyorsun burada?

Seninle birlikte gelmek için öðlen iþten izin aldým.

Ama bir mesaini kaçýracaksýn.

Zarf doldurup umutlanmaktan baþka þeyler yapmak istiyorum.

Ben de seninle geleceðim.

Ne olduðunu merak ediyorum. Kobe'yi ben de özlüyorum.

Hepimizi özlüyorum.

Peki.

Kayýp çocuklarý bulmak için eski usül dedektiflik gerekir.

En iyi dedektifleri bulursan þanslýsýn; en iyi olanlar da biziz.

Kore iþi biraz ters, ama mümkünse, onu kurtaracaðýz.

Tamam.

Davalarýn kaçta kaçýný çözüyorsunuz? Yüzde olarak yani?

Zor bir soru.

Kolay hale getirebilir misiniz?

Davanýn zorluðuna, ve "çözme"yle ne kastettiðinize bakar.

Ama þunu bilin ki, aradýðýmýz kiþiyi bulana kadar vazgeçmeyiz.

Çocuðun babasýyla irtibat kuracak bir aracýyý devreye sokabiliriz.

Ben aracýlýkla ilgilenmiyorum. Tek istediðim oðlumun bulunmasý.

Seçeneklerimiz bu þekilde.

Peki ücretiniz nedir?

Bu tip davalar bitene kadar 100,000-200,000 $ arasýdýr.

Daha fazla da olabilir.

Bitene kadar derken, Kobe'yi bulacaðýnýzý mý söylüyorsunuz?

Bir sonuç garanti etmiyoruz.

Bayan Rubin, sizden çok para istiyoruz gibi gelebilir ama...

...kendinize þunu sormalýsýnýz: Kobe'nin sizin için deðeri nedir?

Oðlumun kellesi için para istemediðinizi tahmin ediyorum.

Birikmiþ 5000 dolarýmýz var. Annemlerden 20 bin daha buluruz.

Annenden de 10 bin bulabiliriz.

Chris, öyle de olsa 30,000 $ eksiðimiz olacak.

Öðretmenler Kredi Birliði'nden kredi çekebilirsin.

- Chris! Dinlemiyorsun sen beni. - Patronumdan borç isteyebilirim.

Chris, yeter.

Lütfen. Mesele para deðil. Mesele Kobe'yi kurtarmak...

...kimse de bunun garantisini vermiyor bize.

Dinle beni...

...senin endiþelenmen gerekmiyor.

Elbette ki endiþelenirim. Nasýl böyle söyleyebilirsin?

- Çünkü Kobe benim oðlum. - Bir saniye. Dur bakalým þimdi.

Canýn sýkkýn, biliyorum ama...

...benimle nasýl böyle konuþabilirsin?

Yapma Chris, o þekilde söylemediðimi biliyorsun.

Nasýl söyledin o zaman?

Bir baba nedir, Tiffany?

Belki senin baban hiç olmadýðý için nasýl biri, bilmiyorsun.

Haksýzlýk bu yaptýðýn. Yalan da söylüyorsun.

Tüm mesele kan baðý mý sanýyorsun?

Kobe'yi her gün okula ben götürüyorum. Top oynuyoruz.

Onu seviyorum. Eðer bu yüzden Kobe benim oðlum deðilse...

...o halde asla olmayacak, biz de asla bir aile olmayacaðýz.

Bunu mu söylemek istiyorsun?

Hayýr! Elbette hayýr, Chris.

Kendimde deðilim ben, tamam mý?

Hem seni, hem Kobe'yi düþünemem.

Bütün dikkatimi þu an %100 onu kurtarmaya veriyorum.

Bu bir mazeret deðil, Tiffany.

Tek istediðim...

...beni soyutlamaman.

Caným.

Bugün sizin için kilisede dua ettik.

Bir duanýn daha ne yararý olur ki? Her gece diz çöküp dua ediyorum.

Kobe hâlâ dönmedi, onu geri getirecek param da yok.

Peder yardým edebilecek birisinin adýný verdi bana.

Geçen yýl daireni yarý fiyatýna...

...satan kilisedeki emlakçý gibi mi?

Ya da o 5000 dolarý ortadan kaybeden kiliseye gelen broker gibi mi?

Anne, bu iþ duayla, ya da kiliseden tanýdýkla hallolmaz.

Bu iþi ya FBI, ya CIA, ya da masrafýný karþýlayamayacaðým...

...profesyonel bir hazine avcýsý falan halledebilir, tamam mý?

Tüm olanaklardan istifade etmen gerekiyor, Tiffany.

Buna kocan da dahil.

Yalvarýrým bizi dinle.

Sonra "Ben demiþtim" de diye mi? Yok, kalsýn.

- Tiffany Merle Rubin! - Anne, lütfen yalnýz býrak beni.

Anne! Chris! Renita'ya mesaj geldi! Anne!

- Merhaba, ben Jeff. - Ben de Renita.

- Ayný düþündüðüm gibiymiþsin. - Ýltifat mý ediyorsun?

Sence?

Bence ben... seninle buluþmak istiyorum.

