All language subtitles for Young.Sheldon.S03E03.HDTV.x264-SVA

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese Download
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

Young Sheldon'da daha önce...

Dr. Linkletter!

Seni kız arkadaşımla tanıştırayım,

Connie Tucker.

Connie, sen Teksas'ta mı büyüdün?

- İlk banyomu kovboy şapkasıyla yapmışım. - Aman Tanrım.

Güzel olduğun kadar esprilisin de.

Hani seni bilmesem, şu an

sevgilimle benim önümde flörtleştiğini sanacağım.

Alo?

Selam, Dr. Linkletter.

- Ben Connie Tucker. - Connie.

Bu şerefi neye borçluyum?

- Senden bir şey rica edeceğim. - Tabii ki, edebilirsin.

Bunu bir akşam yemeğinde konuşmak ister misin?

Onu başka zamana ertelemeyi tercih ederim.

Torunum senin fizik dersine girebilir mi diye soracaktım,

John şey olana... dönene kadar.

- Ruh hastalıkları hastanesinden mi? - Evet.

Hani sana daha önce de orada yattığını anlatmadığı?

- Evet. - Bana sorarsan,

bu onu açısından oldukça ahlaki bir seçim.

Dersine girebilir mi giremez mi?

Girebilir tabii.

Ama ben daha önce hiçbir çocuğa ders anlatmadım.

Tuvalet eğitimi var mı?

Öğretmenler her zaman benden etkilenmişlerdir.

Pekala, şimdi...

Ve benim üniversitedeki yeni hocam da istisna değildi.

Bunun nedeninin binde bir görülen zekam olduğunu düşünebilirsiniz.

Ama ondan çok daha fazlasıydı. Mesela benim

harika bir mizah anlayışım da vardı...

...ki bu da entropinin artmasıyla açıklanır.

Efendim, Sheldon?

Entropi. Devir değişti, e o da değişti.

Ayrıca, işler zorlaştığı zaman

ben hep ilginç bir bilgiyle ortamı neşelendirmeye hazır olurdum.

İlginç bir bilgi: İnkalıların eskiden

bürokratik kayıtlarını "quipu" denen düğümlenmiş sicimlere kaydettiklerini biliyor muydunuz?

Q-U-I-P-U. Quipu.

Nedeni ne olursa olsun, ben kesinlikle onun favori öğrencisiydim.

Connie! Seni burada görmek ne güzel.

Baksanıza, nasıl da gülüyor.

Bana bir türlü doyamıyordu.

Sheldon, eğer ilgini çekerse,

eski bir arkadaşımın haftaya

robotik iletişim matematiğiyle ilgili bir dersi var.

- Gerçekten mi? - Evet. Eğer anneannen

seni götürmek isterse, hep birlikte gidebiliriz.

-Akşamı derste geçiririz. - Aa, mutlaka orada oluruz.

Ama bir saniye, daha hangi akşam olduğunu bile bilmiyoruz.

- Perşembe. - Aa. Perşembe günü bana pek uymayabilir.

- Perşembe günü sana çok uygun. - Harika.

Sen nereden biliyorsun ki?

Biliyorum tabii. Pazartesileri bovlinge gidiyorsun,

salıları su aerobiğin var, çarşambaları salsa dansın var,

cumaları da beni buraya getiriyorsun.

Perşembelerin gayet müsait, ama artık değil gerçi.

- Görüşürüz o zaman. - Harika.

Öncesinde bir akşam yemeği de yiyelim mi?

- Ooo... - Dur bakalım.

Seninle biraz konuşabilir miyim?

Yetişkinlerin konuşması lazım.

Bunun nedenini anlayamadım.

Torunumun önünde gelmiş bana çıkma teklifi ediyorsun, ben de reddedemiyorum.

Anlamışsın işte.

Kendini çok zeki sanıyorsun.

İki tane doktoram ve perşembe günü seninle randevum var.

Young Sheldon 3x3 - An Entrepreneuralist and a Swat on the Bottom

Çeviren: beetlepoet twitter.com/bayancingilbort

İyi seyirler :)

Sen Mountain View Şekerleme'den bir şey mi sipariş etmiştin?

Evet. Sağ ol.

Bu ne ki şimdi?

Koca bir kutu şekerleme işte.

Birisi şekerleme mi dedi?

Şu robotik dersi gerçekten ufuk açıcı olacak.