Sen de ister misin, Jeff? Ben çok istiyorum. Ya sen?

Neredesin?

Ciddiyim ben, Jeff.

Bedava uçuþ millerim var.

Bu hafta sonu uçaða atlayabilirim.

Benimle buluþmak için dünyanýn öbür ucuna mý geleceksin?

Kim gelmez ki?

- Tamam, o halde seninle... - Baba! Baba!

- Kim o? - Oðlum Kobe.

En iyi dostum o benim, öyle deðil mi Kobe?

Evet baba, sen benim en iyi arkadaþýmsýn.

Kobe!

Kim o?

- Anne? - Kobe!

Kobe!

Chris! Chris, onu buldular!

Kobe Kore'de, Seul'da. Babasý, oðlunun annesinin evinde...

...ihmal ve þiddet gördüðünü ve bu yüzden getirdiðini söylemiþ.

ABD'de Korelilere karþý olan önyargýnýn kurbaný olduðunu...

...bu yüzden haksýz þekilde yargýlandýðýný söylemiþ.

Jeff, Kobe'nin annesiyle konuþmak istemiyormuþ.

Ýyi. Çünkü ben de Jeff'le konuþmak istemiyorum.

Rapor, Kobe'nin de annesiyle görüþmek istemediðini...

...söylemesiyle sona eriyor.

Ne? Öyle mi yazýyor sahiden?

Hayýr, olmaz.

Kobe asla böyle bir þey söylemez.

Jeff'in sözleri bunlar. Neredelermiþ?

Mahkeme kayýtlarý elimizde.

Bay Lee daha önce de bu suçlamalarda bulunmuþ.

Hepsi tarafýmýzdan reddedilmiþ. - Nerede, lütfen söyleyin?

Burada, Kobe'nin velisinin siz olduðu yazýyor.

Bu belgeleri Kore'deki yetkililere göndereceðiz.

Dýþiþleri Bakanlýðý'ndan aldýnýz bu bilgileri.

Kobe'nin yerini biliyorsunuz. Adresi elinizde, öyle deðil mi?

Evet.

Niçin oraya birisini gönderip onu kurtarmýyorsunuz ki?

Kore yetkililerinden öncelikle izin almamýz lâzým.

Adresi bana veremez misiniz?

Hayýr, üzgünüm. Teþkilatýn yönetmeliðine aykýrý.

Diyelim ona yazmak, ya da...

...telefon etmek istesem ne olacak?

Bu bilgiyi paylaþamýyoruz.

Anlamýyorum ben.

Kimden saklýyorsunuz bu bilgiyi?

Jeff nerede olduðunu biliyor, Kobe nerede olduðunu biliyor.

Ýlgili taraflarýn meseleyi ellerine almalarýndan hoþlanmýyoruz.

Peki, yani Jeff biliyor, Kobe biliyor. Onun annesiyim.

6 yaþýndaki oðlum benden çalýndý!

Siz benim için çalýþýyorsunuz!

Benim tarafýmýzda olmanýz lâzým! Vergilerimi bunun için ödüyorum!

Bayan Rubin, sakin olursanýz...

Tamam, üzgünüm. Üzgünüm. Yavrum söz konusu. Üzgünüm.

Anlýyorum.

Bu izni almanýz ne kadar sürecek?

- Söyleyebilmemiz zor... - Günler mi?

Yýllar mý? Aylar mý? Haftalar mý? Bir cevap verin.

Bayan Rubin, elimde kaç tane dava olduðunu biliyor musunuz?

Ayný sizin durumunuzda olan...

...ayný sizin gibi hisseden kaç anne baba var, biliyor musunuz?

Siz benim kaç tane çocuðum olduðunu biliyor musunuz?

Bir tane. Onu da kaçýrdýlar.

Sabýrlý olmayacaðým.

O kadar þey içinde, sabra hiç ihtiyacým yok þimdi. Hiç.

Anne, git baþýmdan!

Eðer kendine gelmezsen, her þeyini kaybedeceksin.

- Çoktan kaybettim bile. - Her gün evi arayan...

...arkadaþlarýna söyleyeyim mi? Ya da kocana söyleyeyim mi?

Chris'le iliþkim seni ilgilendirmez.

Ben de burada yaþýyorum, gördüklerim hoþuma gitmiyor!

Tiffany, karanlýkta hareketsiz yatmaný görmek istemiyorum.

Bir þeyler yap! - Ne yapayým?

Beni suçladýðýnýn farkýndayým.

Haklýsýn da, tamam mý?

Haklýsýn! Benim yüzümden oldu.

Seni dinlemem gerekirdi.

Þimdi kendini suçlu hissediyorsun.

Hissetme.

Ben de sorumlu sayýlýrým.

Nasýl? Kobe'yi býrakmamamý söyleyen sendin.

Çünkü baban terk ettiðinde...

...onu görmeni zorlaþtýran bendim.

Babaný özlediðini, Kobe'nin böyle hissetmesini istemediðini biliyorum.

Bu yüzden Jeff'le araný düzeltmek için bu kadar uðraþtýn.

Böyle bir insaný nasýl sevebildim?

Nasýl bir insan bunu yapar?

Sen hep doðru olaný yaptýn.

Ýyi insanlar, baþkalarýnýn kötülük yapacaðýný hayal edemezler.

Jeff bu durumdan istifade etti.

Suçlu hissetmeyi býrakmalý ve...

...Kobe'yi kurtarmalýyýz.

Þimdi git üzerini giyin.

Neden?

Kilisede adýný duyduðum þu adamý hatýrlýyor musun?

Bir saat içinde onunla buluþacaksýn.

Merhaba?

Merhaba?

Bay Miller?

Aþaðýdayým, Bayan Rubin!

- Merhaba! - Yaklaþtýnýz, devam edin.

- Bay Miller? - Zor olduðunu biliyorum.

Çocuklarýný senden aldý, velayeti sana ait olmasýna raðmen.

Doðru, ama sabýkasý yüzünden velayeti sadece sana aitti zaten.

Güzel. Sana bol þans. Beni haberdar et.

Polisler, elinde mahkeme emri yoksa aðzýný bile açmýyor.

Merhaba, ben Mark... - Miller, ben de biliyorum.

- Annen inatçý bir kadýn. - Siz bir de bana sorun.

- Umarým ona çekmiþsinizdir. - Ýnatçýlýðým mý?

Planlama ve ihtiyat.

Bu telefonu açmayacaðým ki konuþmamýza devam edelim.

Peki.

Ben Mark.

Evet doðru. Çoðunlukla baðýþlar sayesinde çalýþýyorum.

Dinle, bir saniye...

Numaranýzý alsam, sizi daha sonra arasam olur mu?

Tamam, söyleyin.

Pekâlâ, sizle en erken zamanda irtibata geçeceðim. Teþekkürler.

- Bedavaya mý çalýþýyorsunuz yani? - Hayýr, tam olarak bedava sayýlmaz.

Ama müþterilerim para ödemiyor.

Kiliseye para verdiðinizde, bazen baðýþlarýnýz buraya geliyor.

Niye bu iþi yapýyorsunuz?

Herkes bana ayný soruyu soruyor.

Aileleri bir araya getirmek istemekte tuhaf olan nedir?

Niçin buradasýnýz?

Son duraðýnýz mýyým sizin?

Gidecek baþka bir yerim yok.

Oðlumu geri istiyorum.

On yýl önce bir süt kutusunda bir oðlanýn resmini gördüm.

Bir hafta sonra, bir baþka süt kutusunda, baþka bir çocuk.

Böyle devam etti. Bir þey yapmam gerektiðini anladým.

- Ýlahi çaðrý gibi bir þey mi yani? - Herhalde.

Kendi çocuðum olmadýðýndan...

...bu kayýp çocuklarý bir nevi kendi çocuðum gibi gördüm.

Aile dediðin þey kan baðýndan daha fazlasý deðil midir zaten?

Ýþte böyle. Üç ay oldu, hâlâ arada bir yerde bekliyoruz.

Tüm saatler durmuþ gibi.

- Dýþiþleri'nden bir ses yok mu? - Orada da hüsrana uðradýk.

Beni paçavra gibi bir o kapýya, bir diðer kapýya gönderdiler.

Ellerindeki bilgileri de kimseyle paylaþmýyorlar.

- Çocuðun baþ velisi siz misiniz? - Mahkeme karþýsýnda, evet.

Öyle olmasý güzel.

Ama Kobe'nin nerede olduðunu bilmiyor musunuz?

Güney Kore'de, Seul'da.

Avrupa'da ve Orta Doðu'da çalýþtým, ancak Güney Kore'ye hiç gitmedim.

Orada hiçbir baðlantým yok. Baðlantýmýz olmasý gerekiyor.

Size yardýmcý olmak isterdim, ama olamam.

Kusura bakmayýn.

Çok yazýk.

Ben de sizin yapabileceðinizi düþünmüþtüm.

Kobe'yi yalnýz baþýma kurtarmaya niyetlensem, nereden baþlarým?

Bayan Rubin, hiç kalkýþmayýn. Gerçekten çok tehlikeli olur.

Ne yapýlýr? Lütfen söyleyin. Siz olsanýz ne yapardýnýz?

ABD'de olsa, Jeff'in tutuklanmasý için bir mahkeme emri olmasý...

...bir kayýp ilaný, bir de müþterek velayeti kaldýran mahkeme emri...

...olduðundan emin olur, sonra emniyet güçlerini devreye sokup...

...çocuðu emniyete alýrdým.

Peki ya yabancý bir ülkede?

Orada yerleþik bir prosedür olmaz. Kobe'nin yerini öðrenmek için...

...tüm olanaklarý kullanmalý ve onu çýkarmanýn yolunu bulmalýsýnýz.

Kore Emniyet Müdürlüðü'nde tanýdýðýnýz olsaydý fark ederdi.

Çünkü yakalandýðýnýz takdirde...

...Kore hapishanesinde ciddi bir süre yatabilirsiniz.