Robotik iletişimle ilgili bildiğin her şeyi unutmaya hazır ol.

Ayçöreğim, buna gidebileceğimizden pek emin değilim.

Ama niye? Senin müsait olduğunu biliyoruz,

e ben de çocuğum, bu yüzden ben de müsaitim.

Bu iş biraz karışık.

Burada öylece oturuyoruz

ve bir şeyler hakkında konuşmamız gerekiyor.

Bu konuyu atlasak olmaz mı?

Sanırım ikimiz de bu sorunun cevabını biliyoruz.

Peki.

Burada yetişkinlerin ilişkileri hakkında bazı dinamikler var,

senin de bunlardan henüz haberin olmayabilir.

Ben kuantum kromodinamiklerini severim,

termodinamiği de öyle

belki yetişkin dinamiklerinden de hoşlanırım. Anlatsana.

Yani diyorum ki Dr. Linkletter'ın

sana özel ilgi göstermesinin nedeni

benimle daha yakın olmak istemesinden dolayı olabilir.

Neden?

Bu konuda bana güvenmen lazım.

Yani onun aslında benim derse gelmemi istemediğini mi

- söylemek istiyorsun? - Hayır,

onun aslında benim dersine gelmemi istediğini söylüyorum.

Ama bu mantıksız.

O senin Dr. Sturgis ile birlikte olduğunu biliyor.

Ve işlerin karıştığı noktaya geri döndük,

bu yüzden boşver gitsin.

Denerim, ama bir şeyleri boşvermekte çok da iyi değilim.

Hey, ne alıyorsun?

- M&M? - Süper.

Yerfıstıklı mı sade mi?

Başım belada mı?

Paranı o makinaya kaptırırsan, evet.

Ne?

Ben aynı şeyi yarı fiyatına satıyorum.

İyiymiş. Abba-Zaba var mı?

Abba-Zabam var mı?...

Var mı?

Var.

Tam, sosyal bir durumu çözmek için yardımına ihtiyacım var.

Şu an öğle yemeğimi seninle yiyorum.

Sence ben doğru kişi miyim?

Dr. Linkletter beni robotik ile

ilgili bir derse davet etti, ama anneannem de

onun bunu sadece onunla vakit geçirmek istediği için yaptığını söyledi.

Yani bana erkeklerin kadınlarla buluşmak için yaptıkları saçma şeyleri mi soruyorsun?

- Evet. - Peki, o zaman sana yardım edebilirim.

Tabii ki ederim. Geçen hafta, Jessica Geiger'a

Karateci Çocuk Bölüm II'de figüran olduğumu söyledim.

İşe yaradı mı?

Tekrar söylüyorum,

şu an öğle yemeğimi seninle yiyorum.

Grant Linkletter.

Ben Sheldon Cooper. Sessizce konuşuyorum

çünkü sizi kütüphaneden arıyorum.

Merhaba, Sheldon. Sesini duyduğuma sevindim.

Siz niye fısıldıyorsunuz? Yoksa siz de mi kütüphanedesiniz?

Doğru dedin.

Sana nasıl yardımcı olabilirim?

Anneannem beni derse getirmek istemiyor

çünkü sizin beni onunla buluşmak için kullandığınızı düşünüyor.

Anlıyorum.

Eh, sen akıllı bir delikanlısın.

Sen ne düşünüyorsun?

Bence o haksız ve siz de beni davet ettiniz

çünkü dersin konusunu ne kadar sevdiğimi biliyorsunuz.

Kesinlikle öyle.

Sen düşündüğümden de zekiymişsin.

Biliyordum.

Anneannem gerçekten yanılıyor.

Ay sanki gerçekten kitap okuduğunuz var da.

Sen gerçekten dokuzuncu sınıfta mısın?

Çünkü on birinci sınıftakilerin lezzet anlayışına sahipsin. Hadi bakalım.

Hey, Veronica.

O da neydi öyle?

Ufak bir iş yürütüyorum da.

Dikkat et. Ablam okulda bir şeyler sattığında

kendisini ıslahevinde buldu.

Öyle bir şey değil ya.

- Şekerleme sadece. - Ne kadar girişimci ruhlusun.

Etkilendim.

Etkilendim... etkilendim... etkilendim.

♪ Def Leppard - Pour Some Sugar On Me ♪

Eh ne diyebilirim ki? Ben tam bir girişimciselim.

Öyle bir kelime var mı?