Geçmiþte bizim iþimize yarayan bir þeyi öðütleyebilirim size.

Öðretmenler genellikle bilgileri internete koyarlar.

Kobe'nin bilgilerini Kore'de öðretmen sitelerinde aratýn.

Eðer okuldaysa, belki oradan bulabilirsiniz.

Tamam, deneyeceðim. Sað olun. Yardýmýnýz için teþekkürler.

Ben Mark.

Evet.

Ýki aydýr bu sitede bir öðretmen bile Kobe'yi görmedi mi?

Hemen göze çarpmasý lâzým.

Tatil günlerimi hiçbir iþe yaramayan toplantýlara gidip...

...bilgisayar baþýnda geçiriyorum, hâlâ nerede olduðunu bilmiyorum.

Dün haberlerde bir adam vardý.

Kocasý oðlunu Brezilya'ya götürmüþ, bir daha da dönmemiþ.

Beþ yýldýr oðlunu görmüyormuþ. Aynýsý benim baþýma gelirse...

Tatlým, inancýný yitirmemelisin.

Anne, inanýyor musun söylediklerine?

Her sabah uyanýp iþe gitmek, e-postalarýmý kontrol etmek...

...bir þekilde bu kâbustan uyanacaðýma inanmak için...

...büyük çaba sarf ediyorum ben.

Hiçbir þey yok.

Seul, Güney Kore

Dur!

Küçük oðlan kitaplarýna iþedi.

Küçük oðlan okuma bilmiyor ki.

Ne oluyor burada?

Hemen derse gidin bakayým!

Ýyi misin sen?

- Okul çantana ne oldu? - Düþürdüm.

Öyle mi?

Kitaplarýný al, dersine git. Ben kurutup sana getiririm, tamam mý?

Kobe.

Dersine git.

Kobe! Kobe?

Bayan Rubin? Adým Simon.

Kore'de yarý zamanlý Ýngilizce öðretmeniyim.

Sitenizdeki posteri gördüm.

- Evet? - Kobe'nin nerede olduðunu biliyorum.

- Ýyi mi? - Fiziksel olarak bir þeyi yok.

Saðlýklý da görünüyor.

Ama yine de iyi durumda olmadýðýný söylemeliyim.

Burada mutlu deðil. Derste ne anlatýldýðýný anlamýyor.

Çocuklar yabancý olduðu için ya onunla dalga geçiyorlar...

...ya da görmezden geliyorlar.

Burasý çok güzel bir ülke.

Ancak oðlunuz için þu an doðru yer burasý deðil.

Onu buradan almalýsýnýz. - Bunun için uðraþýyorum.

Lütfen bir yolunu söyleyin.

Size söyleyemem. Ýhtiyatlý olmam gerekiyor.

Burada yasal velisi babasý. Size her söylediðim söz...

...çocuk kaçýrmaya yardým ve yataklýk etmek sayýlýr.

Sizi nerede bulabilirim?

Size cep numaramý veremem, ama tekrar arayacaðým. Söz.

Lütfen, yerini söyleyin bana.

Alo? Alo!

Neye ihtiyacým olacak, pasaport mu?

Benden destek bekleme, Tiffany. Yapma!

Ýnat, planlama ve ihtiyat. Vizeye ihtiyacým olacak mý?

Sadece kalmayý düþünüyorsan.

Sana acil durum pasaportu nasýl alýnacaðýný gösterebilirim.

Bir soran olursa, turistsin. Ama Kobe'ye pasaport alman gerekecek.

ABD'de alamaz mýyým pasaportu?

Hayýr, Kobe'nin yanýnda olmasý gerekiyor.

O zaman Kore'den giderken ABD Baþkonsolosluðu'na uðrayacaðým.

Yakalandýðýn takdirde hapse atýlacaðýnýn farkýndasýndýr.

Zaten hapiste sayýlýrým ben, Mark!

Kobe benimle eve dönünceye kadar da özgür olmayacaðým.

Peki.

Ben de seninle geliyorum.

- Böyle bir þey isteyemem senden. - Ýstemedin de zaten.

Bir þey soracaðým sana: Diyelim ki Kobe'yi buldun.

Konsolosluða vardýnýz ve pasaportunu da aldýnýz.

Uçaða nasýl bineceksiniz? Polisler sizi arýyor olacaklar.

Havalimanýna gidip sizi orada beklemeleri bile yeterli.

- Ama sen de hiç oraya gitmedin. - Evet, ama onlar iki kiþi arýyorlar.

Ýki deðil de üç kiþi olursak, þansýmýz daha fazla olabilir.

Mark, sað ol ama Kobe'yle ikimizin biletini ancak karþýlayabiliyorum.

- Tüm ücretler ödendi. - Nasýl?

Ýnancýný yitirme, Tiffany.

Ne desem bilmiyorum.

Eðri oturup doðru konuþalým.

Kore'de kaç tane zenci insan var, biliyor musunuz?

- Hayýr. - Çok az olduðu için olabilir.

Hemen fark edecekler sizi.

Bu yüzden onunla gidiyorum ya.

Hiçbiriniz bu Simon denen adam hakkýnda bir þey bilmiyorsunuz.

Ya yanýlmýþsa? - Ya yalan söylüyorsa?

Ya söylemiyorsa?

Bill Clinton sayesinde serbest býrakana kadar hapiste kalan...

...o iki gazeteci gibi olabilir sonunuz sonra.

Anne, orasý Kuzey Kore'ydi.

Sizi bir içeri atarlarsa, Bill Clinton kurtaramaz sizi.

Kobe'yi de bir daha göremezsin.

Chris, sen de bir þey söylesene.

Ne söyleyebilirim ki? Çoktan kararýný vermiþ.

Tiffany, emin misin niyetinden?

Oðlumu kurtarmaya gidiyorum.

Tamam, Tiffany, þimdi niyetini anlýyorum.

Evet. Baþarabilirsin.

Tamam. Simon aradýðý an, Seul'e iki bilet ayýrtacaðýz ve...

...otelde oda tutacaðýz.

Hayýr, Seul'e üç bilet ayýrtacaðýz.

Ýki.

Üç.

Ýki.

Kýzgýn olduðunu biliyorum. - Elbette ki kýzgýným.

Yalnýz baþýma gitmemi mi tercih ederdin yani?

Hayýr. Benimle gitmeni tercih ederdim.

Beni bu durumdan soyutladýn. Olmaz. Baðlýlýk yemini etmiþtik.

Ben samimiydim söylediklerimde. Sen deðil miydin?

- Elbette samimiydim! - O halde býrak yardým edeyim.

Seninle evlendiðimiz zaman...

...Jeff'le sorunlarýmýzýn ortadan kaybolup gideceðini düþündüm.

Ama olmadý.

- Daha bile beter oldu. - Evet.

Çünkü en baþtan bu iþe kafa yormak istememiþtim.

Jeff'e bahane bulmayý býrakmalýydým.

Senin bu iþe bulaþmaný istemedim.

Niçin?

Çünkü aðýr bir meseleydi.

Zoru görünce, gideceðini düþündüm.

- Asla öyle bir þey yapmam ben. - Biliyorum caným, üzgünüm.

Seninle gelmek istiyorum.

- Hayýr Chris, burada kalmalýsýn. - Hayýr.

Evet, Chris. Kobe senin de oðlun.

Baþýma bir þey gelirse onun için savaþmaný...

...beni sevdiðin gibi onu da sevmeni istiyorum. Anladýn mý?

Lütfen. Buna ihtiyacým var.

- Ýkiniz döneceksiniz deðil mi? - Evet, söz veriyorum. Söz.

Alo?

- Bayan Rubin? - Simon!

Onlarý ben aramadým.

Biliyorum. Ben aradým.

Merhaba, peder.

Bu kadar kýsa zamanda gelebildiðiniz için sað olun.

"En iyi kaftaný çabuk getirin, ona giydirin; parmaðýna bir yüzük takýn.

Ayaklarýna çarýk giydirin, sonra besili danayý getirip kesin...

...yiyelim ve eðlenelim. Çünkü oðlum kaybolmuþtu, bulundu."

Saðlýk, sýhhat ve ailemiz için sana þükürler olsun, Tanrým.

Amin.

Tiffany, seninle olduðumuzu bil.

Senden ve ailenden dualarýmýzý eksik etmeyeceðiz.

Sen Kobe'yi geri getirinceye kadar bize emanet olacaksýn.

Teþekkürler, peder.

Hepinize çok teþekkürler.

Seul, Güney Kore

- Amerikalý mýsýnýz? - Evet.

- Seyahat sebebiniz nedir? - Turistim.

- Tek baþýnýza mýsýnýz? - Hayýr, birlikteyiz.

Karý koca mýsýnýz?

Hayýr.

Ne kadar süre kalacaksýnýz?

Birkaç gün.

- Turistsiniz yani. - Evet.

- Burada tanýdýðýnýz var mý? - Yok.

- Nerede kalacaksýnýz? - Bir otelde.

Otelin adý nedir?

Emin deðiliz.

Henüz karar vermedik.

- Kore'ye hoþ geldiniz. - Teþekkürler.

Odalarýmýz yan yana olsun, lütfen.

Yan yana.

Kapý açýk.

Merhaba. Duvarlarýn rengi güzelmiþ.

Senin odan nasýl?

Benimkisi lüks süit herhalde, çünkü bende iki sandalye var.

- Hazýr mýsýn? - Evet.

Geç kaldý. Ya gelmezse?

Biraz zaman tanýyalým.

Fotoðraf yanýnda mý?

- Bayan Rubin? - Evet.

Ben Simon.

- Merhaba. - Sen de Mark olmalýsýn.

Evet, merhaba.

Kusura bakmayýn, ama takip edilmediðimden emin olmalýydým.

Yürüyelim mi? - Olur.

- Oteli beðendiniz mi? - Evet, idare eder.

Okuldan çok uzakta sayýlmaz.

Kobe'nin babasý onu almaya geleceðinizden þüphelenebilir.