Bilmem. Ama parası olunca insan

bir şeyler uyduruveriyor işte.

Peki madem, kolay gelsin.

Baksana, sende tam Kit Kat alacak tip var.

Müjdemi isterim.

Nihayet beni derse götürebilirsin.

Nedenmiş?

- Dr. Linkletter'a dedim ki sen... - Dur.

- İçeri geç. - Niye?

Çünkü bu sokakta yaşayan çocuklar var

ve onların birazdan ağzımdan çıkacakları duymalarını istemiyorum.

Tam olarak... Dr. Linkletter'a

- ne dedin? - Dedim ki,

"Alo. Ben Sheldon Cooper.

Sessizce konuşuyorum çünkü sizi kütüphaneden arıyorum".

- O da dedi ki... - Özet geç.

Beni seninle vakit geçirmek için kullanmıyormuş.

Öyle dedi. Sen yanlış düşünmüşsün.

Senin bu işe karışmaman gerekiyordu, Sheldon.

Kızgın görünüyorsun. Yoksa haksız

olduğun için kendinden utandın mı?

- Hayır. - Emin misin? Ben olsam utanırdım.

Ben haksız değilim.

Sana yalan söylüyor, Sheldon.

- İlginç. Kime inanacağımı şaşırdım. - Öyle mi?

Burada anneannen dururken daha doğru düzgün tanımadığın adamın birine mi inanacaksın?

Eh, onlardan birisi benim gerçekten zeki olduğumu söyledi

ve bir tanesi de şu an beni azarlıyor.

Bu konuyu kapatıyoruz.

Ayrıca seni de o derse götürmüyorum!

- Ama ben gerçekten gitmek istiyorum. - Çok üzüldüm!

Sen inanılmaz derecede bencilsin.

Efendim?

Senin sadece kendi istediklerin umrunda.

Benim ne istediğim umrunda değil.

Sen bencilsin.

Neden gözlerini kırpmayı bıraktın?

Anneeeeeee!

- Anneannem popoma vurdu! - Ne?

Niye ki?

Ben bir şey söyledim, o da olmaz dedi,

ben de ona bencil dedim ve o da delirdi!

Dur bir onu arayayım.

Nasıl yani?

Gidip ona ellerine sağlık demek istemiyor musun?

Afedersiniz?

Mücevher almak istiyorum da.

Tabii elbette, ne için?

Genç bir hanıma özel bir şey

hediye etmek istiyorum.

Ne kadar tatlısın...

- Öyleyim bence de. - Peki ne almayı düşünüyorsun?

Kolye mi, bilezik mi, yoksa küpe mi?

Hmm... Boynu, bilekleri ve kulakları arasında seçim yapmak zor.

Hepsi gerçekten yakıyor yani.

Anneannene çok kaba davranmışsın.

Babam ona hep kaba davranıyor.

Bu... konumuz bu değil.

Bir şeyler söylemek ister misin?

Evet. Bu derse gerçekten gitmek istedim

ancak anneannemi ne kadar kızdırdığımın farkındayım.

Peki hanginiz beni götürecek?

Kimse seni götürmeyecek.

Derse gitmeyeceksin Sheldon.

Siz ikiniz anneannemden de bencilmişsiniz.

Ne kadar ceza verdiler?

1 ay.

İyi yapmışlar.

Bak sana ne yapacağını anlatayım.

Bu paketle bu paketi karıştırıyorsun ve... mm, harika.

Benden iki paket almamı istiyorsun.

Ben senin mutlu olmanı istiyorum.

İyi.

İşte şimdi mutlu olan benim.

- Veronica. - Aa, selam.

Gelsene. Sana bir şey vermek istiyorum.

Ooo, şeker mi yoksa?

Hayır, ama gerçekten tatlı bir şey.

Georgie, ne yaptın sen?

Açsana.

Bu pahalı bir şeye benziyor.

Öyle. Fiyat etiketine bak istersen.

100 dolar mı?

Bu vergisiz fiyatı.

Ben bunu kabul edemem.

- A-ama ben bunu sana aldım. - Ne yapayım, almasaydın keşke.

Seni bir türlü anlayamıyorum.

Sana güzel bir şey almak için o kadar uğraştım

ama sen onu istemiyorsun bile.

Georgie, bu kadarı fazla!

Yani beni ortalığa para saçarak etkileyemezsin.

Emin misin?