Evet, öðretmenleriyle konuþtum. Onu okuldan alacakmýþ.

- Ne zaman? - Emin deðilim, ama yakýnda.

Çabuk davranmanýz gerekecek.

Bu iþe cidden niyetli olup olmadýðýnýzdan emin olun.

Kobe'yi alýncaya kadar bir suç iþlemiþ sayýlmayacaksýnýz.

Onsuz hiçbir yere gitmem.

O zaman mümkün olduðunca gözden sakýnmaya çalýþýn.

- Sorun deðil. - Size okulun haritasýný çizdim.

Güzel. Tamam.

Baþlayalým hadi.

Simon'ýn okul haritasý sadece iki giriþ gösteriyor.

Kobe'nin dersliði birinci katta.

Onu okul giriþinde alamazsak, dersten çýkarmak zorundayýz.

Mesela ödevlerini unuttularsa ebeveynlerin okula gelip...

...öðrencilerini görmek istemeleri olaðan bir durummuþ.

Fakat öyle olsa dahi birkaç dakikamýz olacak.

Kobe geri dönmezse, öðretmen müdüre haber verir.

Müdür de polisi çaðýrýr.

Taksi duraðý, okula birkaç sokak mesafede.

Varmamýz biraz zaman alacak.

O sýrada polise haber kesin verilmiþ olacaðýndan...

...taksi duraðýnda polisleri bizi bekliyor halde bulabiliriz.

O yüzden farklý yönlerden gitmemiz en doðrusu olabilir.

Pazar içinden kestirme bir yol var.

Ön yolu kullandýðýnda, çýkýþta seni bekliyor olacaðým.

Taksi yolculuðunun ne kadar tuttuðunu öðrenmemiz için...

...saatle provasýný yapacaðým.

Kobe'yi gördün mü?

Galiba gözümden kaçtý.

Yaðmur yaðýyordu, kalabalýktý; herkes þemsiye altýndaydý.

Ya da Jeff burada olduðumuzu bildiðinden evden çýkarmadý.

Hayýr, benim yüzümden olmuþtur. Ben görmedim herhalde.

Onu aldýktan sonra ne kadar zamanýmýz var?

Baþkonsoloslukta durdum.

Cuma sabahlarý 11'de kapanýyorlar, tekrar pazartesi günü açýlýyorlar.

Yani onu aldýktan sonra 45 dakikamýz var.

Baþkonsolosluða da taksiyle yolculuk 30 dakika sürüyor.

Ama baþkonsoloslukta bizi bekliyor olacaklar, deðil mi?

Kobe'yi aldýklarýmýzý bilseler...

...Kore emniyetine þikâyette bulunmak durumdalar.

Okulda olup olmadýðýný bile bilmiyoruz ki.

Pazartesiye kadar bekleyip emin olabiliriz.

Hayýr. Hayýr, beklemeyelim.

Peki ya bavullarýmýz ne olacak? - Fazla göze batarýz.

Onlarý burada býrakacaðýz, konsolosluk yolunda alacaðýz.

Þimdi...

...pazardaki yolun bu. Ben bu sokaktan geçeceðim.

Ya beceremezsem?

Becereceksin.

Beþ aydýr yok.

Belki son süt diþi de düþmüþtür.

Belki boyu üç santim atmýþtýr.

Ya geceleyin söylediðimiz duayý unuttuysa?

Evet, kýsmetse onu kurtaracaðýz.

Ama o kaçýrdýðým günleri asla geri alamayacaðým.

Yeni hatýralarla telafi edeceksin.

Ya yarýn okula gittiðimde Kobe beni görmek istemezse?

Ya babasýyla kalmak isterse?

Tiffany, yarýn ne olursa olsun, en azýndan deneyecek kadar...

...önemsediðini bilecek.

Doðru. Teþekkürler.

Ýçeri gel.

Vakit geldi.

Jeff'ti o.

- Biliyorum. Seni gördü mü? - Zannetmiyorum.

- Seni gördüyse, bize tuzak kuruyor. - nasýl?

Biz Kobe'yi alana kadar bekleyip, sonra üzerimize polisi salacak.

Bence beni görmedi.

- Derslik burada. - Tamam.

Ben Korece bilmiyorum. Amerikalýyým.

San Francisco'yu biliyor musun?

- Pek iyi bilmem. - Çok yaðmurlu.

Yaðmurlu. Serin.

Birisi bir kitabýný unutmuþ.

Affedersiniz. Benim tuvaleti kullanmam gerekiyor.

Oðlum Kobe'yi arýyordum da.

Kobe Lee. Koridorun öbür ucunda, þu taraftan.

Tamam.

Dersliðiniz çok güzelmiþ.

- Bizler New York'ta öðretmeniz. - New York demek...

Ben coðrafya öðretmeniyim.

O yüzden Kore'ye gelmek benim için büyük mutluluk.

Evet.

Siz de New York'a gelmelisiniz.

Ýçeride.

Kobe! Kobe...

Kobe!

Anne?

Anneciðim!

Kobe benim oðlum.