"Maddi Kız" şarkısında Madonna'nın hoşuna gitmişti ama.

Dünyanın artık benim için anlamı kalmamıştı.

Bir yetişkin bana yalan söylemişti, anneannemle aramız bozuktu,

ebeveynlerimle de başım beladaydı.

Bütün bunları düzeltmenin bir yolunu bulmalıydım.

- Ben gidiyorum. - İyi, bay bay.

Gitmeden önce, sana şunu vermem lazım.

Televizyon keyfimi bozuyorsun. Ne var?

Geceye kadar dönmüş olurum ama eğer olur da dönmezsem,

bu zarfın içinde nerede olacağım yazıyor.

Gerçekten lazım olana kadar sakın açma.

- Bu kadar mı? - Evet.

Bay bay.

"Ben gider gitmez bunu açacağını biliyordum.

Seni yolundan alıkoymak için,

gittiğim yeri kodlayarak yazdım".

Salak ya.

Merhaba.

Dallas otobüsü Rusk'ta duruyor değil mi?

Evet.

Bir bilet alabilir miyim, lütfen?

Alabilmen için yanında bir yetişkinin olması lazım.

Aa, bilmiyordum.

Kural böyle.

Sadece hastanede yatan arkadaşımı ziyaret etmek istemiştim.

Öyle herhangi bir hastanede değil,

psikiyatri hastanesinde.

Kendisi aslında teorik fizik dalında müthiş bir bilim adamıdır.

Adı Dr. John Sturgis, belki duymuşsunuzdur. Neyse,

kendisi harika biridir. Boyumuz neredeyse aynı...

Ve sonra anneannemle aralarında bir aşk doğdu,

tabii aralarında bazı pürüzler de çıkmadı değil.

Ben de onlara bir ilişki anlaşması

hazırlamalarına yardım ettim. Sözleşme hazırlamaya bayılırım.

Ama bazı şeyleri kendim hazırlamayı sevmem. Enteresan.

Her neyse, o araba kullanamıyor.

Belki bir gün otobüse bindiğinde onunla tanışırsınız.

Sonracıma, her ne kadar ben onun en sevdiği torunu olsam da

benim popoma vurdu.

Fiziksel olarak o kadar acımadı aslında,

ama duygusal olarak canımı çok yaktı.

Al bakalım. Rusk'tan geçen Dallas otobüsüne bir bilet.

Ama bu kurallara aykırı.

Ben yetişkinim, ben aldım.

Aa, yasal bir boşluk. Teşekkür ederim.

Size "yasal boşluk" kelimesinin kökenini anlatırdım

ama otobüse yetişmem lazım.

- Tarzan, senin öldüğünü sanmıştım. - Ben geldim!

Hoş geldin.

Hoşbulduk bebişim. Sheldon nerede?

Bilmem, gitti.

Gitti mi? Nereye gitti?

Bana söylemedi ama şu acayip mektubu yazmış.

Hava karardıktan sonra açın

- Ne zaman gitti? - Bir saat önce.

Bir saat önce mi?!

Ona gitmemesini söyledim.

- Burada oturan var mı? - Yok.

Tek başına seyahat etmek için biraz küçük değil misin?

Evet, ama bilinçli bir yolcu sayılırım.

Teksas eyaletinin bütün otobüs tarifelerini ezberledim.

- Sorun isterseniz. - Yok, teşekkürler.

Peki, ama olur da Waco'dan gelen otobüsün Houston'a

varış saatini merak ederseniz, sorabilirsiniz.

4:15'te, cumaları hariç.

Cumaları Huntsville'de duruyorlar çünkü.

Bu koltuğun boş olmasına şaşırmadım.

Yarın görüşürüz.

Öf Georgie ya...

"Sinirlenmeden önce söyleyeyim,

bu bana sadece 10 sente mal oldu".

Gülümsediğini gördüm.

Git başımdan, Georgie!

İster ye, ister koluna tak, sana kalmış.

Noktalar ve çizgiler...

Belki de bu Mors alfabesidir.

Nerede o?

Bizce bu Mors alfabesi. Ne yazıyor?

Ben nereden bileyim ya.

Ne demek nereden bileyim? Sen orduda görev yaptın.

Evet ne olmuş? Şınav da çekemiyorum mesela.

Eh, o başka bu başka.

Peki, nasıl okuyacağız bunu?

Sheldon'a soralım derdim ama gitme dediğim halde çekip gitti.

Buralarda bir yerde Mors alfabesi ile ilgili bir kitap olmalı.

- Tamam, nereye bakacağız? - Bilmiyorum ki.

- Kart kataloğuna nasıl bakıldığını biliyorum. - Haydi, çabuk!

Kiimseye bir hayrın yok, değil mi?

Öğle yemeğinde ton balığı mı yediniz,

yoksa hep böyle mi kokarsınız?

Efendim?

Öğle yemeğinde ton balığı mı yediniz yoksa...

Duydum onu. Seni yetiştiren kim onu merak ediyorum.

Annem ve babam, ve sanırım anneannem.

Eh, görünüşe göre pek de becerememişler.

Bir de bana sorun.

Gerçekten zor bir hafta geçirdim.

Buna pişman olacağıma eminim ama...

Ne oldu?

Size neler olduğunu anlatmadan önce,

robotik iletişim matematiği hakkında ne kadar bilginiz var?

Sorun değil. Sıradan bir otobüs yolcusunun anlayacağı şekilde anlatırım.

Robotlar arasında oldukça geniş bir protokol düzeni...

- Nokta, nokta, nokta. - Ee, "S".

Tamamdır.

- Nokta. - "E."

- Peki. - Yine nokta, nokta, nokta.

- Ee, yine "S". - Tamam.

Şu ana kadar ne çıktı?

"Otobüse bineceğim.

Size otobüslerle ilgili ilginç bir bilgi..."

- Şaka mı bu yaa, Tanrım. - Of yaa!

Senin bu profesör arkadaşın kaç yaşında?

73 buçuk.

Peki sen neden onu ziyarete gidiyorsun?

Çünkü o gitmeden önce her şeyin bir anlamı vardı,

ama şimdi benim tarafımı tutan kimse yok.

Yani sen seni anlayacak tek kişinin akıl hastanesinde yatan

- birisi olduğunu söylüyorsun? - Doğru.

Şu ana kadar söylediğin tek doğru şey bu.

Bu bilgilerin gerçekten ilginç olduğunu mu sanıyor?

Başlama şimdi.

Tamamdır, çözdüm. Rusk'a gidiyor.

Hastaneye, John'u görmeye gidiyor.

- Ben polisi arıyorum. - Çabuk!

- Sheldon hapse mi girecek? - Ay hayır!

Tüh bee.

Ve onlar da beni cezalandırdılar. Buna inanabiliyor musunuz?

Evet.

Ama ben yanlış bir şey yapmadım ki.

Senin her yaptığın yanlış.

Gerçekten kaba ve nankörce davranmışsın.

Cidden böyle mi düşünüyorsunuz?

Anlattığın hikayedeki tek bencil kişi sensin.

"Karanlıktaki Şeytan" adında bir Uzay Yolu bölümü vardı,

orada madenciler Horta'nın canavar olduğunu sanıyorlardı

ama aslında asıl canavar onlardı,

çünkü Horta'nın yumurtalarını yok ediyorlardı.

Yani durumun buna benzediğini mi düşünüyorsunuz?

Tabii.

Eyalet polisleri mi?

Niye gelmişler merak ettim.

Meğer benim için gelmişler.

İlginç bir bilgi: bu, emniyet görevlileri

tarafından eve getirildiğim yedi seferden bir tanesiydi,

hatta bir keresinde bir atın arkasında getirmişlerdi.

Geliyorlar!

Otobüsteki kibar bir yabancı sayesinde

ailemi ne kadar üzdüğümün farkına varmıştım

ve onlara bildiğim en iyi şekilde dilemem gereken bir özür borcum vardı.

Hayır, sakın ateş etme!

- Öldür onu! - İlk ateş eden ölür.

Bu şey 50 adamımı öldürdü.

Sen onun binlerce çocuğunu öldürdün.

Ne?

Şu yuvarlak silikon şişkin şeyler

var ya, hani toplayıp yok ettiğin? Onlar onun yumurtaları.

Anlat onlara, Mr. Spock.

Bu gezegende Hortalar nesillerdir yaşadı...

Bence size bunu izletmemin sebebini anladınız.

Yoo.

Bu bir özür.

Ben madencilerdim, sizse Hortaydınız.

Sadece "özür dilerim" desen olmuyor muydu?

Vay be, gerçekten anlamamışsınız.

Haydi tekrar izleyelim.

...yaşayan yumurtalar.

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.