Onu görmem gerekiyor.

Ýnsan kendisine engel olamýyor, öyle deðil mi?

- Ne yapýyorsun burada? - Seni eve götürmeye geldim.

- Bizim evimize mi? - Evet.

Babam beni istemediðini söyledi.

Kobe, söylediði doðru deðil. Asla öyle bir þey olamaz.

- Þimdi gidiyor muyuz? - Evet.

- Eþyalarýmý da alayým mý? - Hayýr, onlarý býrakmalýsýn.

Býrakman lâzým, tamam mý? - Ama futbol topum!

- Birisine yollatýrýz. - Neden?

Çünkü uçaðý kaçýrmamamýz lâzým.

Karýmla oðlum da geliyorlar. Sizinle konuþmak çok güzeldi.

Beklerim. Karýn ve oðlunla tanýþayým mý?

Olur. Merhaba, caným. Merhaba, Kobe.

Bu benim karým, Tiffany. Bu da oðlum Kobe.

Babaný uzun bir zamandýr görmüyorsun galiba, öyle mi?

Evet, çok uzun zaman oldu.

- Kore'de ne kadar kalacaksýnýz? - Birkaç gün.

- Okula gitmeyi seviyor musun? - Ýdare eder.

Kimse okulu sevmez zaten. Çok çalýþýyor musun?

Korece öðreniyor musun? - Evet.

Sizinle tanýþmak çok güzeldi.

Korece bir þey söyle bana.

Hoþça kal.

Ýleride görüþeceðiz.

- Neden onu giyiyorsun? - Nezle olmuþum çünkü.

- Neden babam olduðunu söyledi? - Küçük bir oyun oynuyoruz çünkü.

Sen de oynamak ister misin?

Giy þimdi bunu, olur mu?

Gizli ajan gibi olacaðýz.

Yanýmdan ayrýlma, olur mu Kobe?

Anneciðinin yanýndan ayrýlma. Olur mu?

Hâlâ oyunu oynuyor olacaðýz, anladýn mý beni?

Sana yetiþebilirim.

Kobe. Kobe!

Kobe!

Anne.

Buradayým!

Kaç Kobe!

Kaç, Kobe, kaç. Koþ hadi.

Hadi caným, gel benimle. - Tiffany!

Sen taksiye binebilirsin. Ben birisini bekliyorum da.

Hadi, bu taraftan. Bu taraftan.

Bu taraftan, bu taraftan. Hadi, gel bu taraftan.

Affedersiniz, affedersiniz!

Hadi koþ, koþ!

Mark! Mark!

Binin hadi.

Dur! Durdur arabayý!

Acele et, 20 dakikamýz var.

Sen üstünü deðiþtirirken ben de çýkýþlarý yapacaðým.

Merhaba?

Biz odadan ayrýlacaðýz.

- Babama söyleyecek miyiz? - Hayýr.

- Bana kýzar mý sonra? - Hayýr, hiç kýzmaz sana.

- Peki sana kýzacak mý? - Belki, ama zamanla atlatýr.

Hadi caným, giy þunu þimdi.

Pembe ama bu! Ben pembe sevmem.

- Giy iþte. - Kýz gibi görüneceðim sonra.

Kobe, giy iþte!

Ne söylersem yapmak durumundasýn, tamam mý?

Kobe, hadi.

Bizi ABD Baþkonsolosluðu'na 11:00'e kadar yetiþtirebilir misin?

Denerim.

Ucu ucuna olacak.

- ABD Baþkonsolosluðu. - Baþkonsolosluk kapalý.

11:00'e iki dakika var daha.

Biz ABD vatandaþýyýz!

ABD vatandaþýyýz biz! Yardýma ihtiyacýmýz var!

Kobe, bir saniyeliðine benimle gelebilir misin?

Sana bir soru soracaðým, beni dürüstçe cevaplamaný bekliyorum.

Olur mu? - Evet.

Pekâlâ. Babanla mý kalmak istersin, yoksa annenle gitmek mi istersin?

Merak etme, bir seçeneðin var. - Öyle mi?

Annemle eve dönmek istiyorum.

Emin misin?

Evet.

Bir þeyden mi korkuyorsun?

Babamýn bana kýzýp beni tekrar almaya geleceðinden korkuyorum.

Tamam. Bir saniye bekleyebilir misin?

Babasý sizi ihbar etmiþ. Tutuklanmanýz için þikâyet var.

Sizi burada tutmamýzý...

...Kobe'yle ülkeyi terk etmenize mâni olmamýzý istediler.

Bayan Rubin'e çocuðun tüm velayet haklarýný veren mahkeme emriyle...

...Kobe'nin babasý için tutuklama emri var elimizde.

Ofis pazartesiye kadar kapalý.

Yani o zamana kadar...

...Kore'den gönderilen tutuklama emirlerini bile okuyamayacaðýz.

Kobe için geçici bir pasaport düzenleyeceðiz.

Konsolosluk topraklarý içinde olduðunuz sürece güvendesiniz.

Fakat havalimanýna vardýðýnýzda, maalesef yalnýz olacaksýnýz.

Chris, Kobe'yi aldýk. Evet.

Hadi caným, þimdi tekrar takmak zorundasýn, tamam mý?

Teþekkürler.

Alýn þimdi.

Pekâlâ Kobe, þimdi evcilik oynayacaðýz, tamam mý?

Bir aile gibi davranacaðýz. Bu da oyunun bir parçasý olacak.

- Tokyo mu? - Biletleri deðiþtirdim.

New York'a giden bir uçakta bizi arýyor olacaklar.

Tokyo'da aktarma yapacaðýz.

Bu iþ hoþuma gitmedi þimdi.

Biraz bekleyelim, bakalým mola falan verecekler mi?

Kobe, oyun devam ediyor, tamam mý?

Tamam. Þimdi Mark'la beraber gidip o ne derse onu yapacaksýn.

Tamam mý? - Oyun deðil, öyle deðil mi?

Evet, oyun oynuyoruz ama bu ciddi bir oyun.

O yüzden senden ciddi davranmaný isteyeceðim.

Ayný saklambaç oynar gibi. Tamam mý?

Biliyor musun? Seni bulmak için o kadar çok yol geldim ki...

...bir daha seni asla, asla býrakmayacaðým.

Tamam mý?

Þimdi Mark ne derse onu yap.

Bavullardan birini alýr mýsýn?

Neden babam olduðunu söyledin?

Nasýl desem ki...

...doðrusu, birilerini kandýrmaya çalýþýyorduk.

- Babamý mý? - Evet. Herkesi kandýrýyorduk.

Sana kýzacak mý?

Belki kýzar, ama sana kýzmaz. Çünkü sen bir kabahat iþlemedin.

Sana her þeyi biz yaptýrdýk.

Komik giysiler bile giydirdik sana.

Kýz gibi mi görünmem lâzýmdý?

Evet. Bir mahzuru var mý?

Üç taþ oynamayý sever misin?

- Severim! - Öyle mi? Ýyi misindir?

Þimdi bir oyun oynayalým mý? - Olur!

Pekâlâ.

Ama beni fazla zorlama þimdi, olur mu?

Uzun zamandýr içeride.

Belki hastadýr.

Ýyi misiniz?

Kabin görevlisini çaðýrayým mý?

Affedersiniz.

Merhaba, Tiffany.

Buraya gelecek kadar aptal olmadýðýný sanmýþtým.

Hiç insan dostuyla böyle konuþur mu?

Sen dostum deðilsin, Jeff.

- Kobe nerede? - Sana söyler miyim sanýyorsun?

Polisi çaðýrýrým. - Ararsan ara.

Buradaki yasal velisi benim. Seni hemen tutuklattýrabilirim.

Býrak da gideyim, Jeff.

Onu bana verirsen, gitmene izin veririm.

Asla vermeyeceðim onu sana.

Hapiste ona annelik edebileceðini mi sanýyorsun?

Öyle mi dersin?

Kobe'ye sahte pasaport çýkarmaktan sen kaç sene yiyeceksin acaba?

- Bana blöf mü yapýyorsun? - Niye bunu yapýyorsun, Jeff?

Senin kurallarýnla yaþamýyorum.

Kimsenin kurallarýyla yaþamýyorsun.

Dinle beni.

Gel bir anlaþma yapalým, tamam mý? Paylaþalým onu.

Onu benimle býrak, tatilde onu geri getireceðim.

Hayýr.

O zaman en azýndan gitmeden önce onu bir kez daha göreyim.

Sen beni aptal mý zannettin?

Ben onun babasýyým.

Onu sevdiðimi söylemeliyim. Herkes babasýndan bunu duymalý.

Ama onu sevmiyorsun ki, Jeff.

Seviyor olsan, bu þekilde davranmazdýn.

Benden öç almak için yaptýn.

Beni terk etmeyecektin. Her þey çok güzeldi. Gerçek bir aileydik!

Sen aile nedir, bilmiyorsun.

Hoþça kal, Jeff.

Affedersiniz, pardon. Affedersiniz.

Affedersiniz, üzgünüm. Pardon. Affedersiniz.

Anne!

Bil bakalým ne oldu?

- Oyun bitti. - Uçak kalkana kadar bitmiþ sayýlmaz.

Hanýmefendi?

Evet?

Vejetaryen yemek mi ýsmarlamýþtýnýz?

Hayýr.

Jeffrey Lee, Guam'da ABD'ye giden bir uçaða bilet alýrken...

...tutuklandý ve çocuk kaçýrmak suçundan hapse girdi.

ABD Dýþiþleri Bakanlýðý'nýn raporuna göre, aile üyelerince...

...yabancý ülkelere kaçýrýlmýþ olan 1621 Amerikalý çocuk bulunmaktadýr.

Çocuðunuzun kaçýrýlmýþ olduðunu düþünüyorsanýz...

...Ulusal Kayýp ve Ýstismara Uðrayan Çocuklar Merkezi'ne...

... www.missingkids.com adresinden ulaþabilirsiniz.

TVRip: verbalkint

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.